MI_30092021_1635

YAZGI (ALDIRMA GÖNÜL) FİNAL OLDU

Bölümümüz bayağı uzun bir bölüm oldu. Çünkü hem giriş hem ilk bölüm olduğu için tanışma evreleri filan  var. Bu yüzden  bayağı  uzun bir bölüm sizi bekliyor. Umarım sıkılmadan okursunuz. (: Sizden tek ricam oy vermiyorsanız bile hikayemiz hakkındaki fikirlerinizi benimle paylaşmanız. Çünkü biliyorsunuzki hikayemiz gerçek yaşanmış hikayelerdir. Bu yüzden yeri bende ayrı. lütfen hikayemiz hakkındaki yorumlarınızı ve düşüncelerinizi benimle paylaşın. Neyse ben sizi bölümle baş başa bırakayım.

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Bölüm şarkısı – Ahmet Kaya- Pencerisiz Kaldım Anne

Kadife den kesesi kahveden gelir sesiiii, oturmuş kumar oynar ah ciğerimin köşesiii.

Beyza duyduğu sesle midesinin bulandığını hissetti. Annesi her zamanki gibi alkolün dibine vurmuş dili dolaşarak, sigara ve alkolün çatallaştırdığı sesi ile mahalleyi ayağa kaldırıyordu. İçinden dualar ediyordu dostu olacak şerefsizinde yanında olmaması için. Kapının kilit sesiyle battaniyeyi hızla başına çekti.

Babasına ve kaderine kızıyordu. Bir kadının rahmine atılan  tohumla ve beş dakikalık zevkle bitmiyordu her şey,aksine yeni başlıyordu. Bir pavyon gülünün o akşamki bilmem kaçıncı müşterisinin tohumlarıyım acaba diye düşündü. Sayısını bilmediği kadar beraberlik sonucu rahme düşen bir tohum ve ömür boyu taşıyacağı bir ünvan,”Piç.”  Anesini ve bu hayatı çekecek gücü kalmamıştı. Küçüklüğünden beri hep ezilip dışlanan taraf olmuştu. Bunların çoğu annesi yüzünden olsa da, babasız oluşu ve dış görünüşü de en büyük etkendi dışlanmasında. Soluk bir ten,beyaza yakın tuhaf bir sarı olan saçları ve çelimsiz vücudu. Bunlar çocukların acımasızlıklarını gün yüzüne çıkartmaları için yeterliydi.

Battaniyenin  altından korkarak nefes alıyor kalp atışları küçük bir kuşun ürkekliğini aratmıyordu. Birden bir el  hissetti kalçalarında. Nefesini tutup bu iğrenç anın bir an önce geçmesini istedi. Bıkmıştı artık bu Cengiz denen pisliğin tacizlerinden. Korku ile gözlerini yumdu. Nerdeydi annesi olacak lanet kadın? Beyza korkuları ile boğuşurken adam sesinin duyulmasından bile korkmadan iğrenç bir ses tonu ile konuştu.

” Bu gün her şey bitecek yavrum. Sen bu gece benim olacaksın.” Eli battaniyenin  altına kayarken Beyza nefesini tutmuş sanki donup kalmıştı. Gözlerini daha da sıkı kapatarak yaşların akmasına izin verdi. Bu lanet ev neden bir oda ve salondan oluşuyordu sanki. Bir odası olsa kapısını kilitlerdi ve  salon da yatmak zorunda kalmazdı. Ama bu adi pisliğe kilit bile engel olamazdı ki. Korkudan uyuşan beyni adamın tekrar söze girmesi ile yeniden devreye girdi.

” Uyanık olduğunu biliyorum. Hem uyuma da zaten. Seninle çok işimiz var.”
Diyerek iğrenç bir kahkaha attı. ” Bunca yıl anan olacak kart fahişeye neden katlandım sanıyorsun? Sırf senin için.” İkinci bir sesle kalçalarındaki el aniden geri çekildi.

” Cengiz’im hadi odaya gelsene.” Adamın hareket lerindeki telaşı göremeyecek kadar sarhoştu kadın. Beyza bir anlık bile olsa derin bir nefes aldı. Korkuyordu bir an önce sabah olması için içinden bildiği tüm duaları okuyordu. Adam karşısındaki kadını baştan ayağı yüzünü buruşturarak süzdü. Yıllardır bu muşmula suratlı kadını çekiyordu sırf şu yatakta yatan tazecik beden içindi bunca eziyet. Yerinden yavaşça kalkarak kadına yaklaştı buruşmaya başlamış tenine tiksinerek baktı.

” Bıldırcınım senin şu kızı kaldır da bize bir çilingir sofrası kursun.” Yatağı işaret ederek Beyza’yı gösterdi. Adamın sözleri ile kadın yüzüne yayılan bir gülümseme eşliğinde onaylarcasına başını sallayarak, sarsak adımlarla yatağa yaklaşıp kızını dürttü.

“Kalk kız sünepe. Baban geldi.” Kalkmak istemeyen kızını bu defa daha sert dürttü. ” Kime diyorum? Kalk saçını başını yoldurma bana.”

Beyza korkarak ve gözlerinde ki nefretle battaniyeyi üzerinden attı. Annesinin yüzüne tiksinerek bakıp hiç bir şey söylemeden mutfağa geçip rakı yı ve bardakları getirerek salondaki küçük masanın üzerine sertçe  bıraktı. Annesi ve şeytan kılıklı dostunu uygun olmayan bir şekilde görünce hızla arkasını dönüp mutfağa koştu. Gördüğü görüntü ile midesi bulanıyordu fakat içeri dekilerin de susmaya niyeti yoktu.

” Bu nasıl kız böyle Bıldırcınım başımıza geçirecekti az daha masayı. Hem nerede meze filan? Böyle çilingir sofrası mı olur?”

Kadının ayaklanmaya çalışıpta beceremediğini görünce onu tekrar oturtarak önündeki kadehi doldurdu. Amacına ulaşmasına az kalmıştı onun için biraz daha oyalayıp içirmesi gerekiyordu. Mutfağa doğru seslendi.

” Beyza meze getir masaya.” Beyza küçük mutfakta korkudan ileri geri gidip geliyordu. İçerden gelen sesle dolaptan peynir çıkardı. Kavunu da çıkararak çekmeceyi açıp bıçağı aldı ve doğramaya başladı. Bir taraftan başına gelecek olanların korkusu ile dua ederken diğer taraftan söyleniyordu.

” Allah belanızı versin. Zehir zıkkım olsun da kan kusun.” Sinirden ve korkudan akan göz yaşlarını elinin tersi ile sildi. Çıkıp gitse ne olurdu şimdi? Ama çıkamazdı. Bu mahallenin gündüzü bile tekin değilken gecesinde nasıl çıkardı dışarı. İçerden gelen  seslerin kesilmesi ile, korkuyla bıçağı daha sıkı kavradı.

Cengiz yanında ki sandalye de sızıp kalan kadınım yarı çıplak haline bakarak burun kıvırdı. Bu kadın nasıl onu sevdiğini zannediyor duki? Onun gözü ilk günden beri kızındaydı. Açık olan fermuarını kapatma gereksinimi bile duymadan mutfağa doğru ilerledi.

Beyza kendi, kendine konuşuyor bir taraftan da bir şeylerle uğraşıyordu. Her hareketini izleyip kızın hiç beklemediği anda arkasından sarıldı. Beline dolanan kollarla çığlık atan kızı, ağzını kapayarak susturmaya çalıştı.

” Sakin ol yavrum.” Kulağına doğru söylenen sözlerle ürperen Beyza, kalçaların da hissettiği sertlikle korkarak tepinmeye başladı. Ama adama fayda etmiyordu çünkü neredeyse Beyza’nın iki  katıydı.

” Böyle tepinmeye devam edersen canın çok yanar benden söylemesi.” Giydiği tişörtten açıkta kalan kollarına yönelen dudakları ve  ağzını kapatan eli umursamadan bağırıp tepiniyordu Beyza. Adam hiç etkilenmiyordu aksine zevk alıyor gibi bir hali vardı.

” Demek mutfak fantezisi istiyorsun? Bana uyar yavrum.” Diyerek Beyza’yı bir hamle de sertçe yere yatırdı. Bu hareketle  ağzını kapayan el den sonun da  kurtulmuştu. Adamın iğrenç dudakları göğüslerine değip geçerken vücudunu sanki yırtıcı bir hayvanın parçalayıp geçtiğini hissediyordu kız. Dudak larıyla birlikte elleri de boş durmuyor bedenine temas ettiği her nokta da tarifi mümkün olmayan acılar bırakıyordu.Beyza gözlerinden boşalan yaşlar ve yalvaran bakışları ile adama baktı.

” Yalvarırım yapma. Ne istiyorsun benden?”Adam transa geçmiş gibi hareket ediyor duymuyordu bile. Üzerindeki tişörtün yakasını bir hamle de yırtarak Beyza’nın  göğüslerini ortaya çıkardı. Çırpınmaktan nefessiz kalma noktasına gelmişti. Bu iğrençliği hak etmemişti. Hayalleri vardı,yaşayamadığı bir sürü hayalleri. Sonu annesi gibi olmayacaktı. Bir şeyler yapıp bu adamdan kurtulmalıydı sonunda kendi canından olsa bile bu adamın bedenine,ruhuna,sahip olmasına izin vermeyecekti. Derin bir nefes almaya gayret ederek bulanıklaşan zihnine hükmetmeye çalıştı. O sırada  göğüslerine eğilen adamın yüzüne can havliyle ile tırnaklarını geçirip yırttı. Bu hareketi ile canının acısından  geri çekilen adamın altından tam çıkacakken bacağından tekrar yakalamıştı.

” Rahat dur küçük fahişe canını yakarım! Ananın elaleme verdiğini sen benden mi saklıyorsun!?Sen de o gibi değil misin? Enin de sonun da düşeceğin yer pezevenklerin,sarhoşların kucağı.” Diyerek Beyza’nın  tuttuğu bacağından çekip tekrar altına aldı. Beyza ise attığı çığlıkla yeniden debelenmeye başladı.

” Ben annem gibi değilim anladın mı beni şerefsiz. Bırak beni yemin ederim öldürürüm kendimi.” Adam attığı iğrenç kahka sonrası söylendi.

” Ben alacağımı alayım da sen ne bok yersen ye! İnşallah ilk dokunan  benimdir. Gerçi anan seni başkalarına muhakkak peşkef çekmiştir ama olsun.”

Beyza korkunun iliklerine kadar işlediğini hissedince panikle tekrar tepindi. O sırada dudakları mahrem yerlerine doğru yönelen  adamın erkekliğine tekme gelince üzerindeki adam can havliyle geri çekildi.

Beyza bu fırsattan yararlanmak isteyerek ayağa fırlayıp,  tezgahtan kaptığı bıçağı adamın yerden kalkmasına izin vermeden  kıvranan adamın beline  iki defa sapladı.  Adamın iri cüssesinin tamamen yere serilmesini donuk bakışlarla izlerken hissettiği tek şey gözlerinden akan yaşların yüzünde bıraktığı serinlikti.

Bilinçsizce mutfak kapısının önüne oturup yerdeki adamı seyretmeye başladı. Yere birikmeye başlayan küçük kan göleti ile bakışları ellerine kaydı. Byaz teni al renge boyanmıştı. Bu görüntü karşısında midesi bulanmaya başlayınca koşturarak banyoya gidip midesini  boşalttı. Başını lavobodan kaldırınca  yüzün de gördüğü kan lekeleri ile iyice kötü olurken hemen ellerini ve yüzünü yıkamaya başladı. Korku ve panikten elleri titrerken yüzündeki dehşet ifadesi ile yaptığı şeyin farkına yeni vararak hayretle konuşmaya başladı.

” Nasıl yaptım Allahım!? Ben ne yapacağım şimdi?”Titreyen elleri ile önüne dökülen saçlarını geri attırırken aynada kendi korku dolu bakışları ile karşılaştı. Sinirle banyo lavobosuna vurup bir yandan da haykırıyordu. ” Nasıl! Nasıl! Nasıl yaptım? Lanet olsun sana anne! Yemin ederimki aldığım  her nefeste lanetim üstüne olacak! Benim hayatımı mahvettin sen!” Göz yaşları yanaklarından tekrar süzülürken fısıltıyla aynı kelimeyi sürekli tekrarlıyordu. ” Mahfettin.”  Acınası bir haldeydi bu yaşına kadar. Çünkü hiç bir zaman onu düşünüp üzülecek kimsesi olmamıştı. Anneler çocuklarına kıyamazken onun ki hayatını mahfetmişti. Pavyon gülü Nalan’ın kızı katil olmuş diyecekti herkes. Bin bir türlü düşünceler dolanıyordu aklında.Ama hiç birinin şu yaşadıklarına faydası yoktu.Yüzünü histerik bir gülümseme kaplarken   aklın da içinde bulunduğu durum ve bu duruma katlanmamak için yaptığı şey ile omuzlarını dikleştirdi ve kendine cesaret vermek adına aynaya bakarak fısıldadı.

“Pavyon gülü Nalan’ın kızı da o yollu  olmuş diyeceklerine anası gibi olmamak için katil olmuş desinler. Namusuna sahip çıkmış desinler.”

Bu düşünceler Beyza’ya güç vermişti sanki. İçini kaplayan soğuk kanlılıkla eğilerek yüzüne bir kaç defa daha su çarptı. Daha sonra kurulamaya bile gerek görmeden İçeriye geçti. Masanın başında yarı çıplak sızmış kadına düşmanıymış gibi bakarak ilerdeki çantasına yönelip kırmızı çantayı tiksinerek açtı ve içinde lazım olan şeyi aramaya başladı. Eline gelen şeyle yüzünü buruşturarak bakıp ateşe değmiş gibi yere fırlattı. Çantanın ön cebine bakınca aradığı şeyi nihayet bulmuştu. Telefonu açarak tuşlara dokundu ve telefonu kulağına götürüp cevap gelmesini bekledi.

“155 Polis! ” aldığı derin bir nefesle konuşmaya başladı.

“Ben…Ben birini bıçakladım.”Karşıdan sadece soğuk bir ses gelmişti.

“Adresi verin!”

Bu soğuk ses karşısın da tekrar yüzün de yol edinen yaşlarla cevap verdi.

“…………..” kapanan telefonla yatağına oturup dizlerini karnına çekti ve kollarını bacaklarına doladı. Başını dizlerine yaslayarak eziyet dolu yılların geçtiği evine baktı. Küçük harabe bir ev, dedikodu ve her pisliğin kol gezdiği bir mahalle. Her zaman ki gibi alkolden sızmış bir anne ve dostuyla yaşadığı iğrenç hayat. Her şey aynıydı aslında. Farklı olan sadece içeride yatan adam ile  onun pis kanının etrafa yaydığı koku ve hayatı mahfolan bir kız.

Tüm bunları umursamamaya çalışarak yerinden kalktı ve annesinin odasına ilerledi. İçeriye grip dolabı açarak içine göz attı. Her zaman koyu giyinirdi çünkü annesinin sürdüğü lekeyi koyu renklerle kamufule ettiğini düşünürdü. Sonun da o lekeyi onada sürmeye çalışmışlar ama başarılı olamamışlardı.

Üzerinde ki parçalanmış tişörte yüzünü buruşturarak baktı. Meydanda olan mahrem yerleri ile polis memuru dahi olsa karşısına çıkamazdı. Koyu renk bir hırkayı çekerek üzerine geçirip önünü sıkıca elleri ile kavradı. Kendisi kötü bir şey yapmamıştı. Bir insan namusu için yaşıyorsa, o da ona bahşedilen yaşamı korumaya çalışmıştı. Pişman değildi olmayacaktı da başka birilerinin altında namussuzca yatmaktansa, namusu için gider hapiste yatardı.

Beyza bu düşüncelerle boğuşurken mahallede alışık oldukları polis srenleri duyuldu. Ağır adımlarla dış kapıya yöneldi ve kapı kolunu tutup usulca indirerek kapıyı açtı evin önüne park eden polis araçları ile omuzlarını dikleştirip soğuk kanlı bir görünüme bürünmeye çalıştı. Eve doğru yaklaşan polis memur larından birisi Beyza ya şüphe ile bakarken diğeri cebinden rozetini çıkararak gösterdi.

” Mehmet Yaman. Bir ihbar aldık. Yaralanma vakası veya cinayet üzerine.” Kızın donuk bakışlarına bakarak çattığı kaşları ile sözlerine devam etti. ” Evinize bakmamız gerekiyor.” Beyza bir eliyle hırkasının önünü tutarken diğer eliyle kapıdan güç almak istercesine sıkıca kavramıştı.

” Niye geldiğinizi biliyorum. İhbarı ben yaptım. Yaralı ve ya ceset. Gerçi ceset tanımlaması bile fazla o hayvana. Tek dileğim bu evden leşini çıkarmanız.”

İki polis bir birine şaşkınca bakarken Beyza içeriye doğru yürümeye başladı. Mutfak kapısına gelip durdu ve polislere seslendi. “

“Aradığınız şey bura da.” İki polis, kadının soğuk kanlı haline şaırarak gösterdiği yöne doğru ilerlediler. Mutfak kapısınının önüne  gelip gördükleri görüntü ile kendini tanıtan polis memuru yer de yatan adamın yanına yaklaşarak nabzını kontrol etti. Zayıf denilebilecek şekilde hissettiği atışlarla diğerine seslendi.

” Hemen ambulansı çağır. Diğeri başını sallayıp onaylayarak dışarı çıkarken içeride kalan  yaralı adama tampon yapmak için bir şeyler aramaya koyulunca, gözüne takılan havlulara uzanıp aldığı havluları  yarasına bastırdı. Aynı zaman da karşısında ki hem görünüşü,hem tavırları tuhaf olan kıza sorular sormaya başladı.

” Neler oldu bura da?” Beyza beynine üşüşen görüntülerle hırkasını daha sıkı kavradı. Sanki anlatacakları ile karşısında ki adam onu suçlayacak mış gibi geliyordu ve anlatacak larından utanıyordu. Yanakları kızarmış bir şekilde kekeleyerek konuşmaya başladı.

” Ba…bana tecavüz edecekti. Çırpındım,ağladım,yalvardım ama vazgeçmedi pislik.”

Göz yaşları akmaya başlayınca sinirle gözlerini silmek için elini kaldırdı  ve açılan hırka olayın özetini gözler önüne serdi adeta. Diğer polis içeri girerek ambulansı çağırdığını belirtti.

” Mehmet ambulans yol da ama içeride bir kadın daha var.”

Mehmet şüpheli bakışlarını Beyza’ya yöneltince kız o an hırkasının açıldığını fark ederek hızla kapattı önünü. Utangaç bakışları ile kendisine şüpheyle bakan polise açıklama da bulundu.

” Annem. Aldığı alkol yüzünden sızdı ve bu pisliğin bana musallat olmasına sebep oldu.”

İçini çekip yer de yatan adamı başı ile işaret ederek sözlerine devam etti.

” Bu hayvan da onun dostu. Bana tecavüz edecekti bende bıçakladım.”

Mehmet karşısın da titreyen kıza inanıp inanmanakta tereddütte kalmıştı. Yaşadıklarını soğuk kanlı bir şekilde anlatıyor fakat hareketleri masumluğunu bağırıyordu sanki. Başını sallayarak anladığını belirtmek istedi. Duyulan ambulans ve polis srenleri ile her şey hızlı bir şekilde gelişmişti. Yaralı adam ambulansa alınıp hastaneye kaldırılmış,annesi ayıltılmış ve Beyza ellerine takılan kelepçeyle polis arabasına doğru ilerliyordu.

Yarı ayılmış annesi de sorgu için emniyete götürülüyordu. Ayılınca olayın kendisine anlatılması ile sürekli bağırıp ver yansın edip karşısında ki kendi kızı değilmişcesine ağzına geleni saymaya başlamıştı.

“Yalan söylüyor memur bey. Cengiz yapmaz. Bu sürtük ayartmaya çalışmıştır onu. Yoksa yıllardır yatağıma giren adamı tanımam mı ben? Beyza her şeyi bekliyordu anne sinden, bir gün kendi elleri ile bu yola itmesini bile. Ama ona inanmayışı ve dostunu haklı çıkarmaya çalışması yakıyordu içini. Adımlarını yavaşlatarak annesine döndü. Kırgın bakışlarını gözlerine dikerek konuştu.

” Sen hiç bir zaman anne olmayı beceremedin. İçinde sevgiye dair hiç bir duygu yok.”

Yaşlar gözlerinden süzülmeye başlamıştı tekrar. Aslın da bir taraftan seviniyordu da. Hiç değilse annesi gibi olmamıştı. Zevk için kullanılan bir beden olmaktansa ve bu hayatı yaşamaktansa ömür boyu hapisliği tercih ederdi.

” Anne olmayı beceremediğin gibi kadın olmayı da beceremiyorsun. Çünkü hiç bir kadın tecavüze karşı savunma yapmaz. Şimdi sana bakınca diyorum ki” yüzünde buruk bir gülümseme ile sözlerine devam etti. ” Keşke o şerefsizi ve seni öldürebilseydim. En azından dünya sizin gibi yaratık lardan kurtulurdu.”

Annesinin tepkisini umursamadan tekrar yürümeye başladı. Evin etrafını çeviren meraklı mahalle halkının çoğunun ağzından dökülen sözler onu daha çok yaralasa da duymazlıktan gelerek başını kaldırıp polis aracına doğru yürüdü.

” Bak görüyor musun Serpil su testisi su yolunda kırılır diye buna derler.”
Yan taraftan ise başka bir ses ve başka iftiralar yükseldi.

” Anasına bak kızını al. Anası yollu olunca kızı sofumu olurmuş.”

Diğer taraftan genç bir erkek sesi yükseldi.

” Vay anasını sattığımın dünyası. Herkese gelince Şapur,şupur bize gelince Yarabbi şükür. Lan Beyza seni telli duvaklı gelin istedim yol vermiştin bana bunun içinmiydi kız.”

Arkadan konuşan gence kızan yaşlı bir kadın sesi duyuldu.

” Haydar! Açtırma benim ağzımı! Evlenilecek kız var eğlenilecek kız var.  Yolluyu mezara koymuşlar kazma kalsın demiş. Bunların ki o hesap. Eve gelin diye sokarmıydım ben bunu?” Beyza  polis aracına bindirilirken içeride ilk sorgusunu alan memur adeta kükredi.

” Yeter! Hepiniz dağılın buradan.Yoksa hepinizi hakaretten içeri tıkarım.” Kahverengi sert bakışları mahallelinin üzerinde gezerken çoğu ürkerek geri çekilmeye başlamıştı.

” Hakaretler ettiğiniz bir kadın ve olayın aslı belli değil! Kimse anne ve babasını seçerek gelmiyor bu dünyaya! Bu kızın yaşadıklarını siz veya o çok değer verip namus abidesi gösterdiğiniz çocuklarınız da yaşaya bilirdi! Şimdi hepiniz  kaybolun bura dan!”

Diğer memur gelerek, bağıran memurun koluna dokundu.

” Mehmet sakin ol. Özel hayatları bizi ilgilendirmez. Bizim sadece olayla ilgilenmemiz gerekiyor. “

Mehmet arkadaşından kolunu sertçe kurtararak arkadaki araca ilerleyip açık olan camdan içeride ki kadına doğru konuştu.

” Dua et kızın suçlu olsun.” İşaret parmağını içinde büyüyen öfkeyle kaldırıp sertçe sallayarak sıktığı dişlerinin arasından tıslayarak  kadını tehdit etti.

” Eğer o hayvan gerçekten tecavüze teşebbüs ettiyse ve sen buna rağmen kızını suçluyorsan elimden çekeceğin var.”

Mehmet’in sözleri ile  kan kırmızısı rujlu dudaklarını yayarak şuh bir kahkaha attı.

” Köpeğin duası kabul olsa gökten kemik yağarmış. Ben elinden de belinden de çekmeye razıyım aslanım. Bunun için hatim bile indiririm.”

İşittiği sözlerle ve kadının iğrençliği karşısında Mehmet midesinin bulandığını hissederek yüzünü buruşturdu.

” Allah belanı versin senin!”  Yüzüne yayılan pisikopatça sırıtışla başını tehdit vari bir şekilde sallayarak tekrar konuştu. ” Bu olayın peşini bırakmayacağım. Ben o kızın suçsuz olduğuna inanıyorum. O yüzden mahkeme falan umrum da olmayacak. Seni bu işin sonun da öyle birilerinin eline vereceğim ki o sadistlere ölmek için yalvaracaksın.”

Arabanın tavanına yumruğunu vurarak öndeki araca doğru ilerleyip aracın kapısını açtı ve  Beyza’nın yanına oturdu. Acıyan bakışları kızın üzerinde gezinirken hâlâ  soğuk kanlılığına hayret ediyordu. Beyaza çalan sarı saçları, orta denilebilecek boyu,beyaz teni… Küçüktü bu kız daha! Bu yaşadıklarını  kaldıramayacak kadar küçük! Düşünceleri arasında emin olmak istercesine sordu.

” Kaç yaşındasın?”

Beyza yanında ki adama bakışlarını çevirerek baktı. Sert yüz hattı ve çatılı kaşları ile ürkütücü görünüyordu. Kısık bir sesle sorusunu cevapladı.

” 18″ 

Beyza’nın cevabı ile Mehmet içinden bir küfür savurdu. Daha çok küçüktü! Böyle bir hayatı,kaderi ve en önemlisi kendini korumak adına işlediği suçu hak etmeyecek kadar küçük!

İçi acıdı bir an. Belki de Beyza gibi onlarcası vardı. Bu kız onlar arasında şanslı olanıydı belki de. Böyle olaylarla çok karşılaşıyorlardı. Sonuç kadının kendi canına kıyması, genel eve düşmesi, öldürülmesi,kararan hayatlar ve nadir de  olsa Beyza gibi kendini savunduğu için ceza alanlar. En azından annesinin hayatını yaşamak istememişti. Onun için hapishane kurtuluştu ve bu yüzden biraz olsun şanslıydı. Mehmet’e göre ceza bile almaması  gerekiyordu. Çünkü bir kadının kendini korumaya çalışması ona göre  suç değildi. Bunlar kendi düşünceleriydi elbette.

” Sana inanıyorum ve inan böyle  sapıkların,şerefsizlerin ölmesini bende çok isterim. Ama dua et Beyza, dua et ölmesin. Yoksa kurtuluşun çok zor.”

Beyza,kendi annesinden  görmediği merhameti yanındaki yabancıdan görünce gözleri dolsa da  ağlamamak için kendini sıktı. Ağır bir şekilde başını sallayıp bakışlarını ilerleyen yollara çevirdi.

Merkeze geldiklerin de tekrar sorguya çekilmiş aynı şeyleri bir kaç kez tekrar lattırmışlardı. Alınan ifadelerin arkasından Beyza,annesinin yaptığı iş ve sağlık raporu için Zührevi hastalıklara  gönderilmişti.Zührevi hastalıklara elinde kelepçeyle girerken üzerinde hissettiği tiksinti dolu bakışlarla hayatında böyle utanç yaşamadığını düşündü. Gözleri dolmaya başlayınca kendi,kendine söz verdi. Alnı ak başı dikti. Çaresiz bir insan gibi ağlayıp yakınmayacaktı. Hastanede ki işlemlerden sonra  savcılığa sevkedilmiş oradan da mahkemeye kadar tutuklu yargılanmıştı.

Cezaevinin önünde duran araçtan indirilince etrafına baktı. Yüksek duvarlar üstünde tel örgüler ve kule içinde nöbette askerler. Özgürlüğün sonu,farklı bir hayatın başlangıcıydı burası. İçeride kimbilir nasıl hayatlar,nasıl dertler vardı. Tıpkı kendi gibi prangalara vurulmuş hayatlar, hayaller vardı. Düşünceleri ile garip bir gülme isteği belirdi içinde. Sanki özgürlük kavramını tam olarak hissetmişmiydi şu yaşına kadar. Geçmişini düşündü. Aynı film, farklı roller, farklı fügüranlar dı sadece değişen. Özgürlük yine hayallerini süsleyecekti. Tek fark büyük dört duvarlar arasında olacaktı hayalleri.

Kolundan çekiştiren askerle büyük avludan geçip demir bir kapının önüne geldiler. Gürltü ile açılan kapıdan kırklı yaşlarda bayan gardiyana teslim edildikten sonra aynı koridordan ilerleyerek bir kaç kilitli demir kapılardan geçtiler ve son demir kapının önünde durdular. Gardiyan küçük demir parmaklıklardan penceresi olan kapının pencere sürgüsünü açarak  içeriyi kontrol etti. Her şeyin normal gözükmesi ile belinde ki anahtar topluluğundan birini alarak kiliti açıp Beyza’yı koğuşa koydu.

” Allah kurtarsın!”

Beyza işittiği söz ile rüyadan uyanırcasına gardiyana baktı ve göz göze gelmesi bir oldu.

Hafif kırışmış göz çevreleri, mavi gözleri ve çatık kaşları ile ürkütücü görünüyordu. Kadın sanki her an kendisine kızacakmış gibi dururken üzerindeki lacivert ince hırkayı avuçlarının içinde sıkıp, gardiyanın sözlerine başını salladı ve içeri ilk adımını korkarak attı.

Onu ilk karşılayan soğuk ve ürpertici duvarlar olmuştu. On veya daha fazla mahkum,ranzalar, mutfağa benzer küçük bir bölme,ortada bir yemek masası, sandalyeler ve bir kaç demir dolap.

Çıkan yüksek sesli gürültü ile etrafını incelemeyi bırakıp hızla arkasını döndü. Etrafı incelemeye o kadar dalmıştıki çıkan sesten ürkmüş fakat sesin demir koğuş kapısından geldiğini anlayınca rahat bir nefes vermişti. Herkes kendine pür dikkat bakarken o olduğu yerde kalakalmıştı. Omzuna dokunan elle yanı başındaki kadına çevirdi ürkek bakışlarını.

” Geçmiş olsun!”

Ne diyeceğini bilemeyerek karşısındaki kadını ürkekçe süzdü bir süre. Yüzün de siyah bir peçe,uzun sayılabilecek bir boy,gece kadar siyah saçları olan ve zayıf denilebilecek bir kadın duruyordu karşısında. Bir cevap vermeyip bir de üzerine kadını fazlaca  incelediğini düşünerek tedirgin bir şekilde bakışlarını kaçırıp kendisinin bile zor duya bileceği şekilde fısıldadı.

“Sağol.”

Beyza’nın kısık sesle verdiği cevapla kadın burukça gülümseyerek  hafif omzunu sıkıp eliyle  masayı işaret etti.

“İsmim Dilşah.”

Kadına tekrar dönen Beyza koyu bir sürme ile ön plana çıkarılmış etkileyici gözlerle karşılaştı. Değişik bir havası vardı kadının. Gözlerinin içindeki burukluk insana güven veriyor aynı zamanda hüzünlendiriyordu. Boğazında oluşan yumrudan kurtulmak adına sertçe yutkunup derin bir nefes aldı ve masaya doğru ilerledi. Bir sandalye çekerek yavaşça oturup masada kileri süzdü.

” Geçmiş olsun kızım.” Beyza’nın bakışları sesin geldiği yöne döndü. Orta yaşlı saçları kırlaşmaya başlamış kilolu bir kadındı.

” Teşekkür ederim.” Nasıl hitap edeceğini bilememişti. İmdadına yanındaki peçeli kadın yetişti.

” Asuman. İsmi Asuman. Biz abla diyoruz. Benim ki de Dilşah.” Beyza sürekli parmakları ile oynayıp, bakışlarını kaçırırken Dilşah bu haline üzülerek sordu.

” Senin ismin ne? “

Beyza çekinerek baktı. Kimseyi tanımıyordu ve bu içinde bulunduğu ortama çok yabancıydı. O hep tekti bu güne kadar.Kaçamak bir bakışla fısıldar bir biçim de cevapladı yine Dilşah’ı.

“Beyza.”

Beyza’nın ürkek hallerini anlaya biliyordu Dilşah. Buraya ilk giren herkesin verdiği tepkilerdi. Tıpkı kendisininde  ilk tepkisi gibi. Günler ürkek olmamayı sert durmayı öğretiyordu burada. Ezilmemek için bir mücadele başlıyordu dört duvar arasında. Bura da geçen beş yılı bunu çok iyi öğretmişti doğrusu. Beş yılın getirdiği deneyimle gülümsedi karşısında ki kıza.

Beyza ise kader arkadaşının gözlerinde yakalamıştı o ufak gülümsemeyi. Başını olumlu anlamda salladı. Sırasıyla herkes kendini tanıtıyor fakat Beyza’nın beyni, bedeni o kadar yorgundu ki isimlere ve kişilere odaklana mıyordu. Yorgunluktan uyku bedenini esir almaya başlamış kadınların anlattıkları hayatları adeta ninni etkisi yaratmıştı. Gözleri kapanırken işittiği soru ile sıçradı bedeni. Ne diyecekti. Gerçekleri anlatsa belki çevresindeki insanlar gibi bu insanlar da yargılayacaktı kendisini. Ama onlar da aynı durumdaydı. Belki de daha beter bir olaydan bile giren olmuştur diye düşünürken Dilşah koluna  dokunarak kendine bakmasını sağladı.

” Beyza çok yorgun görünüyorsun.” Beyza ne diyeceğini nasıl davranacağını bilemezken tedirgin ve masum bakışları, Dilşah’ı bu kıza daha çok yakınlaşmaya itiyordu. Oysa o beş sene içinde kimseye yakınlaşmamış, kimseye acısını,derdini anlatmamıştı. Bu dört duvar arasına kapanmak ,onu da içine kapanık bir insan haline getirmişti. Ama bu kızda bir şey vardı. Kendine çeken bir şey. Belki tedirginliği,belki masum bakışları,belki de kendisinden küçük, korunmaya muhtaç gibi durması. Sıkıntıyla derin bir nefes aldı. Biraz olsun tedirginliğini,gözlerindeki korkuyu silmeye yardımcı olabilirdi belki.

“Bura da zaman geçmez. O yüzden herkes bir şeylere ihtiyaç duyar. Bazıları hayat hikayelerini anlatır, bazıları çocuklarını,bazıları aşklarını,bazıları dışarıdaki hayatını. Bazıları  da içeride kurduğu hayellerini ve çıkınca neler yapacağını, bazıları da neden burada olduğunu anlatır.”

Beyza’nın kendisini ürkek bir şekilde dinlemesi ile güven veren bakışları anlayışla kapanıp açılırken sözlerine devam etti.

“Çünkü bu anlattıklarımdan başka bura da yapılacak pek bir şey yoktur.” Düşünür gibi gözlerini yukarı kaldırdı. Daha sonra buldum dercesine parmaklarını şıklatıp konuştu. ” Zamanın geçmesi için bazende uykuya ihtiyaç vardır. Yani senin şu anda ihtiyacının olduğu gibi.” Beyza biraz düşündü , Dilşah haklıydı. Dediği gibi ilk olarak uykuya ihtiyacı vardı. Birden kolundan çekildiğini hissetti.

Masanın etrafındakilere göz gezdirirken hepsinde şaşkın bakışlar görünce ne olduğunu anlayamadı. Dilşah kolundan tutarak kaldırıp duvar dibindeki ranzalara doğru sürüklerken bir taraftanda fısıltı ile konuşuyordu.

” Bak Beyza.” Fısıldayan kadına çevirdi hemen bakışlarını. Dilşah ise gözlerindeki gülümseme ile sözlerine devam etti. ” Bak diyorsam mecazi anlamda. Şimdi söylediklerimi iyi dinle. Buradakilerin
çoğu dost gibi görünsede herkes açığını, zayıf noktanı arar.” Beyza kendisini çekiştiren kızın son sözlerinden sonra  çatılan kaşları ve anlam veremeyen bakışlarla  sordu.

“Neden?” Karşısındaki kadın omuz silkip alt ranzayı işaret etti ve oturmasını istedi.

” Çünkü zayıf noktanı öğrenirlerse ezmeye çalışırlar. O yüzden kimseye sırrını,derdini ve neden burada olduğunu anlatma. Anlatırsan illaki sana takacak bir şey bulurlar.”

Beyza kadının haline şüphe ile baktı. Tuhaf bir kadın dı. Beyza’nın gözleri peçeye takılınca bir den soru verdi.

” Neden peçe takıyorsun?” Dilşah’ın bir eli otomatikman yüzüne gitmişti. O an bir gölge düştü o etkileyici bakışlara. Ama bir anlık varla yok arası gelip geçmişti o hüzün.

” Sana demek istediğim bu Beyza. Senin acıların olduğu gibi benim de, hatta burada ki herkesin var. Ama dediğim gibi anlatma.” Beyza’nın elini tutup güven vermek istercesine sıktı. ” Çünkü insanlar acımasız dır. Buraya düşmen den çok onların sözleri yakar canını.” Ayağa kalkıp Beyza’nın beyaza çalan saçlarını okşadı. ” Ben kimseye anlatmadım,acımı,derdimi ve neden burada olduğumu. Belkide kimseye güvenemedim.” Göz kırpıp yan ranzaya ilerledi. ” Belki artık güvenmem gerekiyodur. Belki bir gün bir birirmize anlatırız hayatımızı. Ne dersin?”

Beyza yan ranzaya oturan kadına olumlu anlamda başını salladı. Dilşah bu hareket üzerine çarşafı açıp yatağa uzandı.

“Saçlarının rengi değişik ama sana çok yakışmış. Bu arada o yatak senin.” Beyza burukça  gülümseyerek karşılık verdi ve yatağı açıp içine girerken fısıltı ile  söylendi.

” Keşke sıradan bir saç rengim olsaydı. Böyle lanetli gibi görünmezdim en azından.” Dilşah ne dediğini anlamamıştı ama üstelememişti de. Beyza yavaş, yavaş huzursuz bir uykuya teslim olurken Dilşah ta geçmişin sisli hatıraları ile uykuya dalmıştı.

Geçen bir ay ve kabus dolu gecelerle ikili bir birine can yoldaşı olmuştu. Bazı sorun çıkaranlara karşı Dilşah, Beyza’yı kardeşi gibi koruyarak karşılık verince yıllardır aynı koğuşta olupta kimseye karışmayan bu kadının Beyza’yı neden bu kadar koruduğuna şaşırıyordu herkes.

Sabah kahvaltıdan sonra hazırlanıp ranzasına oturan Beyza mahkeme saatini beklerken içinde tarifi imkansız bir duygu vardı. Korkuyordu o lanet adamı tekrar görmekten ve annesinin mide bulandırıcı yapmacık hareketlerinden. Bu düşüncelerle başını ellerinin arasına alarak bakışlarını beton zemine odakladı. Neler olacaktı? Soğuk duvarlar arasına tekrar döneceği kesindi ama ne kadar ceza alacaktı? Hiç bir şey bilmiyordu. Yatağın çökmesi ile yan tarafına döndü. Dilşahı görmesi ve  içinde bulunduğu duygu yoğunluğu ile boynuna sarıldı. Arkadaşının haline üzülen kadın kollarını ona  dolayarak sakinleştirmeye çalıştı.

” Sakin ol canım. Güçlü ol. Çünkü sen güçlü bir kızsın. Adalet er geç yerini bulacaktır.”

Beyza’yı kendinden uzaklaştırarak yüzünü avuçlarının arasına aldı ve gözlerine baktı.Beyza korku dolu bakışlarla fısıldadı.

” Korkuyorum Dilşah. Ben o adamla karşılaşmaktan korkuyorum.” Gözlerine dolan yaşları geri yollamak adına derin bir nefes aldı. Ağlayamazdı. Her şeyden önce kendisine sözü vardı. Gözlerine yerleşen kin Dilşah’ı da etkilemişti. Beyza kabusla uyandığı bir gece anlatmıştı arkadaşına her şeyi. ” Keşke öldüre bilseydim de tekrar karşılaşmak zorunda kalmasaydım o lanet herifle.” Dilşah arkadaşının yüzüne düşen beyazımsı,sarı saçları şefkatle geri itti.

” Üzülme. Bu dünyada adalet şaşsa bile hakkın adaletinden kaçamayacaktır. Annen olacak kadınıda, o pisliği de hakkın adaletine havale et canım.” Gözlerine güven veren bakışlarla baktı ve kolunu destek olduğunu belirtircesine hafifce sıktı. ” Şüphesizki cezaların en ağırı onundur. O yanlızların ve mazlumların yanındadır.”

Beyza arkadaşının sözleri ile rahatlayarak başını olumlu anlamda sallarken  gürültülü bir sesle demir kapının  açılması bir oldu. İkili kapıya doğru ilerlerken koğuştan bazıları  kapının yanında Beyza’ya şans dileyip bazıları umursamazca bakmakla yetinmişti. Kapının önüne gelen ikili bir birine bakıp tekrar sarıldılar. Dilşah arkadaşının sırtını sıvazlarken sessizce  fısıldadı.

” Allah yardımcın olsun kardeşim.” Beyza geri çekilip gülümsedi ve kendisini almak için gelen gardiyanla koğuştan ayrıldı.

Ceza evi aracına binerken kelepçelenen kollarına umutsuz bir şekilde bakarken etrafı süzdü. Bir ay içinde bir şeyin değişmesini beklemiyordu tabiki ama kapalı bir yerden çıkınca insan ister istemez inceliyordu herşeyi. Değişen bir şey yoktu. Tıpkı ilk gün gelişi gibiydi herşey. Üzerinde ki kıyafetleri bile aynıydı. Siyah dar paça bir pantolon, siyah tişört ve yine siyah bir hırka. Açık bıraktığı saçları esen rüzgarla uçuşurken iki asker ile araca bindi.

İlerleyen araçtan dışarıyı görmek imkansızdı. Sanki hapishane ile bir işbirliği yapmışcasına sadece gök yüzü gözüküyordu. Özgürlüğün kıymetini bil dercesine. Çok uzun olmayan yolculuktan sonra duran araçtan inip, iki askerin tekrar koluna girmesi ile karşısındaki binaya baktı. Büyük altın yaldızlı yazılarla yazılmış yazı gözüne çarpan ilk şeydi.

“ANKARA ADALET SARAYI”

Ürperen bedeni ile yürümeye başlayarak etrafına bakındı. İnsanlar koşuşturmaca içinde, kimi elinde evraklarla koşturuyor,kimi bir tartışma içerisinde, kimi kendisi gibi kelepçeli. Cübbeli avukatlar davadan çıkanlar. Bazısı mutluluk dolu,bazısı yıkılmış halde. Kimisi mağrur başı dik, kimisi pişmanlık dolu. Hızlı adımlarla girdikleri binada bir koridorda bekliyorlardı. Tanıdık bir sima belirdi uzaktan. Bu o geceki polisti. Adı neydiki ve burada ne işi vardı acaba?”

Adam yanlarına yaklaşarak başıyla selam verdi.

” Merhaba.” Beyza şaşkınlıkla karşısındaki adam gibi başını sallayınca Mehmet  tekrar söze girdi.

” Ben senin olayını araştırdım Beyza. Belki ne hakla diyeceksin? Bu nasıl bir saçmalık, bu adam her olayla böyle yakından mı ilgilenir diyeceksin ama senin suçsuz olduğuna gerçekten inanıyorum ben. ” Beyza adamın ne yapmaya çalıştığını anlayamıyordu. Zaten adam da susmaya pek niyetli gibi değildi. “

Annen olacak kadının hareketleri ve yaşam tarzından yaşadığın olaylardan olay gecesine kadar inceledim. Benim gözümde  sen suçlu değilsin ve hangi hakim,hangi yasa suçlu derse desin bu değişmez. Çünkü bu düzeni bozuk dünya üzerinde bütün kadınlar  korunmaya muhtaçtır. Eğer koruyup kollayacak kimsesi yoksa, senin ki gibi bir durumda kendini koruman bana göre suç değildir.”

Yüzüne takındığı tenbessümle Beyza’ya bakarak yanındaki avukatı tanıştırdı.

“Avukat arkadaşım Yunus Toralı.” Beyza kaşlarını çatarak ismini hatırlamadığı ama polis olduğunu bildiği adama bakarken, avukat halinden anlamış olacak ki söze girdi.

” Beyza hanım,Baro size bir avukat vermiş ama Mehmet’in anlattıkları  ile ben avukatınız olmak istiyorum.” Beyza iyice çatılan kaşları ile temkinle konuştu.

” Ama bana avukat verdiklerine göre buna gerek yok ve ne yapmaya çalıştığınızı anlayamadım.” Mehmet ve avukat kısa bir an göz göze geldi ve Mehmet bakışlarını tekrar Beyza’ya çevirerek sessizce konuşmaya başladı.

” Avukatın, yaraladığın o ırz düşmanı tarafından tehdit ediliyordu. O da senin avukatlığını yapmaktan vazgeçti. Şimdi izin verirsen senin iyiliğin için Yunus üstlenecek davanı.” Beyza’nın bulutlanan bakışlarını farketmesi ile hızlıca konuşmasına devam etti. ” Tamam  ceza almadan çıkmanı sağlayamayız belki ama olabildiğince az bir süre olması için uğraşacaktır. Ben seni kardeşim gibi gördüm ve sana bir abi olarak söz veriyoru. Yunus en az ceza ile çıkmanı sağlayacak.”

Avukat ve Mehmet beklenti ile karşılarında ki kıza bakarken Beyza ise artık hiç bir şeye karar veremiyordu,allak bullak olmuştu kafası. Ne olacaksa olsun diyerek başını salladı.

” Tamam.” Karşısındaki iki adam bir,birine tebessümle bakarken mahkeme salonundan isimleri okundu. İçeriye getirilen Beyza  tedirgince sanık sandalyesine oturdu. Bir kaç dakika sonra tekerlekli sandalye de Cengiz onun hemen arkasın da ise annesi, yanlarında cellat suratlı bir avukatla içeri girdi.

Beyza başı dik bir şekilde otururken Cengiz’in sırıtarak girmesi ile bir kere daha öldüremediği için pişman olmuştu.

Hakim gerekli konuşmaları yaparken ayağa kalktılar ve sözlerinin sonunda duruşma başladı. İsimler söyleniyor, yeminler ediliyordu. Olay anlatılmaya başlanmış,normal seyrinde giden dava Cengiz’in sözleri ile ateşlenmişti.

“Sayın Hakim. Benim Beyza’nın annesi ile ilişkim olduğu doğrudur. Ben evlerine ziyarete giderdim Beyza sürekli bana kur yapar ve birlikte olmayı teklif ederdi. Ama ben red ederdim. Çünkü ben annesini seviyordum. Bunu Beyza’ya da anlatmaya çalıştım sürekli.”

Beyza ve diğerleri şaşkınlıkla anlatılan hikayeyi dinliyordu. Bir kişi hariç Beyza’nın annesi. Yüzünde sinsi bir gülüşle dinliyordu anlatılanları.

“Hatta olayın olduğu gece de söyledim. Ama üzerime gelerek tahrik etmeye çalıştı bende kendine gelmesi için iki tokat attım. Daha sonra Beyza kendini kaybetmiş gibi kendini oradan oraya atıp  tırnakları ile kendine zarar verdi. Bana aşık olduğunu,eğer onunla birlikte olmazsam  tecavüze yeltendi diye tüm mahalleyi başımıza toplayacağını söyledi. Bende umrumda olmadığını sadece annesini sevdiğimi ve ihanet etmeyeceğimi söyleyip arkamı dönüp mutfaktan çıkışa yöneldim. İşte o sırada belimden  bıçakladı beni. En ağır cezayı çeksin istiyorum Hakim Bey. Çünkü canıma kastetti. Şu halime bakın.”

Cengiz’in sözleri ile onu kısa bir süre inceleyen  hakim, bakışlarını önündeki dosya ya çevirerek göz gezdirmiş daha sonra Beyza’ya çevirerek o geceyi anlatmasını istemişti.

Oturduğu sandalyeden kalkan kız karşısındaki sert mizaçlı Hakim den ürkerek bakışlarını destek almak istercesine Mehmet ve Yunus’a çevirmiş onların baş hareketleri ile tekrar hakime dönerek o gece yaşananları anlatma başlamıştı. Anlatacakları bittiğinde Hakim’in gözlerine bakışlarını dikerek göz yaşları içinde tekrar konuştu.

“İnsan namusu için yaşar Hakim bey! Benim annem daha ben doğmadan sürmüş bu lekeyi benim alnıma. Annemin gittiği yoldan gitmek istemeyişim suçsa suçluyum! O lekeyi alnımdan silip atmak istemem,o lekeden kendimi korumaya çalışmam suçsa, ben  suçluyum! Küçük bir çocuğun piç diye damgalanması onun suçuysa,suçluyum!” Akan gözyaşları görünüşünü bulanıklaştırınca ellerinin tersiyle gözlerini sertçe silip derin bir befes aldı.

“Bir kadın olarak bedenimi korumak suçsa yine suçluyum! Ben bu kirli dünya da namusum için yaşamayı tercih edip,kendimi korumak isteyerek bu adamı bıçakladıysam ve bu suçsa,en azılı suçluyum! Ama ben  pişman değilim! Yine olsa yine korurdum kendimi! Fakat  bu defa dünyayı bir pislikten temizlemek için  onu öldürürdüm! Beden benim,namus benim! Kadın olmak,ben olmak,benliğimi korumak,sizin yasalarınızda eğer ki suçsa, kırın kalemi mi Hakim bey! Ben namusumu,bedenimi koruduktan sonra idam dahi verseniz boynum kıldan ince!” Beyza söyleyeceklerinin bittiğini belirterek Hakim’in otura bilirsin işareti ile kalktığı sandalyeye tekrar oturmuştu.

Beyza’nın sözleri ile Hakim sıkıntılı bir nefes alırken Mehmet ve Yunus dolan gözlerini bir birlerinden kaçırarak kızın  sözleri ile burukça gülümsedi. Oturduğu sandalyeden kalkan Yunus söz hakkı isteyerek,sesinin içinde büyüyen hüzün dalgasından dolayı pürüzlü çıkmasını engellemek adına boğazını sertçe temizleyip konuşmaya başladı.

“Sayın Hakim Bey. Cengiz o  gece Tecavüze yelteniyor. Daha önce ise tacizlerde bulunuyor. Malum geceden Beyza’nın vücudundaki izlere,hastane raporlarına ve o geceki durumuna bakıldığında olayın zaten tecavüze yeltenmek boyutunu geçin, planlanmış bir hal aldığını düşünüyorum.”

Avukat Yunus’un sert yeşil bakışları Cengiz’e döndü ve kısa bir an  tiksinerek bakarak suratını buruşturup,bakışlarını tekrar hakime çevirerek sözlerine devam etti.

” Ayrıca davacı şahsın daha önceden de bu tarz vukaat larının oluşuna dikkatinizi çeker dosyada bu olaylar hakkında bilgiler olduğunu beyan ederim. Beyza daha on sekiz yaşında. Böyle iğrenç,feci bir olayın korkusu ve yardımına yetişecek kimsenin olmaması ile kendini korumak istemiştir. Biz erkekler bile ufak bir olayda şiddet unsuruna başvururken bir kadının bedenini koruması, hele ki tecavüz gibi bir olaydan korumak için bunu yapması, bir erkek olarak bu adamın yapmaya çalıştığı şeyden dolayı kendimden utanmama neden oldu. Bu adamın yüzünden on sekiz yaşındaki bu kız zührevi hastalıkları diye bir yerle ömründe ilk defa tanışıyor! Annesinin hayatının bedeli ona kefen  olarak biçilmeye çalışılıyor. Bir kadının kendini,bedenini,geleceğini,hayallerini korumasının bedeli ağır bir ceza olmamalı. Çünkü bura da her şeyini kaybeden yine kadından başkası değildir.”

Konuşmanın bitiminde arkadan şuh bir kahkaha sesi yükseldi.

” Avukat ağzın iyi iş yapıyormuş. Sana bu dava karşılığında ne verdiyse bu sürtük.”

Hakimin kükreyip Nalan’ı dışarı atması ile Mehmet’te arkasından çıktı. Kapıda bekleyen iki adama işaret vererek kadını almalarını istedi. İçeri tekrar girdiğinde karar verilmişti ve askerler tekrar Beyza’nın ellerini kelepçeleyip çıkışa yöneldiler. Donuk bakışları ile yanından geçip giden kıza baktı Mehmet. Daha sonra yüzü asık bir şekilde toplanan arkadaşına yaklaştı hızla.

“Karar  ne? ” Yunus dosyaları çantaya yerleştirirken üzgün bir şekil de arkadaşını cevapladı.

” Sekiz yıl verildi. Daha sonra nefsi müdafa,o Piç kurusunun durumu ve bir kaç şey de göz önünde bulundurularak beş yıla indirildi cezası.”

Arkadaşından aldığı cevapla ellerini yüzünde sertçe gezdiren Mehmet,nefesini sesli bir şekil de bırakarak Yunus’un  omzunu sıkarak acıyla  fısıldadı.

” Küçük bir kız için büyük bir kayıp. Ben daha az verirler diye bekliyordum kardeşim.”

Yunus boş versene dercesine elini salladı.

” Bu gibi davalar da ülkemiz de  hala kadınları suçlayan zihniyetler varken beş yıl en normali. Anormal olan bizim böyle durumlarda kadınların kendisini korumak için ellerine hak verilmesini düşünmemiz. Yani yasalara göre anormal olan biziz kardeşim.”

İki arkadaş birlikte mahkeme salonundan çıktılar. Beyza cezaevi aracına binerken Mehmet ve Yunus arkasından yetişince Beyza karşısındaki iki adama minnetle bakınca, Yunus kelepçeli ellerine bir kağıt parçası sıkıştırdı.

” Beyza bu kağıtta Mehmet’in ve benim numaram var. Başın sıkışırsa bir şeye ihtiyacın olursa bizi arayabilirsin.” Kızın omuzunu  destek olmak istercesine hafifçe sıkıp sözlerine devam etti. ” Bizi iki abi olarak gör. Seni oradan ve geçmişinden kurtarmayı okadar çok istedikki, ama başaramadık.” Beyza başını olumsuz anlamda iki yöne salladı. Gözleri dolu, dolu olmuş ilk defa minnet duygusunun verdiği hissi yaşıyordu.

” Daha ne yapacaksınız Yunus Bey?” Kahverengi bakışlarını Mehmet’e çevirdi. “Mehmet Bey ve sizin gösterdiğiniz merhameti şefkati bana öz annem göstermedi. Her şey için çok teşekkür ederim. Bir gün size olan minnet borcumu mutlaka ödeyeceğim.”

Mehmet kaşlarını çatarak Beyza’ya baktı. Kendisi küçüktü ama yüreği büyüktü bu kızın.

” Birincisi Beyza bize bey yerine abi diyebilirsin. Çünkü ben ve arkadaşım salon beyefendisi değiliz. İkincisi bir daha minnet lafını duymayacağız. Bize borçlan diye uğraşmadık bu olayla.” Sıkıntıyla etrafına çevirdi bakışlarını ve kendisinin duyabileceği şekilde mırıldandı. ” Zaten bir boka da yaramadı. Yasalar, yasalar.” Alay edercesine fısıldadığı sözlerden sonra Beyza araca binene kadar bekleyip daha sonra oradan ayrıldılar.

Beyza geldiği gibi aynı durumda fakat daha kırık dökük duygularla dönüyordu ceza evine. Aynı araç,aynı askerler,aynı küçük pencere ve o pencereden gözüken mavi gök yüzü. Omuzunda beş yılın yükü.Nasıl dayanacağını,nasıl sabredeceğini bilemeden…

Her şey karışmış üstüne geliyor  boğulacakmış gibi hissediyordu. Duran araçtan hızlı bir şekilde indirildi. Aynı demir kapılardan, farklı bir gardiyanla yaşlı gözleri ile koğuşa getirilip açılan kapıdan terkedilmiş bir çocuk gibi kapı ağzına bırakıldı. Çarpan demir kapı sanki hayatın ona attığı sillelerin sesi gibi yankılandı kulaklarında. Donuk bakışlarını yerden kaldırıp baktığında Dilşah’ın bakışları ile karşılaşması ve ağlayarak boynuna sarılması bir oldu. Dilşah,Asuman abla ile zorlukla yerine götürebilmişti Beyza’yı. Arkadaşını yatağa oturtup elini kendi küçük avuçlarının arasına hapsedip,şefkat dolu bir sesle karşısındaki kızla konuşmaya başladı.

” Beyza ne oldu canım?” Karşısındaki kadının endişeli bakışlarına  yaşlarla dolu gözleri ile bakarken titreyen sesi ile konuştu.

” Beş yıl! Dilşah! Tam tamına beş yıl!” Eli ile beş işareti yaparak hareketleri ve titreyen elleri ile derdini anlatmaya çalışıyordu.

” Benim hayallerim vardı! Ben okuyacaktım! Kimsesiz yardıma, şefkate muhtaç çocuklar için çabalıyacaktım! Çok aşık olacaktım!”

Hıçkırıklardan kesilen nefesi ile derin bir nefes almaya çalıştı fakat boğazındaki yumru bir türlü gitmiyordu. Dilşah arkadaşını göz yaşları içinde dinliyor,onun göz yaşlarını parmakları ile siliyordu.

” Ben evlenecektim! Çocuklarım olacaktı! Hiç bir zaman sahip olamadığım bir ailem olacak, şefkati,sevgiyi ben onlarla öğrenip onlarla yaşayacaktım!”

Herkes Beyza’ya acıyan gözlerle bakıyor bir zamanlar kendi yaşadıklarını hatırlayınca onlarda göz yaşlarını tutamıyordu. Beyza ellerini ranzanın demirlerine vurarak bağırmaya başladı.

” Ben bir şey yapmadım! Ben bunların hiç birini hak etmedim! Ben masum hayallerimi,bedenimi korudum! Bu lanet hayatta payıma burası düşmemeliydi Dilşah!”

Başını hayır dercesine sallarken beyazımsı saçları dağılıyor ıslak yüzüne yapışıyordu. Dilşah,Beyza’nın durumuna iyice endişelenmeye başlamıştı. Saçlarını yüzünden çekmeye çalışırken bir taraftan da sakin olmasını söylüyordu. Fakat arkadaşı anlıyormuydu emin değildi.

” Beş yıl! Ben bu duvarlar arasında yaşayamam! Ben ne o anne yi,ne de başıma gelenleri hak etmedim! Bana zaten böyle bir hayat veren Allah bu kadarını nasıl reva gördü!?”

Dilşah son duyduğu sözlerle arkadaşının yüzüne sert bir tokat attı. Beyza şoktan çıkmışcasına donuk bakışlarla arkadaşına bakarken Dilşah sinirle sıktığı dişlerinin arasından sessizce fısıldadı.

” Allah’a isyan etme Beyza! Günah! Çok büyük günaha giriyorsun.” Sıkıntı ile peçeli yüzünü sıvazlayıp tekrar arkadaşına baktı. ” Senden daha kötüsünü yaşayanlar var inan bana. O hayalini kurduğun çoğu şeyi ben bizzat yaşadım! Aşık olursun,ama kavuşamazsın bunun ızdırabına katlana bilirmisin? Evlendim! Ama inanan bana özenilecek bir yanı yoktu. Herkesin bakmaya kıyamadığı bir güzelliğim vardı ama bak şu halime” sağ eli ile yüzünü işaret etti. ” Şimdi peçeler arkasına saklanıyorum. Çocuğum vardı, ama bir an olsun yüzünü görüp kokusunu içime çekemedim! Şefkatle bağrıma basamadım! On yıl!  Beyza tam on yıl verdiler bana! Beş yıldır bu koğuştayım ama ben onca yaşadığım şeyden sonra bir gün bile Allah’a isyan etmedim!” Göz yaşlarını hırsla silerek sinirle arkadaşının gözlerine baktı. ” Ben acıların en büyüğünü yaşadım.  En acısını tattım. Evladımı kaybettim Beyza…”

Bu hikayemizde karakterler ve yaşadıkları bazı olaylar aşklar gerçektir. Diğer hikayelerimizle bağdaştırmamızın sebebi ise olayları bir birine bağlaya bilmek adınadır. Gerçekte karakterlerimiz bir birini tanımıyordur. İsimlerini de değiştirerek yazıyorum.

Dipnot (: yaşadıkları aşklar tamami ile gerçektir.

İkinci Dipnot: Aşkımızın Davası isimli hikayemiz bitene kadar bölüm atmayı düşünmüyordum. Ama çok ısrarla isteyenler oldu. Bende bir bölümcük süpriz yapatım dedim. Bazıları hikayeyi bitirmeden böyle bir şey yaptım diye kızacak ama neyse bakalım. Fırsat buldukça yeni bölüm atmaya çalışacağım. Ama bölümler bayağı geç gelebilir lütfen siz de anlayışlı olun.

OY VE YORUMLARINIZI EKSİK ETMEYİN.

Yitenumutlar…

Bölüm şarkısı : Yavuz Bingöl – İki Dağın Arasında Kalmışım

Beyza arkadaşının kendi hayatın dan verdiği örneklerle şaşırıp kalmıştı. Bütün bu yaşadıklarına nasıl dayana bilmişti bu kadın? Kendi yaşadıkları da küçümsenecek şeyler değildi elbette fakat bir evlat acısı ile karşılaş tırıldığında diyecek söz teselli edecek bir cümle bulamıyordu. Arkadaşının anlattıkları  içindeki yangının bir anda harının azalmasına neden olmuştu. Dilşah nasıl kendi acılarını bastırarak ona destek olduysa şimdi kendisi de onun acılarına ortak olmalı hatırlattığı acılarını dizginlemesinde yardımcı olmalıydı. Belki de içinde gizli tuttuğu sırlarını anlatır ve rahatlardı artık. Beyza Dilşah’ın eline uzanıp avuçları arasına aldı. Anlatmak isterse dinlye bileceğini söyleyecekken tam o sırada Dilşah, Beyza yanında yokmuş ve sanki o yıllara geri dönmüş gibi kendinin bile güçlükle duyduğu bir ses tonuyla anlatmaya başladı.

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
” Anne ben evlenmek istemiyorum.” Evlenemezdi. Sevdiği, beklemek için söz verdiği biri vardı. Bu ihaneti ona yaşatamazdı ki. Annesi siyah sürmeli gözlerindeki kızgınlıkla Dilşah’ın kolunu çimdikledi.

” Sen babana ve bana karşımı geliyorsun kız? Bilmezmisin örfümüzü, adetlerimizi? Biz olur dedikten sonra sana laf düşmez.”

Dilşah yaşlı gözlerini kırpıştırarak başını öne eğdi. Yapamazdı. Hem daha küçük tü. Bu nasıl bir vicdansızlıktı.

” Burası bizim memleket değil anne. Saçma sapan gereksiz adetlerimizi burada sürdür menizin ne gereği var?” Başını hızla kaldırarak sözlerine devam etti. ” Hem daha yaşım küçük. On altı yaşında birine nikah kıyıldığı nerede görülmüş?” Annesi işttiği sözler ile sinirle Dilşah’ın uzun siyah saçlarına yapışıp sertçe konuştu.

” Seni şırfıntı seni! O dilini koparırım! Kötü yollu mu olacaksın sen benim başıma? Yaşı küçükmüş. Küçüksünde nasıl biliyorsun her haltı?” Saçlarındaki ellerini çekip işaret parmağını kaldırarak salladı. ” Amcanın oğlu Halil ile evleneceksin. Hem kaynana,kayın baba kimse yok işte daha ne istiyorsun? Allah’tan belanı mı? Hemen yarın imâm nikahınız kıyılacak.”

Dilşah’ın döktüğü göz yaşları umrun da bile değildi annesinin. Tek dertleri kimsesiz amca oğlu ve onun paralarıydı. Oysa o başkasını seviyordu. Baktığı zaman mavi bakışları ile içini titreten,mahalleden geçtiği zaman kızların hayranlıkla baktığı,gülüşüne yandığı,sevdasına ömrünü adadığı, sevdiği bir genç vardı. Nasıl karılık yapar dı. Üstelik Halil’de küçüktü daha böyle bir şeyi nasıl kabul ederdi? Düşünceleri ile şiddetlenen göz yaşları içinde kahverengi kin dolu bakışlarını annesine çevirdi. Kadın kaşlarını çatarak yumruk yaptığı eli ile kafasına dürttü.

” Ne bakıyorsun kız öldürecek gibi deli,deli. Biraz da biz rahat edelim. Yetti artık çektiğimiz rezillik.”

Konuşması bitince iri bedeni ile bastığı yerleri titretircesine kapıyı çarparak odadan ayrıldı. Dilşah’ın ise aklında hala gülen mavi bakışlar ve bekleyeceğine dair verdiği söz vardı. Canına kıymayı düşündü bir an,ama bu düşüncesinden hemen vazgeçti. Allah’ın verdiği canı ancak Allah alırdı. Kaçma fikri belirdi sonra aklında. Fakat nereye giderdi? Sevdiği gencin okumaya gittiği şehir dışında hiç bir şey bilmiyordu. Nasıl ulaşırdı ki ona? Bir telefonu bile yoktuki arayıp haber verecek. Gerçi numarasını bile alamamıştı. Babasının korkusuna sevdiği adamdan mektup yollamasını da istememişti. Sadece tatillerde geldiği zaman bin bir zorlukla görüşe biliyorlardı. Çaresizce oturduğu yatağa uzandı. Kimseye ne sevdasını ne de sevdiğini anlatabilmişti. Babası bir öğrense ikisini de öldürürdü. Durmak bilmeyen göz yaşları ile uykuya daldı.

Bedeninin dürtülmesi ile açtı gözlerini sabaha. Başında annesi kalkması için sürekli söyleniyor başındaki ağrının artmasına sebep oluyordu. İstemeyerek çıktı yataktan. Hiç bir çözüm bulamamıştı. Kendini o kadar aciz hissediyorduki elinden hiç bir şey gelmiyordu. Elini yüzünü yıkamak için girdiği banyo da soğuksuyu defalarca çarptı yüzüne. Aklına bir şey gelmişti ama yapacağı şeyden çekiniyordu. Fakat başka çareside yoktu. Gün içerisinde ilk fırsatta uygulayacaktı aklındaki planı.

Kahvaltıyı hazırlamış ve hep birlikte yapmışlardı. Erkek kardeşi babası ile işleri olduğunu söyleyerek evden çıkarken annesi de akşamki nikah için ufak tefek hazırlık yapacağını söyleyerek yan tarafa Halil’in evine geçmişti. Dilşah bu boşluğu fırsat bilerek dülbentini başına taktı ve evden yan evi kontrol ederek sokağa çıktı. Hızlı adımlarla kimseye görünmemeye çalışarak gideceği evin kapısına kadar geldi.

Kalbi heyecan ve korkudan yerinden çıkacakmış gibi atarken sakinleşmeyi bile beklemeyip evin ziline bastı. Bir kaç dakika sonra adım sesleri duyulurken üzerindeki elbisesini ve dülbentini düzeltip kapıyı açacak kişiyi bekledi. Açılan kapıdan otuzlu yaşların sonunda uzun boylu,bakımlı  kadını görünce farkında olmadan nefesini tuttu. Kadın şaşkın bakışlarını Dilşah’a yönelterek konuştu.

” Dilşah.?” Annesi ile bu eve temizliğe gelip gittikleri için tanıyordu kadın kendisini. Şaşkınlığı ise hiç bir zaman bu eve tek gelmemesinden kaynaklıydı.

Dilşah etrafını korkulu gözlerle kolaçan edip birinin görmesinden korkarak tekrar kadına döndü.

” Şükran Teyze, seninle bir sey konuşacaktım acil.”

Kadın şüphe ile karşısındaki kızı süzdü. Tedirgin halini görünce içeriye davet ederek kendide kapıyı kapatıp Dilşah’ın arkasından ilerledi. İkili tekli koltuklarda karşı,karşıya sessizce otururken kadın merakına yenik düşerek sordu.

” Ne konuşacaktın benimle Dilşah? Acil olan benimle alakalı ne olabilirki?” Dilşah’ı mahalleden ve evine annesi ile temizliğe gelmesinden  tanıyordu. Güzelliği ve oturaklı halleri hep hoşuna giderdi. Üstelik hemşeri lerdi de. Urfa’dan zamanın da Ankara’ya göç etmiş işçi bir ailenin kızıydı Dilşah. Kendi ve eşi ise yıllar önce aşiretlerinin, Ankara’da ki şirketlerinin başına geçen çocuklarıydı. Şimdi ne istiyorduki bu küçük kız kendinden? Dilşah parmakları ile oynarken utangaç bakışlarını kadına çevirdi.

” Oğlunuzla alakalı.” Şükran Hanım bakışlarını kısarak şüphe ile karşısındaki küçük kıza baktı.

” Anlamadım kızım? Dilşah akmaya başlayan gözyaşları içinde,karşısındaki kadından çekinse de aceleyle anlatmaya başladı.

” Biz Oğlunuzla birbirimizi seviyoruz Şükran Teyze.” Şükran hanım duydukları ile beyninden vurulmuştu sanki. Bu küçük kız ne diyordu böyle? Bu yaşta ne sevmesi,ne aşkıydı? Oğlu böyle bir şeyden hiç bahsetmemişti oysaki. Sakin olmaya çabalayarak olayın aslını öğrenmeye çalıştı.

” Canım daha yaşınız kaç? Ne aşkından bahsediyorsun sen?” Kadın titreyen ellerinde gezdirdi bakışlarını. Şok olmuştu. Eğer böyle bir şey vardısa  her şeyini paylaşan oğlu bunu kendisinden nasıl saklardı? Bakışlarını karşısında ağlayan kıza çevirdi. Peki bu kız niye ağlıyordu ki şimdi? Dayanamayarak tekrar sordu. “Hem neden ağlayıp duruyorsun?” O an aklına gelen şey ile kalbi deli gibi atarken gözleri korkudan irice açılmıştı. Daha diğer soruların cevabını alamadan şüphe ile yeni bir soru çıktı dudaklarından. ” Dilşah yoksa bir şey mi oldu aranızda?” Kızın anlamayan bakışlarını görünce daha açık konuşmaya karar verdi. “Oğlumm sana dokundu mu yoksa?”

İşittiği soru ve korku dan irileşmiş kahverengi bakışları ile başını hızla olumsuz anlamda  salladı Dilşah.

” Hayır yok öyle bir şey. Biz babamların yüzünden doğru düzgün görüşemedik bile.” Yavaşça yerinden kalkarak karşısındaki kadının dizlerinin dibine oturup ellerini tuttu. ” Ağlamamın sebebi babam beni amcamın oğlu ile evlendirecek. Ama ben oğlunuza söz verdim ihanet edemem. Ben onu çok seviyorum.” Kadın kızın söyledikleri ile ne yapacağını şaşırmıştı. Böyle bir aşktan haberi bile yokken kızın doğruyu söyleyip söylemediğini bile bilemezken ne yapabilirdiki? Dilşah sessiz kalan kadına son umut kırıntıları ile yalvardı.

” Bu akşam nikahlayacaklar beni. Ne olur haber verin gelsin.” Telaş ve korku ile kadının ellerini daha sıkı tuttu. ” Yada adresini verin ben gideyim.” Dilşah’ın istekleri ile kadın kaşlarını çatarak kıza sertçe söylendi.

” Delirdin mi sen Dilşah!? Töreleri,adetleri bilmiyor musun? Ne kaçması kızım?” Sinirle oturduğu yerden kalkıp ileri geri ortada dolandı. Saçlarından ellerini geçirerek düşünmeye çalıştı. Ama bir çıkar yol bulamıyordu.

” Öldürürler Dilşah! Unutun bir birinizi. Ben oğlumu kaybetmeye dayanamam. Bu aşkla oğlumun başını yakma kızım.”

Dilşah’ın yanına yaklaşarak oda onun yaptığı gibi diz çöküp ellerini avuçları arasına aldı. Dilşah’ın gözlerine evladını kaybetme korkusu yaşayan bir anne olarak bakarken, karşısında ki kıza da yüreği parçalanıyordu.

“Yıllar sonra ne zorluklarla aldım ben oğlumu kucağıma. Bir anne olarak ben sana yalvarıyorum kızım eğer aranızda anlattığın gibi bir bağ varsa onun hatrına oğlumu bu töre denen şeytana kurban etme.”

Dilşah karşısında diz çökmüş kadına baktı bir süre. Doğru söylüyordu. Buraya geldiğini,bu kadından istediklerini babası bir duyarsa ortalık karışacaktı. Daha da ileri gider sevdiği gençle kaçarlarsa ölüm fermanını bile isteye kendi elleriyle imzalayacaklardı. Çaresizce kapattı gözlerini.

Bir anne yalvarıyordu kendisine hem de sevdiği gencin hayatı için. Diğer tarafta bir anne evladını harcıyordu para denen illet için. İçi acıyor damarlarından kanlar çekiliyordu sanki. Oysa ne ümitlerle gelmişti bu eve sevdiği gence kavuşma hayalleri kurarak. Ama bir annenin ahını alıp sevdiği gencin hayatını tehlikeye atamazdı. Aşktan daha üstün olan şey alnına yazılan kaderdi. Demek ki kavuşmak yoktu bu yolda ikisine. Hırsla yumruklarını sıkarken tırnakları avuçlarına batmış, şiddetlenen göz yaşları ile Şükran Hanım’ın isteğine olumlu anlam da başını sallayarak gözlerini açıp bakışlarını birleştirerek evap vermişti.

İkili karşılıklı ağlaşırken Şükran Hanım minnetle sarıldı Dilşah’a. Biliyordu ikisini de yaşatmazlardı. Onların adetinde bir kızın kaçması ölüm fermanını imzalamış olması demekti. Üstelik Dilşah sözlüydü. Kızdan uzaklaşarak göz yaşları ile ıslanmış yüzünü avuçları arasına aldı. Kızın anlattığı hikayeye inanıyordu çünkü oğlunu da tanıyordu. Belliki onu riske atmamak için kendince önlemler almıştı. Ama o da en az karşısındaki kız kadar çaresizdi.

Dilşah oğlu ile aynı renk gözlere sahip olan kadının bakışlarına sevdiğine veda edercesine acı içinde bakakalmıştı.

” Affet beni Dilşah.” Dilşah,Şükran Hanım’ın yanağındaki ellerini yavaşça indirerek öpüp bıraktı ve oturduğu yerden hızla kalkıp kendini dışarı güçlükle attı. Kaderine razı gelip içindeki aşkı ömrü boyunca kilitli kutulara saklayacaktı. Aşkı için sevdiğinden vazgeçtiğini belkide, beklediği genç hiç bilmeyecek hep onu suçlayacaktı. Derin bir nefes alıp etrafı kolaçan ettikten sonra hızla uzaklaştı oradan. Temkinli bir şekilde eve yaklaştı ve annesini kontrol ederek hemen içeri girdi.

Akşam üzeri aile fertleri evde toplanırken Halil ve babası yanında bir imamla gelmişti. Yapılan ufak hazırlıklardan sonra nikah kıyılmış, Annesi ve babası mutluluktan eve sığamazken Dilşah adeta ruhunun bedeninden ayrıldığını hissediyordu. İki gündür göz yaşları nerdeyse hiç durmadan akıyor hiç bir şey içindeki acı kadar katlanılmaz bir hal almıyordu gözünde. Taki ane ve babasının, Halil ve kendisini yan eve yollamak için kapı dışarı edişine kadar. Kapının dışında yan eve bakarken bir korku kapladı tüm bedenini. Ne yapacaktı şimdi? Nasıl Halil’in koynuna girerdi? Ruhunu boğan düşüncelerden yanındaki adamın sesiyle irkilerek sıyrıldı.

“Ne dikliyorsun orada kız? Sabaha kadar seni mi bekleyeceğim? Yürü çabuk eve.” Dilşah korku ile yerinden sıçrarken Halil çoktan evin kapısını açmıştı bile. Ürkek adımlarla oda eve ilerledi. İçeri girip kapıyı yavaşça kaparken Halil tekrar kükredi.

” Git hazırlan! Bütün gece seni bekleyemem.” Üzerindeki beyaz gömleğin yakalarını düzelterek pis bir sırıtışla baktı Dilşah’a. ” İşim gücüm var.” Dilşah’ın karşısındaki gence baktıkça midesi bulanıyordu. İçinden dualar etti. İstemiyordu bu çocuğu. Başına geleceklerin bilincinde geciktirmem istercesine korkarak kekeledi.

“Na… Namaz kılmayacak mısın?”

Sorduğu sorudan sonra karşısındaki adam  başını olumsuz anlamda sallayarak  homurdandı.

” İşim olmaz benim, namazla,niyazla. Sen git namaz mı kılacaksın dua mı edeceksin ne yapacaksan yap.” Aldığı cevapla Dilşah güçlükle yutkunurken,başka bir bahane bulamayınca donup kalmıştı. Adam  mutfağa girip elinde rakı şişesi ile geri geldi.

” Hâlâ buradamısın lan sen? Yürü odaya.” Dilşah hızla odanın kapısını açarak içeri girdi. Kapıyı kapatıp arkasına yaslanarak dinmek bilmeyen göz yaşlarını tekrar akıtmaya başladı. Fakat burada böyle durursa biraz dan o hayvan gelince ne hesap verirdi. Yavaşça yerinden kalkıp etrafına bakındı. Komodinin üzerindeki seccade dikkatini çekince alıp kıbleye doğru serdi ve namazına başladı. Biten namazını dualarken gözlerinden sicim gibi yaşlar boşalıyor dilinde aynı kelimeler sürekli tekrar ediyordu.

“Allah’ım sen bana güç ver! Yarabbim sen bana yardım et!”

Sertçe açılan kapıdan sallanarak giren Halil’i görmesi ile korku ile yerden kalkıp ellerini önünde birleştirdi. Genç adam yanına gelerek soyunmasını isteyince Dilşah’ın kolu kanadı kırılmıştı sanki. Halil tekrarlıyor Dilşah’ın eli, üzerindeki giysilere bir türlü gitmiyordu. İstediğini bir türlü yapmayan kızın vurdumduymazlığı ile  sinirlenen  adam öfkeyle kızın giysilerini yırtmaya başladı. Dilşah’ ın ise ağlamaktan başka birşey gelmiyordu elinden. Arkasındaki yatağa kabaca iten adam, kendi de sinirle soyundu.

İşini bitiren adam  üzerini giyerek evden ayrılırken arkasında harabeye dönmüş bir hayat ve hayalleri yıkılan gencecik bir kadın bıraksa da umrunda bile değildi.

Hızla geçen zaman Dilşah’ın hayatından iki yıl götürmüştü. Bu iki yıl da Halil’in ilk işi evini başka bir semte taşımak olmuştu. Sonrası,  gördüğü şiddet,eziyet ve annesi ve babasının onları red ederek başka bir şehre taşınması. Onu para için gözden çıkaran ailesi, kocasının paraları kumarda, karı kızla yemesi ile emeline ulaşamamış,Halil’in  paraları kaybetmesinin suçlusu olarak Dilşah’ı görerek evlatlıktan red etmişlerdi.

Uzandığı koltukta iki gün önce yediği dayağın acısının verdiği huzursuzlukla dinlenmeye çalışıyordu. Açılan kapı kocasının kükreyişi ile sertçe kapandı.

” Dilşah! ” Nerdesin lan!?”

Ses vermeyen karısına daha da sinirlenen adam odanın kapısına tekme atarak hırsla içeri girdi. Uzanan kadını görünce hızla yanına geldi ve saçlarına yapışıp uzandığı yerden kaldırdı.Dilşah saç diplerinden bedenine yayılan acıyı umursamadan,yeni bir dayağın sinyallerini alarak,  kollarını koruma iç güdüsü ile karnına dolarken kocası yüzüne attığı tokatla bağırmaya başladı.

” Sana demedim mi lan? Hazırlan demedim mi ben?” Dilşah karnnına kollarını daha sıkı dolarken iki yıldır çektiği eziyetlerin,gördüğü şiddetin sonucunda hırsla bağırdı.

” Ölsem de bebeğimi senin ellerine vermeyeceğim.”

Aldığı cevapla adam yüzüne yayılan piskopatça gülümseme ile karşısındaki kadını sertçe itince, Dilşah arkasındaki koltuğa sert bir şekilde belini çarptı. Karnına giren ağrı ile iki büklüm olurken ne yapacağını bilemiyordu.

” İstersen yat şuraya geber! Umrumda mı zannediyorsun? Ben bebeği alıp borcumu kapatttıktan sonra ölsen de farketmez.”

Bedeninin kasılmasına sebep olan sancıları umursamadan Dilşah yüzüne yayılan acı dolu gülümseme ile kocasına bakıp söylendi.

” Bebeği alacağından o kadar emin olma Halil! Çünkü bebeği satmak istediğin aile erkek bebek istiyor unuttun mu? ” Kocasının kısılan şüpheli bakışlarına karnında ki ağrıyı umursamadan zafer kazanmış bakışlarla karşılık verdi. ” Oysa benim bebeğim kız,yani bebeğimi alamayacaksın.” Halil çıldırmış gibi Dilşah’ın boğazına yapıştı.

“Yalan söylüyorsun lan! Alacağım elinden diye böyle bir masal uydurdun. Şimdiye kadar erkek olan bebek bu gün korkudan kızmı oldu?” Dilşah zorla nefes alırken kocasını var gücü ile itti.

” Bebek hep kızdı. Senin şiddetlerinden onu korumamın tek yolu erkek olduğunu söylemekti. Ama son bir haftadır sen erkek olduğunu sandığın halde dövüyorsun. Artık bebeğin kız olduğunu saklamanın bir anlamı yok.” Kocasının üzerine tekrar gelmesini umursamadan sinirle bağırdı. ” Baştan beri satmak için planlı yaptın bu bebeği. Ama ben senin gibi bir caniden bebeğimi korumak için erkek çocuk yalanını uydurdum. Kız olduğunu ilk an dan itibaren bilseydin dayaklarına devam edip bebeğime zarar verecektin.”

Ağrıları sıklaşırken alnında kendini kasmaktan boncuk boncuk terler oluşmuştu. Kocasının kararan gözleri ile korkarken karnını kendince korumaya çalışıyordu.

” Şimdi ben seni ne yapayım lan? Söyle kim kurtaracak seni ve piçini elimden?”

Karısının karnını tekmelerken ağır küfürleri de uyguladığı şiddete eşlik ediyordu. Dilşah karnına yediği tekmelerle nefes alamazken Halil sanki çıldırmış gibi yerdeki kadını dövüyordu. Bacak arasında hissettiği ıslaklık Dilşah’ın bilincinin kapanmadan önceki hatırladığı son şeydi. Halil gözü dönmüş bir vaziyette yerde yatan kadına baktı. Yere yayılan kanla vücudunu bir korku kaplamıştı. Lanet kadının gebermesi bir şey değildi,bunu adamdan sayıp hapse atacaklardı kendisini. Küçük odaya bakındı telaşla Aklına gelen fikirle karısını dış kapıya doğru sürükleyip kapıyı açtı. Etrafı inceleyip kimsenin olmadığına kanaat getirince Dilşah’ı merdivenlerden aşağı yuvarladı. Daha sonra kapıyı yavaşça kapatarak içeri geçip yerdeki ve merdivenlere kadar olan kan lekelerini temizledi işi bitince arka balkon dan atlayarak gözden kayboldu.

Dilşah’ın gözlerini açması ile bir hastane odasın da olduğunu anlaması fazla zamanını almamıştı. Bir kolunda kan,diğer kolunda serum takılıydı. Başını hafif sağa çevirdiğinde bir hemşire bir kaç ilaç ve iğnenin bulunduğu tepsiyle bir şeyler yapıyordu. Neden burada olduğunu düşünürken aklında son yaşadığı anlar belirdi. Göğsünü sıkıştıran korku ile elleri hızla karnını bulurken bulmayı umduğu kabartıyı bulamayınca telaşla fısıldadı.

” Bebeğim!” Duyduğu kısık ses ile hemşire yatakta yatan genç hastayı kontrol edip kendine geldiğini anlayınca hemen yaklaşıp müdehale etti.

“Dilşah Hanım sakin olun.” Bir taraftan da elindeki iğneyle uğraşıyordu. Kapıya doğru ilerleyip açık kapıdan birine doktoru çağırmasını söyledi. Daha sonra hızla gelerek Dilşah’ın kolun da takılı serumun içine elindeki iğneyi yaptı.

” Dilşah Hanım,biraz dan doktorunuz gereken açıklamayı yapacaktır. Ama siz lütfen sakin olun.”

Dilşah vücuduna yayılan tuhaf bir uyuşuklukla rahatladığını hissederken açık kapıdan beyaz önlüklü kır saçlı bir doktor girdi. Ayak ucundaki masaya benzer şeydeki dosyayı inceleyip Dilşah’a yaklaştı ve gerekli kontrolleri yaptı. Doktorun hareketlerini gözlerindeki boş bakışlarla izlerken, içeriye kumral dağınık kıvırcık  saçlı, beyaz önlüklü genç bir adam daha girdi. Kır saçlı doktor Dilşah’a bakarak konuşmaya başladı.

” Kızım,hastaneye seni bir komşun getirmiş. Evinin merdivenlerinde baygın bulduğunu söyledi. Buraya geldiğinde kanaman çok fazlaydı. “

Yanında ki genç doktora bakıp tekrar Dilşah’a döndü ve genç adamı işaret ederek sözlerine devam etti.

” Rüzgar’ la sezeryana aldık seni. Fakat bebeği hastaneye gelmeden daha önce kaybetmiş olduğun için onu kurtaramadık.”

Dilşah’ın gözünden yaşlar süzülürken doktor sözlerine devam etti.

” Eşine ulaşmaya çalıştık fakat bir türlü ulaşamadık. Aslında tüm bunları eşinle görüşmem gerekiyordu ama malesef ortada yok.”

Dilşah hiç bir tepki veremiyor sürekli ağlıyordu. Vücudundaki gevşeme sanki ruhunu da esir almıştı. İki doktor bir birine üzüntüyle baktı ve genç olan söze girdi.

” Dilşah Hanım,bütün değerlerinizin normale dönmesine rağmen sizi bir haftadır uyandıramadık. Eşinize ulaşamadığımız ve sizi de uyandıra madığımız için bebeği kimsesizler mezarlığına defnettirmek zorunda kaldık.”

Yaşlı doktor ve yanındaki doktorun sözleri ile Dilşah gözlerini sıkıca kapayıp bütün bu olanların kabus  olmasını dilerken, içinde kopan kasırgalar vardı sanki. Kalbini kirli bir el sıkıp, sıkıp bırakıyordu. Onun bebeği kimsesiz değildiki. Bir annesi vardı. Onun için canını ortaya koyan. Bebeği kimsesizliği hak etmiyordu. Kendi kimsesizdi ama bebeği kimsesiz değildi. Doktorlardan kır saçlı olan başına gelerek şefkatle saçlarını okşarken gözlerini açan Dilşah’ın bakışları doktorun bakışları ile kesişmiş,o bakışlarda gördüğü acıma duygusu ile daha kötüsünün de olduğunu fısıldar olmuştu zihni.

” Kızım bu yaşında böyle şeyleri yaşaman Allah’ın sana bir imtihanı olsa gerek. O yüzden şimdi beni iyi dinle. ” Dilşah’ın soğuk elini avuçları arasına alarak babacan bir tavırla konuştu. ” Kanamanı durdura madığımız için rahminide almak zorunda kaldık. Bir daha anne olman imkansız!”

Yaşlı doktorun sözleri ile gözleri korkuyla açılırken, sanki dünya dönmeyi bırakmış,güçlükle aldığı nefesi boğazında takılı kalmıştı.

Gözleri korkuyla açılan kızın üzüntüsünü anlaya biliyordu. Bu kadarını bu küçücük beden nasıl kaldırırdı ki. Dilşah hiç bir şey söyleyemedi. Her şeyini kaybetmişti. Aşkını,bebeğini, kadınlığını. Büyük bir boşluk vardı sanki içinde. Doktor’un anlattığı şeylerle o boşluğu yavaş,yavaş dolduran büyük bir acı. Boşluğa dikti gözlerini hiç bir tepki vermeden. Doktor Dilşah’ın durumunu anlaya biliyordu fakat bu kadar tepkisiz kalışını da bu halde kendine destek olması gereken eşinin olmayışına bağlamaktan başka bir şey gelmiyordu elinden. Yaşlı adam  hemşireye dönerek her ihtimale karşı bir sakinleştirici daha yapılmasını istedi ve odadan Rüzgar’la  birlikte ayrıldı.

Bir kaç gün daha hastanede tutulan Dilşah çıkış işlemlerinden sonra taburcu edilmişti. Evim diye adlandırmak bile istemediği kabuslarının merkezi olan yere geldiğinde kapıda oturan komşuları ile karşılaştı. Dilşah’ı gören komşularından olan yaşlı kadın yaşından beklenmeyecek bir hızla yanına yaklaşıp endişeli  bakışları eşliğinde konuştu.

” Dilşah! Nasılsın yavrum? Niye çıkacağını haber vermedin gelir alırdık seni çocuğum.”

Dilşah boş bakışlarla karşısında ki yaşlı kadına bakıp kolunu kurtararak merdiven lerden çıkmaya başladı. Her basamak içindeki yangını biraz daha körüklüyordu sanki. Yaşlı kadın Dilşah’ın haline üzülerek komşularının yanına gidip otururken sağ elini sol elinin avcuna vurarak söylenmeye başladı.

” Zavallı yavrum. Leyla gibi dolanıyor garibim.En sonunda kıza kafayı yedirdi kocası olacak haysiyetsiz mendebur!”

Diğer komşular da yaşlı kadını onaylarcasına söylenmeye devam ettiler. Dilşah eve girip kapıyı kapatırken o günün görüntüleri gözlerinin önünden gitmiyordu bir türlü. Yorgun bedenini bir külçe misali o günkü olayın olduğu odaya zor atmıştı. Koltuğa oturup gözlerini karşı duvara dikti. Önün de  sonunda o pislik bu eve gelecekti.

Geçen günlerde sadece bekliyordu Dilşah. Kuş kadar yiyor,yok denebilecek kadar az bir uykuyla sadece Halil’i bekliyordu. Hastaneden taburcu olalı bu gün tam üç gün olmuş ama o pislik hâlâ gelmemişti. Gözleri kendiliğinden kapanırken Dilşah yine bir bebek ağlaması ile sıçradı. Nere deyse her daldığı uykuda bebek sesi ile sıçrar olmuştu. Gözünden akan yaşları elinin tersiyle silerken kapıdan duyduğu ses ile yerinde dikleşti. Halil aldığı fazla alkol den yalpalarken bir taraftan da kumar borcu yüzünden yediği dayak sonucu topallıyordu. Odanın kapısını açması ile koltukta siyahlar içinde oturan karısını görmesi bir oldu. Ne yapıyordu bu manyak karı bu rada böyle? Azrail misali siyahlara bürünmüştü bir de. Korkmuştu ama belli etmeye de niyeti yoktu.

“Ooo, Kadınların yüz karası da buradaymış. Ne yüzle geldin lan!? Bir erkek çocuk bile doğura mıyorsan sen ne halta yararsın?”

Dilşah,Halil’in aşağılayıcı sözleri ile sanki o geceye tekrar dönmüştü. Tek fark bu sefer korkmuyordu bu adamdan. Halil karısının tepkisiz haline bakarak iğrenç bir kahkaha attı.

” Lan zaten yarım akıllıydın,şimdi hepten sıyırmışsın. Ama dur bu halin daha çok işime yarar Allah için güzel kadınsın. İyi sermaye olur senden.”

Arkasını dönerek masanın üzerinde ki yarım bira şişesine uzandı.

” Aklına bakacak değiller ya,beş dakikalık zevkine bakar her..”

Halil iğrenç sözlerini tamam layamadan omzunda hissettiği büyük acı ile haykırarak  arkasını döndü.

Dilşah gözlerinde tarifi mümkün olmayan bir nefret ve elinde balta ile karşısın da dikiliyordu. Ne yapmaya çalışıyordu bu deli karı? Demek balta yı vurmuştu koluna bu sürtük. İkinci defa baltayı vurmak için yeltenen Dilşah’ı bir hamleyle itekleyince odada ki camlı dolaba  başını çarpmıştı. Çarpmanın etkisi ile kırılan cam yüzün de bir kesik oluşturmuştu. Ama Dilşah o acıdan çok içindeki yangını hissediyordu. Umrun da değil di bedenindeki yaralar o ruhunda ki yaraların hesabını soracaktı. Kaybettiği bebeğinin hesabını,kaybettiği kadınlığının, annelik hakkının elinden alınışının hsabını soracaktı. Kendilerini güçlü olarak mı görüp eziyet ediyordu bu adam gibi caniler kadınlara,bu ve bunun gibiler yüzünden mi anne olmak, kadın olmak suçtu bu dünya da? Madem öyleyse güçlü olan, zayıf olanı eziyorsa kaybettiklerinin acısı ile şimdi bu adamdan daha güçlüydü.

İntikam değil di niyeti, çünkü intikam bir hırs duygusuydu. Sonu pişmanlıkla bite bilen bir duyguydu. Onun ki ise her şeyini kaybetmiş bir kadının,on sekiz yaşında biten hayatının son vuruşuydu. Halil delirmiş gibi hareket eden kadına korkuyla baktı. Elinde ki küçük baltayla canını alacaktı deli karı. Korku ile yavaşça kapıya doğru yaklaşırken Dilşah’ın bacağına vurduğu darbeyle yere yığıldı. Acı çığlıkları o dada yankılanırken Dilşah adamın yalvarışlarını duymuyordu bile. Gözlerinden akan yaşla bilincini kaybetmiş gibi konuşmaya başladı.

” Bu lanet ayağınla öldürdün bebeğimi!” Yer de acıyla sürünerek kapıya doğru ilerleyen adamın diğer bacağına da aynı şekilde indirdi baltayı. Halil’in çığlıkları mahalleyi bile inletecek seviye ye gelirken üçüncü kez vurdu Dilşah.

“Bu pis ellerinle aldın yavrumun canını!” Eline inen darbe ile öbür elini saklamaya çalış sada başaramamıştı adam.Kocasından akan kanlara baktı tiksinerek. Halil yalvarıp yakarır ken o günki kendi yalvarışları geliyordu kulaklarına. İşte o an iyice ateşleniyordu damarlarında ki kan.

“Bu lanet kafanla mı yaptın o canice planları!? Bebeğimi satmayı,beni merdiven lerden düşmüş gibi gösterip bebeğimi öldürmeyi! Yıllarca yaptığın eziyetleri. Bebek katili olduğun halde ceza almamak için onca planı bu şeytan beynin mi uyguladı!” diye içinde yanan ateşle var gücü ile bağırdı Dilşah.

Yüzündeki yaradan akan kanı siyah elbisesinin koluna silerken delirmiş gibi gülmeye başladı.

” Ama biliyor musun hayvan herif ? Ben sen gibi korkak değilim. Beni idam edeceklerini bilsem de, bebeğimi öldürmenin,yıllardır ettiğin eziyetin,şiddetin hesabını bu gün kapatacağız!”

Ellerin de ve kolların da açılan derin yaralardan akan kan, Halil’in halsiz düşmesine  sebep olurken, Dilşah’ın yana doğru çapraz kaldırdığı balta idi son gördüğü.

Kaldırdığı baltayı var gücü ile Halil’in boynuna vururken yüzüne fışkıran kanı umursamayarak ikinci defa aynı yere vurarak tiksinti dolu bakışlarla can verişini izledi.

Bir müddet sonra önün de yatan hareketsiz bedene bakıp yerden destek alarak ayaklanırken elindeki baltayı bırakmadan evden ayrılıp sokağa çıktı. Yan evin bahçesinde diğer evden gelen gürültülere çıkan yaşlı kadın Dilşah’ın halini ve elindeki kanlı baltayı görünce var gücüyle ismini bağırarak yanına ilerlemeye başladı.

” Dilşaaah!” Kızım ne bu halin?” Kadın korktuğu şeyi yapmamış olmamasını diliyordu. ” Dilşah hareketsizce beklerken,kadın önüne geçerek yüzüne baktı. Gördüğü durum karşısında çığlık atmamak için kırışmış elleri ile ağzını kapadı. Kimsenin bakmaya kıyamadığı yüzün sağ yanağında bir kesik vardı ve hâlâ kanıyordu. Yüzündeki kanların sebebi bu yara olamazdı çünkü suratının her yerine sıçramış vaziyetteydi. Karşısındaki kadının haliyle göz yaşları içinde  şüphe ile tekrar sordu.

“Güzel kızım ne oldu? Ne bu halin? Yüzüne ne oldu Dilşah?” Yaşlı kadın sorusunun tekrar cevapsız kalması ile Dilşah’ı da sürükleyerek bahçedeki masaya oturturken bir yandan da söyleniyordu.

” En sonunda delirtti seni o lanet adam. Keşke yüzün kadar bahtında güzel olsaydı yavrum.”

Masadaki telefona uzanıp ambulansı aradı. Dilşah’ın durumunu anlatarak telefonu kapatıp tekrar kıza odaklandı hâlâ boş bakışlarla bakıyordu. Yaşlı kadın bardağa doldurduğu suyu kıza içirmeye çalışmış fakat başarılı olamamıştı. Korkmaya başlayan kadın son çare yüzüne sertçe bir tokat çarpınca Dilşah sanki bu tokadı bekliyor muşcasına sarsılarak ağlamaya başladı. Yaşlı kadın Dilşah’ın yüzündeki kanları umursamadan avuçları arasına alıp gözündeki yaşlarla tekrar sordu.

“Yavrum ne bu halin? Ne oldu o lanet evde Dilşah? Eğer yine el kaldırdıysa o şerefsiz bu defa seni de dinlemem gider şikayet ederim kızım. Yetti iki yıldır yaptığı eziyetler.” Dilşah başını olumsuz anlam da salladı.

” Öldürdüm onu Meryem anne!” Yaşlı kadın şok olmuş bir şekilde korkuyla elini göğsüne bastırdı. Şaşkın bakışları sandalye de bitkince oturan kızı bulurken Dilşah sözlerine devam etti. ” Öldürdüm! Baltayla doğradım onu! Bir an bile acımadım! Çünkü o benim bebeğimi elimden aldı. Kokusunu bir kere bile çekemeden,bir kere bile yüzünü göremeden kıydı benim bebeğime!”

Dilşah’ın sözleri ile kadın bir elini ağzına kapatırken gözleri yan eve kaymıştı. Gerçekten bu kız böyle bir şey yapmış olabilir miydi? Daha sonra bakışları elinde ki baltaya kaydı. Göz yaşları hafif kırışmış yanaklarından süzülürken üzgünce fısıldadı.

“Ne yaptın kızım sen? Değermiydi hayatını o pislik için mahfetmeye?”

Dilşah ayağa kalkıp her zaman kendisine destek olan yaşlı kadına yaklaştı ve masadaki telefonu alarak eline verdi.

“Polisi ara Meryem  anne.” Kadın duyduklarının şoku  ile olumsuzca başını sallasa da yapması gereken şeyi yapmıştı. Aradan geçen on beş dakikada ilk, ambulans gelmiş Dilşah’ın anlattıkları ile geçici bir müdehale yapılmıştı. Pansuman bitip yüzüne bandaj kapatılırken gelen polis araçları ile ifade almak için masaya yaklaşan polise suç aletini vererek olayı anlattı Dilşah.

Olay yeri inceleme yapılmış tutanaklar tutulmuştu. Dilşah polis aracına ilerlerken gözü yaşlı kadına kaydı. Hâlâ ağlıyordu. Çok emeği vardı üzerinde polislerden izin isteyerek yanına yaklaştı kadının. Gözlerinin içine bakıp konuştu.

” Hakkını helal et, Meryem  anne. Kendi annemden çok emeğin var üstümde.”

Kelepçeli elleri ile uzanıp yaşlı kadının elini avuçları arasına aldı ve öpüp alnına koyarken yaşlı kadın yüzünde acı dolu bir ifade ile Dilşah’ın saçlarını okşadı.

” Helal olsun yavrum. ” Ellerini bir birine kenetleyerek destek olmak istercesine sıktı. ” Dilşah,ben yanındayım kızım her türlü destek için hazırım. Senin ömür boyu o hapislerde çürümene izin vermeyeceğim. Çünkü o lanet adam bunu çoktan hak etmişti.”

Dilşah öyle duygulanmıştı ki yaşlı kadının desteği ile eğilip ellerine öpücükler kondurdu.

” Gerek yok Meryem anne. Sen yapacağını fazlası ile yaptın. Benim için üzülme olur mu? Dualarını da esirgeme.”

Dilşah geri çekilirken kadın onu hızla kendine çekerek sarılıp öptü.

” Seni yanlız bırakmayacağım bunu unutma Dilşah.”

Dilşah karşısındaki yaşlı kadının gözlerine minnetle bakıp polislerle birlikte ilerledi. Bindiği polis aracı ıslak caddelerde yol alırken Dilşah cama düşen yağmur tanelerini takip edip geçmişini düşünüyor,geleceğini bir kefeye koyamıyordu. Sahi artık bir geleceği var mıydı? Duran araçtan polislerle birlikte indirildi. Hızlı adımlarla binaya girdiler ve direk sorgu odasına indiler.

Orta yaşlı bir polis sorguya çekerken, sert hareketleri eşliğinde aynı soruları tekrarlıyordu. Adamın her sert hareketinde Dilşah’ın korku ile kendini sakınması,verdiği ifadelerde şiddet gördüğünü savunması ve yüzündeki yaranın tedavi edilmesi için hastaneye gönderilmişti.Pisikiyatri doktoru gözetimi ve darp raporu isteği ile hastaneye götürülen Dilşah’ın yüzüne yapılan tedaviden sonra istenilen tektikler de yaptırılıp dosyasına eklenerek Savcılığa getirildi. Dilşah burada da verdiği aynı ifade ile tutuklanmış ve iki  gün sonrası için mahkeme ye çıkarılacağı kesinleşmişti.

Mahkeme günü geldiğinde Dilşah yan tarafındaki yaşlı kadına yorgun gözlerle bakıp tebessüm etti. Yanlız bırak mayacağım derken bunumu demek istemişti bu kadın. İki avukat tutmuş,kendisi de bir kaç komşusu ile şahit olarak gelmişti.

Dilşah bir süre aklına takılan soruyu düşündü. Meryem annesi kimsesiz yaşlı bir kadındı. Peki bu avukatları tutacak parayı nereden bulmuştuki? Avukatlar hazırladıkları savunmaları okadar iyi sunuyorlardı ki Dilşah bile şaşırıp kalmıştı. Kocası olacak adam hakkında kendisinin bile bilmediği detayları bulmuşlar,bebeğini kaybetmesinin sebebinin bile o olduğunu,evlerinin karşısjndaki market kamrralarının kaydı ile kanıtlamışlardı. Hakime sunulan kamera kayıtları ile o gün Dilşah’ı merdivenlerden nasıl ittiğini ve daha bir sürü delili Hâkim’e sunmuşlardı. Meryem annesi ve komşularının da,Dilşah’ın yaşadığı şiddetlere,eziyetlere görgü tanığı olarak şahitlik etmesi ile Dilşah olayı bir kez de Hakim karşısında anlattı. Anlatacakları bittiğinde eklediği son sözü herkesin duygulanmasına sebep olmuştu.

” Bir kuş bile yavrusunu kaybedince yuvayı terk eder. Neden? Acısından. Bir hayvan ki av olan yavrusunun canı için yırtıcılara saldırıyor. Neden? Çünkü anne.”

Akan göz yaşlarını elinin tersi ile silerek sözlerine devam etti.

” Bende anneydim. Yavrusunu kucağına alamamış kokusunu içine çekememiş bir anne.”

Sözler boğazında düğümleniyor elleri titriyor kahverengi gözleri kor gibi parlıyordu. Hakim, karşısındaki yaralı bir aslan gibi feryat eden kadına üzülerek baktı. Gözlüklerini bir kenara bırakıp sanığı dinlemeye devam etti.

“Ben bir hayvanın yaptığını yapıp bebeğimi koruyamadım belki ama babası da olsa, bebeğimin yaşama şansını elinden alan adamın şah damarını kestim. Çünkü ben anneydim! Bebeği,babası olacak adamın uyguladığı şiddetle karnında can vermiş,yine aynı adamın şiddeti yüzünden anne olma şansını ebediyen kaybetmiş bir anneydim!”

Nefes almadan arka,arkaya içindekileri döktü karşısında ki yaşlı adama.Yorgunluktan ve sinirden titreyen bacaklarının daha fazla kendini taşıyamayacağını hissedince korkuluklara tutundu bir müddet. Biraz daha sakinleştikten sonra ellerini önünde birleştirerek son sözlerini söyledi.”Anne olmak,kadın olmak  kanunlara göre suçsa,kes cezamı Hakim Bey.Ama bir an bile yaptığım dan pişman olmadım! Olmam da!”

Hakim karşısında başı dik duran kadına baktı. Şahitlere ve elindeki delillere göre bu küçük yaşta maruz kaldığı olaylar içini parçalamıştı. Dilşah gibi niceleri vardı sesini çıkartmadan kaderine razı gelen,kendi canına kıyan daha bilinmedik ne hayatlar vardı. Ama kız savunmasında gördüğü eziyetlerden darplardan hiç bahsetmemiş direk bebeğini kaybetmesine bağlamıştı savunmasını. Oysa elindeki darp raporunda vücudunun bazı yerlerinde sigara bastırma,derin kesikler ve kırıklar vardı. Bebeğini merdivenlerden düştüğü ve bu yüzden kaybettiğini sanması için uygulanan plan ise, Dilşah’ın evinin tam karşısına düşen marketin  kamera kayıtlarından alınan görüntüler ile kanıtlanmıştı.

Bebeğin otopsi raporundan da yola çıkılması sonucu daha önceden gördüğü şiddetten kaynaklanmasın dan ölümünün gerçekleştiği tespit edilmişti. Bebek bir iki gün önce zaten anne karnında ölmüştü. Otopsiyi isteyen doğum doktoru Dilşah’ın doğum sonrası tepkilerini de eklemişti dosyaya. Hakim incelediği dosyalarla gözlüklerini takarak karar vakti olduğunu bildirdi.

Halil’in uyguladığı şiddet,bebeğin hayatına kasten zarar verme ve Dilşah’ın anne lik hakkını elinden alması da göz önünde bulun durulmuştu.Dilşah’ın avukatlarının yaptığı etkili savunma sonucu yirmi beş yıl ceza verilmiş,ama hiç bir sabıka kaydının bulunmaması hafifletici unsurlardan dolayı on yıla indirilmişti.

Dilşah üzülmedi çünkü artık nerede olduğunun,ne kadar yatacağının hiç bir önemi yoktu. Zaten dışardaki hayatı da çok farklı sayılmazdı. Oturduğu sandalyeden kalkarak yanında ki iki askere ellerini uzattı. Asker kelepçeyi geçirirken Meryem hanım gözlerinde ki yaşlarla Dilşah’a yaklaşıp bir anne şefkati ile  bandajlı yüzünü sıvazladı.

“Güzel kızım. Kusura bakma elimden ancak bu kadarı geldi. Kurtaramadım seni.” Dilşah karşısıdaki kadının gözlerine minnetle baktı. Ne diyordu bu kadın böyle? Kendi annesi bile sahip çıkmazken bu kadın kol kanat germişti kendisine.

” Olurmu hiç öyle şey Meryem annem? Daha ne yapacaksın? Gözleri yaşlı kadının arkasındaki çantalarını toplayan iki adama kaydı. ” Hem sen bu avukatları niye tuttun? Nasıl öderim ben onların masrafını?” Yaşlı kadın tebessümle koluna hafif bir şekilde iki kere vurdu.

” Biliyorsun ben emekli öğretmenim.” Arkasında ki adamları işaret etti büyük bir gururla. ” Onlar da benim öğrencilerimdi. Senin durumunu anlattım avukatlığını üstlen melerini rica ettim,onlarda beni kırmadı.”

Kadın yaşlı gözlerini silerken bir elini boş ver dercesine salladı.

“Hem sen düşünme bunları kendine dikkat et kızım.” Dilşah bu kadına çok şey borçluydu. Hakkını nasıl öderdi hiç bilmiyordu. Eğilip elini öptü. Yaşlı kadın çantasından çıkarttığı küçük bir kavonozu Dilşah’ın avuçlarına sıkıştırıp,yüzündeki yaraya kullanması için tembihledi. Askerler’in uyarısı ile ayrılan iki kadın göz yaşları içinde vadalaştı. Cezaevi aracına bindirilen Dilşah on yıllık mahkum hayatının geçeceği yeri düşünüyordu. Nasıl bir yerle karşılaşacaktı, neler olacaktı hiç bir fikri yoktu.

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
” O gün geçip geldiğim yollar gibi hızlı akmasa da zaman, beş yıl geçti bile on yıl verdikleri cezadan.” Bir den hüzünlendi kahve rengi bakışları. ” Ben çok şey kaybettim Beyza. Aşkımı,bebeğimi ama hiç birin de isyan etmedim.” Peçesini hafifçe indirerek yüzünü gösterdi. ” Yüzümü ,kadınlığımı,anne olma hayallerimi kabettim.” Beyza başını salladı hafifçe. Belliki arkadaşının kabuk bağlamaya yüz tutmuş yarasını kaldırmıştı. Nasıl acılar çekmişti bu kız böyle? Ama onu tanıdığın dan beri dilinde hep hayır,hep şükür vardı. Kendisi gibi hiç isyana başvurmamıştı üstelik evlat acısını tatmış bir kadındı.

“Dert deryası’na daldıysan sabretmeyi bileceksin, alnına yazıldıysa kara yazı kader deyip geçeceksin öyle mi?” Dilşah peçesini takarken Beyza’yı onay larcasına başını salladı.

” Aynen öyle canım.” Beyza ranzasına uzanırken Dilşahı da kolundan tutarak yanına çekti. O kadar üzülmüştükü arkadaşının yaşadıklarına,yaptığı saçmalıkla onun da moralini bozmuştu. Biraz olsun hatırlattığı acısını unutturmak için çabaladı. Mızmızlanan arkadaşının haline kahkaha atarak konuştu.

” O zaman fragman bitti, film başlasın Dilşah Hanım.”

OY VE YORUMLARINIZI EKSİK ETMEYİN LÜTFEN…

*yitenumutlar*

Bölüm Şarkısı : Selda Bağcan – Mapushane içinde yanıyor gazlar

Mehir karşısında ki iri yarı adama korku dolu gözlerle baktı. Adam üzerine geldikçe Mehir bir adım geri kaçıyordu. Sonunda kaçacak yeri kalmadığını sırtının duvara çarpması ile anlarken çaresiz bakışlarından yaşlar süzülerek karşısındaki adamın gözlerinin içine baktı ve bir umut titreyen sesiyle fısıldarcasına konuştu.

“Yalvarırım dokunma bana!” Adam tek kaşını alayla kaldırırken, sert adımlarının kaliteli parkede çıkardığı ses Mehir’in yüreğinin sıkışmasına sebep oluyordu. Adam ciddiyetten uzak bir yüz ifadesi ile kıza daha çok yaklaştı.

“Niye dokunmayayım karım değil misin?” Mehir göz yaşları içinde başını olumsuz anlamda sallarken adam iyice yaklaşarak sağ elini duvara dayayıp,Mehir’i duvarla kendi arasında sıkıştırdı. ” Böyle çırpınman hiç bir şeyi değiştirmez!” Yüzüne yayılan pisikopatça sırıtışla karşısındaki kızın çenesini sertçe kavradı ve öfkeli bakışlarını kızın çekik gözlerine odaklayarak kelimelerinin üzerine basa,basa konuştu. ” Ben ,sana! Bir şans verdim. Ama sen ne yaptın? Sana verdiğim süreyi motorcu piçle harcadın!”

Adamın gerilen yüz hatları korkutucu bir hâl alırken Mehir çenesini tutan eli umursamadan başını olumsuz anlamda sallamaya çalıştı. Onun bu haline alayla gülümseyen adam, çenesindeki elini sertçe çekerek hırsla duvara vurunca, Mehir çıkan gürültüyle yerinde sıçrarken adamın iki koklunun arasında sıkışması yetmiyormuş gibi kulağının dibinde kükremesi ile korkudan nefes alamaz hale gelmişti.

“Üstelik o kadar süreye rağmen paramıda alamadım! Baban olacak şerefsiz ve sen kimi dolandırmaya çalıştığınızın farkında değilsiniz galiba?” Alaylı bakışları kızın vücudunda dolanırken başını olumlu anlamda sallayarak tekrar konuştu. “Ama şu saatten sonra önemi yok! Ben kiminle uğraştığınızı zevkle anlatacağım biraz sonra.” Gözlerindeki alaylı ifade yerini beğeni dolu bakışlara bırakırken elini kızın boynuna doğru uzatarak sözlerine devam etti. ” Hem kârlı bir iş olmasada en azından zararda sayılmam. Çok güzel bir kızsın doğrusu.” Mehir’in gözleri işittiği sözlerle irileşirken ne yapacağını bilemez halde gözlerini odada gezdirdi. Aslında başına bir şeylerle vurarak buradan kaçabilirdi ama kapıdaki adamlar anında yakalardı kendisini. Çaresiz gözleri tekrar adamın kileri bulurken yalvarırcasına konuştu.

” Paranı ayarlamıştım! Babama verdim o sana verip senetleri alacaktı.”

Adam tekrar elini duvara sertçe vurarak bağardı.

” Nerede lan o zaman param!? Oyun mu oynu yorsunuz siz benimle?”

Mehir korkuyla başını olumsuz anlamda sallarken titreyen ellerini sinirle saçlarından geçirdi ve fısıltıyla konuştu.

” Bilmiyorum! Yemin ederim bilmiyorum! Ne olur dokunma bana!”

Yaşlar gözlerinden boşalmaya devam ederken bacakları artık onu taşıyamaz hale gelmişti. Sırtının duvardan yavaş,yavaş kaydığını hissederken kolundan sertçe tutulup kaldırıldığını hissetti.

” Yok öyle ayılıp,bayılmalar falan bu gece ve ben istediğim sürece” işaret parmağıyla sol taraftaki geniş yatağı gösteren adam sözlerine devam etti. ” Yatağımı süsleyeceksin. Ne kadar uysal olursan canın o kadar az yanar.” Yüzündeki iğrenç gülümsemeyle kızı yatağa doğru sürüklemeye başladı. ” Ne de olsa ilkini kötü anılarla hatırlamanı istemem!” Sırtı aniden yumuşak yatakla birleşen Mehir’e işittiği sözler bir umut olmuştu. Karşısında kemerini çözen adamın keskin yüz hatlarına korkuyla bakarak telaşla haykırdı.

“Dur! Ben bakire değilim!” Adam eli kemerinde donup kalırken Mehir sözlerine devam etti yalvarırım bırak beni gideyim. Benden ne sana ne başka bir erkeğe eş olmaz!”

Adam kemerindeki elini yavaşça indirirken korkutucu bir sakinlikle yatağa yaklaşıp tek dizini dayadı. Geri, geri kaçmaya çalışan kadını bacağından tutarak sertçe kendisine çekti ve öldürücü bakışlarını çekik gözlere çevirdi.

” Öldürürüm seni lan! Duydun mu beni öldürürüm! Leşini itlerin önüne atar bedenini parçalamalarını zevkle izlerim!”

Mehir korkudan ne yapacağını şaşırmıştı.Nasıl böyle bir manyağın eline düşmüştü? Her şey babası ve annesinin suçuydu. Hayatını mahfetmekte sınır tanımıyorlardı. Tıpkı üç yıl önce yaptıkları gibi. Sertçe yatağa itilmesi ile daldığı düşüncelerden sıyrıldı ve sürünerek yatağın en uç köşesine sığındı. Odanın içinde öfkeyle dolanan adama bakarak ürkekçe konuştu.

“İnanmıyorsan doktora götür ama gerçek bu!” Adamın ateş saçan bakışları kendisine dönünce korkuyla yutkundu. Sert adımlarla yanına gelen adam işaret parmağını tehdit edercesine sallayarak konuştu.

” Eğer bakire olmadığını bir kişinin ağzından duyarsam sana öyle şeyler yaparımki aklın hayalin durur.” Sinirle elini saçlarından geçirip yandaki komodine sert bir tekme attı.

” Başkasının yatağından çıkan kadını kendime karı yapacak kadar midesiz değilim!” Öldürücü bakışları tekrar kendisinden korkan kıza dönerken çattığı kaşları ile dişlerinin arasından tıslarcasına konuştu.

” Bu olay gün yüzüne çıkmadan seni boşayacağım. Arkamdan kimseyi güldürüp alay konusu yaptıramam!” Mehir’in gözleri işittiği sözlerle parlarken adam ona tiksinircesine bakarak konuştu. “Öyle hemen sevinme! Bir kaç gün sonra Türkiye’deki şirkete çok önemli iki evrak gitmesi gerekiyor.” Mehir anlamayan bakışlarla karşısındaki adama bakarak konuştu.

” Bunun benimle ne alakası var?” Adam ters bakışlarını kıza çevirerek odanın içinde dolanmaya başladı.

“Çevirdiğiniz oyunları,alamadığım paramın ve seni nikahıma aldığım halde yatağıma bakire olmayarak gelişinin bir bedeli olmalı.”

Adam küçük bir dolabın önünde eğilerek bir şişe çıkardı ve içindeki kehribar renkli sıvıyı küçük geniş bir bardağa boşalttı. İçine attığı bir kaç buz parçasıyla alkolü yudumlarken sert bakışlarını tekrar Mehir’e çevirdi.

” O evrakları Türkiye’ye sen götüreceksin. Pek çok şirket bu evrakların peşinde. Eğer şüphe çeker veya yakalanırsan seni de,aileni de hatta o sevgilinide yaşatmam!” Mehir ürkekçe karşısındaki adamı izlerken o elindeki bardaktan bir yudum alarak işittiklerine hiç bir tepki vermeyen kadına bağırdı. “Anladın mı lan!?”

Sertçe bağarmasıyla Mehir olduğu yerde korkuyla zıpladı. Anlam veremediği tek yer sevgili meselesiydi. Onun bir sevgilisi yoktu ki. O defteri üç yıl önce acı bir şekilde kapatmıştı. Bu adam kimden bahsediyordu acaba?

” Benim bir sevgilim yok! Kimden bahsediyorsun sen?”

Adam Mehir’in şaşkın yüz ifadesi ile sorduğu soruya karşılık,pisikopatça sırıtırak elindeki kadehi kaldırdı ve yudumladıktan sonra konuştu.

“Hani şu yanından ayrılmadığın Piç! Yoksa bakireliğini başka birisine verdin de, Giray denen iti başka bir kurban olarak mı seçtiniz?”

İşittiği hakaretlerle Mehir’in gözleri tekrar dolarken adam sözlerine devam etti.

“Evrakları teslim et seni boşayım! Bu reziklikte kimse duymadan kapansın.” Mehir başını olumlu anlamda sallarken adam sırıtarak yaklaştı ve elindeki kadehi yatakta korkudan titreyen kıza uzattı.

” Bu anlaşmayı kutlamaya ne dersin? Türkiye’ye gitmişken istersen dönme. Ne de olsa sevgilin orada.” Elini ittiren kıza ters bakışlar attı ve omuz silkerek tekrar şişenin olduğu dolaba yöneldi. ” Senin yerinde olsam bir daha buraya dönmezdim. Baban seni önüne gelene feşkeş çektiğine göre, bi dahaki sefere bu kadar şanslı olamaya bilirsin. Herkes benim gibi vicdanlı olmaz çünkü.”

Mehir göz yaşlarını tutamazken adamın bir yönden haklı olduğunu düşündü. Babası resmen kendi çıkarları uğruna kullanmıştı hep onu. Üstelik haklı olduğu ikinci konu da Türkiye fikriydi. Gidince bir daha bu lanet ülkeye gelmeyecekti. Türkiye’de kalmak daha mantıklıydı. Giray’da yardım ederdi. Bir iş bulur hem okur hem çalışırdı. Becerenler dört kollu, dört ayaklı değildi ya oda becerirdi. Düşüncelerinden sıyrıldığında odada telaşla gözlerini gezdirdi. Nereye gitmişti bu lanet herif. Hafifçe yerinden doğrulduğunda adamın koltukta elinde şişeyle sızıp kaldığını farketti. Kendiside yatakta oturur pozisyona gelerek sabahı beklemeye başladı. Sonuçta böyle bir adama güvenemezdi.

Geçen bir kaç günün ardından beklenen gün gelmiş eline tutuşturulan adres ve Tuhaf bir çantayla Türkiye uçağına binebilmişti. Uçak gök yüzünde süzülmeye başladığında Mehir’in de heyecandan kalbi kafesinden çıkacak gibiydi. Sonunda her şeyi arkasında bırakmış,yıllar önce acılarla ayrıldığı ülkesine yeni umutlarla dönüyordu.

Eline tutuşturulan tuhaf çantayı düşündü. Acaba çinde ne vardı? Aklını kemiren soruyu anında silip attı.Negatif düşüncelere yer vermeyecekti artık hayatında. O lanet adamdan bu gün kurtuluyordu o yüzdem pozitif düşünecekti ki her şey daha güzel olsundu. Yüzü mutlulukla parlarken bir kaç günün üzerinde yarattığı stres ve yorgunluk yerini uykuya bırakırken her şeyin iyi olacağını düşünüyordu.

Hostesin sesiyle tedirgin uykusundan uyanırken kendisine bakan kızın uzattığı yiyecekleri aldı. Farkında olmasada acıkmıştı doğrusu. Atıştırdığı bir kaç lokmayla bakışlarını kolundaki saate çevirdi. Uçağın Türkiye saatine göre 23:45 te inmesi gerekiyordu. Demek ki bir iki saat daha dinlene bilirdi. Gözlerini kapattı ve geçmek bilmeyen zamanın bir an önce geçmesini diledi.

Yapılan anonsla daha fazla heyecanlanan Mehir kemerini takarak uçağın iniş yapmasını bekledi. Sonunda iniş yapan uçaktan çıkıp havalimanına geçti ve çantasını beklemeye başladı. Beş dakika sonra gördüğü çantaya doğru ilerledi ve eline alarak çıkışa doğru yöneldi.

Ne olduysa o anda olmuştu. Koşarak üzerine doğru gelen bir köpek ve silahlarını kendisine yönelten polislerle neye uğradığını şaşıran Mehir polislerin uyarısı ve köpeğin korkunç hırlamasıyla elindeki çantayı korkuyla yere sertçe fırlattı. Polislerin kendisine yaklaşmasını ve olup biteni şaşkın gözlerle izleyen Mehir, olanlara anlam veremezken donup kalmıştı adeta. Koluna değen soğuk metallerle ancak kendine gelebilen kız korku dolu bakışlarını koluna giren polislere çevirerek ürkekçe sordu.

“Neler oluyor!? Niye kelepçe liyorsunuz beni?” Sert yüz hatları olan çatık kaşlı bir polis ters bakışlarını Mehire çevirerek konuştu.

“Hakkınızda ihbar var hanımefendi! Çantada uyuşturucu taşıdığınız hakkında ihbar aldık!” Mehir işittiği sözlerle yerinde adeta taş kesilirken Polisin sertçe çekiştirmesi ile onların hızlı adımlarına ayak uydururmaya çalışarak korkuyla konuştu.

“Olamaz! Bana çantanın içinde evrak olduğunu söyledi.” Uyuşturucu olamaz! ” Polis Mehir’e ters bir şekilde bakarak alayla sırıttı.

“Tabi,tabi zaten Haydut’ta evraklar üzerinde eğitildi. Keskin burun yapısı’da her tür kağıda, hatta tuvalet kağıdına bile duyarlı.” Polis’in bu sözüne yanındaki arkadaşı gülerken o ters bakışlar eşliğinde Mehir’in başını eğerek polis aracına bindirdi. Mehir yaşadıklarının kabus olmasını dileyerek koluna çimdik atıp kontrol ederken biraz önceki polisin konuşmasıyla kabus olmadığınıda anlamış oldu.

” Boşuna canını yakma bir kabusun içinde değilsin!” Kendisine şaşkınca bakan kıza sırıtarak sözlerine devam etti “Sen öyle olmasını isterdin tabi ama evdeki hesap çarşıya uymaz böyle.” Polisin sözleri Mehir’i girdiği şoktan çııkarırken gözyaşları da yanaklarından süzülmeye başlamıştı. Biraz önce konuşan polise dönerek çaresizce konuşmaya başladı.

“Ben bilmiyordum! O çantada uyuşturucu olduğunu bilmiyordum! Evrak dedi bana. Ben evrak olduğunu zannediyordum yemin ederim bilmiyordum!” Kelepçeli elleri ile gözyaşlarını silmeye çalışan Mehir yanındaki polisin sözleri ile donup kaldı.

” Bence evrakları yollayana söyle sana okkalı bir avukatta yollasın.” Alaylı gülüşü yüzünde genişlerken bir yandanda sözlerine devam etti. ” Bu pisliği taşıyıp onca insanın,çoluğun, çocuğun hayatını karartırken aklın nerdeydi de şimdi ağlayıp,zırlıyorsun?” Aracın ön tarafında yolcu koltuğunda oturan diğer polis elindeki telsize bir şeyler söyleyerek arkaya döndü ve biraz önce konuşan polise bakarak söylendi.

” Bana bak Cemil, kapa o çeneni yoksa atarım seni araçtan! Sana mı kaldı lan ceza kesmek?”

Mehir ön taraftaki kısa kesim saçlı,sert yüz hatları olan esmer adama ürkerek baktı. Yanında konuşan polise göre onun ses tonu daha sert ve korkutucuydu.

“Mehmet! Niye savunuyorsun lan şimdi bu kuryeyi?” Adının Mehmet olduğunu öğrendiği adam, Mehir’e bir yerlerden tanıdık geliyordu fakat içinde bulunduğu durumdan dolayı bir türlü çıkaramıyordu.

“Cemil! Haddini aşıp puştluk yapma lan! Kızın suçlu olma ihtimali kadar suçsuz olma ihtimali de var! Onun için çeneni kapa ve her boka maydonoz olma.”

Ters bakışlarını arkadaşından kıza çeviren adam dikkatlice kızı izledi. Önüne dönerek torpidodan aldığı peçeteyi Mehir’e uzattı.

“Al şunu! Elini yüzünü temizle. Ağlamayı da kes artık! Dediğin gibi suçsuzsan zaten adalet yerini bulur!”

Mehir,Mehmet denilen adamın elindeki peçeteye kelepçeli elleri ile uzanarak aldı ve becerebildiği kadar akan göz yaşlarını sildi. Sakinleşmeye çalışarak ürkek bir ses tonuyla konuştu.

“Ben birini arayabilir miyim?”

Yanındaki polis ufak bir kaykaha atarak öndeki arkadaşını dürttü ve alaylı bir tavırla konuştu.

“Bak duydunmu Mehmet!? Senin suçsuz olabilir dediğin kurye hemen birilerini arama telaşına düştü.”

Gözlerini, kendisine ters bakışlar atan kıza çevirerek tek kaşını kaldırdı ve aynı alaylı tavırla sözlerine devam etti. ” Kusura bakmayın leydim ama arayacağınız kişi kapsama alanı dışında.”

Mehir ne yapacağını,ne söyleyeceğini şaşırmıştı. Korkuyordu işlemediği bir suçun üstüne kalmasından,kendini aklayamamaktan korkuyordu. Göz yaşları tekrar yanaklarından süzülmeye başlarken öndeki polisin sesini işitti.

“Kimi arayacaksın?”

Gelen soruyla Mehir umutla adama baktı ve telaşla konuştu.

“Giray! Giray Eyyüboğlu!”

Kızın cevabı ile Mehmet’in bakışları kısılırken şüpheyle sordu.

” Avukatın mı?”

Kız başını olumsuz anlamda sallarken, yanındaki polis Mehmet’in sorusu ile gülmeye başladı. Arkadaşının kendisine attığı ters bakışları farkedince gülmeyi keserek zar,zor konuştu.

“Lan Mehmet,sen ne cahil adamsın lan? Giray Eyyüboğlu Türkiye’nin ünlü genç iş adamları arasında.” Kendini beğenmiş bir tavırla sözlerine devam etti. “Babasından devraldığı küçük şirketi kısa zamanda büyüterek Dünya çapında adından söz ettiren bir adam. Hıyar!”

Mehmet arkadaşının sözleri ile sabır çekerken onun gereksiz sözlerini umursamadan kıza bakarak konuştu.

” Şu an için böyle bir şey söz konusu değil. Bir kaç dakika içinde emniyette oluruz eğer uygun görülürse arkadaşınıza biz haber veririz.”

Mehir çaresizce başını sallarken polis aracı emniyet binasının önünde durdu ve polisler araçtan teker,teker indi. Yanında oturan tuhaf polis alaylı bakışları ile Mehir’i kolundan çekiştirerek indirdi. Başını kaldırdığı an karşısındaki büyük binayla karşılaşan kız gözyaşları içinde başını tekrar eğdi ve kolundan çekiştirilmesi ile koşar adımlarla binaya girdi.

Sorgu odasında sürekli aynı sorulara cevap vermekten kafası allak bullak olurken hissettiği korku ve yorgunlukta dayanılmaz bir hal almıştı.Verdiği ifadeyi imzalarken karşısındaki ortayaşlı amirin sözleri ile son umududa tükenmişti.

” Seni getiren arkadaşlara Giray Eyyüboğlu’nu aramak istediğini söylemişsin? Biz kendisine ulaşmaya çalıştık fakat ulaşamadık.”

Mehir’in düşen omuzları ve çaresiz bakışları ile haline acıyan adam sert istifini bozmadan sözlerine devam etti.

” Ben evine bir ekip gönderdim.”

Mehir’in masanın üzerindeki bakışları aniden adamınkiyle buluşunca sert tavrından ödün vermeyen adam elini dur işareti yapar gibi kaldırdı.

” Hemen sevinme ağzından çıkan her isim bizim için şüpheli kişiler arasında. Bu yüzden Giray Eyyüboğlu nu da sorguya alacağız.”

Mehir’in gözleri şaşkınlıkla irileşirken telaşla konuştu.

” Onun bu işle hiç bir alâkası yok! Size söyledim Timur Elvan beni kandırdı! Giray’ın hiç bi alakası yok! O sadece arkadaşım.” Amirin de böyle bir düşüncesi yoktu elbetteki ama kızın kimsesizliği canını sıkmıştı. Anne ve babası ile olan durumundan dolayı onları haberdar ettirmek istemiyordu. Gerçi o nekadar istemese de kendileri iletişime geçmiş fakat kızlarını işlediği suçtan dolayı evlatlıktan red ettiklerini söyleyerek bu kızı yalnız bırakmışlardı. Geriye sadece Giray denen çocuk kalıyordu. Üstelik her ihtimali de değerlendirmeliydi.

“Alakası olup olmadığına ancak biz karar veririz! Sizi arkadaşınıza ulaşana kadar burada tutacağım. Bu arada işlemlerinizde hallolur ve daha sonra savcılığa sevk edilirsiniz.”

Mehir artık hiç bir şey düşünemiyordu. Giray’a ulaşamazlarsa ne yapardı? Kime derdini anlatır, kimden yardım isterdi? Odadan çıkan adamın arkasından bakarken kapanan kapıyla tekrar gözyaşlarına boğuldu.Yüzüne dökülen saçlarını hırsla geriye doğru attırarak sessizce ağlamaya devam etti.

Selçuk Amir dışarda bekleyen adamın yanına sıkıntıyla yaklaşırken yönünü karşısındaki cama doğru çevirerek içerdeki kızı izledi.

“Ne diyorsun Mehmet? Sence kuryemi bu kız?” Geceden beri kızı sorgulayan amirine dönen adam bilmiş bir tavırla gülümsedi.

“Bunu yılların kurdu Selçuk Amir olarak mı soruyorsun? Vicdanı rahat olmayan bir insan olarak mı?”

Selçuk Amir,elini Mehmet’in omzuna koyarak hafifçe vurdu ve gülümseyerek başını salladı.

“Her ikisi olarak evlat!”

Karşısındaki adamın gözlerine tüm ciddiyeti ile bakan Mehmet,işaret parmağı ile camın arkasındaki kızı göstererek bakışlarını ona çevirdi.

“Bence kız tamamiyle suçsuz amirim. Hareketleri,mimikleri,bakışları,kısacası beden dilinden vardığım kanı bu yönde.” Bakışlarını tekrar amirine çevirerek sözlerine devam etti. ” Geceden beri sorguluyorsunuz ve kız hep aynı ifadeyi veriyor. Ne bir eksik ne bir fazla.” Bakışları tekrar kızı bulurken düşünceli bir şekilde kızı izledi. Geceden beri göz yaşları hiç durmamış, bir avukat yerine o sadece arkadaşını aramak istemişti. Elini kaldırarak sıkıntıyla başını kaşıdı ve tekrar amirine döndü. “Eğer yalan söylüyor olsaydı ya beden diliyle,yada ifadesinde verdiği bir açıkla kendini ele verirdi.”

Orta yaşlı adam Mehmet’in sözleri ile başını olumlu anlamda sallarken elindeki dosyayla çıkışı işaret etti. Mehmet ise amirine ayak uydururken tekrar konuştu.

” Üselik kızın sicili temiz. Daha öncesinde hiç bir vukatı yok.Benim tahminimce kızın üzerinde pis bir oyun oynanmış.”

Açtığı kapı ile amirine çıkması için yol verdi. Orta yaşlı adam çıktıktan sonra elindeki dosyayı Mehmet’e uzatarak düşünceli bir şekilde konuştu.

“O zaman ikimizinde düşünceleri aynı! Hapishaneler bir kader mahkumuna daha kapılarını açmış bekliyor ha!” Mehmet amirinin uzattığı dosyayı alırken olumlu anlamda başını salladı.

“Amirim, işlemleri hallettikten sonra çıkabilir miyim?” Amir’inin uyaran bakışları ile tekrar konuştu. ” Merak etmeyin Azra meselesi değil. Emine Sultan’a görünmem lazım. Biraz rahatsızlanmışta.” Selçuk Amir olumlu anlamda başını sallayarak odasına geçti.

Birinin kendisini dürtmesi ile rahatsız uykusundan uyanan Mehir masaya koyduğu başını yavaşça kaldırarak yanında dikilen polise baktı. Dün gece arabada yanında oturan tuhaf adama meraklı gözlerle baktı.

” Ne oldu çıkacak mıyım?”

Adam gözlerini devirerek Mehir’e doğru hafifçe eğildi ve kollarını masaya dayayarak sertçe konuştu.

“Dün geceden beri ben ne konuşuyorum sen beni dinlemiyor musun?”

Mehir’in kolundan sertçe tutarak kaldırdı ve homurdanarak odadan dışarı çekiştirmeye başladı.

“Çıkacak mıymış? Bir çanta dolusu uyuşturucuyla suç üstü yakalandığın halde serbest bırakılacağını mı düşünüyor sun?”

Bir yandan ilerledikleri dar koridordan çıkarken bir yandan attığı küçük bir kahkahayla Mehir’e dönerek başını olumsuz anlamda salladı ve alaylı sözlerine devam etti.

” Ümitlerini kırmak gibi olmasında senin şu anki durumunu özetleyen bir çift özlü söz söylemeden edemeyeceğim.” Mehir’in çekik kahverengi gözlerine sertçe bakarak, gözlerinin aksine yüzündeki alaylı gülümseme ile kulağına doğru yaklaşarak fısıldadı. “Senin şu anki durumun hayaller Maldivler ken hayatlar Sincan E tipi kapalı Cezaevi.”

Korkudan gözleri irileşen kıza bakarak önünde durdukları kapıyı çaldı ve gir komutuyla,içeriye geçerek Selçuk Amir’e baktı.

“Gidebilirsin Cemil. Mehir Hanım’ı savcılığa götürmesi için iki arkadaş ayarla dışarıda beklesinler.

” Baş üstüne amirim.”

Gözleri içeri girdikleri anda oturduğu yerden fırlayarak Mehir’e sarılan adama kaydı. Mehir denen kızla bayağı ilgili gözüküyordu. Ah dışarıda olacaklardı ki hayranı olduğu şu adamla iki çift laf edebilecekti. Şanssızlığına yüzünü buruştururken Selçuk Amir’in uyaran sahte öksürüğü ile bakışları ona döndü. Gözleri ile kapıyı işaret eden adama bakarak başıyla selam verip odadan çıktı.

“Giray ben bir şey yapmadım.”
Arkadaşının ağlamaktan çatallı çıkan sesiyle söyleği söz Giray’ın geri çekilmesine sebep oldu. Mehir’in yüzüne elini götüren adam akan gözyaşlarını silerek başını salladı. “Biliyorum canım sakin ol biraz. Bu yanlış anlaşılma elbetteki düzelecektir.” Arkadaşının yüzündeki elini indirerek kendilerini izleyen amire döndü ve umutla sordu. ” Değil mi amirim?”

Selçuk amir karşısındaki genç adama bakarak oturması için eliyle masasının önündeki sandalyeyi gösterdi. Giray, Mehir’i diğer sandalyeye otuturtarak kendiside gösterilen yere geçip oturdu. Arkadaşının korkmuş haline çaresiz bir şekilde bakarken, onu nasıl teselli edeceğini bile bilmiyordu.

“Giray Bey.” Kendisine dönen bakışlarla sözlerine devam etti Selçuk Amir. ” Mehir Hanım,elinde bir çanta dolusu uyuşturucu ile suç üstü yakalandı.”

Mehir dün geceden beri aynı sözleri duymaktan ve suçsuz olduğunu kanıtlayamamanın verdiği sinirle sert bakışlarını amire çevirdi ve kendinden emin bir şekilde kelimelerin üzerine bastırarak dişlerinin arasından tısladı.

“Ben suçsuzum! Kandırıldım diyorum neden inan mıyorsunuz!?”

Giray destek vermek istercesine arkadaşına doğru uzanarak ellerini sıkıca kavrarken arkadaşını gözleri ile sakin ol dercesine uyararak geri çekilip tekrar masanın arkasında oturan kır saçlı adama baktı.

Karşısındaki iki gence dikkatle bakan adam Giray’ın telefonunun çalması ile söyleyeceği sözleri yutmak zorunda kaldı. Giray telefonda konuşurken odaya giren polis memuru Selçuk amire yaklaşarak elindeki kimliği uzattı ve kulağına doğru eğilerek bir şeyler fısıldayıp geldiği gibi sessizce ayrılırken biten telefon konuşmasının ardından Giray bakışlarını karşısındaki adama çevirerek cevap beklercesine baktı.

“Dediğim gibi Giray Bey,Mehir Hanım suç üstü yakalandığı için kendini aklayamazsa muhtemelen ceza alacaktır.”

Kapıdaki polis memuruna seslenerek önündeki dosyayı uzattı. Masadaki kimliği de Giray’a uzatarak sözlerine devam etti.

” Arayan kişiye hemen geleceğinizi söylediniz ama,sizi göndermeden önce konuşmak istediğim önemli bir mevzu var.”

Sözlerinden sonra elinde dosyayla bekleyen polis memuruna dönerek Mehir’i işaret etti.

“Mehir hanımı dosyasıyla birlikte savcılığa sevk edin Zafer.”

Polis Memuru başını olumlu anlamda sallayıp Mehir’e yönelerek belinden çıkardığı kelepçeyi bileklerine geçirdi. Tenine değen soğuk metalle korkudan gözleri irileşen kız ürkek bir ses tonuyla arkadaşına bakarak ağlamaya başladı.

“Giray yardım et!”

Karşısındaki kıza çaresizce bakan genç adam oturduğu yerden kalkarak hemen yanına geçip tek kolu ile arkadaşına sarıldı.

” Çantanın içinde evrak olduğunu söyledi. Evrakları verdiği adrese teslim edersem beni boşayacağını söyledi! Bilmiyordum! Yemin ederim çantada uyuşturucu olduğunu bilmiyordum! Kandırdı beni.”

Arkadaşının panikle hızlı,hızlı konuşması Giray’ın kafasını karıştırırken hafif geri çekilerek eliyle çenesinden tuttu ve hafifçe sarstı. Yaşlarla dolu çekik gözler kendi kahvelerini bulunca, sakinleştirmek adına fısıldadı.

“Merak etme kurtaracağım seni.”

Nasıl yapacağını bilmiyordu ama bir yolunu bulacaktı. Düşünceli bakışlarını Mehir’in gözlerinden kaçırarak kısık bir sesle konuştu.

” Eğer seni aklayamazsam en az şekilde ceza almanı sağlayacağım. Sen sadece sakin ol tamam mı?”

Karşısındaki kızdan onay beklercesine bakışlarını kızın kahverengi gözlerine çevirdi. Mehir yaşlarla dolu gözlerini yumarak başını olumlu anlamda hafifçe salladı.

Konuşmanın ardından polis memuru Mehir’i götürürken Giray’da Selçuk Amir’in söylediği sözlerin şokunu yaşıyordu.

Çıkarıldığı savcı karşısında tutuklu yargılanmak üzere mahkemeye sevk edilmiş ve oradanda dava gününe kadar ceza evine gönderilmişti.

~~~~İki yıl sonra~~~~

Karşısındaki kız iki yıl sonra arkadaşlarının suskun halinden sıyrılıp anlattıklarının şokuyla Mehir’i dinlerken aklına takılan soruyu dayanamayıp sordu.

“Peki gerçekten bakire değil miydin? Yoksa o canavarın elinden kurtulmak için mi yalan söyledin?”

Mehir, Beyza’nın sorusu ile burukça gülümseyerek bakışlarını etraflarını saran yüksek duvarlarda gezdirdi. Dilşah yanındaki kızı dürterek, yüzünü kapatan peçeden görünen tek yeri olan iri gözlerini uyarırcasına büyüttü ve çemkirerek fısıltıyla konuştu.

“Sanane Beyza! Bu yaptığın çok ayıp! Özel denen şeyler var canım!”

Arkadaşının sinirle söylediği sözlerle düşüncesizliği karşısında kendine saydıran Beyza utançla başını yereğe eğerken yüzünde hissettiği parmaklarla bakışlarını kaldırdı. Karşısında kendisine gülen çekik gözlerle bakan Mehir’i görünce oda utangaçça gülümsedi.

“Bakire olmadığım doğruydu Beyza.” Kendisine bakan şaşkın ikiliye gülümseyerek sözlerine devam etti. ” Fakat bu yetiştiğim yerle veya benim rahatlığımla alakalı olan bir şey değil.”

Gözlerini tekrar yüksek duvarlara çevirerek dikenli telleri inceledi bir müddet. Daha sonra derin bir nefes alarak anlatmaya başladı.

” Onun ailesi ve benim ailem,yurtdışında yaşarken dini bir tarikata bağlıydı. Bizim evlenmemizi istediler. Ben zaten onu seviyordum bu istekleri de hayalini kurduğum gence kavuşmam için bir fırsattı benim için. Bizi nişanladılar. O Türkiye’ye dönmenin hayalini kuruyordu. Bir müddet sonra ünüversite için Türkiye’yi tercih etmişti.” Dilşah dinlediği hikayede fark ettiği ayrıntıyla aniden Mehir’in sözlerini kesti.

” İyide sen kaç yaşındaydın tüm bunlar olurken?” Kendisi gibi küçük yaşta bir evlilik mağdurunu daha yüreği kaldırmıyordu zavallı kadının. Mehir,Dilşah’ın çatılan kaşlarına bakarak burukça gülümsedi.

” On altı.”

Beyza’nın irileşen bakışları ve Dilşah’ın düşen yüzüyle anlatmaya devam etti.

“Aileler ve bağlı oldukları tarikat benimde onunla gitmemi uygun gördü ama bir sorun vardı. Nikahımız yoktu. Nikah olmadan aynı evde kalmak caiz değildi. Ortadaki mahremiyeti kaldırmak adına hemen dini nikahımızı kıydılar. Haftasına Türkiye’ye gelindi ve Ankara’dan bir ev tutulup dayanıp döşendi.”

Bu defa Mehir’in sözünü kesen Beyza olmuştu.

“Nasıl yani o yaşta ikinize ev tutulup dayandı döşendi öyle mi? Allah aşkına Mehir, sen on altı yaşında o ise on sekiz. Çocuk muşsunuz daha nasıl oldu tüm bunlar?”

Mehir arkadaşının sözlerine omuzunu silkerek dudaklarını büktü ve anlatmaya devam etti.

“Bizi bırakıp yurtdışına döndüler. O da beni seviyormuş. Her şey okadar güzel ilerliyorduki mahremiyet yok, dokunmak, gezmek,kısıtlanmak yoktu. Mutluluktan ayaklarım yere basmıyordu. O üniversiteyi okuyor bazen çıkışlarda beni alıyor gezip eğleniyorduk. Tatillerde değişik şehirlere gidiyor farklı hayatlara tanık oluyorduk. Bir gün olan oldu.”

Kaçamak bakışlarını kızların üzerinde gezdirerek söyleyeceklerinden çekinircesine derin bir nefes alarak sözlerine devam etti.

“Biz beraber olduk. Ateşle barut yan yana durmuyordu nede olsa. Her şey normal seyrinde ilerliyordu. Bir birine aşık evli bir çiftin hayatı gibi geçiyordu günler. Artık beraber yatıp uyuyor,beraber kalkıyorduk. Tabi bir erkekle kadın aynı yatağa girince o sonda kaçınılmaz oluyordu. Bir gün hamile olduğumu öğrendim. Çocuktuk belki ama çok mutlu olmuştuk. Resmi nikah için bizimkileri arayıp durumu anlattık. Çünkü yaşım küçük olduğu için ailemin imzası gerekiyordu. İşte ne olduysa onların Türkiye’ye gelmesi ile oldu.”

Mehir’in yüz hatları sertleşmiş ve gözlerinden yaşlar boşalmaya başlamıştı. Dilşah ve Beyza onun bu haline üzülürken hikayenin devamj da kötü şeyler duyacaklarını hissetmişler gibi telaşla konuştular.

“Anlatma! İstersen başka zaman anlatırsın.”

Mehir başını olumsuz anlamda sallayarak sözlerine devam etti.

” Durumu öğrendiklerinde kıyamet koptu. Bizi dini nikahla evlendirip aynı eve koyan onlar değilmiş gibi bu defa da boşanmamıza karar verdiler. Biz istemedikçe onlar direttiler. O beni dinen boşamayınca, Annemler iyice sinirlendi ve beni alarak yurtdışına geri dönüş yaptık. O ise Ankara’da kaldı. Günler sonra bebeğimi aldırmaya karar verdiler.”

Beyza’nın eli duydukları ile hızla ağzına kapanırken,Dilşah dolan gözleri ile güçlükle yutkundu. Başını yere eğerken Mehir’de transa girmiş gibi anlatmaya devam etti.

” Ben onu aradım ama yaşım küçük olduğu için onunda elinden bir şey gelmiyordu. Sadece ne olursa olsun onu beklememi söyledi. Daha fazla bizimkilere tek başıma karşı koyamadım. Önce sevdiğimi sonra bebeğimi kopardılar benden. On altı yaşımda başlayan mutluluğumu,hayallerimi on yedi yaşımda içimi kazıyarak aldılar ellerimden.”

Mehir’in sözleri ile Dilşah kaskatı kesilmişti. Ailelerinin yüzünden üç hayat birden heder olmuştu. Tıpkı kendi hayatı ve bebeğinin hayatı gibi. Beyza meraklı bakışlarını Mehir’in çekik gözlerine çevirerek üzgünce sordu.

“Peki bir daha hiç görüşmediniz mi?”

Mehir bakışlarını odakladığı yerden çekerek arkadaşına acı dolu bir şekilde baktı.

“Buraya girdikten sonra bir defa gördüm. Onda da görmeseydim keşke! Bu olaylardan sonra bizimkiler önce tarikattan ayrıldı. Daha sonra başka ülkeye geçtik. Bu geçen üç yılın ardından,yine ailemin yüzünden en son başıma gelen olaydan sonra buradayım ve üç yıl hüküm giydim.”

Gardiya’nın seslenişi ile koğuşlara doğru ilerlerken Mehir oturduğu yerden yavaşça kalkarak üzerindeki kalın hırkaya sarıldı ve bakışlarını gök yüzüne çevirerek mırıldandı.

“Söylediği sözlerden sonra şimdi görüşmek istese ne yazar?”

Hatırladığı sözlerle acı içinde yüzünü buruşturdu ve akan göz yaşını silerek arkadaşlarını arkasında bırakıp koğuşa doğru ilerledi. İçeriye girince direk ranzasına geçerek uykunun kendini kollarına almasını bekledi.

” Ben sana beni bekle dedim! Ne olursa olsun bekle dedim! Ama sen, ben bunları söylememişim gibi karşıma evli çıkıyorsun Mehir!”

Yıllardır görmediği,sevdiği adamı karşısında görünce mahkum olduğu dört duvar bile cennet olmuştu Mehir’e. O hasret sona erecek diye beklerken karşısındaki adam hiç özlememiş,hiç beklememiş gibi hesap soruyordu kendisine. Oysa o bulunduğu yeri, zamanı zorlukları çektiği acıları hepsini unutmuş onun kollarında teselli bulmayı umuyordu. Oturduğu yerden yavaşça kalkarak sevdiği adamın eline uzattı titreyen parmaklarını.

“Sinan benim desteğine ihtiyacım var, hesap sormana değil!”

Sinirden gerilen yüz hatları ile karşısındaki kızdan elini kaçırdı ve ateş saçan gözleri ile sözlerine devam etti.

” Sen o evliliği yaparak benim sana olan güvenimi sarstın! İnsan güvendiği kişiye destek olur.”

Mehir’in beyazlayan yüzüne doğru eğilerek kolundan sertçe tuttu ve dişlerinin arasından hırsla tısladı.

“Verdiği sözde duramayıp,başkasının kadını olan birine nasıl güvenip destek olayım sen söyle Mehir?”

Kızın yüzü işittiği sözlerle bembeyaz olurken sakin olmaya çalışarak düşündü. Onun yerinde kendisi de olsa şüphe ederdi. Ama böyle sert bir şekilde dile getirmezdi. Kırgın bakışlarını adamın kirli sakallı yüzünde gezdirerek kahverengi gözlerine odakladı ve fısıltıyla konuştu.

“Yemin ederim o adam bana dokunmadı.”

Karşısındaki adam bir adım geri çekilip hala ilk günki gibi sevdiği kızın gözlerine acıyla bakarak başını olumsuz anlamda salladı.

“Sana inanmamı bekleme!”

Beyninde yankılanan sözler ve büyük bir gürültüyle derin uykusundan sıçradı kız. Yüzündeki ıslaklık ve görüşünü kısıtlayan yaşlarla üzerindeki battaniyenin ucunu sıkıca kavrayarak sevdiği adamın söylediği kabusu olan sözleri unutmayı diledi.Esas onu dört duvarın arasına hapseden Sinan’ın,yüreğine prangalar vuran sözleriydi. Gözyaşları yanaklarına süzülürken gerçeğin acı yüzü gardiyanın sesiyle bir kez daha çarptı yüzüne.

” Aranıza bir prenses düştü.” Diyerek uzun boylu naif, narin görünümlü kızı sırtından ittirdi ve yüzünü buruşturarak sözlerine devam etti. “Yatağını gösterin şuna!” Kaldırdığı bakışları, belki de kaderlerinin yönünü değiştirecek kızın, ürkek mavi gözleri ile karşılaşması bir oldu.

“Hüma! Hüma Korhan!” İsmi gibi kanadının değdiği kişiye şans getiren Hüma kuşu. Yeni bir hayat,yeni bir hikaye,yeni bir kardeşliğin ve yeni bir başlangıcın ismiydi Hüma.

OY VE YORUMLARINIZI BEKLİYORUM…

~yitenumutlar~

Bölüm Şarkısı : Oktay Kaynarca – Oy Gardiyan Gardiyan

Elindeki siyah yüksek topuklu ayakkabıları yere bırakarak ayağına geçirerek hızla doğruldu ve aynanın karşısında üzerindeki saks mavisi elbisesinin eteklerini düzeltip abisine seslendi.

“Ya abi hadi ama geç kalıyorum.” Mutfaktan elinde çay bardağı ile çıkan adam bardağın dibindeki çayıda yudumlayarak vestiyere bıraktı.Ayakkabılarını giyerken gözüyle ayakkabı çekeceğini işaret ederek kardeşinin bıkkınlıkla yanaklarını şişirişini izledi.

“Senin yüzünden geç kalacağım işe. Bu gün çok işim var zaten!” Özgür çekeceği yerine asarken kardeşinin yanağından makas alarak kapıyı açtı.

“Bak sen küçük hanıma. O kösnük nişanlın nerede bu gün? Her zaman kargalar bokunu yemeden kapıya dayanıyordu.” Açtığı kapıdan çıkarak kardeşininde çıkmasını bekledi. Hüma’da çıkınca Annesine seslendi.

“Anacığım biz çıkıyoruz.” Mutfaktan gelen hayır duaları ile ikiside gülüşerek merdivenlere yönelirken Hüma abisine dönerek alınmış gibi dudaklarını büktü.

“Aşk olsun abi! Sende bi ısınamadın Tuncay’a.” Kardeşinin dudak büzüşüne dayanamayan Özgür sokak kapısını açıp çıktı ve Hüma’yı beklerken iki katlı müstakil evlerinin yer, yer boyası dökülen duvarlarına kaydı bakışları. Eve yüzünü buruşturarak bakıp kendi,kendine söylendi. “Bu sene dış cephe boyası şart oldu.” Kardeşininde çıkması ile gülümseyerek kolunu omzuna doladı ve kendisine çekip sarılarak biraz önceki konuşmalarına devam etti.

“Yalan yok ısınamadım o herife! Hem en kıymetlimizi veriyoruz olsun o kadar.” Hüma’yı kendisine çevirerek mavi gözlerine baktı burukça. ” Sen ve annem babamın bana emanetisiniz Hüma. Sırf senin mutluluğun için o kıl herife katlanmaya razıyım ben. Yeterki şu güzel yüzün asılmasın.” Kardeşinin alnına bıraktığı öpücükle sarmaş dolaş kapının önündeki arabaya bindiler. Kemerini bağlıyan Hüma hüzünlü bakışlarını abisine çevirerek üzgün bir ses tonuyla konuştu.

“Abi!” Özgür gözlerini yoldan çekerek kardeşine baktı. ” Abi, ben mesleğimi elime aldığıma göre sende dondurduğun okuluna geri dönsen diyorum.” Kardeşinin sözleri ile bakışlarını tekrar yola çeviren Özgür kırmızı ışığın yandığını görünce hemen aracı durdurdu.Her gün aynı sözleri işitmekten bıkmıştı. Oda isterdi okulunu bitirmeyi, yıllardır hayalini kurduğu işi yapmayı ama kısmet değilmiş demekki deyip geçiyordu artık.

Babası ölmeden bir ay önce başlamıştı üniversiteye. Nasılda sevinmişti rahmetli Babası Savcı olacağını duyunca. Ama ne babası hayal ettiği gibi o cübbenin içinde görebilmişti oğlunu nede Özgür’ün hayalleri gerçek olmuştu. Zorlamıştı şartları. Ama zorlamaylada ancak üç yıl dayana bilmişti. Bir sene daha ünüversite yolu birde üstüne iki yıl staj,şu yaştan sonra çekilir şey değildi doğrusu.
Arkadan gelen korna sesiyle düşüncelerinden sıyrılarak kardeşine ufak bir bakış atıp söylendi.

“Yeter ama Hüma her gün aynı teraneleri işitmekten ben bıktım,sizin söylemekten diliniz aşınmadı mı be kızım?” Hüma’nın savunmaya geçmek için hızla kendine döndüğünü gören Özgür kardeşinin konuşmasına fırsat vermeden tekrar konuşmaya başladı.

“Girmişim yirmi yedi yaşıma, şu saatten sonra kimseye boyun eğemem ben. Hem babamın ekmek teknesi kurda kuşa yemmi olsun? Bunu mu istiyor sunuz?” Hüma abisine kıyamıyordu. Evet babasının ekmek teknesiydi ama elinde mesleği varken laftan,sözden anlamayan insanların kahrını çekmesini ,eve her gün yağ,pas içinde gelmesini istemiyordu. Abisinin tamirhaneyi başkasına bırakmak istemeyişi bahaneydi. Sırf Hüma rahat okusun annesi zorluk çekmesin diye böyle bir yolu seçmişti. Hüzünlü bir ses tonuyla abisine bakarak konuştu Hüma.

“Abi ne zamana kadar bizi düşüneceksin?” Özgür ters bakışlarını kardeşine çevirince Hüma umursamadan sözlerine devam etti. ” Tahsiline devam etmedin. Arkadaşların eğlenip gezerken sen geç vakitlere kadar çalıştın.” Özgür kardeşinin sözleri ile üstüne gelmesinden iyice bunalmıştı. Görkemli şirketin önüne arabayı çekerek eliyle şirketi işaret etti.

“Hüma Hanım yolculuğumuz sona ermiştir. Mümkünse bir daha Özgür turizimi değil Koray turizimi tercih edin. Yolculuk boyu kafamı şişirdiğiniz içinde ayrıca teşekkürler.” Hüma abisinin sözlerine kaşlarını çatarak şirketi işaret eden eline uzandı. Çözülmüş olan bilekliği bağlayarak,abisinin yanaklarını çocuk misali sıkıp kıkırdadı.

“Ay! Kıyamam sana. ” Özgür kardeşinin ellerini ittirirken yüzünü buruşturarak homurdandı.

“Çek kızım şu ön ayaklarını yüzümden! Ne mıncıklıyorsun bebek gibi?” Hüma’nın ellerini çekmesi ile dikiz aynasına doğru başını uzatarak kumral saçlarını düzeltti. Arabadan inmek üzere olan Hüma abisinin yanağına bir öpücük kondurarak aracın kapısına uzandı.

“Amaaan! Mıncık lasamda tık yok,mıncık lamasamda. Girmişsin kaç yaşına bir kızı kolundan tutup buda sevgilim diye çıkaramadım karşımıza.” Abisinin sabır dilercesine ellerini açıp gözlerini gök yüzüne çevirmesi ile Hüma muzipçe sözlerine devam etti. ” Bak Araz abiye,çocuğu bile olucak. Ama sen varsa yoksa iş.” Özgür kardeşine doğru bir hamle yapınca Hüma hemen araçtan inerek abisinin bozulan yüzüne bakıp sırıttı.

“Bu rauntun akşamı var Hüma Hanım.” İşaret parmağını tehdit edercesine sallayarak sözlerine devam etti. “Akşam evde görüşürüz, kendine dikkat et.” Tek kaşını kaldırarak sinir bozucu bir şekilde güldü. ” O kıl nişanlın gelmeyecekse, ara akşam alırım ben seni.” Hüma abisinin sözleri ile gözlerini devirerek homurdandı.

“Abiii! Aşk olsun ya!” Suratını asıp arkasını dönerek şirkete yönelince Özgür arabanın içinden kardeşinin haline dayanamayarak seslendi.

“Hüma kuşum!” Kardeşi böyle seslenmesinden hiç hoşlanmazdı. Çatık kaşları ile abisine dönünce Özgür boynunu hafifçe eğip kardeşinin mavi gözlerine kararlılıkla bakarak konuştu.

“Bu hayatta her şeyim sizsiniz! İşim,aşım,evim,barkım,anam,bacım,sevdiğim,yarim hepsi de sizsiniz.” Hüma, abisinin sözleri ile kaşlarını çatarak içine çöreklenen korkuyla, kendilerini koruma iç güdüsünün artık bir takıntı boyutuna geldiğini düşünüyordu. Onun bu haline gözleri dolarken Özgür sözlerine devam etti. ” Onun için önce senin, annemin mutluluğu sonra sıra banada gelir elbet.” Kardeşinin üzüldüğünü fark edince eliyle şirketi işaret etti. ” Girsene kız geç kaldım diye başımın etini yiyordun.” Dolu gözleri ile başını olumlu anlamda sallayıp şirkete girdi. Abisinin haline üzülsede bir yöndende biraz önce söylediği sözler umut olmuştu Hüma’ya. Asansörün düğmesine basarak açılan kapılarla içeri girdi ve odasının bulunduğu katın düğmesine basarak kapıların kapanışını izledi. Demekki kendisi evlenince abisi de düşünüyordu yuva kurmayı. Önce benim mutluluğumu öne sürdüğüne göre diye düşünürken içine doğan yeni ümitlerle asansörden çıkıp odasına girdi.Masasının çekmecesini kurcalayan nişanlısını görünce çattığı kaşları ile kızgın bir şekilde seslendi.

“Yine neyin peşindesin Tuncay? Panikle eğildiği yerden kalkan adam hızlı adımlarla Hüma’ya yaklaşırken kız sözlerine devam etti. ” Bıktım senin şu kıskançlık huyundan. Bu defa bir şey bulabildin mi bari?” Kendisine gülen gözlerle yaklaşıp dudaklarına doğru uzanan adama ters bakışlar atarak yanından geçti ve çantasını masasının üzerine bıraktı. ” Aldatıyor muymuşum seni? Buldunmu kanıtlarını?” Tuncay nişanlısına doğru yaklaşarak masasının ucuna oturdu ve mahçup bakışlarını Hüma’nın mavi gözlerine odaklayarak konuştu.

“Özür dilerim Sevgilim.”Kendini acındırdığı bakışları ile sözlerine devam etti. ” Zamanında yaptım bir eşeklik sürekli başıma kakıyorsun Hüma. Ne yapayım kıskanıyorum işte!” Nişanlısının haline gülmek isteyipte, gülemeyen Hüma kendini sıkarken Koray sözlerine devam etti. ” Hem günahımı aldın öyle bir şey aramıyordum. Benim güzel nişanlıma güvenim tam.” Hüma’nın burnunu hafifçe sıkarak yerinden kalktı ve kızın dizlerinin dibine çökerek ellerine uzandı. Hüma’nın meraklı bakışları ile dudaklarına uzanıp küçük bir öpücük bırakarak geri çekildi.

” Bu sefer ortak hesap kartımızı arıyordum.” Hüma elini Tuncay’ın yüzüne uzatarak pürüzsüz cildinde gezdirdi ve yüzüne yayılan tebessümle konuştu.

“Hesap kartı bende şaşkın! Dün gelinliğimin ödemesini yapmak için almıştım ya.” Yüzündeki elini saçlarına doğru çıkararak gözlerine muzipçe baktı. ” Aklın nerde acaba damat bey?” Tuncay eğildiği yerden doğrularak Hüma’yıda kaldırdı ve fısıltıyla konuştu.

“Nerede olabilir sence güzelim. Evlenmeden olmaz diye demode bir lafın arkasına sığındın.” Dudakları kızın boynuna doğru yönelirken sözlerine devam etti.
” Çıldıracağım artık Hüma. Birde sen aklın nerde diyorsun?” Hüma nişanlısının acı çeker gibi haline bakarak kollarının arasından usulca sıyrıldı ve anın etkisini dağıtmak adına merakla sordu.

“Sen ne yapacaktın kartı?” Tuncay, Hüma’nın hareketiyle bıkkınlıkla nefesini verirken sakin olmaya çalışarak konuştu.

“O çok istediğin ev varya onun tapusunu alabilmemiz için gerekli güzelim.” Hüma nişanlısının sözleri ile sevinçle Tuncay’ın boynuna sarıldı.

“Aşkım! İnanmıyorum nasıl oldu peki? O eve paramız yetmiyordu ki?” Tuncay kendisine sarılan kızı hafifçe kendinden uzaklaştırarak panikle cevap verdi.

“Kredi hayatım! Kredi çektim.” Hüma,Tuncay’ın kelimeleri tekrarlaması ile şüpheyle baktı. Çünkü Tuncay panik yaptığı zaman aynı kelimeleri kullanırdı. Nişanlısının kendisine şüpheyle baktığını gören adam alınmış gibi yaparak uzaklaştı.

“Aşk olsun Hüma ya! Ben ne kadar zor durumdayım şu an bir bilsen. Sen bu da yetmez gibi üzerime atlıyorsun.” Çapkınca sırıtarak masayı işaret etti gözleri ile. ” Panik yapmam sana verdiğim o saçma söz yüzünden. Yoksa biraz önce boynuma atladığında neler hayal ettim bir bilsen.” Gözleri Hüma’nın vücudunda beğeniyle dolaşırken,bakışların etkisiyle kızaran nişanlısına bakarak boğuk bir ses tonuyla konuşmaya başladı.

Hüma hızla nişanlısının ağzını kapatarak gözlerini kaçırdı ve kızaran yüzüyle konuştu.

“Sus Tuncay yalvarırım! Utançtan öldürecekmisin sen beni!?” Avcuna değen ıslaklıkla elini hemen indirip masanın üzerindeki çantasına doğru ilerledi ve içinden kartı aldı. Beline dolanan kollarla olduğu yerde kaskatı kesilen Hüma kalçalarındaki sertlikten bahsetmiyordu bile. Ensesine değen nefesle titreyerek konuşmaya başladı.

“Tuncay! Lütfen yapma!” Hüma’nın ensesine doğru nefesini üfleyen adam ateşli bir öpücük bırakarak geri çekikdi ve Hüma’yı kendisine çevirerek yüzünü avuçları arasına aldı.

“Dayanamıyorum artık! Bir an önce benim olmanı istiyorum Hüma !” Tuncay’ın hırsla söylediği sözler karşısında Hüma gözlerine sakince bakarak kararlı bir şekilde fısıldadı.

“Bir haftacık daha sabretsen ne olur? Sonra zaten hiç ayrılmayacağız.” Tuncay astığı yüzüyle başını olumlu anlamda salladı ve dudaklarına küçük bir öpücük bırakarak geri çekildi.

“Evimizi görmek istemez misin? Özellikle yatak odasını. Yatağı nereye koyacağımıza karar verirdik.” Tuncay’ın muzip bakışları ile Hüma elinde tuttuğu kartı nişanlısına uzattı.

“Yemezler aşkım. Sen kafana göre düzenle ben daha sonra hallederim.” Tuncay masasına doğru ilerleyip çekmeceden arabasının anahtarını aldı ve masanın üzerindeki dosyayı da eline alarak Hüma’nın karşısına dikildi.

“Aşkım! Senin yüzünden Selim Bey’in istediği hesap kesim dosyasını unuttum. Sen imzala da ben geçerken bırakayım.” Hüma kaşlarını çatarak masadan bir kalem aldı ve dosyaya uzanarak imzaladı.

“Hesap kesim günü yarın değilmiydi Tuncay?” Hüma’nın sorusu ile gözlerini kaçıran adam kapıya doğru ilerlerken konuştu.

“Aşkım yarın izne ayrılıyorsun ya, yorulma diye ben senin yerine bu günden hallettim.” Hüma’ya yolladığı öpücükle hızlı adımlarla çıktı odadan.

Öğleden sonraya kadar hesaplarla uğraşan Hüma çantasını toplayıp yemek için çıkacağı sırada Selim Bey’in sekreterinin onu arayıp çağırması ile hemen yönetici katına çıktı. Sekreterin kendisine eşlik etmesi ile çaldıkları kapıdan içeri girdiler. Sekreter geri çıkarken Hüma karşısındaki adamın sert bakışlarına anlam veremeyerek baktı.

“Hüma Korhan!” Küçümseyici bakışları ile karşısındaki kıza bakan yaşlı adam, başını olumsuz anlamda sallayarak sözlerine devam etti. “Nasıl böyle bir şeye cürret edersin? Böyle bir durumun açığa çıkmayacağını mı zannettin?” Hüma yaşlı adamın kendisine bağırması ve konuşma uslubuyla şok olmuştu. İrileşen gözlerle karşısındaki adama bakarken sakin kalmaya çalışarak konuştu.

“Selim Bey ne söylemeye çalıştığınızı inanın anlamıyorum!” Yaşlı adam yerinden kalkarak ellerini arkasında bağladı ve yavaş adımlarla Hüma’nın karşısında durdu.

“Öyleyse daha açık konuşayım. Şirket üzerinden hesabına para aktarınca açığa çıkmayacağını mı zannettin?” İşittiği sözlerle sanki yer ayaklarının altından kaymıştı Hüma’nın. Dönen başıyla tutunacak yer ararken karşısındaki adama bağırdı.

“Bu nasıl iftiradır!? Siz kendinizi ne zannediyor sunuz?” Gözlerine dolan yaşların akmaması için direnen kız derin bir nefes alarak sözlerine devam etti. ” Dua edin Selim Bey arkadaşımın babasısınız. Yoksa bana böyle ithamlarda bulunduğunuz için size dava açardım!” Adam kendinden emin bir şekilde karşısındaki kıza bakarak masasına doğru ilerledi ve üzerindeki dökümanları alarak Hüma’nın gözlerinin önünde salladı.

“Ben iftira atmam! Elimde kapı gibi kanıtım var! ” Hüma bakışlarını kısarak adamın elindeki evraklara baktı ve duruşunu dikleştirip başını mağrur bir şekilde kaldırarak sordu.

“Bunlar da ne?” Selim Bey Hüma’nın vakur haline alayla gülerek elindeki evrakları yüzüne doğru savurdu.

” Al bak bakalım Hüma Hanım! Bir milyonla arkadaşını nasıl sırtından vurduğunun belgeleri.” Karşısındaki adamın yaptığı hakaretlerden dolayı oracıkta boğa bilirdi Hüma. Öldürücü bakışlarını yaşlı adamın gözlerinden çekerek yerdeki kağıtlara odakladı ve yavaşça eğilerek yerdeki kağıtları topladı. Sert bakışlarla tekrar doğrulurken karşısındaki adam da bu kızın nasıl böyle bir şey yapabildiğini düşünüyordu.

Hüma bakışlarını evraklara çevirerek olan biteni anlamaya çalıştı. Okuduğu her satır ve her rakamla gözleri yuvalarından fırlayacak gibi olurken böyle bir şeyin nasıl olabileceğini düşünüyordu. Şirket hesabından Tuncay’la ortak hesabına aktarılan bir milyon! Böyle bir şey nasıl olurdu. Elleri titreyerek elindeki kağıtları salladı ve şaşkın bakışları ile konuşmaya çalıştı.

” Bir yanlışlık var Selim Bey! Böyle bir şey mümkün değil! ” Adam karşısında korkudan titreyen kızın sözlerine sinir bozucu bir şekilde gülümseyerek cevap verdi.

“Niye olmasın Hüma? Biraz önce yapmadığını savunurken,şimdi yanlışlık var diyorsun.” Başını sallayan adam elini pantolonunun cebine koyarak sözlerine devam etti. ” Evet bir yanlışlık var! Sinan ve benim sana olan sonsuz güvenimizi istismar etmen.” Hüma’ya yaklaşarak alaylı bir ses tonuyla bağırdı. ” Söylesene bu günü özellikle seçtiniz değilmi? Aylardır peşinde olduğumuz ihale için gerekli olan parayı çekmeye bankaya gidecektin ve banka bana haber verince ben onaylayacaktım! Sende nişanlınla yaptığın bu planla paraları alıp kaçacaktınız!” Ellerini bir birine vurarak karşısındaki kıza alkış tuttu. Hüma işin içine Koray’ın da girmesi ile daha fazla korkmaya başlamıştı. Ürkekçe ve yaşlı gözleri ile fısıldadı.

“Selim Bey! Ne ben,ne de Tuncay böyle bir şey yapmayız! İnanın bana!” Selim Bey hiddetle kükredi.

“Kes sesini! Parayı nişanlınla ortak hesabınıza aktarmışsınız! Daha sonra paralar buhar olup uçmuş! Ben burada parayı beklerken siz paryı alıp ne yaptınız?” Hüma ne cevap vereceğini bilemiyordu. Selim Bey’in elindeki kanıtlar yıllarca ceza almasına yeterliydi. Tuncay’a ne diyecekti böyle bir durumu nasıl açıklardı. Kendi imzası olmadan hiç kimse parayı çekemezdi. Tuncay kendisinin de adını kirleten bu olayı duysa ona nasıl bir açıklama yapardı. Göz yaşları içinde başını olumsuz anlamda salladı.

“Selim Bey! Bir yanlışlık var bu işte inanın biz bir şey yapmadık!” Tek kaşını kaldıran adam karşısındaki kıza küçümseyerek baktı.

“Demek paranın yerini söyle meyeceksin? Tamam sen bilirsin!” Hüma’nın mavi bakışlarına ateş saçan gözleri ile bakarak sert adımlarla odanın kapısına ilerledi. Hüma’ya attığı son bakışla kapıyı açtı ve kapıda bekleyen polisleri içeri alarak başıyla Hüma’yı işaret etti.

“Suçlu bu hanım memur bey!” Hüma’nın gözleri korkuyla irileşirken yaklaşan polisler kelepçeyi bileklerine geçirdi. Göz yaşları içinde karşısında kaya kadar sert, duruşundan taviz vermeyen adama bakarak başını dikleştirdi ve akan gözyaşlarını umursamadan konuştu.

“Elbet suçsuz olduğum anlaşılacak Selim Bey! Ama şimdi sizden ilk ve son kez bir şey istiyorum.” Yaşlı adam başını olumlu anlamda sallayarak Hüma’nın konuşmasını bekledi. ” Abime haber gönderir misiniz? Annem duyarsa dayanamaz.” Yaşlı adam başını tekrar olumlu anlamda sallarken Polisler Hüma’yıda alarak odadan çıktılar.

“Özgür Bey’le grüşecektim.” Küçük çocuk karşısındaki şık giyimli adama bakarak içeriye doğru seslendi.

“Ustaa! Biri seni soruyor.” Çocuk yandan bakışları ile karşısındaki adamı süzerken eliyle içeriyi işaret etti. Adam içeriye geçtiği anda Özgür tamir ettiği arabanın altından çıkarak yavaşça ayağa kalktı. Karşısındaki adama kıstığı bakışları ile bakarken adam konuşmaya başladı.

“Özgür Korhan siz misiniz?” Genç adam şüpheli bakışlarla başını sallayarak karşısındaki adama cevap verdi.

“Evet, benim.” Adam Özgür’ü baştan aşağı süzerken,Özgür bakışlardan rahatsız olunca sol elindeki anahtarı sıkıca kavradı. Rahatsızlığını sesinin tınısınada yansıtarak sinirle hâlâ kendisini süzen adama sordu. ” Bir sorun mu var kardeşim?” Adam, Özgür’ün sorusu ile kendine gelirken bakışlarını yüzüne çevirerek tırsmış bir şekilde konuştu.

” Ben Selim Bey’in şöförüyüm. Hüma Hanım’ı tutuklayarak emniyete götürdüler.” Özgür işittiği sözler ile karşısındaki adamın yakasına yapışarak elindeki anahtarı havaya doğru kaldırıp kükredi.

“Ne diyorsun lan sen? Ne yaptınız kardeşime de tutukladılar?” Yakasına yapışan adama korkulu gözlerle bakan şöför kafasının üzerinde,Özgür’ün elinde tuttuğu anahtarı görünce korkudan hızlı, hızlı konuşmaya başladı.

“Hüma Hanım Size haber verilmesini istemiş! Selim Bey haber vermem için yolladı. Başka bildiğim bir şey yok!” Özgür yakasından tuttuğu adamı öfkeyle itekleyerek arabasına doğru hızla ilerledi. Çalıştırdığı arabayla arkasında büyük bir gürültü bırakarak tamirhaneden ayrılan Özgür, üzerindeki yağların ve pas lekelerinin yer ettiği tulumun cebinden telefonunu çıkararak bi numara çevirdi. Çalan telefonu bir eliyle tutarken diğer eliylede direksiyona hakim olmaya çalışıyordu.

“Alo.” Karşıdan gelen cevapla korku ve telaş karışımı bir sesle konuştu Özgür.

“Araz!” Buğazına düğümlenen yumrunun gitmesi için yutkunarak tekrar konuştu. “Araz, Hüma’yı tutuklamışlar kardeşim!” Özgür’ün sözleri ile Araz arabasını geldiği yönün tersine çevirerek bağırdı.

“Ne diyosun lan sen? Hüma bu lan! Bu kızın kime ne zararı olur!” Şaşkınlıkla başını olumsuz anlamda sallayarak tekrar daha sakin bir şekilde sordu. ” Sebep ne? Niye tutuklamışlar?” Özgür arkadaşının sorusu ile elini direksiyona vurarak bağırdı.

“Bilmiyorum Araz! Allah kahretsin beni!” Araz arkadaşının Hüma’ya olan düşkünlüğünü bildiği için onu sakinleştirmek adına konuştu.

“Bak sakin ol tamam mı? Ben yoldayım. Üstelik çokta yakınım. Ben hemen müdehale edeceğim sen merak etme.” Özgür derin bir nefes alarak sakinleşmeye çalıştı. Araz’ın sözlerini onaylayarak telefonu kapadı ve bitmek bilmeyen yola odaklandı.

“Para nerde?” Karşısındaki adamın sürekli tekrar ettiği soru ile Hüma’da aynı sözleri tekrar ediyordu.

“Bilmiyorum!” Adam sinirle elini masaya vurarak kızın yerinde zıplamasına sebep olurken öfkeyle tekrar konuştu.

“Bakın Hüma Hanım belki nişanlınız aldı paraları. Bize nişanlınızın nerede olduğunu söyleyin!” Hüma’da merak ediyordu Koray’ın nerede olduğunu. Haberi olmamışmıydı başına gelenlerden. Hüma bunları düşünürken adam karanlık odanın içerisinde dolanmaya başladı. Bir müddet sonra Hüma’ya doğru yaklaşarak ellerini masaya dayadı ve sesine yansıttığı keskin tınıyla tekrar sordu. ” Nişanlınız ve paralar nerede?” Hüma sinirle ellerini yüzünde gezdirdi. Mavi bakışları adamı bulurken çaresiz bir ses tonuyla fısıldadı.

“Bilmiyorum! Ben hiç bir şey bilmiyorum!” Adam Hüma’nın sürekli aynı sözleri tekrarlamasının verdiği sinirle masaya yumruğunu vurup kükredi.

“Yeter be! Hep aynı terane! Para çekimi için atılan imza senin,parayı çeken nişanlın! Planınız apaçık ortada.” Kapının sertçe açılması ile ikili açılan kapıya çevirdi bakışlarını.

Araz, mavi gözleri ateş püskürür bir şekilde sert adımlarla Hüma’yı sorguya çeken adama yaklaştı ve omzuna elini koyarak sertçe sıktı.

Hüma, Araz’ı karşısında görünce içinde bulunduğu durumunda etkisiyle yerinden fırlayarak genç adama sarıldı.

“Araz abi!” Gözyaşları yanaklarından yuvarlanırken Araz kollarını kardeşi yerine koyduğu kıza sararak başına küçük bir öpücük kondurdu.

“Sakin ol canım korkmana gerek yok!” Keskin bakışlarını yanlarında şaşkınca dikilen adama çevirerek konuştu.

“Neler oluyor Bekir? Durum ne?” Karşısında kendisine sert bakışlar yollayan adama uzun boyundan dolayı başını hafif geriye attırarak mahçup bir şekilde baktı.

” Kusura bakmayın Savcı Bey. Sizin yakınınız olduğunu bilseydik daha ılımlı yaklaşırdık Hüma Hanım’a.” Araz’ın bakışları işittiği sözler ile kararırken dudaklarından da sert sözler döküldü.

“Siz mertebeye,yakınlığa göremi yürütüyorsunuz bu işleri Bekir!?” Adam kemküm etmeye başlayınca Araz aynı ses tonuyla tekrar konuştu. ” Kes! Kemküm etmeyi! Git müdürünü çağır. Elinizde nekadar kanıt varsa görmek istiyorum.” Bekir odadan telaşla çıkarken Araz kollarında ağlayan kızdan hafif ayrılarak yaşlarla ıslanmış yüzüne baktı. Şirin bir gülümseme ile sanki biraz önce kükreyen o değilmiş gibi Hüma’nın gözlerine bakarak sakince konuştu.

“Anlat bakalım Maviş neler oluyor?”Masanın arkasındaki sandalyeyi işaret ederek oturmasını istedi. Hüma bitkin bir şekilde bedenini sandalyeye bırakırken Araz’da masanın ucuna oturarak karşısındaki kızı dinlemeye başladı.

“Ben bir şey yapmadım Araz abi!” Masada oturan adamın mavi gözlerine inanmasını istercesine bakarken Araz olumlu anlamda başını sallayarak konuştu.

“Biliyorum canım! Sen bunu yapacak birisi değilsin. Ama bunu benim bilmem yetmez. Yaşadığın şeyleri en ince ayrıntısına kadar anlat ki seni bilmeyenlerede böyle bir şey yapmayacağını kanıtlayalım.” Hüma akan gözyaşlarını elinin tersi ile silerek bu gün yaşadığı bütün olanları anlattı. O sırada içeri giren polis memuru konuşan ikiliye doğru yaklaşarak elindeki evrakları ve laptopu masaya bırakıp geldiği gibi çıkarken Faruk Amir’de odaya giriyordu. Araz başıyla gelen adama selam vererek tekrar Hüma’ya döndü.

“Peki Tuncay nerede Hüma? Onun hakkında bir bilgin var mı?” Hüma başını olumsuz anlamda sallarken Faruk Amir söze girdi.

“Araz!” Kendisine dönen bakışlarla yaslandığı duvardan ayrılarak masaya doğru yaklaştı. ” Bütün delil ve kanıtları istemişsin ya,görmen gereken bir şey var.” Araz’ın bakışları Hüma’ya dönerken Faruk Amir laptopu açarak görüntüyü başlattı.

Açılan görüntüde Tuncay elinde bir çantayla gayet rahat bir şekilde bankadan içeri giriyor ve beş dakikalık bir bekleyişin ardından banka müdürüyle üstkata çıkıyorlardı. Müdürün odasında Tuncay’ın uzattığı evraklar incelendikten sonra,müdür telefonla bir yerleri arıyordu. Hüma gözlerinden akan yaşı durduramazken pazılın eksik parçaları yerine oturmuş nişanlısına konduramadığı o sıfat alalen gözler önüne serilmişti. Leptobu işaret ederek yaşlı gözleri ile Araz’a baktı.

“Abi durdur lütfen!” Hüma’nın sözleri ile görüntüyü durduran Araz bakışlarını yanındaki kıza çevirdi.

“Şimdi anlıyorum her şeyi abi. Tuncay beni kandırdı. Düğün iznine ayrılacağız diye Selim Bey’in hesap kesim dosyasını istediğini ve dosyayı imzalamamı söyledi. Bende bakmadan imzaladım.” Bulanıklaşan görüşünü netleştirmek adına yaşlarla dolu gözlerine avuç içlerini bastırdı ve kumral saçlarını arksına doğru attırarak anlatmaya devam etti. “Bilerek ihalenin olduğu günü seçti. Çünkü para çekimini öğleden sonra Selim Bey’in emriyle ben yapacaktım.” Leptoptaki görüntüyü işaret ederek sözlerine devam etti. ” Banka müdürü Selim Bey’i arıyor haber için.Selim Bey’de beni zannederek çekimi onaylıyor.” Araz ve Faruk Amir bir birine bakarken Hüma hâlâ Tuncay’ın böyle bir şeyi nasıl yaptığını düşünüyordu.

“Hüma o dosyada neler yazdığı hakkında bir bilgin varmıydı abicim? Yada ne bileyim gözüne çarpan ufak bir ayrıntı bile olmadı mı?” Hüma başını olumsuz anlamda sallarken Araz, Faruk Beye dönerek aklından geçenleri söyledi.

“Büyük ihtimal bütün sorumluluğun Hüma’ya ait olduğunu bildiren bir kaç evraktı.” Faruk Amir’de aynı düşüncede olduğunu bildirircesine başını sallarken biraz önceki polis elinde bir kaç evrak ve bir bellek ile tekrar girdi.

“Amirim bunları görmeniz lazım!” Faruk Bey polis memuruna kapıyı işaret ederken o Hüma’ya bakarak tekrar konuştu. ” Amirim bir şey daha var. Dışarda isminin Özgür olduğunu söyleyen üstü başı yağ içinde bir tamirci var. Hüma Hanım’ın abisiymiş. Ortalığı ayağa kaldırdı. Görmek istediğini söylüyor.”

Araz ve Hüma bir birine bakarken kız artık gözlerinden akan yaşları durduramıyordu. Nasıl bakacaktı abisinin,baba yarısının yüzüne? Araz polis memuruna dönerek ciddi bir şekilde konuştu.

“Arkadaşı nezarete atın yoksa zapt edemezsiniz.”

Hüma ve Faruk Amir şaşkınca Araz’a bakarken polis memuru başıyla onaylayarak odadan çıktı. Araz gelen evrakları kontrol ederken aniden kaşları çatıldı ve Hüma”ya döndü.

“Bu gün üzerine alınan bir ev ve kendi şahsi hesabına yüklü miktarda para yatırılmış.” Hüma’nın gözleri korkuyla irileşirken Araz birden kükredi.

” Lanet olsun Hüma! Bana bu adamın el uzatmadığı şahsına ait bir şey söyle.” Hüma başını olumsuz anlamda sallarken Araz sinirle sözlerine devam etti. “Kızım ne işi vardı adamın elinde senin kartının, şifrenin,kimliğinin?” Hüma,Araz’ın kükreyişiyle dudaklarından kaçan hıçkırığı zorla zaptederek ağlamaktan çatallaşmış sesiyle konuştu.

“Abi,biz ev alıcaktık! Evi benim üzerime yapacaktı. Kimliğimi nikah işlemleri ve ev için almıştı.” Ellerini çaresizce iki yana açarak, kendince sebeplerini anlatmaya çalıştı. “Kartı ve şifreyi de evi alırken para çıkışmazsa, az bir birikimim vardı onu kullansın diye vermiştim!” Aşktan gözü kör olmuş resmen hiç bir şeyi göremez olmuştu. Yaptığı aptallıkların utancıyla elini yüzüne kapadı ve haykırdı.
“Lanet olsun böyle olacağını nereden bilebilirdim ki?” Araz Hüma’yı daha fazla hırpalamamak adına dilinin ucuna gelenleri yutarken masanın üzerindeki belleğe uzanarak laptopa taktı ve görüntünün üzerine tıklayarak açılmasını sağladı.

Açılan görüntüde Koray elinde çantayla bankadan elini,kolunu sallayarak çıkıyordu. Burada kameranın açısı değişmişti. Fakat Tuncay elinde aynı çantayla bir araca doğru ilerlerken araçtan çıkan kızla Araz’ın ağzından bir küfür firar etti.

“Lan ben senin! Ulan Puşt!” Hüma, Araz’ın sert tepkisi ve masaya öfkeyle vurduğu yumruğun çıkardığı sesle bakışlarını kaldırdığı anda gözü Laptop taki görüntülere kaydı. Karşısındaki görüntüyle donup kalırken Araz diğer sandalye ye tekme atarak büyük bir gürültüyle devrilmesine sebep oldu. Hırsla Faruk amire dönerek kükredi.

“Bu pezevenk ve yanındaki Sürtük er geç bulunacak Faruk amir!” Bakışşarını tekrar görüntülete çeviren Araz öfkeyle tısladı. ” Lan siz bu kalleşliğin tadını çıkarırken ben kardeşime hapishane köşelerinde gün mü saydırırım!?”

Bakışlarını Hüma’ya çevirdiğinde oturduğu yerde kaskatı kesildiğini farketti. Telaşla ellerini kaldırıp yüzünü avuçları arasına aldı ve sarsmaya başladı.

“Hüma! Kendine gel abicim! Söz veriyorum sana, er geç bulacağım onları ve bu yaptıkları kahpelik yanlarına kalmayacak!” Hüma Araz’ın sesini duyuyor,sarsıldığını hissediyor ama girdiği şoktan çıkamıyordu. Kardeşim dediği evine aldığı yatağını paylaştığı kız nasıl yapabilmişti böyle bir şeyi. Beraber ağladığı,beraber güldüğü,yeri gelip beraber uyuduğu,çocukluk arkadaşı,kardeşi! Sevdiği,yoluna ömrünü adadığı,onun için abisine karşı geldiği,derdine,sıkıntısına her şeyine ortak ettiği aşık olduğu adam ve kardeşim dediği kız! Nasıl böyle bir kahpelik yapabilmiş lerdi? Araz’ın sarsmalarına daha fazla dayanamayarak haykırdı.

“Yeteer! Bitsin bu kabus abi! Ne olacaksa olsun artık! Ben görmek istemiyorum arkamdan çevrilen kirli oyunları! Lütfen kapat şu lanet görüntüleri!” Donuk bakışlarını Araz’ın mavi gözlerine odaklayarak akan gözyaşlarını sildi. ” Çıldırırım anlıyormusun? Sırtıma saplanan bir bıçak darbesi daha görürsem kaldıramam abi.” Araz Hüma’nın haline üzülsede şimdilik elinden gelen bir şey yoktu. Hüma’ya söylemesede bu gün imzaladığı kağıtlar arasında evin alım satım evrakları da vardı. Hesabına yatan parada cabasıydı. Üstelik ortak hesaptan direk Hüma’nın kişisel hesabına aktarılmıştı. Bu işin içinden nasıl çıkacağını düşünürken, Faruk Amir koluna dokunarak bakışlarının kendine dönmesini sağladı.

“Araz üstlerden emir geldi. Hüma ile olan ailevi ilişkinizden dolayı,davanın daha sağlıklı ilerlemesi için Hüma’nın davasını başka bir savcıya sevketmek zorundayım.”

Araz sinirlense de elinden bir şey gelmiyordu. Öfkeyle başını salladı ve Faruk Amir’in kulağına doğru eğilerek fısıldadı.

“Tamam! Ama buradan savcıya ben götüreceğim. Kendi ellerimle teslim edeceğim ve günü gelince kendi ellerimle çıkaracağım o lanet yerden Hüma’yı.” Faruk amir sıkıntıyla başını salladı. ” Çocuklara söyle Özgürü’de çıkartsınlar.” Sözlerini bititirince masada bitkin bir halde oturan kıza ilerledi ve omzuna dokundu. Kendisine dönen mavi bakışlara karşı hiç bir şey söylemeden eliyle odanın kapısını işaret etti.

Hüma verdiği ifadesini imzalayıp koridora çıktığında abisinin de orada olduğunu görünce koşarak boynuna sarıldı. Kollarını kardeşine dolayan Özgür,Araz’ın anlattıklarının şokunu hâlâ üzerinden atamamıştı. Hüma dudaklarının arasından firar eden hıçkırıkla geri çekilip abisinin gözlerine bakarak mahçup bir şekilde konuştu.

“Özür dilerim abi. Senin yüzünü yere eğdirdim. Senin emeklerine layık olamadığım için affet beni!” Özgür kaşlarını çatarak Hüma’nın yüzünü sertçe avuçlarının arasına aldı ve gözlerindeki mutlukluk ışığının kaybolduğu donuk mavi bakışlara odakladı kendi yeşillerini. Keskin bir ses tonuyla kararlı bir şekilde fısıldadı.

“Sen affedilecek bir şey yapmadın! Asıl sen beni affet! Babamın emanetine,sana sahip çıkamadım.” Dolan gözlerini ilk defa gizleme gereği bile duymadan kardeşinin feri sönmüş gözlerine baktı.Gözünden damlayan yaşı tulumunun yağlı koluna sertçe sildi ve dişlerini sıkarak sert bir tınıyla konuştu.

“Sana,bize bunu yaşatanları bulacağım ve senin bir damla gözyaşına yemin olsunki yaptıkları kahpeliği yanlarına bırakmayacağım!” Hüma abisinin sözlerindeki kararlışıkla endişe içinde hızla boynuna sarıldı ve akan gözyaşlarını umursamadan konuştu.

” Abimm! Sakın kendi hayatını benim yüzümden daha fazla mahfedecek bir şey yapma!” Özgür ve Hüma bir,birine kenetlenmiş bir şekilde sarılırken Araz arkadaşının omzuna dokunarak başıyla işaret verdi. Özgür yavaşça kardeşinden ayrılınca iki polis memuruyla birlikte savcılığa doğru yol aldılar.

Yapılan işlemler,incelenen delillerle Savcı Hüma’nın da,suça yardım ve ortaklık yaptığına kanaat getirerek davayı başlattı. Dava gününe kadar Hüma’nın cezaevine gönderilmesini uygun bularak imzaladığı evraklarla sevkini onayladı.

Öndeki cezaevi aracını takip eden Araz ve Özgür kendi aralarında tartışırken Özgür olanlara anlam veremeyerek kendine lanetler yağdırırken Araz aracı sağ tarafa çekerek bir mağzanın önünde durdu. Çattığı kaşları ile arkadaşına bakan adama Araz karşıdaki mağzayı işaret ederek konuştu.

“Oraya o kıyafetlerle girmesin şimdi. Ben bir kaç parça bir şey alayım.” Sözlerinden sonra araçtan inerek koşar adımlarla mağazaya girdi. Özgür sinirle ellerini yüzünde gezdirirken çalan telefonunu tulumun cebinden çıkararak ekranına baktı. Arayan annesiydi. Açmasa telaşlanacak,açsa sesinin tınısından bile bir şeyler olduğunu anlatacaktı. Son çare açarak yavaşça kulağına götürdü telefonu.

“Alo! Özgür!” Annesinin telaşlı sesini duyunca çaresiz bakışlarını dışarı çevirdi ve sakince konuşmaya çalıştı.

“Annem.” Kadın aynı telaşlı ses tonuyla konuşmasına devam etti.

“Özgür! Neler oluyor annem!? Polisler didik,didik etti her yeri. Para arıyorlarmış!” Telefondan gelen hıçkırık sesiyle Özgür yumruğunu torpidoya geçirdi. Tam ağzını açıp bir şeyler söyleyeceği sırada annesi tekrar konuştu. ” Özgür’üm bana Hüma’mı kızımı getir oğlum!” Özgür diyecek bir söz bulamayınca sıkıntıyla telefonu kapattı. Araz’ın da gelip araca binmesi ile olanları anlatınca arkadaşı annesini arayarak Hüma’lara geçmesini istedi.

Araçtan indirilen Hüma karşısındaki büyük binaya baktı. Bakışlarını binadan ayırarak etrafını incelemeye başladı. Yüksek duvarlar,tel örgüler, kulede nöbet tutan askerler. İçinde bir yerde korkular baş göstermeye başlamıştı. Nasıl dayanacaktı? Nasıl başa çıkacaktı? Araz ve abisinin sesini duyması ile içine bir mutluluk doldu. Araz yetkili kişilere Savcı kimliğini göstererek müdürün odasına kendilerininde gitmek istediğini belirtti. Müdüre verilen haber ve çıkan onayla Hüma ile birlikte onlarda çıktılar.

Karşısındaki müdüre olayı anlatıp rica ederek Hüma’nın kıyafetlerini değiştirmesini isteyen Araz’a müdürden olumlu yanıt gelmişti. Vedalaşmak için bir birine sarılan iki kardeşi zar,zor ayıran Araz, Hüma’ ile konuşurken Özgür kendini dışarı attı. Hüma gelen kadın gardiyana teslim edilirken Araz’da çıkmış ve Özgür’ün omzuna dokunarak gitmeleri gerektiğini fısıldamıştı. Omuzları çökmüş bir şekilde olumlu anlamda başını salladı Özgür.

“Ben annem’e ne derim şimdi Araz! Yüzüne nasıl bakarım!” Gözyaşları yanaklarından süzülürken Araz omzuna hafifçe vurdu ve arkadaşınıda alarak çıkışa doğru ilerledi.

Demir kapılardan geçerek koğuş kapısına geldiklerinde gardiyan Hüma’ya alayla baktı ve arka tarafında kalan kapıyı işaret etti.
” O kapıyı görüyor musun? Oradan girdiğin an,ağalığında beyliğinde dışarda kalır.” Elindeki jopu kapıya sertçe vurarak bağırdı. ” Bir daha sorularıma cevap ver yoksa o prenses havanı söndürmesini bilirim!” Hüma donuk mavi bakışlarını karşısındaki demir kapıdan ayırmayarak sessizce bekledi. Buğazına düğümlenen yumru nefes almasını engellerken o bu lanet yere nasıl düştüğünü düşünüyordu. Gardiyan demir kapıyı büyük bir gürültüyle açarak içeriye göz attı ve alayla konuştu.

“Aranıza bir prenses düştü!” Sert bakışlarını Hüma’ya çevirerek yüzünü buruşturdu ve Hüma’yı içeriye doğru sırtından ittirerek sözlerine devam etti. ” Yatağını gösterin şuna!” Ters bakışlar atarak geldiği gibi gürültüyle çıktı. O konuşurken Hüma’nın gözüne, battaniyesini sıkıca kavramış gözlerindeki hayal kırıklığıyla ağlayan çekik gözlü bir kız takılmıştı. Bakışkarının kesiştiği noktaya gözlerini tekrar çevirdi ama kızı göremedi. Koluna dokunan beyaz’a yakın sarı saçları olan kız, kolundan tutarak Hüma’yı çekiştirip bir ranzanın önünde durdu ve üst ranzayı işaret ederek konuştu.

“Altta ben yatıyorum üst ranzada senin.” Yanındaki ranzayı ve onun üzerini göstrererek sözlerine devam etti.”Şurası Dilşah’ın,burasıda Mehir’in. Bir şeye ihtiyacın olursa bize söylemen yeterli.” Karşısında kendisine gülümseyerek konuşan kızın sözlerini başını sallayarak onayladı. Kız yeşil gözlerini irice açtırarak gülümsedi. ” Bu arada az daha unutuyordum benim ismimde Beyza. Sen dinlen biraz istersen?” Hüma başını sallayıp ranzanın üst katına çıktı ve kendisine bakan kıza minnet dolu gözlerini çevirerek hafifçe tebessüm etti.

“Hüma. Benim ismimde Hüma!” Daha sonra uzanndığı yatakta cenin pozisyonunu alarak battaniyeyi üzerine çekti.

Geçen bir iki saatin ardından dışardan bir ses duyulmaya başladı. Beyzaetrafına dikkatle baktı ve herkesin uyuduğunu görünce sessiz olmaya çalışarak yatağından kalktı. Gecenin sessizliğinde uzaklardan gelen hoş tınıyla hipnoz olmuşcasına pencereye yaklaştı ve kulak kabarttı. Duyduğu sözlerin anlamı yüzünde buruk bir gülümseme oluştururken heyecanla Hüma’nın yanına giderek yavaşça dürttü ve açılan gözlerini görünce sessizce fısıldadı.

“İki dakika pencereye gelebilir misin? ” Karşısındaki kızın hareketlerine kaşlarını çatarak şüpheyle bakan Hüma kolundan çekiştirilmesi ile yavaşça ranzadan inip pencereye doğru ilerledi. Beyza’ya bakarak sessizce sordu.

“Ne oluyor niye geldik buraya?” Beyza gülen bakışları ile parmağını dudaklarına götürerek konuştu.

“Şhhtt! Sessiz ol ve dinle. İki dir aynı sözleri ve türküyü söylüyor.” Hüma karşısındaki garip kıza bakarken uzaktan kulağına gelen sesle olduğu yerde kalakaldı. Göz yaşları yanaklarından süzülürken penceredeki demirlere tutunarak dinlemeye başladı.

Oy gardiyan gardiyan
Tabancamı ver bana
Bir hainin uğruna
Ceza verdiler bana…

Abisinin sesiydi bu! Niye gitmemiştiki? Nasıl saatlerce beklerdi? Hiçmi kendi canının önemi yoktu? Türkünün sözleri yüreğine dokunurken abisinin neden özellikle bu türküyü seçtiğini anladı. O Tuncay’a hiç bir zaman güvenmemişti ve Tuncay’ın yaptığı hainlikte güvenmemesinin kanıtıydı. Keşke abisi kadar gerçekleri kendiside görebilseydi.

Mapushane çeşmesi
Yandan akıyor yandan
Mapusluk birşey değil
Yanıklık var bir yandan…

Söz verdi kendi,kendine buradan çıktığı gün yep, yeni bir Hüma olacaktı. Gerekirse içindeki o yanıklık, kül edecekti onu ama o küllerinden yeniden bambaşka bir Hüma yaratacaktı.

Duvarı deleyim mi
Yanına geleyim mi
Aç kapıyı gardiyan
3 altın vereyim mi…?

Abisinin son sözleri gülümsemesine sebep olurken onu hiç bir zaman yanlız bırakmaya cağınında sözüydü. İçindeki karamsarlığa ışık olan bu anlara sebep olan kızın yanağına büyük bir öpücük bıraktı.

“Teşekkür ederim!” Gözlerinin içi gülen kıza burukça gülümseyen Beyza başını salladı önemsiz dercesine.

” Belliki çok seviyor seni.” Bakışlarını kaçırarak çekingen bir şekilde sordu. “Sevgilin mi?” Hüma’nın olumsuz anlamda kalkan kaşları ile tekrar sordu. ” O zaman eşin?” Hüma bu defa gülümseyerek başını sallayınca dışardaki ses tekrar duyuldu.

“Hümaaa! Sakın korkma! Üzme kendini. Seni oradan kurtarmayan Özgür’ü Kızılay meydanında sallandırsınlar. Seni oradan kurtaracağım sakın korkma abicim!” Beyza’nın yüzü şaşkınlıkla tuhaf şekiller alırken işaret parmağı ile dışarıyı gösterdi.

“Yani abin miydi o?” Kendisine şaşkınca bakan kıza gülerek başını sallarken Beyza’nın meraklı soruları ile hikayesini anlatırken bulmuştu kendisini Hüma.

Tuncay’ın bulunamaması ile Hüma üç sene hüküm giyerken,aradan geçen zamanla kızlarla kardeş gibi olmuştu. Yedikleri içtikleri ayrı gitmiyor her şeye birlikte göğüs geriyorlardı.Özgür ve Araz ise sürekli olarak Tuncay’ı arıyor,tüm aramalarına rağmen hiç bir sonuç elde edemiyorlardı. Tuncay ve o kız yerin dibine girmişti sanki.

Özgür her bulduğu fırsatta Hüma’ya destek için cezaevinin yakınlarında dolanıp bazen konuşarak bazen söyleyerek kız kardeşine destek olmaya çalışıyor yanlız bırakmamaya gayret ediyordu.

Ziyaret günü Hüma ve Dilşah yedikleri hücre cezasından sonra hastalanmış ve görüşe çıkamamıştı. Hüma’nın ricası ile Özgür’ü merakta bırakmamak için Beyza çıkmıştı görüşe.

Resimlerinden tanıdığı adamı arıyordu gözleri kalabalıkta. Cam kenarındaki bir masada yüzünde büyük bir mutlulukla Hüma’yı bekleyen adamı gördü. Yavaşça yaklaşarak karşısında dikildi ve ellerini önünde bağlayarak çekingen bir şekilde konuştu.

“Merhaba.” Özgür Hüma’yı beklerken karşısında başka bir kızı görmenin şaşkınlığı ile kaşlarını çatarak kıza baktı.

“Şey… Hüma!” Kardeşinin ismini duyan adam telaşla yerinden kalkarak kıza yaklaştı ve sert bakışları ile yeşil gözlerine bakarak sordu.

“Bir şeymi oldu kardeşime! Hem sen kimsin? Niye Hüma gelmedi?” Beyza karşısındaki adamın bakışlarından ürkerek bir adım geri çekildi ve titreyen bir sesle konuştu.

“Sa…sakin ol! Ben Beyza. Hüma’nın arkadaşıyım. Hüma gayet iyi biraz üşüttü o yüzden gelemiyor.”

Beyza,karşısındaki adamdan tırsmasının sonucu hızlıca bitirdiği konuşmasının ardından, arkasını dönrek koğuşa gitmek için yöneldi. Özgür ise kızı korkuttuğunu anlayarak, hem de Hüma hakkında daha fazla bilgi almak için arkasını dönen kızın kolunu sertçe tutunca Beyza olduğu yerde kaskatı kesilmişti.Parmaklarının altındaki gerilen bedenin farkına varan genç adam ne olduğuna anlam veremeyerek bekledi bir süre. Kızın hala tepki vermeyişi üzerine elini hızla çekti ve önüne geçerek telaşla konuşmaya başladı.

“Bak özür dilerim! Biraz kaba davrandım, sert konuştum ama kardeşimi göremeyince paniklememden kaynaklandı her şey.”

Karşısındaki kızın hiç bir şey söylemeden transa girmiş gibi boş,boş bakmasına anlam veremeyen Özgür yavaşça kızın koluna dokunarak endişeli bakışlarını kızın bembeyaz olmuş yüzünde gezdirdi. Hafifçe sarsarak biraz önce ismini öğrendiği kıza, bu tuhaf durum karşısında adıyla seslendi.

“Beyza!” Hâlâ tepki vermeyen kıza bakarak endişeli bir ses tonuyla tekrar sordu. ” Sen İyimisin?”

Bedenine değen karşı cinsten bir elin rahatsızlığı ve fısıltıyla konuşan adamın sesiyle, Beyza’nın gözlerinin önünden film şeridi gibi yaşadığı sahneler geçti. Atlatamadığı trvmanın etkisiyle çığlık,çığlığa göz yaşları içinde var gücüyle çırpınmaya başladı.

“Dokunma bana! Çek o pis ellerini üzerimden!”

Özgür şok olmuş bir şekilde karşısında çırpınan kıza bakakalmıştı.

~ OY VE YORUMLARINIZI BEKLİYORUM~

~yitenumutlar~

Bölüm şarkısı : Edip Akbayram – ALDIRMA GÖNÜL

Karşısında çırpınan kıza şok olmuş bir şekilde bakan adam ne olduğunu anlayamıyordu. Ne olmuştu bu kıza? Bir şey yapmamıştı ki? Kız hâlâ  çırpınırken bir den düşer gibi olunca Özgür hızla kıza uzandı ve son anda yere düşmesini engellerken kızın kollarına yığılması bir oldu. Adam endişeyle kollarındaki kıza bakarken gelen kadın gardiyanlar Özgür’ü kızdan uzaklaştırdı. Her şey bir film sahnesini andırırken adam apar topar revire kaldırılan kızı sadece izlemekle yetinebilmişti. Kardeşinden de haber alamayan Özgür aklındaki sorularla ayrıldı cezaevinden.

“Dilşah!” Kendisine dönen gözlerle Hüma kesik bir nefes alarak endişeli bir şekilde konuştu.

“Görüş saati geçeli çok oldu. Beyza hâlâ  dönmedi bir sorun mu çıktı acaba?” Yan ranzadaki kadın doğrulmak için yerinde kıpırdanınca göğsüne saplanan ağrıyla yüzünü buruşturdu. Acıdan gözleri dolarken arkadaşını rahatlatmak için konuşmaya çalıştı.

“Bilmiyorum canım. Bende çok merak ediyorum. Mehir’i de getirmediler daha.” Hüma dudaklarını hissettiği ağrıların şiddeti ile ısırırken gözünden akan yaşa engel olamadı. Bir kaç gün önce koğuşta çıkan bir kavga yüzünden hücre cezası almışlardı.

Bir ay önce koğuşa gelen kadın sürekli Mehir’e laf atarken bir hafta önce küçük bir olayı büyütmüş ve birden Mehir’e saldırmıştı. Dilşah’ın son anda Mehir’i çekmesi ve ortalığın karışması ile gardiyanlar gelince müdürün yanına çıkarılmışlardı. Gardiyan ların da o kadını savunması ile müdür o kadını koğuşa yollayarak onlara sonu gelmeyen bir nutuk çekmişti. Sonuç huzursuzluk çıkardıkları gerekçesi ile Mehir,Dilşah ve kendisine bir hafta boyunca hücre cezası verilmişti.

Bir hafta her gün gördükleri şiddetle geçerken koğuşa getirilen ikiliyi ite kaka içeri attılar. Dilşah ve Hüma perişan bir halde yere yığılırken gardiyanların tehditleri de havada uçuşuyordu.

“Bu iki mahkuma iyi bakın! Bir daha bu koğuşta böyle bir olay çıkarsa bunlardan daha beter hale gelirsiniz! Üzerinize vazife olmayan her boka da karışmayın!” Gardiyan elindeki jopu ranzaların demirlerine vurarak ayrılırken çıkan büyük gürültü Beyza’yı hasta yatağından korkuyla sıçratmıştı. Kız gördüğü görüntü karşısında hızla yatağından fırlarken eksik olan arkadaşını farketmesi ile kapıyı kapatmaya çalışan gardiyana seslendi.

“Gardiyan! Kadının ürkütücü  yeşil bakışları kendisine dönüğünde yüzündeki endişe ile kadına yaklaştı.

“Mehir nerede?” Kadının öfkeden gözü seğrerken elindeki jopu kaldırarak Beyza’ya doğru savurdu. Dilşah gördüğü görüntü ile Beyza’nın da aynı şeyleri yaşamasını istemeyerek  vücudundaki acıları umursamadan hızla ikilinin arasına girdi ve göğsüne inen darbeyle acı bir çığlık attı.  Beyz yere yığılan Dilşah’ın üzerine siper olurken onunda sırtına iki jop darbesi gelmişti.

“Hâlâ  her boka niye maydonoz oluyorsunuz lan? O sürtük iki gün daha kalacak hücrede.” Yerdeki üçlüye bakarak pis bir şekilde sırıttı ve sözlerine devam etti. “Elin gavuru ne kadar kıymetliymiş be! Vallahi gözlerim yaşardı.” Alaylı sözleri biten gardiyan hızla çıkıp demir kapıyı büyük bir gürültüyle kapattı. Gardiyan çıkınca,Beyza ve  koğuştaki kadınlar Dilşah’la,Hüma’yı yataklarına yatırdı güçlükle.

Daldığı düşüncelerden açılan kapının çıkardığı ses ile sıyrılan Hüma bitkin bir şekilde giren kızı görünce yatağında korkuyla doğrulmaya çalıştı.

Beyza,halsiz bir şekilde kendisine merakla bakan arkadaşlarına yaklaşırken  Hüma endişeyle konuştu.

“Beyza bu halin ne?” Hüma’ya yaklaşan kız arkadaşının yatağının kenarına oturarak gülümsemeye çalıştı. Onların bu halde daha fazla endişelenmesini istemiyordu. Dilşah’a göz kırparak içinde bulunduğu durumu  şakaya vurdu.

“Aman be kızım ne olacak dört senedir erkek yüzü görmeyince,senin filinta abinin kaslı kollarına bırakı verdim kendimi.” Dilşah kıkırdamaya çalışsa da göğsündeki acıdan dolayı beceremiyordu. Hüma ise arkadaşının sözleri ile kaşlarını çatarak fısıldadı.

“Anlamadım ne yaptım dedin?” Beyza sanki gerçek bir olay anlatacakmış gibi yatağa iyice kuruldu ve hülyalı bakışlar atarak konuşmaya başladı.

“Kız Hüma,ben şimdi görüş solonuna girdim gözlerim böyle mobese kamerası gibi etrafı tarıyor.” Yeşil gözlerini irice açtıran kız yüzünün aldığı komik şekille sözlerine devam etti. ” Senin dünya yakışıklı yarışmasında derece atlayıp rakiplerini sollayan abini görünce aha dedim hayatımın erkeği.” Hüma’da arkadaşının yapmaya çalıştığını anlayarak kıkırdadı. Fakat dudağının kenarındaki yara sızlayınca yüzünü acıyla buruşturarak konuştu.

“Dikkat et fena çarpar abim. Sonra kara sevdaya falan tutulmayasın.” Beyza arkadaşının sözleri ile beyaza çalan saçlarını havalı bir şekilde arkasına attırarak tekrar konuştu.

“Çarpmaz mı be kızım! Koluma bir dokundu yeminle 2000 voltluk elektirik akımı vücuduma yayıldı zannettim. Tabi ben çarpılınca fırsat bu fırsat diyerek kendimi Özgür’ün kaslı kollarına bırakı vermişim. Sonra gözümü bi açtımki revirdeyim.” Kızlar Beyza’nın son sözü ile bir birine bakarken o kendini anlattığı hikayeye öyle kaptırmıştıki dertli bir iç çekerek gerçek yaşanan anları anlattı.

Hüma arkadaşının haline üzülerek eline uzandı ve mahçup bir şekilde konuştu.

“Beyza abim adına özür dilerim. İnan bana öyle kaba bir insan değildir. Tamam her erkek gibi biraz odundur falan ama.” Arkadaşının mahçup haline gülümseyerek bakıp elini tutan eli samimiyetle sıktı.

“Saçmalama Hüma! Abinin ne suçu var? Kızım bi kere adam ne bilsin benim tescilli deli olduğumu.” Dilşah arkadaşının sözlerini işitince uyardı.

“Sen deli misin Beyza? Sadece yaşadığın travmayı atlatamadın o kadar.” Bakışlarını etrafında gezdirerek homurdandı. Gerçi burada da nasıl atlatacaksan?” Hüma’da,Dilşah’ın sözlerini başıyla onaylarken Beyza sözlerine devam etti.

“Her neyse işte.” Yataktan kalkan kız Hüma’ya gülümsedi ve göz kırparak konuştu.

“Hüma esas benim abine bir özür borcum var. Herkesin içinde onu kötü duruma düşürdüm. “Hüma’nın üst ranzasına çıkarken muzip bir şekilde sözlerine devam  etti.” Bir dahaki görüşmenizde yakışıklıdan benim adıma özür dile.” Dilşah ve Hüma şaşkınca bir birine bakarken Beyza ranzadan baş aşağı sarkarak gülümsedi. “Bir süper kahraman kadar atik ve hızlı olduğu için teşekkürlerimi ilet. Ayrıca beni yere sakız misali yapışmaktan kurtardığı içinde.” Hüma’nın gözleri iyice irileşirken Beyza’nın bakışları bir den ciddileşti ve  soğuk bir ses tonunuyla konuştu. “Desem de inanma! En iyi erkeğin bile köküne kibrit suyu.” Geri çelkilen kız ranzasına uzanırken Hüma ve Dilşah,Beyza’nın sözlerine  gülüyordu. Dilşah hafifçe sağ tarafına dönerek Hüma’ya acı içinde baktı.

“Haklı bence. Ne geldiyse şu başımıza hep erkeklerden geldi. Şu an dört duvar arasında olmamız bile onların suçu.” Hüma’da düşünceli bir şekilde arkadaşlarını onaylarcasına başını salladı.

Akşam yemeği yerken demir kapı büyük bir gürültüyle açıldı ve içeriye yarı baygın şekilde Mehir’i attılar. Beyza hızla koşarken diğerleri güçlükle kalka bilmişti. Koğuştaki kadınlarda  bir oldu ve Mehir’i yatağına yatırdılar.

Siyah uzun saçları yüzüne yapışmış bedeni buz kesmişti.Onun bu haline bakarak sanki aynı acıları kendi yaşıyormuş gibi yüzünü buruşturdu. Gözleri Mehir’in vücudundaki morluklarla kayınca dokunmak için elini uzattı fakat canını yakacağından korkarak kaldırdığı elini geri çekti. Arkadaşının yanına oturan kız  siyah saçlarını hafifçe geriye attı ve yüzünü ortaya çıkardı. Gördüğü manzara karşısında şok olan kadının bakışları arkadaşlarına döndü.

“Bunu nasıl yaparlar? Gözü ne hale gelmiş! Mehir’le dertleri ne bunların?” Beyza göz yaşları içinde arkadaşlarına bakarken Mehir’in bu hale gelmesine sebep olan kadın masadan izlediği dörtlüye seslendi.

“Şhtt! Fantastik dörtlü!” Berna kendine dönen bakışlarla Beyza’nın beyaza çalan saçlarına bakarak konuştu.

“Bana bak  kabile büyücüsü çok merak iyi değildir. O sürtük Timur abinin koynuna bakire olarak girseydi, şimdi burada,bu  kokmuş yerde değil lüks evlerde hanım olurdu.” İğrenç bir kahkaha atan kadın Beyza’nın öfkeyle kısılan gözlerine küçümseyerek baktı ve sözlerine devam etti.

“O yüzden Timur abi bitti diyene kadar cezasını çekecek. Sizde her boka karışırsanız nasibnizi alırsınız.” Beyza’ya yüzünü buruşturarak bakan kadın sözlerine devam etti. “Eğer anan gibi niyetin yollu olmaksa  bu karıyı savunmaya devam et!”Beyza öfkeyle yerinden kalkarken Dilşah’ın koluna yapışması ile ona baktı.

“Bilerek yapıyor Beyza! Tahrik etmek için. Ama biz sabredeceğiz. Bak sayılı günlerimiz kaldı şurada.”Beyza düşen yüzüyle Mehir’in yüzündeki yaraya uzandı ve temizlemeye başladı.

“Benim için içerisi daha güvenli Dilşah. Üstelik çıksam ne  olacak? Ne gidecek bir yerim,ne sahip çıkacak kimsem var. Ben çıkarsam sonum belli.” Hüma ve Dilşah bir birine bakarken Beyza kirlenen pamuğu Hüma’nın elindeki tepsiye koyarak fısıldadı. “Sokaklara düşerim  sonum anam gibi olur. Ben anam gibi olmamak için girdim  buraya gerekirse onun gibi olmamak içinde çıkmam.” Gözleri ile masada yemek yiyen kadını işaret ederek sözlerine devam  etti.  “Onu doğrarım,prensesler gibi yatarım.”  Dilşah arkadaşının eline uzanarak peçesinin arkasından baktı.

“Allah mutlaka bir kapı açar. Benimde yok çalacak kapım,gidecek yerim.” Elini kaldırarak Beyaza çalan saçlara uzattı elini.” Ümidini kaybetme.  Ben senden bir ay önce tahliye oluyorum. Bir şeyler ayarlamaya çalışırım.” Hüma çaresiz  kalan  ikiliye üzgünce baktı. Hayatları ne kadarda zordu. Gidecek bir evinin olmaması,bekleyen birinin olmaması. Acıyla burkuldu içi. Kendisi ve Mehir  bir nebzede olsa şanslıydı. Onu Annesi ve abi bekliyordu. Yarım kalan ne varsa onu tamamlamak için.  Mehir’in ise arkadaşları vardı onu hiç yanlız bırakmayan iki arkadaş. Daldığı düşüncelerden sıyrılarak iki arkadaşını süzdü. Hüma hepsinden önce tahliye olacaktı. Bir şeyler yapmalıydı ama ne? Mehir’in yaralarını temizlediler ve tekrar masaya geçerek yemeklerine devam ettiler.

Günler geçerken kızlar kendini iyice toparlamış,Hüma’nın tahliyesine bir ay kalmıştı. Aldığı karar biraz rahatlatmıştı Hüma’yı ve bu gün görüş günüydü.

Görüş salonuna giren kızın gözleri heyecanla etrafını tararken gördüğü kişilerle yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu. Hızla onlara doğru yaklaşırken abisi iki büyük adımda ellerini beline dolayarak sıkıca sarıldı. Rana Hanım ayrılmak bilmeyen çocuklarının haline  homurdanarak Özgür’ün kollarına vurdu.

“Çekil artık birazda ben hasret gidereyim kızımla.” Özgür ve Hüma kıkırdayarak ayrılırken Anneler’i söylenmelerine devam ederek kızına sıkıca sarılıp öptü.

“Üstelik sen her görüş gününde  geliyorsun ama ben  hastalığımdan dolayı gelemiyorum.” Geri çekilerek kızının yüzünü avuçları arasına aldı ve dolu gözleri ile Hüma’yı baştan aşağı süzdü.

“Çok zayıflamışsın kızım. Yemek vermiyor larmı burada size?” Yanağındaki eli tutup indiren Hüma masaya doğru annesini çekiştirerek oturttu.

“Vermez olurlar mı hiç Anne? Yapım böyle benim biliyorsun.” Kaçamak bakışlarını abisine çeviren kız onun da gözlerindeki hüzünü görünce konuyu değiştirmek için Annesi’nin hastalığını sordu.Rana Hanım astım hastasıydı ve zaman,zaman hastalığı onu zorluyordu. Kapalı ve kalabalık alanlarda fazla duramıyordu. Sohbet ilerlerken Rana Hanım daha fazla duramayacağını söyleyerek kızıyla vedalaştı ve oğluna dışarıda beklediğini söyleyerek ayrıldı. Hüma annesinin arkasından üzüntüyle bakarak tekrar abisine  döndü.

“Abi söylediğim şeyi düşündün mü?” Adam başını sallayarak gülümsedi.

“Evet güzelim. Sen öyle diyorsan sıkıntı yok. Bir aya kadar her şey hazır olur merak etme sen?” Hüma abisinin eline uzanarak hafifçe sıktı ve yeşil gözlerine minnetle baktı.

“Senin hakkını nasıl öderim ben abi? Sen dünyada eşi benzeri bulunmayacak bir insansın.” Kardeşinin sözleri ile gözlerini deviren adam memnuniyetsizce homurdandı.

“Gerçekten eşim benzerim bulunmaz. Hangi dallama kardeşini bu hallere düşürür benden başka?” Hüma asılan yüzüyle elini hızla çekerek çemkirdi.

“Abiii! Başlama yine Allah aşkına. Senin ne suçun var?” Özgür elini boş ver dercesine sallayarak geçen seferki görüş gününden beri aklından çıkmayan olayı sordu.

“Hüma. Hani şu arkadaşın vardıya, geçen seferki görüşte senin yerine gelen.” Hüma bakışlarını kısarak abisini süzdü ve sözlerinin devamını bekledi.
“Beyza mıydı neydi ismi? Böyle saçını tuhaf bir renge boyamış hani.” Hüma abisinin son sözleri ile kıkırdayarak konuştu.

“Evet ismi Beyza. Ama saçları boya değil abiciğim kendi rengi.” Özgür kardeşinin saç mevzusuna takılmasına yüzünü buruştururken sözlerine devam etti.

“Yahu bize ne saçı boya mı değil mi? Ben başka şeyi merak ettim. O kız o gün niye o hale geldi?” Masanın üzerinden kardeşine doğru eğilip sessizce konuştu.

“Kız bana sapık muamelesi yaptı resmen! Üstelik sadece koluna dokunmuştum. Bir de üstüne bayıldı. Çok tuhaf bir kızdı.” Hüma abisinin sözleri ile hüzünlü bir şekilde gözlerine baktı.

“Beyza’ya annesinin dostu tecavüz etmeye yeltenmiş abi! Önceleride taciz ediyormuş pislik.”Özgür’ün gözlerine karanlık bir perde inerken kızın neden o hale geldiğini şimdi anlamıştı. Beyza’nın çırpınışları ve kollarına yığıldığı an gözünde tekrar canlanırken öfkeyle fısıldadı.

“Şerefsiz herif!” Kor gibi yanan bakışlarını kardeşine çevirerek sözlerine devam etti. ” Peki neden burada bu kız?” Hüma abisinin sorularına şaşırsada düşündüğü şey için abisinin içini rahatlatmalıydı. Çünkü diğerlerinin hikayesini abisine daha öncelerden konu açıldıkça anlatmıştı.

“Kadın olduğu için!” Özgür’ün kaşları anlamadığı sözlerle çatılırken Hüma tekrar konuştu. “Bedenini,hayallerini, namusunu o hayvandan koruduğu için. ” Hüma arkadaşının ilk zamanlardaki hallerini hatırlayınca  yumruklarını sıkarak son sözlerini sert bir ses tonuyla söyledi. “Beyza o pisliğin kendisine tecavüz etmesine izin vermediği için, öldürmeye teşebbüs suçundan yargılanmış abi.” Özgür’ün kaşları hayretle havaya kalkarken o ufak tefek kızın düştüğü duruma üzülmüştü. Kadın olmak zordu vesselam. Kendini koruduğu için bile ceza aldıkları bir ülkede kadın olmak daha zordu. Ne hale gelmişti o kız. Anası olacak o kadında hiç mi vicdan Allah korkusu yoktu? Şimdi bu dört duvar arasında bir nebze de  olsa güvendeydi. Peki ya tahliye olunca? Dışarıda bu halde nasıl yeni bir hayata başlıyacaktı bu kız? Ya o şerefsiz! Beyza öldürmeye teşebbüsten ceza aldığına göre demekki ölmemişti Piç! Özgür düşüncelerinden gardiyanın sesiyle sıyrıldı.

“Görüş saati sona erdiiii!” Hüma abisinin değişen yüzüne buruk bir gülümsemeyle bakarak sandalyesinden kalktı ve abisininde kalkması ile sıkıca sarıldı.

“Yüzündeki morluğu ne kadar kapatmaya çalışsanda farketmediğimi zannetme Hüma.” Kız endişe ile dudağını ısırırken Özgür sözlerine devam etti. “Bir ay Hüma. Son bir ay kaldı kardeşim. Umuyorum ki o morluğun sebebi ufak bir kazadır.” Kardeşini kendinden uzaklaştırarak gözlerinin içine baktı ve sert bir ses tonuyla fısıldadı. ” Eğer bir dahaki görüşte ufacık bir çizik bile görürsem burayı başlarına yıkarım Hüma!” Bakışlarını kaçıran kız gülümseyerek cevap verdi.

“Aman abi abartma sadece ufak bir kaza.” Özgür kardeşinin kapatmaya çalıştığı morluğa bakarak başını olumlu anlamda salladı ve alnına küçük bir öpücük bırakarak geri çekildi.

“Öyle olsun bakalım. Kendine dikkat et. Arkadaşlarına da selam söyle.” Hüma’da başını olumlu anlamda sallarken Özgür adımlarını çıkışa doğru yönlendirdi. Abisinin arkasından gülümseyerek baktı. Uzun boyu, kumral dağınık saçları,yeşil gözleri ve kaslı vücuduyla herkesin dikkatini çekiyordu. Üzerine giydiği beyaz tişört ve siyah kotuyla fazlasıyla yakışıklı görünüyordu. Biraz önceki sözlerini hatırlayınca arkasından seslendi.

“Abi!” Özgür’ün bakışları kendi yeşil gözlerini bulunca şirince sırıttı. “Özellikle Beyza’ya selamını ileteceğim.” Abisinin gerilen yüzünü görünce kıkırdayarak sözlerine devam etti. “İki lafının arası Beyza’ydı. Eeee oda seni gördüğü günden beri dilinden düşürmüyor. Bir selamı hak etti doğrusu.”Hüma yanına gelen gardiyanla kapıya doğru ilerlerken Özgür öfkeyle kükredi.

“Hümaaa! Sakın öyle bir şey söyleme! Manyak mısın sen?” Hüma açılan kapıdan cevap vermeden geçerken Özgür sinirle saçlarını çekiştirerek çıkışa yöneldi.

Hapisaneden ayrılan Özgür ve Rana Hanım eve doğru yol alırken kadın oğlunun dalgın haline baktı şüpheyle. Kırmızı ışıkta duran araçla konuşmaya başladı.

“Özgür.” Oğlunun kendine dönen yeşil bakışlarına endişeyle baktı. ” Bir şey mi oldu oğlum? Neden bu kadar dalgınsın?” Özgür annesine hafif bir tebessüm ederek bakışlarını tekrar yola çevirdi ve cevap verdi.

“Yok bir şey annem. Sadece evin işlerini düşünüyordum. Ne zamandır kullanılmıyor ya yetiştire bilirmiyiz o takıldı aklıma.” Rana Hanım iç çekerek oğlununun omzunu sıvazladı.

“Allah büyük oğlum. El birliği ile hallederiz. Kızım kurtuluyor ya gerisi kolay.” Annesinin mutlulukla parlayan gözlerine baktı Özgür. Hüma’nın üzüntüsünden hastalığı biraz daha artsada son günlerde aldığı haberler az da olsa iyi gelmişti ona. Kocaman bir yüreği vardı annesinin. Kimsesiz üç kıza bile analık yapacak kadar büyüktü yüreği. Kardeşinin telefon görüşmesinde istediği şeyi annesine söylemiş o ise böyle büyük bir kararı bir anne şefkatiyle kabul ederek üç kıza evinin kapılarını açmıştı. Mahalleli neder,sorun çıkarırlarmı diye hiç düşünmemişti. Öyle şefkatli,öyle sevgi doluydu ki alt katı yaşanır vaziyete getirmek için iki günden beri canını dişine takmıştı. Özgür annesinin eline uzanarak avuçlarının arasına aldı ve küçük bir öpücük bıraktı.

“Sen nasıl bir kadınsın anam. Tanımadığın üç kızı şimdiden kendi evladın gibi bağrına basıp evinin kapılarını açtın ya Allah ta sana cennetinin kapılarını açsın.” Özgür’ün sözleri ile oğlunun elini sıkan kadın hüzünlü bakışlarını yola çevirdi.

“Onlar benim Hüma’mın can yoldaşı oğlum. Benim yavrum nasıl garip bir kuş gibi tutsaksa o yerde onlarda öyle. Onlara kapıyı açan ben değilim.” Özgür bakışlarını annesine çevirerek kısa bir süre yüzünü inceledi ve sözlerinin devamını beklemeden tekrar yola döndü.

“Garip kuşun yuvasını Allah yaparmış Özgür. Onlarda kanadı kırık üç garip kuş. Biz sadece vesile olduk onlara bir yuva vaad ederek.”

Özgür başını olumlu anlamda salladı. “Üç garip kuş dedi içinden kanadı kırık üç garip kuş.” Herkes kendisi ve Hüma kadar şanslı değildi. Annesi onlarada kucak açarken onların aileleri sırt çevirmiş şu koca dünyada yapayanlız bırakmışlardı. Kanatlarını kırıp uçmalarını engellemişlerdi. Beyza belirdi, birden gözlerinin önünde. Beyaza yakın saçları,acı dolu yeşil gözleri hayatın pisliklerine karşı direnen o küçük beden. Nasıl da çırpınmıştı kollarında. Bir türlü çıkmıyordu aklından kızın o hali çırpınışları. Annesinin seslenmesi ile düşüncelerinden sıyrıldı.

“Özgür! Nereye daldın yine oğlum?” Aracın yönünü sağ tarafa çevirerek annesine döndü.

“Oğlum diyorum ki Şükran Teyze’nin bulduğu kızla bi görüşsen. Bak yaşın geldi geçiyor. Ne olacak senin bu halin?” Özgür arabayı iki katlı evin önünde durdurarak annesine baktı ve bıkkınlıkla konuştu.

“Anne yeter. İstemiyorum ben evlenmek falan. Düşün yakamdan ya.” Annesi ve Araz’ın Annesi Şükran Hanım son zamanlarda el birliği yapmış dört koldan gelin adayı aramalarına başlamıştı. Bu durum Özgür’ü sık boğaz ederken sırf gönülleri olsun diye bir kaç tanesiyle görüşmüştü. Son görüştüğü kız aklına gelince sinirle kasılan yüzüyle annesine baktı.

” Üstelik son bulduğunuz kızı hatırlamak bile istemiyorum! Güreşçi bir kız ve ben ne alaka anne?” Kadın oğlunun sözleri ile hafifçe kıkırdadı. Özgür’ün  kendisine attığı ters bakışları görünce hızla konuştu.

“Oğlum onda bizim bir suçumuz yok. Tamamen Araz’ın iş güzarlığı.” Özgür arkadaşının ismini duyması ile öfkeyle elini direksiyona vurarak kükredi.

“Arazz! Ulan bir taşın altından da çıkma be!” Bakışlarını annesine çevirerek bu defa daha büyük bir öfkeyle homurdandı. “Ya bir önceki gelin adayınıza ne demeli. Üroloji doktoru.” Öfkeyle parlayan gözleri ile annesine sır verir gibi yaklaşıp sıktığı dişlerinin arasından tısladı. ” Kız ilk buluşmada cinsel hayatımı ele aldı anne!” Kadın işittiği sözlerle kızararak çantasının saplarını sıktı ve oğluna cevap verdi.

“Ne var canım sağlık her şeyden önce gelir. Ne yapsın kız mesleği gereği alışmış demek ki.” Özgür artık dayanma sınırlarını aştığını hissederken ellerini kumral saçlarının arasından geçirerek sinirle söylendi.

“Anne Allah aşkına çıldırtma beni! Ne mesleğinden bahsediyorsun? Kız beni muayene ayağına resmen yatağa atmaya kalktı.” Özgür’ün sözleri ile gözleri irileşen kadın telaşla konuştu.

“Oğlum ne diyorsun sen? Bir şey yaptımı Özgür! Doğruyu söyle?” Özgür son kalan sabır kırıntılarını da yitirdiğini anlayınca sinirden alnındaki damarın  atmaya başladığını hissetti. Direksiyonu sıkan parmak boğlumları beyazlarken öfkeyle kükredi.

“Anne yeter! Daha fazla saçmalama.İstemiyorum evlilik falan. Söyle o Şükran Teyze’ye de o kazık oğluna bulsun bir kız. Hem böylelikle o küçücük bebekte annesiz kalmamış olur.” Rana Hanım oğlunun öfkeli halinden tırsarak hemen araçtan indi ve bahçe kapısını açarak hızla eve doğru ilerledi. Öfkeden çılgına dönen Özgür annesinin eve girdiğini görünce söylenmelerine devam ederek aracı tekrar çalıştırıp tamirhaneye doğru yola koyuldu.

Günler hem dışardakiler hem içerdekiler için ağır bir şekilde akarken Hüma tahliyesine iki gün kala heyecandan uyuyamaz hale gelmişti. Arkadaşları onun bu haline mutlulukla izlerken  o gökyüzündeki bakışlarını onlara çevirerek konuştu.

“Üçünüzde geleceksiniz. Bahane istemiyorum ona göre.” Mehir çekik gözlerini arkadaşlarının üzerinde gezdirerek Hüma’ya odakladı ve tedirgin bir şekilde konuştu.

“Hüma. Benim başımdaki belayı biliyorsun. Burada bile rahat vermediler. Ben sizin başınıza iş açarım. Hem Giray ve Azra  izin vermez böyle bir şeye.” Halbuki Giray ve Azra kararı kendisine bırakmıştı. O da istiyordu yeni bir hayat kurup kimseye minnet etmeden yaşamayı ama başındaki bela yüzünden onlarada zarar gelsin istemiyordu.

“Mehir. Biz planlar yaparken hayat karşımıza ummadığımız şeyler çıkarıyor. Alnımıza ne yazıldıysa onu yaşarız. Bela senden gelecekse uzaktada olsan bir vesile bulur yine gelir.” Arkadaşının omzuna kolunu atarak sıkıca sarıldı. ” O yüzden geliyorsun itiraz istemiyorum.” Bakışlarını Dilşah’a çeviren kız onun olumlu anlamda başını sallaması ile mutlulukla gülümsedi. Beyza ise hiç yüzüne bakmıyordu. Yavaşça yanına yaklaşarak dışarıyı izleyen kızın omzuna dokundu. Kendisine dönen bakışlardaki korkuyu görünce burukça gülümsedi.

“Hayallerimiz var bizim Beyza unuttun mu?” İşaret parmağı ile gökyüzünde uçan bir çift kuşu gösterdi. ” Bizde onlar gibi özgürlüğe kanat çırparcağız. Şu adaletsiz dünyada kanatlarımıza aldığımız her darbede biz kendi özgürlüğümüz için çırpınışlarımıza devam edeceğiz.” Beyza yaşlarla dolu gözlerini Hüma’ya çevirerek titreyen sesiyle fısıldadı.

“Korkuyorum Hüma! Uçmayı öğrenmeden kırdılar benim kanatlarımı. Aynı şeyleri tekrar yaşamaktan,kirli ellerden,pis nefeslerden korkuyorum!” Bakışlarını tekrar dışarıya çeviren kız elini pencerenin demir parmaklığına uzatarak sıkıca kavradı. ” Dışarıda dönen kirli oyunlardan korkuyorum. Bir erkeğin bana yanlışlıkla bile dokunmasından korkuyorum.” Beyza’nın sözleri ile Hüma’nın aklına arkadaşının abisiyle yaşadıkları geldi. ” Geçmişimden,annem olacak o kadının alnıma sürdüğü lekeyle tekrar suçlanmaktan korkuyorum.” Hüma arkadaşının parmaklıkları kavrayan elinin üzerine elini koyarak sıktı.

“Atlatacağız canım. Emin ol bu korkularınıda yeneceğiz birlikte.” Diğer arkadaşlarına dönen Hüma göz kırpıp tekrar Beyza’ya dönerek muzip bir ses tonu ile konuştu.

“Hem senin kanatların kaslı kollara doğru çoktan çırpınışlarına başlamış.” Beyza anlam veremediği sözlerle Hüma’ya bakarken arkadaşı sözlerine devam etti. “Abimin bir ay önceki görüşten  sana özel selamı vardı. Ben sana söylemeyi unuttum.” Yeşil  gözlerini şüpheyle kısan Beyza arkadaşlarının üzerinde gezdirerek yüzünü buruşturdu.

“Utanmıyor sunuz değil mi?” Gülmemek için kendini tutan kızlar dudaklarını bir birine bastırdı. Onların bu hareketi Beyza’yı daha fazla sinirlendirirken sözlerine devam etti.” Benim korkularımla eğleniyorsunuz.” Hüma’yı hafifçe iterek önünden geçti ve sert adımlarla ranzasına ilerledi. ” Abin ve ben kadar başına taş düşsün Hüma! İyiki bir şey anlattım. Sizede eğlence çıktı.” Kızlar Beyza’nın tribiyle kıkırdarken o yatağına çıkıp pikeyi açarak altına girdi. “Uyuyacağım ben rahatsız etmeyin!” Pikeyi başına çeken kız öfkeyle gözlerini kapadı. Birden gözünün önünde canlanan Özgür’ün hayali ile yatakta sinirle tepinmeye başlayınca baş ucundan gelen sesle hırsla pikeyi kaldırdı.

“Beyza! Bu saatte ne uykusu bu?” Yeşil gözlerini kısarak başını sallayıp fısıldadı. ” Doğruyu söyle abimi görmek için istihare uykusuna mı yattın?” Kızlar Hüma’nın sözleri ile kahkahayı basarken Beyza yastığın yanına dirseğini dayayarak kendisine bakan Hüma’nın kolunu öfkeyle itti.

“Hayır canım! Ölüm uykusuna yattım. Defol git Hüma! Diğer erkekler gibi abininde canı cehenneme!”Pikeyi tekrar başına çeken kız gözlerini kapayarak uyumayı denedi.

İki gün sonra

“Ya ağlamayın ama bir ay sonra yine hep beraberiz. Görüşlerinize gelmek isterdim ama soy isim tutmayınca almıyorlar biliyorsunuz. ” Dilşah’a sıkıca sarılan kız kulağına doğru fısıldadı.

“Bu iki deli sana emanet.” Dilşah arkadaşından ayrılırken olumlu anlamda başını salladı.

“Ama ne yazıkki beşgün sonra bende çıkıyorum o zaman ne olucak? Bakışları koğuşun diğer ucundaki kadına kayınca kötü düşünmemeye çalışarak Hüma’nın kolunu sıvazladı. “Neyse hayırlısı bakalım.” Hüma arkadaşının sözlerine gülümseyerek Mehir’e doğru ilerledi ve boynuna sarılarak fısıldadı.

“Kendine dikkat et. Başınızı belaya sokmayın sakın!” Mehir çekik gözlerinden süzülen yaşları silerek gülümsedi.

“Merak etme. İki hafta sonra görüşürüz.” Beyza kollarını arkadaşının kollarına dolayarak burnunu sertçe çekti ve üzüntüyle  konuştu.

“Aşkıma sahip çık! Yanına dişi bir sinek bile yaklaşırsa  saçını başını yolarım bir ay sonra.” Hüma arkadaşının yanaklarını bebek gibi silerek alayla konuştu.

“Sen merak etme Beyza’cığım ben varken abime kimse yan gözle bile bakamaz.” Hüma’nın sözleri ile yaşlı gözleri öfkeyle parlayan Beyza yüzünü buruşturarak homurdandı.

“Kes şunu! Bir şeyi kırk kere söylersen olurmuş!” Hüma arkadaşının tuttuğu  kafese uzanarak eline aldı. Kafesin içindeki mavi muhabbet kuşuna  bakarak konuştu. ” Ne dersin aşkım, o zaman günde kırk kez Beyza ve Özgür’le alakalı konuşma talimi yapalım mı ikimiz?” Kuş kanatlarını çırparak silkelenip aynasının karşısına geçti ve konuştu.

“Özgür…Özgür…” Beyza kuşun konuşmayıp,konuşmayıp birden o ismi söylemesi ile şok olurken hırsla çemkirdi.

“Allah cezanı versin Hüma! Defol! Çık git elimde kalacaksın yoksa.” Koğuş kapısından uzaklaşarak içeri doğru geçti ve söylenmeye devam etti. ” Senin hediyende aynı kendin gibi kafadan sıyrık.” Hüma valizinide diğer eline alırken diğerlerine göz kırparak Beyza’nın öfkeli haline aldırmadan kapıya doğru ilerledi.

“Bi kere o benim hediyem değil abimin hediyesi.” Beyza çıldırma seviyesine gelirken Hüma açılan kapıdan çıkmadan önce tekrar konuştu. ” Ben saçlarının rengini sevmediğin için saç boyası istemiştim. Ama abim aşkım’ı almış.  Ne hikmetse artık.” Hüma’nın sözleri ile  ayağındaki terliği çıkararak ona  doğru fırlattı. Terlik kapanan demir kapıya çarparken Beyza bu defada öfkeyle  koğuşun içinde volta atmaya başlamıştı.

“Manyak! Yemin ederim manyak bu kız. Ya  abisine ne demeli? Sen ne demeye sana söyleneni yapmıyorsun da üstüne vazife olmayan şeylere karışıyorsun?” Mehir arkadaşının yerdeki terliğini alarak Dilşahla birlikte ona doğru yaklaştı. Onbeş gün önce Beyza’nın doğum gününü kutlamışlardı. Kuşun Hüma’nın hediyesi olduğunu zannediyordu hepside. Gider ayak yine yapmıştı yapacağını deli kız. Peki bu Beyza delisini nasıl sakinleştireceklerdi. İki arkadaş şaşkınca bir birine bakarken Hüma çoktan cezaevinin çıkış kapısına gelmişti. Açılan büyük kapıdan çıkınca ilk olarak gözleri annesini buldu. Elindekileri yavaşça yere bırakarak hızla koştu ve üç yılın verdiği özlemle annesine sıkıca sarıldı.

“Yavrum! Şükür kavuşturana!” Geri çekilen kadın kızının yüzünü avuçları arasına alarak gözyaşları içinde baktı. ” Allah bir daha bu günleri yaşatmasın yavrum!” Annesinin dualarına göz yaşları içinde cevap verdi kız.

“Amin annem!” Sözlerini bitiren kadın hasretle kızının yanaklarına öpücüklerini bırakırken belinden tutulup kenara çekilmesi ile şaşkınca oğluna baktı. Özgür annesinin bakışlarına karşı  omuz silkerek kardeşine sarılıp homurdandı.

“Biraz da biz hasret giderelim kardeşimizle.” Kardeşine sıkıca sarılan adam geri çekilerek alnına bir öpücük bıraktı ve alayla konuştu. ” Siz kadın milletini anlamış değilim. Üzülünce ağlıyorsunuz,sevinince ağlıyorsunuz. Ayrılırken ağlıyorsunuz kavuşunca yine ağlıyorsunuz.” Kardeşinin beline elini koyarak arabaya doğru yönlendiren adam kardeşinin sözleri ile duraksadı.

“Bence gayet iyi çözmüşsün kadınları abi. Beyza’ya aldığın hediyeye bakılırsa kadınlar hakkında kitap yazacak seviyeye gelmişsin.” Özgür,annesinin şüpheli bakışlarını üzerinde hissedince yüzünü buruşturarak kardeşine baktı ve homurdandı.

“Bana bak küçük cadı..” İşaret parmağını Hüma’ya doğru sallayarak tehdit edercesine konuştu. ” Senin o etrafa salladığın sihirli deyneğini alır, önce o  başıma bela olan dilini keser sonrada o kuşu alıp sana laf veren bu aklıma sıçarım.” Hüma abisinin sözlerine kıkırdarken biraz önce kapıya bıraktığı eşyalarını gösterdi.

“Peki bay cellat. Ama önce eşyalarımı taşımaya ne dersin?” Rana Hanım ikili arasındaki tuhaf sohbeti dinlerken Hüma’nın çekiştirmesi ile arabaya doğru ilerledi. Özgür ise kardeşinin eşyalarına doğru ilerleyip valize uzandı. Gözleri valizin yanındaki kafese kayınca yavaşça kaşları çatıldı. Kafesi de eline alarak arabaya doğru yaklaşıp bagajı açtı ve valizi yerleştirdi. Annesi ve kardeşi arabanın arka koltuğunda bir birlerine sarılmış hasret gideriyorlardı. Onların bu haline gülümseyerek sürücü kapısını açıp koltuğa yerleşti. Kafesin üzerinde parmaklarını gezdirerek kızın kuşu neden kardeşine verdiğini düşünüp kuşu yan tarafına yolcu koltuğuna bırakarak arabayı çalıştırdı. Şimdi kardeşine neden kuşu yanına aldığını sorsa bu seferde onu diline dolayacaktı. Sıkıntıyla bakışlarını kafesteki kuşa çevirerek homurdandı.

“Bok vardı da Hüma’nın istediğini almadın? Sanane kız ne renge  boyarsa boyasın saçını.Demekki beğenmemişti hediyesini. ” Hüma abisinin kuşa doğru bakıp sessizce söylenmesi ve asık yüzünü görmesi ile arkasından öne doğru eğilerek fısıldadı.

“Asma o yakışıklı yüzünü hediyeni çok beğendi.” Özgür’ün gözlerini devirmesi ile sözlerine devam etti. ” Bir ay daha tutsaklık içinde tutasaklık yaşamasın diye benimle Özgür…lüğüne kavuşturdu onuda.” Özgür kardeşinin, isminin üzerine baskı yaparak ima etmek istediği şeyi anlayınca sinirli bakışlarını aynadan Hüma’ya çevirerek kükredi.

“Hümaaa! Kaşınıyorsun bak!” Rana hanım iki kardeşin didişmelerini gülümseyerek izlerken kuşun söylediği isim  ile aracı kullanan adam şaşkınca kuşa bakıp eliyle işaret ederek  homurdandı.

“Ne diyor bu zevzek!?” Hüma kuşun kafesine doğru elini uzatarak abisini cevapladı.

“Özgür diyor,Aşkım diyor abiciğim.” Özgür’ün gözleri şaşkınlıkla açılırken öfkeyle aynadan Hüma’ya baktı.

“Hümaa! Şimdi yiyeceksin ağzının üstüne bak! Hep senin halt yemelerin bunlar!” Hüma kahkayı basarken Rana Hanım da söylenmeye başlamıştı.

“Ay yeter! Şiştim vallahi! Bıt,bıt,bıt, bi bitmedi didişmeniz. Hayır bir şey de anlamıyorum ki.” Özgür ve Hüma’nın didişmeleri Rana Hanım’ın söylenmeleri ile sonunda eve gelmişlerdi.

Akşam yemeğinde ailesi ve Araz’ın ailesi ile vakit geçiren Hüma Araz’ın eşinin ölümüne ve iki yaşındaki oğluyla bir başına kalmasına çok üzülmüştü. Cezaevinde üzülmesini istemedikleri için söylememişlerdi kendisine. Araz belliki Beray’ın ölümünden kendini sorumlu tutuyordu. Çünkü eski tanıdığı adamın eğlenceli kişiliği gitmiş yerine daha az gülen, daha az konuşan biri gelmişti. Bu gece o kadar çok şey dumuş ve öğrenmişti ki, bunlardan biride Mehir’in arkadaşı Giray’ın, abisi ve Araz’ın  eski dostları olduğuydu. Yemekten sonra Araz,Özgür ve Hüma bahçedeki masada çaylarını yudumluyor bir taraftan da durum değerlendirmesi yapıyorlardı.

Araz,Mehir’in başındaki beladan bahsederek tahliye günü gizlice çıkış yaptıracağından söz etmiş,içeride Mehir den sonra çıkacak başka arkadaşlarının olup olmadığını sormuştu. Mehir’in kocasının Türkiye’de, polis takibinde olduğunu ve adam tutuklanana kadar Giray’la bile iletişime geçmesini tehlikeli bulduğunu söylemişti. Hüma’larda kalmasının daha iyi olacağını tahliye günü Mehir’i gizli çıkartmalarının nedeni de takip ihtimaline karşı bir tedbir olduğunu açıklamıştı.

“Hapisane de sizin yaşadığınız olaylara bakılırsa içeriye de adamlarını yerleştirmiş şerefsiz.” Hüma Araz’ın anlattıkları ile abisinin çatılan kaşlarına karşı hiç bir şey söylemeden adamın  sözlerine devam etmesini bekledi. ” Bu yüzden hepinizin dikkatli olması lazım. Özellikle de Mehir’den sonra içeride kalan arkadaşınıza,yerini öğrenebilmek için daha fazla yükleneceklerdir.” Araz’ın sözleri ile masada sessizlik oluşurken Hüma’nın dudaklarından acı dolu bir fısıltı döküldü.

“Beyza!” Kardeşinin söylediği isimle yüzünü buruşturan  Özgür kollarına yığılan kızın halini hatırlaması ile aynı ismi bilinçsizce tekrarladı.

“Beyza’mı?” Hüma, Araz’a dönerek telaşla konuştu.

“Araz abi!Beyza dayanamaz! O… onun panik atağı var. Eğer bunu öğrenirlerse ona karşı kullana bilirler.” Hüma’nın telaşlı  hali ve duraksayarak acı içinde konuşması Araz’ı da endişe lendirirken,Özgür kardeşinin ima ettiği şeyi anlaması ile yumruğunu masaya vurarak homurdandı.

“Allah kahretsin!” Öfkeli bakışlarını arkadaşına çevirdi. “Bir şey yapamaz mısın Araz?” Adam karşısındaki ikiliye bakarak alabilecekleri tedbirlerden bahsetti. Gecenin ilerleyen saatlerinde Hüma’lardan ayrılan Araz bu işin içinden nasıl çıkacaklarını düşünüyordu. Bir çıkar yol bulamayınca adamın bir an önce yakalanması için dua etmeye başlamıştı. İki ucu boklu değnek dedikleri bu olsa gerekti.
Herşey planladıkları gibi olmuş Mehir’i tahliye günü gizlice çıkartmışlardı. Araz, Beyza’yla yüz,yüze konuşarak olayları anlatmıış geriye kalan ise sabırla iki hafta beklemekti.

“Dilşah ne zaman geleceksin daha?” Karşısındaki yaşlı kadına gülümseyrek yerinden kalktı kadın. Tahliye olalı yirmi günü geçmişti ama Dilşah önce onun üzerinde çok emeği olan yaşlı kadını ziyaret etmek istemişti. Kimsesiz kadının hasta olduğunu görünce onu öylece bırakmak içine sinmemiş iyileşene kadar yanında kalmaya karar vermişti.

“Bilmiyorum Hüma. Biliyorsun benim için çok önemli. Düşük ceza almamda ve hapishanedeki günlerimde bana çok yardımcı oldu. Şimdi onu bu halde bırakamam.” Derin bir nefes alarak sözlerine devam etti. ” Beyza’dan haber var mı?” Hüma,Mehir’in önüne bıraktığı çaya şekeri uzatırken telefondaki arkadaşına cevap verdi.

“Hayır. Abimin arkadaşı da görev için şehir dışında. Bu yüzden haber alamadık hiç. Telefonla da görüştürmüyorlar.Şu son iki günü de  bir atlatsaydık.”  Beyza’nın tahliyesine iki gün vardı ve onlar haber alamadıkları her an iyice endişelenmeye başlamıştı. İkli uzun bir sohbetten sonra telefonları kapattı.

İki gün sonra

Cebinde titreyen telefonun ekranına bakan adam arayan ismi görünce bekletmeden açtı.

“Araz!”

“Özgür şimdi beni iyi dinle.Beyza tahliye oldu ama bir sorunumuz var.” Elindeki aleti masanın üzerine bırakan Özgür arkadaşının sözlerini onaylayarak dinlemeye başladı.

“Beyza’yı sana vereceğim adresten alman gerekiyor. Şu an yanında bizden iki kişi var ve senin bir an önce sana vereceğim adrese gitmen lazım. Adresi mesaj atacağım. Acele et kardeşim.”

“Araz ne…” Kapanan telefonla sözleri yarım kalan adam telefonun tekrar titremesi ile gelen mesajı açtı. Arabasına doğru hızla ilerlerken neler olduğunu anlamaya çalışıyordu.

Araz’ın verdiği adrese gelen adam şüpheyle etrafını süzdü. Yıkık dökük bir binada ne işi olurdu bu kızın. Arabadan aldığı levye ile temkinle binanın içine doğru ilerledi. İçeriden gelen seslere kulak kabartınca panikle seslerin geldiği yöne doğru koştu.

“Beyza Hanım! Bizi Araz Bey görevlendirdi sizi korumamız için.” Karşılarındaki  kendi  boğazına cam parçası dayayan kadının perişan haline acıyarak baktılar. Beyza ise Boğazını kesmeye başlayan cam parçasının verdiği acıdan çok ruhundaki acının ızdırabı ile bağırdı.

“Yaklaşmayın! Yaklaşmayın! Yemin ederim öldürürüm kendimi!” Özgür gördüğü manzara karşısında şok olmuştu.
Beyza’nın eli yüzü morluklarla doluydu. Bir gözü şişmiş ve  kapanma derecesine gelmişti. Perişan bir vaziyette her an düşecek gibi sallanıyordu. Ne olmuştu bu kıza böyle. Gözleri boğazına dayadığı cam parçasına kayınca korkuyla irileşti. Telaşla kızın ismini haykırırken bir taraftanda hızla yaklaşmaya başladı.

“Beyza! Bırak o elindekini!” Kendisine yaklaşan adamı gören kız titreyen bedenine hükmedemiyordu. Özgür iyice yaklaşarak temkinle konuştu. “Hadi bırak o elindekini. Bak her şey bitti özgürsün artık! Hüma,Mehir,Dilşah hepsi seni bekliyor at onu elinden de gidelim.” Beyza olumsuz anlamda başını sallayarak bağırdı.

“Hayır gidin buradan! Yalan söylüyorsun bana zarar vereceksiniz.” Özgür kızın haline içi parçalanarak baktı. Bir insan nasıl bu hale gelebilirdiki? Ne yapmışlardı bu kıza böyle. Öfkeyle dişlerini sıkan adamın alnındaki damar atmaya başlayınca bakışları cam parçasının battığı yerden sızan kana kaydı ve telaşla tekrar konuştu.

“Ben sana zarar vermem! Kimsenin zarar vermesine de izin vermem! Hadi at o elindekini.” Beyza gözlerini hafifçe kapayarak gözyaşlarının akmasına izin verdi. Daha sonra Özgür’le ilk tanıştıkları an gözlerinin önünden geçince başını olumsuz anlamda tekrar salladı. Diğer iki adam Beyza ve Özgür’ü izlerken Özgür elindeki levyeyi kaldırarak tekrar çaresizce konuştu.

“Bak o cam parçasını at onun yerine bu levyeyi al. Kendine zarar vermek yerine, biz ters bir şey yaparsak bize karşı kullanırsın.” Levyeyi Beyza’nın önüne doğru attı. Kız önüne düşen demirin çıkardığı ses ile yerinde korkuyla sıçrarken Özgür’ün dudaklarından bir küfür firar etti. Beyza elindeki cam parçasını kenara atarken hızla yere eğilip levyeyi kavradı ve aynı hızla doğruldu. Fakat yaptığı fevri hareket,son bir kaç günün açlığı ve yorgunluğu ile birleşmiş üzerine vücudundaki dayanılmaz acılarda eklenince gözlerinin kararmasına neden olmuştu.

Özgür hızla kıza yaklaşıp belinden kavrarken Beyza’nın vücudunda hissettiği ellerle çırpınmaya başladığı sırada, duyduğu son sözler Özgür’ün gülümseyen dudaklarından  dökülen kelimeler olmuştu.

“Kanadı kırık kuş! Sen alışkanlık haline getirdin  kollarıma bayılma işini.”

LÜTFEN YORUMLARINIZLA BÖLÜM VE KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİNİZİ BİLDİRİN.

OY VERMEYİ DE UNUTMAYIN TABİ (:

HESABIMDAKİ ÜÇ KİTAP BİR BİRİYLE BAĞLANTILIDIR. AŞKIMIZIN DAVASI,SİDELYA VE ALDIRMA GÖNÜL.

BİR SEVDA MASALI,AŞKIMIZIN DAVASI’NIN SERİSİDİR. BİLGİNİZ OLSUN. O KİTABIMADA  YENİ BÖLÜMLER GELECEKTİR.

yitenumutlar

Bölüm şarkısı :  Volkan Konak – Göklerde Kartal Gibiydim

Arka koltukta baygın bir şekilde yatan kızı aynadan kontrol etti. Ne hale getirmişlerdi kızı. O değişik saçlarında yer,yer kurumuş kan lekeleri vardı. İnce,zayıf vücuduyla küçük bir kız çocuğu gibi duruyordu. Kollarına yığıldığı anı hatırlayınca elini ensesine götürüp sıkıntıyla ovdu. Bir şey yapmalıydı. Yapmalıydı ki onu içine düştüğü girdaptan kurtarmalıydı. Yoksa bu kızın hayatı korkuları yüzünden hiçte kolay olacağa benzemiyordu. Bakışlarını  tekrar Beyza’ya çevirdi ve kendi,kendine mırıldandı.

“Kuşlar gibi yanlız,yapayanlızsın. Ama her kuşun konacak bir dalı vardır hayatta  ve kanatların kırık olsa bile hayat uçmayı öğretir sana. Tıpkı bu gün olduğu gibi!”

Kararlı bakışlarını tekrar yola çevirerek yoluna devam etti.

“Nasıl haber yok Hüma!?” Dilşah peçesinin arkasından arkadaşının gözlerine endişeyle baktı. Daha sonra etrafta yabancı olmadığını farkedince peçeyi indirerek güzel yüzünü meydana çıkardı. Aklına gelen düşünceler göğsünün sıkışmasına sebep oluyordu. Ya bir şey yaptılarsa Beyza’ya? Ya yine o lanet hücre cezalarından birini aldıysa? Başını salladı olumsuz bir şekilde. Dayanamazdı. Bir de zayıf noktasını fark ederlerse ölürdü Beyza. Elini beline atarak panikle dolanmaya başladı bahçede. Beyza zor günlerde kendisine kurtarıcı olarak gönderilen ilk kardeşiydi. Ürkek hali,korkuları,heyecanı,gözyaşları ile taşlaşmış yüreğine dokunan ilk kardeşiydi. Onu içine düştüğü karanlıktan çekip çıkaran küçük kızdı Beyza. Ellerini yüzünde gezdirerek masaya doğru ilerleyip oturdu ve sessiz bir şekilde oturan ikiliye baktı. Endişeli bakışlarını biraz önceki sorusuna cevap vermeyen arkadaşına tekrar  çevirdi.

“Hüma!” Dilşah kendisine dönen mahçup bakışlarla arkadaşının eline uzanarak tuttu. ” Bu gün tahliye günü. Gidersek belki bir şeyler öğrenebiliriz. Üstelik abin ve arkadaşı nerede? Hani Beyza’yı onlar alacaktı. Hüma omzunu silkerek dudaklarını büktü.

“Abim işe gitti. Arkadaşı da söylediğim gibi şehir dışında ve bende neler olduğunu bilmiyorum Dilşah!” Mehir ikilinin gerilen sinirleri ile kendini suçlamaya başlamıştı bile. Her kesin başına bela oluyordu. Önce Giray,sonra kızlar şimdi de Beyza. Mehir’in düşünceleri bu yöndeyken ardı,ardına basılan korna sesi ile yerinde sıçradı. Diğerleri de sesin geldiği yöne dönünce Özgür kardeşine öfkeyle bağırdı.

“Ne dikiliyorsun orada kızım!? Gelde şu kapıyı açsana!” Hüma abisinin sözleri ile kendisine gelirken hızla bahçe kapısına doğru ilerleyerek abisinin söylediğini yaptı. Özgür kardeşinin açtığı kapıdan girerek  arabayı garaja park etti ve  araçtan indi. Hüma abisini süzerken eve neden bu saatte ve iş kıyafeti ile geldiğini düşünüyordu.

“Bak kızım bak! Zaten maymun ettin beni şimdi de film izler gibi seyret.” Başını sağa,sola çevirip bir adım atarak arka kapıyı açtı ve içeri doğru eğilerek mırıldandı. ” Gel bakalım yaralı kuş.” Kaşlarını çatarak abisini izleyen kız, abisinin  kucağına aldığı kızla yavaşça doğrulup ayağıyla aracının kapısını kapatışına irice açılmış gözleri ile baktı.

“Beyza!”

Kızlar arkadaşının çığlığı ile garaja doğru koşarken Hüma abisinin dibinde  almıştı soluğu. Beyza’nın halini görmesi ile abisiyle bakışları kesişirken  damlalar da gözlerinden süzülmeye başlamıştı. Gelen kızlarda Hüma ile aynı tepkiyi verince Özgür homurdandı.

“Biriniz şu kapıyı açmayı düşünüyor mu?” Kucağındaki kıza bakışlarını çevirerek acı çekercesine yüzünü buruşturdu. Bu kızı böyle perişan halde  gördükçe sanki kalbi damarlarına kan yerine asit pompalıyordu. Bakışlarını Beyza’nın  yüzünden çekerek kardeşine baktı ve dişlerinin arasından tıslayarak öfkeyle konuştu. ” Lanet olsun şu kapıyı açacak mısınız artık? Kızın  halini görmüyor musunuz?” İlk kendine gelen Dilşah olmuştu. Hemen garajdan eve geçmek için kullanılan kapıyı açarak Özgür’ün geçmesini bekledi ve daha sonra evin kapısını da açarak Beyza için ayarlanan odaya girdi. Özgür hızlı adımlarla kızı taşırken neden bu kadar hafif olduğunu düşünüyordu. Hiç mi yemek yememişti bu kız? Boşuna yaralı kuş demiyordu,gerçekten kuş gibiydi. Dilşah’ın arkasından odaya girerek açılan yatağa incitmekten korkarcasına yavaşça bıraktı ve doğrularak yatakta yatan kızı süzdü. Nasıl kıyabilmişlerdi? Hiç mi vicdan yoktu bu kıza böyle vahşice eziyet edenlerde? Düşüncelerini dağıtmak için derin bir nefes aldı ve ellerini yüzüne götürerek dolan gözlerini saklamak istercesine ovdu. Dilşah, temiz kıyafetler ve Beyza’nın  vücudunu  temizlemek için bir şeyler getireceğini söyleyerek hızla odadan ayrılırken Özgür de bakışlarını diğer kızlara çevirerek konuşmaya başladı.

“Gelmeden önce Araz’ın ayarladığı bir doktora gittik. Muayene etti. Kırık çıkık yok Allaha şükür. Bir kaç ezik ve sıyrık.” Bakışlarını tekrar yatakta yatan kıza çevirerek sözlerine devam etti. ” Mehir’in yerini öğrenmek için gardiyanlar bu hale getirmiş.” Mehir’in gözleri acı ile parlarken yavaşça Beyza’ya yaklaştı ve yatağın başına çöktü. Eli arkadaşının beyaza yakın, kan bulaşmış saçlarına uzanırken Özgür devam etti. “Hapisane müdürü durumu öğrenir,öğrenmez olaya el koymuş ama biraz geç olmuş. Gerçi buna da şükür,daha kötüsü de ola bilirdi.” Gözlerindeki acı sanki sözlerinin tersini söylüyordu. Bakışları tekrar yataktaki kıza döndüğünde öfkeyle yumruklarını sıktı. Elinde kıyafetler ve su dolu  bir kapla  gelen arkadaşını gören  Hüma abisine seslendi.

“Abi.” Özgür hiç bir tepki vermeden hâlâ Beyza’ya bakarken kardeşi bakışlarını kısarak abisine yaklaştı ve koluna dokundu. Boş bakışlarını Hüma’ya çeviren adam ne var dercesine başını salladı.

“Abiciğim izin verirsen Beyza’nın üzerini değiştireceğiz.” Özgür düşünceleri ile boğuşurken kardeşinin imalı sözlerini anlayamamıştı. Başını olumlu anlamda salladı ve Beyza’ya bakarak  konuştu.

“Tamam.” Kapıya doğru ilerleyen adam aklına gelen şeyle tekrar kızlara döndü ve uyarırcasına konuştu. ” Hüma,dikkat edin. Bandajlara su değdirmeyin ve canını acıtmayın. Zaten yeterince acı çekmiş kız.” Kızlar şaşkın bir şekilde Özgür’e bakarken Hüma abisine yaklaşarak kolundan tutup dışarı sürükledi. Odadan çıkınca kapıyı kapatan kız imalı bir gülümseme ile konuştu.

“Ne oluyor abi? Hayır yani bu ilgi ve alakanın altında bir şey varsa bende bileyim.” Bu kızın derdi neydi? Şu durumda bile imalarından geri kalmıyordu. Hayır yani ortada imada bulunacak bir şey vardı da onun mu haberi yoktu? Gözlerini deviren adam bıkkınca konuştu.

“Saçmalama!” İki kez kollarıma bayıldı kız. Üstelik halide içler acısı. Bana laf yetiştireceğine git Beyza’yla ilgilen.” İki lafında bir imalı konuşması sinirlerini bozuyordu. O sadece kızın haline üzülmüştü. Hüma tek kaşını kaldırarak emin misin dercesine bakınca Özgür elini kaldırarak  öfkeyle tısladı.

“Hümaa! Senin o dilini koparırım. Hem nereden çıkarıyorsun bunları sen? Yok öyle ilgi alaka falan!” Başını olumlu anlamda sallayan kız gülmemek için dudaklarını ısırırken söyleyecek lerinden de geri kalmadı.

“Nereden çıkaracağım Abiciğim? Beyza’ya bakarken kendi canın açıyormuş gibi bakman,öfkelenmen, canını acıtmamamız için tembihlemen. Daha ne olsun? Elinden gelse siz çıkın ben yaparım diyeceksin.” Özgür’ün gözleri öfkeyle kararırken işaret parmağını kaldırarak kardeşine doğru uyarırcasına salladı.

“Bana bak kurbağa dilli,beni o yapışkan diline dolama fena pataklarım. Senin arkadaşların benim bacım sayılır.” Dudaklarını büken kız sahte bir üzüntüyle abisine baktı. “Şimdi gir içeri ne halt yiyorsanız yeyin. Bir daha da böyle imalarda bulunma.” Bakışlarını içeri doğru çeviren adam homurdanırcasına tekrar konuştu. “Ben şimdi kızın ilaçlarını alıp geleceğim. Daha sonra tamir haneye dönerim büyük ihtimal. Sen ilaçları yukarıdan alırsın.” Sözleri biten adam hırsla kapıya doğru yürürken Hüma kıkırdayarak konuştu.

“Tüh! Çokta yakışıyordunuz ama artık Beyza için başka taliplere bakacağız demek ki.” Özgür son attığı adımla olduğu yerde kalırken arkasını dönmeden  başını sağa sola çevirip öfkeyle kükredi.

“Hümaa! Delirtme beni. Herkesin kısmeti seni mi gerdi? Çöpçatan mısın kızım sen?” Hüma abisini sinirlendirmenin keyfi ile çıktığı odaya tekrar girereken Özgür’de kapıyı açarak çıktı.

“Başka taliplere bakacakmış! Sana kaldı milletin koca bulması. Kendin çok iyi becerdin de o işi, bir de zavallı kızın başını yak!”Elindeki anahtara sertçe basarak arabanın kapısını açtı ve koltuğuna oturdu. Aklına gelen düşünce suratında büyük bir sırıtmaya  neden olurken dikiz aynasından saçlarını düzelterek homurdandı.

“Sanki kızın yanına erkek yaklaştırdığı var da. Hüma Hanım kendi,kendine gelin güvey oluyor.” Bakışlarını çıktığı kapıya çevirdi ve kontrol ettikten sonra anahtarı kontağa takıp arabayı çalıştırarak  keyifle sözlerine devam etti. “Nah bulursun o kısmeti sen.” Dudaklarına yerleştirdiği ıslıkla tamir haneye doğru yol alırken düşüncelerinin gittiği yönü fark eden adam yüzünü buruşturdu.

“Lan Hüma,bilinç altıma yer ettin resmen zorla kızı aklıma sokmaya çalışıyorsun ama yemezler.” Kendi,kendine konuşan adam hırsla söylendi. ” Sende kendine gel oğlum. Beyza senin evine sığınan zavallı, kimsesiz bi kız. Kardeşinin arkadaşı seninde bacın. O yaralı bir kuş!” Söylediği son cümleyi fark etmesi  ile elini direksiyona  geçiren adam tekrar homurdandı. “Yaralı kuşuna sıçıyım Özgür! Sanane lan sanane? Sen böyle yaptıkça Hüma üstüne gelecek.” Biliyordu kendisini Özgür.Yıllar önce buz tutan kalbi Beyza’nın kolllarına yığıldığı ilk gün  teklemeye başlamıştı.Oysa hep aynı ritimde değilmiydi yıllardır? Sadece görevini yerine getiren bir organdı onun için. Ama evini açtığı,kendilerine sığınan bir kıza da o gözle bakacak değildi. Bu düşünceleri bir an önce aklından silip atmalıydı.

Bir ay sonra

“Ben markete gidiyorum.” Kapıdan içeriye doğru seslenen Hüma ayakkabılarını ayağına geçirirken annesi de yanın da belirdi ve vestiyere doğru uzandı.

“Bende  geleyim kızım. Bir kaç eksik var. Şimdi sen beceremezsin.” Beyza mutfaktan elini kurulayarak çıkarken çekingen bir şekilde konuştu.

“Rana Teyze ben gitseydim. Zaten çok yoruldun daha fazla yorma kendi.” Beyza’nın yer,yer kabuk bağlamış yaralarında gezdirdi bakışlarını kadın. Hepside pırlanta gibiydi bu çocukların. Kaderin cilvesi hayatlarını alt üst etmişti. Gülümseyerek cevap verdi Beyza’ya.

“Sen kal kızım daha tam iyileşmedin.” Üzerine ince hırkasını geçiren kadın Hüma’nın sırıtışına ters bakışlarla karşılık verirken unuttuğu şeyi hatırlatmak için tekrar Beyza’ya döndü. ” Kızım tatlıyı da on dakika sonra fırından alı ver sana zahmet.  Şerbetini de gösterdiğim gibi dök tamam mı?” Kapıda dikilen ikiliye olumlu anlamda başını sallayan kız onların çıkması ile tekrar işinin başına döndü. Bu akşam Rana Hanım’ın, Özgür’ün ve Hüma’nın arkadaşı yemeğe geleceklerdi. Hapisten kurtuluşları için geçmiş olsun tarzında bir yemek düzenlemişlerdi. Dilşah ve Mehir alt katta hazırlık yaparken onu Rana Hanım ve Hüma’ya yardım etmesi için yukarıya yollamışlardı. Yüzün de oluşan tebessümle hapisane deki ilk günlerini düşündü. Dilşah’ın kucağında döktüğü gözyaşları,daha sonra kızların gelişi, Mehir’in olayları ve tahliye. Üç yıl! Ömrünün en güzel üç yılını o lanet yerde geçirmiş kapanmayacak yaralar almıştı. Mehir’in yerini öğrenmek için o erkek gardiyanla geçirdiği korkunç dakikalar aklına gelince elindeki bıçağı öfkeyle sıktığını fark edince  kendisine zarar vermemek için tezgaha bıraktı. Son anda Müdür durumu fark etmiş olmasaydı, başını iki yana salladı kız gerisini düşünmek dahi istemiyordu. O gün Araz’ın adamları apar topar  almıştı onu o cehennem den.  Kendisi her ne kadar onlara inanmasada Özgür’ü görünce inanılmaz bir rahatlama sarmıştı vücudunu.

Sanki Özgür onun yıllardır tanıdığı birisiydi. Evet her erkek gibi ona karşı da korkuları  vardı ama diğerleri karabasan gibi üzerine çöküp nefes almasını engellerken o sanki sadece nefes olmaya çalışıyordu. Yüzüne yayılan büyük bir gülümsemeyle fırına doğru yürüdü ve kapağını açarak tatlıyı çıkarttı.Tepsiyi tezgah’a bırakan kız, ocaktaki şerbete uzanırken tencerenin ısınan kulpuna elini değdiği an ufak bir çığlık attı. Elini suyun altına tutan kızın  arkasındaki  hareketliliği hissedince korkuyla nefesini tuttu.

“Bir daha ki sefere tutmak için bir şeyler kullan istersen.” Konuşan kişi ile ürkek bakışlarını saklamak için derin bir nefes alarak adama döndü ve olumlu anlamda başını salladı. Özgür kızın huzursuzluğunu anloyordu ama ciddi bir sey olup olmadığını da merak ediyordu. Karşısındaki kız saçlarını tepesinde toplamış salaş bir tişörtün altına siyah dar bir pantolon giymişti. Elinden geldiğince dikkat çekmemeye çalışıyordu fakat sadece gözleri bile dikkatleri üzerinde toplamaya yetiyordu. Beyza  hakkındaki düşüncelerini bir kenara bırakarak işaret parmağı ile kızın elini gösterip konuştu adam.

“Çok açıyorsa krem sür. Dolapda olması lazım.” Beyza tezgahı sıkıca kavrarken kaçamak bir şekilde bakışlarını karşısındaki adama çevirdi. Mutfak kapısına omzunu dayamış ellerini göğsünde birleştirerek bir ayağını diğerinin önüne atmıştı. Üzerinde gri bir tişört altında ise koyu renk dar bir kot vardı.Uzun boyu ve iri gövdesi ile her kızın hayalinden fazlasına sahip yakışıklı bir adamdı. Kumral saçlarına dağınık bir şekil vermişti. Adamı fazla incelediğini fark edince ela gözlerine bakmaya korkarak bakışlarını kaçırdı ve konuştu.

“Teşekkür ederim ama gerek yok. Önemli bir şey değil zaten.” Özgür kızın kaçırdığı bakışları ile yüzünü buruşturdu. Bir ay olmuştu Beyza aralarına katılalı. Hâlâ  alışamamışmıydı yani? En azından bu geçen süre zarfında  kendine karşı biraz güven hissedeceğini ummuştu. İçinde sanki bir yerler kırılmıştı ama belli etmemek için yavaşça başını salladı.

“Peki,ben bahçeye çıkayım o zaman. Hem sen daha rahat hareket edersin.” Söylediği sözlerin son anda farkına varan adam yanlış anlaşılacağını düşünerek dilini ısırdı. Fakat iş işten geçmişti bir kere. Kapıya yöneldiği sırada kız çekingen bir ses tonuyla konuştu.

“Sen iyi birisin.” Özgür kızın sözleri ile tekrar arkasını dönerken Beyza derin bir nefes alarak devam etti. “Davranışlarımdan dolayı özür dilerim.” İnce parmakları ile oynyan kız gözlerini hafifçe kaldırarak Özgür’ün yüzüne baktı. “Elimde olmadan bir den vücudum tepkiler vermeye başlıyor. Yaptığın o kadar iyilikten sonra böyle davranmak istemem ama insanın benim gibi korkuları olunca kendini engelleyemiyor işte.” Özgür yavaş adımlarla kıza yaklaşıp tedirgince  karşısında bekledi. Doğru söylüyordu aslında hiç bir şey onun elinde değildi. Her şey hayatını karartan annesi olacak kadın ve dostunun suçuydu. Beyza’nın içinde insanlara karşı küçücük bir güven duygusu bile bırakmamışlardı. Ama hayatına böyle devam edemezdi. Özgür eli ile ensesini ovarken aklına gelen şeyle umutla kıza baktı ne tepki vereceğini tartarcasına.

“Beyza.” Kızın yelşil gözleri bir anlığına Özgür’ün  ela gözlerine dokundu fakat aynı hızla  hemen bakışlarını kaçırdı. Adam Beyza’nın bu haline burukça gülümserken temkinle sordu. “Sana yardım etmemi ister misin?” Bakışları yerde olan kızın kaşları hızla çatılırken parmaklarıda telşla bir birine dolanıyordu. Özgür kızın yanlış anlamasından korkarak panikle konuşmasına devam etti. “Yanlış anlama korkularını kast etmiştim  yardım derken.” Beyza hafifçe başını kaldırarak bu defa daha uzun ve korku dolu bir şekilde baktı karşısındaki adamın gözlerine ve omzunu silkerek fısıldadı.

“Yanlış anlamadım. Dediğim gibi sen çok iyi birisin. Sadece nasıl davranacağımı bilemiyorum o yüzden  korkuyorum.” Sözleri biten kız bakışlarını tekrar kaçırırken Özgür’ün, yüzünde büyük bir gülümseme oluşmuştu. Sebebi ise az da olsa karşısındaki kızın güvenini kazana bilmiş olmasıydı. İçinde bulunduğu karmaşık durumdan sıyrılmak için boğazını temizleyerek tekrar konuşmaya başladı adam.

“Bak istersen bir piskolok ayarlaya biliriz. Bence destek alman lazım. Bu şekilde devam edemezsin hayatına.” Oda istemiyordu böyle devam etmeyi ama elinden bir şey gelmiyordu. Parası yoktu. Bir işi, sağlık güvencesi yoktu ve bu durumda piskolok desteği alamazdı. Cezaevinde verilen kurslardan dolayı bir meslek edinmişti, Dilşah ve kendisi ama kim hüküm giymiş birine iş verirdiki. Özgür’e ne cevap vereceğini bilemiyordu. Kimseye daha fazla yük olmak istemiyordu ama tedavi görmediği sürece de bir iş bulup hayatına devam edemezdi. Söyleyeceği şeyin utancı ile dudaklarını dişleyen kız sonunda konuşmya karar verip bakışlarını karşısındaki adama çevirdi.

“Benim piskoloğun ücretini ödeye bilecek param yok.” Sıkıntıyla yüzünü buruşturan kız derin bir nefes alarak sözlerine devam etti. ” Bende istiyorum normal bir hayat yaşamayı ve öğrendiğim mesleği yapmayı ama bu haldeyken hiç bir şey yapamıyorum işte.” Beyza’nın bir mesleği olduğunu bilmeyen adamın kaşları çatılırken şüphe ile kızı süzdü. On sekiz yaşında hapise girdiğine göre neyin eğitimini almıştı bu kız? İnşalşah annesi gibi şarkıcı falan değildir ondan bahsetmiyordur diye içinden fısıldayan sese okkalı bir küfür savurdu.  Ama düşünmeden de edemedi. Sonuçta kızına bu kadar kötülüğü yapan kadın o tür yerlerde sahneye çıkarmışta olabilirdi. Bakışları kısılırken düşüncelerinin etkisi ile sertçe sordu.

“Mesleğin ne!” Beyza karşısındaki adamın bir anda sesindeki tınının değişmesine anlam verememişti. Neden sertçe soruyordu ki? Sıkıntı ile sürekli elini tırnaklayan kız ürkekçe cevap verdi.

“Cezaevinde verilen kurslarda pastacılık eğitimi aldım.” Özgür,beklediği sözleri duymamanın verdiği rahatlıkla sesli bir şekilde  tuttuğu nefesini bıraktı. Adamın yüzüne bakmasada gerginliğini hissede biliyordu kız. İyi de ne diye geriliyordu bu adam şimdi? Beyza bunları düşünürken Özgür elini kaldırarak heyecanla konuştu.

“Tedavin için gereken parayı ben sana veririm  sen de  çalışmaya başlayınca ödersin olmaz mı?” Beyza işittiği sözlerle bakışlarını Özgür’e çevirdi ve hızla başını olumsuz anlamda salladı.

“Hayır! Sana daha fazla yük olmak istemiyorum. Zaten bizim için evinizi açtınız ve ekmeğinizi bölüşüyorsunuz.” Özgür’ün çatılan kaşlarını gören kız sert bakışlarından kurtulmak için tatlıya yöneldi.Tenceredeki şerbetten kepçeye doldurarak  yavaşça tatlının üzerinde gezdirmeye başladı ve sözlerine devam etti. ” Ben daha fazlasını istemiyorum.” Bu kızı anlamıyordu, nasıl böyle düşüne bilirdiki. Bir adım atarak Beyza’ya doğru yaklaştı ve kızın kepçeyi sıkan parmaklarını farketmesi ile olduğu yerde kalarak sertçe konuştu.

“Neden kabul etmiyorsun? Borç gibi düşün! Mesleğin de varmış çalışmaya başlayınca ödersin!” İşaret parmağını kaldıran adam kızın sessizliği karşısında uyarırcasına tısladı. “Ben o doktoru bulacağım sende tedavini olacaksın!” Elindeki kepçeyi sertçe şerbetin içine bırakan kız yanındaki adama dönerek meydan okuyan bakışlarını çevirdi ve öfkeyle çemkirdi.

“İstemiyorum! Anlamıyor musun? Ben senin kardeşin değilim Özgür! Bu dünyada herkes çıkarları için bir şeyler yapıyor.” Özgür’ün bakışları kararırken Beyza akan gözyaşları ile sözlerine devam etti. “Senin bir çıkarın olmadığına inandım ben. Ama biraz daha ısrar edersen tam tersini düşüneceğim ve ısrarlarına devam edersen bu evden gitmeyi bile düşüne bilirim.” Akan gözyaşını elinin tersi ile silen kız Özgür’ün yumruğunu duvara geçirmesi ile yerinde sıçradı. Karşısındaki adamın elinin üzerindeki sıyrıkları görünce çığlık atmamak için eliyle ağzını kaparken, Özgür duvara vurduğu elinin işaret parmağını kaldırarak tehdit edercesine salladı.

“Sakın bir daha gitmeyi düşünme! Sen, sonunun annen gibi mi olmasını istiyorsun?” Beyza’nın gözlerinden akan yaşlar içini yaksada birinin, onun gözlerini hayata karşı açması lazımdı. Bu görev  kendisine düşüyorsa ve onunla birlikte acı çeksede, bu yaralı kuşu yola getirecekti. ” Bu halde pavyonlara yada genel evlere düşmen sadece bir gününü alır. Tabi biraz daha iyi niyetli biri karşına çıkar da seni kapatması yapmazsa!”Beyza’nın omuzları yavaşça düşerken dudaklarından da küçük fısıltılar dökülüyordu.

“Sus! Yalvarırım sus!” Özgür doğru yolda olduğunu anlayarak biraz daha üstüne gitmeye karar verdi.

“Niye? Tam da annenin hayatı gibi işte. Ben sadece olacakları söylüyorum.” Karşısındaki kızın dökülen göz yaşlarına dayanamayan adam yumruklarını sıkıp sesinin tonunu düşürerek fısıltıyla konuştu. “Ama tedavini olursan hayata istediğin gibi devam edebilirsin. İstersen o zaman buradan gidebilirsin de. Ama sadece tedavini ol ve teklifimi unutma. Sadece borç olarak alacaksın.” Özgür sözleri bitince kapıya doğru ilerleyip gözden kayboldu. Karmaşık duygular arasında sıkışıp kalan kız ne yapacağını bilmiyordu.

“Rana!” Arkasından gelen sesle orta yaşlı kadın kızının kolundan çıkarak yavaşça döndü. Nefes,nefese gelen komşusuna gülümseyerek bakan anne kız, kadının yanlarına gelmesi ile konuşmaya başladılar. Kısa bir sohbetten sonra kadın meraklı bir şekilde konuştu.

“Ayol dağ gibi oğlun var yine marketti,pazardı senden soruluyor.” Rana Hanım ve Hüma kadının sözlerine gülümserken kadın tekrar konuştu. ” Kız Rana unutmadan, senin yeni kiracıları soracaktım nereden çıktı onlar öyle birden? Hani kimin nesi,neyin fesi bilelim,aynı mahalle de yaşıyoruz sonuçta.” Hüma annesinin kolunu hafifçe sıktı ve yüzüne bakan kadına bir şey söyleme dercesine kaş göz işareti yaptı. Kendi bu mahalle de büyümüştü suçsuzluğuna inanırdı belki herkes ama arkadaşlarına ön yargıyla yaklaşmalarını istemiyordu. Kadın merakla bakarken Rana Hanım cevap verdi.

“Hüma’nın üniversiteden arkadaşları. Peçeli olan doğulu,çekik gözlü olanın  Annesi koreli Babası Türk. Sarı saçlı olanda buralı. Arkadaşı işte hepside.” Hüma annesinin söylediği yalana içinden gülerken komşu kadın gayet memnun olmuşcasına başını salladı.

“Niye gelmişler. İş için mi?” Hüma kadının merakı karşısında gözlerini devirirken Rana Hanım kadını  tekrar cevapladı.

“Evet Komşum iş için. Onlar iş için geldi de, sen bu kadar meraklı değildin hayırdır çıkar şu ağzındaki baklayı bakalım.” Rana Hanım’ın şüpheyle kıstığı bakışlarına karşılık kadın yürümeyi bırakarak Hüma’ya kaçamak bir bakış atıp konuştu.

“Kız Rana aslında şey diyecektim. Sarı saçlı olan var ya onu benim yeğenimle tanıştırsak mı? Sevap olur. Haydar iyi çocuktur.” Hüma’nın gözleri irice açılırken annesini dürttü. Kendisine bakan kadının kulağına yaklaşarak fısıldadı.

“Anne yaptığını beğendin mi? Ne demeye her şeyi döküyorsun ortaya? Çabuk bir bahane uydur da yolla şu kadını.” Rana Hanım başını olumlu anlamda sallayarak karşısındaki kadına döndü.

“Komşum kız panik atak hastası. Üstelik nişanlısından ayrılmış. Senin yeğen kabul etmez.” Kadın hafifçe kıkırdayarak Rana Hanım’ın koluna dokundu.

“Aman Rana! Öyle şeyler eskiden sorun oluyormuş. Şimdi her hastalığın tedavisi var. Hem artık bekar erkekler dul, çocuklu falan demiyor basıyorlar nikahı.” Kadın bir telaş ilerlerken elini kaldırarak salladı ve küçük bir kahkaha atarak konuştu.

“Çocuklar da beğenirse bir,birini olur bu iş.”Rana Hanım ve Hüma giden kadının arkasından şaşkınca bakarken Hüma annesine ters bakışlar atıp yürümeye başladı.

“Aferin anne! Çok güzel oldu. Şimdi ne yapacaksın acaba? Hayır niye olmaz diye kestirip atmıyorsun ki?” Rana Hanım öfkeli kızının hızlı adımlarına yetişmeye çalışırken bir taraftanda söyleniyordu.

“Kızım ben ne bileyim her şeye tamam diyeceğini. Eskiden olsa nişanlıdan cayması bile bir kızın sonu olurdu.” Hüma hırsla annesine dönerek mavi gözlerini belertti.

“Beyza bunu duyunca ne yapar dersin anne? Kız erkek ismi duyunca besmele duymuş şeytan gibi kaçıyor.” Tek kaşını kaldıran Hüma sinsice gülümseyerek annesinin yanağından küçük bir makas aldı ve bilmiş bir şekilde sözlerine devam etti. “Ayrıca oğluna da ne hesap verirsin bilemem.” Rana Hanım Hüma’nın sözlerindeki gizli imayı düşünürken birden beyninde çakan şimşekle giden kızının arkasından seslendi.

“Hümaa!”

Dilşah ve Mehir,Rana Hanım’a yardım için kendi evlerinde hazırlık yaparken çarpan kapı sesi ile bir birine baktı. Mehir pencerenin önünden geçerek bahçeye doğru ilerleyen adamı görünce şaşkınca mırıldandı.

“Özgür ne zaman geldi ki?”Mehir’in sözleri ile  Dilşah’ta pencereye doğru ilerledi ve bahçedeki masada oturan adamı kıstığı bakışları ile süzdü. Aklına gelen şeyle bu defa o mırıldandı.

“Umarım Beyza ile bir problem çıkmamıştır.” Mutfak önlüğünü çıkaran kadın Mehir’in eline  tutuşturarak söylendi.

“Sen yemeklerle ilgilen ben iki dakika Beyza’ya bakıp geleyim.” Mehir arkadaşının sözlerini onaylayınca Dilşah hızla yukarıya çıktı. Açık kapıdan içeri giren kız mutfaktan gelen hıçkırık sesi ile o yöne doğru ilerledi. Masaya oturmuş gözyaşları içindeki arkadaşına yaklaşarak yere diz çöküp elini avuçları arasına aldı ve telaşla fısıldadı.

“Beyza ne oldu canım? Neyin var?” Arkadaşınının boynuna sarılan kız küçük bir çocuğun annesine şikayet etmesi gibi Özgür’ün kendisine söylediği her şeyi bir,bir anlattı. Sözleri bittiğinde elinin tersi ile gözlerini silerek homurdandı.

“Haksız mıyım ama? Ben artık kimseye yük olmak istemiyorum Dilşah.” Beyza sözlerinde haklıydı fakat yapacak bir şey de yoktu. Elini arkadaşının yüzüne götürerek gözyaşlarını sildi Dilşah.

“Canım bak,Özgür haklı.” Beyza arkadaşının da Özgür’e  hak vermesi ile sakinleşmek için gözlerini kapadı.

“Adama yapmadığın hakaret kalmamış. Niye böyle yapıyorsun Beyza? Tamam kimseye muhtaç olmak istemiyorsun biz de istemiyoruz ama hayata atılmak için tutunacak bir dalımızın olması da şart.” Beyza derin bir nefes alarak arkadaşının kahverengi gözlerine baktı çaresizce.

“Dilşah ben o parayı alsam bile nasıl öderim? Zaten yeterince yük olduk.” Dilşah oturduğu yerden kalkarak Beyza’nın da elinden tutup kaldırdı ve mutfağa göz attı. Her şey hazır gibi görünüyordu. Tekrar arkadaşına dönerek gülümsedi.

“Ben en kısa zamanda bir iş bulup çalışacağım. Özgür’e olan borcumuzu da yavaş,yavaş öderiz.” Mutfak kapısına doğru sürüklediği kızla alt kata doğru yöneldi. Eve giren ikiliyi Mehir merakla izlerken Dilşah tekrar konuştu.

“Şimdi bi duş al kendine gel. Daha sonra bi yolunu bulur Özgür’le konuşuruz.” Beyza çaresizce başını sallayıp odasına doğru ilerledi. Mehir endişe ile Beyza’nın halini sorunca Dilşah olanları anlatıp yarım bıraktığı yemeğin başına döndü.

Bahçede kurulan masanın etrafında Özgür ve Beyza bir,birine kaçamak bakışlar atarken Rana Hanım yavaş adımlarla Beyza’ya yaklaştı ve elindeki şalı omuzlarına bırakaraktı. Omzuna değen sıcaklıkla bakışlarını yanındaki kadına çeviren  Beyza orta yaşlı kadına bakarak gülümsedi. Dudaklarını dişleyen annesinin bir şeyler söyleyeceğini anlayan Özgür şüpheyle sordu.

“Hayırdır anne? Ne söyleyecek sinde kararsızca dudaklarını dişliyorsun. Oğlunun sorusu ile kadın mahçupça Beyza’ya baktı.

“Şey karşı komşu Naciye  Hanım kızları sordu da.” Özgür’ün bakışları annesi ve Beyza arasında gidip gelirken şüphe ile kısıldı. Hüma oturduğu yerden kalkarak  annesinin koluna  çimdik attı ve uyarırcasına dişlerinin arasından tısladı.

“Anne ne yapıyorsun? Saçmalama Allah aşkına!” Kadın acıyan kolunu ovup kızına dönerek  çemkirdi.

“Ay ne var canım aaa! O fingirdek Naciye karşısına çıkıp sana dünürüm dese daha mı iyi? Karışma sen!” Hüma annesinden azarı yiyince sessizce yerine oturdu ve bakışlarını abisine çevirerek tepkisini izlemeye başladı. Beyza ve diğerleri şaşkınca ikiliyi dinlerken  Özgür’ün yüzü gerilmeye başlamıştı bile. Kaşlarını çatan adam sert bir tınıyla sordu.

“Ne dünürcüsü anne? Kime dünür oldu o kadın? Ne oluyor bu evde?” Oğlunun sinirlenmesine anlam veremeyen kadın derin bir nefes alarak sözlerine devam etti.

“Naciye ablan Beyza’ya yeğeni  için dünür oldu.” Beyza’nın ağzı açık kalırken gözlerinde de bariz bir korku belirmişti. Annesinin sözlerini bir kaç saniye sonra ancak idrak eden adam hışımla sandalyeden kalkarak kükredi.

“Bu nasıl olur? Benim evimdeki bir kıza ne hakla o gözle bakarlar anne?” İşaret parmağını annesine doğru sallayarak tehdit edercesine konuştu. “Yarın o kadına gereken cevabı ver yoksa ben güzel bir cevap veririm.” Rana Hanım oğluna şaşkın bir şekilde bakarken Araz araya girerek Özgür’ün omzuna dokundu ve sakinleştirmeye çalışırcasına konuştu.

“Sakin ol. Niye celalleniyorsun lan? Beyza belki olumlu bir cevap verir. Sonuçta onun hayatı.” Özgür ters bakışlarını Beyza’ya çevirerek bir süre baktı. Kızın başını kaldırması ile göz,göze gelince Beyza korku dolu bakışları ile başını olumsuz anlamda şiddetle salladı. Onun bu çaresiz haline dahada sinirlenerek elini kaldırıp arkadaşına Beyza’yı işaret etti.

“Ne sakin olması Araz! Baksana nasıl korkuyor kız!” Rana Hanım bıkkınca bir nefes vererek tekrar konuştu.

“Ay yeter! Ben zaten olmaz kız rahatsız,nişanlıymış caymış dedim.Başkası olsa bunları duyunca cayar ama kadın zil takıp oynayacaktı neredeyse.”Özgür kararan bakışlarını annesine çevirince kadın omzunu silkerek tekrar Beyza’ya döndü. ” Kızım ben karşına falan çıkarda aniden söylerse korkma diye söyledim.” Beyza olumlu anlamda başını sallayarak gülümsemeye çalıştı.

“Tamam Rana Teyze. Zaten evden çıktığım yok nerede görecek beni bir daha?” Yerine oturmak için eğilen adam Beyza’nın sözleri ile hızla bakışlarını  ona çevirdi. Kaşlarını çatarken ellerini sinirle yüzünde gezdirdi  ve sessizce sandalyesine oturarak  homurdandı.

“Demek ki çıkıyorsun! Yoksa o kadın nerde gördü de beğendi seni?” Sessizce konuştuğunu düşünürken arkadaşı ve kardeşinin sözlerini duyduğundan habersizdi. Beyza,Özgür’ün sinirlenmesinin sebebini anlıyordu. Hangi erkek yanına sığınan bir kızın yüzünden mahallede dedikodu malzemesi olmayı isterdiki? Üzgünce karşısında oturan adama baktı ve onun kendisine ters bir şekilde baktığını görünce hemen bakışlarını kaçırdı.

Araz’la  Hüma, Özgür’ün ve Beyza’nın  verdiği tepkileri şüphe ile izliyordu. Boğazını temizleyen Araz konuyu değiştirmek için karşısında oturan kıza bakarak konuştu.

“Hüma!” Araz’ın sesi ile ona dönen Hüma adamın konuşmasını bekledi. “Bir arkadaşımın özel bir hastanesi var. Orada hasta kabul sekreteri olarak işe başlayacaksın. Onlar senden memnun kalırsa daha sonra muasebe bölümüne alacaklar.” Hüma burukça gülümsedi. Sicilin den dolayı hasta kabule alıyorlardı ve Araz, kendisini incitmemek için öyle söylüyordu. Ama şu durumda onu takacak değildi. Üç senelik hapislik,alt katı düzenleme falan derken elinde olan birikiminin de bitmesine az kalmıştı. Annesine ve abisine yük olamazdı ve kızlar işe başlayana kadarda kendisinin çalışması gerekiyordu. Kendisinden cevap bekleyen adama olumlu anlamda başını salladı.

“Tamam Araz abi.” Adamın  bakışları bu defa Mehir’e döndü. Çekik gözlü kız elinde bir tepsiyle masaya bardakları bırakırken Araz’ın sesi ile ona döndü.

“Mehir,senin işin hazırmış Giray öyle söyledi. Hatta bu mevzu yüzünden Azra’yla tartışmışlar. Azra onun yanında olmanı istiyor,Giray ise onun yanında.” Masadaki ekmeğin ucundan bir parça koparan adamın mavi gözleri muzipçe parlarken sözlerine devam etti. ” Ama ben senin yerinde olsam ikisinide tercih etmem. Giray iş yerinde çok disiplinlidir ve seni bayağı zorlar.” Mehir,Araz’ın sözleri ile içini bir korkunun sardığını hissetti. Acaba disiplinli derken neyi kast ediyordu? İş konusunda takıntılı mıydı? Peki ya hapisten çıkan eski bir mahkumu yanında çalıştırdığı duyulursa Giray’ı zor durumda bırakırsa o zaman ne olacaktı?Araz Mehir’in düşünmeye başladığını görünce sinsice sırıttı. Giray’ın sözlerini aynen aktarmıştı. Eğer öğrenirse ortada ki tehlike geçmeden Giray’ın yanına koşacaktı ve Mehir hakkındaki kurdukları plan suya düşecekti. Böylesi daha iyiydi  Boğazını temizleyerek sözlerine de vam etti.

“Azra’nın çalışmasına da o hödük kocası Mehmet kıskançlığından izin vermez. O yüzden sana güvenli bir yer bulmamız lazım.” Mavi bakışları Mehir’in arkasına dönerken Araz yüzündeki gülümsemeyle gelen adama baktı. Hüma ise sevinçle yerinden fırlayarak gelen  adama doğru koştu.

“Sinaaan! Sen yurt dışından ne zaman döndün?” Mehir’in elleri işittiği isim ile titremeye başlayınca gelen kişiyi görmek için yavaşça arkasını döndü. Çekik gözlerini yavaşça adamın yüzüne çevirdi ve gördüğü tanıdık yüz karşısında yaşadığı şaşkınlıktan dolayı elindeki tepsi kayarak düştü.

“Sinan!”

Duştan çıkan Dilşah saçını toplamak için  aynanın karşısına geçti. Çok geç kalmıştı ve masadakilere ayıp olmuştu. Peçesini kapatıp, kapatmamakta kararsız kalan kız son anda takmaya karar verdi ve hızla yüzünü  kapayarak odadan ayrıldı.Kapıyı kapatıp bahçeye çıkacağı sırada yukarı kattan gelen bebek sesi ile olduğu yerde kaldı ve şaşkınca mırıldandı.

“Rana Teyze’lerde bebeğin ne işi var?” Gözleri şüphe ile kısılırken bebek daha içli bir şekilde ağlamaya başlamıştı. Bebeğin ağlamasına dayanamayan Dilşah üst katın merdivenlerini hızla çıktı ve kapıyı açarak içeri girdi. Telaşlı adımları sesin geldiği odaya doğru ilerlerken Hüma’nın odasının kapısına geldi ve kapının kolunu yavaşça indirdi. İçriye giren kadın  arkası kendisine dönük şekilde yerde kollarını çırparak ağlayan bebeği görünce telaşla yaklaştı. Gelen misafirlerin bebeği olmalıydı. İyide niye el kadar bebeği yanlız bırakmışlardıki? Ya başına bir şey gelseydi? Bebeğin daha da şiddetlenen ağlaması ile düşüncelerinden sıyrılıp eğilerek hemen kucağına aldı. Ağlamaktan ve çırpınışlarından  ter içinde kalan  başına küçük bir öpücük kondurarak yüzünü kendisine doğru çevirdi.Bir buçuk,iki yaşındaki bebeğin hala ağlamaya devam etmesi ile hafif bir şekilde  pış pışladı. Bir süre sonra  bebeğin susması ile gülümsedi. Susan bebek Dilşah’ın koynuna doğru sokulurken açtığı gözleri ile tekrar ağlamaya başladı. Bebeğin mavi bakışlarını bir anlık görmesi bile  Dilşah’ın afallamasına neden olmuştu. Hemen kendini toparlayan kadın şefkat dolu bir sesle konuşmaya başladı.

“Neden ağlıyorsun canım? Anneni mi özledin?” Bebeği ne yapsa susturamamıştı. Daha sonra aklına gelen ayrıntıyla kendine kızarak bebeği sol koluyla tuttu ve sağ eliyle peçesini indirerek tekrar bebekle konuşmaya başladı.

“Sen benden mi korktun? Burada ikimiz olduğumuza göre yüzümü açabilirim sanırım.” Bebek konuşan kadını dinlerken korkulu bakışlarını yüzünde gezdirdi ve gülümsemeye başladı. Onun  güldüğünü gören Dilşah’ta gülümsemeye başladı.

“Seni yaygaracı yaramaz. Ama annene gitmemiz için benim peçemi takmam lazım.” Bebek elini Dilşah’ın yüzünde gezdirirerek mırıldandı.

“Anne!” Hatırladığı anılarla gözleri dolan kadın olumlu anlamda başını sallayarak bebeğin alnına bir öpücük bıraktı.

“Evet canım Anne. Sen şimdi uslu dur bakalım ben peçemi kapatayım. Sonra da Anne’ne gidelim.” Sağ eliyle tekrar peçeye uzanınca bebeğin dudaklarını bükmesi bir oldu.Bebeği böyle ikna edemeyeceğini anlayan kadın küçük bir oyun oynamaya karar vererek peçesini yüzüne doğru kapatır gibi yapıp birden çekti ve fısıldadı.

“Ceeee” Bebek sanki komik bir şey izliyormuş gibi kıkırtılara boğulunca Dilşah’ta onu bu şekilde ikna edeceğini düşünerek bir kaç kez daha tekrarladı. Oyuna dalan ikilinin kahkahaları evi sararken açık kapıdan onları izleyen kişi telaşla konuştu.

“Sende kimsin?” Dilşah duyduğu sesle panikle arkasını döndü ve  gelen kişiyi görmesi ile şok içinde kahverengi gözleri irice açıldı. Kısa bir an şaşkınca bakan kişi, bebeğin Dilşah’ın peçesini çekmesi ile adeta yerinde taş kesilmişti.

“Dilşah!”

Bebek gelen ikinci kişiyi görünce hevesle kollarını açıp konuştu.

“Bababa!”

OY VE YORUMLARINIZI BEKLİYORUM (:

BİR SEVDA MASALI VE SİDELYA İSİMLİ HİKAYEMEDE BEKLERİM (:

yitenumutlar

Bölüm Şarkısı : Orhan Gencebay – Dertler Benim  Olsun

Bazen her şeyi unutmak, hatırlamak istemezsin ama hayat öyle bir anda karşına çıkarır ki unutmak istediğin anıları, çığ misali bir den düşer üzerine. Ne yapacağını nasıl tepki vereceğini bilemezken biri elinden tutup yardım etsin diye bakarsın sadece. Şu an iki kadında öyle bir durumdaydı. Yardım edecek birilerini diliyorlardı içten içe.

İşittiği ses ile  beyninin en karanlık köşelerine sakladığı anılar bir den canlanıp karşısına dikilmişti sanki. Boğazına düğümlenen yumruyla sertçe yutkundu ve başını olumsuz bir şekilde sallayarak fısıldadı.

“Hayır!” Orta yaşlı kadın ürkek adımlarla kıza yaklaşarak şaşkınca inceledi. Oniki yıl önce kapısına gelip yalvaran kızmıydı bu? Oğluna olan aşkını cesurca itiraf edip kendinden medet uman kızmıydı? Nasıl da büyümüştü. On altı yaşında küçücük bir kızdı o zaman. Şimdi olgunlaşmış, serpilmiş,kadınsı bir duruşa sahip olmuştu o küçük kız. Yıllar zaten, güzel olan yüzüne ayrı bir güzellik katmıştı. Yaşlar gözlerine hücum ederken elini kaldırarak kızın yüzüne şefkatle dokundu.

“Sen Dilşah’sın! Bu yaralı bakışları nerede görsem tanırım.” Dilşah tekrar başını sallarken kadın akan göz yaşları ile onun bu hareketini red etti. “Boşuna inkar etme. Sen o sun. Oğlumun sevdiği o küçük kız!” Dilşah’ın da gözünden yaşlar süzülürken kucağındaki bebeğin elini yüzünde hissetti. O an fark ettiği şey ile bebeği hızla Şükran Hanım’a uzattı. Onun bebeğiydi. Bunu nasıl anlamazdı? Mavi bakışların, içini titretmesinden anlamalıydı. Kadın torununu kucağına alırken kızın ateşe değmiş gibi ellerini hızla çekmesi üzülmesine sebep olmuştu. Suçlu olan kendisi iken torununa niye bu şekilde davranmıştı Dilşah? O masum bir sübyandı. Dilşah kendini inkar ederken şoklamasına sebep olan ayrıntıyla aslında kimliğini açığa verdiğinin farkında değildi.

“Şükran Anne,annesi görürse şimdi bebeğe izinsiz dokundum diye kıza bilir belki.” Şükran Hanım düşündüğü şeylerin tam tersini duyunca bebeğe büyük bir hasretle bakan kıza üzüldü.

” Ayaz.” Kızın biçimli kaşları anlamadığını belirtmek istercesine çatılırken kadın akan gözyaşını parmak uçları ile sildi ve kucağındaki bebeği gözleri ile işaret ederek tekrar konuştu.

“Torunumun adı Ayaz ve sana kıza bilecek bir annesi yok kızım.”  Anlayamıyordu Dilşah ne demek annesi yoktu? Bir bebeğin annesi olmamasının imkanı var mıydı? Ayaz’a gözleri kaydığında babaannesinin omzuna yaslanmış halde  etrafa masum bakışlar attığını farketti. Birden irkildi yerinde. Yoksa annesi bu masum meleğe acımadan boşanmışmıydı Araz’dan? Üzüntü bedenine kat,kat yayılırken farkında olmadan fısıldadı.

“Boşandılar mı?”  Orta yaşlı kadın gözlerine yerleşen acı pırıltılarıyla cevap verdi.

“Öldü!” Kız duyduğu kelimenin soğukluğu ile yerinde sendelerken kadın boştaki eliyle ona destek olmak için ince kolunu tuttu ve panikle konuştu.

“Dilşah! İyimisin kızım?” Kararan gözlerine inat yavaşça başını salladı kız. Başını yavaşça kaldırıp kahverengi gözlerini bebeğe çevirdi ve bir süre sadece izledi. Nasıl bir kaderdi bu? Sevdiği adamın mutluluğu için aşkından hayallerinden geçmiş,çok ağır bedeller ödemişti. Hani Araz mutlu olacaktı? Kendisi onca acıyı boşuna mı çekmişti? Bir bebek ve yapayanlız bir adam görmek içinmiydi ödediği o kadar bedel? Oysa hiç isyan etmemiş sadece onun mutlu olmasını istemişti. Başka bir kadını sevip mutlu olmasına bile razıydı. Ama kendi hayatı ve hayalleri gibi onunkininde param,parça olmuş olması büyük bir yıkıma sebep olmuştu Dilşah’ta. Araz’ı hep mutlu olarak görmeyi istemişti. Şükran Hanım’ın sesiyle kendine gelerek bakışlarını ona çevirdi.

“Kızım,toparlanda aşağıya inelim. Herkes masada bizi bekliyor.” Dilşah bakışlarını Ayaz’dan çekemiyordu. Nasıl da benziyordu babasına. Aynı bakışlar, aynı burun ve aynı inatçı çene. Burukça gülümsedi ve yavaşça peçesini kapattı.

“Yarın uzun,uzun konuşacağız Dilşah. Ben oğlumun başından geçenleri anlatacağım,sen kendi başından geçenleri.” Tekrar olumlu anlamda başını sallamıştı Dilşah.Yüreğini saran ateşlerin acısıyla ağzını açıp konuşamıyordu kız. Şükran Anne’nin de dediği gibi en iyisi yarın konuşmaktı.

Karşısındaki adam masaya doğru yaklaşırken Mehir girdiği transtan çıkarak kırılan cam parçalarını toplamak için hızla yere eğildi ve kırıklara uzandı. Yüreği sanki boğazında atıyordu. Nereden çıkmıştı şimdi bu adam? Görmek istemiyordu yüzünü. Yıllar önce yapması gereken şeyi yapıp unutması gerekiyordu. Çünkü onun aşkını sevgisini hak etmeyecek kadar bencil birisiydi Sinan. Tepsiye cam kırıklarını koyarken başını sallayarak kendi, kendine mırıldamıyordu.

“Unutacağım seni! Tamamen çıkacaksın Hayatımdan!Sen yoksun!” Taki başka bir elde tepsiye cam kırıklarını bırakana kadar kendi,kendine söylendi. Başını yavaşça kaldırdı ve çekik gözleri ile karşısındaki adama baktı. Hiç bir duygu barındırmayan surat ifadesi ile kızın gözlerinin derinliklerine bakarak fısıldadı Sinan.

“Unutamazsın! Beni unutmana ve hayatından tamamen çıkarmana izin vermeyeceğim Mehir!”  Adamın kararlı bakışları ve söylediği sözlerin verdiği öfkeyle farkında olmadan elindeki cam parçasını sıkan kız dolan gözleri ile Sinan’a baktı. Ne olmuştu o sevdiği çocuğa? Neyin intikamıydı bu? Hangi günahının bedeliydi bu yaşadıkları? Hapisaneye ziyarete geldiğinde kendisini suçlayan bu adam değil miydi? Yeminlerine, sözlerine inanmadan onu aşağılayan. Şimdi hangi hakla hayatına tekrar girmeye çalışıyordu? Başını hızla sallarken elinde hissettiği sıcaklıkla bakışlarını eline çevirdi. Kanayan elinin üzerinde Sinan’ın ellerini görünce panikle çekti ve yerinden doğrularak hızla eve doğru ilerledi. Onun bu haline Hüma endişe ile bakarken Sinan masaya doğru konuştu.

“Elini cam kesmiş.” Arkadaşının peşinden eve doğru yönelen kızı durdurarak tekrar konuştu.

“Sen dur ben bakarım.” Hüma’nın ne alaka der gibi bakışlarını görünce eline bulaşan kanı gösterdi. ” Benim de elime kan bulaşmış temizlesem iyi olacak.” Mehir’in arkasından eve doğru ilerlerken karşısına çıkan Şükran Hanım ve yüzünde peçe olan garip kıza selam vererek yoluna devam etti. Hüma’da iklinin arkasından şüpheyle bakarken tam gitmeye kalkmıştı ki Dilşah ve Şükran Hanım’ı görmesi ile tekrar masaya döndü. Araz annesi ve yanındaki kadını görünce yerinden kalkarak onlara doğru yaklaştı ve oğlunu kucağına aldı. Annesinin yanındaki yüzü kapalı  kadına kaşlarını çatarak şüpheyle bakarken Şükran Hanım oğlunun bakışlarını fark edince yanındaki kızın koluna girerek masaya doğru sürükledi. Annesinin tuhaf hareketleri ile iyice durumdan işgillenen genç adam  oğluyla birlikte sandalyesine oturdu. Hüma’da annesinin yanına geçip otururken  Araz’a bakarak konuştu.

“Bu da diğer arkadaşım Dilşah, Araz abi!” İşittiği isim ile oğlunun suluğu elinden düşerken Şükran Hanım korkuyla dudaklarını dişledi. Diğerleri Araz’ın tepkisine şaşırırken Dilşah’ın da stresten elleri titremeye başlamıştı. Öyle bir durumun içindeydiki bir an önce buradan kaçıp kurtulmak istiyordu. Başı önünde titreyen elleri ile oynayan kadın yıllardır hasret kaldığı yüze bir kere olsun baka bilmek için yavaşça bakışlarını kaldırdı ve o an içini titreten mavi bakışlarla karşılaştı gözleri. Dilşah bu karşılaşmayla bakışlarını hızla kaçırırken Araz’ın gördüğü gözler karşısında kaşları iyice çatılmıştı.

“Niye peçe takıyorsun sen?” Ortama düşen bomba gibi soruyla herkes iyice şaşırmıştı. Araz’n buz gibi çıkan sesi, her zaman ön plana çıkardığı alaycı kişiliğine tezat ortamda soğuk rüzgarlar estiriyordu. Hüma arkadaşına baktı ve cevap veremeyecek halde olduğunu anlayınca Araz’a beklediği cevabı verdi.

“Kötü bir kaza geçirmiş ve sonucunda yüzünde kalan izden rahatsız olduğu için peçe kullanıyor.” Tabiki öyle abartılacak bir şey yoktu belli belirsiz bir izdi sadece. Ama Araz’ın sorusu ve Dilşah’ın hareketlerinden şüphelendiği için arkadaşını rahatlatmak adına böyle söylemişti. Nasıl olsa diğerleri peçenin sebebinin yaradan kaynaklandığını biliyordu. Fakat inanmayan biri vardıki sert sesi tekrar ortamda soğuk rüzgarlar estirdi.

“Sana sormadım Hüma!” Bakışlarını tekrar başını önüne eğmiş bir şekilde annesinin yanında oturan kıza çevirdi ve  kelimelerinin üzerine bastırarak tekrar konuştu. “Dilşah Hanım’a sordum!” Aslında kimin cevap verdiği umrunda bile değildi o sadece şüphelendiği kadının sesini duymak istiyordu. Düşündüğü şey olamazdı, böyle bir şey imkansızdı, ama kaderin cilvesine de inanan biriydi Araz. Dilşah bakışlarını kaldırarak ürkekçe Araz’ın gözlerine baktı. Adamın mavi gözleri kesif bir öfkeyle kendi kahverengi harelerine bakarken titrek bir sesle konuştu.

“Hüma’nın söylediği sebepten dolayı takıyorum. Başka bir sebebi yok.” Araz’ın içinde  bir hayâl kırıklığı olurken düşüncelerinden dolayı kendi,kendine kızıyordu. Unutamamıştı bir türlü. Evlenmiş çocuğu olmuştu ama o hala unutamamıştı. Kendisine duyduğu öfkeden dolayı yumruğunu sıkarken,tanıdık gelen isim ve gözlerin benzerliği gibi,kızın sesininde benzemesi için nasılda umutla  beklediğini fark etti. Ama gerçekler sadece tesadüften ibaretti. Zaten Dilşah’ın hapiste ne işi olurdu ki? Anladım dercesine başını olumlu anlamda sallarken Özgür kardeşinin gözlerine ne oluyor dercesine baktı. Hüma ise dudağını büküp omuz silkmekle karşılık verebilmişti abisine.

Dilşah kaçamak bakışlarla Araz’a bakınca onun oğluyla ilgilendiğini gördü. Dudakları yana doğru kıvrılırken o masum meleği tekrar kucağına alabilmeyi diliyordu.

Eve giren kız kapıyı bile kapatmadan kendini hızla banyoya attı ve hemen musluğu açtı. Akan gözyaşları arasında kanayan elini suyun altına tuttu ve bir süre sonra sakinleşmek adına,akan soğuk suyu avcuna doldurarak bir kaç kere yüzüne çarptı. Yavaşça doğrulduğu esnada önüne uzatılan havluyla korkarak yan tarafına döndü ve yine onu gördü. Adamın elindeki havluyu hızla çekerek yüzünü kurulayan kız konuşmamakta kararlıydı. Havluyu tekrar yerine asarken elinden bulaşan kan lekesini gördü ve asmaktan vazgeçerek kirli sepetine attı.

“Yara bandı lazım.” Mehir öfkeli bakışlarını kapıdaki adama çevirirken, Sinan gözleri ile kanayan elini işaret ederek sözlerine devam etti. “Elindeki yara için. Yara bandı lazım diyorum.” Mehir adamın sözlerine gözlerini devirip banyo dolabına dönerken Sinan onun bu hareketine kaşlarını kaldırarak lavoboya yaklaşıp musluğu açtı ve ellerini yıkadı.Mehir aradığı şeyi bulamamanın siniri ile banyodan çıkmak için hareketlenince ellerini yıkayan adamla çarpıştı. Bıkkınca nefesini verirken çekmeceden çıkarttığı havluyu ona uzattı ve işini bitirip çıkması için bekledi. Sinan ise ellerini kurularken Mehir’in hareketlerini izliyordu. Ellerini göğsünde birleştiren kız ondan bakışlarını kaçırmak için her yeri inceliyordu. Hâlâ  bıraktığı gibiydi. Küçük yaşına rağmen savaşçı bir kişiliğe sahipti. Öyleki gelecekleri için en çok o savaşmıştı. Baştan aşağı süzdü sevdiği kadını. Yıllar birazda  değiştirmişti sanki onu. Saçları uzamış,vücut hatları kadınsı ölçülere ulaşmıştı ve olgunlaşmıştı. Değişmeyen şeylerde vardı elbet, aynı bakışlar,aynı koku,aynı güçlü kız. Sessizliğe daha fazla dayanamayan adam derin bir iç çekerek konuştu.

“Mehir böyle yapınca elimden kurtulacağını mı zannediyorsun?” Kızın bakışları karşısındaki adama dönünce Sinan bundan memnun olmuşcasına tebessüm ederek tekrar konuştu. “Konuşacağız ama bu gece değil. Senin bana vermen gereken cevaplar  ve o cevaplardan sonra benim senden dilemem gereken bir özür var belki de.” Mehir, Sinan’ın sözlerine şaşırsada belli etmemeye çalıştı. Onu göğsünden iterken,adam kızın yaralı elini tutarak cebinden çıkardığı kağıt mendili bastırdı. Daha sonra kendinin gördüğü fakat Mehir’in göremediği yara bandı na uzanarak aldı ve kızın yaralanan elini avuçları arasına tekrar aldı. Mehir nefesini tutmuş bırakmaya korkarcasına Sinan’ın yaptığı işe olan ilgisini izlerken, onun nasıl olupta bu kadar sakin kalabildiğini düşünüyordu. Bandı yapıştırıp başını kaldıran adam kızın kızarmış yüzünü görünce pişkince sırıtarak çenesine dokundu.

“Sana dokunduğumda hâlâ  kızarıyorsun ve kızarman hâlâ  benim hoşuma gidiyor.” Mehir elini hızla Sinan’ın elinden çekti ve onu kenara itekleyerek arkasına bile bakmadan çıkıp gitti.

Banyodan çıkan adam evin içini ilgiyle incelerken karşısındaki üç kapıya gülümseyerek  baktı. İlk iki denemesi olumsuz ken üçüncü açtığı kapıyla doğru odada olduğunu anladı. Çünkü doğum gününde ona alıp Giray’la yolladığı hediyesi olan çiçek şifonyerin üzerinde duruyordu. Yavaşça içeriye girdi ve Sevdiği kızın eşyalarının üzerinde hasretle parmaklarını gezdirdi. Bu defa bırakmayacaktı. Ne olursa olsun kendini affettirip geç kalan mutluluğu yakalıyacaktı Mehirle. Çiçeğin saksısının dibine  cebinden çıkarttığı şeyi bırakarak odadan ayrıldı.

Gecikmeli bir şekilde oturdukları yemek masasında büyük bir sessizlik hakimdi.Araz hala üzerinden atamadığı tedirginlikle  Dilşah’a kaçamak bakışlar atarken kız zaman,zaman üzerinde hissettiği bakışların etkisi ile iyice huzursuzlanıyor eli ayağına dolanıyordu zaten peçesinden dolayı yenen yrmeğe eşlik etmekte de zorlanınca sonunda pes ederek elindeki kaşığı bıraktı.Sinan  tabağındaki yemeğini didiklerken bir taraftanda nasıl olupta her şeyin bu raddeye geldiğini düşünüyordu. Özgür ise yemeğine hiç dokunmamış annesinin biraz önce anlattığı meseleye takılı kalmıştı. Oğlundaki tuhaflığı sezen Rana Hanım ağzındaki lokmasını yuttu ve ortamdaki sesizliği bozmak adına konuştu.

“Oğlum senin canın bir şeye mi sıkıldı?” Özgür’ün bakışları annesine dönerken Araz’ın alaylı gülümsemesini es geçti ve annesine cevap verdi.

“Yok anacım. Neye sıkılacak?  Yok birşey. Karnım tok sadece.” Bakışlarını elinde tabağıyla masadan kalkan kıza çevirince biraz önceki dünürcü meselesi geldi aklına. Öfkeyle sıktığı dişlerinin arasından sözlerine devam etti. ” Ama tatlıdan alırım bir parça.” Oğlunun sözleri ile gülümseyen kadın tabakları toplayan kıza gururla baktı.

“Tatlıyı Beyza kızım yaptı. Vallahi çok marifetli. Hüma kendi kızım ama daha  çorba yapmayı bile bilmiyor.” Rana Hanım’ın sözlerine kızı homurdanırken masadakilerden kıkırtılar yükseldi. Beyza,yemeğini bitirenlerin tabaklarınıda alırken Özgür’ün sözleri ile yaptığı işten başını  kaldırarak adamın yeşil gözlerine baktı.

“Demek tatlıyı Beyza yaptı? Bakalım o zaman elinin lezzeti nasılmış?” Kız gözlerini kısarak karşısındaki adama baktı. Ne demeye laf çarpıyordu şimdi? Sabah görmüştü işte tatlıyı şerbetlerken. Şimdi neden bilmezlikten geliyordu ki? Adamın gözlerine hâlâ  baktığını fark eden kız bakışlarını çekti ve düşüncelerini beyninin derinliklerine iteklerken konuştu.

“Ben tatlıyı getireyim o zaman.”  Dilşah ona yardım etmek için kalkarken Beyza’nın geri çevirmesi ile tekrar sandalyesine oturmak zorunda kalmıştı. Giden kızın arkasından parmaklarını bacaklarına vurarak vakit geçirmeye çalışan adam daha fazla dayanamayarak aniden yerinden kalktı. Sinan yanından kalkan adama şüphe ile bakarken inadına yaparmış gibi yüksek sesle sordu.

“Nereye kardeşim?” Özgür kemküm ederek bakışlarını etrafında gezdirdi. Daha sonra aklına gelen bahaneye can simidi gibi sarıldı.

“Telefonumu şarja takmıştım. Bir arayıp soran olur.” Baş parmağını kaldırarak arkasında kalan evi işaret etti. ” Ben hemen alıp geliyorum.” Sözleri biter bitmez masadakilerin homurdanmalarına kulak bile asmadan hızla eve yöneldi. Arkasından bakakalan Sinan bacağına aldığı darbeyle yüzünü buruşturdu ve  karşısındaki adama döndü. Araz mavi gözleri ile bir şey işaret ediyordu fakat bir türlü anlamıyordu. Adam en sonunda sinirle gözlerini belertti ve kaşlarını kaldırarak masanın köşesini işaret etti. Sinan’ın bakışlarıda oraya dönünce Özgür’ün telefonu ile karşılaştı. Etrafına bakınan adam kadınların muhabbette olduğunu görünce tekrar Araz’a döndü ve ne yapayım dercesine başını salladı. Araz ise sabır dilenircesine başını göğe kaldırdı ve daha sonra tekrar arkadaşının gözlerine öfkeyle bakarak eliyle gömleğinin cebini işaret etti. Olayı geçte olsa anlayan Sinan gözlerini kapayıp açarak onayladı ve telefonu yavaşça gömleğinin cebine koydu. Telefonunun burada olduğunun farkında değilmiydi  bu adam? Ne demeye içeriye gitmiştiki? Aklına gelen şeyle yok artık dercesine gözlerini açtırdı şaşkınlıkla. Araz ise karşısındaki adamın olayın  muasebesini yaptığını anlamış ne zaman durumu çakacağını bekliyordu. Oğlunun kıpır,kıpır hali onu zorlarken Sinan’ın şaşkınca açılan gözleri kendisine dönünce bilmiş bir şekilde başını salladı.

“Sinan senin ve Özgür’ün hali ne olacak oğlum? Hep iş,hep iş.” Sinan,Şükran  Hanım’ın sözlerinin  sonunun hayra gitmeyeceğini anlayınca su dolu bardağına uzandı ve yardım dilenircesine sırıtan, arkadaşına kaş göz yaptı. “Gençsiniz çocuğum siz. Bu zamanlarınızın kıymetini bilin. Gelin görmek istiyoruz artık!” Yanındaki kadına dönerek desteğini beklercesine konuştu. “Öyle değil mi Rana’cığım.” Rana Hanım başıyla arkadaşını onaylarken Araz’da onlara uyarak arkadaşlarının üzerine gitti.

“Onlar saman altından su yürüten cinsinden anacığım. İkiside yakında elinizi öptürmek için getirirlerse kızları şaşırmayın.” Kadınlar mutlulukla bir,biriyle fısırdaşırken Hüma’nın kızların kim olduğu hakkında beynindeki çarklar dönmeye başlamıştı. Araz’ın sözleri ile içmekte olduğu suyu boğazına kaçıran Mehir öksürük krizine girerken Hüma yardımına koştu.
Bakışlarını öksüren kıza çeviren Sinan içten, içe bu haline güldü. Demekki hâlâ  ikisi için bir ümit vardı.

“Sanane bizim özel hayatımızdan abicim? Sen kendi hayatıma odaklan.” Kahverengi gözleri ile Araz’ın kucağındaki bebeği işaret ederek tekrar konuştu. “Şu an acele etmesi gereken biz değil sensin. Ayaz’ın bir anneye ihtiyacı var.” Araz,Sinan’ın sözlerine  elini boş ver sene dercesine havada sallarken annesinden yediği bir fiskeyle hemen indirdi. ” Çünkü o minare gibi boyunla ne kadar annesinin yerini doldurmaya çalışsanda,zarif,naif bir model çizemediğin için iki yaşındaki bir bebeğin  anne özlemini gidermezsin.” Araz gözlerini devirerek top haline getirdiği peçeteyi arkadaşına fırlattı.

“Hah! Konuştu ailemizin pedagogu. ” Oğlu Babaanne’sine doğru hareketlenince onu annesinin kollarına bırakan adam tekrar konuştu. “Biz böyle mutluyuz kardeşim gerek yok öyle kadına evliliğe falan. Hem annem var o ilgileniyor Ayaz’la.” Şükran Hanım oğlunun sözlerini içi giderek dinledi. Evliliği boyunca mutsuzdu ve tekrar aynı şeyleri yaşamak istemiyordu oğlu. Rahmetli gelini biraz eğlenmeyi seven bir tip olsada oğlunu çok sevmişti. Eğlenceli kişiliği de gençliğinin verdiği bir özellikti zaten. Çok iyi,çok güzel bir karekteri vardı ama Araz bir türlü sevememişti karısını. Ama artık oğlununda mutlu olmasını istiyordu ve Sinan haklıydı. Derin bir nefes alan kadın didişen ikili ile daldığı düşüncelerden çıkarak konuştu.

“Sinan haklı Ayaz’ın bir anneye ihtiyacı var!” Bakışlarını hızla annesine çeviren adam oğlunun onun kucağında değilde peçeli kızın kucağında olduğunu görünce kaşlarını çatsada bakışlarını tekrar annesine çevirerek konuştu.

“Anne yanına destekçi buldun başlama yine. Ben ve oğlum gayet memnunuz hayatımızdan.” Bakışları tekrar oğluyla oynayan kadına kaydı. Ayaz’ın kıkırtıları yükselirken öfkeli bir nefes çekti adam içine.

Tatlıyı,tabakları ve çatalları bir tepsiye yerleştiren kız tam arkasını dönecektiki hissettiği hareketlilikle hızla arkasını döndü. Bu ani hareketle beyaza yakın saçları savrulurken adam kızın saçlarından yayılan kokusunu içine çekti belli etmeden. Beyza’nın korkuyla inip kalkan göğüslerine gözleri kaydı. Tıpkı yakalanan bir kuşun ürkekçe atan yüreği gibiydi Beyza’nın durumu. Avuçlarının içinde delicesine atıyordu sanki yüreği. Avuçlarını açsa kaçamayacak kadar ürkek,açmasa can verecek kadar yaralı.

“Telefonum evde kalmış onu almak için gelmiştim.” Beyza başını sallarken Özgür tekrar konuştu. ” Yardım edebileceğim bir şey var mı?” Beyza başını tekrar hızla sallarken Özgür’ün bir an önce buradan çıkmasını istiyordu. Çünkü iri bedeni sanki koca mutfağı daraltmış kendisine nefes alacak yer bırakmamış gibi hissediyordu. Üzerine doğru gelen adamla oda geri,geri gitti ve mutfak tezgahına çarpınca korkuyla bakışlarını adama çevirdi.Özgür kızın korktuğunu tabiki anlıyordu ama içinde büyüyen ama ne olduğuna anlam veremediği duyguya karşı gelemiyordu.

“O kadın sizden birinin karşısına çıkıpta tekrar rahatsız ederse haberim olacak.” Kız hiç bir şey anlayacak durumda değildi. Çünkü Özgür’ün yakınlığı sanki dar olan alanın iyice küçülmesine sebep olmuştu. “Özellikle sen Beyza. Sakın o kadına yüz veripte başına sardırma.” Gözlerine yerleşen öfkeyle işaret parmağını kaldırarak yeri işaret etti ve sertçe konuştu. “Gerekirse bu evden çıkmak yok!” Şaşkınca adamı dinleyen kızın içi bir anda öfkeyle dolmuştu.Ellerini önünde birleştirerek tırnaklarını avuçlarına batırdı ve kırgınca konuştu.

“Merak etme senin alnına leke sürecek ve ya arkandan konuşturacak bir şeye sebep olmam!” Sözlerini yanlış anlayan kıza üzgünce bakan Özgür onunla nasıl konuşacağını nasıl bir yol izleyeceğini bilmiyordu. “Annem o yolu tercih etti diye benide öyle görmeniz…” Özgür işaret parmağını kaldırarak sertçe kızın sözünü kesti.

“Sakın! Sakın sözlerinin devamını getireyim deme!” Beyza yerinde korkuyla sıçrarken Özgür kızın yeşil gözlerine Beyza’nın anlayamayacağı bir şekilde baktı. “Ben sana zarar gelmesini istemiyorum. Uyarılarımda bu yüzden. Yoksa isterse bütün mahalle bin bir çeşit dedikodu ile karşıma dikilsin ben yine de yüreğimin sesini dinlerim.” Kıza doğru bir adım daha atarak onun gerilen vücuduna aldırmadan arkasındaki tepsiyi aldı çıkışa doğru yönelirken arkasından seslenen kızın sesi ile ona döndü. Yanakları al,al olmuş,dudaklarını dişliyordu. Söylemek istediği şeyde kararsız kalmış gibiydi. Derin bir nefes alarak bir seferde konuştu kız.

“Özür dilerim! Sen haklıydın ve benim tedaviye ihtiyacım var!” Kızın bu halini muhteşem bir sanat eserini seyredermiş gibi izleyen adam Beyza’nın tekrar konuşmak için hareket lendiğini görünce dikkatli bir şekilde onu dinledi. ” Teklifin hala geçerli ise kabul ediyorum. Ama geri ödemek şartıyla.” Rahatsızlığının dışında güven sorunu yaşıyordu ve böyle devam ederse çevresindeki herkesi kıracaktı. Daha fazla acı çekmemek için artık birilerine güvenmesi gerekiyordu. Onlar için yaptığı şeyler düşünülecek olursa güvene bileceği tek kişi de Özgür’dü.

Kızın bu teklifi zorlanarak kabul ettiği her halinden belliydi. Onu daha fazla zor durumda bırakmamak için güven verircesine gülümsedi adam.

“Tabiki hâlâ  geçerli teklifim ve tabiki bana olan borcunu zamanı gelince ödeyeceksin.” Beyza adamın, film karakterlerindeki gibi zamanı gelince cümlesine takılırken Özgür kızın mimiklerinin aldığı şekille onu kırmamak için  tekrar konuştu. ” Sonuçta sırtımı merkez bankasına dayamadımya canım bende.” Beyza şaşkınca Özgür’e bakınca adam muzipçe göz kırptı ve geniş omuzlarını silkmekle yetindi. Birden Beyza kıkırdamaya başlayınca adamın gözleri kızın gülüşünde takılı kaldı. Bu eve geldiğinden beri ilk defa böyle içten gülümsüyordu. Gülümsemesini bastırmaya çalışan kız kesik bir nefes alarak elini dur işareti yapar gibi kaldırdı ve konuştu.

“Afedersin! Bir an kendimi tutamadım.” Özgür kızın neden af dilediğini bile anlayacak durumda değildi. Hala biraz önceki gülüşündeydi aklı. Beyza tekrar kıkırdayınca kaldırdığı elini dudaklarına bastırdı. Özgür kızın o bahar çiçeklerini anımsatan gülüşünü saklamaya çalıştığını görünce yüzünü astı. Bunu farkeden Beyza panik ve mahçubiyet dolu bir ses tonuyla rekrar konuştu. “Sen zamanı gelince ödeyeceksin deyince filmlerdeki kötü karakterler canlandı bir den gözümün önünde.” Kızın masumca söylediği sözler karşısında Özgür bakışlarını kıstı ve elindeki tepsiyi tekrar tezgaha bıraktı. Kırılmış gibi bir surat ifadesi ile kıza baktı.

“Gerçekten onlar kadar kötümüyüm gözünde.” Beyza,Özgür’ün kendisini yanlış anladığını farkedince  telaşla konuştu.

“Hayır! Gerçekten öyle değil! Birazcık öyle canlandı! Yani birazcık derken tabi seni öyle görmüyorum! Ama kötü adamlar…” Kızın panikle saçmalaması Özgür’ü kahkahalara boğarken bu defa şüpheyle bakan Beyza olmuştu.

“Sen benimle dalga geçtin!” Karşısındaki kızın öfkeyle büyüyen gözlerine hâlâ  kahkaha atarak bakarken Beyza hızla yanına yaklaşıp tezgahtaki tepsiyi aldı. Yüzünü buruşturarak Özgür’e baktı ve sertçe söylendi.

“Sözlerin kötü karakterleri anımsatmış olabilir ama gülüşün tam bir Erol Taş izlenimi bıraktı bende haberin olsun!” Özgür daha fazla gülerken Beyza sinirle dişlerini sıktı ve kapıdan çıktı. Kahkahasını bastırmaya çalışan adam giden kızın arkasından seslendi.

“Tepsi çok ağır dikkat et istetsrsen!”

“Senin dalga geçmen ve kahkahaların kadar ağır değil merak etme!”

Beyza’nın yüzündeki gülümsemeden habersiz,onu kırdığını düşünen adam hızla peşinden çıksada kız çoktan bahçeye çıkmıştı.

Beyza tatlıları servis ederken bir taraftanda masada dönen tartışmayı anlamaya çalışıyordu. Bu minik bebeğin annesi ölmüşmüydü yani? Bakışları Dilşah’ın peçesini açmaya çalışan bebeğe kayınca içinde bir yerler parçalandı. Şükran Hanım ve diğerleri Araz’ın  evlenmesi konusunda hem fikir olduklarını belirtirken Özgür’de onlara katıldı.

“Bence doğru söylüyorlar Araz. Tamam çok hassas bir durum senin şu an içinde bulunduğun ama Ayaz’ı ve anneni de düşünmen lazım.” Araz şaşkınca arkadaşına bakarken bu sefer devreye Rana Hanım girdi.

“Annen her zaman yanında olamaz oğlum. Bir kaç haftaya Baban memleketten haber yollarsa hiç şaşma.” Hepside haklıydı ama Araz evlenmeyi düşünmüyordu. Karısını hep bir arkadaş gibi  sevmişti ve bu yüzden onunla  mantık evliliği yapmıştı. Beray ne kadar mutlu olduğunu söylesede ona hak ettiği mutluluğu yaşatamadığını biliyordu. İkisininde bu evlilikteki mutlu oldukları tek nokta oğlu Ayaz’dı. Ve Araz artık hiç bir kadını mutsuz etmek istemiyordu. Çünkü Beray’ın ölümü boynuna dolanan bir vicdan azabı gibiydi. Peki ya annesi, babasının yanına dönünce ne olacaktı? Küçücük bir bebekle nasıl hayata tutunacaktı? Bakıcı istemiyordu ve Ayaz’ı annesi ile yollayıp oğlunu baba sevgisinden de mahrum bırakmak istemiyordu. Düşüncelerinin aksine ortaya fikrini söyledi.

“Bakıcı tutarım!” Araz’ın sözleri masada şaşkınlığa yol açarken Dilşah kucağındaki bebeği sıkıca göğsüne bastırdı. Delirmiş miydi bu adam? El kadar bebek  bakıcıya bırakılır mıydı? Hem görmüyor muydu gazete ve televizyonlar da çıkan onca haberi? Bebeğin başını şefkatle okşarken onun gerçekten bir anne sevgisine ihtiyacı olduğunu düşündü ve onu ilgilendirmeyen bir konuya öfkeyle karşı çıktı.

“Sen delirdin mi? El kadar bebek bakıcıya bırakılır mı?” Gördüğü andan beri,sevdiği kadına olan benzerliği yüzünden  öfkelenmesine sebep olan kadına sinirle baktı ve sertçe konuştu.

“Seni ilgilendiren bir konu değil! Çocuğumu kime emanet edip ne yapacağım seni ilgilendirmez! ” Nasıl bir ukalalıktı bu? Ne hakla karışıyordu işlerine bu kadın? Dilşah’ın hassasiyetini bilen kızlar duruma müdehale etmek istesede kız onları bakışları ile susturarak adama döndü.

“Bir bebeğin geleceği hakkında acımasızca karar vermek, sizin gibi duyguları alınmış robot gibi ortalarda dolaşan bir  Savcıya göre davranış tam da.  Bebeği Şükran Hanım’ın kollarına bırakan kadın herkesin şaşkınlığını umursamadan bakışlarını tekrar  yıllarca aklından çıkmayan mavi gözlerin sahibine çevirdi ve hayal kırıklığı ile baktı.

“Bir bebeğin sevgiye ihtiyacı vardır! Kendisini gözetleyecek bir çobana değil! Düşüncelerinize bakılırsa Ayaz sadece anne sevgisinden mahrum olarak değil,baba sevgisinden de mahrum olarak yetişecek!” Sözlerini bitiren kız,yıllar önce sevgi dolu bıraktığı adamı,sanki duyguları alınmış bir şekilde karşısında görmenin verdiği hayâl kırıklığı ile gözyaşları  içinde hızla eve doğru ilerledi. Dilşah’ın çıkışı herkesi şok ederken Araz’ı öfke deryalarına salmıştı adeta. Yumruğunu masaya sertçe indiren adam öfkeyle tısladı.

“Nasıl küstah bir kadın bu? Benim hayatım ve kararlarıma karışma cürretini nasıl bulur kendisinde! Bana  sevgi ve ilgi dersi verebilecek bir potansiyele sahip değil! İnsanın sevgi ve ilgisi  yüzünden belli olur. O önce bir peçenin arkasına saklamamayı öğrensin.” Herkes şaşkınlıkla bir birine bakarken Beyza adamın şuursuzca  konuşmasına karşı  öfkesini kustu.

“Kaybettiği annelik  hakkı ile!” Masadakileri ikinci bir şok dalgası ele geçirirken Mehir ve Hüma neler oluyor dercesine bir,birine baktı. Araz’ın kaşları her an daha çok çatılırken Beyza sozlerine devam etti.

“Bebeğini kucağına alamadan,bir kere yüzünü bile görmeden toprağa veren bir kadının cürreti Araz Bey!” Küçük bebeğe kaydı bakışları tekrar gözleri dolarken Dilşah’ın sözlerinin doğruluğu yankılandı bir kez daha kulaklarında. ” Bir anne bile kendi öz kızına bakamayıp onu taciz eden adamı savunurken, Dilşah başkasının çocuğuna bile kıyamayan yüreği evlat acısı ile yanmış bir kadın! İşte tamda bu cürretle söyledi o sözleri.” Bu gün bütün kadınlar ona çatmak için sebepmi arıyordu yoksa kendi bu baş belalarını mıknatıs gibi çekiyormuydu? Beyza gözünden damlayan yaşı sildi ve yüzünü buruşturarak Araz’a baktı.

“Ama sen ve diğer erkekler onun içinde durmadan harlanan ateşi anlayamazsınız! Tıpkı o hayvan kocası gibi! Tıpkı annelik hayallerini elinden alıp,bir daha böyle bir hayal kurmasını bile engelleyen adam gibi! Tıpkı babası olduğu halde kendi evladının ölümüne sebep olan o yaratık gibi ve tıpkı bir annenin yakarışlarına küstahça deyip hakaret eden sizin gibi!” Araz ne diyeceğini bilemezken masadaki kadınlar adeta taş kesilmişti. Beyza başını olumsuz anlamda sallayarak Dilşah’ın yanına giderken diğer kadınlarda peşinden gitti. Bu sözler hiç şüphesiz Şükran Hanım’ı yıkmıştı. Her şeyin suçlusu kendisiydi. Öğrendiği şeyler karşısında bir kadının hayatını karartmanın acısını yaşıyordu. Öfkeli bakışlarını oğluna çevirerek torununu kucağına tutuşturdu ve sinirle söylendi.

“Hadsiz! Meymenetsiz dedene mi çektin bilmem ki?” Giden kadınların arkasından o da yol alırken tekrar arkasına döndü ve işaret parmağını sallayarak küçük bir çocuğuğu azarlar gibi konuştu. “Ben bu gece bu kızın yanında kalacağım! Sende oğlunla evine gitte bir bebeğe bakmak kolaymıymış gör bakalım!” Araz bir annesine bir oğluna baktı umursamazca omuzlarını silkti ve Ayaz’ı havaya kaldırarak homurdandı.

“Ne varmış bebek bakmakta? Sanki dünyayı kurtarıyorlar değil mi Aslanım?” Ayaz sanki babasını cezalandırır gibi küçük elleri ile yüzüne vururken Sinan ve Özgür arkadaşlarının bilmedende olsa yaptığı patavatsızlık yüzünden Dilşah’ın haline üzülüyorlardı. Araz oğluyla birlikte masadan kalkarak bebeğin sırt çantasını geniş omuzlarına taktı ve arkadaşlarına dönerek konuştu.

“Bize bu kadar adrenalin yeter. Biz baba oğul evimize gidip nennen yapacağız.” Özgür ve Sinan giden adamın arkasından yüzlerini buruşturarak bakarken kadınlar ise evde Dilşah’ın başından geçenleri göz yaşları içinde dinliyordu. Mehir ve Hüma arkadaşlarının şiddet yüzünden kocasını öldürdüğünü düşünürken oysa o bebeği için öldürmüştü o canavarı. Ağlamaktan yorgun düşen Dilşah uykuya dalarken kızlarda onunla birlikte yere hazırladıkları yatağa uzanmıştı.

Şükran hanım geçmişte yaşananları da anlatınca bu defa ortalık iyice karışmış ve ne diyeceklerini bilememişlerdi. Ama Şükran Hanım’ın bu defa bu işin peşini bırakmaya niyeti yoktu.

Gece derinlerden gelen telefon sesi ile gözlerini açtı Araz. Oğlunu zar zor uyuttuğu için kendiside uyuya kalmıştı. Ayaz uyanmasın diye hızla hareket ederken açtığı telefonla uyanan oğlunun ağlamasıda bir olmuştu. Zar zor karşı tarafın söylediklerini işiten adam oğlu kucağında ne yapacağını bilmez bir şekilde odada dolanıyordu. Acil bir durum için çağırılmıştı ama  oğlu bir türlü  susmuyordu. Annesine bırakmayı düşündü önce ama bu fikri hemen eledi. Kuyruğunu kıstırdı da geldi dedirtmezdi kendine. Oğlunun üzerini giydirdi ve çantasını tekrar omzuna takarak evden çıktı.

Karşısındaki adamın sırıtarak kendisine bakmasına sinirlenen Araz ters bir şekilde konuştu.

“Ne var lan? İlk defa mı görüyorsun çocuğuyla göreve gelen birini?” Kucağındaki oğlunun başına bir öpücük kondurarak gururla tekrar konuştu. ” Hem ağaç yaşken eğilirmiş. Sana bu ata sözünü söyleyen olmadı mı hiç?” Mehmet ,Araz’ın sözlerine alayla gülerken kapıdan giren ikinci adam duyduğu sözler ve gördüğü manzara karşısında kahkahayı bastı.

“Lan biz ona,alma mazlumun ahını çıkar aheste,aheste diyoruz.” Deyince odadaki yükseklen kahkaha sesleri Ayaz’ı korkutarak ağlamasına sebep olmuştu. Araz,Sinan’ı bakışları ile uyarırken bir taraftan da oğlunu susturmaya çalışıyordu. Sinan, devletin özel görevlerine  katılan ama Avukat kimliği ile bu görevini perdeleyen özel eğitimli devlet için çalışan bir   adamdı. Bu görevin Mehir’in, kocasıyla alakalı olduğunu öğrenince  katılmış ve Araz bu duruma engel olamamıştı.

“Lan kucağınada yakışmış desem yalan olacak. Senin gibi herkesin korktuğu bir Savcı bu hallere düşecek adam mıydı?” Mehmet’in alaylı sözlerine gözlerini deviren adam oğlunu susturamamanın verdiği sıkıntı ile yüzünü sıvazladı. Üç adam ne yaptılarsa da Ayaz’ı susturamamıştı. En sonunda kayışları kopartan Araz oğlunu Mehmet’in kucağından aldı ve sırt çantasını da alarak Selçuk Amir’e döndü.

“Amir’im toplantıya biraz ara verelim. Ben yarım saate geliyorum.” Orta yaşlı adam ağrıyan şakaklarını ovarken olumlu anlamda başını salladı.

Yıllardır gördüğü kabusla tekrar uyanan Dilşah yattığı yerden doğrularak oturur pozisyona geldi. Etrafındaki kızlara bakarak gülümseyen kadın onları uyandırmadan yerinden doğrularak su almak için mutfağa geçti. Şükran ve Rana Hanım’ı göremeyince üst kata çıktıklarını düşünen kız elektirik düğmesini açıp musluğa ilerledi ve doldurduğu suyu içerek bardağı tezgaha bıraktı. Tam içeri geçiyordu ki kapının çalması ile ilerledi ve dürbünden baktı. Gördüğü kişi karşısında şok olurken kızların uyanmasını istemeyerek hızla içeri ilerledi ve aceleyle peçesini yüzüne takarak tekrar kapıya yöneldi. Derin bir nefes alarak kapıyı açtı.

Araz karşısında en son görmek isteyeceği kişiyi görünce istemsizce süzdü. Siyah rengin üstüne pembe puantiyeli pijama takımıyla karşısında duran kadın kalçalarına kadar uzanan saçlarını açmış ve şaşkın bakışlarla kendisine bakıyordu. Yüzündeki peçeyi farketmesi ile gözlerini deviren adam kendi, kendine homurdandı.

“Kadın yatarken bile peçeyle yatıyor heralde? Zaten akıllısı beni bulmazki anasını satayım!” Araz’ın söylediklerini ne Dilşah duymuştu ne adam bilinçli olarak söylemişti. Farkında bile değildi söylediği sözlerin. Ayaz’ın ağlama sesi,sessizlikte yankılanırken Araz kendine gelen ilk kişi oldu. Ayaz’ı, Dilşah’a uzatarak aceleyle konuştu.

“Annem’e ver oğlumu? Getirmezdim ama acil görev çıktı onun için getirdim. Yoksa bakamadığımdan değil yani.” Dilşah eline tutuşturulan bebeği sıkıca kavrarken Araz’ın sözleri ile bu defa gözlerini deviren o oldu. Hızla arkasını dönüp çıkışa ilerleyen adam bir şey unutmuş gibi geri döndü ve Dilşah’ın saçlarını işaret ederek tekrar konuştu.

“O Rapunzel saçlarına da dikkat et. Yoksa birazdan yolunmuş tavuğa döne bilirsin.” Dilşah saçlarının açık olduğunu hatırlayınca utançla bakışlarını kaçırdı.

“Seni düşündüğümden değil Ayaz’ın sağlığı için söyledim. Utanmana gerek yok yani.” Adam tekrar arkasını dönüp giderken Dilşah öfkeyle tısladı.

“Fasulye sırığı ne olacak!” İşttiği sözlerle tekrar dönen adam  kızın korkuyla kapıyı yüzüne kapatması ile başını sallayarak gülümsedi.

“Bunun hesabını sana sorarım Rapunzel!”Bahçe kapısına doğru bir kaç adım atmıştı ki fark ettiği şeyle bir iki saniye duraksamış dudaklarında oluşan gülümseme ile kendi kendine fısıldamıştı.

“Seni gidi eşşek sıpası! Buldun güzel kızın sıcacık kollarını,iki dakikada kestin sesini. Ulan garezin bana mıydı? Dünyayı tersten gösterdin kerata!” Araz,Dilşah hakkında söylediği sözlerin ve düşüncelerinin kaydığı yönün  farkında değildi.

Dilşah ikinci defa çalan kapıya korkulu gözlerle baktı. Tekrar dönmüş olamazdı o manyak değil mi?

OY VERMEYİ UNUTMAYIN (;

BÖLÜM HAKKINDAKİ DÜŞÜNCE VE YORUMLARINIZI MERAKLA BEKLİYORUM (:

BİR SEVDA MASALI (DAVA SERİSİ-2) VE SİDELYA’YA BAKMANIZI TAVSİYE EDERİM.

yitenumutlar

Bölüm Şarkısı : Erkan Oğur -Bülbülüm Altın Kafeste

Eli titreyerek kolu aşağı doğru indiren  kız açılan kapıyla şaşkınca karşısındaki kişiye baktı.

“Özgür! “
Karşısında üzerinde bir tişört altında eşofman,çıplak ayakları be  uyku mahmuru gözleri ile dikilen genç adama  merakla baktı. Ayğına bir ayakkabı bile giymeden onu gecenin bir vakti kapılarına getiren sebep ne olabilirdi. Dilşah merak ve şaşkınlıkla karşısındaki adamı incelerken Özgür endişeli bir şekilde konuştu.

“Bir erkek sesi geldi kulağıma. Arkasından bir arabanın patinaj sesleri.  Bir sorun yok değil mi?”

Endişeli adam cevap bekleyen  bakışlarını içeriye doğru çevirirken Dilşah,gelen soruyla rahatça bir nefes verip, peçesinin altından onun bu haline tebessüm ederek kucağındaki bebeği gösterdi.

“Bu yaramazdan başka sorun yok. Araz Bey’in acil göreve gitmesi gerekiyormuş annesine bıraktı.” Özgür karşısındaki kızın sözleri ile bakışlarını kucağındaki bebeğe çevirirken Dilşah’ın anlamadığı bir şekilde homurdandı. “Sen Araz Bey’in sesini işitmişsindir. Büyük ihtimal diğer seslerde ona aittir. Aceleyle gitmişti çünkü.” Özgür anladım dercesine başını sallarken kollarını kıza doğru uzattı.

“Ver Ayaz’ı bana, Şükran Teyze bizim evde. Bu yaramaz seni uykundan etmesin şimdi.” Özgür’ün kollarını uzatması ile Ayaz, Dilşah’a daha çok sokulurken kız bebeğin başını göğsüne bastırarak kıkırdadı.

“Gerek yok.  Sen git dinlen. Yarın işe gideceksin. Ben bu küçük haylazla ilgilenirim.” Özgür kararsızca kıza baksada yemekte öğrendiği Dilşah’ın  hikayesini hatırlayınca onu onaylayarak evine çıktı.

Ayaz’ın çantasından çıkardığı biberona sütünü koyan kız huysuzca söylendi.

“Kendisi bakarmış oğluna! Sen daha kendine bakamıyorsun fasulye sırığı!” Yatağına giderek önce Ayaz’ı yatırdı daha sonra çantasına uzanarak bezinden aldı. Bebeğin altını değiştirirken öfkesi yine tavan yapmıştı.

“İnsan önce altına bakar. Sen gibi tuvalette karşılamıyor bu çocuk ihtiyaçlarını.” Altı açılınca rahatlayan bebek gülümseyerek  neşeli sesler çıkarmaya başlamıştı. Bebeğin neşeli haliyle mutlu olan kadın üzerine eğilerek hafifçe yanaklarını sıktı.

“Pişik mi edecekti oğlum baban seni? O çöl devesi bakamadımı sana canım?” Bebek Dilşah’ın oyunlarına kıkırdarken kadın altını çoktan sarmıştı bile. Çantada bulduğu pijamaları giydiren kadın biberonu Ayaz’ın eline vererek onun iştahla sütü içişini izledi. Hayranlıkla bakıyordu bebeğe. Sanki Araz’ın kopyası olacak kadar çok benziyordu. Mavi gözleri o kadar tatlıydıki, yorgunluktan yavaş,yavaş kapanmaya başlamıştı. Hemen Ayaz’ın elindeki biberonu alan kız yan taraftaki çekmecenin üzerine koyarak bebeğin yanına uzandı. Ayaz sanki Dilşah’tan yayılan şefkati hissediyormuş gibi kadına iyice sokuldu ve minik  elini Dilşah’ın yanağına koyarak küçük yorgun bedenini uykuya teslim etti.

Yanağındaki elin içinde yarattığı titreşimler duygulanmasına sebep olurken göz yaşlarını geriye itmeye çalıştı. Şu yaşadığı anı göz yaşlarıyla bozmak istemiyordu. Ayaz’ı kollarının arasına alarak başına bir öpücük kondurdu ve Dilşah’ta kendini uykunun kollarına bıraktı.

“Şhhtt! Sessiz olun uyandıracaksınız şimdi?” Hüma telefonunun kamerasından Ayaz ve Dilşah’ın resmini çekerken Şükran Hanım göz yaşları içinde seyrediyordu ikiliyi. Torunu sanki aradığı şefkati Dilşah’ta bulmuşcasına sokulmuştu  kıza. Dilşah’ın uzun saçları yüzüne dökülmüş kolunu  bebeği koruma iç güdüsü ile küçük bedene dolanmıştı. Ayaz ise Dilşah’ın göğsüne başını koyarak poposunu havaya dikmişti. Yaşlı kadın gözyaşlarını silerken kızları sessizce dışarı doğru iteledi. Salona geçen kızlar Hüma’nın çektiği fotoğrafa bakışıp gülüşürken Şükran Hanım sahte bir kızgınlıkla söylendi.

“Fingirdeşip durmayın! Şimdi torunumla gelini mi uyaracaksınız!” Kızlar önce şaşkınca bir,birine baktı daha sonra buruşan yüzleri ile kadına dönerek aynı anda şaşkınca konuştular.

“Gelinin mi?” Kadın  gözlerini devirerek tekrar sessizce  çemkirdi.

“Ayol sessiz olun sana kızım. Ne bağırıyorsunuz sağırmı var karşınızda.” Başını olumsuz şekilde sağa sola sallayan kadın sözlerine devam etti. ” Bakın dün gece oğlum ve Dilşah’ın geçmişini anlattım size. Hatırlıyor musunuz?”Bakışlarını kızların üzerinde gezdirerek cevap beklediğini anlamalarını sağladı. Kızlar başlarını olumlu anlamda sallayınca Şükran Hanım işaret parmağını kızların üzerinde gezdirerek  tekrar konuşmaya başladı. ” Şimdi siz bana yardım edeceksiniz, bende geçmişte yaptığım hatayı telafi edeceğim. Böylelikle Araz ve Dilşah geçte olsa kavuşur,torunumunda  bir annesi olur.” İki kız başını olumsuz anlamda sallarken Beyza yüzündeki mutluluk dolu gülümseme ile orta yaşlı kadına yaklaştı.

“Ayrıca Dilşah’ta hiç bir zaman unutamadığı evlat acısını  Ayaz’la dindirir.” Şükran Hanım karşısındaki kızın yeşil gözlerine hüzünle bakarak gülümserken Mehir araya girdi.

“Buna biz karar veremeyiz. Kendileri karar vermeli böyle bir şeye. Ayrıca anladığım kadarı ile Araz, Dilşah’tan nefret ediyor.” Hüma arkadaşının sözleri ile ona dönüp sinsice sırıtarak söylendi.

“Ya hiç bir şey hissetmeseydi? Tamamamen silseydi Dilşah’ı. Sence nefrette bir duygu değilmi?”  Mehir dudaklarını bükerek kararsızca omuzlarını silkti.

“Evet ama ters tepe bilir.  Sonuçta aradan on yıl geçmiş. Dilşah’ın ve Araz’ın kayıpları büyük. İkiside yaralı.” Şükran Hanım  tek kaşını kaldırarak kendinden emin bir şekilde konuştu.

“Ama yaralarının merhemi de yok değil. Ayaz her ikisini yıllar sonra  bir,birine bağlayacak bir köprü. Siz sadece bana yardım edeceksiniz.”  Beyza bakışlarını kısarak Şükran Hanım’a döndü.

“Nasıl bir yardım mış bu Şükran Teyze?” Orta yaşlı kadının bakışları Beyza’dan,Hüma’ya dönerken sinsice sırıttı.

” Hüma kızım biraz önce çektiğin fotoğrafı bana atar mısın? ” Telefonundaki fotoğrafı hemen Şükran Hanım’a atan kız ne yapacağını merakla beklemeye başladı. Kadın fotoğrafın üzerine tıklayarak gülümsedi. ” Güzel. Dilşah’ın yüzü saçlarından dolayı gözükmüyor.” Araz’ın numarasının üzerine tıklayan kadın fotoğrafı ekleyerek altına mesaj yazmaya başladı.

“Bana Ayaz’a bakabileceğini söylemiştin böylemi bakıyorsun sen oğluna? Madem o çok istediğin bakıcıyı buldun, benim memlekete dönme vaktim gelmiş demektir.”

Kızlar şaşkınca Şükran Hanım’ı izlerken kadın  yazdığı mesajı oğluna göndererek küçük bir kahkaha attı.

“Oldu bu iş.” Aklına takılan ayrıntıyla Hüma telaşla konuştu. “Ya ters teperde başka bakıcı bulursa. ” Orta yaşlı kadın gülümseyerek aklındaki planı açıkladı. Kızlarda onay verince hepsi birlikte sessizce bahçeye çıktı.

Telefonuna gelen mesaj sesi ile genç adam bıkkınca yastığına sarıldı. Gece toplantı geç bitmişti ve o sabaha karşı uyumuştu ama lanet telefon bir türlü huzur vermiyordu. Kaçan uykusuyla homurdanarak telefonuna uzandı ve ekranına dokundu. Mesaj’ın annesinden geldiğini görünce gözlerini devirerek simgenin üzerine tıklayan adam önce gördüğü resme bir anlam veremezken daha sonra farkettiği ayrıntıyla gözlerini kısarak şüphe ile fısıldadı.

“Rapunzel.” Fark ettiği ikinci ayrıntıyla mavi gözleri irice açılırken adeta yatağından fırladı.

“Ne oluyor lan? Benim oğlumun ne işi var bu kızın göğsünde? Hem ne demeye sahip lenircesine sarmış bu deli Ayaz’ı?” Öfkenin vücudunu ele geçirdiğini hissederken annesinin mesajı dikkatini çekti. Okuduğu sözlerle öfkenin bedeni sardığını hissetmeyi bırak bu defa tepesinden fışkırdığına emindi.

” Ben şimdi sana gösteririm!” Kendi,kendine söylenirken kot pantolonunu uzun bacaklarına geçirdi ve üzerindeki tişörtü hırsla çıkararak bir köşeye fırlattı. Yeni bir tişört giyerken çalan telefonu ile kafasını geçirdi. Kolunun birini geçirirken telefonunu cevapladı.

“Efendim Kazım Abi?” 

“Ağam, Hanım Ağam ne zaman dönecek?” Kaşları çatılan Araz şüpheyle sordu.

“Bir sorunmu var Kazım Abi?”

“Ağam, Vallahi Hanımım gittiğinden beri Devran ağam kasıp kavuruyor konağı. Şükran Hanım küçük ağayı  öne sürüyor. Mirhan Ağa’da yas zamanı geçti,anasını yollasın ailemize uygun gelin bulsun diye ortalarda dolanıyor.” Araz işittikleri ile çılgına dönerken telefonun ucundaki adama patladı.

“Babam kendisi arayamıyor mu beni Kazım abi? Sanamı kaldı bunları söylemek?” Adam sıkıntıyla nefes alırken omzuna dokunan orta yaşlı adamın desteği ile Araz’a cevap verdi.

“Ne haddime ağam. Ama Mirhan ağa son günlerde iyice taktı bu konuya. Baktı Hanım Ağam hâlâ  dönmüyor buradan bir aşiret ağasının kızını alıp getirecek sana, gelin diye. Ben sadece haberin olsun istedim. ” Araz elini saçlarından sıkıntıyla geçirirken biraz önce adama karşı yaptığı saygısızlığa pişman oldu.

“Kusura bakma Kazım abi sinirlerim bozuk sana patladım. Ne yapacağımı şaşırdım. Annem giderse Ayaz’la ben bir başıma ne yaparım?” Adam karşısındaki adama tamamdır işareti yaparak sırıttı.

“Ağam akıl vermek gibi olmasında ya Hanımımla Ayaz ağamı da yollayacaksın,ya bir bakıcı tutacaksın,yada Mirhan ağam oraya gelip seni bir güzel düğün paketi yapacak.” Araz,Kazım’ın sözleri ile gülümsedi. Gerçekten abi gibi görüyordu  bu adamı. Küçüklüğünden beri her zaman yanında olmuş bir abi gibi hep koruyup kollamıştı. Kendi bazen kırıyordu abi dediği adamı ama o hiç bir zaman belli etmiyordu bu durumu. Derin bir nefes alan Araz,Kazım’a tekrar  cevap verdi.

“Abi kusura bakma bazen dilimin ayarı olmuyor işte. Haber verdiğin içinde sağol. Ben annemi en kısa zamanda yollayacağım merak etme sen.”

Konuşmayı bitiren Araz yarısını giydiği tişörtünü tamamen giyerek aynanın karşısına geçip saçlarını düzeltti ve komodinin  üzerindeki arabasının anahtarını alarak Özgür’ün evine doğru yola çıktı.

Elindeki tepsi ile üst kata çıkan kız kendi,kendine söyleniyordu.

“O yaştaki kadın kahvaltı hazırlasın, biz utanmadan yiyelim. Bir de masayı hazırlamama izin vermiyor. Allah’ım ben utançtan ölürken bu Mehir gerizekalısı neden bu kadar rahat?” Mutfağa giren kız kahvaltılıkları ve fincanları masaya bırakırken ocağın üzerinde gördüğü krep ve patates kızartması ile sinirden saçlarını çekiştirdi.

“Of Beyza of! Sen yatağından kalkana kadar kadın bin,bir çeşit şey hazırlamış. Bir de utanmadan oturup yüzsüzce yiyeceksin.”

Beyza  merdivenlere yöneldiğinden  beri  kendi,kendine saydırırken Özgür onu duymuştu. Kızın neye öfkelendiğini anlamaya çalışırken fark ettiği ayrıntıyla sırıttı. Demekki sinirlenince kendi,kendine konuşuyor üstelik bunu yüksek ses ile  yapıyor diye geçirdi içinden. Mutfağın kapısından başını uzatıp kızı korkutmamak için biraz sakinleşmesini bekleyerek bir müddet onu seyretti.

“Özgür Bey orada dikileceğinize biraz yardım etseniz diyorum?”  Beyza’nın sesiyle  etrafına bakınan adam bir eli belinde olan kızın kendisine dönmesi ile konuştu.

“Evde olduğumu nasıl anladın?” Beyza zeytin ve peyniri tepsiye koyarken Özgür’e döndü.

“İşe gitmediğini  arabanın hâlâ  garajda olmasından anladım.” Adam kızın dikkati karşısında kaşlarını hayretle kaldırırken Beyza tekrar konuştu.

“Evde olduğunuda aşağı kata kadar gelen parfüm kokusundan.” Kaşlarını çatan kız şüpheyle adama baktı.

“Tüm şişeyi üzerine boşaltmadığından emin misin?” Tişörtünü tutup burnuna götüren adam hafifçe koklayarak yüzünü buruşturdu. Bakışları tekrar Beyza’ya dönerken gülümsemeye başladı.

“Tüm şişeyi boşaltmadım ama galiba cidden biraz fazla kaçmış.” Tişörtünün alt kısmından tutan adam çıkartmaya yeltenirken Beyza’nın hızla arkasını dönmesi ve hafif çığlığı ile yaptığı hatanın farkına vardı. Dudaklarının arasından bir küfür firar ederken  panikle hatasını düzeltmeye çalıştı.

“Beyza çok özür dilerim! İnan bilinçli bir şey değildi! Yemin ederim alışkanlıktan sadece!”

Kızın titrediğini farkedince sıkıntıyla elini saçlarının arasından geçirdi. Nasıl böyle bir hata yapabilmişti? Annesi ve kardeşinin yanında rahat hareket ediyordu ama artık hayatlarına üç kız daha dahil olmuştu. Ona göre davranmalıydı. Özellikle Beyza konusunda daha dikkatli olmalıydı. Kendi aptallığına kızarken Beyza’nın titrek sesini işitti.

“Öz..Özgür! Şu an üzerinde tişörtün var değilmi?” Kızın ses tonundaki korku adamın içini parçalarken acıyla fısıldadı.

“Evet.” Beyza’nın en ufak bir olayda bile bu hale gelmesi Özgür’ü delirtirken onu bu hale getirenleri bulup yok etmek istiyordu. Beyza’nın içinde bulunduğu girdap  karşısında yaşlar gözlerine doğru yol alırken o derin bir nefes alarak bu durumu engellemeye çalıştı.

“Beyza sadece bir anlık boşluğuma geldi. Yemin ederim isteyerek olmadı. Tişörtüm üzerimde,dönermisin korkutma beni lütfen.”

Kız adamın endişeli sesi ile derin bir nefes alarak sakinleşmeye çalıştı. Yaşlar gözünden damlarken acıyla dudaklarını dişledi. Bu adamla hiç normal bir anı olmayacak mıydı? Özgürün bunu bilinçli olarak yapmadığını biliyordu. Üstelik korkunun verdiği bir tepki değildi bu yaptığı. Utanç,heyecan karışımı bir hisse kapılınca panikle gelişmişti her şey. Ama Özgür yanlış anlamıştı tepkilerini ve  adamı bir gün çileden çıkarmasından korkuyordu. Ya bir gün korkuları yüzünden onun kendisine zarar vereceğini düşünerek tepki gösterdiğini zannederse? Kalbini sıkıştıran sorularla başını olumsuz anlamda salladı. Böyle bir şey olsun istemiyordu. Özgür güvendiği tek erkekti,arkadaşıydı. Onu kaybetmek istemiyordu. Kızın uzayan sessizliği Özgür’ü endişelendirirken Beyza yavaşça ona doğru döndü ve hüzünlü bakışları ile Özgür’den özür dilercesine baktı.

“İstemsizce gelişen bir durum olduğunu biliyorum açıklama yapmana gerek yok.”

İşittiği sözlerle farkında olmadan tuttuğu nefesini bırakan adam rahatlarken Beyza’nın üzgün yüzüyle tekrar endişelenmeye başladı.

“O zaman sorun ne Beyza?” Kız anlamsızca karşısındaki adamın gözlerine bakınca Özgür tekrar konuştu. ” Üzgünsün yada mutsuz.  Bak eğer biraz önceki olan…”

Özgür’ün sözleri ile Beyza başını hızla olumsuz anlamda  salladı. Hep böyle oluyordu hep kırıyordu birilerini. Kafasında kurduklarınında etkisiyle dolan gözlerini adamın bakışlarına çevirdi.

“Bana yaklaşan herkesi kırıyorum Özgür. Onların bana yaptığı kötülüğe bir baksana. Belki de hiç bir zaman yenemeyeceğim lanet bir hastalık bıraktılar bana.”

Akan gözyaşını koluna silerek küçük bir çocuk gibi burnunu çekti. O an Özgür’ün içinde bir yerler sızladı. Karşısındaki kızı sarıp sarmalamak geldi içinden. O kadar savunmasız,o kadar çaresizdiki Beyza, bir an ona umut olmak istedi.

“Koskoca bir okyanusun ortasında rotamı kaybetmiş gibiyim. Sanki bir girdap var tüm sığınaklarımı yutuyor ve ben  sığınacak bir liman bulamıyorum.”

Beyza’ya doğru bir adım atan adam onun akan gözyaşlarını silmek teselli etmek istiyordu. Ama biliyorduki bu imkansızdı. İlk defa bir kadına karşı böyle şeyler hissediyordu Özgür. Acımak değildi hissettikleri. Daha farklı ve yoğun duygulardı. Gözyaşları ile boğuluyor gibi hissederken,gülüşüyle nefes alıyordu sanki.Acemisiydi bu duyguların ne anlama geldiğini kendisi de  bilmiyordu fakat yüreği bir şeyler fısıldıyordu. Kızın çaresizliğine daha fazla dayanamayan adam yüreğinin fısıltısını kelimelere döktü.

“Ben varım Beyza! Sığınağın limanın,demir atabileceğin bir kıyı olabilirim.” Beyza gözyaşları ile baktı kendisini teselli etmeye çalışan adama.

“Yanımdaki herkesi o girdaba çekiyorum Özgür! Bir kasırga sanki, bir fırtına,bir tufan! Kimsenin benimle kaybolmasını istemiyorum.” Özgür farkında olmadan bir adım daha attı kıza ve gözlerinin içine kararlılıkla baktı. Sanki boğazına bir yumru oturmuştu ve zorla nefes alyordu. Sertçe yutkunan adam çatallaşmış sesi ile tekrar konuştu.

“Her fırtınanın,her tufanın bir sonu vardır. Ben sana elimi uzatıyorum,bu fırtınada sen de istersen  tutunacağın bir dal olurum.”

Aptal değildi Beyza. Özgür’ün kendisine neyi vaad ettiğini anlamayacak kadar kesinlikle aptal değildi. Bu güne kadar şüpheleri vardı ama şu anki sözlerinden sonra emin olmuştuki bu adam kalbine talipti. Acıyla güldü içinden. Oda isterdi aşık olmayı, sevmeyi. Birisi tarafından sevilmeye korunmaya o kadar muhtaçtı ki ama olmazdı. Evet etkilenmişti Özgür’den. Hapisane duvarları arkasından kardeşine sahip çıkışı,onu yanlız bırakmayışı sesini duyduğu o gün. Görüş gününde gördüğü o ilk an ve hiç bir mecburiyeti olmadan onlara sahip çıkışı Beyza’yı çok etkilemişti. Ama yapamazdı. Onu da bu girdabın içine çekemezdi. Korkularına ve ona bunları yaşatanlara bir kez daha lanet ederken bakışlarını kaçırdı adamdan. Vazgeçirmeliydi onu bu sevdadan.

“Bana uzattığın eli  tutamam. Senide çekerim içimdeki ateşe. Sen kendi yolunu çiz, Ben kendi yolumu.” Dudaklarını acıyla dişleyen kız bakışlarını adamın ela gözlerine çevirerek tekrar konuştu. ” Sen herşeyin en iyisini hak ediyorsun. Benimle uğraşarak hayatını mahfetme Özgür.”

Adamın gözleri öfkeyle parlarken içindeki hislerin çırpınışıyla cevap verdi kıza.

“Ben senin ateşinde zaten yanıyorum Beyza. Seni gördüğüm o görüş gününde kollarıma yığıldığın o andan beri yanıyorum ben bu ateşte!” İşaret parmağını kafasına vurarak sözlerine devam etti. ” Önce ateş olup buraya düştün.” Parmağını kalbine götürerek kızın yaşlarla dolu gözlerine baktı. ” Sonra buraya!” Ellerini beyaza yakın saçlarına geçirerek çekiştiren kız başını olumsuz anlamda salladı.

“Ben sana hiç bir şey veremem Özgür! Ne mutluluk,ne huzur,ne de ihtiyaçlarını karşılayabileceğin bir beden! Ben kendi gölgemden korkarak geziyorum anlasana!”

Beyza’ya doğru bir adım daha atan adam burukça gülümsedi. Aralarında sadece bir adımlık mesafe vardı ve ikiside içinde bulundukları durumun farkında değildi.

“Sen bu haldeyken,acı çekerken, bana biraz önce söylediğin sözler  umrumdamı zannediyorsun? Sen benim yüreğime düşerken ben zaten onların hiç birini düşünmedim,beklemedim.”  Beyza bakışlarını kaçırırken Özgür tekrar konuştu. ” İlla bana bir şeyler vermek istiyorsan elini ver Beyza! Çünkü benim de senin de ihtiyacımız olan tek şey bir,birimize tutunmak!” Kız burnunu tekrar çekerken Özgür tezgahtaki peçeteye uzandı.

“Sana layık olanı,ailene ve sana yakışan bir kızı seç. Ben ne sana, ne ailene yakışmam Özgür!” Adam peçeteyi alarak kararan bakışları ile kıza döndü. Ne saçmalıyordu bu kız? Nasıl kendisini aşağılık bir kadınmış gibi görürdü? Öfkesi içinde büyürken Beyza sözlerine devam etti. ” Bizi bir,birimize yakıştırmazlar! Annem yüzünden. Geçmişim belli. Senin arkandan,koluna  o yollu bir kız…”

Kızın ilk sözleri ile  öfkelenirken devamnda işittikleri ile kan beynine sıçramış son sözlerini tamamlamasına izin verecek kadar sabır kırıntısı bile kalmamıştı içinde.

“Kes artık! Neden yapıyorsun bunu?” Ellerini sertçe  yüzünde öfkeyle gezdiren adam sakin olmaya çalışarak bir süre bekledi ve Beyza’nın gözlerine bakarak aradaki bir adımlık mesafeyide kapattı. Kızın tepkisizliğinden cesaret alarak iyice yaklaşırken  Beyza transa girmiş gibiydi hiç bir şeyin farkında değildi.

” Bana da,aileme de hatta kalbime de yakışan sensin! Çünkü bu yürek seni seçti. Gerisi umrumda değil. Bu kadar,masum ve temizken kendini neden aşağılıyorsun? Neden sürekli suçluyorsun?”

Peçete olan elini kaldırarak yavaşça kızın gözlerine uzandı ve ıslanan yüzünü kuruladı. Beyza hiç bir tepki vermeyince yüzünde bir tebessüm oluştu adamın.

“Ben başkasını değil sadece seni istiyorum. Ömür boyu beklemem gerekirsede bekleyeceğim.”

Kız içinde bulundukları yakınlığa ve biraz önceki dokunuşlarına hâlâ  tepkisiz kalınca Özgür, Beyza’nın çenesine uzanarak hafifçe tuttu ve gözlerini birleştirdi.Nefes aldığını bilmese donup kaldığını düşünecekti. Gözleri Beyza’nın hali yüzünden endişe ile parlarken sözlerine devam etti.

“İyi misin?” Beyza olumlu anlamda başını sallarken Özgür onun şu anki ruh halini ve neler düşündüğünü merak ediyordu fakat şu anı bozmadan içinde birikenleri de söylemeliydi. 

“Şimdi benim senden beklediğim tek şey bu zorlu yolda senin elinden sıkı,sıkıya tutmama izin vermen. Gerisi zaten gelecek ben hissediyorum. Seni gördüğüm ilk anda anladım ben eksik yarım olduğunu.”

Beyza teninde hissettiği parmaklarla geriliyordu. Ama Özgür’e daha fazla acı çektirmemek için belli etmemeye çalışıyordu. Kendini o kadar sıkıyorduki kalbi patlayacakmış gibi hissediyordu. Tabiki  gerginliğinin  sebebi karşısındaki adam değildi. Sadece  bu işin sonunda onun daha fazla acı çekmesinden korkuyordu.

“Bu yangını söndüreceğim belli bile değil. Seni de kendimle birlikte yakmak istemiyorum. Lütfen vazgeç benden!”

Özgür kızın çenesindeki elini tereddütle saçlarına doğru götürerek parmaklarını gezdirdi ve başını olumsuz anlamda sallayarak Beyza’nın gözlerine acı çekercesine baktı.

“Asla! Ben o ateşte yanmaya gönüllüyüm.” Gözlerindeki acı yerini buruk bir gülümsemenin küçük pırıltılarına bıraktı. ” Farkındamısın artık benden korkmuyorsun,kaçmıyorsun.” Kız utançla başını eğmeye çalışsa da Özgür izin vermedi. ” Bu daha başlangıç yaralı güvercin. Bir gün bütün yaralarını sardığımda sende bana doğru kanat çırpacaksın.”

Kız Yüzünü kavrayan iri  ellerin üzerine titreyen ellerini koyarak adamın gözlerine baktı. Ona hiç gülmeyen kadere inat bir kez olsun dedi,bir kez olsun yüreğinin sesini dinlemeyi istedi. Taş duvarların ardında o koğuşta sesini duyduğu ilk gece damarlarında dolaşan buz tutmuş kanın ılık ılık aktığını hissetmişti. Onu ilk gördüğü an ise ılık ılık akmaya başlayan o kanın kalbine doğru hücum ettiğini hissetmişti. O da artık normal bir hayatı olsun,hayatında onu seven kimsesizliğini paylaşan birisi olsun istiyordu ama cesareti yoktu Özgür’ün elini tutmaya. Onun bakışlarındaki masum duygularla denemek istedi. Başaramasa da en azından denemek istedi elini tutmayı. Zatrn tutabileceği tek el ona hep güven veren bu adamdan başkası olamazdı. Aldığı kararla konuşmaya çalıştı Beyza.

“Hayat acımasızca kanatlarımı kırsada,ilk çırpınışlarım senin kollarında oldu.”Gözünden akan yaş Özgür’ün eline damlarken Beyza gerginlikten kuruyan dudaklarını yalayarak tekrar konuştu. ” Beni iyleştir Özgür! İyleştirki son çırpınışlarım da senin kollarında olsun.”  Beyza’nın umut vaad eden sözleri Özgür’ün yüreğini yerinden oynatmıştı. Öyle mutlu olmuştuki bağırıp,haykırmak istiyordu. Karşısındaki aşık olduğu kıza sarılıp milyonlarca kez öpmek istiyordu. İçindeki heyecandan Beyza’nın ellerinin altında titrediğinin farkında bile değildi. Taki kızın  tırnaklarının ellerine battığını hissedene kadar. Hızla ellerini çeken adam bir adım geri çekilerek panikle konuştu.

“Beyza,ben çok özür dilerim.” Ellerini saçlarından geçiren adam kızın  hala titreyen haline bakarak kendine kızdı.

“Çok üstüne geldim. Heyecandan senin durumunu düşünemedim. Gerçekten çok öz…”

“Sürekli özür dilemeyi bırak artık.”

Beyza kızaran yüzüyle bakışlarını Özgür’ün üzgün gözlerine çevirerek aradaki mesafeyi kapattı. Adam şaşkınca kıza bakarken Beyza ellerini önünde birleştirerek sözlerine devam etti. “Tutunacağım tek el senin elin ve ben bir şeylerin üstesinden gelmek için biraz kendimi zorlamalıyım galiba.  Sen özür dileyerek bana yardımcı olmuyorsun. Aksine seni böyle bir duruma düşürdüğüm için vicdan azabı çekmeme sebep oluyorsun.” Özgür,Beyza’nın bu günkü cesareti ve ikinci defa yüreğine umut olan sözleri ile şaşkınlıktan ne yapacağını şaşırmıştı. Kız adamın şaşkınlığı karşısında daha fazla bu konuyu uzatmamak için tezgahtaki tepsiyi ve kahvaltılıkları  işaret etti.

” Sen tepsiyi bahçeye götürür müsün?” Özgür’ün bakışları tepsiye kayarken kız sözlerine devam etti. ” Bende diğerlerini indireyim. Çok geciktim zaten. Şimdi şüphelenmesinler.” Kızın panikle krepleri ve,patates kızartmasını başka bir tepsiye almasını yüzündeki gülümseme ile izleyen adam Beyza’nın saçlarını telaşla geriye doğru attırmasıyla ufak bir kahkaha atıp şaşkınca kendisine dönen kızla konuşmaya başladı.

“Şüphe çekmek istemiyorsan git önce elini yüzünü yıka ve toparlan biraz. Çünkü ağladığın çok belli.” Beyza umutsuzca mutfakta gezdirdi gözlerini.  Onun bu hali ile Özgür tekrar konuştu. ” Git hadi ben hallederim burayı.” Başını olumlu anlamda sallayan kız yavaşça Özgür’ün yanından geçerken farkında olmadan kendi,kendine  fısıldadı.

“Çok ayıp oldu. Rana Anne kahvaltıyı  hazırlıyor,oğlu masayı kuruyor. Sende hazır sofraya otur Beyza! Ah Mehir ah! Her şey senin suçun!”

“Bence biraz acele et yaralı güvercinim. Yoksa biraz sonra burayı basa bilirler ve sen o zaman suçlayacak bir Mehir yerine,açıklama bekleyen bir Mehir’le karşılaşa bilirsin.” Biraz önceki sözlerini dışından söylediğini anlayan kız banyonun yolunu tutarken,Özgür’ün son söylediği kelime ile nefesini tutmuştu.

Özgür unuttuğu şeyi hatırlatmak için giden kızın  arkasından seslendi. ” Ayrıca bu gün öğleden sonra doktorla randevun var. Onun içinde biraz daha acele etsen iyi olur.” Beyza’nın isyankar bir şekilde oflaması Özgür’ü gülümsetmişti. Ağzına bir tane zeytin atan adam tezgahtaki tepsileri alarak içindeki tarif edilemez mutlulukla aşağıya yöneldi.

Arka tarafa park eden adam bahçeden hızla geçerek direk eve ilerledi. O kadar kızgındıki ilerde sohbete dalan üçlüyü görmemişti. Alt katın kapısını tıklatacağı zaman açık olan kapıyı çalmaktan vazgeçip hırsla içeri girdi ve kulağına gelen seslerle olduğu yerde kalakaldı. O kızın sesi oğlunun kıkırtıları ile karışıyordu. Sessiz adımlarla sesin geldiği yöne ilerlerken yatağın üzerinde arkası kendisine dönük kadını ve kıkırdayan oğlunu fark etti. Söylediği niniyle bir taraftan Ayaz’ın altını değiştiriyor bir taraftan onu eğlendirmeye çalışıyordu.

“Eşşek senin  kuyruğundan kamçı mı yapayım? Kamçılı dağlar, sümbüllü bağlar bende nerde kalayım  oy.”

Oğlunun kıkırdamaları artarken karnına burnunu sürten kadında onun kıkırtıları ile şen kahkahalar saçıyordu etrafına. Ayaz’la oynayan kızın bebeğini kaybettiği aklına gelince vücudunun gerildiğini hissetti. Bakışları tekrar ikiliye dönerken onların bu mutlu hali içini sızlattı. Bir günde nasıl bağlanmışlardı bir,birlerine? Hem kızın,hem Ayaz’ın mutluluğu için uzaklaştırmalıydı onları.  Yoksa kız ölen çocuğunun boşluğuna oğlunu koyacak,Ayaz’da bu şefkatli kıza daha çok bağlanacaktı. Müdehale etmeliydi bu duruma. Kırıcı olması gerekse bile yapmalıydı. Yoksa oğlu da bu zavallı kız da bu işin sonunda çok üzülecekti. Ayaz’ın şen kahkahaları ile düşüncelerinden sıyrılan adam boğazını temizleyerek varlığını belli etmeye çalıştı.

“Eğlencenizi bölüyorum ama oğlumu alabilir miyim?” Araz’ın sesi ile kalbinin kulaklarında attığını hisseden kız hızla açık olan peçesine sarıldı. Onun bu hali adamın şüphelenmesine yol açarken bir iki adımda oğlu ve Dilşah’a yaklaştı. Peçesini son anda takmayı başaran kız öfkeli bakışlarını adama çevirerek çemkirdi.

“Koskoca Savcı olmuşsun ama nezaket kurallarından bir habersin!” Araz kızın öfkesi ve sözleri karşısında kaşlarını çatarken Dilşah sözlerine devam etti.

“Geldiğin yerde kapı yokmuydu? Kapı çalma gibi bir nezaket kuralı vardır. Bir bayanın evine giriyorsun. Hoş olmayan durumlarla karşılaşa bilirsin.” Araz uzun boyuyla yataktaki kızın üzerine eğilerek mavi gözlerini öfkeyle kıstı.

“Ben iki gündür hoş olmayan bir şeyle karşılaşıyorum zaten. Daha kötü bir şeyle karşılaşmam mümkün değil!” Yatağın ayak ucu tarafından inen kız üzerine eğilen adamdan kurtulduğu için derin bir nefes aldı. Tek kaşını alayla kaldırarak adamın mavi gözlerine baktı.

“Hoş olmayan bir durum derken uygunsuz bir vazitetten bahsetmiştim. Ama sizde bunu anlaya bilecek bir düşünce olmadığını tahmin etmeliydim.” Dişlerini sıkan kız öfkeyle tısladı. ” Zira eve girmeniz şöyle dursun, sapık gibi sinsice  bir kadının yatak odasına girebilecek kapasiteye sahipsiniz.” Kızın üstüne doğru yürüyen adam elini beline koyarak bakışlarını alayla etrafta gezdirdi.Alaylı bakışları kızın kahverengi gözlerini bulunca alaylı bir ses tonu ile de  konuştu.

“Gece gündüz peçeyle dolaşan bir kızın asılsız yere evham yapması komik oluyor.” Eliyle kızın Peçesini gösterdi ve odayıda işaret ederek sözlerine devam etti. “Uygunsuz bir halde olmayacağın gece bile kapıyı peçeyle açmandan belli. Odanda gayet toplu. Üstelik odanın ve senin nasıl bir durumda olduğun umrumda değil.” Alaylı  yüzü ciddiyete bürünürken  kızın biraz önceki sözlerine karşı yüzünü buruşturarak konuşmasına devam etti. ” Bir Rahibeden farkın yok! Sende bunun bilincindesin ve ben Rahibelere karşı sapık duygular beslemiyorum merak etme.” Dilşah derin bir nefes alarak öfkesine hakim olmaya çalışsada pek başarılı olamamıştı. Tabiki adamın sözlerine kırılmamıştı durumunun bilincindeydi ve bunun için onu suçlayamazdı. Ama bu onun yaptığı yanlışı da düzeltmezdi. Öfkeden dilinin ucuna gelen sözleri hiç düşünmeden sarfetti.

“Yaptığın sapıklığı,böyle bir bahanenin arkasına sığınarak mı savunuyorsun? Çöl Devesi!” İkili tartışırken yatağın üzerinde kendilerini izleyen bebeği çoktan unutmuştu. Ayaz elinden oyuncağı atıp yatağın başlığına tutunarak kalktı ve tekrar ikiliye bakarak kıkırdadı. Araz ise kızın üzerine doğru bir adım daha atarak uzun boyunun verdiği avantajla ona tepeden bakıp  öfkeyle tısladı.

“Bana bak kadın! Peçenin arkasına saklayıp,beni gördükçe zehir fışkırttığın o yılan dilini koparırım senin!” İşittiği sözlerdrn sonra kız burnunun ucunda dikilen adamı göğsünden iterek tekrar çemkirdi.

” Terbiyesiz! Sapık! Gudubet adam!”
Dilşah’ın gözlerini kısarak söylediği sözlerle Araz yamukça gülümseyerek başını iki yana salladı ve aniden kararan yüzüyle dişlerini sıkarak konuştu.

“Rahibe! Kakulet! Şirret kadın!”
İkili bir,birine ölümcül bakışlar atarken Ayaz yatağın kenarına doğru yürüyerek kollarını Dilşah’a doğru açtı.

“Anne!” İkilinin bakışları hızla çocuğa dönerken Ayaz tam bir adım daha atmıştıki ikisi birden,çocuğun yataktan düşmesinden korkarak aynı anda hamle yaptılar. Dilşah dolu gözleri ile Ayaz’ı ilk tutan olurken Araz,oğlunun kıza karşı kullandığı hitapla sinirlenerek Dilşah’ın kollarından sertçe çekip aldı Ayaz’ı.

“Bırak oğlumu!” Bakışları kızın yaşlarla dolu gözlerini bulurken biraz sonra söyleyeceği sözlerin vicdan azabını hissetmeye başlamıştı içinde.

“Sana oğlumu anneme vermeni söylemiştim. Bunları öğretmek içinmi vermedin Ayaz’ı anneme? Nasıl anne dedirtirsin kendine? Ne hakla?”

Dilşah diyecek hiç bir söz bulamamıştı adam haklıydı ama o öğretmemiştiki Ayaz’a anne kelimesini. İki yaşındaki çocuk bu güne kadar hiç anne dememişmiydi yani? Adamın söylediği sözlerin hiç birini umursamadan şaşkınlık ve acı karışımı bir ses tonuyla sordu.

“Ayaz bu güne kadar hiç Anne demedi mi?” Söylediği onca sözden sonra kızın arasından sadece anne kelimesini seçip acı içinde masumca sorması Araz’ın sertçe yutkunmasına sebep olmuştu. Nasıl bir kadındı bu? Söylediği onca söz,ettiği onca hakaretten sadece bu kelimeyemi takılmıştı? Tam ağzını açıp kıza cevap verecektiki arkadan gelen sesle ikisi de o yöne döndü.

“Ay benim torunum
Anne mi demiş?” Şükran Hanım oğlunun hırsla eve girdiğini görmüş ve Araz’ın huyunu bildiği için olası bir durum karşısında müdehale etmeye peşinden gelmişti. Olayın gidişatı karşısında ikiliyi dinlerken Ayaz’ın söylediği sözle oda donup kalmıştı. Taki oğlunun Dilşah’a sarf ettiği sözler ve Dilşah’ın masum sorusuna kadar. İkili orta yaşlı kadına bakarken Şükran Hanım oğluna yaklaşarak çimdiği bastı ve sessizce fısıldadı.

“Seninle sonra görüşeceğiz Çöl Devesi!” Annesinin sözlerinin sonuna eklediği, Dilşah’ın garip hitapıyla, herşeyi duyduğunu anlayan Araz’ın homurdanarak kollarındaki oğlunu annesine bırakması bir oldu.

“Oy babaannesinin kuzusu Anne mi demiş? Yerim ben o boncuk gözlerini.” Ayaz orta yaşlı kadının boynuna sokularak tekrar aynı kelimeyi söyleyince kadın heyecanla Dilşah’a döndü.

“Dilşah duydun mu sende kızım? O kadar uğraşmıştım öğretmek için ama yumurcak söylemek için bu günü seçmiş.” Dilşah’ın karma karışık olmuş duyguları ile  olumlu anlamda başını sallamasına gülümseyerek oğluna döndü.

“Gördün mü el kadar çocuk bile kime nasıl hitap edeceğini biliyor.” Araz’ın kaşları çatılırken kadın torunuyla birlikte odadan çıkmak için sözlerine devam ederek kapıya yöneldi. ” Dilşah ablanın sevgisini şefkatini hissettinde onun için mi Anne liğe seçtin onu  kuzum?” Sinsice gülümseyen kadın torununun başına öpücük kondururken Araz burnundan soluyarak karşısındaki kıza baktı ve hırsla kapıya doğru ilerledi. Annesinin neyin peşinde olduğunu çözmesi lazımdı yoksa çıldırabilirdi. Bu kız kesin bir şeyler biliyordur sesini çıkartmadığına göre diye düşünürken hesap sormak için arkasını dönmüştüki Dilşahla çarpışması bir oldu. Kız kendisine çarpan iri bedenle sendelerken kolundan sıkıca tutulması ile irkilerek adama baktı.

“Ne demeye dibime kadar giriyorsun sinsi,sinsi?” Kolunu hırsla adamın parmaklarından kurtaran kız elini beline atarak meydan okurcasına adamın gözlerine baktı.

“Bana bak fasulye sırığı aniden firen yapan yük kamyonu gibi önümde duran sensin!” Araz’ın kaşlarını büzmesi ile göğsünden iteleyerek kapıdan çıktı ve dış kapıya yönelirken sözlerine devam etti. ” İki de bir de beni ezmekten,aşağılamaktan vazgeç! Senin karşında emir verdiğin adamların yok! Ağalığında beyliğin de bana sökmez!”

Kızın ani çıkışı ile şaşırıp kalan adam hesap sorması gereken kişinin bu kız olmadığını anlamıştı. O zaman annesinden başlaya bilirdi.

Beyza’nın verdiği bir tutam umutla Özgür’ün içi, içine sığmazken,kız düşünceleri ile boğuşuyordu. Korkuyordu,kararsızdı ama bildiği bir şey vardı ki Özgür’e güveniyordu. Başını kaldırdığı anda Özgür’ün ela gözleri ile karşılaştı. Birinin Özgür’ün bakışlarını  hissetmesinden korkarak ona uyarırcasına baktı. Ürkek bakışlarını masada gezdirirken  tabağına düşen zeytin tanesi ile bakışları hızla Özgür’ü bulurken adamın göz kırpıp başını neyin var dercesine sallaması ile utançla bakışlarını kaçırması bir oldu. Bu adam deli miydi? Birisi şu hallerini görse nasıl bir açıklama yapardı? Beyza’nın gözlerini kaçırarak  başını utançla eğmesi Özgür’ün kaşlarının çatılmasına sebep olurken, Araz annesi ve Dilşah’ın Ayaz’la ilgilenmesini izliyordu. Kesin annesinin aklında bir plan vardı ama çözemiyordu. Yakında kokusu çıkar diyerek kahvaltısına döndü.

Mehir ise bambaşka bir alemdeydi. Dün gece saksının dibinde bulduğu yüzüğü düşünüyordu. Yıllar önce parmağından zorla çıkarılan yüzük şimdi eski sahibine dönmüştü. Yüzüğün yanındaki notu hatırlayınca yüreği burkuldu bir an.
~~~~
“Yıllardır geri döneceğin ve bu yüzüğü tekrar parmağına takacağım günün hayali ile yaşadım.

Özür dilerim! Biliyorum kaybettiğimiz hiç bir şeyi telafi etmez geri getiremez ama ben yinede yanında olamadığım,sana sahip çıkamadığım için özür dilerim! Günahım büyük,kefaretim yok! Ama tekrar biz olabiliriz Mehir.

Vakitsiz gelen bir hazanda yarım kalmış bir bahar gibi bizim Sevdamız. Zemheri vursada içinde yeşeren tohumumuza izin ver tekrar çiçeklensin kuruyan dallarımız.
~~~~
Notun sonundaki sözler kalbindeki kapanmayan yarayı tekrar kanatırken avucunaki yüzüğü sıktı. Unutamıyordu bir türlü. Zaten unutması da mümkün değildi. Bakışları önündeki tabaktan bir şeyler yemeye çalışan Ayaz’ın küçük ellerine kayarken Dilşah’ın onu gördüğü andan beri büründüğü bahar havasını izledi gıpteyle.

“İyi de ben sağlık hakkında hiç bir şey bilmiyorum ki Araz abi?”
Hüma hastaneye gelince ona bir doktorun sekreterliğini yapacağı bilgisi verilmişti. Açıkçası bu durumda bir yanlışlık olduğunu düşünmüştü taki Araz’ı arayana kadar. Adam mavi gözlerini devirerek çatalını tabağındaki peynire batırdı.

“Kızım sen beni anlamıyor musun? Rüzgar’ın sekreteri emekli olmuş onun sekreterliğini yapacaksın.” Çatalındaki peyniri ağzına attı ve Hüma’nın homurdanmalarına karşılık hızla yuttu.

“Hüma! Beni deli etme. Akarı yok kokarı yok tertemiz iş! Danışma da olup milletle uğraşacağına iki telefona cevap verip bilgisayar kullancaksın işte.” Kız sıkıntıyla yanaklarını şişirirken bıkkınlıkla konuştu.

“Tamam Araz abi.Ben görüşmeden çıkınca haber veririm sana. Tabi o doktor arkadaşından almazsan haberi. ” Telefonu kapayan kız hırsla saçlarını çekiştirdi. Bir adam yüzünden hayatı alt üst olmuş kendi mesleğini bile yapamayacak duruma gelmişti. Gerçi hapisten çıktığını duyan kimse iş vermezdi. Şu anki durumuna şükretmeliydi ama biraz önceki kızın söylediklerinden sonra şükretmesi mi gerek yoksa arkasına bakmadan kaçması mı gerek bilemiyordu.

Rüzgar, dedikleri adamın huysuzluğu ve disiplini hastanede nam salmıştı. Kimseyi beğenmeyişi ve her zaman dakik olması Hüma’nın gözünü korkutmuştu açıkçası. Araz’ın yüzünü kara çıkarmayacağını bilse arkasına bile bakmadan kaçıp giderdi. İçinde büyüyen sıkıntı ile saatine baktı ve geç kaldığını görünce hızla arkasını döndü.

“Baba tamam  diyorum neden anla mıyorsun?” Bıkkınlıkla nefesini veren adam elindeki kahvesinden bir yudum alırken bedenin bir şeye çarpması ve kahvenin üzerine dökülmesi ile bakışlarını aşağıya doğru çevirdi. Ve o an yerde, bir çift  mavi gözlün öfkeyle kendine baktığını  gördü. Telefonu kapayarak hızla cebine koyup sinirle kıza baktı. Özür dilemesi gerekirken sanki suçlu oymuş gibi öfkeyle bakıyordu.

“Neden bakıyorsunuz öyle öldürecekmiş gibi?” Hüma’nın gözleri bu defa şaşkınlıkla açılırken başında dikilen adamı süzdü. Kıvırcık saçları yataktan yeni çıkmış gibi özensiz bir hal içinde olan adamın kahverengi gözlerinde de umursamaz bir hava vardı. Tamam çarpan kendisi olabilirdi ama bir insan bu kadarda ruhsuz olmamalıydı. Sonuçta bir bayandı ve bu adamın kibarlık gereği ona yardım etmesi gerekiyordu. Kalkmak için hareketlendiği esnada giydiği siyah kısa  eteği aklına gelince emekleme pozisyonuna geçti. Adam kızın önce kendisini süzüşünü daha sonra aldığı pozisyonu görünce yüzünü buruşturarak konuştu.

“Ne yapıyorsun sen?” Gözlerini deviren kız sinirle cevap verdi.

“Vagonlarımı kontrol ediyorum. Galiba bir tuhaflık  var. Senin gibi bir öküz yardım etmeyip hâlâ  baktığına göre!”

“Ne?”

Hüma olası bir tehlikeye karşı iki dizinin üzeine gelerek başını sinirle sağa,sola salladı.

“Diyorum ki yılın firikiğini vermemek için kendimce önlem alıyorum.”

Adam kızın biraz önceki pozisyonunu hatırlayınca kaşlarını çatarak konuştu.

“Biraz dikkatli olsaydın bütün bu yaptığın saçmalıklara gerek kalmazdı.” Kendi üzerine bakarak yüzünü buruşturan adam odasına doğru yönelirken homurdanmaya devam etti. ” Aklınca birde dalga geçiyor! Firikikmiş! Millette gözlerini dört açmış senin vereceğin firikiği bekliyordu. Üzerimi mahvettin be! Sen önce sakarlığın için bir önlem al!” Hüma özür bile dilemeden söylenerek giden adama iyice diş bilerken arkasından koşturarak kapıyı açmaya çalışan adamın koluna yapıştı.Şaşkınca kendine bakmasına  aldırmadan konuşmaya başladı.

“Eğer sen nezaketen de olsa özür dileyip yardım teklifinde bulunsaydın bende dalga geçmezdim!” Bakışlarını adamın kahveden lekelenen tişörtüne çevirirken sözlerine devam etti. ” Ayrıca ben sakar değilim sadece bir kazaydı.” Bıkkınlıkla karşısındaki kıza bakan adam çalan telefonu ile  elini cebine atarak çalan telefonunu çıkardı.Ekranda gördüğü isimle yüzünde bir  tebessüm oluşurken karşısındaki kızı umursamadan telefonu açarak kulağına götürdü.

“Efendim kardeşim.”

“Yok gelen olmadı daha.”

“Gelmiş mi?”

Adamın kahverengi gözleri kısılırken etrafı inceledi bir süre.Ama ortalarda bir iki hemşire ve çalışanlardan başka kimsecikler yoktu. Bakışları karşısında öfkeden ayağıyla ritim tutan kıza kayınca aklına gelen olasılıkla yüzünü buruşturarak arkadaşına sordu.

“Senin yolladığın kız,uzun boylu, kumral,mavi gözlü sıska bir şey mi Araz cığım?” Hüma’nın duyduğu isimle beynindeki çarklar hızla dönmeye başlarken bakışları  duvardaki doktorun isminin yazılı olduğu küçük tabelaya kaydı.

“Uz. Dr. Rüzgar Aydeniz.” Okuduğu isimle alt dudağını koparırcasına dişleyen kız şimdiden Araz abisine ne söyleyeceğini düşünüyordu. Adam kapattığı  telefonu Hüma’ya doğru sallayarak dişlerinin arasından tısladı.

“Hemen burayı terk ediyorsun? Arkadaşımın hatrıda olsa senin gibi bir deliyle çalışamam!” Hüma tam ağzını açıp özür dileyecektiki adamın sert bakışlarını görmesi ile bu kararından vazgeçerek çemkirdi.

“Ben de bayılmıyorum senin işine alda başına çal!” Rüzgar kızın pişkinliği karşısında dişlerini sıkarken telefonu tekrar çalmaya başladı. Ekrandaki numara gerilmesine neden olurken adam mecburen açmak zorunda kaldı.

“Efendim baba!”

“Gelinimi ver telefona!” Rüzgar’ın bedenini bir endişe sararken telaşla konuştu.

“Baba şu an müsait değil.” Adamın hırıltılı nefesi Rüzgar’ın içini sızlatırken Faruk Bey tekrar konuştu.

“Ya telefona gelinimi verirsin,yada ben şimdi huzur evine gidiyorum.” Babasının son sözleri Rüzgar’ı daha çok yaralarken çaresizce bakışlarını etrafında gezdirdi. Fakat biraz önce çarptığı kızdan başka kimse yoktu etrafta.

“İki dakika sonra arayabilir misin  baba sevgilim lavoboda.” Adamın onaylayarak telefonu kaparken Rüzgar hızla biraz önceki kıza doğru koştu ve koluna yapıştı. Kızın bakışları kendine dönünce  hemen konuşmaya başladı.

“Kararımdan vazgeçtim seni işe alıyorum!” Hüma’nın gözleri irice açılırken anlamsızca adama baktı.

“Ne demek işe alıyorum? Biraz önce demiştin…”

“Şimdide alıyorum. Karar benim değil mi? Sen bu işi istiyor musun istemiyor musun?”

Hüma’nın düşünme gibi bir lüksü yoktu. Eskisi gibi istediği yerde iş bulamazdı. Üstelik arkadaşlarıda bir iş bulana kadar mecbur birisinin çalışması lazımdı. Abisi her şeye yetişemezdi. Çaresizce başını salayan kızla adam rahat bir nefes aldı ve  odaya doğru ilerlerken konuşmaya başladı.

“Hemen işe başlıyorsun. Çabuk odaya.” Rüzgar’ın aceleci adımlarına yetişmek için büyük çaba sarf eden kız odaya girince kapıyı kapatan adama ürkekçe baktı.

“Adın neydi senin?”

“Hüma.”

Başını olumlu anlamda sallayan adam içeri doğru ilerleyerek dolabı açtı ve içinden spor bir gömlek çıkardı. Kendisini izleyen kıza dönerek masaya bıraktığı telefonunu işaret etti.

“Biraz sonra babam arayacak. Kendisi kalp hastası ve üzülmemesi gerekiyor. Telefonu aç ve nederse tamam de. Eğer onu üzecek bir şey söylersen bu işi unut!”

Hüma tereddütle başını sallarken Rüzgar önünden geçerek yanındaki kapının koluna bastı ve unuttuğu bir şey varmışcasına bakışlarını kıza çevirerek tekrar konuştu.

“Benim duş almam lazım. Dediklerimi unutma ve dikkatli ol.  Bu görüşmeyi deneme süreci olarak say.”

Kız adamın sözlerini onayladıktan sonra kısa süren bir bakışmanın ardından adam odanın içindeki  banyo olduğunu tahmin ettiği yere girdi. Özel bir hastaneydi ve adam buranın patronu olarak herşeyi ince ayrıntısına kadar düşünmüştü demekki. Kız oda da göz gezdirirken Rüzgar’ın  telefonu çalmaya başladı. Telefona uzanan kız ekrandaki ismi görünce hemen cevaplama tuşuna bastı.

“Efendim.”

“Merhaba kızım.” Hüma’nın stresten avuç içleri terlerken adamın sözlerine karşılık verdi.

“Merhaba efendim.”

“İsmin ne bakalım hanım kızım?” Kız adamın hitap şekliyle gülmemek için kendini zor tutarken bekletmeden hemen cevap verdi.

“Hüma efendim.” Derin bir nefes alan adamın konuşmakta zorlandığı belliydi.

“Bak Hüma kızım. Benim adımda Faruk. Ama ben bana efendim demen yerine baba demeni tercih ederim.” Hüma’nın kaşları çatılırken ürkekçe sordu.

“Anlamadım ne diyeceğim?” Hafif bir kıkırdama sesinden sonra adam tekrar konuştu.

“Anlamayacak ne var Hüma kızım oğlumun nişanlısı benim gelinim olduğuna göre baba diyeceksin elbetteki.”

Hüma’nın ağzı tabiri caizse bir karış açık kalırken açılan kapı ve karşısında kendisine endişe ile bakan adamı görmesi ile sertçe yutkundu.

OY VE YORUMLARINIZI BEKLİYORUM (:

SİDELYA,BİR SEVDA MASALI (DAVA SERİSİ 2) VE YENİ BAŞLAYACAK OLAN İTABIMIZ İKİ DİLDE AŞK’A GÖZ ATMAYI UNUTMAYIN!!!

yitenumutlar

Bölüm Şarkısı : Neşet Ertaş – Yalan Dünya

Kız karşısındaki adama irileşmiş mavi gözleri ile bakarken, elindeki telefonu işaret ederek şaşkınca duyduğu sözleri aktardı.

“Telefondaki adam ona baba dememi istiyor.”

Hızla kıza yaklaşıp telefonu elinden kaptı ve göğsüne kapayıp ters bakışlar göndererek fısıltıyla homurdandı.

“Sana her söylediğine tamam de demiştim.”

Hüma’nın ağzı tabiri caizse bir karış açık kalırken Rüzgar telefonu kulağına götürdü ve Hüma’ya arkasını dönerek babasıyla konuşmaya başladı.

“Baba!” Oğlunun sesini işiten adam memnuniyetsizce homurdandı.

“Ne demeye gelinimle konuşmamı bölüyorsun? Dingil!” Bıkkınlıkla gözlerini deviren adam cevap vereceği sırada omzunun dürtülmesi ile arkasını dönerek ne var dercesine başını salladı.

“Sen ne tür bir sapıksın ya?” Hüma’nın ürkek bakışlarla fısldadığı sözlerden sonra adamın gözleri öfkeyle parlarken babası da hattın ucundan sıkıştırmaya başladı.

“Kıvırcık! Gelinimi ver telefona beni delirtme!” Babasının hitap şekliyle yüzünü buruşturan adam Hüma’nın dürtmeleri ile çıldırma noktasına gelmişti.

“Gelinin duşta babacığım!” Hüma’nın işittiği sözler ile tükürüğü boğazına kaçıp öksürük krizine girmesi,Rüzgar’ın sinsice sırıtmasına sebep olmuştu. Telefonu gözleri ile işaret edip kıza doğru yaklaştı ve sessizce fısıldadı.”Sapık görsün gözün!” Kız hâlâ  öksürük ile cebelleşirken adam telefonun diğer ucundan kükredi.

“Ulan hergele! Ne duşu lan!? Ne halt yiyorsun?  Gelinimi öldüreceksin!? Niye öksürüyor o kız? Üstelik nikahsız ne boklar yiyorsun sen!”

Babasının kükremesi ile telefonu kulağından uzaklaştırınca Hüma ani bir hareketle telefonu elinden kaptı ve Rüzgar’a karşı içinde biriken öfkeyle konuşmaya başladı.

“Beni iyi dinle Babalık!” Bu defa şaşırma sırası Rüzgar’a geçerken telefonun ucundaki adam kızın sözüyle bir kahkaha patlattı. Hüma adamın kahkahasına karşı yüzünü buruştururken onun değişen mimikleri Rüzgar’ın kıza müdehale etmeye çalışmasına sebep oldu. Fakat  Hüma’nın tırnaklarından gelen darbeyle pek başarılı olduğu söylenemezdi.

“Senin sapık oğlun beni kandırdı.” Adam daha büyük bir kahkahayla karşılık verince Hüma şaşkınca sözlerine devam etti. ” Siz iyimisiniz? Beni kandırdı diyorum! Hamile bıraktı…” Elindeki telefonun kapılması ile yarım kalan sözlerini bağırarak tamamlamaya çalıştı. “Desem ona…” Rüzgar kızın boynuna elini dolayarak ağzını sıkıca kapattı. Fakat Hüma homurdanarak konuşmaya devam ediyordu. “Ona da gülecekmisiniz acaba? Bu ne rahtalık be!”

Rüzgar kızın ağzına elini daha sıkı kapattı  ve babasına bir şey olacak  korkusu ile telefonu kulağına götürerek hızla konuştu.

“Baba! İyi misin?” Kesik,kesik gelen nefes sesi ile homurdanmaya devam eden kıza öldürücü bakışlarını yolladı ve tekrar babasına seslendi.

“Baba ses ver lütfen iyi misin?” Yaşlı adam aldığı derin nefesle oğluna cevap verdi.

“Hiç bu kadar iyi olmamıştım kıvırcık!” Babasının sesini duyunca rahatlayan Rüzgar elinde hissettiği acı ile Feryadı bastı.

“Ahhh!” Hüma adamın elinden kurtulmak için cebelleşirken ikili dengesini kaybederek yere düştü. Hüma altta Rüzgar üstte öfkeyle birbirine bakarken yaşlı adam tekrar konuştu.

“Oğlum ben sizi işinizden alı koymayım. En kısa zamanda Gelinimi bana getir.”

Rüzgar sanki babası görüyormuş gibi onu başıyla onaylarken adam uyarırcasına tekrar konuştu.

” Gelinin karnı belli olmadan bu nikah meselesinide halledelim!”

Tam ağzını açıp babasına cevap verecektiki  telefonun kapanması ile hırsla duvara fırlatması bir oldu. Ateş saçan yeşil gözlerini altındaki kıza çevirince Hüma korkuyla kıpırdandı.

“Baş belası! Yaptığını beğendin mi?” Adamın kıvırcık bukleleri biraz önce aldığı duştan dolayı nemli bir şekilde alnına dökülmüş duş jelinin kokusu Hüma’nın burnuna dolunca sersemlemesine sebep olmuştu. Tam ağzını açmştıki Rüzgar sert bir şekilde konuştu.

” Sakın ağzını açayım deme! Sen ne beceriksiz bir şeysin be?”

Adamın sert sözleri ile kendine gelen kız elleri ile onu üzerinden itmeye çalıştı.

“Doğru! Yalan söylemek bir meziyettir. Ne yazık ki o da bende yok!” Altında debelenen kızın kollarını tutarak başının üzerinde birleştirdi ve dişlerini sıkarak öfkeyle tısladı.

“Altı üstü her söylediğine tamam diyecektin, ama sen her şeyi eline yüzüne bulaştırdın!” Hüma bacaklarını savurarak Rüzgar dan kurtulmaya çalışırken adam kızın bacaklarını,kendi bacakları arasına sıkıştırdı. ” Rahat dur! Kurt mu kaynıyor içinde be kadın!?” Adamın rahatlığı karşısında bakışlarını kısan kız da öfkeyle çemkirdi.

“İçimde kaynayan kurt filan yok ama üzerimde oynaşan bir adet fil var!” Rüzgar’ın kaşları hızla çatılırken Hüma devam etti. ” Kalksana üzerimden be! Oradan bakınca yere serilmiş döşeğe mi benziyorum!?” Adam işittiği sözlerle yüzünü buruştururken Hüma daha fazla dayanamayıp Rüzgar’ın koluna dişlerini geçirdi.  Can havli ile geri çekilen Rüzgar, kolunu ovuşturarak bir küfür savurdu.

“Manyak mısın be? Ne demeye kudurmuş köpek gibi saldırıyorsun?” Hüma yattığı yerden doğrularak oturur pozisyonuna geçti ve elini beline atarak çemkirmeye devam etti.

“Ayyy! Affedin şehzadem! Halvetteydik değil mi? Kusurumu maruz görün.” Rüzgar da Hüma gibi oturarak kızın tuhaf sözlerine anlam vermeye çalıştı.

“Ne saçmalıyorsun sen? Düşerken kafanımı çarptın diyeceğim ama seni tanıdığım süreç içinde de böyle sıyrıktın.” Gözlerini devirerek yerden kalkan kız üzerini silkelerken söylendi.

“Esas sıyrık olan sensin be! Ne demeye babana duşta olduğumu söylüyorsun?  Sapık!”  Elini kıza doğru hesap sorarcasına kaldıran adam da aynı tepkiyle karşılık verdi.

“Sen ne demeye beni kandırdı diyorsun? Ben sana babamın her söylediğine tamam de  demedim mi?”  Önüne uzanan ele sert bir fiske indiren kız kalçalarına toplanan eteğini çekiştirerek konuştu.

“Ben ne yaptım tamam dedim işte. Ama sizin aile toptan sıyrık galiba baban beni gelini zannediyor? Nasıl bir oyun oynadıysan adama?” Rüzgar da ayağa kalkarak kızın karşısına dikildi ve pisikopatça sırıttı.

“Sayende,hamile bir gelini var zannediyor adam.” Hüma dağılan saçlarını toplarken omzunu silkerek umursamazca sırıttı.

“Oh olsun sana! Yaşlı adamı kandırmak nasılmış gör şimdi.”

Kızın sözleri ile olduğu yerde kalakalan adam ne düşüneceğini şaşırmıştı. Önce sadece gelin derdi varken şimdi torun derdi de açılmıştı başına. O daha gelini bulamıyordu,torunu nasıl yapacaktı. Elini öfeyle saçlarından geçirirken bakışları karşısındaki kıza kaydı. Her şey onun yüzünden gelmişti başına. Her şeyin sebebi bu Allah’ın cezası kadın dı. Hüma’nın kolundan sertçe kavrayarak kapıya doğru sürükledi.

“Baş belası!” Kız tartaklanarak kapıya konulunca adama şaşkınca baktı.

“Ne yapıyorsun be hödük!”

“Defol! Gözüm görmesin! Kovuyorum seni!” Kapıyı kızın yüzüne sertçe çarparak öfkeyle odanın içine doğru ilerledi. Sertçe açılan kapıdan tekrar Hüma’yı görmesi ile sabır çekmeye başladı.

” Senin işine ihtiyacım yok! Al işinide başına çal! Ay…”  Odayı kaplayan mesaj sesi kızın konuşmasını bölerken Rüzgar masasına doğru ilerleyerek iş için kullandığı  telefonu aldı. Ekranı açıpta gördüğü şeyle ağır bir küfür firar etti dudaklarından.

Babası, Hüma ve ikisinin biraz önce kapıda çekilen fotoğrafını yollamış altınada mesajı yapıştırmıştı. İstem dışı mesajı sesli bir şekilde okurken Hüma onun yüzünün aldığı şekille bir şeylerin yolunda gitmediğini anlamıştı.

“Gelinimi tanımak istiyorum. Yarın akşam yemeğe geliyorsunuz! Beni ekmeye çalışma sakın kıvırcık.”

“Allah kahretsin! Yaşlı kurdun elinde oyuncak oldum resmen.” Köşeye sıkışmanın öfkesi ile bakışlarını karşısındaki kıza çevirdi ve ürkütücü bir şekilde üzerine yürümeye başladı. Üzerine gelen adamla geri, geri kaçan kız ellerini kaldırarak  korkuyla fısıldadı.

“Ba…Bak sakin ol! Bir kız bulup gelininiz diye götürürsün.” Şirince sırıtırken adam sıktığı  dişlerinin arasından konuştu.

“Sen başıma bu belaları açmadan önceki planımdı o. Ama sen her şeyi mahfettin. Üstelik derdim azmış gibi bir de başıma torun meselesi çıkarttın!” Hüma’nın sırtı duvara çarparken hâlâ  üzerine gelen adamla sertçe yutkundu ve korkudan kısılan sesi ile fısıldadı.

“Ne var canım yine bulursun bi kız. Hem yaşlıları sevindirmek sevaptır. Bak hem gelini, hem torunu duyunca nasılda  mutlu olmuş adam. Sende bulu verirsin bi kız, yapı verirsin bir bebek.”

Kendisine öldürecekmiş gibi bakan adamın korkusuyla duvara iyice sindi.

” Sevaptır,sevap.” Rüzgar aradaki mesafeyide kapatarak elinin birini Hüma’nın başının yanından geçirerek duvara sertçe vurdu. Kız korkudan gözlerini kapatıp yerinde sıçrarken yüzüne çarpan nefesle tek gözünü açtı. Karşısında öfkeden yüzü kararmış bir Rüzgar ve telefonun ekranında ikisinin fotoğrafını görünce diğer gözünüde şaşkınca açtı.

“Bu sevabı birlikte işleyeceğiz o zaman müstakbel nişanlım ve doğacak çocuğumun annesi.” Rüzgar’ın ürkütücü ses tonu kızın  korkuyla yutkunmasına sebep olurken  aralarında çok az mesafe bırakan adamın gözlerine anlamsızca baktı.

“Anlamadım.”  Rüzgar elindeki telefonu kızın eline tutuşturarak alayla konuştu.

“Artık seni tanıyorlar. Başka kız Bulsam inanmazlar. Mecburen bu oyunu sürdüreceksin.” Kız telefondaki mesajı okurken gözleri korkuyla açıldı.

“Bu… Bu olamaz! Nasıl olur böyle bir şey? Bu fotoğrafta neyin nesi? Kim çekti?” Kızın paniği ve hızla sorduğu sorular karşısında sinsice sırıtan Rüzgar omuzlarını silkerek cevap verdi.

“Babamın posta güvercinlerinin marifetidir. Hastanede bile adam benimle uğraşacak birilerini bulmuş belliki.” Hüma ellerini saçlarından geçirerek telaşla konuştu.

“Saçmalık! Olmaz böyle bir şey! Hemen bir şeyler yap. Ara babanı bir şeyler söyle. Yapamam ben.” Rüzgar kaşlarını alayla kaldırarak panikten rengi atan kızı izledi.

“Ne söyleyim bayan çok bilmiş?” Dudaklarını büken kız elini kolunu sallayarak  adamın alaylı sorusuna cevap vermeye çalıştı.

“Ne bileyim ben? Yalan söylemek senin meziyetin. Ayrıldık de,beni kandırdı de,hapse girmiş de, önceki nişanlısı da terk etmiş demekki sorun onda de. ” Kendisine yüzünü buruşturarak bakan adama heyecanla baktı.

“Bak ben son söylediklerimde ciddiyim. Üstelik gerçekler bunlar. Hapisten çıkmış ve nişan atmış bir kızı kimse kolay, kolay kabul etmez. Baban araştırırsa zaten kendisi istemez,sende bende bu saçmalıktan kurtuluruz böylece.” Rüzgar’ın bakışları alayla parlarken kızın her şeyi mahfedip üzerine birde akıl vermesi ile daha çok öfkelendiğini hissetti.

“Bak,bak. Küçük Hanım yalanları nasılda sıraladı bir,bir. Bir de yalan senin meziyetin diyor.”

Bakışlarını kısarak düşünüyormuş gibi bir havaya büründü ve alaylı bir şekilde sözlerine devam etti.

“Nişanlının seni terk etmesini bu kadar rahat söylediğine göre sorun senin meziyetsiz liğindendir.”

Küçümseyici bakışları ile kızı baştan aşağı süzerek sözlerine devam etti.   “Gerçi senin şu haline bakılırsa, babamlar bile seninle aynı yatağa girip üstüne birde çocuk yaptığıma inanmaz.”

Yüzüne inen tokatla sert bakışlarını kıza çevirdi ve öfkeden farketmediği ayrıntıyı kızın dolan  gözlerinde gördü. Mavi gözler acıyla parlarken onu kırdığını anladı Rüzgar. Galiba fazla ileri gitmişti.

“Benim meziyetim, sadece eski nişanlım ve senin gibi hayvanlara kendimi kullandırmak oldu hep.Ama sayenizde anlıyorum ki  iyi niyet denilen duygu sizin gibi mahluklara verilmemiş olan bir meziyet. Ve ben sizin gibi beş para etmez insanlar yüzünden sicilime ve alnıma sürülen lekeyle yaşamak zorundayım.”

Adamı göğsünden iterek hızla kapıya doğru ilerledi ve arkasında bıraktığı adama dönerek gözyaşları içinde isyan etti.

“Ayrıca meziyetmi bilmem ama eski nişanlım olacak adam tamda sizin ima ettiğiniz  sebepten boynuzu taktı bana. Onun cinsel isteklerine karşılık vermeyip tatmin etmediğim için. Umarım küçük oyununuz da sizi tatmin edebilecek birilerini bulursunuz.”

Kapıyı açarak kendini koridora attı ve hızla oradan uzaklaşmaya başladı. Rüzgar içine dolan pişmanlıkla kalakalırken nasıl olupta bu kadar saçmaladığını düşündü. Oda çıkan kızın arkasından hızla odadan ayrıldı.

Hastane kafeteryasında terapi saatini bekleyen ikili randuvu saatinin gelmesi ile masadan kalkarak doktorun odasına doğru ilerlemeye başladılar. Kalabalıktan dolayı, farketmeden yanında yürüyen adama biraz daha sokulan kız başını kaldırarak Özgür’e baktı.Adam  Beyza’nın bakışına karşılık göz kırpınca kız bulduğu cesaretle konuşmaya başladı.

“Sen git istersen. İşinden ediyorum seni. Ben Hüma’yı bulur onunla dönerim.” Özgür kızın gergin olduğunu hissediyor ayrıca yanından geçen her erkekle nasıl kendisine sokulduğunu görüyordu. Yüzünü tepkisiz tutmaya çalışarak cevap verdi.

“Seni bırakmayacağımı söylemiştim güvercin. Bunun neresini anlamadın?” Beyza yürümeyi kesip Özgür’e gülümseyerek baktı. Bu adamı karşısına çıkaran kadere binlerce teşekkür etti. O kendisine destek oldukça Beyza’nın kalbi kanatlanıyordu sanki. Yürümeyi bırakan kızla Özgür de adımlarını durdurdu ve Beyza’ya dönüp kendisine gülümseyen gözlerine bakarak kararlı bir şekilde sözlerine devam etti. “Seansın bitene kadar bekleyeceğim ve tedavi süresincede seni yanlız bırakmayacağım.” Sözleri biten adam eliyle gidecekleri yönü işaret ederken Beyza’nın aniden sendelemesi ile Özgür hızla kollarını uzatmıştıki aynı anda başka kollarda kızı sardı.

Bedenine çarpan sertlikle olduğu yerde sendelerken, düşmemesi için dengede durmasını sağlayan kollarla gerildiğini hissetti. Gözleri korku ile açılıp gördüğü adamla bedeni titremeye başlamıştı ki Özgür’ün kükremesi kulaklarında patladı.

“Önününe baksana kardeşim!” Adam ellerinin altında gerilen bedeni fark etsede acelesi olduğu için sinirli adama cevap vermeyip kıza odaklandı.

“İyi misiniz?” Beyza’nın titremesi şiddetlenirken Özgür öfkeyle kızı adamın kollarından kurtararak kendine doğru çekti. Onun bu kaba tavrı karşısında adam gözlerini devirerek açıklamaya çalıştı.

“Bakın arkadaşımla tartıştım ve o çok üzgün bir şekilde çıktı. Bende ona yetişmek için koşuyordum tekrar özür dilerim.”

Özgür adamın tuhaf halini baştan aşağı süzdü. Yüzüne dökülen kıvırcık saçlarını farketmesi yüzünü buruşturmasına sebep olurken Beyza’nın koluna dokunması ile öfkesi tekrar canlandı.

“Arkadaşınızın gönlünü almak için benim sevgilimi ezmeniz gerekmiyordu. Altı üstü erkek tribi. İki muhabbetle on dakika sonrada hallolur. Ama senin acelen dikkatsizliğin belkide bir çocuğu ezmene neden olabilirdi.”

Özgür’ün daha önce ailesi dışında hiç bir kadınla iletişimi olmayınca karşısındaki adamın arkadaşım kelimesinden direkt aklına gelen de bir erkek olmuştu. Onun sözleri ile  Rüzgar bıkkınca nefes alırken adamın koluna yapışmış tuhaf kızın gergin hallerine kaydı bakışları. O anda kız adama biraz daha sokulunca kızı kendine doğru çeken adamın homurdanması ile kendine geldi ve fazla uzayan bu mevzuyu kestirip atmak için aceleyle konuştu.

“Kırdığım kişi nişanlım. Yani erkek değil ve ben ona şu an yetişemezsem her şey altüst olacak. Gerçekten çok özür dilerim.” Rüzgar tekrar koşmaya başlarken Özgür başını sağa sola salladı ve kolunun altına sığınan kıza çevirdi bakışlarını.

Gözleri hala kapalıydı ve ince parmakları var gücü ile  tişörtünü sıkıyordu. Elini tişörtü sıkan elin üzerine koyarak tıransa girmiş gibi görünen kızın kulağına doğru şefkatle  fısıldadı.

“Beyza! Hadi aç gözlerini bak ben yanındayım.” Kız tepkisizce dururken adam tekrar fısıldadı.
“Güvercin! Hadi aç o baharı müjdeleyen gözlerini. Ben yanındayım. Seni bırakmayacağım. Korkma.” Girdiği transtan çıkmak için çabalarken güvendiği ses sanki çok uzaklardan geliyordu. Biraz daha çabalayarak gözlerini yavaşça açtı ve  yeşil gözleri birer zümrüt tanesi gibi parlarken burnuna dolan kokuyla rahatlamaya çalıştı. Başını hafifçe geriye atan kız güvenli kollarda olduğunu kanaat getirince  ürkekçe fısıldadı.

“Özgür! Bırakma beni! Lütfen bırakma!” Kızın gözyaşları tişörtünü ıslatırken titrek sesi yüreğine dokunmuştu. Bir çırpıda bütün korkularından kurtarmak istiyordu ama çaresizlik elini kolunu bağlıyordu. Onu biraz olsun sakinleştire bilmek için elini ilk gördüğünden beri aklına düşen saçlarına götürdü. Onu korkutmamak için belli,belirsiz dokunuşlar bırakırken diğer eliylede çenesinden tutarak bakışlarını birleştirdi.

“Seni asla bırakmayacağım! Gerekirse seninle aynı kafese mahkum olurum ama yinede seni bırakmam. Sen bırakmamı istesen bile.” Yeşil gözleri yaşlarla parlarken elini ürkekçe kaldırarak Özgür’ün yüzüne götürdü. Bu küçük temas bile onu o kadar germiştiki elleri titriyordu.  Bunu farkeden Özgür gülümseyerek yüzündeki ele uzandı ve yavaşça yüzünden çekerek  dudaklarına götürdü. Avcunun içinde hissettiği  sıcaklıkla gözleri irice açılırken sanki o elinden bütün vücuduna elektirik akımı yayılmıştı. Ne diyeceğini,nasıl hareket edeceğini bilemezken ilk önce  bakışlarını kaçırdı ve utangaç bir şekilde fısıldadı.

“Doktorun yanına geçelim mi artık?” Beyza heyecandan elini Özgür’ün elinden kurtarmayı unutunca adama da  gün doğmuştu. Yüzüne yayılan büyük bir sırıtmayla kızın elinden çekiştirirken cevap verdi.

“Geçelim.”Beyza biraz önceki öpücüğün  şokunu atlatamazken elini tutan elin sıcaklığı, heyecandan adımlarının dolaşmasına neden oluyordu. Doktorun odasına geldiklerinde sekreter ikiliyi güler yüzle karşılayıp biraz sonra içeri alınacaklarını bildirerek bekleme odasına aldı.

Bahçedeki çiçeklerle uğraşan Mehir,dilinde mırıldandığı türkü elinde makası,aklındaki düşüncelerle yaptığı işe o kadar odaklanmıştıki arkasında hayranlıkla kendini izleyen adamın  farkında bile değildi.

Sinan geçmişin sisli anılarına dalarken kulaklarında yine aynı türkünün sözleri yankılandı.
~~~””~~~~~’~~~~~~~””’~~~
“Türküler,şarkılar,kulaklarımı şenlendirdin. Bu mutluluğunun sebebi ne bakalım, sebebim?”

Kız beline dolanan kolların arasında gülümseyerek döndü ve karşısındaki gencin gözlerine mutlulukla bakarak omuz silkti.

“Hiçç! Öylesine dilime dolanmış.” Sinan’ın çenesine küçük bir öpücük konduran kız pembeleşen yanakları ile utanarak sözlerine devam etti.

“Çok güzel sözleri var değil mi? İleride bebeğime ninni olarak söyleyeceğim.”

Mehir’in sözleri ile kahka atan genç adam kızın çatılan kaşlarını görünce elini saçlarına götürerek fısıldadı.

“Canım. Daha biz kendimize bakamıyoruz,bu sözlerin doğmamış çocuğa don biçmek gibi oldu biraz.”

Elinin tersi ile saçlarındaki eli itekleyen kız hayal kırıklığı ve içine yerleşen korkuyla tekrar önüne döndü ve incelediği dergiyi hızla kapatarak söylendi.

“Sen ne anlarsın. Zaten sana anlatanda kabahat.”

Hızla kapanan derginin üzerindeki bebek resmine gözü kayan adam kızın içinde bulunduğu duygusallığa gülerek cevap verdi.

“Sebebim. Alınıyorum ama daha yaşın on yedi,ben okuyorum. Bir mesleğim bile yok. Hem bu dediklerini ailelerimiz duyarsa gerisini düşünemiyorum.”

Omuzlarını silkip hâlâ  surat asan kıza,gülümseyerek ensesine küçük bir öpücük kondurdu ve tekrar konuştu.

“Her şeyin zamanı var elbet o günlerde gelecek. Ama şu an hiç sırası değil.”

Dudaklarını sarkıtan kız başını çevirerek kırgın bakışları ile sevdiği gence baktı.

“Birlikte olurken hiç yaşımı ve ailelerimizi sorun etmiyordun ama Sinan?”

Kızın yüzüne dökülen saç tutamını  kulağının arkasına sıkıştırarak gözlerine öpücükler bıraktı.

“Mehir. Oldu bir kere işte güzelim ne yapalım yani? Hem nikahlı karımsın ne var bunda?”

Kızın gözleri dolarken Sinan kendi,kendine saydırmaya başlamıştı bile.

“Bir kere oldu diye her gün aynı şeyi yapmak zorunda mıyız? Üstelik karınsam bu birlikte okmamızın ailelerimize nasıl bir sorun  çıkaracağını düşünüyorsun?”

Gözlerinden yaşlar süzülen kız başını sallayarak sözlerine devam etti.

” Ama ben anladım sen benden bebek istemiyorsun.Hatta artık benide istemiyorsun.”

Gözyaşlarına boğulan kızı nasıl teselli edeceğini şaşmıştı adam. Ne söylese tersine çekiyordu. Aklına gelen fikirle oda türkünün geri kalan sözlerini mırıldanarak karısının gözyaşlarını sildi.

“Tamam ağlama artık. Bir gün bebeğimiz olduğunda bu türküyü veya ninniyi, her neyse birlikte söyleriz oldumu? Yeterki sen ağlama. Ben her şeye razıyım.”

Kız sevdiği gencin boynuna hızla sarılırken Sinan’ın yüzünde büyük bir gülümseme peydah olmuştu.
~~~~~~~~”””~~~~~~~~~~~~

Daldığı anılardan sıyrılan adam dikkatini tekrar sevdiği kadına verdi.

“Ak taşı kaldırsalar, leylide yar loyluda yar loy,loy,loy. Yılanı öldürseler,Helalim nennide kınalım, nennide belalım nenni. Küçükten yar seveni,leylide yar loyluda yar loy,loy,loy. Cennete gönderseler Helalim nennide kınalım,nennide belalım nenni.”

Gözünde canlanan anılarla elindeki makası kenara bırakarak çamurlu elleri ile göz yaşlarını sildi. Tekrar makası eline alarak güllerin kuruyan dallarını budamaya devam etti. Taki arkasından gelen sese kadar.

“Yarimi de  bana verseler, leylide yar, loylu da yar loy,loy,loy.Cihana bildirseler. Helalim nennide kınalım,nennide belalım nenni.”

Hızla arkasından gelen sesin sahibine dönen kız karşısında kendisine, elleri pantolonunun cebinde yüzünde buruk bir gülümsemeyle bakan adamı görünce, titreyen elleri ile elindeki makası var gücüyle sıktı. Kızın çekik gözlerine pişmanlıkla bakan Sinan  sözlerine devam etti.

“Gitsem yarin yanına,leylide yar loylu da yar loy,loy,loy. Koynun da  öldürseler,Helalim nennide kınalım, nennide belalım nenni.”

Bir iki adımda Mehir’e yaklaşan adam gözlerinin içine tüm pişmanlığı ile bakarak acı çekercesine fısıldadı.

“Affet beni sebebim!”

Mehir elindeki makası öyle bir sıkıyorduki parmak boğulumları beyazlamıştı. Boğazına tıkanan yumrudan kurtulmak için bir kaç defa yutkundu ve boğuk bir sesle fısıldadı.

” Git burdan Sinan!”

Başını olumsuz anlamda sallayan adam dolan gözleri ile biraz saha yaklaştı Mehir’e. Fakat kız daha sert bir şekilde sözlerini tekrarladı.

“Sana git dedim Sinan.” Elini saçlarından geçirerek öfkeyle sözlerine devam etti. ” Sen bana acı veriyorsun! Geçmişte de bu gün de hep aynı şeyi verdin bana sadece acı!”
Sinan dudaklarını ısırarak pişmanlıkla başını salladı.

“Niye anlamıyorsun? Bende gençtim! Cahildim! Böyle olacağını, bize bunları yaşatacaklarını bilsem seni o gün bırakırmıydım onların ellerine?”

Gözyaşları yanaklarından süzülürken bir sinir krizinin eşiğinde gibi hissediyordu kız kendini. Yaşadıkları film şeridi gibi gözlerinin önünden geçerken kendisine biraz daha sokulan adama doğru elindeki makası savurdu.

“Sus!” Sinan kolunu tutarak acıyla yüzünü buruştururken Mehir onun halinin farkında bile değildi. Elindeki makası bir kenara fırlatarak ellerini kulaklarına kapadı ve dizlerinin üzerine yere çökerek acıyla haykırdı.

“Sana sus dedim sus! Gençtin,cahildin evet ama bunların yanı sıra korkağın tekiydin sen Sinan!”

Ellerini kulaklarından çekti ve yumruk yaptığı ellerini yere vurarak acı isyanına devam etti.

” O zaman gençtin,cahildin madem hapisaneye geldiğinde neydin Sinan!? Beni sana ihanet etmekle suçlarken,aşağılarken neydin!?” Hayal kırıklığı ile baktı sevdiği adamın gözlerine ve dişlerini sıkarak fısıldadı. ” Söylesene sen hiç büyümedin mi? Hep o genç,cahil,korkak genç olarak mı kaldın!?”

Sinan kanayan kolunu umursamadan sevdiği kadının yanına çökerek elini gözyaşları ile ıslanan yüzüne doğru uzattı.

“Dokunma bana! Sakın dokunma!” Havada asılı kalan eli yumruk halini alırken oda acıyla fısıldadı.

“Evet korkağım. Seni benden aldıkları günde,hapisaneye geldiğim o günde korkuyordum. Sana,benim sevdiğim kadına başka ellerin dokunmuş olma ihtimalinden korkuyordum Mehir!”

Sinan’ın sözleri ile suratına tokadı geçiren kız ateş saçan bakışları ile bağırdı.

“Ben o kadar ucuz bir kadınmıyım? Sana verdiğim söze sadık kala bilmek için kendi canımı bırak kardeşim dediğim adamın canını bile tehlikeye attım ben! Ama değmezmişsin Sinan! Hiç birine değmezmişsin!”

Sevdiği kadın gözlerinin önünde acı çekercesine çırpınırken ani bir hamleyle onu kolları arasına aldı ve özlediği kokusunu içine çekerek saçlarına küçük öpücükler bıraktı.

“Hani sordun ya hiç büyümedin mi diye? Büyüdüm Mehir.  Seni benden kopararak aldıkları o gün büyüdüm ben. Beni arayıp…” Sözleri boğazında düğümlenirken ızdırabı olan şey dudaklarından çıkmamıştı. Dili dönmemişti söylemeye.  Kollarında çırpınan kızı göğsüne bastırarak sözlerine devam etti. ” Beni arayıp yalvardığın o gün büyüdüm. Ben büyüdüm de sen benim dünyamı içine  sığamayacağım kadar küçülttün.” Sinan’ın göğsüne küçük yumruklarını indiren kız boğuk bir şekilde fısıldadı.

“Sana yalvardığım o gün sen bana içine sığabileceğim bir dünya bile bırakmadın!”

Çırpınmaktan bitap düşmüş  güçsüzleşen kolları ile Sinan’ın kalbinin üzerine cılız bir yumruk indirdi ve son gücüyle haykırdı.

” Sen bebeğimi benden almalarına, içimi kazıyarak benden koparmalarına izin verdin.”

Kollarına yığılan kadınla içini bir panik kaplayan adam Mehir’i kendinden hafifçe uzaklaştırarak yüzünü avuçları arasına aldı ve korkuyla sarstı.

“Mehir! Mehir kendine gel!”

“Sinan!” Endişeli adam başını hızla arkasına çevirince kendisine şaşkın bakışlarla bakan üç kadını gördü. Kadınların bakışları Mehir’e dönerken Sinan korkuyla bağırdı.

“Yardım edin Rana Teyze! Mehir iyi değil Doktor çağırın!” Tartışmanın sonuna denk gelen üç kadın, Mehir ve Sinan’ın geçmişte yaşadıklarını duymanın şokunu yaşarken bir de kızın bayılması ile donup kalmışlardı. Onların tepkisizliği ile Mehir’i kucağına alarak eve   doğru koşar adımlarla ilerledi. Dilşah giden adamın arkasından ilerlerken Şükran Hanım kendine gelerek telaşla söylendi.

“Oğlum panik yapma. Yaşadığı stresten,üzüntüden olmuştur.” Çalmaya başlayan telefonu ile  Rana Hanım’ın kolundan çekiştirerek söylendi.

“Ay Rana ne bakıyorsun öyle hortlak görmüş gibi. Koş ayol bu deli, kız bayıldı diye bütün Ankara’yı başımıza toplayacak.” Rana Hanım belli, belirsiz başını sallayarak yaşına nazaran hızla Sinan’ın arkasından koşarken Şükran Hanım telefonu kulağına götürerek cevapladı.

“Oğlum!”

“Anne iki gün sonraya biletini aldım.” Kucağındaki oğlunun başını öperek sözlerine devam etti. ” Hem sen nerde kaldın?  Beni eve gönderip Ayaz…”

“Araz bırak şimdi bileti,mileti. Ben Rana Teyzen lerdeyim. Çok tuhaf şeyler oldu oğlum. Sinan…” Telefonun aniden kesilmesi ile yüzünü buruşturarak ekranına baktı ve şarjının bittiğini görünce telefonu tekrar çantasına koyarak diğerlerinin yanına doğru ilerledi.

Telefonun aniden kesilmesi ile içine  skıntılı bir nefes çeken adam oğlunun başına şapkasını geçirirken homurdanmaya başladı.

“Ya bi gün de olaysız geçsin be! Yine ne oldu kimbilir? Hadi babacım hadi,gidip bakalım şu altın kızların derdi neymiş?”  Sabah koltuğa bıraktığı Ayaz’ın çantasını geri omzuna takan  adam koridora doğru  ilerleyerek açtığı kapıdan çıktı ve aracına yöneldi.

Son anda taksiye binen kızın gönlünü almak için takip etmeye başladı adam. Son günlerde yaşadığı stres ve babasının baskısı ile suçsuz birinin kalbini kırmıştı. Elini direksiyona sertçe geçiren Rüzgar kendi,kendine mırıldandı.

“Sen ne zamandan beri bu kadar duygusuz öküz bir adam oldun lan!? Allah senin cezanı versin kızı ne hale getirdin iki dakikada? Araz bir duysa ağzına sıçar senin.” Önündeki taksi park edince oda park ederek etrafına baktı merakla. Bu ıssız,sessiz yerde ne işi vardı bu kızın? Taksiden inerek tepeye doğru ilerleyen kızın arkasından bir süre sadece izledi. Taksici geldikleri yöne doğru tekrar ilerlerken Rüzgar’ın da kaşları çatılmaya başlamıştı. Bu dağ başından  geldiği taksiyide göndererek neyle dönmeyi düşünüyordu acaba? Şüpheyle aracından inerek bankta oturan kıza doğru yaklaştı. Kızın omuzlarının sarsıldığını görünce içinden kendine küfrederek tekrar aracına doğru yöneldi ve torpidodan aldığı bir kutu mendille Hüma’ya doğru ilerledi. Tam yanına oturacağı sırada mırıldanmasını duyunca sessizce dinlemeye başladı.

“Yamyam kılıklı herif! Sen istedin diye sanki kucağına atlamaya mecburum.”

Burnunu sertçe çeken kız dudaklarından kaçan hıçkırığı umursamayarak konuşmasına devam etti.

” Ah o işe ihtiyacım olmayacaktı, ben o zaman o lafları sana nasıl yediriyordum bak! Sana insanlık edip fikir verdim,kendimi gururumu heba ettim be!”

Elini boşluğa doğru savururken Rüzgar onun haline gülmemek için kendini zor tutuyordu. Bildiğin deliydi bu kız.

” Sanane benim meziyetimden ha sanane?”

Rüzgar peçete kutusunu kolunun altına alarak ellerini cebine koydu ve bu ilginç kızı dinlemeye devam etti. İç çekişleri arasında kesik, kesik nefes alan Hüma, sözlerinin devamını getirmeyide ihmal etmiyordu.

” Ama haklı adam. Aklını kullanabilecek kadar bile meziyetin yok. Nişanlın ve dostun en büyük kazığı attı sana. Onlar yüzünden üç yıl hapis yattın. Alnında yazıyodur tabi bu enayi diye. Adam da sana nişanlım olacaksın diye yüklendi işte.”

İşaret parmağını boşluğa doğru sallayıp dişlerinin arasından hırsla tısladı.

” Erkek değil mi hepsinin derdi aynı. Hepsi seni yatağa atana kadar peşinde. O yatağı istemedikçe ya boynuzu yiyorsun,ya böyle hayvanlar yüzünden kıçına tekmeyi yiyorsun.”

Rüzgar’ın yüzü kızın son söyledikleri ile buruşurken iç sesi kendisini tebrik etmeye başlamıştı bile.

“Aferin Rüzgar. Kutsal bakireyi tek gecelik ilişkiler kadını moduna, erkekler olarak elbirliği ile  soktunuz ya daha ne deyim ben sana.”

İç sesinin düşünceleri ile kaşları hızla çatılırken Hüma tekrar konuşmaya başladı.

“Ama topunuz gelse yıldıramayacak sınız beni. Size de o zina yuvası yataklarınıza da boyun eğmeyeceğim!”

Rüzgar işittiği sözlerle biraz rahatlarken kız akan gözyaşlarını koluna silerek homurdandı.

“Tamam belki Rüzgar denecek öküzün niyeti o yönde değildi  ama o nun sözleride yenilir yutulur cinsten değildi. Pislik, düzenbaz,hayvan.”

Yan tarafından uzatılan mendille aniden yerinde sıçrayan kız mavi gözlerini korkuyla açtırdı. Yüzüne takınmaya çalıştığı şirin gülümseme ile elindeki mendili sallayan adam muzipçe konuştu.

“Yalancı,sapık bunlar bu gün bana taktığın diğer lakaplar.”

Gözleri ile elinde tuttuğu mendili işaret etti. Hüma’nın gözlerindeki korku yerini şaşkınlığa bırakırken bakışlarını etrafında gezdirerek söylendi.

“Se…Senin ne işin var burada?” Burnunu sertçe çeken kıza gülümseyerek baktı adam. Elindeki mendili katlayarak Hüma’nın şaşkın bakışları altında burnunu sildi ve kızın şaşkın halini umursamadan  göz kırparak konuştu.

“Böyle daha iyi.” Hüma bir yanındaki adama,bir elindeki mendile bakarken bir saat  önce tartıştığı adamın yanındaki adam olup olmadığını düşünüyordu.  Küçük bir öksürükle kızın dikkatini üzerine çekmeye çalışan Rüzgar  sözlerine devam etti.

” Bak tanışmamız biraz kötü başlamış olabilir,hatta ben yalancı, öküz,hayvan hepsi olabilirim ama şunu unutmaki ne sapığım ne de önüme gelen kızı yatağıma atan bir şerefsizim.”

Hüma gözyaşlarını sertçe  koluna silerken Rüzgar onun bu çocuksu haline gülümseyerek kutudan çektiği  peçeteyi uzattı. Omzunu  silken kızın gözlerine uzanarak yüzünü ıslatan yaşları kuruladı ve onun ellerini ittirmeye çalışan çırpınışlarını umursamayarak bir yandanda sözlerine devam etti.

” Ben gerçekten özür dilerim. İnan ben düşündüğün gibi birisi değilim. Sadece bu aralar biraz fazla gerginim ve sanırım sana patladım. Yani piyango sana vurdu.”

Hüma, Yanındaki adamdan böyle bir şey beklemediği için şaşırsada omzunu silkerek cevap verdi.

“Belkide haklıydın. Başıma gelenlere bakılırsa her….”

“Bence sen değil,o dingil nişanlın pişman olmalı. Çünkü senin gibi bir kıza bunları yaşattığı için ya akılından sorunu var yada sena tercih ettiği kadın zengin.”

Hüma yanındaki adamın yüzüne alaycı bir gülüşle bakarak omuzlarını silkti.

“Belkide benden daha güzel olduğu için tercih etmiştir,belki de gerçekten onu sevmiştir,belki…”

“Belki de sen çok düşünüyor ve kendini küçümsüyor sundur?”

Sözlerini kesen adama boş bakışlarla baktı kız. Onun bu haline tek kaşını kaldıran adam parmaklarını şıklatarak aradığı şeyi bulmuşcasına konuştu.

“Bingo!” Kızın çatılan kaşlarını görünce gülümseyerek sözlerine devam etti.

” Doğru tahmin ettim çok düşünüyorsun. Ama yanlış yapıyorsun. Çünkü erkekler sizin düşündüğünüz kadar ne akıllıdır,nede duygularınızı anlayabilecek kapasitededir.”

Dudaklarını bükerek ilginç bir şey dinliyormuşcasına yanındaki adama verdi dikkatini. Kim derdi bir saat önce öldüre bilecek dereceye geldiği bir adamla şimdi oturup dertleşeceğini. Yüzündeki gülümseme ile bakışlarını manzaraya çeviren adam bir şeyler anlatsada kızın bakışları Rüzgar’ın gamzelerinde takılı kalmıştı. Kendisine dönen adamın sürekli kıpırdayan dudakları ile anlattıklarına odaklanmaya çalıştı.

“Yani bazı erkekler çoğu zaman duyguyla değil,mantıkla hareket eder. Ama erkeklerin mantığının nerede olduğunu da siz kadınlar çok iyi bilirsiniz.”

Hüma uçuşan saçlarını kulaklarının arkasına sıkıştırırken,ağlamaktan  kızaran mavi gözlerini kısarak adama baktı.

“Sen bu bazı erkek grubundan hangisi oluyorsun?” Omuzlarını silken adamın yüzünde gezdirdi bakışlarını kız. Kıvırcık saçları esen rüzgarla dağılırken, yeşil gözlerindeki çocuksu pırıltılar ona hayatı kaale almayan bir serseri havası veriyordu. Bakışları kesiştiğinde Hüma hızla başını çevirirken Rüzgar onun sorduğu soruya cevap verdi.

“Bende bilmiyorum hangisiyim. Annemi rahim kanserinden kaybedince duygusal tarafımı dinleyip kadın doğum doktorluğunu seçtim. Ha deki pişman mısın? Hayır çünkü mesleğimi seviyorum. Ama duygusal yönde yaptığım bazı tercihler her zaman mesleğim gibi doğru yola çıkartmadı beni!”

Bakışlarını kızın yüzünden çekerek önündeki manzaraya çevirdi ve yıllardır içinde biriktirdiklerinin bir kısmını da olsa  anlatmaya başladı.

” Bu hayatta babamı da kaybetmemek için mantığımı kullanayım dedim.” Gözlerini yanındaki  kıza çevirerek güldü ve ellerini iki yana açarak sözlerine devam etti. ” Sonuç; seninle oynadığımız bir oyun ve başarısızlık.”

Kız yüzünü buruşturarak adama baktı ve başını olumsuz anlamda salladı.

“Bu  yaptığın şeye oyun diyemezsin! Düpedüz yalandı. Senin yaptığın, yaşlı bir insanı kandırıp ona sahte bir mutluluk vaad etmekti.”

Hüma’nın sözleri ile  Rüzgar omuzlarını silkerek sıkıntıyla başını kaşıdı.

“Evet. Sana göre öyle olabilir ama ben bir seçim yapmak zorundaydım.” Hüma kaşlarını çatarak dişlerinin arasından öfkeyle tısladı.

“Yaşlı bir adamı kandırıp,beni oyununa dahil etmek mi senin mantık görüşün?” Bakışları kısılırken şüpheyle sözlerine devam etti. ” Sen neden beni takip ettin? Neden bunları anlatıyorsun? Sana bu yalana ortak olmayacağımı söyledim?” Rüzgar yeşil gözlerini devirerek bıkkınca cevap verdi kıza.

“Sana nişanlı rolü yapalım dediğimde,sen bu oyunu istemeyip kurtulmak için nasıl çaresiz bir şekilde geçmişini öne sürdüysen bende o yüzden anlattım Hüma!” Yerinde huzursuzca kıpırdanan kız sinirle etrafını süzdü.

“Aynı şey değil!”

“Evet değil! Ama çaresizlik her şeyi yaptırıyor insana.”  Hüma konuşmak için ağzını açmıştıki Rüzgar elini kaldırarak onu susturdu.

“Bak ben seni ikna etmek için gelmedim peşinden. Seni kırdığım için özür dilemek istedim sadece.” Hüma’nın kaşları havalanırken adam sözlerine devam etti. ” Son günlerin sıkıntısı ve stresiyle sana patladım. Çaresizim. Babam kalp hastası ve acil kalp nakli olması gerekiyor.” Duydukları ile içinde bir yerler sızlamıştı Hüma’nın. Rüzgar derin bir nefes aldı.  ” Benden evlenmemi istiyor. Aksi takdirde kalp naklini kabul etmiyor. Ayrıca eğer evlenmezsem son günlerinide huzur evinde geçireceğini söylüyor.” Kendisine boş bakışlarla bakan kızın mavi gözlerine bakarak fısıldadı. ” Sen olsan böyle bir çaresizlikte yaşlı bir adamı kandırmak diye duygusal bir yönden mi bakarsın olaya yoksa hayattaki tek varlığın olan insanı kurtarmak için mantığını seçer böyle bir oyun mu oynarsın?”  Babasını kaybettiği gün geldi aklına. Onun tutunduğu bir ailesi vardı. Yaralarını saran bir annesi ve onun mutluluğu için kendi hayatından vazgeçen bir abisi. Rüzgar’ın yaşadıkları zor olmalıydı. Dediği gibi çaresizlikle bağlanmıştı adamın tüm yolları. Kızın uzayan sessizliği ile tekrar konuştu adam.

“Beni yanlış anlamanı istemiyorum. Senden bu oyuna dahil olmanıda istemiyorum. Dediğim gibi sadece özür dilemek istedim. Çünkü ben bir saat önce karşılaştığın o kaba,öküz yada senin düşündüğün diğer sıfatlardaki gibi bir insan değilim.” Hüma’nın yüzünde hafiften bir tebessüm oluştu. Oturduğu yerden kalkarak adamın karşına dikildi ve gülümseyerek söylendi.

“Bende o kadar şirret değilim aslında ama damarıma basılınca içimden bir mahalle kızı çıkı veriyor işte.” Rüzgar gülümseyerek başını sallarken Hüma’nın bakışları adımın gülünce   yüzünde oluşan çukurlarda takılı kaldı. Rüzgar’ında ayaklanması ile kendini toparlayarak tekrar konuştu.

“Ben gideyim artık.” Kız arkasını dönerek yola doğru ilerlerken Rüzgar seslendi.

“Nasıl  gideceksin?” Tekrar adama dönen kız yolu işaret ederek omuz silkti.

“Belki ilerde taksi bulurum.” Kıza doğru yaklaşan adam kaşlarını kaldırarak homurdandı.

“Olmaz öyle şey.  Gel ben bırakırım seni evine.” Hüma ne kadar red etsede Rüzgar izin vermemişti.

“Zaten bu gün olanlardan sonra Araz beni kum torbası niyetine kullanacak. Bırakta dosyama biraz  hafifletici sebepler eklensin.”  Rüzgar’ın sözleri ile gülen kız arabaya doğru ilerlerken  alaylı bir ses tonuyla konuştu.

“Korkma seni ispiyonlamam.” Teşekkür ederim dercesine hafifçe  başını eğen adam kızın kapısını açarak binmesini bekledi.

Araz aracından inip oğlunu bebek koltuğundan alırken aracının önüne duran arabaya çevirdi bakışlarını. Oğlunu kucağına alarak araçtan inen arkadaşına çattığı kaşları ile homurdandı.

“Hayırdır Rüzgar.” Bakışları Hüma’yı bulurken sözlerine devam etti. ” Evlere servisemi başladın koçum?” Arkadaşıyla tokalaşan Rüzgar kulağına doğru fısıldadı.

“Sonra anlatırım kardeşim.” Araz tam ne oluyor diye soracakken annesinin kapıdan telaşla seslenmesi ile üçü de  o yöne döndü.

“Ay Rüzgar Allah gönderdi seni oğlum!” Araz ve diğerleri kadının panik halini şaşkınca izlerken Şükran Hanım ellerini bir, birine vurarak üzüntüyle sözlerine devam etti. ” Mehir bayıldı! Bir türlü ayılmıyor bi bakıver evladım.” Rüzgar ne olduğunu anlamadan şaşkınca  başını sallarken Hüma telaşla içeriye koşmuştu bile.  Araz ve Rüzgar’da içeriye doğru ilerledi. Araz oğlunu annesinin kollarına vererek merakla sordu.

“Anne ne oldu? Sabah gayet iyiydi?” Torununu kucağına alan kadın fısıldayarak konuşurken Rüzgar içeriye girdi.

“Ay Araz neler oldu,neler? Sinan burada. Geç içeri sonra anlatırım.” Ayaz’la birlikte Şükran Hanım da içeri geçerken adam ayakkabılarını çıkararak içeri girdi. Salona doğru yönelen  adam koltukta oturan Sinan’ı görünce ona doğru ilerliyorduki önünde diz çökmüş uzun saçlı kızı görünce bir iki saniyeliğine yerinde kalakaldı.
Dilşah elindeki pamukla Sinan’ın kolundaki yaraya pansuman yapıyor kızın dokunuşları ile yüzünü buruşturan adamın gözleri içeri odaya kayıyordu sürekli. Araz kaşlarını çatarak ikiliye doğru yaklaştı ve uzun boyunun verdiği heybetle başlarına dikilerek homurdandı.

“Ne oldu sana?” Sinan arkadaşının sözlerini duyacak durumda değildi. O  an duymak istediği tek şey Mehir’in iyi olduğuydu. Başında dikilen adama ıslak bakışlarını çeviren kız Sinan’ın vermediği cevabı verdi.

“Mehir’le tartışırken küçük bir kaza oldu.”

Dilşah’ın yine ağladığını gören adam bıkkınlıkla gözlerini devirerek homurdandı.

“Sen ağlamak için bahanemi arıyorsun? Tartıştıysa ikisi tartışmış sana ne oluyor kızım?”

Dilşah artık emindi ki yıllar sevdiği adamı duygusuz bir insana çevirmişti. Araz’a cevap vermeden Sinan’ın yarasını sarmaya başladı. Kızın kendisini umursamadan işine devam etmesi Araz’ı dahada öfkelendirirken yere çökerek Dilşah’ın elinden sargı bezini aldı. ” Adamı kangrenmi edeceksin? Ne demeye sıkıyorsun o kadar?” Peçeden kızın  yüzünü tam göremesede kaşlarının çatılması ve kahverengi gözlerin ateş gibi parlaması ile öfkelendiğini anlamıştı. İsterse öfkelenebilirdi. Keyfi bilirdi. Ne demeye her şeyi bilirim havasında öne çıkıp pansuman ayağına adamın koluna dokunuyordu. Evde Rana Teyze’si ve Annesi varken ona mı kalmıştı pansuman yapmak? Zaten küçük bir yaraydı. Pansuman yapılmasada ölmezdi bu Piç değil mi?  Sinan’ın inlemesi ile düşüncelerinden sıyrılan Araz arkadaşının sözleriyle bakışlarını ona çevirdi.

“Ne yapıyorsun Araz! Mumyalayacak mısın beni? Niye sıkıyorsun bu kadar lan?” Dilşah,Sinan’ın sözleri ile kıkırdamış fakat  kendisine dönen ters bakışlar ile anında susmak zorunda kalmıştı. Araz bakışlarını tekrar Sinan’a çevirerek   elindeki sargı bezini arkadaşının üzerine fırlatarak sertçe homurdandı.

“Sana da iylik yaramıyor şerefsiz! Başlarım senin yaranada sargınada.” Sinan arkadaşını şaşkınca izlerken Rüzgar’ın odadan çıkması ve Özgür’le, Beyza’nın salona  girmesi ile herkes bir,birine baktı.

Beyza gördüğü kişi karşında Özgür’e sokulurken Özgür,Rüzgar’a bakarak konuştu.

“Senin ne işin var lan burada?” Rüzgar hastanede gördüğü ikiliye şaşkınca bakarak cevap vereceği sırada Sinan araya girdi.

“Mehir iyimi?”

Rüzgar, Sinan’a doğru cevap vermek için  dönünce Özgür kaşlarını çatarak tekrar sertçe konuştu.

“Sana ne işin var burada dedim?”  Rüzgar bu defa gözlerini bıkkınlıkla devirdi ve  bakışlarını Özgür’e çevirince Sinan endişeyle tekrar atıldı.

“Mehir’in durumu nasıl cevap versene be adam!?”

Rüzgar’ın bakışları tekrar Sinan’a dönerken içerdekilerin de bir Özgür’e bir Sinan’a bakmaktan başı dönmüştü. Araz üçlü arasındaki tuhaf duruma son vermek adına sertçe bağırdı.

“Yeter! Adama fırsat vermiyorsunuzki cevap versin!” Rüzgar başını onsylar biçimde  hızla sallarken,Özgür,Beyza’nın durumu ile yüzünü sıkıntıyla ovdu. Sinan ise sabırsız bir şekilde yerinde kıpırdandı. Araz bakışlarını tekrar Rüzgar’a çevirerek sordu. ” Senin Özgür’le alakan ne?” Rüzgar bıkkınca bir nefes alarak Araz’a cevap verdi.

“Benim arkadaşla bir alakam yok! Bu gün aceleyle hastaneden çıkarken eliyle korkudan köşeye sinmiş Beyza’yı işaret ederek sözlerine devam etti. “Arkadaşın sevgilisine çarp…”

Evden yükselen şaşkınlık nidaları ile  hepsi Özgür ve Beyza’ya şaşkın bir şekilde bakarken açık kapıdan gelen sesle bu defa bakışlar o yöne döndü.

“Rüzgar! Nerede benim gelinim bakalım?”

İlk şoku atlatamayan evdekiler yaşlı adamın Hüma’yı görmesi ile aydınlanan yüzüne şüphe ile bakarken,adamın onların bakışlarına aldırmadan Hüma’ya doğru ilerleyip sarılması ile ikinci bir şok dalgasına kapılmışlardı.Sinan hızla Rüzgar’ın yanına yaklaşıp,yakasına yapışarak  gök gürültüsünü anımsatan bir ses tonuyla tekrar   bağırdı.

“Mehir’in neyi var söylesene be!?

OY VE YORUMLARINIZI BEKLİYORUM.  ARKADAŞLAR SİZ İYİ YADA KÖTÜ YORUM YAPINKİ BENDE YENİ BÖLÜM İÇİN GAZA GELMEYİM DEĞİLMİ AMA (: HER NEYSE  SİDELYA- BİR SEVDA MASALI VE İKİ DİLDE AŞKA GÖZ ATMAYI UNUTMAYIN.

İnstagram ‘dan  YİTENUMUTLAR hesabından takip edebilirsiniz.

Yitenumutlar

Bölüm Şarkısı : Volkan Konak – Keklik gibi kanadımı süzmedim

Yakasındaki elleri sertçe ittiren genç adam, ellerini öfkeyle saçlarına geçirerek çekiştirdi.

“Yeter!”
Nasıl bir evdi burası? Resmen tımarhaneye düşmüştü. Bu insanların hepsi de bir,birinden  kaçıktı!

Öfkeyle bağırması ile etrafındaki gürültü anında kesilirken bakışlarını karşısında panikten etrafına saldıran adama çevirdi ve ellerini dur işareti yaparcasına kaldırarak sözlerine devam etti.

” Sakin olun! İçerdeki bayan her neyiniz oluyorsa,önemli bir şeyi yok gibi! Biraz tansiyonu düşmüş sadece!”

Sinan rahat bir nefes alırken Rüzgar’da sıkıntıyla  nefesini bırakıyorduki Özgür’ün sesi ile arkasına döndü ve esas olayı unuttuğunu farkedince bu defa  ellerini sinirle yüzünde gezdirdi.

“Sana diyorum babalık! Ne gelininden bahsediyorsun? Hem sen kimsin be adam!?”  Üç kişi  dışında herkes tıpkı Özgür gibi bu soruların cevabını beklerken Rana Hanım yaşadığı strese  daha fazla dayanamayacağını anlayarak bedenini arkasında bulunan koltuğa bıraktı. Yaşlı adam karşısındaki gencin ateş saçan bakışlarını, yılların tecrübesi ile süzdü ve kim olduğunu anlamaya çalıştı bir müddet. Elini kaldıraran yaşlı adam, Rüzgar’ı işaret etti.

“Ben bu haytanın babasıyım.” Bu defa yanındaki şaşkın kızın omuzlarına kolunu doladı ve mutluluktan parlayan gözleri ile sözlerine devam etti.

” Bu güzel kız da,benim oğlanın nişanlısı.”

Adamın hareketleri ile şaşkın bakışlar bir Rüzgar’a bir Hüma’ya dönerken Faruk Bey tekrar konuştu. “Dolayısıyla da Hüma  benim gelinim oluyor.” Bakışları Özgür’ün, Hüma’ya dönen öfkeli gözlerine kayınca kaşlarını çatarak içine yerleşen kuşku ile sordu. ” Peki sen kim oluyorsun delikanlı!?”  Özgür’ün elleri  adamın rahatlığı karşısında öfkeyle birer yumruk halini alırken dişlerini sıkarak, ateş saçan bakışlarını kardeşinden çekmeden  yaşlı adama cevap verdi.

“Abisiyim!” Yaşlı adamın şüpheli bakışları rahatladığını belirtircesine aydınlanırken,odadaki herkes merakla neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. Rüzgar olaya müdahale etmesi gerektiğini anlayarak hızla babasına yaklaştı ve hesap sorarcasına konuştu.

“Baba senin ne işin var bura da?”

Adam da tıpkı oğlu gibi tısladı.

” Sana güvenmiyorum kıvırcık! Gelinimi getir dedikçe sen bu güne kadar hep beni oyaladın! Bende sizi takip ettirdim!”

Evdekiler baba ve oğulun tuhaf diyaloğunu dinlerken bakışları pinpon topu izler gibi ikili arasında gidip geliyordu. Hüma ise böyle bir durumu ailesine nasıl açıklayacağını düşünüyordu. Zira abisinin,üzerindeki bakışları şu an etrafı aleve verecek cinstendi. Nasıl bir açıklama yapacağını bilemediği ve onları böyle zor bir durumun ortasında bıraktığı için bakışlarını kaçırarak başını yere eğdi. Sinan fırsattan istifade Mehir’in yattığı odaya girerken Rüzgar babasına iyice sokularak öfkeyle konuştu.

“Neden beni hiç dinle miyorsun?”

Yaşlı adamın koluna girerek kulağına doğru yanaştı ve öfkeyle mırıldandı. ” Sana gelinini getireceğimi söylemiştim! Hüma’yı ne kadar zor bir durumda bıraktığının farkında mısın?”

Yaşlı adamın bakışları Hüma’yı bulunca onun başının yerde olması ile yaptığı yanlışı anladı ve karşısındaki adama bakışlarını çevirerek durumu açıklamaya çalıştı.

“Bak delikanlı. Hüma kızıma kızmayın. Bütün suç benim bu düşüncesiz oğlumda.” Özgür kardeşinin üzerindeki bakışlarını konuşan adama çevirdi ve içinde büyüyen öfkeyi bastırmaya çalışarak onu dinlemeye başladı. ” Ben gelinimi görmek, tanımak istedikçe hep erteledi bu kıvırcık!” Rüzgar babasının sözleri ile yüzünü buruştururken bir taraftanda Hüma’ya minnet duymaya başlamıştı. Ailesinin önünde zor durumda kaldığı halde, gerçekleri söyleyip kurtulmak varken o sadece susmayı tercih etmişti. İçinde onun bu oyuna evet diyeceğine dair ümitler yeşerirken Özgür’ün kendisini süzen bakışları ile hemen toparlandı. Her şey hallolsa bile bu adamdan çekeceği vardı. En iyisi her şeyi akışına bırakıp babasının olayı toparlamasını beklemeliydi.

” Ben kalp hastasıyım. Belki de sayılı günlerim var. Oğlum gelinimi bana getirmeyince ben gelip  görmek istedim. Sanırım biraz düşüncesizlik ettim evladım. Hüma’yı ve sizi zor durumda bıraktım. Kusura bakmayın lütfen.”

Özgür,şüpheli bakışlarını bir kardeşinin bir Rüzgar’ın üzerinde gezdirirken sert bir ses tonuyla konuştu.

“Bey Amca! Sen gelinim diyorsun da benim kardeşim hapishaneden çıkalı iki ay bile olmadı. Hangi ara tanıştı bunlar!?”

Hüma endişeli  bakışlarını  yanındaki adama çevirirken onun gözlerinde   bir öfke, bir küçümseme görmeyi beklemişti. Hatta fenalaşa bileceğini bile düşünmüştü ama yaşlı adam da tıpkı diğerleri gibi bu sorunun cevabını merak edercesine Hüma’dan bir yanıt bekliyordu. Bunu sözleri ile dile getirmekten de geri kalmamıştı.

“Bunu bende merak ediyorum doğrusu? Sahi siz nasıl  tanıştınız kızım?” Her şey arap saçına dönerken Hüma sanki bu oyunu oynamaya mecburmuş gibi hissetmeye başlamıştı. Hele bu yanındaki yaşlı kurt biraz önce tüm şefkati ile sarmamış mıydı onu, işte o an eksik kalan yanının tamamlandığını hissetmişti. Sanki yıllar önce kaybettiği babasının şefkatini iliklerine kadar hissetmişti o sarılışta. Bir de ümitle bakmıyor muydu o yorgun yeşil gözleri,Hüma’nın tüm direncini kırıyordu.

” Kızım öyle çekinmene,utanmana gerek yok. Benim için hapis yatmış olmanın da bir mahsuru yok. Önemli olan  hayatına vurdukları damga değil,senin oğlumun kalbine vurduğun damga.  Benim şu ahir örümde tek derdim Rüzgar’ın   mutluluğu. Eğer o mutluluğu sende bulacaksa,sende bu kıvırcığı seviyorsan yemişim suçunu,sicilini!”

Özgür karşısındaki adamın sözleri ile şaşkınca bakarken, içinden bir ses bu yaşlı kurdun samimiyetine inanmasını söylüyordu. Ama yanındaki kıvırcığı hiç gözü tutmamıştı vesselam! Hoşnutsuz bakışlarını Rüzgar’a çevirerek yüzünü buruşturduğu sırada kardeşinin titreyen sesini işitti.

“Şey…Teşekkür ederim. Bana karşı  önyargısız yaklaştığınız için.” Ne diyeceğini bilemeyerek dudaklarını dişledi ve merak edilen soruya cevap vermeye çalıştı. “Rüzgar la ben aslın da.” Bakışları Rüzgar’a kayınca onun ne kadar çaresiz bir durumda olduğunu farketti. Kendisi böyle bir durumda olsaydı aynı şeyi yapmaz mıydı? Sırf babası iyileşsin diye  Rüzgar gibi oda bir oyun için feda etmez miydi hayatını ve hayallerini? Ederdi! Belki o kendi  babası için hayatından ve hayallerinden feragat etmemişti ama abisi onun için bu yaşına kadar her şeyinden feragat etmişti. Öğretmeni abisiyken nasıl kendinden yardım isteyen bu adamı yüz üstü bırakırdı. Üstelik Rüzgar babam hasta derken belliki doğruyu söylemişti. Madem hayat bazen bazı şeylerden vazgeçmeyi, başka bir insanın mutluluğuna bağlıyordu,  kendisi de,abisi gibi,  sırf bu yaşlı adamın hayalleri  için bir ümit olacaktı. Zaten hayattan bir beklentisi, feragat edeceği bir hayali yoktu artık. En azından bu yaşlı adamın hayallerini gerçeleştirip,belki birazcık  mutlu edebilirdi.

“Biz Rüzgar’la hapishane deyken tanıştık.” Özgür ve Araz’ın kaşları şüpheyle çatılırken aynı anda konuştular.

“Nasıl yani!? Özgür,Araz’a bakıp tekrar kardeşine çevirdi şüpheli bakışlarını.

“Ne saçmalıyorsun sen!? Öyle bir şeyin mümkünatı yok!”

Hüma,abisinin kükreyişi ile  ne diyeceğini bilemez bir şekilde dudağını dişlerken,son senesinde Hukuk fakültesini bırakan abisine ve Savcı olan Araz’a nasıl böyle bir yalanı yutturacağını düşünüyordu.

Dilşah arkadaşının ne yapmaya çalıştığını anlayınca, şüpheyle bakan ikiliyi işkillendirmemek adına aceleyle söze girdi.

“Rüzgar Bey benim doktorumdu!” Kuşkulu  bakışlar bu defa Dilşah’a dönerken Rüzgar’da karşısındaki kadına şaşkınca baktı. Bu kızlar ne yapmaya çalışıyordu? Zaten durumlar vahimken iyice içinden çıkılmaz bir hale sokacaklardı. Düşünceleri  Dilşah’ın sözleri ile dağılırken sessizce dinlemeye devam etti.

” Bebeğimi kaybettiğimde ameliyatımı Rüzgar Bey ve hocası yapmıştı.”

Dilşah’ın sözleri ile Rüzgar’ın bakışları da sözlerin sahibini bulurken  şüphe ile kısılmış kendisine hüzünle bakan gözleri nereden tanıdığını çıkarmaya çalışmıştı.Dilşah sertçe yutkunarak sözlerine devam etti.

“On bir sene önce bebeğim, kocam olacak hayvanın şiddetleri yüzünden karnımda öldü. Hocası ve Rüzgar Bey beni ameliyat etmiş. Kanamayı durduramayıncada rahmimi almışlar.”

Dilşah’ın sözleri ile Rüzgar’ın gözleri hatırladığı anı ile şaşkınlıktan irice açılırken Dilşah peçesinin altından onun bu şaşkın haline burukça gülümseyerek sözlerine devam etti.

“Sağlığım açısından ve kadınsal problemlerim yüzünden her altı ayda bir kontrol olmam gerekiyordu. Ben kocam olacak pisliği öldürünce hapse girdim. Rüzgar Bey’de özel bir izinle her altı ay da bir  muayene için cezaevine geliyordu.”

Dilşah’ın sözlerini herkes dikkatle dinlerken Rüzgar kızın bu hikayeyi nereye bağlayacağını endişe ile bekliyordu. Derin bir nefes alan kadın tekrar konuştu.

” Yine benim  muayene olduğum bir gün Hüma da revire çıkmıştı.
Orada tanışmışlar.”

İki adamın dikkatle kendisine bakması üzerine,Dilşah onlara dik bakışlarını yollayarak  homurdandı.

“Neden öyle bakıyorsunuz? İnanmıyorsanız Rüzgar Bey, onbir sene önce başlayan hasta doktor ilişkimizi size belgeleye bilir.”

Bakışlarını Rüzgar’a çevirerek kimseye belli etmeden kaçamak bir şekilde göz kırptı. ” Öyle değil mi Rüzgar Bey?”

Dilşah’ın anlattığı hikaye ile bu hüzünlü bakışların sahibini hatırlamıştı adam.Kuvvetli hafızasın da  onbir sene önce hasta yatağındaki perişan bir kadın canlanırken, o hüzün dolu gözlerin  hâlâ aynı bakışlara sahip olduğunu fark etti. Gerçekten dünya dedikleri kadar küçüktü. Kadının gözlerine minnetle bakıp başını olumlu anlamda sallayarak cevap verdi.

“Evet! Dilşah Hanım benim on bir yıl öncesinden hastam olur.” Özgür ve Araz bir, birine şüpheli bir şekilde bakarken Rana Hanım oturduğu koltuktan üzerindeki şoku atmış bir şekilde kalkarak araya girdi.

“Bu günlük bu kadar şok ve  stres yeter!Yoksa şimdi şuraya düşüp bayılacağım!” Bakışlarını Faruk Bey’e doğru çevirdi. Bir kaç adımla yanına yaklaştı ve önünde durarak konuşmaya başladı.

“Beyefendi siz de fark etmişsinizdirki bizim böyle bir ilişkiden haberimiz yoktu.”

Mavi gözlerini kızına çevirerek onaylamazca başını salladı ve tekrar adama döndü.

“Kusura bakmazsanız biz meseleyi kızımla bir görüşüp olayın aslını öğrenelim.” Yaşlı adam başını olumlu anlamda sallayarak kadına karşılık verince Rana Hanım sözlerine devam etti. “İşin aslını öğrenince musait olduğumuz bir gün sizi daha iyi ağırlamak isteriz.” Özgür annesine kaşlarını çatarak bakarken Hüma ise annesinin sakinliği karşısında ağzı bir karış açılmış şekilde onu izliyordu.

“Ne demek efendim. Tabiki, siz Hüma kızımızla konuşun. Ben sizden haber bekliyorum. Bu işi fazla uzatmayalım.”

Adamın yüzünde buruk bir gülümseme olurken Rana Hanım ne diyeceğini bilememişti. Taki adamın son sözlerini işitene kadar.

“Malumunuz ölmeden önce oğlumun mürüvetini görmek istiyorum.”

Rana Hanım karşısındaki adamı üzüntüyle dinlemişti. Hüma’nın neden böyle bir şey yaptığına dair aklında ufak ip uçları belirsede öncelikle kızını dinleyecekti.Eğer Dilşah’ın anlattıkları doğru ise ve kızı ile bu Rüzgar denilen çocuk arasında bir ilişki varsa, Araz’dan gereken bilgileri  alsa iyi olacaktı.Belki de Rana Hanım, Faruk Beyin kim olduğunu hatırladığında  esas oyunun startını veren kendi olacaktı.

Faruk Bey’in sözleri ile, Araz için bütün  taşlar yerine oturmuş, farkettiği ayrıntılarla beyninde adeta şimşekler çakmıştı. Olayın ana kurgusunu çözmesi de uzun sürmemişti. Zaten Dilşah’ın anlattığı yok Rüzgar benim doktorum,yok özel izin alıp cezaevine muayeneye geliyordu masalına inanacak kadar aptal değildi. Sonuçta o bir Savcıydı. Bu tür prosedürleri ve ceza evlerindeki kuralları bilirdi. Olayı çözmenin rahatlığı ile bir kaç adımda  Faruk Bey’e yanaştı.

“O nasıl söz öyle Faruk Amca?.  Daha çok yaşayacaksın sen.” Bakışları Rüzgar’ı bulurken içindeki eğlenen pırıltılarla,arkadaşına  alayla gülümsedi ve bakışları ile Rüzgar’ı işaret ederek tekrar konuştu. ” Senin bu kıvırcık, kucağına torunları vermeden ölmek falan yok.” Rüzgar,Araz’ın sözleri ile dahada öfkelenen Özgür den bakışlarını çekti ve  olayların daha fazla büyümesinden korkarak babasının koluna dokunarak  kulağına doğru fısıldadı.

“Baba yeter lütfen! Bunları eve gidince konuşsak daha iyi olur.” Yaşlı adam oğlunun sözleri ile başını olumlu anlamda sallayarak  bakışlarını Özgür ve Rana Hanım’a çevirip konuşmaya başladı.

“Ben müsadenizi isteyim. Hanımefendi söylediğiniz gibi sizden haber bekleyeceğim. Tekrardan kusura bakmayın.” Faruk Bey’in sözleri ile anne oğulun bakışları bir,birini bıldu ve ne yapacağız dercesine bakıştılar. Yaşlı adam kapıya doğru yönelince  peşinden hareketlenen oğlunu fark etti ve   bedenini çevirmeden,Rüzgar’a ters bakışlar atarak homurdandı.

“Sen nereye Kıvırcık!? Nişanlının yanında kal ve ona şu zor anında destek ol!” Gözlerini açtırarak babasına uyaran bakışlar atan adam Özgür’ün sert sesi ile olduğu yerde kaldı.

“Bence de kal kıvırcık! Daha tanışma faslına yeni başlıyoruz!” Faruk Bey yaptığı küçük oyunun sonuçlarından,  yüzündeki memnun bir tebessümle ayrılırken Dilşah onu yolcu etmek için hareketlendi. Rana Hanım oğlunun iğneleyici sözleri ile boğazını temizleyerek uyarırcasına konuştu.

“Bence çocuğun üzerine fazla gitme oğlum. Ne de olsa Beyza ile olan ilişkini saklamakta sen de onlar kadar ustasın.”

Özgür annesinin sözleri ile bakışlarını Beyza’ya çevirdi. Onun utançtan başını yere eğdiğini görünce,dahada  öfkelendi ve bakışlarını Rüzgar’a çevirerek homurdandı.

“Bahçeye çıkalım da şu işin aslı ne ise erkek erkeğe konuşalım.”

Beyza yerdeki başını kaldırarak endişeyle Özgür’e baktı. Ne yani bu kadar karmaşanın içinde,buradaki herkes aralarındaki ilişkiyi öğrenmişken  onu yanlızmı bırakacaktı? Ya Rana Hanım,Hüma’nın sorgusu bitince onu da sorguya çekerdise? Şükran Hanım onun halini anlamışcasına kucağındaki torunu ile oturduğu yerden kalktı ve Beyza’ya yaklaşarak Ayaz’ı ona uzattı.

“Kızım Ayaz’ın uykusu geldi galiba. Baksana  mızırdanmaya başladı yine. Sen onu Dilşah’a götürüverde o bir zahmet ilgileniversin.” Kızın üekek bakışları ile gülümseyen kadın Ayaz’ı Beyza’nın kucağına tutuşturarak muzipçe göz kırptı. ” Ben Hüma ve Rana’yı yanlız bırakmayım.” Beyza karşısındaki kadına minnetle baktı. Bir bilse şu an için kendisini nasıl zor bir durumdan kurtardığını. Kız  hevesle başını sallarken Araz arkadan adeta kükredi.

“Anne! Senin de bu Dilşah aşkını ve ne yapmaya çalıştığını anlamadım sanma.” Mavi gözleri öfkeyle parlarken bakışlarını bu defa Beyza’ya çevirdi. ” Mümkünse sen ilgilenebilir misin Beyza?” Kız sertçe yutkunurken olumlu anlamda başını salladı ve hızla evden ayrıldı. Kapıda Dilşah’ı görmesi ile onuda alarak üst kata çıktı.

Rana Hanım ve Şükran Hanım,Hüma’yı sorguya çekerken Özgür,Araz ve Rüzgar’ı da alarak bahçeye çıktı. Ortamın karışıklığından herkes Mehir’in durumunu unutmuş,Mehir’in başında bekleyen Sinan’ın varlığı bile karombole gitmişti.

Genç adam elini kaldırarak hâlâ  baygın yatan kızın yüzünde parmaklarını hasretle gezdirdi. Onun içeride kopan kıyamete rağmen hâlâ  ayılmaması Sinan’ı endişelendirirken üzgünce fısıldadı.

“Mehir aç artık gözlerini yalvarırım!”

Ne vardı sanki geçmişte olanları hatırlatıp onu bu kadar üzecek. Mehir’in de söylediği gibi ona acı vermekten başka bir işe yaramıyordu. Yıllar önce yaşadıkları kısa süreli mutluluğun üzerine bir karabasan misali çökmüştü acılar. Mehir’i mahkum ettiği mutsuzluktan kurtarmak için hiç bir şey yapamamıştı. Üstelik ona inanmayıp başka bir adamın karısı olabileceğini düşünmüş,onu dinlemeden yargılamıştı. Yaşattıkları affedilir şeyler değildi ama yine de çaresizce af diliyordu. Mehir’in elini dudaklarına götürerek küçük öpücüklerinin arasında pişmanlıkla fısıldadı.

“Affet beni Mehir! Bizim için, yaşayamadığımız sevdamızın hatrına bir şans daha ver! Bir şans daha verki bize bu ayrılığı reva görenlerden,bunca acıyı yaşatanlardan hesap sorayım!”

İçine sığmayan bir öfke ve onu perçemleyen bir acı vardı. Mehir onu affetse sanki o öfke ve acı bir olup önüne geleni yakıp yıkacaktı. Gözleri dolu bir şekilde,avcunda sevdiği kadının eli başını çaresizce öne eğdi Sinan.

“Seni affedersem.” İşittiği ses ile hızla başını kaldıran adam yüzünün rengi solmuş  kadına umutla baktı. Dolu gözlerinden birer damla yaş firar ederken Mehir’in akan gözyaşlarına uzattı parmaklarını.

“Bize bunları yaşatanlardan  hesabını gerçekten  soracak mısın Sinan!?”

Genç adam sevdiği kadının sorusu ile olumlu anlamda başını salladı. Kahverengi iri gözlerinde umut pırıltıları kıpırdaşırken sertçe yutkundu.

“Evet! Bizi bu hale getiren herkes cezasını çekecek!” Sinan’ın keskin ses tonu ile verdiği cevaptan sonra kız burukça gülümsedi.

“Herkes mi?”

“Herkes!”

“Babam, annem!” Böyle bir şeyi istemesede bebeğini ondan kopardıkları ve o lanet adama onu bir eşyaymış gibi satmaları canını fena halde yakıyordu.

“Baban, Annen ve Babam!” Mehir’in çekik gözlerinden süzülen yaşı parmak uçları ile tekrar silen adam aynı kesin tavırları ile konuştu.

” Senin gülen yüzünü solduran herkes bir bedel ödeyecek!”

Mehir elini yavaşça Sinan’ın avcundan kurtardı ve bakışlarındaki kırgınlıkla konuştu.

“Peki ya sen Sinan!? Sen nasıl bir bedel ödeyeceksin!?”

Mehir’in elini avuçlarından çekmesi ve dudaklarından dökülen sözler ile adamın boşta kalan eli çaresizce yatağa düştü.

“Ben…Ben zaten yıllardır en ağır  bedeli ödüyorum Mehir! Sana ve bebeğimize sahip çıkamadım. Bizi ayırırlarken,bebeğimizi bizden koparırlarken, benim hiç bir şey yapamamam, yıllardır boğazıma yapışan bir el gibi nefes aldırmadı. Evet savunulacak bir yanı yok ama bende gençtim,bende cahildim!”

Derin bir nefes alan adam Mehir’in sessizliği karşısında dişlerini öfkeyle sıkarak sözlerine devam etti.

” Seni ölesiye severken sana yaklaşamamak ve senin başka bir adamla evlendiğini öğrenmek nasıl bir azaptı bir bilsen. O adamın sana dokunmuş olma ihtimali bile benim için en büyük bedellerden biri!”

Mehir’in dudakları bu defa alayla kıvrıldı.

“Evet beni o kadar çok sevmişsin ve o kadar büyük bir bedel ödemişsinki,sana verdiğim söze karşılık benim başka bir adamın koynuna girdiğime inandın. Her şeyi bir kenara bıraksam bile bunu unutamam Sinan!”

Genç adam Mehir’in yüzünü avuçları arasına alarak gözlerine tüm pişmanlığı ile baktı.

“Senin o adamla evlendiğini duyunca çıldırdım. Onun sana dokunabilme ihtimali,onun yüzünden cezaevine girmen beni bitirdi. Aklımı kaybettim sanki!”

“Peki senin başka bir kadına dokunabilme ihtimalin beni çıldırtmadı mı? Ben istersem senden sonra kimseyle olmadığımı rapor halinde sana suna bilirim. Ama sen sunamazsın!” Ne dese,ne söylese haklıydı Mehir. Boğazına düğümlenen yumruyla sertçe yutkundu. “Ben bu düşüncelerle boğuşurken bile senden bir kere şüphe etmedim Sinan!”

“Öyle bir şey olmadı! Senden sonra hiç bir kadına elimi sürmedim ben!”

“Biliyorum!” Mehir’in sözleri ile bakışlarında ufak bir şaşkınlık oldu adamın. “Eğer öyle bir şey olsaydı sen, karşıma çıkmazdın! Çünkü sen ilk bana dokundun! Çünkü biz ilklerimizi birlikte yaşadık!” Elini kaldıran Mehir tıpkı Sinan gibi hasret dolu bakışlarla,parmaklarını onun yüzüne götürdü ve dokunmaktan korkarcasına okşadı. Yüzünde beliren buruk ama söylediklerinden emin bir gülümseme ile sözlerine devam etti. “Çünkü sen benim sevdiğim adamsın ve öyle bir şey yapsaydın senin için çarpan şu zavallı kalbim hissederdi. Çünkü sen öyle bir şey yapsaydın benim karşıma tekrar çıkmayacak,üzülmemi istemeyecek kadar çok  sevdin beni!” Sinan’ın da yüzünde buruk bir gülümseme oluştu o an. Sevdiği kadın ona inanıyordu. Bir de affetseydi daha ne isterdi şu yalan dünyadan. Ama kendisi inanmamış kalbiyle değil aklıyla yargılamıştı sevdiği kadını.

Mehir’in ince  parmakları hafifçe Sinan’ın yüzüne baskı yaptı ve tekrar gözlerinin buluşmasını bekledi. Sevdiği adamın iri gözleri kendisinin kahverengi harelerini bulunca derin bir nefes alarak kararlılıkla sevdiği adama  baktı.

“Ben senin için her şeyden vazgeçerim,her şeyi silerim bütün çektiklerimi hiç yaşanmamış sayarım. Ama hâlâ  bir başkasının karısı iken seni affetmemi bekleme benden.”

Sinan’ın gözleri kararırken öfkeyle sıktığı dişleri,çene kaslarının oynamasına sebep olmuştu. Mehir,parmak uçlarında hissettiği Sinan’ın gerginliği ile korkuyla yutkundu ve  yavaşça elini adamın yüzünden çekmeye çalıştı. Fakat Sinan kızın gözlerinden bakışlarını ayırmadan çekmeye çalıştığı elini avuçları arasına hapsetti.

“Sen bana aitsin kadın!” Avucunun içindeki ele küçük öpücükler bırakıp gözlerindeki ışıltıyla  sözlerine devam etti. “Bazı şeyler,başka şeylere aittir. Yağmur toprağa,kuş gökyüzüne.” Mehir’in üzerine doğru eğildi ve sıcak dudaklarını alnına uzunca  bastırarak geri çekildi. Tek kaşını kaldırarak yüzüne çapkın bir gülümseme yerleştirdi. ” Ama sen bana aitsin! Yıllar öncede,bu günde!” Sinan’ın öpücüğü ile huzursuzca kıpırdanan kız yavaşça toparlandı. Sırtını yatağın başlığına yaslayıp boğazını temizleyerek konuşmaya çalıştı.

“Sinan ben,kağıt üzerinde de olsa şu an başkasına aitim.” Adamın tekrar gerilmeye başladığını hissetse de sözlerine devam etti. ” Bu adam öyle bir bela ki benim üç yılımı dört duvar arasında geçirmeme neden oldu. Bu bu adam öyle bir bela ki sadece bana değil çevremdeki herkese zarar verdi.” Gözleri dolan kız hatırladığı anılarla derin bir nefes alarak bakışlarını sevdiği adamın gözlerinden kaçırdı. ” Sadece bana değil, Dilşah’a Hüma’ya, ve Beyza’ya o lanet dört duvar arasında benim yüzümden işkence çektirdi!”

Sinan, Mehir’in sözlerine müdahale etmek için ağzını açmıştıki kız umursamadan konuşmaya devam etti. “Benim yerimi öğrenmek için Beyza’nın hayatını kabusa çeviren atakların tekrar gün yüzüne çıkmasına sebep oldu. Kendimi geçtim,arkadaşlarım bana zarar gelmesin diye yeni bir hayat kuramıyor kendine. Sırf o manyak onların izine ulaşıp beni bulmasın diye Özgür’ün ve Hüma’nın sırtında koca bir kambur olduk!”

Çekik gözlerinden yaşlar süzülürken bakışlarını Sinan’ın gözlerine çevirdi ve endişeli bir şekilde baktı. Sinan müdahale etmek istemiyordu artık. Sevdiği kadının korkularını,endişelerini dinleyip bu konuşmanın sonunda  onu rahatlata bilecek şeyler söylemek,yanında olduğunu hissettirmek ve tekrar güvenini kazanmaktı düşüncesi. Sessizce bekleyerek Mehir’in içini boşaltmasına izin verdi. ” Giray diye bir arkadaşım bana yardım etmişti. Ondan kurtulmam için para gerekiyordu ve o hem maddi, hem manevi her zaman yanımda oldu. Sırf beni kurtarmak için hayatını kaç kere tehlikeye attı. Nerdeyse benim yüzümden hayatından oluyordu. Ama yine de kurtulamadım o pislikten! Onun ve arkadaşlarımın  başına gelenler seninde başına gelsin istemiyorum. Lütfen uzak dur benden! Senin bir yerlerde nefes aldığını bilmek bile bana yetiyor çünkü.”

İşittiği sözlerle önce öfkelensede Mehir’in kendsisi için endişelendiğini anlayınca sakin olmaya çalıştı. Elini kaldırıp sevdiği kadının saçlarına uzanarak parmaklarını hasretle gezdirdi. Nasılda özlemişti,kokusunu ona dokunmayı. Yüzüne yerleştirdiği anlayışlı bir gülümseme ile konuştu.

“Bitti mi?” Mehir titreyen dudaklarını ısırarak bakışlarını kaçırınca genç adam çenesinden tutarak başını hafifçe kaldırdı ve gözlerine bakmasını sağladı.

“Birincisi, artık senden daha fazla uzak kalmaya gücüm yok! İkincisi o arkadaşın olacak Giray piçi.” Mehir’in kaşları öfkeyle çatılırken,Sinan ona gülümseyerek göz kırptı. ” Saygı değer Giray Eyyüboğlu, benim kardeşim dediğim adam. Yani onu senden daha iyi tanıyorum.” Kızın çatılan kaşları bu defa şaşkınlıkla  havaya kalksa da Sinan sözlerine devam etti. ” Bu güne kadar ne haltlar karıştırdığını, sana yardım etmek için nasıl çabaladığını biliyorum her şeyi anlattı bana. Hem kardeşim olarak seni korumak onun görevi. Her ne kadar o zamanlar geçmişimizi bilmiyor olsada.

” Mehir’in çekik gözleri irice açılırken adam onun bu haline  gülümsemekle yetindi.”

Üçüncüsü seni de arkadaşlarını da o şerefsizden kurtaracağım! Sonuç ne olursa olsun bu adam hayatımızdan çıkacak!”

Huzursuzca yerinde kıpırdandı kız. O da istiyordu kocası olacak manyaktan ebediyen kurtulmayı ama Sinan’ın bu işe bulaşıp başını belaya sokmasından korkuyordu.
Mehir’in  huzursuz halini farkeden adam  yavaşça yerinden doğruldu ve yatağın ucuna oturarak sevdiği kadını kolları arasına aldı. Göğsüne sokulan kızın başına bir öpücük bırakarak tekrar konuştu.

“Bu gün buraya gelmemdeki esas sebeplerden biri de buydu.” Eli kızın ince kollarında aşağı yukarı hareket ederken Mehir’i biraz da olsa sakinleştirmeye çalışıyordu. ” Aylardır o adamın izini sürüyoruz. En sonunda ulaştık. Önümüzdeki ay operasyon başlayacak ve ben belkide uzun bir süre yanında olamayacağım.” Kız,Sinan’ın sözlerine bir türlü anlam veremiyordu. Onun operasyonla ne işi olurduki? Sonuçta o bir avukattı ve uzun bir süre yanında olamayacağım  derken neyi kastetmişti? Düşünceler beyninde dolanırken başını kaldırarak merakla Sinan’ın gözlerine baktı.

“Sen ve operasyon ne alaka anlamadım? Madem o adamın izini buldunuz neden bu işi polise bırak mıyorsunuz?” Sinan sıkıntılı bir nefes alırken Mehir’e vereceği cevabı düşündü bir süre. Er, geç öğreneceğini bildiği için ertelemeden  anlatmayı tercih etti.

“Mesleğim benim için bir nevi paravan Mehir.” Kızın kaşları çatılırken elini kaldırarak Sinan’ı susturdu.

“Na…Nasıl paravan? Sen avukat değil misin yani?” Sinan’ın aldığı derin nefesle kız sorduğu soruya cevap beklemeye başladı.
“Avukatım, ama devlet için bir ekiple birlikte gizli görevlere katılıyorum. Mesleğim de bu kimliğimi saklamam için bir paravan.”

” Ajan gibi mi yani?”

“Öylede dene bilir.” Mehir’in şaşkın surat ifadesi ile yüzünü avuçları arasına aldı ve gülümsemeye çalışarak sözlerine devam etti. “Korkma,üst düzey eğitimler alıyoruz. O adam zaten uzun süredir aranıyordu ve sonunda paçayı ele verdi. O ve yurt dışındaki bağlantıları  için düzenlenen operasyonda bir arkadaşımla ben özel olarak katılacağız. Araz da dışarıdan destek verecek.”

“Ne yani Araz’da mı o ekipte?” Başını olumlu anlamda  sallayan adama gözlerini kısarak şüpheyle baktı. “Özgür! O damı var? Göreve katılacağın diğer arkadaşın o mu?” İçini bir korku kaplamıştı kızın. Sevdiği adam ve Araz ekipteydi. Belliki görev için ikiside uzun bir süre olmayacaklardı. Özgür’ de o ekibin içindeyse onların yanında kim kalacktı? Her şey ters tepip ya onlar yokken o adam onları bulursa o zaman ne olacaktı? Sinan, Mehir’in sorusu ve şaşkın surat ifadesi ile küçük bir kahkaha attı. 

“Hayır tabiki. Diğer arkadaş Komiser Mehmet Yaman.” Mehir duyduğu isimle kısa bir an duraksadı.  “Sen tanımazsın. Özel harekat timinden, eğitimli bir polis.” Fakat duyduğu son sözlerle emin olmakla birlikte ufak bir şaşkınlık yaşamıştı doğrusu. Yüzüne yayılan gülümseme ile Sinan’ın gözlerine baktı.

“Tanımadığımı da nerden çıkardın? Azra’nın eşi,Beyza’nın kurtarıcısı Mehmet Komiser’i  kim tanımaz?”  Bu defa şaşırma sırası adama  geçmişti. Mehir sevdiği adamın yüzündeki şaşkın ifade ile kıkırdarken Sinan merakla kızın yüzüne bakıyordu.

Elini masaya sertçe vuran adam öfkeden kararmış gözleri ile karşısındaki Rüzgar’a baktı.

“Siz beni salak mı sanıyorsunuz lan!? O hapisanede tanıştık yalanınıza inanacağımı mı zannettiniz!?” Rüzgar,sessizce Özgür’ü dinlerken Araz arada bir müdahale etmeye çalışsada başarılı olamıyordu. ” Ben hukuk fakültesini son senem de dondurdum!” Eliyle Araz’ı işaret ederek sözlerine devam etti. ” En az bu adam kadar bilgim var benim! Cezaevi prosedürlerini bilmeyecek kadar aptalamı benziyorum!?”

“Özgür yeter artık! Belki adamın bir açıklaması var. İzin verde konuşsun!”

“Ne açıklaması Araz! Resmen bizi salak yerine koyuyor bunlar lan!” Ellerini öfkeyle yüzünde gezdirirken Araz bu defa Rüzgar’a çevirdi bakışlarını.

“Lan sizde atıyorsunuz madem usturuplu bir yalan atın! Hukuk fakültesini her sene birincilikle tamamlayan  bir adama söylenecek yalan mı bulamadınız?” Rüzgar elini kıvırcık saçlarına geçirerek çaresizce çekiştirdi.

“Araz! Sen bari  yapma Allah aşkına ya! Ayrıca o yalanı biz söylemedik Dilşah Hanım’ın mağrifeti tüm bunlar!” Hatırladığı sahne ile bu defa öfkeyle dişlerini sıkan Araz olmuştu.

“Dilşahh! Baş belası kadın!” Bela mıknatısı gibiydi. Her şey onun başının altından çıkıyordu. Rüzgar ve Dilşah’ın bir,birini tanımasındaki gerçeklik payını merak etsede, öncelikli olan Hüma ve bu kıvırcığın durumuydu. Bu meseleyi daha sonra Rüzgar’la konuşmayı aklının bir köşesine not eden adam bakışlarını tekrar öfkeyle parmaklarını çıtlatan Özgür’e çevirerek homurdandı.

“Kes şunu! Çok sinir bozucu!” Onun sözleri ile Araz’a ters bakışlarını gönderen Özgür elini tekrar masaya geçirerek kükredi.

“Anlatsana oğlum şu işin aslını ne bakıyorsun melül,melül!?”  Rüzgar,Özgür’ün öfkesi karşısında sakin olmaya çalışarak derin bir nefes aldı.

“Hüma ile aramızda bir ilişki falan yok! Araz onu bu gün iş görüşmesi için yanıma göndermiş. Ufak bir talihsizlik oldu.”

Özgür’ün bakışlarının giderek sertleştiğini hisseden adam bazı kısımlarda ufak yalanlara sığınmanın iyi olacağını düşündü ve kendini toparlayarak sözlerine devam etti.

” Babam’ın acilen kalp nakli olması gerekiyor. Her geçen saat aleyhimize işlerken o ameliyat olmayı istemiyor. Ölüm ameliyat masasında beni bulursa ölmeden önce dünya gözüyle senin mürüvetini göreyim diye tutturdu.”

Araz ve Özgür anlamayan bakışlarla bir,birine bakarken Özgür boğazına düğümlenen yumruyu gidermek için sertçe yutkundu.

” Bu sabahta yine,telefonda ameliyat mevzusunu tartışarak hastaneye girdim ve konuşmanın stresi ile odama çıkmıştım ki birine çarptım. O sırada babam gelinim de gelinim diye beni çıldırtınca ben telefonu kapattım. Meğer çarptığım kız Hüma imiş. Hüma ile tartışırken tekrar arayınca bende ondan küçük bir ricada bulundum oda babamla konuştu. Konuşması aşırı kabaydı. Babamın üzüleceğini bilsem de gelin sevdasından vazgeçer diye umdum. Ama Hüma’nın sözleri o kadar hoşuna gitti ki babam hemen onu tanımak istediğini söyledi. Tabiki benim tezcanlı ve meraklı  babacığım benim tanıştırmamı beklemeden, önce hastanedeki posta güvercinlerinden Hüma ve benim fotoğrafımı istemiş,sonra bizi takip edip olaya kökten çözüm bulmuş. Tek seferde tanışmadığı kimse kalmadı. Oysa ben Hüma’nın konuşmasından sonra başka bir kızı gelini diye tanıtacaktım. Yani Hüma benim için o anlık bir kurtarıcıydı. Babam bizi takip ettirince planımda alt üst oldu tabi.”

Özgür ve Araz  sessizce dinlemişti Rüzgar’ın anlattıklarını ama Özgür daha fazla sessiz kalamayacağını hissetti. Bunlar nasıl bu kadar duygusuz olabilmişlerdi? Hüma nasıl bu oyuna ortak olurdu? Yaşlı bir adamın hayallerini, ümitlerini kırıp dökmek yerine bıraksalardı da o adam huzur içinde ölseydi. Kanının damarlarında tersine aktığını hisseden adam sert bir şekilde konuştu.

“Oğlum siz manyak mısınız lan? Yaşlı ve hasta bir adamı nasıl kandırırsınız!? Hüma! Lan! Benim kardeşim böyle vicdansızca bir şeyi nasıl kabul eder!” Özgür’ün sert tepkisi ile hızla cevap verdi Rüzgar.

“Kardeşin zaten kabul etmemişti. Bu konu hakkında onun düşüncelerininde senden aşağı kalır yanı yoktu.” Bakışlarını Özgür’ün gözlerinden ayırarak bilinçsizce etrafında gezdirdi. Babasını oyuna getireyim derken kendisi o oyunun içine düşmüştü. Bakışları tekrar Özgür’ü bulunca onun kendisini izleyen öfkeden koyulaşmış gözleri  ile yüzünü buruşturdu.

“Bana öyle dik,dik bakmayı kes! İstesem bu oyuna her türlü devam edip seni ve aileni kandırabilirdim.”  Araz o sırada cebinden çıkardığı sigara paketinden bir dal alarak ateşledi ve diğerlerinede uzatıp paketi masaya bıraktı. Rüzgar’ın sözleri karşısında Özgür’ün gözleri alayla parlarken dudaklarıda yana doğru kıvrılmış yüzünde sinir bozucu bir tebesüm oluşmuştu.

“Nasıl kandıracaktın bizi acaba?” Özgür’ün alaylı tavırları karşısında artık Rüzgar da sinirlenmeye başladığını hissediyordu. Fakat onların haklı olduğunun bilincinde olarak sakin bir tavır takındı.

“İlk görüşte aşk denilen bir duygu var Özgür!” Ne kadar sakin kalmaya çalışsada sözleri sıktığı dişlerinin arasından tıslarcasına çıkmıştı. ” Ama ben böyle bir yalana sığınmaktansa size gerçekleri anlatmayı seçtim.”

“Ne gerçekler ama! Gerçi biraz önceki olaylar da Hüma ve senin bir suçun yok. Hepsi o peçelinin başının altından çıktı!” Özgür ve Rüzgar yüzünü buruşturarak Araz’a bakarken adam tekrar homurdandı. ” Kadın yürüyen bela gibi!” Araz’ın,Dilşah’ın hakkında söylediği sözler Rüzgar’ın üzülmesine sebep olmuştu. O kız sonuçta o an için durumu kurtarmıştı. Eğer gerçekler ortaya çıksaydı babası bir krizin eşiğine gelebilir,hatta  hayati riski bile olabilirdi. Bunun bilincinde Araz’a dönerek sözlerine müdehale etti.

“Araz! Dilşah’ı suçlamaktan vazgeç!” Arkadaşının sözleri ile Araz’ın kaşları çatılırken Rüzgar sözlerine devam etti. ” Şahsen ben Dilşah’a minnet duyuyorum. Eğer o kız o an içinde bulunduğumuz durumdan bizi kurtarmış olmasaydı babam şu an hastanede ölümle pençeleşiyor olabilirdi.”

“Baban yüzünden kardeşimi nasıl zor bir durumda bıraktığının farkındamısın?” Özgür’ün sesi daha yumuşak çıkmıştı. Aynı şeyleri yaşamış olmanın hüsranı ile  şu an Rüzgar’ın içinde bulunduğu çaresizliği çok iyi anlıyordu. Bir zamanlar oda babasını hayata tutundurmak için bir çok şeyden feragat etmişti çünkü.

Karşısındaki adamın yumuşayan tavrıyla Rüzgar da rahatladığını hissetti.

“Tabiki farkındayım. Ama işlerin bu duruma gelmesinide istemezdim doğrusu. Ben sadece  babamı ameliyat
olmaya ikna ede bilmek çin küçük bir oyun oynadım. Hüma telefonda babamla konuşacaktı ve o an için ben babamı oyalamış olacaktım. Daha sonra babam Hüma’yı  tanımadığı için ben başka bir kız bulup gelinin diye karşısına çıkaracaktım. Nerden bileyim o yaşlı kurdun bizi takip edeceğini ve olayların bu noktaya geleceğini?” Araz düşünceli bir şekilde etrafını süzerken Özgür onaylamaz bir şekilde konuştu.

“Senin yapmaya çalıştığın şeyin farkındayım kıvırcık! Biraz sonra benden, kardeşimin bu oyuna devam etmesi için izin isteyeceksin!” Rüzgar’ın yüzü gerilirken  Özgür kesin bir dille tekrar konuştu. “Ama ben buna müsade etmem! Benim kardeşim zaten hayatın sillesini en ağır şekilde yedi ve benim elimden hiç bir şey gelmedi. Sevdiği adam tarafından aldatıldı,hapis yattı! Şimdi sen söyle zaten hayatı mahfolmuş bir kızı,yeniden hayata başlamaya çalışırken böyle bir oyunun içine girmesine nasıl izin veririm!” Başını öfkeyle olumsuz anlamda tekrar salladı. Aslında öfkesi birazda kendineydi. Allah ona öyle bir vicdan vermiştiki,şu an o hasta adamın yaşam sebebinin iki dudağı arasından çıkacak sözlere bağlı olduğunu hissediyor ve bu duygu kendini kötü hissetmesine neden oluyordu. Halbuki bu adam kendisine böyle bir teklifte bile bulunmamıştı. Araz, Özgür’e müdahale etmeyi istesede her şeyi akışına bırakmayı tercih etmişti. Çünkü oda artık Hüma’nın üzülmesini istemiyordu. Ama bir taraftan da Rüzgar’ın çaresizliği canını sıkıyordu.

“Seni anlıyorum. Senden böyle bir şeyi zaten isteyemem. Senin yerinde olsam şüphesiz bende aynısını yapardım.” Derin bir nefes alan adam çaresizce oturduğu yerden kalktı ve Özgür’ün gözlerine bakarak son sözlerini söyledi. ” Sizi zor durumda bıraktığım için tekrar  özür dilerim. Ama yaptığım yanlışın sebeplerini söyledim. Umarım beni anlamanıza yardımcı olur.” Masada oturan ikliye başıyla selam vererek hızla oradan ayrıldı.

Araz ve Özgür giden adamın arkasından bakarken Araz fısıltıyla konuştu.

“Zamanın da sen de aynı çaresizlikle sınandın. Baban için o hayallerini süsleyen meslekten bile vazgeçtin. Rüzgar’ın çaresizliği biraz da olsa içini sızlatmadı mı?”

“Onun için gerçekten üzgünüm! Ama ikimizin kaderi benzesede vazgeçmek zorunda olduğumuz şeyler aynı değil. Ben mesleğimden vazgeçtim. O ise hayatını ortaya koyuyor ve kardeşimin hayatını da bu oyuna dahil ediyor. İkisi aynı şey değil!” Araz’ın mavi  gözleri alayla parlarken yüzünde sinir bozucu bir gülümseme oluştu.

“Emin misin?” Arkadaşının sorusu ile bakışlarını kısan Özgür onun tekrar konuşması ile sessizliğini korudu. ” Mesleğinden vazgeçtin,bu yaşına kadar hayatına kimseyi almadın. Hayatını annen ve kardeşine adadın Özgür! Bence ikiside aynı şey.” İri elleri ile masadan destek alarak kalktı ve sözlerine devam etti. ” Bence bunu bir düşün. Görünüşe  bakılırsa Hüma’nın  bu durum karşısında çokta sert bir tutumu yok. Demek ki o Rüzgar’a yardım edecek. Çünkü benim tanıdığım Hüma böyle bir şeyi kabul etmeseydi, bu evi onların başına yıkmış olurdu.” Özgür de arkadaşı gibi ayağa kalkarak karşısında dikildi ve şüpheli bakışları ile konuştu.

“Ne demek istiyorsun Araz?  Açık konuş!” Bakışlarını umursamazca etrafında gezdiren adam omuzlarını silkerek arkadaşına cevap verdi.

“Yani Faruk Amca’nın durumu etkilemiştir belki onu. Sonuçta babanızı aynı hastalıktan kaybettiniz. Bu yüzden yardım etmek istiyor olabilir. Yada…” Araz’ın sözlerine  devam etmemesi üzerine Özgür devam etti.

“Yada?”

“Yada, ilk görüşte aşk ikisinide çarpmıştır olamaz mı?” Arkadaşının ima ettiği şey ile Özgür adeta kükredi.

“Saçmalama!” Özgür’ün öfkesine karşılık alayla göz kırptı adam.

“Ne var bunda? Hayatın bize neler getireceğini kimse bilemez!” Özgür’ün kaşları çatılırken yüzü düşünceli bir hâl  alınca Araz elini arkadaşının omzuna dostça vurarak sözlerine devam etti. ” Üstelik en büyük örneği de sen ve Beyza!” İşittikleri ile bakışları hızla Araz’ın mavi gözlerini bulurken, arkadaşı muzipçe  gülümsedi. “Hem Rüzgar iyi çocuktur. Kadir kıymet bilir. Üzmez bizim kızı. Sen bence bir düşün derim. Nikahta keramet var derler. Bakarsın bir,birine aşık olup yaralarını birlikte sararlar.” Sözleri bitince alayla göz kırptı arkadaşına. Özgür omzundaki eli hırsla ittirerek bir küfür homurdanırken Araz kahkahalarla eve doğru ilerlemeye başladı.

Kafası karma karışık olan genç  adam  kalktığı sandalyeye tekrar çöktü.

Ne yapacağını,nasıl bir yol izleyeceğini  bilemiyordu. Rüzgar’ın çaresizliği, kendi çaresiz kaldığı yılları hatırlatırken vicdanının sesine kulaklarını tıkamaya çalıştı. Başka bir kurban bula bilirdi kendine. Bu düşünceyle aklındaki fikri hemen eledi. Rüzgar’ın babası Hüma’yı görmüştü bir kere. Başka bir kız bulması saçma olurdu. Hem  adamın Hüma’ya karşı ön yargısız yaklaşması da Özgür’ün içini sızlatan diğer sebeplerden biriydi.Üstelik Hüma’nın bu olay karşısında sessiz kalışı Araz’ın sözlerinin kulaklarında yankılanmasına sebep oluyordu. Ya gerçekten ilk görüşte aşık olduysa? Olabilir miydi? Olumsuz anlamda başını salladı.

“Yok canım daha neler! İyice saçmaladın Özgür!” Kendi,kendine konuşurken çaresizce başını elleri arasına almıştı ki iç sesinin sözleri ile irkildi.

“Neden olmasın? Sende Beyza’yı gördüğün anda yüreğine düşmedimi aşkın ilk cemresi?” Ne yapacağını bilmiyordu. Kafası öyle karışmıştıki sıkıntıyla nefesini dışarı verdi. Ellerini gür saçlarından geçirerek  kendi, kendine söylendi.

“En iyisi kararı Hüma’ya bırakmak. Rüzgar’ın anlattıklarından haberim yokmuş gibi davransam iyi olur. Evet,evet en iyisi bu.” İçinde büyüyen sıkıntıyı görmezden gelmeye çalışarak tekrar oturduğu sandalyeden kalkmıştı ki kendisine doğru telaşla yaklaşan Beyza’yı görünce kaşları çatıldı.

Beyza, Şükran Hanım’ın sözleri ile ne yapacağını bilmeyerek kendini bahçeye atmıştı. Allahtan Ayaz ve Dişah’la üst kattaydı ve alt kattaki misafirlerle karşılaşmaktan kurtulmuştu. Misafirleri hatırlayınca sıkıntıyla yüzünü buruşturdu. Nasıl bir gündü bu böyle? Her şey üst,üste geliyordu.Başını yerden kaldırdığı anda Özgür’ü bahçede görmesi ile içindeki endişe iyice büyümüş ve panikle onua doğru yaklaşmaya başlamıştı. Özgür’ün eve gitmesini engellemeliydi. Genç adamın karşısında durdu ve sakin olmaya çalışarak  konuştu.

“Ne yapıyorsun burada?” Başını bir anlığına eve doğru çevirdi ve onun yeni olayları duymaması için içinden dua etti.

Özgür, Beyza’nın tuhaf halinden şüphelenirken oda tıpkı Beyza gibi bakışlarını eve çevirdi ve onun neden eve baktığına anlam veremeyerek tekrar karşısındaki kıza çevirdi bakışlarını.

“Şu Rüzgar denen çocukla konuştuk. Kafam biraz karışık. Ne yapacağımı düşünürken öyle  oturup kalmışım işte.” Beyza’nın bakışları tekrar eve dönünce onun kendisini dinlemediğini anlayarak kuşkulu bir ses tonuyla konuştu.

“Canım, sen iyimisin? Annem canını sıkacak bir şeymi söyledi?” Beyza’nın bakışları kendine dönerken, hızla başını olumsuz anlamda salladı. Onun bu hareketi ile Özgür’ün içine   bir şüphe düşmüştü. Bu Rüzgar denen çocuk yanlarından ayrılınca Hüma’nın yanına mı gitmişti yoksa? İçine düşen şüphe ile sinirlenirken Beyza’yı korkutmamak adına sakin olmaya çalışarak gülümsedi.

“Hadi içeriye geçelim o zaman. Annem hem bizim ilişkimizi,hem Hüma’nın ilişkisini aynı anda öğrenince biraz kötü olmuştu. Onu yanlız bırakmayalım.” Beyza, Özgür’ün gülüşünde takılıp kalırken onun hareketlenmesi ile kendine gelerek panikle koluna yapıştı.

“Özgür!Dur!” Beyza’nın koluna yapışması ile ufak çapta bir şaşkınlık yaşayan Özgür, kendisine karşı olan tabularını bir,bir yıktığını görünce içi mutlulukla dolmuştu. Ama onun tuhaf halleri karşısında kolundaki  Beyza’nın eline temkinle uzandı ve avuçları arasına alarak mavi gözlerine anlamayan bakışlarla baktı.

“Beyza neler oluyor!? Bu endişenin sebebi ne?” Beyza sıkıntıyla dudaklarını dişledi. Ne diyecekti şimdi? Şu an evde hiç hoşlanmayacağın türden misafirler var  ve senin eve girmemen gerekiyor mu diyecekti? Böyle bir şeyi söyleyemeyeceği için ne diyeceğini bilemeyerek kekeledi.

“Şey…” Aklına gelen fikirle Özgür’ün yeşil gözlerine odakladı bakışlarını. “Annen den ve evdekilerden çekiniyorum. Ya bir şey derlerse? Ya ilişkimizi onaylamazlarsa?”  Beyza’nın üzgün hali ile avucundaki eli yavaşça kaldıran adam dudaklarına götürdü ve  küçük bir öpücük bırakarak gülümsedi. Onun gevşeyen yüz hatları ile Beyza’da rahat bir nefes almıştı.

“Önemli olan benim ne istediğim! Ben de ne istediğimi gayet iyi biliyorum! Merak etme Annem destekleyecektir ilişki…” Özgür’ün sözlerini alt katın penceresinden sarkarak kendilerine seslenen kadın böldü.

“Kız Beyza! Ayol gelsene içeri! Korkma kız cebimize koyup götürmeyiz seni. Altı üstü dünür oluyoruz ama sen bahçede geziyorsun. Gel içeriyede o güzel ellerinden bir isteme kahvesi içelim!”

Gördüğü kadın ve onun ağzını yayarak söylediği sözler,resmen  Özgür’ün yatışmaya yüz tutmuş öfkedini tekrar kabartmış adeta kanını ateşlemişti. Bakışları öfkeyle kararırken,dişlerini sıkmaktan çene kasları oynamıştı adeta. ” Ayol gelde oğlumuz güzelliğini bir görsün!”

Özgür vücudunu saran öfkeyle  avcundaki eli sıktığının farkında değildi. Kararan bakışları hızla Beyza’nın ürkek gözlerini bulunca kızın gözleri anında dolmuş ve başını yere eğmişti. Onun üzülmesi ile dahada öfkelenen adam,  kadının son sözleriyle de kendini öfkesine teslim etti.

“Kız bu  utangaçlıkta ne böyle? Nişanlın sayılır bizim oğlan artık!” Kadının  konuşmaya başlamasından beri  hiç bırakmadığı Beyza’nın elini, işittiği son sözlerle  bırakarak eve doğru öfkeyle döndü ve koşar adımlarla hızla ilerledi.

“Ulan laf anlamaz gamlı baykuş kılıklı karı, seni de  benim sevgilime talip olan,o şerefsiz yiğenini de mahallenin ortasına  gömüp üzerinize kahve fincanından fiskiye dikmezsem bana da adam demesinler lan!”

Özgür’ün kükreyerek söylediği sözler ile kadın şok olurken korkuyla camda kalakalmıştı.

OY VE YORUMLARINIZI BEKLİYORUM (:

Yitenumutlar

Bölüm Şarkısı – Hey Gidi Koca Dünya -Belkıs Özener

Beyza eve doğru koşar adımlarla ilerleyen Özgür’ün arkasından endişeyle bakarken üzerindeki şaşkınlıktan kurtularak aynı hızla arkasından ilerledi. Açık kapıdan içeriye giren genç adam burnundan solurken öfkeli bakışlarını etrafta gezdirdi. Komşuları Naciye Hanım’ın yanında elinde bir buket gül ile bekleyen, beyaz gömleğinin düğmelerini göğsüne kadar açmış boynundaki altın zincirle kendisine ağır abi bakışları atan genci umursamadan aradığı kişinin üzerine çevirdi bakışlarını.  Onunda elinde tuttuğu çikolatayı görünce öfkesi dahada tavan yaptı ve adeta evi inletircesine kükredi.

“Sen ne laftan anlamaz kadınsın be! Senin görücü geldiğin o kız benim sözlüm sayılır!”

Kadının cırtlak kırmızı rujlu dudakları şaşkınlıkla bir karış açılırken Özgür öfkeyle sözlerine devam etti.

“Sana usulünce anlatmaya çalıştıkça sen ağda gibi yapıştın! Şimdi al çikolatanı ve seksenler den kalma mahalle kabadayısı kılıklı yiğenini defolun evimden!  Yoksa elimden bi kaza çıkacak! “

Özgür’ün sesindeki sert tını evdekilerin dikkatinden kaçmazken, Sinan ve Mehir’de sonunda meraklanarak odadan çıkabilmişlerdi. Elindeki gülleri ortadaki sehpanın üzerine sertçe bırakan genç adam doğrularak gömleğinin yakalarını düzeltti. Sertçe burnunu çekerek Özgür’e doğru bir hamle yapmıştıki Beyza içeri girdiği andan beri sessizliğini korurken sevdiği adamın sırtındaki kasların oynayışı ile gerildiğini anlayınca korkuyla  Özgür’ün koluna dokunup fısıldadı.

“Özgür ne olur sakin ol! Gel biz dışarı çıkalım! Rana Teyze ilgilenir onlarla! ” Özgür’ün sert bakışları Beyza’yı bulurken kolunu sertçe çekerek dişlerinin arasından tısladı.

“Yukarı çık! Bunları saklamak için beni bahçede oyalama çabalarını daha sonra konuşacağız Beyza! “

Kız Özgür’ün gözlerinde gördüğü öfkeyle sertçe yutkunurken yan taraftan üzerinde hissettiği bakışlarla rahatsızca yerinde kıpırdandı. O esnada işittiği sözlerle sanki yer ayaklarının altından kaydı.

“Vayyy! Vayyy! Vayyy!  Kimleri görüyorum! Pavyon gülü Nalan’ın pek bi namuslu kızı Beyza!”

Herkes bakışlarını şaşkınca genç adama çevirirken Beyza karşısında gördüğü tanıdık yüzle midesinin bulandığını hissetti. Düşmememek için güçlükle ayakta dururken adamın sesini tekrar işitmesi kulaklarını kapama isteği ile doldurdu içini.

” Yolludan  sofu çıkmaz demişti rahmetli anam da ben yüreğimdeki sevdaya engel olamamıştım be gülüm! Amma sen ananın dostu olacak şerefsizle düşüp kalkınca anama hak vermedim değil hani!  Kadere bak ulan seni yine çıkarttı karşıma!  Ama bu defa iyi yere kapak atmışsın doğrusu! “

Özgür işittiği sözlerle yumruklarını sıkarken Beyza olduğu yerde sendeleyince Rana Hanım kıza destek olmak istercesine koluna girdi.

“Ayyy! Haydar ne söylüyorsun sen çocuğum!? Hani sen bi yosmaya sevdalandıydın da oda anası gibi o yollu çıktıydı. Bu kız o kız deme bana Haydaarr! “

Genç adam yüzündeki pis sırıtışla başını sallayarak sözlerine devam etti.

“Tam üstüne Bastın Teyzem! Ayağını kaldırda pisliği bulaşmasın!”

Sözünü bitirir bitirmez çenesine inen yumrukla neye uğradığını şaşıran Haydar ağzına dolan kanla öfkeyle üzerine saldıran adama karşılık verdi.

“Ulan Piç!  Öldürürüm lan seni!  Sen benim sevdiğim kadına nasıl dil uzatırsın şerefsiz! Senin pis ağzına yakışmayacak kadar temiz o! “

Elinin tersi ile dudaklarına bulaşan kanı silen adam alay dolu bakışlarını Özgür den çekmeden ortaya konuştu.

“O kadar temizki sorma birader! Ben evlenelim dedikçe o naza çekti kendini. Meğer anasının dostundaymış gözü!  Anası olacak karı kendi ağzıyla söyledi!”

Kendini tutan kollardan sıyrılan Özgür bu defa Haydar’ın yüzüne kafayı geçirirken adam sanki mahsus yaparcasına canının acısını umursamadan sözlerine Teyzesi ile konuşuyormuş gibi devam etti.

“Teyze mahalleniz de bayağı namusluymuş doğrusu. O yollu, bi kızı mahalleniz de barındırdığınız yetmiyormuş gibi birde delikanlıyım diye geçinenler karı yapacakmış kendine! İki gün sonra mahalle gençleri mesken tutar bu sokağı haberiniz olsun! “

Beyza işittiği sözlerle ellerini kulaklarına kapayıp gözyaşlarını serbest bırakırken  Özgür yaralı bir aslan gibi saldırdı sözleri ile kendini tahrik etmeye çalışan adama. Kızlar korkuyla olanları izlerken Araz ve Sinan, Özgür’ü zapt etmeyi bırakmıştı. Çünkü bu adam bel altı sözleri ile daha fazlasını hak ediyordu. Kızlar korkuyla bir taraftan Beyza’yı sakinleştirmeye çalışırken Naciye Hanım da ver yansın ediyordu acı çeken yiğenini gördükçe. Alt kattan gelen çığlık ve bağırma sesleri ile Dilşah kucağında Ayaz’la hızla içeri girip gördüğü manzara karşısında donup kalırken Rana Hanım yeni bir krizin eşiğine gelen Beyza’nın çırpınışlarına dayanamayarak var gücüyle bağırdı.

“Yeteeer!”Kimsenin kendisini umursamadığını fark eden kadın bu defa daha yüksek bir sesle bağırdı. ” Yeter diyorum size! Delirtecek misiniz kızı!?”Bakışlarını yerde iki büklüm olan kıza çevirerek kolları arasına aldı hızla ve panikle konuştu. “Beyza kendine gel kızım!  Sakin ol yavrum! “

Özgür’ün yumruğu işittiği sözlerle havada kalırken kalbine saplanan sancıyla nefesi kesildi. Hızla Beyza’ya döndü ve onu yerde kulaklarını kapatmış bir şekilde annesinin kollarında ağlarken görünce hızla önüne diz çöktü. Dokunmak için ellerini uzatmıştı ki onu daha fazla korkutacağı aklına gelince ellerini yumruk yaparak acı çekercesine sert zemine vurdu. Nasıl düşüncesizce davranmıştı böyle?  Onun korkacağını, kabuk bağlamaya başlayan yaralarını tekrar deşeceğini niye akıl edememişti. Beyza’nın ağlamaktan kızaran beyaz teni ve gözleri içini parçalarken acı çekercesine fısıldadı.

“Beyza! Beyzam  özür dilerim! Be… Ben düşüncesizlik ettim.” Beyza aynı pozisyonda hâlâ ağlarken Özgür’ün de gözleri dolmuştu. İçi alev alev yanıyordu ama sevdiği kadını sarıp,  korkma ben yanındayken sana kimse laf edemez, zarar veremez diyemiyordu. Boğazına düğümlenen yumruyla sertçe yutkunarak tekrar konuştu.

“Beyza’m korkutma beni!  Hani elimi tutacaktın!  Hani bu yangılardan, fırtınalardan birlikte çıkacaktık!  Unuttun mu verdiğin sözü? Böyle miydi sözümüz?”

Herkes üzüntüyle ikiliyi izlerken Naciye Hanım yerde perişan halde yatan yiğeninin başına çökerek gördüğü manzaradan tiksinircesine konuştu.

“Ayyy! Kalk Haydar’ım kalk! Elinden gelse bu yolluyu şuracıkta karı diye koynuna alacak! Başımıza taş yağacak ayol! Resmen dost tutup ev açmış! Bir de utanmadan sözlüm diyor!  Sen onu benim külahıma anlat külahıma! Mahallenin adı kerhaneye çıkacak sizin yüzünüzden! Anası da bi alem!Resmen göz yumuyor bunlara!”

Özgür, Beyza’yı daha fazla korkutmamak için susmayı tercih edip, kendini ve öfkesini güçlükle kontrol altında tutmaya çalışıyordu. Tüm bedenini saran öfkeyle yumrukları sert bir şekilde zemine inerken Rana Hanım komşusunun gözlerinin içine bakarak sert bir dille konuştu

“İster hayat kadını olsun, ister hayatın bütün pisliklerine bulaşmış olsun,benim yavrum kabul ettikten sonra kimseye laf söylemek düşmez! Başımın üzerinde yeri var Beyza’nın !”

Kadının mavi gözleri ateş misali yanarken işaret parmağını kaldırarak kapıyı gösterdi. Sert ve keskin bir ses tonu ile karşısındaki kadının gözlerinin içine bakarak sözlerine devam etti.

“Evimden defolun! Bir daha sakın çocuklarım ve benim çatım altına sığınan insanlar hakkında konuşayım deme! Yemin olsunki o fitne tohumları saçan ağzını kağıt gibi yırtarım Naciye! “

Kadının gözleri Rana Hanım’ın sözleri ile irileşirken, yüzü kanlar içinde güçlükle yerden kalkan yiğeninin kolundan tutarak kapıya doğru çekiştirdi ve homurdanarak çıktı.

“Çık Haydar’ım çık! Bunların hepsi sapıtmış Allah ıslah etsin çocuğum! Ay az daha ellerimle çocuğumun başını yakacaktım ayol! Üzülme yavrum, ben sana ne kızlar bulurum.Ne olduğu belirsiz yollu bi kız alacağımıza,gider köye tertemiz namuslu bir kız alırız! “

Beyza kadının gider ayak söylediği sözlerle kalbine bir bıçağın saplandığını hissetti. Sevdiği kadının acı çeken yüz ifadesi ile adam yumuşak bir ses tonu ile fısıldadı.

“Güvercin! ” Herkes üzüntü içinde yerdeki ikiliye bakarken Özgür yaşamak zorunda oldukları acıların bilinci ile bir küfür savurdu içinden. Aslında hiç bir şey umrunda değildi. O Beyza”yı her haliyle seviyordu. İğrenç iftiralar gerçek bile olsa, yüreği onu seçmişti. Hiç kimseye tepki vermeyen kalbi ritimlerini onun korkuları ile, acısıyla birleştirmiş yüreğini, yüreğine katmıştı. Umrunda mıydı sanki?  İster hayat kadını olsun, isterse sıradan biri. Beyza onun gözünde de kalbinde de,  uçurumun dibindeki el değmemiş çiçek kadar temiz ve masumdu. Lakin onun acı çekişiydi isyanının sebebi.

İkilinin yanlız kalmaya ihtiyacı olduğunu anlayan Araz bakışları kesişen Dilşah’a başıyla işaret ederek dışarı çıkmasını isterken kızda onu onaylayarak yavaşça yanındaki Şükran Hanım ve Mehir’in koluna dokunarak aynı işareti yaptı. Onların hareket lendiğini gören diğerleride durumu anlayarak odayı boşaltan kalabalığa ayak uydurdu ve sessizce evden ayrılarak bahçeye çıktı.

Bacaklarını karnına çekip kollarını etrafına dolayan kızın sarsılan bedeni ile ne yapacağını bilemiyordu Özgür. Beyaza yakın sarı saçları dizlerinin etrafına pelerin misali dağılan sevdiği kızın yanına yavaşça yaklaşarak tıpkı onun gibi sırtını koltuğa  yasladı ve dirseklerini dizlerine dayayarak başını ellerinin arasına aldı. Uzun süre sevdiği kızın hıçkırıklarını dinleyen adam sarılıp onu teselli etmeyi, geçecek demeyi canı pahasına istesede sanki aralarında ölüm sessizliği oluşmuştu. Hüma’nın,Beyza hakkında verdiği küçğk ayrıntı aklına gelince burukça gülümsedi. Kardeşinin hapisaneye girdiği ilk gece ona taş duvarların arkasından seslenişi sevdiği kızın kalbine ilk dokunuşu olmuştu belki de. Kendisine kapılarını kapayan  kızın yüreğine tekrar dokunabilmek ümidi ile murıldanmaya başladı.

Gemileri yürüten de ortadaki direktir
Beni böyle söyleten de, bu gaybana yürektir

Özgür’ün yumuşak ses tonu Beyza’nın. kulaklarını okşayıp geçerken küçük bir anı gelip geçti hafızasından. Hüma’nın koğuşa geldiği ilk gece hapishanenin dışından seslenmişti kardeşine. Türkü söyleyerek sözleri ile yanında olduğunu hissettirmişti  Hüma’ya. O günde tıpkı böyle hayranlıkla dinlemişti Beyza sesiyle kalbini titreten adamı.

Aykırı yollarına, boylarına maşallah
Bizim evde gelin yokta, sen olursun inşallah

Başını yavaşça dizlerinden kaldıran kız bakışlarını yanındaki adama çevirdi ve usulca akmaya devam eden göz yaşları ile Özgür’ün yüzüne baktı. Kapalı olan ıslak gözleri kızın boğazına acı veren bir yumru olarak takılırken elini uzatıp dokunmak istedi o göz yaşlarına. Fakat bir güç engel oluyordu Beyza’ya. Hakkı yoktu bu adama böyle acılar yaşatıp yüzünü yere eğdirmeye. Omuzlarına kaldıramayacağı yükler yüklemeye. Biliyordu ki yorgundu sevdiği adam. Eğer kaderin kendisine yüklediği yükü onun omuzlarına yüklerse altından kalkamazlardı. Kendi alışkındı böyle ithamlara, iftiralara, acılara ama Özgür’ü bu yolda yanına kurban edemezdi.

Aykırının yolu uzunu da, dön göreyim yüzünü
Versek omuz omuza da, öpsem kara gözünü

Söylediği sözlerle içi parçalandı kızın. Onca sözden sonra yüzüne bakacak yüzümü kalmıştı ki?  Lakin içinde çırpınan o yaralı kuşun kanatları sevdiği adamın haline ve döktüğü göz yaşlarına daha fazla kayıtsız kalamadı. Elini yavaşça uzatarak dokundu Özgür’ün ıslak gözlerine. Titreyen parmaklarına değen göz yaşları ile sevdiği adam yavaşça açtı ela gözlerini. Ela gözleri ıslak kirpikleri arasında yeşile dönmüş koyu ormanları anımsatırken Beyza’da bırakmaya devam etti dinmeyen göz yaşlarını.

Yüzündeki ele uzanarak avucunun arasına alan adam kızı ürkütmeden parmaklarına küçük öpücükler buraktı ve Beyza’nın yeşil gözlerinin içine bakarak sözlerine devam etti.

Aykırı yollarına, boylarına maşallah
Bizim evde gelin yokta, sen olursun inşallah

Sözlerini bitiren adam avucunun içindeki eli bırakmadan, diğer eli ile Beyza’nın yüzüne uzandı ve yavaşça kendine çekerek alnına uzun bir öpücük bıraktı. Alnını alnına yaslarken Beyza titreyen sesiyle fısıldadı.

“Sizin eve gelin olmaya layık değilim ben Özgür! Sana layık değilim!” Kızın yüzündeki elini dudaklarına götürerek baş parmağını ağlamaktan kuruyan dudaklarına bastırdı ve konuşmasına engel oldu.

“Sana söyledim!  Benim evime de, yüreğime de layık olan tek kadın sensin! Güzel sözler bilmem,bir kalp nasıl çalınır, ağlayan bir kız nasıl teselli edilir bilmem! Bu yaşıma kadar kimse olmadı! Kimseye dokunmadım!  Bir kadına nasıl dokunulur, nasıl sarıp sarmalanır onları hiç bilmem! “

Başını biraz geriye çekerek sevdiği kızın bakışlarına odakladı ela gözlerini ve boğuklaşan sesi ile devam etti sözlerine.

“Ama seviyorum seni Beyza!” Söyleyeceği sözler boğazını yakıp geçsede zorla devam etti sözlerine. “

Belki başka bir adam olsa karşında sarıp sarmalardı seni!  Yaralarına dokunur merhem olurdu!  Sevgi sözleri ile kalbini kanatlandırır dı. Ama ben yapamıyorum! Ne dokuna biliyorum, ne sarıp sarmalayıp yaralarına merhem ola biliyorum. Nede sevgi sözcükleri ile kalbini çala biliyorum.”

Beyza duyduğu sözler karşısında şaşırırken içine düşen şüphe ile huzursuzca kıpırdandı yerinde. Özgür’ün hayatını mahfetmemek için ondan vazgeçmeye razıydı ama onun kendisinden vazgeçmiş gibi konuşması kalbinin acıyla kavrulmasına neden olurken, kısa süredir unuttuğu o kimsesizliğin kollarına salıvermişti yine aciz bedenini. Kalbini saran hayal kırıklığı ile huzursuzca geri çekilmeye yeltenirken Özgür bu defa iki eliyle kavradı Beyza’nın yüzünü.

“Bunların hiç birini beceremesemde derdimi dillendirecek,yüreğimin  türküleri var benim! Zannetmeki beceremediğim şeyler seni istemediğim anlamına gelir, sen yüreğimin haykırdığı sözlere kulak ver yaralı güvercin! Seni kırsamda, üzsemde sen yüreğimin sesine kulak ver!”

Beyza, Özgür”ün sözlerine bir anlam yüklemek yerine, ona daha fazla acı çektirmemek ve biraz önce yaşadığı hayal kırıklığının etkisi ile derin bir nefes alarak konuştu.

“Ben yapamam Özgür! Bizi bir birimize bırakmazlar!  Gün gelir hakkımda çıkan laflar, sözler gururuna dokunur! Şimdi acı çekip döktüğün göz yaşlarınla o zaman çaresizliğinle,çektiğin utançla boğarsın beni! Bırak beni gideyim yol yakınken vaz geçelim bu sevdadan! “

Adamın kaşları hızla çatılırken öfkeyle burnundan bir nefes çekti ciğerlerine ve ellerini kızın yüzünden çekerek yavaşça geri çekildi. Bakışları kesif bir öfkeyle Beyza’nın solgun teninde dolaşırken ürkütücü bir ses tonuyla fısıldadı.

“Karşına çıkan ilk zorlukta benden vazgeçiyorsun! Kalacak yerin kimsen yokken gitmekten bahsediyorsun!  Derdin ne senin!?  Onlar seni o bataklığa iterken  senin niyetin oraya  gönüllü düşmek mi?”

Beyza işittiği sözlerle kalbinin parçalandığını hissetti. O sevdiği adamın acı çekmesini istemezken Özgür onu ne ile suçluyordu? Öyle olmadığını haykırmak istesede sevdiği adamın kendisinden ümidini kesmesi için sessiz kalmayı tercih etti. Karşısında sessizce ağlayan kızla dahada öfkelenen adam onun cevap vermemesi üzerine kırgın bir şekilde sözlerine devam etti.

“Madem beni yanında, yörende istemiyorsun,o zaman olmayacağım!”

Sözlerini bitiren adam kapıya doğru ilerledi ve açtığı kapıyı sertçe çarparak evden ayrıldı.

Beyza beklemediği tepki karşısında olduğu yerde kalakalırken Özgür’ü bu kadar çabuk kaybetmenin acısını uçmayı yeni öğrenen yüreğinin, kırılan kanat sesleri ile hissetti. Ne kadar ondan uzaklaşmak istesede Özgür’ün bu kadar çabuk pes edeceğini düşünmediğinden di belkide yaşadığı acı. Kalbi sızlarken mantığı olması gerekenin bu olduğunu savunuyordu. Beyza akmaya devam eden gözyaşlarını sildi ve oturduğu yerden yavaşça doğrularak kaldığı odaya doğru ilerledi. Mutluluğu,ümidi kısa sürede olsa unuttuğu kimsesizliği ile sonsuza kadar baş başa kalma zamanıydı artık onun için.

Hırsla evden çıkan Özgür kapıda çarpıştığı kardeşinin koluna yapışarak öfkeyle tısladı.

“Böyle boktan bir şeyin içine düşmem içinmiydi anamla yıllardır harcadığınız çaba!  Ulan sevda denilen meret böyle boktan bir şeydi de insanı diri diri toprak altına koyuyordu da niye beni uyarmadın Hüma!?”

Kız şaşkınca abisine bakarken Özgür kardeşinin sıktığı kolunu bırakarak bahçenin çıkış kapısına doğru bir kaç adım atmıştıki tekrar kardeşine doğru dönerek işaret parmağını kaldırdı ve uyarırcasına öfkeyle salladı.

“Ulan Hüma! Madem  iş birliği yapıp o Rüzgar denen çocuğu ve o zavallı adamı da ümitlendirdin yarı yolda bırakmayacaksın onları! ” Hüma’nın şaşkınlıktan irice açılan mavi gözlerine bakarak öfke saçan gözlerini üzerinden çekmeden adeta kükredi. “Anladın mı beni!? Ümit verdiğin insanları yarı yolda bırakmayacaksın! “Kardeşinin cevabını beklemeden demir bahçe kapısını büyük bir gürültüyle çarparak kapının önündeki park halindeki aracına binip hızla yola koyuldu.

” Özgür, o Naciye’ye ve yiğenine olan hıncını zavallı kızdan çıkarmasa bari. ” Şükran Hanım arkadaşınn sözleri ile bakışlarını eve doğru çevirerek homurdandı.

“Ne yalan söyleyeyim Rana bende ondan korkuyorum.  Özgür iyidir hoştur da biraz kabadır, patavatsızdır. Hayır kızın bir suçuda yok ki. Zavallı burnunu çıkartmıyor evden. Ama erkek milleti anlamaz işte. Çok yüklenmese bari kıza. “

Araz bir annesine bir Rana Hanım’a bakarak ortamda dönen muhabbetin sıkıcılığı ile yüzünü buruştururken  telefonu çalınca annesinin onaylamaz bakışlarını üzerinde hissetmesi bir oldu. Telefonun ekranına bakan adam gördüğü numara ile yerinden kalkarak bulunduğu ortamdan biraz uzaklaştı.

“Tamam Amirim ben Sinan la beraber geçerim merkeze.” Konuşma bitip yerine döndü ve mavi gözlerini çaprazında oturan arkadaşına çevirerek konuşmaya başladı.

“Merkezde toplantı var iki saat sonra.” Sinan başını anladım dercesine sallarken Araz sözlerine devam etti.”

Galiba bu gece operasyonun birinci kısmı  için düğmeye basılacak.”

Bakışlarını arkadaşından ayırarak Mehir’in üzerine çeviren adam masanın üzerindeki sürahiye uzanıp bardağa doldururken ima ile tekrar konuştu.” Yani bu saatlerin bizimle geçirdiğin son saatlerin olabilir. Eğer veda etmen gereken özel kişiler varsa biz seni tutmayalım.” Arkadaşının muzip mavi bakışlarına alayla karşılık veren Sinan suyunu yudumlayan adama beklediği cevabı verdi.

“Benim sizden başka vedalaşacak kimsem yok biliyorsun dostum.Kastettiğin özel biride şu an zaten yanımda.”Sinan’ın sözleri ile hızlanan kalbi Mehir’i zorlarken üstüne uzanıp birde elini tutması kızın birazdan kalpten gitmesine sebep olacaktı. Mehir’in titreyen elleri ve kızaran yanaklarına bakarak gülümseyen adam sözlerine devam etti. “Yıllar önce çok büyük hatalar yaptım. Pişman mıyım hemde ölesiye. Mehir yıllar önce benim imam nikahlı eşimdi.”

Rana Hanım ve Şükran Hanım’ın ağzı bir karış açık kalırken Dilşah kucağında uyuyan Ayaz’ı şaşkınlıktan düşürmemek için daha sıkı tuttu. Genç adam onların bu halini umursamadan anlatmaya devam etti.

“Yıllar önce ailelerimizin zoruyla ayrılmak zorunda kaldık. Şimdi Mehir’i buldum. Yıllar önce yapamadığımı yapıp onu kavuşmamıza engel olan her türlü beladan  kurtaracağım.”Kahverengi iri gözlerini masadakilerin üzerinde gezdirerek onlardan destek beklercesine devam etti sözlerine.” Bu masadakiler şahidim olsun ki intikamını aldığım o gün, her şey bittiğinde sen tekrar benim kadınım olacaksın!Sana yemin ederim bu defa ellerimden kayıp gitmene izin vermeyeceğim!”

Herkes Sinan’ın sözlerinden ve Mehir’le olan hüzünlü bakışmalarından anlamıştıki ikili geçmişte ağır yaralar almıştı. Onların bu haline içleri parçalansada bu gün ki yaşanan olaylar herkese ağır gelmişti. Geçmişe gidip herkesin daha fazla üzülmesine gönlü razı gelmeyen Şükran Hanım konuyu dağıtmak için konuştu.

“Bu gün herkes çok yıprandı. Geçmişi deşip bir birinize daha fazla acı çektirmeyin çocuğum. Madem bütün sorunları halledeceksin, her şey bitince al çiçeğini çikolatanı gel karşımıza iste Mehir’i. O zaman kızın kararı ne olursa ona göre hareket edersin. “. Mehir’in şaşkın bakışları Şükran Hanım’ı bulunca yaşlı kadın muzipçe kıza göz kırparak bu defa oğluna döndü.

“Eeee Araz ağam!  Herkes hayatını yavaş, yavaş düzene sokuyor. “Araz annesinin hiç bir fırsatı kaçırmadan kendisini öne sürmesine bıkkınkıkla gözlerini devirirken kadın onun bu haline sinsice gülerek sözlerine devam etti.

“Gerçi yarın baban da senin hayatını düzene sokacak, o sözü verecek Devran ağaya. Hayırlısı ile sende bir düzen tutturursun artık. ”
Araz’ın bakışları şüpheyle kısılırken içine düşen kuşkuyla annesine bakarak sert bir ses tonu ile sordu.

“Ne sözünden bahsediyorsun Anne sen!? ” Kadın oğlunun sorusuna şaşırmış gibi gözlerini irice açarak cevap verdi.

“Aaa!  Her şeyi yetiştiren Kazım abin bunu nasıl yetiştirmedi sana oğlum? ” İçindeki kuşku daha çok artarken kaşlarını çatarak annesini uyarırcasına tısladı.

“Annee!  Lafı dolandırmadan anlat!  Ne sözünden bahsediyorsun sen!? “Kadın Araz’ı  öfkelendirmenin memnuniyeti ile içten içe gülerken ciddi bir ses tonu ile sözlerine devam etti.

“Baban yarın akşam Devran Amca’nın kızı Zilan’la senin sözünü kesecek!  İşte o sözden bahsediyorum evladım. ” Öfke Araz’ın bedenine hızla yayılırken boynundaki damar nabız gibi atmaya başlamıştı. Dilşah duyduğu sözlerin etkisi ile bir an afallasada Araz’ın evlenmek için geç bile kaldığını kendine hatırlatarak sızlayan yüreğinin acısını bastırmaya çalıştı. Sonuçta o bir aşiretin ağasıydı ve soyunu devam ettirmesi gerekiyordu adetlerine göre. Üstelik ortada bakıma muhtaç bir bebek ve onun bir anneye ihtiyacı vardı. Kendi farkında olmasada dolan gözlerini kucağında huzurla uyuyan bebeğe çevirdi. Kader ondan en kıymetli iki varlığını almıştı ve ikinci defa aynı acıyı yaşarken kalbinin en derin yarası olan yerine tekrar tuz bastı. Sadece bir kaç günde kucağındaki bebeğe öyle alışmıştı ki, sanki yıllar önce kaybettiği bebeğinin yerini doldurmuştu Ayaz. Gözünden damlayan yaşı umursamadan bebeğin alnına incitmekten korkarcasına bir öpücük bıraktı. Üzerinde öfkeyle dolanan bakışlardan habersiz bebeği seyretmeye devam ederken Araz’ın kükreyişi ile Ayaz huzur bulduğu kollarda sıçrarken Dilşah ta korkuyla onu göğsüne bastırarak oturduğu yerden kalkıp hızla eve doğru ilerledi.

“Anne ara babamı vazgeçsin o işten!  Yoksa ben Amcamı ararım işler dahada karışır!”Elini kestane rengi gür saçlarına geçirerek öfkeyle çekiştirdi.” Size kaç kere söyleyeceğim ben evlenmeyi düşünmüyorum!  Benim yerime kararlar vermeyin artık!  Yoksa doğurduğu sonuçlara siz katlanırsınız! “

Sinan cereyan eden olayı sadece izlemekle yetinirken Rana Hanım ve Mehir, Şükran Hanım’ın ne yapmaya çalıştığına anlam veremiyordu. Daha bir kaç gün önce Dilşah ve Araz’ın arasını bulmak için onlardan yardım istememiş miydi bu kadın?  Peki bu ani karar ve yeni gelin adayı nereden çıkmıştı?  Şükran Hanım oğluna doğru bir adım atarak tek kaşını kaldırıp başını bilmiş bir edayla salladı.

“Bana bak sırık!  Allah akıl dağıtırken sen bu boyla ne halt yiyordun acaba? Amcasını arayacakmış!  Ara! Ara da olayı kan davasına çevir!”İşaret parmağı ile oğlunun göğsünü dürterek sözlerine devam etti. “Kendini düşünmüyorsan oğlunu düşün! Bu işin sonunda anası gibi onuda kaybedersen boşuna üzülme! Ya bul bi kız çıkart babanın karşısına, yada onun istediğine tamam de!  Sen de biliyorsun ki eninde sonunda biri ile evleneceksin kaçarın yok oğlum! “Araz annesinin sözleri ile deliye dönerken önündeki sandalyeye bir tekme savurarak dişlerinin arasından tısladı.

“Beni köşeye sıkıştırmaktan zevk mi alıyorsunuz! Bir daha koz olarak oğlumu kullanma sakın anne! Bunu bir daha sakın yapma!Karışma hayatıma!Karışmayın!”

“Ben torunumu koz olarak kullanmadım! Eğer baban yarın akşam bu konuyu Amcan’a açar ve Zilan’ı sana isterse Devran’ın kızını vermekten başka çaresi yok!  Eğer sende verilen sözü çiğnersen mutlaka birinin canı yanar biliyorsun! Ben ne seni ne torunumu kaybetmek istiyorum!  Eğer olay kan davasına dönerse sen görmesende Ayaz’ın da canını alır o dava! ” Annesinin üzerine doğru eğilen Araz işaret parmağını kaldırarak kararan mavi gözlerini gözlerine dikti ve kesin bir dille üzerine basa basa  konuştu.

“Ben Zilan la evlenmeye ceğim Anne!” Öfkeyle arkasını dönerek sert adımlarla eve doğru ilerlerken arkadaşına seslendi.

“Sinan arabaya geç! Ben geliyorum iki dakikaya!” Sinan oturduğu yerden kalkarak Mehir’in şakağına bir öpücük kondurup fısıldadı.

“Bu gece operasyona katıla bilirim.Seni uzun süre arayamazsam,yada benden haber alamazsan endişelenme sakın!”Mehir korku dolu bakışlarla buruk bir gülümseme ile kendisini izleyen adama bakarak cevap verdi.

“Dikkatli ol! O adama çok dikkat et olurmu!? Daha bebeğimizin intikamını alacaksın bana söz verdin unutma!” Sinan elini kaldırarak kızın kumral saçlarının arasında  hasretle gezdirdi parmaklarını.

“Merak etme sen. Önce o pisliği adalete teslim edip ondan kurtulalım,sonra bize bunları yaşatanlardan,bebeğimizi bizden koparanlardan tek tek intikamımızı alacağım!”

Mehir’in başının üzerine uzun süreli bir öpücük bırakarak geri çekildi ve gözlerinin içine bakarak fısıldadı.

“Eğer bir aksilik olurda dönemezsem bilki bu kalbin kapısını ilk açan sendin! Kapayanda sen olacaksın!”

Parmakları ile Mehir’in yüzünü okşayarak bahçe kapısına doğru ilerledi. Şükran Hanım ve Rana Hanım imrenerek ikili arasındaki duygu yüklü sahneyi izlemekle yetinmişti. Oğullarının da böyle sevip sevilecekleri günlerin bir an önce gelmesini   diledi iki kadında. Tabiki gelin adayları çoktan belliydi onlar sadece bu manzarayı bir an evvel görmek için yürekten dua ettiler.  Sevdiği adam yüreğini titreterek giderken arkasından baka kalan kız hızla yerinden kalktı ve peşinden koşarak seslendi.

“Sinan!”Kendisine dönen kahverengi gözlerin içine bakarak döktü içinden geçenleri ve söyleyemediklerini.”Ne yaşamış olursak olalım ben seni hep sevdim! Sen benim her anlamda ilkimsin.Ne olursa olsun ben senden vazgeçmedim. Hep seni sevmeye devam ettim. Çünkü sadece seni gördü bu gözler,seni tanıdı bu kalp! Ama artık istiyorum ki sana baktığı gibi başka bir erkeğe de baksın bu gözlerim,başka bir erkeğin aşkıyla da atsın şu kalbim.”Sinan’ın gözleri öfkeyle kararırken kanının kıskançlıktan içinde alev aldığını hissetti. Mehir’in sıcacık eli kendi soğuk ellerine temas edince içi titredi adamın.Lakin biraz önceki sözleri unutamıyor, içindeki alev hızla büyüyordu. “Bana geri dön ki  kaybettiğim oğlumu tekrar kucağıma alabileyim! Yüreğimdeki o boşluk onun aşkıyla dolsun! Gözlerimdeki o acı,hüzün onun yüzündeki gülücükle silinsin!”

İşittiği sözlerle Sinan’ın gerilen kasları gevşerken Mehir devam etti.”Bana geri dönkü beni ne kadar sevdiğini bileyim. Sana en kızgın,en kırgın olduğum anda bile sevdim seni, bunu sakın aklından çıkarma.” Mehir’in sözlerine karşılık başını sallayan adam yüzüne yayılan gülümseme ile kapıya doğru ilerlerken kızın içini titreten son sözlerini söyledi.

“Sana söz veriyorum döneceğim! Döneceğim ve bebeğimizi kucağımıza bir an önce almak için ilk işim sana nikahı basmak olacak.” Sinan’ın sözleri ile Mehir gözünden süzülen yaşı silerek dilinde sevdiği adama bir şey olmaması için Allah ‘a ettiği dualarla oturdukları masaya doğru ilerledi.

Açık kapıdan içeriye giren adam salonda kimseyi göremeyince odaya doğru ilerlemiştiki gördüğü manzara karşısında yutkunmadan edemedi. Oğlu Dilşah’ın saçları ile oynarken uykunun verdiği mahmurlukla memnun mırıltılar çıkarıyordu. Dilşah ise Ayaz’ın karnına masaj yaparak onu rahatlatmaya çalışırken bir taraftanda onunla konuşuyordu.

“Umarım dedenin babana eş olarak seçtiği kız sana zarar vermez. Biliyor musun ben hiç bir zaman anne olamayacağım. O duyguyu tatmak için neler vermezdim ki. Belki bu yüzden sana bu kadar çabuk bağlandım. Her kadın anne olmayı ister ama her kadına da nasip olmaz bu duygu. Bazıları da nasip olanın kıymetini bilmez.

Kızın sözleri Araz’ın öfkesini silip süpürürken onun  yaşadığı acılar bir bıçak misali saplandı göğsüne. Oysa sırf isminden dolayı hep ters davranmıştı zavallı kıza. Pişmanlık içini yakarken Dilşah sözlerine devam etti.

“Biliyor musun hayat benden çok şeyler alıp götürdü. Önce sevdiğim adamı,hayallerimi, ailemi, bebeğimi, anneliğimi, umutlarımı. Benden aldığı her şeye, her acıya katlandım. Zamanla hepsi geçti unuttum. Şu an kalbimde iki büyük yara var dermanı olmayan. Kaybettiğim sevdam ve bebeğim.”

Elini bebeğin saçlarına çıkararak hafifçe okşamaya devam etti. “Sen bir kadının kalbindeki yara olma hiç bir zaman Ayaz. Sen derman olan ol, merhem olan ol oğlum. Çünkü kadınlar yaralarını saran erkekleri sever, yara açanları değil. Allah annenini senden almış olsa da sana yeni bir anne, yeni bir koruyucu veriyor. İnşallah sana karşı merhametli, babana karşı sevgili bir eş nasip eder Allah size. Rabbim seni ve babanı bütün kötülüklerden korusun.”

Belki de Ayaz’la vedalaşması için son şansıydı bu. Bunun bilincinde bebeğin kapanan gözlerini gören kadın  dolan gözleri ile  alnına bir öpücük bırakarak fısıldadı. “Melekler koruyucun olsun oğlum. ” Araz kızın kıpırdandığını fark edince daldığı manzaradan bakışlarını çekerek yavaş ve sessiz adımlarla evden ayrıldı. Aracına binerken hâlâ  Dilşah’ın sözleri dönüyordu beyninde.

“Merhamet, sevgi” Annesi doğru söylüyordu bu evlilikten kaçarı yoktu. Kendiside bunun farkındaydı ama erteliyebildiği kadar ertelemek istiyordu. Lakin babası tepesine çökmüştü alaca kuşlar misali. Fakat Zilan la olmazdı! Tamam iyi kızdı, hoş kızdı merhametli sevgi doluydu ama kardeşiydi  onun. Karım diye koynuna alamazdı. Almasa aşiret yeni bir bebek ister bebek olmayıncada kuma telaşına düşerlerdi. Kızın hayatını heba edemezdi bu yolda. Mutlaka bir çıkar yolu olmalıydı bu işin. Sinan arkadaşının allak bullak haline ve aracı çalıştırmadan öylece karşıya bakmasına anlam veremeyerek merakla sordu.

“Neyin var senin? “Araz düşünceli bir şekilde cevap verdi arkadaşına.

“Neyim yok ki!?  Mesela yarın akşama kadar bir çaresini bulmazsam ucu kan davasına dönecek bir evlilik meselesi var başımda.” Nefesini bıkkınca dışarı veren adam aracı çalıştırarak yola koyuldu.

“Ne var bunda bu kadar büyütecek. Ayaz’ın bir anneye ihtiyacı var. Seninde bir ilişkin olmadığına göre belki de Amca’nın kızıyla evlenmelisin. Her ne kadar akraba evliliğini onaylamasamda bu sizin oralarda gayet doğal. “Araz arkadaşına ters bakışlarını göndererek yola odaklanıp homurdandı.

“Olmaz!  Zilan benim kardeşim sayılır. Evlensemde dokunamam. Aşiret bu defa da bebek diye tutturacak. Zilan’ın bebeği olmuyor diye kuma arayışına kalkacaklar. Kızın hayatını mahfedemem kardeşim. Zilan olmaz! Onunda mutlu olmaya hakkı var. Zaten karımın hayatını mahvettim ikinci defa birinin hayatını daha  mahvedememem. ” Sinan düşünceli bir şekilde başını kaşıyarak tekrar konuştu.

“Zilan olmaz, baban yakanı bırakmaz, sen kadınlardan vebalıymış gibi kaçarsın ne yapacaksın o zaman? ” Araz geniş omuzlarını silkerek dudaklarını büktü.

“İnan hiç bir fikrim yok. Ama yarın akşama kadarda bir çözüm bulmam lazım. Ben Zilan la evlenemem. O zamanda annemin sözleri gerçeğe dönüşür işte. ” Arkadaşının sözleri ile bakışlarını kısan adam aklına gelen fikirle kararsız bir şekilde arkadaşına fikir önerdi.

“O zaman kimsesiz, yardıma muhtaç bir kız bul ben bu kadını seviyorum diye çık babanın karşısına.” Araz arkadaşına bakarak bir küfür savurup homurdanmaya başladı.

“Lan sen salak mısın?  Bazen nasıl avukat olduğuna şaşırıyorum.” Hatalı sollama yaparak önüne geçen aracı korna ile uyararak gözlerini yoldan ayırmadan sözlerine devam etti. “Oğlum birincisi on iki saat gibi kısa bir sürede kız bulmak neredeyse imkansız. İkincisi ben oğlumu tanımadığım kişilerin merhametine bırakamam. “

Arkadaşının sözleri ile Sinan yüzünü buruştururken Araz   sinsice sırıttı.

“Aslında haklısın lan mesela tanıdık yardıma muhtaç bir kız tanıyorum ben. “

“Tamam işte git kızla konuş böyleyken böyle de derdini anlat.”

Araz’ın sinsi sırıtışı yüzünde büyürken tekrar konuştu.

“Doğru söylüyorsun lan!  Dur ben Mehir’i arayım bi. “

“Tabi oğlum akıl akıldan üst… ” Farkına vardığı ayrıntı ile ağır bir küfür savuran Sinan, Araz’ın kahkaha atmaya başlaması ile daha çok sinirlendi.

“Şerefsiz misin lan sen!?  Senin ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu puşt!? Oğlum varya yedi ceddini si… ” Sinan’ın ağza alınmayacak  küfürler saydırmaya başlaması ile Araz müdehale etmek zorunda kaldı.

“Şakaydı lan!  Vallahi şaka yaptım! Mehir dünya ahret bacım lan benim! ” Arkadaşının omzuna sert bir yumruk geçiren Sinan tiksinircesine konuştu.

“Başlatma lan bacından Piç herif!  Bir de sana hangi akılla kızı emanet ediyorsam?  Hayır neden Hüma değil Beyza değil de ilk aklına gelen Mehir Puşt! Doğruyu söyle gözünmü var oğlum? ” Sinan’ın yükselen ses tonu ve şüpheli soruları Araz’ı daha çok güldürürken onun öfkeden kızaran yüzüne bakarak zar zor cevap verdi.

“Hüma’yı kaçırdık be kardeşim. Malesef doktor civanım bizden önce senaryosuna dahil etti. Beyza desen yılın transferi, Özgür üzerimde pasta cila yapar, o yüzden hiç işim olmaz yani. ” Aklına gelen isimle bu defa sinsice sırıtan Sinan oldu. Söyleyeceği şeyden sonra Araz’ın yüzünün alacağı şekli görmek için yönünü ona çevirerek oturduğu yerde rahat bir pozisyon aldı.

“He sende direk Mehir’e yürüyüm dedin öyle mi? Ama dur sen ben tam aradığın kriterlere uygun bir kız buldum sana. ” Meraklı bakışlarını arkadaşına çeviren Araz bu işten sıyrılacağı düşüncesi ile heyecanla Sinan’ın yüzüne baktı.

“Hay sen çok yaşa kardeşim benim! “Sinan sinsice sırıtarak sen görürsün dercesine başını sallayınca Araz dayanamayarak tekrar konuştu. “Kimi buldun oğlum?  Bak iyi biri değil mi? Oğluma iyi davransın gerisi tırıvırı. “

“Merak etme sen kardeşim. Tam aradığın kadın. Merhametli sevgi dolu üstelik Ayaz da bayılıyor ona. ” Bakışlarını şüpheyle kısan arkadaşının omzuna elini koyarak hafifçe sıktı. “Ulan hayvan! Mehir’e yavşayacağına Dilşah’ı,Ayaz’a anne olarak getir!” Ani bir fren sesinden sonra Araz öfkeyle arkadaşına dönerek kükredi.

“Olmaz!  Dilşah olmaz Sinan! ” Arkadaşının tepkisine anlam veremeyen Sinan merakla sordu.

“Niye olmuyormuş lan?  Neyi var kızın? Hem Ayaz’la gayet güzel anlaşıyorlar. Daha iyisini bulamazsın bence. “Araz ellerini direksiyona geçirerek öfkeyle bağırdı.

“Mahsusmu yapıyorsunuz anlamıyorum lan!? Ben Dilşah ismini duymaya bile katlanamazken siz hâlâ Dilşah diyorsunuz!”Arkadaşının sözlerinden sonra geçmişteki gönül yarasından bahsettiğini anlayan Sinan sakin bir şekilde cevap verdi.

“Mesele geçmişin mi yani?  Oğlum o Dilşah olmazsa bu Dilşah olur. İkisini aynı kefeye koyma. Bu kız Ayaz’a kendi çocuğu gibi bakıyor. Gözlerindeki hasreti, sevgiyi, merhameti görmedin mi? Hemen kestirip atma bir düşün.”

Sinan sözlerinde haklıda olsa o ismi duyduğu an bütün cinleri başına toplanıyordu adamın. Tamam Ayaz ve Dilşah’ın arasında değişik bir bağ olduğunun farkındaydı ama yapamazdı. Bir kere zıtlardı ikisi. Ne zaman bir araya gelseler kavga edip tartışıyorlardı. Zıt kutuplar misali bir birini itiyorlardı. Şimdilik sahte bir evlilikte olsa ileride gerçeğe dönüşmesi gerekecekti. Zaten o süreye kadar ikisinden birisi kesinlikle katil olurdu. Sinan arkadaşının düşüncelere daldığını görünce doğru yol üzerinde olduğunu anlayarak sözlerine devam etti.

“Dilşah’ın yarasını sarmaya, oğlunun bir anneye, senin de bu çıkmaz yoldan kurtulmak için bir kadına ihtiyacın var. Bence en uygun kişi de Dilşah. ” Arkadaşının fikri ile kafası allak bullak olsa da kalbi hayır diye bağırırken mantığı neden olmasın diyordu.

Rüzgar babasının yaptığı emrivaki yüzünden ne kadar kızsada onun hasta halini görünce siniri saman alevi gibi sönmüştü. Önünde kahvesi balkonda Ankara manzarasına karşı düşüncelere dalmışken aklında sadece Hüma vardı. Tek ümidi kendisine yardım etmesiydi. Oysa babasının yaptığı şeyden sonra hiç ümidi kalmamıştı.

“İsmin gibi benim kara bahtıma, olmayan talihime şans getirir misin Hüma kuşu!? Yoksa hüzün yüklü denizleri anımsatan gözlerin, seni zorda bıraktığım için hırçın dalgalar olup rotasını kaybetmiş gemimin batış sebebi mi olur!? ” Gözleri uzaklarda masanın üzeeindeki kahve kupasına uzanarak  dibinde kalan son yudumu da içti.

“Hey gidi goca dünya gam yükümüsün?
Söyle söyle fani dünya dert küpümüsün? “

Özgür radyoda çalan şarkıya eşlik ederken bir taraftan da önündeki kavunu çatalına takarak ağzına attı. Beyza ile tartıştıktan sonra kendini tamir haneye kapatmış, kurduğu çilingir sofrasında kendi kendine dertlenmeyi umuyordu. Taki Araz ve Sinan baskın yapar gibi gelene kadar. Onların arkasından tamirhaneye gelen dördüncü isim ise Özgür’ün bir anlık celallenmesine neden olsa da, kendisi arayıp Rüzgar’a adresi verdiğini hatırlayınca dörtlü grup bir birinin derdine çare arar olmuştu.

“Bak Özgür. ” Yüzünü buruşturarak kafasını kaşıyan genç adam Özgür’e bakarak söylendi. “Yoksa abi mi desem lan? Oyunda olsa kız kardeşine talip oldum sonuçta. “Özgür,Rüzgar’ın sorusuna gözlerini devirirken Araz homurdandı.

“Aman hiç bir fırsatı kaçırma yağcı herif!” Elini havada gelişi güzel sallayarak tekrar söylendi. “Oyunda olsa talip olmuş muş!  Lan biz daha oyundan bile olsa talip olacak kız bulamıyoruz herifçioğlu kızın abisine nasıl hitap edeceğinin derdine düştü. ” Sinan görev nedeni ile imaj değişikliği yapılan uzun saçını parmağına dolayarak memnuniyetsiz bir şekilde yüzünü buruşturdu.

“Yaa ben hiç sevmedim lan bu peruğu. Kaşındırıyor oğlum bu beni. Mehir şu halimi görse yeminle arkasına bakmadan kaçar. ” Özgür arkadaşının başındaki peruğa bakarak sırıttı ve Sinan’ın gözündeki yuvarlak çerçeveli gözlüklere uzanarak düzeltti.

“O bu değil de koçum bildiğin abidik gubidik bir şekil yapmışlar seni. Entel dantel bir hal almışın. ” Diğerleri Özgür’ün sözleri ile gülerken o bilmişçe konuşmasına devam etti. “Hem boşuna endişelenme içimizde en tuzu kuru olan sensin. En azından kızla bir geçmişin var. Benimki resmen yarı yolda bıraktı ya oğlum beni. ” Sinan masadaki uzun ince bardağı eline alarak işaret parmağını kaldırıp bir bilgin edası ile konuştu.

“Bakın beyler, görmüş geçirmiş ve içinizde kadınlar konusunda en tecrübeliniz olarak konuşuyorum söyleyeceklerimi iyi dinleyin. ” Diğerleri Sinan’ın sözlerine başını sallayarak onay verip dikkat kesilirken genç adam sözlerine devam etti.

“Eğer bir kızın gözlerinde hüzün varsa dalgalı denizler misali çalkalanıp duruluyorsa onun çok acı çektiğine ve sığınacak güvenli bir liman aradığına işarettir.”

Sinan’ın tespiti ile hüzünlü bakışlar canlandı hepsinin zihninde ve diğerleri doğru söylüyor dercesine başlarını salladılar. Elindeki kadehten bir yudum alan Sinan tekrar konuştu.

“Eğer bakışlarınız kesişince gözlerini kaçırıyorsa, bakışlarınız bir birine değdiğinde elektirik çarpmış gibi yada kaçacak bir delik arattırıyorsa ya durmayın kaçın yada her şeyi akışına bırakın abicim. Çünkü bu işaret karşı cinsle aranızda başlayacak olan yangının kıvılcımıdır. Ne kadar kendinizi geri çeksenizde olmuyor mu?  Zıt kutuplar gibi hem çekime kapılıp hem bir birinizi istiyorsanız korkun kardeşim geçmiş olsun kız tam on ikiden vurmuştur hedefi. “

Sinan’ın sözleri ile Araz önündeki kadehe sarılıp öfkeyle bir yudum da bardaktaki sıvıyı bitirip boğazını yakarak inmesine izin verdi. Ne saçmalıyordu bu manyak!?  Anlaşılan kafayı bulmuştu.

“Eğer o kız olur olmadık yerde, olur olmadık şeye ağlayıp dertlerini ve acılarını size açık bir kitap gibi sunuyorsa,onun acıları  yüreğinize bir bıçak gibi saplanıyorsa o doğru kızdır. “

Sinan’ın sözleri ile Özgür, Beyza’yı ilk tanıdığı güne giderken  olumlu anlamda başını salladı ve çatalını beyaz peynire uzatarak ağzına bir parça attı.

“Kızlar için en önemli olan ise ailedir beyler. İlk önce her şey ailede biter onlar için. Hayatı boyunca yanlızlıkla sınanan bir kadının tek isteği kendisini seven bir eş, yeri geldimi bir abi ve baba olmasını bileceksin. Ailesi olan kızlarda durum tamamen farklıdır o yüzden önce kaleyi içten fethedeceksin. Ama dikkat edin benim gibi çuvallamayın. “

Rüzgar’ın bakışları Özgür’ü bulurken bakışlarını kısarak karşısındaki adamı inceledi. Hüma’yı bu evlilik oyununa ikna etmenin yolunun Özgür den geçtiğine adı gibi emindi  artık.

“Eğer tüm bunlar karşı cinsle aranızda olmuşsa, önce bir kıvılcım başlayıp, itişme ve çekimle bir yangına dönüştüyse, kızın acısı beyninizde ve yüreğinizde bomba etkisi yaratıyorsa, aileyide kafaladıysanız o kızı bırakmayın abicim. Çünkü o sizin kaderinizdir. Ama tüm bunlara rağmen kız diretiyorsa, yan çizip farklı dünyaların insanıyız ayağına yatıyorsa, ailesini bahane ediyorsa o zaman vur yumruğunu masaya tut kolundan bas nikahı! Gıkı çıkarsa gel yüzüme tükür!”

Masadakiler bir birine bakarken Araz, Sinan’ın ensesine bir tane patlatarak homurdandı.

“Lan zaten tipin olmuş entel köşe yazarı gibi. Bir Güzin ablalığın eksikti Puşt! Bir de bilmiş bilmiş konuşmuyor mu şeytan diyor sık gırtlağını.

“Sinan kayan peruğunu düzelterek Araz’a ters bakışlarını yollarken adam tekrar söylenmeye başladı.

“Peki lan hadi Özgür yumruğu masaya vurdu nikahı bastı. Bu Rüzgar saftiriğide kaleyi içten fethedip aileyi kafaladı. Lan ben ne bok yiyeceğim ha! Ne bok yiyeceğim oğlum! “

Sinan sabır dilenircesine kafasını sağa sola salladı ve dişlerini öfkeyle sıkarak cevap verdi arkadaşına.

“Lan sanada Dilşah’ı al diyorum işte. Çöpsüz üzüm!  Hem kaleyle, kalple uğraşmanada gerek yok senin ufaklık o işi çoktan halletmiş senin yerine. “

Özgür elindeki kadehi sertçe masaya bırakarak elini kaldırıp alayla konuştu.

“Ey yüce bilge!  Sen neden tüm bu söylediklerini uygulayıp kızın elinde tutamadın acaba!?Hem sadece hayatındaki kadın Mehir değilmiydi senin!? Bu engin tecrübelerini neye borçluyuz!?” Özgür’ün sorusu ile Sinan bıkkın bir nefes koyu vererek yakalarını silkti.

“Oğlum banada böyle ipucu verip yol gösteren olsaydı şimdi sizin gibi dangalaklarla burada sap gibi takılıyor olmazdım.  Ayrıca bu tecrübelerimi Mehir le geçirdiğim o kısa dönemde edindim. Yanlış anlaşılma olmasın lütfen. Siz benim söylediklerimi yapın gittiğim yola gitmeyin. “

Masadakiler şüphe ile bir birine bakarken üçü birden telefonuna sarılıp mesaj bölümüne girdiler.

Mesaj -1
“Hazırlıklara başla bir ay sonra düğün var! “

Mesaj-2

“Madem oyun oynamaya bu kadar heveslisin başladığın oyunun sonunu da getir.”

Mesaj-3

“Sen öyle bir bakıyorsun ki değil kale, surunu bile fethetme me imkan yok! “

Mesaj-4

“Sevda yolunda tökezlesekte, yarım kalmamak için hep yarınlara sarılacağız! “

Oy ve yorumlarınızı bekliyorum (:

Bu arada hikayeyi askıya almayı düşünüyorum en azından iki hikaye final yapana kadar. Bu konudaki düşüncelerinizi paylaşırsanız sevinirim.

Yitenumutlar

Bölüm şarkısı-Şevval Sam -Ben Denizde Bir Gemi

Telefonuna gelen mesajla ela ya çalan gözlerini bir kaç sefer kırpıştırdı. Kafayı bulduğundan dolayı yanlış mı o kuyordu yoksa gerçekten bir yanlışlık mı vardı bu işte.

“Sen öyle bir bakıyorsun ki değil kale,surunu bile fethetme me imkan yok! “Özgür bakışlarını telefonun ekranından kaldırarak Rüzgar’a çevirdi.

“Kardeşim kafanmı iyi? Hayır bu mesajı atman gereken kişi Hüma değil mi?” Rüzgar kadehindeki beyaz sıvıdan bir yudum alarak başını olumlu anlamda sallayınca Özgür kafasına bir tane geçirerek kükredi. ” Lan niye bana atıyorsun o zaman dingil!?” Elindeki bardağı masaya sertçe bırakan Rüzgar aynı tepkiyle karşılık verdi.

“Ya sen her Hüma dediğim de avına odaklanan Aslan misali öldürücü bakışlarını bana dikersen, ben kardeşini nasıl tavlarım abicim!? ” Diğerleri doğru söylüyor dercesine mırıltılar çıkarırken Özgür başını kaşıyarak Rüzgar’a döndü.

“Sen böyle tavlama falan ergen ağzıyla konuşursan ben şuradan o abaza ağzına yumruğu bi geçiririm değil Hüma bi daha hiç bir kızın adını ağzına alamazsın kıl herif! ” Ellerini bir birine vurarak Özgür’e karşı alkış tutan Rüzgar Sinan’a dönerek homurdandı.

“Al abiciğim kaleye bu asırlık surun sayesinde yaklaşamıyorum ben. Adam milattan önce taş devrinden kalmış bir antika gibi. Geri kafalı dediğim dedik. “

“Lan bir  git! Başlatma kalenede suruna da! Mesajı kıza at diyorum daha ne diyeceğim! İzinse izin işte. ” Araz tabaktaki kavuna çatalını takarak Rüzgar’ı dürttü.

“Özgür’ün onay verme şekli böyle. Sende üzerine daha fazla gitme sağı solu belli olmaz onun. ” Sinan bardağındaki sıvıyı yudumlayarak bitirdi ve bardağı masaya sertçe bırakarak ayaklandı.

“Yarın görev başlıyor. O yüzden ben kaçıyorum arkadaşlar. Mehir size emanet!”Bakışlarını Özgür ve Rüzgar’ın üzerinde gezdirip işaret parmağı ile Araz’ı gösterdi ve sözlerine devam etti. ” Bu piçi benim kadınım dan uzak tutun! Ne yapacağı belli olmaz şerefsizin! ” Araz’da tıpkı Sinan gibi bardağındaki sıvıyı bitirerek ayaklandı ve kolunu onun omzuna dolayarak sırıttı.

“Merak etme kızgın boğa ben o işi hallettim. Zaten şakaydı. İçin rahat olsun. ” Diğerlerine dönerek muzipçe göz kırpan adam tekrar sözlerine devam etti. ” Tabi Mehir benim vahşi cazibeme dayanamayaz, diye korkuyorsan orasını bilemem. Gerçi şu tipinden sonra böyle düşünmektede haklısın. ” diyerek Sinan’ın uzun saçlarına bakıp kahkayı patlattı.

“Araz! Yemin ediyorum şimdi ağzının ortasına şu takozu yiyeceksin haberin olsun!” Kafasındaki peruğu düzeltip homurdanarak çıkışa, doğru ilerlerken Araz’da diğerlerine dönerek işaret parmağı ve ortaparmağını alnına götürüp selam vererek konuştu.

“Ben de kaçıyorum beyler. Malum yarın uzun bir yolculuk beni bekler. Tabi babama karşı vereceğim mücadelede cabası.”

“Ne deyim kardeşim kolay gelsin sanada. Baban la olan gazan mübarek olsun. Bizi durumlardan haberdar etmeyi unutma.” Araz düşünceli bir şekilde başını sallarken Özgür devam etti. “Sağdıç falan lazım olursa bir alo demen yeter. ” Diyerek ufak bir kahkaha atınca Araz masadaki fındıktan bir kaç tane eline alarak arkadaşına sinirle fırlattı.

“Başlatma sağdıcına! Düşenin dostu olmaz diye buna diyorlar demek ki!” Gül abiciğim gül sen ama unutma son gülen iyi gülermiş. ” Sözlerini bitirip kapıya doğru ilerlerken muzip bir gülüşle tekrar arkasına döndü ve Özgür’e bakarak sırıttı. “Sağdıç değil ama bir iki ay sonra kirve olacaksın kardeşim! Etli pilavı yerkende senin yüzünün ifadesine bende bir taraflarımla güleceğim haberin olsun! ” İşittiği sözlerle midesi bulanan Özgür yüzünü buruştururken Rüzgar’ın kahkahası tamirahaneyi inletir cinstendi. Araz’da, Rüzgar’ın kahkasına eşlik ederek kapıdan çıkınca Özgür sinirle Rüzgar’a döndü.

“Bakıyorum da çok hoşuna gitti kıvırcık! ” Hâlâ gülmeye devam eden Rüzgar kahkahalarının arasında zorla konuştu.

“İtiraf et iyi laf koydu abicim.”

“Kalk git lan! Defol git!” Özgür sinirle yerinden kalkıp hâlâ oturan adamı kolundan tutarak kaldırmaya çalıştı.

“Ya ne yapayım eve gidipte. Şurada iki çift laf ediyorduk ne güzel. ” Özgür gözlerini kapayarak sakin olmaya çalıştı. Zaten kıl oluyordu bu adama birde gevşek halleri daha çok sinirlerini bozuyordu.

“Hadi koçum hadi! Evli evine köylü köyüne! “Ne kadar hoşlanmasada özünde iyi bir çocuk olduğunu hissediyordu. Lakin kardeşi ile sahtede olsa bir münasebeti vardı. Eee bir kız abisinede bu kadar yüklenilmezdi canım.

“Özgür cüğüm yakında kayınçom olacaksın yakışmıyor böyle hareketler sana. Lütfen biraz adap öğren abicim. ” Özgür’ün sabrını taşıran son sözler bunlar olmuştu. Anlayışta bir yere kadardı hani. Hâlâ masadaki bardağa uzanmaya çalışan Rüzgar’ın kolundan hızla çekerek kaldırdı ve kükredi.

“Başlarım adabına da edebinede Puşt! Ulan akraba olacaksak nüfusumada alacak değilim! Senin bu yaptığına tuzun kilin boynuma soyunda gir koynuma derler koçum! Ama malesef benim tercihim karşı cins!” Rüzgar’ı sürükleyerek kapının dışına atan Özgür sözlerine devam etti. ” Şimdi yaylan bakalım! Kapatacağım oğlum dükkanı kapatacağım!” Rüzgar kovulmanın hüsranı ile yüzünü asarken Özgür tekrar konuştu. ” Bu arada Hüma’nın gönlünü yapınca yüzükleri kap gel uzatmayın bu işi. Boku çıkmasın sonra! ” Rüzgar’ın asılan yüzünü güldürmeye bu cümleler yetmişti. Özgür’ün davranışlarından hiç şansı olmadığını düşünsede, demekki bu gece kaleyi içten fethede bilmişti. Önemli olan Özgür dü. Gerisi çorap söküğü gibi gelirdi nasıl olsa. Sırıtarak başını olumlu anlamda salladı.

“Sen hiç merak etme abicim. Bir kaç gün sonra müjdeyi veririm sana! ” Rüzgar’ın sözleri ile Özgür öfkeyle dışarı doğru bir adım atarak bağırdı.

“Lan ne müjdesi it! Zannedersin bebek haberi veriyor! Altı üstü yalandan iki yüzük takacaksın! Lan defol git elimde kalacaksın şimdi! ” Rüzgar, Özgür’ün öfkesine sırıtarak arabasına, doğru ilerlerken arkasında bıraktığı adam hâlâ homurdanıyordu.

“Ulan bir adam bu kadar mı kıl olur!Ömrü hayatımda bu kadar gıcık olduğum başka bir tip hatırlamıyorum arkadaş! Zaten nerede kafadan kırıklar var Hüma onu sarar benim başıma! Allah’ın merinosu! “Özgür içeriye doğru ilerleyip masadakileri toplamaya başladı. Yarın iş günü olmasa böylece bırakırdı ama şimdi çırağa kötü örnek olmanın alemi yoktu. Ortalığı toparlayarak aklında neler yapacağını planlıyarak tamirhaneden ayrıldı.

Hüma gece, Annesi ile yaptığı konuşmadan sonra abisinin aldığı kararın nelere yol aça  bileceğini düşünmekten tüm gece kafa patlatmıştı. Üstelik kendi başındaki sorunda cabasıydı. Hayatları bir anda nasıl bu kadar değişebilmişti hala aklı almıyordu. Kafasındaki milyonlarca soruyla sabaha kadar boğuşmuş tam uykuya yenik düşeceği zaman telefonuna gelen mesajla gözleri cin gibi tekrar açılmıştı.

“İlk iş gününde kaytarmayı mı planlıyorsun? Hiç bir bahaneyi kabul etmem! İş konusunda çok disiplinliyimdir! Asistanımdan da aynı disiplini beklerim! İlk iş günün olduğu için esnek davranıyorum. Yarım saate kadar hastanede ol!” Mesajı önce umursamasada abisinin onları maddi açıdan bir hayli zorlayacak olan kararı fikrini değiştirmesine yetmişti. Uyuşuk hareketlerle yerinden kalkıp elini yüzünü yıkamak için banyoya doğru ilerledi. Sırf abisine maddi konuda yardımcı olabilmek ve o yaşlı adamın mutluluğu için bu Rüzgar denen adama katlana bilir miydi? Aynadaki görüntüsüne bakarak yüzünü buruşturdu. Şu an başka çıkar yolu yoktu. Başka bir iş bula bilirdi belki ama ya o yaşlı kurt, onun hayallerini vicdanı sızlamadan nasıl alt üst ederdi? Karma karışık olan aklıyla yüzüne soğuk suyu bir kaç defa çarparak çıktı banyodan. Üzerini değiştirmek için dolabına doğru ilerlerken telefonun mesaj sesi ile tekrar o yöne döndü ve telefonu eline aldı.

“Sabahları sert bir kahve içmeden güne başlamam! Mümkünse şekersiz sert bir türk kahvesi saat tam sekizde masamda olsun! Bu arada zamanın azalıyor yirmi dakikan kaldı! “

“Nee! Delirmiş mi bu adam!? Yirmi dakikada ben nasıl yetişirim!?” Homurdanarak telefonu yatağının üzerine fırlattı ve aceleyle hazırlanmaya başladı. Evden telaşla çıkarken ne abisinin nede annesinin sorularını yanıtlayacak fırsatı bula bilmişti.  Sadece, “İşe geç kaldım diyerek” arkasında kendine şaşkınca bakan ikiliyi bırakmıştı. Kolundaki saate göz, atan Hüma on dakikası kaldığını farkedince ağzının içinde bir küfür dolandırıp topuklu ayakkabılarının el verdiğince koşmaya başladı. Taki birden yanında belirip korna çalarak aklını alan araca kadar. Korkuyla yerinde sıçrayan kız araca doğru dönüp çemkirdi.

“Dağda rallimi yapıyorsun kardeşim!?Gözlerinde problem mi var!? Çiğneseydin bari!?” Bakışları Rüzgar’ın kahverengi gözleri ile kesişince adamın sesini işitmeside bir oldu.

“Sabah sabah ne bu şirretlik!? Sanada günaydın! Yeni doğmuş tay gibi yürümeye çalışan  birinin görünmeme gibi bir lüksü yok malesef! Hadi bin arabaya yeterince geç kaldık zaten! ” Aracın içindrki adamın sözleri ile  Hüma gözlerini devirip honurdanarak araca bindi.

“Sabah sabah seninde laf sokma kabiliyetin tavan yapmış bakıyorum da. Topuklularla sen koşsan yeni doğmuş tay gibi değil yuvarlanan pandalar dan farkın kalmaz. Ayrıca sabah, sabah evimin önünde ne işin var? Sapık olduğuna kanaat getireceğim artık. ” Rüzgar sinyal vererek sol tarafa dönerken Hüma’ya yandan bir bakış attı.

“Babam yüzünden.” Hüma’nın kaşları anlam veremediği sözlerle çatılırken Rüzgar devam etti. “Sana mesaj attıktan sonra evden çıkıyordum ki tutturdu gelinimi kahvaltıya getir diye. “

“İyide ben bu nişanlılık oyununu kabul ettiğimi hatırlamıyorum! Bir bahane bula bilirdin babana! “

“Denemediğimi mi zannediyorsun? Ne yaptıysam fikrinden caydıramadım. Hem ben abinle konuştum abin onay verdi bu duruma. Hatta uzatmadan yüzükleri getir takalım dedi.” Hüma şaşkınca yanındaki adama bakarken Rüzgar onun surat ifadesine gülmeye başlayınca Hüma sinirle konuştu.

“Benim abim öyle bir şey yapmaz! Üstelik ne demeye gülüp duruyorsun sen!? ” Rüzgar Hüma’nın sözleri ile derin bir nefes alarak sakinleşmeye çalıştı.

“İstersen abine kendin sor. Babamı kandırdığımız için çok kızdı. Yaşlı,üstelik hasta bir adamın hayalleri ile oynamanın bencillik olduğunu düşünüyor tıpkı senin gibi. ” Kısa bir süre bakışlarını yoldan ayırıp Hüma’ya çeviren adam minnet dolu bir tebessümle devam etti sözlerine. “Ben senin bir suçun olmadığını bu karmaşık duruma benim yüzümden dahil olduğunu söylesemde,galiba o babama dayanamadı. Abinin çok güzel bir yüreği var Hüma! “

Abisinin neden onay verdiğini elbetteki biliyordu Hüma. Oda tıpkı kendisi gibi düşünerek hasta bir adamın üzülmesine dayanamamıştı. Adı kadar emin diki abisi de böyle düşünerek onay vermişti. Rüzgar’ın biraz önceki sırıtışı aklına gelince düşüncelerinden sıyrılan kız direk ona dönüp şüpheyle gözlerini kıstı.

“Biraz, önce niye güldüğünü açıklamadın!?” Hüma’ya bakarak tekrar gülerken uzanarak yolcu koltuğunun ön camındaki aynayı çekti.

“Saçlarına bak! Resmen kuş yuva yapmış gibi.” Hüma aynaya doğru biraz eğilerek başının üzerine bakınca gördüğü görüntü karşısında huysuzca söylendi.

“Olamaz! İnsan bunu şimdi mi söyler! Allah’ım rezil oldum konu komşuya!” Ellerini saçlarına geçirerek düzeltmeye çalışsada daha da karışmıştı. ” Bir de şu halimle babanın karşısına mı çıkaracaktın beni! Sen ne düşüncesiz insansın ya! Amazon yamyamları gibiyim şu halime bak! ” Kendi kendine üzüntüyle söylenen kızın haline daha fazla dayanamayan Rüzgar aracı sağa çekerek ona döndü. Hüma’nın saçlarına uzanarak toplamaya çalışırken Hüma hırsla ellerini ittirdi.

” Ne yapıyorsun ya! Bırak! Dokunma! ” Ellerini ittiren elleri sıkıca kavrayan Rüzgar kızın iri gözlerine bakarak fısıldadı.

“Şhhtt! Sakin ol! Sadece yardım edeceğim izin ver! ” İşittiği sözlerle Hüma çattığı kaşları ile  başını olumlu anlamda sallarken Rüzgar yavaşça saçlarını toplamaya başladı. Hüma’nın saçlarından yayılan değişik koku burun deliklerinden dolarken farkında olmasada hoşuna giden kokuyla söylendi. ” Değişik bir koku var saçlarında. Kullandığın şampuan bu denli kabartıyordur belki saçlarını. ” Hüma alttan bir bakış atarak cevap verdi Rüzgar’a.

“Şampuan değil! Annem’in hazırladığı losyon o! Losyon ve Parfümlerin içindeki bazı kimyasallara alerjim olduğu için annem kendisi hazırlıyor. ” Rüzgar enterasan bir şey öğrenmiş gibi dudaklarını bükerek mırıldandı.

“İlginç! Ama çok hoş bir koku! Şeftali, Kayısı tarzı. Ne kullanarak yapıyor?” Rüzgar’ın yakınlığı ve sözlerinden dolayı kızaran Hüma kesik bir nefesi ciğerlerine çekerek cevap verdi.

“Meyveler ve bazı çiçeklerin karışımlarıyla. ” Rüzgar anladım dercesine başını sallayarak fısıldadı.

“Anladım! Maharet isteyen bir iş.” Hüma’nın saçlarını gelişi güzel bir şekilde tepesinde toplayarak yanlardan bir kaç asi tutamın fırlamasına izin verdi. “Torpido da krmızı bir fular var bana uzata bilir misin?” Kız torpidoya uzanırken bir an duraksadı. Onun bu haline anlam veremeyen Rüzgar merakla sordu. “Ne oldu? “

“Sevgilinin fularını bana toka yapmayı düşünmüyorsun değil mi? ” Rüzgar zorlanarakta olsa torpidoya uzandı ve fuları alarak geri doğruldu.

“Sevgilim olsaydı, şu an seninle nişanlı rolü oynamama gerek kalmazdı. Üstelik sevgilimin kullandığı bir şeyi sana takacak kadar aşağılık biri değilim Hüma!”

Hüma işittiği sözlerle söylediklerinden utanarak dudaklarını dişlerken Rüzgar fuları Hüma’nın saçına bağlayıp sözlerine devam etti.

“Fular annemin di. Hastalığından önce saçları dökülmeden, genelde bu fuları kullanırdı.Çok seviyordu.Çünkü sevgiliyken babamın ona aldığı ilk hediyeymiş.”

Öğrendiği gerçekle Hümanın kalbi sızlarken patavatsızlığına ve düşüncesizliğine kızdı. Ona neydiki sevgilisinden? Durduk yere adamın yarasını deşmişti. Rüzgar işini bitirip geri çekilirken Hüma başını kaldırmadan mahçup bir şekilde konuştu.

“Özür dilerim! Ben seni üzmek istememiştim. İstemeyerek seni kırdım gerçekten özür dilerim. “

Yüzüne bakmadan parmaklarıyla oynayıp kendisinden özür dileyen kıza bakarak burukça gülümsedi Rüzgar. Uzanıp Hüma’nın elini avuçları arasına aldı. Hâlâ yüzüne bakmamakta ısrar eden kızın çenesine hafifçe dokunarak bakışlarını birleştirmişti ki  Hüma’nın yeşil gözlerinde parlayan yaşları görünce kalbi tekledi. Bu kız farklıydı. Hem de çok farklıydı. Başkalarının küllenmeye yüz tutmuş acılarını yüreğinde hissedecek kadar farklı. Onu rahatlatmak için biçimli parmakları ile yanağını okşayarak fısıldadı.

“Özür dilemene gerek yok, kırılmadım. Beni tanımıyorsun. Sadece bilmeden de olsa annemin hatırasını bir sevgiliye yada her hangi bir kadına yakıştırman üzdü beni. Fuları bir kadına vermek yada üzerinde görmek hiç düşünmediğim bir şeydi doğrusu. ”
Dolan gözlerini şaşkınca kırpıştıran kız masumca sordu.

“Senin için bu kadar değerli bir şeyi niçin benim saçlarıma taktın? ” Elleri saçlarına uzanırken sözlerine devam etti. “Bence çıkaralım senin için özel olan biri kullanmalı. Sende belki ilerde eşine hediye …” Hümanın sözlerinin yarım kalması saçlarındaki elin Rüzgar tarafından engellenmesinden kaynaklıydı. Hüma’nın ellerini tutan Rüzgar gözlerinin içine bakarak kendinden emin bir şekilde konuştu.

“Bence olması gereken özel birinde ve olması gereken yerde! ” Hüma’nın bakışları kısılırken Rüzgar sözlerine devam etti. ” Tüm sevdiklerimi kaybettim ben Hüma! Geriye sadece babam kaldı. Elimde bir umut varken onu da kaybetmek istemiyordum. Ama o inadından bana umut olan amaliyata girmeyi red ediyordu. Taki seni tanıyana kadar.”

Hüma ellerinin terlediğini kalbinin hızlandığını hissederken ne olduğuna anlam veremiyordu. Soğuk ellerinin üzerindeki sıcak ten miydi bu tuhaflığa sebep? Yoksa Rüzgar’ın kendisine bu kadar yakın olması mı? Kendindeki tuhaflığı Rüzgar’ın farketmesinden korkarak bakışlarını kaçırdı. Sanki o kahverengi harelere bakmaya devam ederse vücudundaki tuhaf değişimi anlayacaktı karşısındaki adam.

“Sen onun ameliyata girmesi için tek sebepsin! Hayatıma bir den bire giren bana gönderilen kurtarıcı bir melek gibisin! Babamı da kaybetmek istemiyorum! Senin yardımın olmadan onu ikna edemezdim. Senin sayende ve Allah’ın izniyle inşallah babam bu ameliyata girecek!”

Gözlerini kaçıran kızın hâlâ biraz önce söylediği sözlerden utandığını düşünen Rüzgar çenesine uzanarak tekrar bakışlarını birleştirdi ve sözlerine devam etti.

” Bu yüzden benim için özel olan sensin! Ve inan bana fular sana çok yakıştı!” Diyerek çapkınca göz kırptı. Bu hareketi Hüma’nın kalbine sanki taklalar attırırken kendine neler olduğuna anlam veremeyen kız içinden lanetler ederek dışından zoraki konuştu.

“Teşekkür ederim! Bu günlük kullanmak zorundayım sanırım. Ama yarın mutlaka getireceğim. Unutursam da hatırlat oldumu? ” Tekrar direksiyona dönen adam arabayı çalıştırırken mırıldandı.

“Belkide olması gereken yerde kalması gereken en özel kişidedir!” Hüma, Rüzgar’ın söylediği sözleri anlamazken o çoktan kalbinin fısıldadıkları ile mantığını sorgulamaya başlamıştı.

Kollarında uyuyan bebeğin yanağına sevgi dolu bir öpücük bırakan kadın üzerindeki bakışlardan rahatsız olarak dikkatlice ayağa kalktı ve Ayaz’ı odaya götürerek kendi yatağına bıraktı. Düşmesini önlemek için kenarlara yastıkları dizerken Dilşah’ın bu korumacı tavrı açık kapıdan kendisini izleyen Araz’ın gözlerinden kaçmamıştı. Zaten ilk günden beri Dilşah’ın oğluna olan ilgisinin farkındaydı. Önceleri bu ilgiyi biraz yadırgasa da başına gelenleri öğrenince bu tavrını anlayışla karşılamaya çalışmıştı.Tabi belli sınırlar çerçevesi dahilindeydi bu anlayış! Onların bir birine bağlanmaması için kızı kırmıştı çoğu kez ama şimdi durum farklıydı. Bu düşüncelerle yaptığı hatalar yüzünden kendine kızgındı ama umuduna dört elle sarılması gerekiyordu. Başka çıkışı yoktu.

Ayaz’ı kaybettiği bebeğinin yerine koyuyordu belliki Dilşah. Sinan’ın da dediği gibi hem Dilşah’ın hem oğlunun yaralarını sarmaya ihtiyacı vardı. Oğlunun,kalbi sevgi ve merhamet ile dolu bir anneye,Dilşah’ın da içindeki yıllardır yanan evlat acısını dindirmek için bir  bebeğe  ihtiyacı vardı ve bu iki yaralı yüreğin merhemi de Dilşah’ın vereceği karara bağlıydı.

Ayaz’ın tamamen güvende olduğun dan emin olan Dilşah temkinli bir şekilde yüzündeki peçeyi düzeltti ve içeriye geçerek Şükran Hanım’ın yanına oturdu.Bakışlarını kısa bir an anne ve oğlunun üzerinde gezdirerek merakla konuştu.

“Sizi dinliyorum. Önemli ve acil olan konu nedir?” Oğlunun dün gece attığı mesaj aklına gelince Şükran Hanım Ayaz’ın aniden verdiği bu kararla bu oyunu başlattığı için iyimi etti kötü mü etti düşünür hale gelmişti. Ne demişti oğlu;

“Madem oyun oynamaya bu kadar heveslisin başladığın oyunun sonunu da getir.”

Ahh! Hangi akla hizmet Araz gibi bir savcıyı tongaya düşürmeye çalışmıştı ki? Tabiki anlatacaktı tüm bu yaptıklarının oyun olduğunu. Ama Şükran Hanım bu kadar çabuk olacağını düşünmemişti. Daha Dilşah’ı bu konuda ikna edip ince, ince işleyecekti. Şimdi kıza damdan düşer gibi pat diye ne söyleyecekti. Mümkünatı yok kabul etmezdi Dilşah. Araz annesinin suskunluğuna sinirlenerek konuştu.

“Akşama Urfa’ya gidiyoruz! ” Dilşah’ın bakışları Araz’a dönerken içine bir acı çöreklendi. Ne için gittiklerini nihayetinde biliyordu. Ama bu konunun kendisi ile alakası neydi onu anlamış değildi. Ayaz aklına gelince acaba onu burada bırakacaklarda bakmamımı istiyorlar diye düşünürken bu düşüncelerini dile getirdi.

“Benimle konuşmak istediğiniz konu Ayaz ise içiniz rahat olsun siz dönene kadar bakarım ben Ayaz’a. ” Şükran Hanım, Dilşah’ın ince düşüncesine burukça gülümsedi. İçinin şu an kor ateşler misali yandığından adı kadar emindi. İkinci defa sevdiği adamı kaybettiğini düşünüyordu ne de olsa. Araz ise Dilşah’ın sözleri ile bıkkın bir nefes aldı. Bu kadının ilk odak noktası neden hep Ayaz oluyordu? Kendiyle alakalı bir şey isteyemez miydi yani? Ne den lafın sonunu dinlemeden hemen Ayaz diye ortaya atlıyordu ki? Düşünceleri içeride huzurla uyuyan oğluna kayarken kaşları çatıldı ve sinirle içinden homurdandı.

“Sömürge makinası! Kızın aklını öyle bir almışsın ki babanın ne söyleyeceği umrunda bile değil! Hemen Ayaz diye atlıyor her şeye! Ulan sanki sadece dünya senin etrafında dönüyor! İlgiye, yardıma muhtaç olan bir sen varsın sanki! “Sessizliğin uzaması ile kendine gelirken annesinin hâlâ tek kelime etmemesine iyice sinirlenmişti. Derdi neydi bu kadının? Gözüne sokarcasına Dilşahı öne süren kendisi değilmiydi? Kızın sözlerini ve cevap bekleyişini hatırlayınca tekrar konuşmaya başladı.

“Ayaz da bizimle geliyor. Öyle bir şey değil senden istediğim. ” Araz’ın sözlerine bir türlü anlam veremeyen Dilşah kaşlarını çatarak merakla sordu.

“Ne istiyorsun peki? ” Kızın sorusu ile Araz’ın bakışları dilini yutmuş gibi, geldiğinden beri oturan annesine dönerken  sabır dilenircesine başını iki yana sallayıp öfkeyle pat diye cevap verdi Dilşah’a.

“Urfa’ya gelip benimle evlenmeni! “

“Neee! ” Ayaz kızın yüksek çıkan sesi ile kulaklarını tıkayarak yüzünü buruşturdu. Dilşah’ın şok olmuş bakışları Şükran Hanım’a döndü ve inanmıyormuş gibi bakınca Şükran Hanım çaresizce başını sallayarak oğlunun sözlerini onayladı. Dilşah onun bu hareketi ile oturduğu yerden fırlayarak şaşkın bir halde sözlerine devam etti. ” Ne saçmalıyorsunuz siz? Şakamı bu? ” Araz da oturduğu yerden kalkarak Dilşah’ın karşısına geçti ve buruşturduğu yüzüyle kızın gözlerine bakarak konuştu.

“Önce şu sesinin desibelini düşürür müsün? Resmen kulaklarımı çınlattın! Ayaz’ı uyaracaksın şimdi! ” Dilşah bakışlarını içeride uyuyan çocuğa çevirerek sakin olmaya çalıştı. Böyle bir şeyin mümkünatı yoktu. Araz gerçekleri bir bilse değil evlilik lafı onun ölüm fermanını imzalar infaz kalemini kırardı. “Üstelik bu kadar tepki vermenede gerek yok!”Dilşah işittiği son sözlerle alaylı bir şekilde şaşkınca konuştu.

“Böyle bir şey karşısında ne yapma mı bekliyordun!? Boynuna atılmamı mı? ” Araz sinsice sırıtarak cevap verdi karşısındaki kıza.

“Oda olabilirdi tabi! ” Kızın şaşkınlığı daha çok artarken Araz onun peçesinin altındaki yüzünün aldığı şekli merak eder olmuştu.

“Saçmalama! Böyle bir şeyin mümkünatı yok! “Araz tek kaşını sorgularcasına kaldırarak konuştu.

“Neden? Sen değil miydin Ayaz’ın bir anneye ihtiyacı olduğunu söyleyen? “

“Be… Bendim ama, kendimi kastetmemiştim bunu söylerken! Hem amcanın kızı ile evlenmiyor muydun sen? Nereden çıktı şimdi bu saçmalık!?” Bakışlarını Şükran Hanım’a çeviren Dilşah yardım dilenircesine baktı. Fakat kadın Ayaz’ı bahane ederek hızla ayaklandı ve çocuğun uyuduğu odaya girip kapıyı kapattı. Dilşah onun bu hareketi ile daha çok şaşırırken Araz ise annesinin köşeye sıkışan haline sinsice sırıttı. Madem istediği buydu sonuçlarına da katlanacaktı. Dilşah’ı onun başına sardırarak annesini kazdığı kuyuya düşürecekti.

“Ben öyle istiyorum! Amcamın kızıyla kardeş gibi büyüdük! Kesinlikle onunla evlenmem! Evlensemde kardeşim dediğim kıza elimi sürmem! Aşiret çocuk isteyecektir ben ona dokunmayınca kusurun onda olduğunu düşünecekler ve kuma isteyecekler o yüzden onun hayatını da karartamam! Bu yüzden seni uygun gördüm!” Karşısındaki adamın her sözüyle mümkünmüş gibi daha çok şok şok olurken mavi gözlerine baka bilmek için başını kaldırdı ve öfkeyle cevap verdi.

“Bakalım ben istiyor muyum!? Bakalım ben seni uygun gördüm mü kendime!? Deli misin sen be adam!? İstemiş uygun görmüş! Her şeyi geçtim senin o çocuk isteyecek olan aşiretine ben bir çocuk veremem!”

Araz sakince Dilşah’ı dinlerken onun gözlerine gelip yerleşen acı adamın da içini sızlatmıştı.Dilşah giderek kısılan sesiyle fısıldadı.

“Benim çocuk doğurmama imkan yok! Ben anne olma şansımı sonsuza denk kaybettim! Bu yüzden Araz ağa kendine başka bir kız bul! Doğurgan bir kız! “

Dudaklarından acıyla dökülen sözlerden sonra bedenini yavaşça arkasındaki koltuğa bıraktı. Araz gerçekleri öğrenecek olsada belki diye bir umut vardı içinde. Belki zor bir ihtimalde olsa kavuşabilirlerdi. Lakin Dilşah’ın bir daha çocuk doğuramayacak olması esas gerçekleri bir tokat gibi çarptı yüzüne. Araz haklıydı aşiret soyunun devamı için çocuk isteyecekti. Her şey hallolsa bile bunun bir çözümü yoktu. Araz kızı üzdüğünü anlayarak ilerledi ve yanına oturdu. Aralarına bilerek biraz mesafe koymuştu. Çünkü Dilşah’ın sağı solu belli olmuyordu. Kendisini yanlış anlamasını istemezdi doğrusu.

“Bak seninle açık konuşacağım. Kendim için istemiyorum bu evliliği. Zaten öyle bir düşüncem de yok. Fakat ailem uzun zamandır baskı kuruyor üzerimde. Amcamın kızı olmazsa sonunda başkası olacak. Ama ben istemiyorum!”

Dilşah’ın hâlâ aynı noktaya bakarak kendisini dinlediğini gören Araz derin bir nefes alarak sözlerine devam etti. ” Fakat Ayaz var. Onun sevgiye ve ilgiye ihtiyacı var. Kendin söyledin ona bakıcılık yapacak bir çobana değil sevip şefkat gösterecek bir anneye ihtiyacı var. Sen annesiz oğluma anne olurken oda senin yaralarına merhem olacak Dilşah! Olaya bu açıdan bak! Ben kendim için bir şey istemiyorum!Her şey oğlum için! “

Dilşah bakışlarını daldığı noktadan çekerek Araz’ın mavi gözlerine dikti ve aklına gelen soruyu çekinerek te olsa sordu.

“Farzetki kabul ettim. Aşiretin tekrar çocuk isteyince ne yapacaksın Araz ağa? O zaman da üzerime kuma mı getireceksin? “

Böyle bir şeyi kabul etmeyecekti fakat yüreğinin yanındaki adamın sevdasıyla yanık olan tarafı merak etmişti işte. Yıllar önceki sevdiği kadın olduğunu öğrenip her şeyi silip baştan başlasalar karşılarına er geç çıkacak bu sorunla nasıl baş edecekti Araz? Araz düşünceli bir şekilde bakışlarını etrafında gezdirdi ve kararlı bakışlarını tekrar Dilşah’ın kahverengi gözlerine odaklayarak kendinden emin bir şekilde konuştu.

“Bebeğini ve anne olma şansını kaybetmiş bir kadının yarasını görmezden gelip daha büyük yaralar açacak kadar acımasız bir adam değilim Dilşah! Gerekirse bütün aşireti karşıma alır bu kuma olayını hallederim! Ben onların şartını kabul etmiş olsam da sadece oğlumun merhametli ve onu seven bir annesi olması için girdim bu yola. Soyumu devam ettirmek için girmedim! Ayaz büyüyor ve bir anneye ihtiyacı var.”

Yanjndaki kadını daha fazla kırmamak için kelimelerini özenle seçmeye çalışıyordu ve bu onu geriyordu. Dilşah’ın da gerginliğini hissettiği için yapmaya çalıştığj konuşma daha zor bir hal alıyordu onun için. Derin bir nefes alarak sözlerine devam etti.

“Benden hiç bir şey beklemeden ona merhametini ve sevgisini karşılıksız verecek birini bulmaya ne zamanım var ne de bir kadınla uğraşacak gücüm. Senin oğluma karşı merhametinden de,sevginden de eminim. Benden de bir beklentin yok. Tıpkı benimde senden olmadığı gibi. O yüzden bana bir kaç bebek daha verecek bir kadına değil oğluma gerçek bir  anne olacak bir kadına ihtiyacım var. O da sensin. Aşiretin isteğine uyup onların istediği gibi soyumu devam ettirecek bir kadınla evlenmek istemiyorum! Ben sadece oğluma annesizliğini hissettirmeyecek bir kadın istiyorum.”

Araz’ın düşünceleri ile Dilşah’ın yüzünde acı dolu bir gülümseme gelip geçerken Araz bulutlanan kahverengi bakışlardan anlamıştı kızın acısını. ” Ayaz’ın senin sevgine ve şefkatine ihtiyacı var. Seninde onun varlığına. “Oturduğu yerden kalkarak uzun boyunun heybeti ile Dilşah’ın önünde dikildi. “Akşama kadar düşünmen için zaman veriyorum sana. Şimdi işlerim var onları halletmem lazım. Akşam Ayaz’ı ve annemi almaya geldiğimde kararını vermiş olursan sevinirim. ” Sözlerini bitirince kapıya doğru ilerlemiştiki Dilşah’ın sesiyle tekrar ona döndü.

“Bu iş olmaz, Araz ağa! Sen ve ben asla olamayız! “

“Kestirip atmadan ve asla demeden önce bi anneye ihtiyacı olan Ayaz’ı düşün Dilşah! Ben eminimki onun aradığı şefkat ve merhamet senin kalbinde. Sana kaba davrandığımın ve fazlası ile kırdığımın farkındayım ama kararını vermekte sana yardımcı olacaksa bir daha sana  ters davranmamaya ve sana karşı olan tutumumu yumuşatmaya çalışacağım. Yanımda kendini rahat hissetmen için ne gerekiyorsa yaparım. Daha anlayışlı ve düşünceli davranmaya çalışırım.Benim san karşı olan tutumum yüzünden teklifimi hemen reddetme. Ayaz için bir kez daha düşün.  ” Son sözlerini söyleyen Araz,kısa bir an Dilşah’ın düşünceli halini süzerek onu arkasında bırakıp  açtığı kapıdan çıkarak evden ayrıldı.

Dilşah, Araz’ın sözlerini düşünürken geçen yarım saatin farkında bile değildi. Ne yaparsa, yapsın hangi yola girerse girsin çıkmaz bir sokağa çıkıyordu düşünceleri. O ve Araz bu saatten sonra olacak iş değildi. Araz’a eş Ayaz’a anne olacak en uygun kişi Amca’sının kızı Zilan dı. Mantığı bunları söylerken kalbi aldığı karara karşı on iki sene önceki gibi kan ağlıyordu. O gün Şükran Hanım’ın sözlerinden sonra aldığı karar yüzündende bu hale gelmişti. İçi boş, çürük canı çekilmiş bir beden gibi. Kader niye onunla bu denli acımasızca oynuyordu? Her şey küllenmişken yüreği en gizli kuytulara Araz’ı saklamışken, karşısına çıkarıp olmayacak bir işin peşinden yorgun kalbini sürüklüyordu? Gözlerini kapayarak başını arkaya doğru yasladı. Bir kaç saniye sonra yüzünde hissettiği küçük eller ve işittiği o sihirli sözcükle sanki yıllardır içinde biriken zehir bir den gözlerinden akmaya başladı.

“Anne! “Kapattığı gözlerini hafifçe aralahan kız Ayaz’ı yanı başında bulunca onun yüzündeki o masum gülümseme ile hızla kucağına çekip alnına küçük bir buse bırakarak sıkıca sarıldı. Şükran Hanım da göz yaşları içinde izledi iki yaralı yüreği. Aradan geçen uzun zamanla Dilşah’ın biraz olsun sakinleştiğini gören kadın yanına oturarak elini sıkıca kavradı.

“Araz’ın teklifini kabul et kızım! Sen Araz’ı benim yüzümden kaybettin! Belki şu an yine yıllar önceki gibi bencillikle istiyorum bunu senden ama bu defa Ayaz’ın senin gibi bir anneyi kaybetmesine izin vermeyeceğim! “

Dilşah yaşlarla parlayan gözlerini yanındaki kadına çevirerek başını olumsuz anlamda salladı.

“Ben Araz’a evet desem ne olacak Şükran anne? Araz gerçekleri öğrenince her şeye bu günki gibi iyi tarafından bakacağınımı düşünüyorsun? Hadi baktı beni affettti diyelim ona bir çocuk veremeyince ne olacak?” Kucağında yüzündeki peçeyle oynayan Ayaz’ın başını sevgiyle sıvazlayarak sözlerine devam etti. “Hem Araz’ı hem anne olma şansımı yıllar önce kaybettim ben! Benden, ne anne, ne de eş olur bu saatten sonra! Olmayacak duaya amin demeyelim! “

Kadın Dilşah’ın sözlerini onaylamazcasına kaşlarını çattı. Olmayacak dua mı diyordu bu kız. Tamam biraz zor yollardan geçeceklerdi ama olmayacak dua diye bir şey yoktu ortada.

“Kader yıllar sonra sizi bir araya getirdiyse bu işin oluru vardır kızım! Üstelik senin yarım kalan yanını oğlumun tamamlaya bileceği bir canla, sana  sevdiğin adam ve bebeğini sunuyor  kader! Evet Araz’ı yıllar önce benim yüzümden kaybetmiş olabilirsin ama şimdi geriveriyor sana hayat!” Derin bir nefes alan orta yaşlı kadın torununun yüzüne acı dolu gözlerle bakarak iç çekti. “Anne olma şansını kaybetmiş olabilirsin ama Allah sana Ayaz gibi bir öksüze anne olma şansını veriyor. Sana kaybettiklerini geri veriyor kızım! Bunun için mücadele edeceksin. Kolay olmayacak ama ben ve  Mirhan amcan senin yanında olacağız kızım. Hem böylelikle belki yıllar önce yaptığım haytayı da düzeltmiş olurum. Bana bu şansı ver Dilşah. Beni her gün içten içe  yiyen vicdan azabımdan kurtar.”

Dilşah gözlerinden süzülen yaşları elinin tersiyle silerken Şükran Hanım’ın sözleri mantığını da yavaş yavaş devre dışı bırakmıştı sanki. Herkes ondan bir şeyler bekliyor omızlarına en ağır yükleri yüklüyorlardı.  Araz oğluna bir anne,Şükran hanım kendini  vicdan azabından kurtarmasını ve oğluna eş olmasını,Ayaz ise sevhi ve şefkat isgiyordu. Peki sen ne istiyorsun diye neden sorulmuyordu kendisine? Onun şu saatten sonra istedi tek şey Ayaz’a bu kadar alışmışken ondan ayrılmamaktı. Yıllar sonra yarım kalan yanını dolduran,ona anneliği tekrar hissettiren  varlığı kaybetmemekti. Görünen o ki ona hiç bir zaman altın tepsiyle bir gelecek summayan kader yine yollarına dikenler ekmişti ve yüreğinde hissettiği o güçlü duygu onu Ayaz için o dikenli yollarda gözü kapalı yürüteceğe benziyordu.Boğazına düğümlenen yumrudan kurtulmak için sertçe yutkunurken başını olumlu anlamda salladı.

“Yıllar önce Araz için savaşamadım hayatın benden götürdüklerinin peşinden sadece bakıp acıyla yaşamayı öğrenmekten başka bir işe yaramadım. Bu defa kaybeden ben olmak istemiyorum Şükran anne. Araz’ı kaybetmiş olsamda  oğlumu kaybetmek istemiyorum!

Şükran Hanım işittiği sözlerin mutluluğu ile göz yaşları içinde gülümserken Dilşah sözlerine devam etti. “Sen haklısın! Kader ikinci bir şans sunuyor bana! Kaybettiğim bebeğimin, kadınlığımın, aşkımın yerini doldura bilecek bir şans! Ve ben bu defa bu şansı kaçırmak istemiyorum! Belki Ayaz zamanla  kaybettiğim aşkımı da geri verir.”

Şükran Hanım  Dilşah’ın kabullenişi ile yüreğinin kanatlandığını hissetti. Bu defa kendisi de izin vermeyecekti kötü şeyler yaşanmasına. Zaten Dilşah’ın ve başına gelen her şey kendi korkuları yüzünden gelmişti ve oğlunun mutsuzluğunun sebebininde kemdisi olduğunu biliyordu. O yüzden bu defa kesinlikle yanlış yapmayacak Dilşah’ın tekrar oğlunun kalbini kazanmasında ona yardımcı olacaktı. Yaşlı gözlerindeki mutluluk pırıltıları ile hızla yerinden kalkarak çantasına doğru ilerledi ve telefonu eline alarak heyecanla konuştu.

“Hemen Araz’a haber vereyim! İnan belli etmesede çok sevinecektir! “Kadının sözleri ile  Dilşah’ta tıpkı Şükran Hanım gibi yerinden kucağında Ayaz la fırlayarak kadının elinden telefonu kaptı.

“Şükran anne arama hemen! ” Kadın Dilşah’ın vazgeçtiğini düşünerek endişelenirken, Dilşah muzipçe göz kırparak sözlerine devam etti. “Akşama kadar kabul edecek mi diye düşünsün dursun! İçi içini yesin! Tekrar karşılaşmamızdan bu yana yaptığı odunluklarına saysın Araz ağa! “Şükran Hanım, Dilşah’ın sözleri ile küçük bir kahkaha patlatarak göz kırptı.

“Haklısın kızım. Hak etti oğlum bunu ve daha fazlasını. Onun senin insafına,ellerine bırakıyorum artık. Eti de kemiğide senin olsun.” Elini Dilşah’ın koluna koyarak hafifçe sıvazlayarak gülümsedi.

” Hadi şimdi gelin kaynana güzelce bir kahvaltı hazırlayalımda Diğerlerini de çağırarak son kez hep birlikte bir kahvaltı yapalım.”

Mehir ve Beyza, Şükran Hanım ve Araz gelip Dilşah’la konuşmak istediklerini öğrenince kendilerini dışarıya atmıştı. Mehir üst kata çıkmayı teklif ederken Beyza biraz bahçede hava alacağını söyleyerek bahçeye çıkmıştı. Hava almak işin bahanesiydi sabah, sabah Özgür’le karşılaşmaktan çekiniyordu. Dünkü olaylardan sonra diyecek ne bir sözü ne de yüzüne bakacak yüzü kalmıştı. Pişmandı. Bu kadar zayıf olduğu için kendine kızıyordu. Karşılaştığı en ufak sorunda korkudan arkasına bakmadan kaçıyordu. Oysa Özgür’le bir yola çıkmışlardı ve ne olursa olsun tıpkı sevdiği adamın ona yaptığı gibi onunda Özgür’ün ellerini sıkıca tutması gerekiyordu. Ne olursa olsun ben bu yolda seninleyim diyememişti Özgür’e. Hep kaçıp saklanan taraf olurken şimdi nasıl yüzüne bakacaktı. En iyisi o işe gidince yukarı çıkmaktı. Hem karşılaşmak zorunda kalmazlardı.

Mehir yukarı çıkıp Rana Hanım’la kısa bir sohbettten sonra Özgür’ün aldığı kararı işitince şok olmuştu. Rana Hanım biraz şaşkın, biraz telaşlı gibi gözüksede daha çok mutluluktan parlıyordu yeşil gözleri. Özgür mutfağa girince hemen konuşmayı kesen ikili bir birine baktı.

“Anne kahvaltı yapmayacak mıyız bu gün? Hayır eğer öyle bir düşünceniz varsa söyleyin ben daha fazla geç kalmayayım. İş yerinde yaparım. ” Orta yaşlı kadın hemen yerinden kalkarak ocağın üzerine çaydanlığı koydu.

“Şimdi hazır olur oğlum. Sen sana zahmet fırına kadar gidi ver evde ekmek yok hiç.” Özgür başını sallayarak annesini onaylarken Mehir’i gördüğü andan beri sormak istediği soruyu sordu.

“Beyza nasıl oldu? ” Mehir de oturduğu yerden kalkarak dolaptan domates salatalık çıkarırken Özgür’e cevap verdi.

“Bilmiyorum tuhaf biraz. Ne yerde ne gökte sanki. Biraz önce yukarı çıkalım dedim bahçede biraz hava alacağını söyledi. ” Özgür kızın sözleri ile mutfak penceresine doğru bir kaç adımda yaklaştı ve bahçeyi gözleri ile kontrol etti. Beyza salıncağa oturmuş düşünceli bir şekilde ağır ağır sallanırken Özgür’ün dudaklarında hafif bir tebessüm oluştu.

“Çocuk gibisin yaralı güvercin! Ben seninle ne yapacağım!? Canımı versem almazsın, canına can oluyum derim yanaşmazsın, canın yansa benimkini daha beter yakarsın. Söyle ben seninle ne yapayım.?” Özgür’ün mırıltıları ile Rana Hanım oğluna dönerek konuştu.

“Bir şey mi istedin oğlum? ” Karşısındaki manzaradan bakışlarını zorlukla çeken Özgür annesine dönerek cevap verdi.

“Yok anacım. Başka bir eksik var mı dedim. Sıcak simit, poğaça da alayım mı?” Rana Hanım başını olumlu anlamda sallayarak yaptığı işten başını kaldırmadan cevap verdi oğluna.

“Al çocuğum! Ha Özgür su böreği de alı ver oğlum Beyza çok seviyor. ” Rana Hanım, Mehir’e bakarak muzipçe göz kırparken Özgür, Beyza hakkında öğrendiği ayrıntıyı aklının bir köşesine not ederek evden ayrıldı. Bahçeden çıkarken Araz la karşılaşan Özgür sabah, sabah ne aradığını sormuş Araz ise onu gideceği yere kadar bırakmayı teklif edip yolda konuşmalarının daha iyi olacağını söyleyince Özgür arkadaşının aracına doğru ilerlemişti.

Fırına kadar olan mesafede dün gece aldığı kararları ve sabah Dilşah’la yaptığı konuşmayı Özgür’e anlatan Araz arkadaşının olumlu tepkileri ile karşılaşınca içi ferahlamıştı. Sinan dan sonra Özgür’ün fikiri de önemliydi Araz için. Arkadaşı ile vedalaşıp ayrılırken Özgür’de fırına girerek kısa bir muhabbet etmiş ve siparişleri alarak evin yolunu tutmuştu. Sıcak ekmekten kopardığı bir parçayı ağzına attı ve büyük bir iştahla çiğnemeye başladı. Küçüklüğünden beri en sevdiği şeydi sıcak ekmeğin köşesini yemek.

“Rezil ederim seni lan! Bir lafıma bakar! Sevgilin olacak o Piçin mahalleye çıkacak yüzü kalmaz!” İşittiği sözlerle ne olduğunu anlamak için duraksayan Özgür kulağına tanıdık gelen sesle vücudunun gerildiğini hissetti. ” Ev açarım sana! Sultanlar gibi yaşatırım! Bu teklifimi iyi düşün! Eğer beni yıllar önceki gibi bir kez daha rededersen bu defa yemin olsun zorla alırım seni! Bütün mahallenin erkelerinin yatağından  geçersin! Sonun anandan da kötü olur! “Özgür içine yerleşen şüpheyle bakışlarını kısarken işittiği son sözler beklemediği bir darbe savurdu bedenine. Elindekileri bir kenara bırakarak yavaşça doğruldu ve aklına düşen şüpheyle bir iki adımla sesin geldiği yöne döndü. Olabilir miydi? Bu şerefsiz Beyza’dan mı bahsediyordu? Bir kaç adım da duvarın köşesine yaklaşarak başını hafifçe uzatmıştıki esas şoku o an yaşadı. Beyza dünkü Haydar denen şerefsiz’in karşısında solgun teni, korkudan Beyaz’a kesmiş elinde bir taş parçasıyla yaprak gibi titriyordu.

“Namını bütün Ankara konuşur! Sana sunduğum fırsatı iyi düşün Beyza! Ya bana evet dersin ya da bu mahalledeki erkekleri memnun etmekle başlarsın artık yeni hayatına. ” Karşısında pis pis sırıtan adama tiksinerek bakan Beyza evden çıktığı için çoktan pişman olmuştu. Dilşah kahvaltı için ekmek istemeseydi çıkacağı da yoktu ama düşünememişti işte. Bu hayvanla karşılaşacağını nereden bile bilirdiki. Elindeki taşı daha sıkı kavrayarak tükürürcesine cevap verdi karşısındaki adama.

“Ölürüm de Özgür’e öyle bir rezilliği yaşatmam! Cesaretin varsa, yüreğin varsa Özgür’ün karşısına çıkardın benim değil! Ama sende olmayan cesarette yürekte emin ol bende var!” Vücudu tir tir titrerken kesik bir nefes alarak sakin olmaya çalıştı. Bu adamın karşısında güçsüz görünemezdi. Yıllar önce bir pisliğe hak ettiğini vermişti yine yapa bilirdi. Korkmuyordu bu hayvandan.

“Bana dokunmayı hayal etmeyi bırak adımı dahi bir daha ağzına alırsan öldürürüm seni! Biliyorsun yaparım! Yemin ederim gözümü kırpmadan öldürürüm seni! “

Özgür öfkeden çılgına dönsede Beyza’nın neler yapa bileceğini görmek istiyordu. Her zaman yanında olamayacaktı. En azından kendini savuna bilecek durumda olduğunu görmesi gerekiyordu. Beklediği şey olsun yada olmasın zaten bu şerefsizi elinden kimse alamayacaktı bu defa. Haydar iğrenç bir kahkaha atarak Beyza’nın üzerine doğru yürümeye başladı. Özgür yumruklarını bir kaya misali sıktıkça sıkarken eklem yerleri morarmaya yön tutmuştu.

“Görelim bakalım ne yapacak mışsın bana pavyon gülü yollu nalanın kızı!Anan yolluyken  sen sofu olacak değildin ya benimde gönlümü yapta bu işlerde anan mı daha usta senmi görelim.”Beyza işittiği sözlerle midesinin bulandığını hissetti. Haydar’ın iğrenç ithamları sanki onu o kabus dolu geceye götürmüş herkesin ağzından dökülen iğrenç iftiraları tekrardan duyar olmuştu. Sırıtarak üzerine yaklaşan adamın beklemediği bir anda elindeki taşı başına geçirdi ve öfkeyle bağırdı.

“Yemin ederim bir dahaki sefere öldürürüm seni!” Adam canın acısı ile Beyza’ya doğru bir hamle yapınca çenesine yediği tekmeyle geriye doğru sendeleyerek düştü. Özgür, Beyza’nın kendini savunduğunu görünce hızla ikiliye doğru yaklaşarak sert bir tekmeyi adamın çenesine savurdu. Yere düşen adamın üzerine atlayarak gözü kararmış bir şekilde yumruklarını ardı ardına geçirmeye başladı. Özgür’ün birden ortaya çıkması ile Beyza şaşkındı. Şaşkınlıktan ziyade öfkeliydi ve hiç bir tepki vermeden sadece izledi olanları. Taki Özgür hırsından altındaki adamı bayıltana dek dövene kadar. Adam bayılmasına rağmen hâlâ ağız dolusu küfürlerle onu yumruklamaya devam eden Özgür’e yaklaşarak arkasına çöktü ve kollarını beline doladı. Beline dolanan kollar ile vücudu gerilen adamın yumruğu havada kalırken Beyza boğuklaşan sesiyle fısıldadı.

“Yeter bırak artık! ” Sevdiği kızın sesi fısıltı şeklinde kulaklarına dolunca transtan çıkar gibi kendine gelen Özgür belindeki elleri tutarak Beyza’ya döndü ve öfkeyle tısladı.

“Öldüreceğim onu! Sana hangi gözle baktığını, hakkında neler düşündüğünü ve ettiği onca tehtide rağmen sen hâlâ bu şerefsiz piçi mi koruyorsun!? ” Haydar’ın söylediği bütün o çirkin lafları duyan Özgür’ün sözleri Beyza’nın başını utançla eğmesine sebep olmuştu. Başını olumsuz anlamda sallarken yere düşen göz yaşları ile ağladığını farketti.

“Hayır! Ne koruyorum ne de zerre kadar ona ne olacağı umrumda! Şu an onu kendi ellerimle bile öldüre bilirim. Benim düşündüğüm sadece sensin! ” Boğazındaki acı yutkundukça sanki ciğerlerini parçalıyor nefes almasını engelliyordu Beyza’nın ama söyleyeceklerinden  vazgeçmedi. ” Benim yüzümden hayatını karartmanı istemiyorum! Seni seviyorum hemde senin için senden vazgeçe bilecek kadar! “Ağlayarak konuşmaya çalışan sevdiği kızı kendine çekerek göğsüne sıkıca bastırdı ve kulağına acı çekercesine fısıldadı.

“Sakın! Sakın bir daha vazgeçme kelimesini duymayayım ağzından! Eğer bir daha böyle bir şey duyarsam yemin ederim korkuların bile vız gelir. Seni öyle bir öperim ki o zaman anlarsın ikimizinde bir birimizden vazgeçemeyeceğimizi! ” Özgür’ün tişörtünü avuçları arasında var gücüyle sıkan Beyza göz yaşlarının adamın teninde bıraktığı acıdan habersiz tekrar konuştu.

“Ben istiyor muyum sanki senden vazgeçmeyi!? İnsan kalbini, güvendiği tek sığınağı nasıl bırakır!?” Dudaklarından firar eden hıçkırıkla sözlerine devam etti. ” Dediği lafları duydun! Ben daha kötülerini de duydum yaşadım! Ben alıştım katlanırım da ama sana laf etmelerine,benim yüzümden utançla gezmene katlanamam Özgür! Gün gelecek kaldıramayacaksın bu lafları, ya sen onlara zarar vereceksin ya onlar sana!” Tiksinen bakışları ile yerde baygın yatan adamı işaret ederek acıyla sözlerine devam etti. ” Şimdi olduğu gibi!”

Özgür kollarındaki kızın ağlamaktan sarsılan bedenine daha sıkı sarılarak sırtını okşadı sakinleşmesi için.

“Hiç bir şey umrumda değil! Ben sadece seni istiyorum!”

Beyza bedenini saran kollardan kurtularak hafifçe geri çekildi ve Özgür’ün yüzünü avuçları arasına alarak ela gözlerine baktı. Dün öfkeyle çekip gidince bir daha istemez zannetmişti. Bir daha yüzüme bakmaz demişti. Özgür güvenli limandı, kırık kanadıydı,sabrın can bulmuş haliydi, yaralarına merhem olan, korkularına gem vurandı. En önemlisi nefesti Özgür! Nasıl vazgeçecekti? Şu kısacık zamanda kendisine her duyguyu tattıran bu adamı nasıl perişan edecekti. Bedenini ve hayallerini korumak için katil olmayı göze alan on sekiz yaşındaki cesur kıza ne olmuştu? Kısa zaman önce en büyük hayali Özgür olmamış mıydı? Aldığı ceza hayallerini korumak içindise şimdi hayaline kavuşması için önündeki engelleri yıkacaktı. Madem bu adam,ailesi onu her haliyle kabul ediyordu o da hayallerine ve sevdasına sahip çıkacaktı. Düşmesi için uğraşanların ekmeğine yağ sürmeyecek sevdiği adamın elini bırakmadan dimdik karşılarına dikilecekti onları yıkmaya çalışanların. Parmaklarını sevdiği adamın sakallarında gezdirerek burukça gülümsedi ve aldığı kararın huzuruyla konuştu.

“Her şeye, her söze katlana bilecek misin!?” Özgür başını olumlu anlamda sallarken Beyza tekrar sordu. “Peki benim değişken ruh hallerime, korkularıma!? ” Yüzündeki elleri tutarak küçük öpücükler bıraktı adam.

“Senin her haline razıyım ben! Yeterki gözümün önünde ol! Yanım da yörem de ol! Nefesin yoldaş olsun nefesime!”Küçük bir çocuk gibi ilgi bekleyen kızın masum bakışlarına karşılık kendisi beklenti dolu bakışlarını kenetleyerek sözlerine devam etti.

” Peki sen… Sen benim kir pas içindeki, nasır dolu ellerimden tutmaya, bu kirli dünyada benimle birlikte her şeye, her kese karşı mücadele etmeye katlanabilecek misin? Öyle uçuk kaçık vaatlerde bulunup seni kandıramam, biliyorsun bir anam var bir kardeşim. Başımı sokacak kadar bir evim, helalinden bir lokma kazanacak kadar bir ekmek kapım! Ama milyonları serseler ayaklarıma senden ve Sevdan dan vazgeçmeyecek bir yüreğim var! ” Beyza gülümseyerek Özgür’ün gözlerine bakarken adam uzanarak kızın burnuna ufak bir öpücük bıraktı. ” Evlen benimle güvercin!”

Beyza şok olmuş bir şekilde karşısındaki adama baka kaldı. İşittiği sözlerin heyecanından tüm bedenini bir titreme alırken zorla konuştu.

“Ne! Ö… Özgür sen ne dediğinin farkında mısın? “

Beyza’nın şaşkın yüz hatlarını incelerken sorduğu soruya ciddiyetle cevap verdi.

“Evet! Cevabın ne!? Bak hazır değilsin biliyorum ama ben bu işin fazla… “

“Tamam!”

“Beyza bak fazla uzarsa ellerimden uçup git… “
Biraz önce işittiği sözü yeni algılayan Özgür yanlış duyduğunu düşünerek bakışlarını kıstı ve şüpheyle baktı kıza.

“Ne dedin sen!?” Beyza onun şaşkın haline küçük bir kahkaha atarak dizlerinin üzerinde doğruldu ve Özgür’ün şaşkınlıktan kırpıştırdığı ela gözlerine birer öpücük bırakarak geri çekildi.

“Tamam dedim!” Özgür öpücüğün etkisinden kurtulamadan bu defa da aldığı cevabın etkisi altına girince ne yapacağını şaşırarak birden Beyza’nın dudaklarına kapandı. Kız neye uğradığını anlamadan geri çekilen Özgür hızla ayağa kalktı ve Beyza’nın kalkmasına da yardımcı olarak sürüklercesine çekiştirmeye başladı. Özgür’e ayak uydurmaya çalışan kız onun hareketlerine anlam veremeyerek konuştu.

“Özgür ne yapıyorsun? “

“Gidiyoruz!?

“İyi de nereye gidiyoruz? Hem bu acelemiz ne? “

“Evlenmeye gidiyoruz güvercin! ” Beyza bir an duraksayınca Özgür de duraksamak zorunda kaldı.

“Saçmalama! Evdekiler beni bekliyor!” Bu sözler Özgür’ün bir an uçup giden aklını yerine getirmişti.

“Evet! Haklısın beni de bekliyorlar. ” Daha sonra aklına gelen ayrıntıyla birden kaşları çatıldı. “Sen niye çıktın ki dışarı?” Özgür’ün sorusu karşısında Beyza normal bir şekilde cevap verdi.

“Ekmek almaya! ” Bu cevap üzerine Özgür başını sallayarak tekrar kızı çekiştirmeye başladı.

“Bir daha ekmek almak için bile dışarı çıkmayacaksın! Ne gerekiyorsa beni ara ben hallederim! Yada diğerleri gitsin!”Mehir’in de Sinan’ın emaneti olduğunu hatırlayan adam olaydan önce kenara bıraktığı ekmek poşetlerine uzanırken homurdandı. ” En iyisi hiç biriniz çıkmayın! Annem gider alır bir şey lazım olunca! ” Özgür’ün sözleri ile Beyza gözlerini şaşkınlıktan irice açarak konuştu.

“Saçmalama koskoca kadını ekmek almaya mı göndereceğiz?”

“Evet ne var bunda? Hem bu gün aldığım duyumlara göre belki Dilşah ta Araz’la evlenip gidecek. Mehir desen emanet kız! Bir şey olur,başına bir şey gelir oda çıkamaz!Hüma çalışıyor!Senin çıkmanada ben izin vermiyorum.O yüzden annem gider eksik bir şey olunca.Hem yürüyüş olur ona da.Bacakları açılır.” Beyza,Özgür’ün sözleri ile tekrar duraksayınca adam dönerek homurdandı.” Ne oldu yine? Beyza bak evden çıkma konusunda tartışma iste…”

“Araz ,bu gün Dilşah’la konuşmak için gelmişti.Evlenme teklifimi etti?” Özgür sırıtarak çapkınca göz kırptı.

“Edemez mi? Gerçi sırasını beklese iyi olur çünkü önce biz evleneceğiz.” Beyza,Özgür’ün sözleri ile düşüncelere dalarken nasıl olupta ikisinin aniden evlenme raddesine geldiğini anlamaya çalışıyordu. Bir taraftanda farkında olmadan sesli bir şekilde düşünüyordu.

“Acaba Dilşah’ın seneler önceki sevdiği kız olduğunu öğrendi de bu yüzden mi evlenmek istiyor bu adam?” İşittiği sözlerle bakışları şüpheyle kısılan Özgür kaşlarını çatarak keskin bir ses tonuyla sordu.

“Araz’ı yıllar önce terkedip başka biriyle evlenen kız Dilşah mı!?” Özgür’ün sert ses tonuyla kendine gelen Beyza farkında olmadan ağzından kaçırdığı küçük sırla ellerini ağzına kapadı.Özgür’ün öfkeli bakışları altında başını olumsuz anlamda sallasa da pek inandırıcı olduğu söylenemezdi.

OY VE YORUMLARINIZI BEKLİYORUM 💞💞

 

Tags:

Paylaş
3 Yorum
  1. Yazar
    Yitenumutlar 4 hafta önce

    Çok teşekkür ederim beğenmene sevindim diğer kitabıma da göz ata bilirsin istersen 🥰🥰

  2. Erguvan_ 1 ay önce

    Bölümlerin içindede devamında da geliştirip on bölüm daha eklenebilir bir hikaye. Zevkle çabucak okudum. Kaleminize sağlık.

  3. Erguvan_ 1 ay önce

    Sürükleyiciliğine bayıldım. Bütün bölümleri okumadqn bırakasım gelmedi. Devamını bekliyorum başarılar.

Bir Cevap Bırakın

© 2021 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account