IMG_20210928_110741

Boylu boyunca uzandığı yatakta gözlerini aralamaya çalışıyor. Aralamaya çalıştıkça da başındaki ağrının şiddeti yüzüne daha bir yansıyordu. 

“Neredeyim? “dedi kendi kendine. Hemen yanı başındaki masanın üst kısmındaki ışıklar göz bebeklerine yansıyor. Işığın şiddeti başının ağrısını daha da arttırıyordu. Bir müzik sesi geliyordu sanki derinden. Yok yok müzik sesi değildi bu. Sürekli aynı ritimde bulunduğu odada yankılanıp duruyordu. Gözü kapalı bir şeklide yattığı yataktan yavaşça kalkmak istedi. Ama nafile kıpırdayamıyordu bile. Değil kıpırdamak parmağının ucunu bile hareket ettiremiyordu. Hareket etmek için her çaba gösterişinde vücudunda bir bıçak yarası varmış gibi her yeri sızım sızım sızlıyordu, ağrıdan duramıyordu. 

Buraya nasıl geldim, diye hatırlamaya, zihnini zorlamaya çalıştı. Ama boş hem de bomboş. Bir dakika bir şey hatırlıyordu sanki. Çabaladı, hatırladığı bir ışıktan öte değildi. Yüzüne doğru vuran ve giderek daha da büyüyen…Gözünün içine parlıyordu en son ve kayboluyordu. 

“Hey, kimse yok mu? Yardım edin? “dedi etrafında hiçbir ses duyamayınca. Aslında demeye çalıştı; çünkü ağzından dökülen her bir kelime diline dolanmış. Kelimeler ağzında tıkanıp kalmıştı. 

Başında ne olduğunu bilemediği bir şey vardı, bunu hissedebiliyordu. Kolundan aşağıya soğuk bir şey sızıyordu içini gıdıklayan. 

Birden ayak sesleri ve bazı konuşmalar duydu. Sese kulak verdi, ses giderek daha da uzaklaştı. Ama sıkıldım artık, diye geçirdi içinden. Birden hayalinde beliren şeye odaklandı. Bir cam gördüğünü hatırlıyordu şimdi. Ardından o görmüş olduğu cam bir anda tuz buz oluyor etrafa saçılıyordu. Ve kafasındaki o ağrı şiddetlendi yeniden.” Kaza mı yaptım acaba?” diye düşündü, evet, kaza yapmıştı ve şu anda da bir hastanede olmalıydı. 

Dışarıdan sesler duymaya başladı yeniden, biri içeriye girdi: 

“Sonunda kendine gelmiş, doktora haber verelim! “ 

Konuşmaya çalıştı; ama nafile! 

“Kendinizi yormayın Vedat Bey! Dinlenin biraz. “dedi kendisine dokunan ve anladığı kadarıyla kolunun üzerinde bir şeyler yapan ses. 

“Vedat Bey? Ne Vedat’ ı o da kim? “diye kendi kendine konuştu. Başı çok acıyordu. Canı dondurma çekti birden. Bu da nereden aklıma geldi, dedi kendi kendine. Evet, bir şeyler hatırlamaya başlıyordu. Okulda her teneffüs kantinde sıraya girer, çikolatalı dondurmasını almak için beklerdi.  “Bisikletim!” dedi, okula giderken hep aynı yolu kullanırdım, iki yanı ağaçlarla çevrili, taşlı yolların üzerinde yalpalaya yalpaya okula giderdi. Bisikletten düşerdi bazen ayağı yara bere içinde öğretmeni onu karşında görünce “Yine mi düştün?” diye gülümser yarasını pansuman etmeye çalışırdı. Böyle dikkatsiz davranmasının tek sebebi o kelebeklerdi aslında. Bisikletin önü sıra pembe, kırmızı, yeşil kanatlı kelebekler… Her defasında tepesinde duruverirler, bir ileri iki geri hızlanıp yavaşlarlar. Kendi de onların peşi sıra bisikletin hızını ayarlamaya çalışırdı. Tabi bu kovalamacanın sonu hep hüsranla biterdi. Ya önünü göremez bir taş parçasına ya da yoluna çıkan bir ağaç alına takılıverir bir anda kendini yerde bulurdu. Evet, okul yolunda düştüm yine. Tabi ki, düştüm; düşünce de kafamı bir yere çarpmış olmalıyım. Oradan geçen biri de beni hastaneye getirmiştir. Hatırladıkları bunlardı sadece. Öncesini ya da sonrasını hatırlayamıyordu. 

Gözü aralandı, biri gözünü açmaya çalışıyordu: 

“Günaydın, bugün nasılsın bakalım?”  diyen ağzı maskeli, siyah saçlı, favorili ve gözlüklü beyaz önlüklü biri kendisiyle konuşuyordu. 

Ardından yanındaki kadına seslendi: 

“Damardan intravenöz verelim. Ağrıları çok fazladır. Biraz dinlensin. “ 

Merhaba, diyecekti; ama düşünceleri diline yansımadan zihni yavaşça bulanıklaşmaya, vücudu giderek uyuşmaya başlamıştı, diyemedi. 

Arabanın sol arka koltuğunda cam kenarında oturuyor. Camdan dışarıya bakarak yanlarından geçen arabaların plakalarını okumaya çalışıyordu. Bir tane, bir tane daha…Bunu yapmayı çok severdi. Sonra ani bir fren sesi duydu, ardından çok şiddetli bir çarpışma. Hayıııır ! 

İrkilerek uyandı. Gördükleri bir rüya olmalıydı. Ya da buraya gelmeden önce belleğinde kalan en son sahne. Ama bisikletten düşmemiş miydi? Bu araba da nereden çıktı? Artık iyice sıkılmıştı yatağa bağlı kalmaktan. 

Gözlerini bir kez daha açmaya zorladı. Tamam, bu sefer oldu. Etrafı daha rahat görebiliyordu şimdi. Soluna baktı. Camları tozlu pencere hafif açık, yeşil bir ağacın tam tepesini görüyordu şimdi. Çam ağacı olmalıydı. Gözünü odanın içinde hareket ettirerek şöyle bir incelemeye devam etti. Kolunda bir acı hissetti, kolundan yukarıya doğru uzanan bir serum, göğsünün üzerinde elektrotlar, uzanıp gidiyor ve bir makineye bağlanıyordu. İçerisi çok soğuk olduğundan titriyor, çıplak ayakları buz gibi olmuştu. 

Bir kez daha denedi seslenmeyi: 

“Kimse yok mu “bu sefer sesi daha tok çıkmıştı. Ağzını daha rahat oynatabiliyordu artık. 

“Yardımcı olabilecek kimse yok mu? “ 

İşte yine ayak sesleri geliyor, dedi kendi kendine. 

“Merhaba Vedat Bey? Bugün daha iyi gördüm sizi? “ 

“Şey, merhaba. “dedi garipseyerek ve ürkerek. Ürktü; çünkü karşısındaki kadın ona Vedat Bey diye hitap etmişti. O da kimdi? Her şeyden önemlisi de ona neden bey diye hitap ediyordu? 

“Teşekkür ederim. İyiyim. “dedi mırıldanarak. 

“Çok güzel. Seni burada biraz daha bekleteceğim. Ben hemen yakınlarını çağırayım. Bekleme odasındalar.’’ diyerek odadan çıktı. 

Derin bir nefes aldı. Nihayet birileri gelecekti. Ve onlara neler olduğunu sorabilecekti. “İyi de kim gelecek kimi bekliyorum ben?”  diyerek hafızasını zorlamaya çalıştı. Ama belleği bomboş bir sayfadan ibaretti. Neler oluyor bana böyle iye sızlanırken tanımadığı iki kişi daha girdi odaya. 

“Oh, çok şükür kendine gelmişsin. “dedi beyaz saçlı, üzerinde siyah bir mont olan kadın. 

Sen de kimsin? Kim bu kadın? diye kendini sorgularken yanındaki uzun boylu, bıyıklı gözlerinin altı şişmiş, saçlarının yan tarafları hafifçe açılmış adam üzerine doğru eğilerek ona sarılmaya çalıştı. Ağır bir parfüm sıkmıştı, nefesini kesti, öksürmeye başladı. 

Allah’ım neler oluyordu böyle? Kimdi bu insanlar ve buraya nasıl gelmişti? Tam bir çıkmazın içinde buldu kendini bir anda. 

“Kimsiniz? Sizi tanımıyorum. “diyecekti ama hemşire damar yolundan o kahrolası iğneyi vurmuştu yine. Sözcükler ağzında saklı kaldı. Kendine hiçbir şey anımsatmayan bu kişiler bir hayal olup yavaş yavaş uzaklaştı ve kayboldu. 

“Uyudu sanırım. Hadi siz odadan çıkın. Tekrar uyanırsa ben size haber ederim. “sesini işitti en son ve derin bir uykuya daldı yeniden. 

 

 

Tags:
Paylaş
1 Yorum
  1. celalsenn 3 hafta önce

    Çok ilginç başladı, merak uyandırıcı.

Bir Cevap Bırakın

© 2021 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account