indir

            Mustafa, bilgisayar mühendisliğini okumuş kurumsal bir iş yerinde çalışmaya başlamıştı.

            Zehra, anaokulu öğretmenliğini okumuş özel bir kurumda öğretmenlik görevini yerine getiriyordu.

            Salih, yıllarını polislik mesleğine vermiş ve emekliğe ayrılmıştı ve bu şekilde emekliliğin keyfini çıkarıyordu.

            Tülay, kadın kuaförüydü ve işinde başarılı bir kuafördü.

            Zafer, liseyi bitirdikten sonra üniversite sınavlarına girmiş ve başarılı olmuştu. Hukuk fakültesini okuyacaktı ve bundan dolayı çok mutluydu.

            Kemal, üniversite de öğretim görevlisiydi ve başarılı bir yazardı.

            Selin, özel bir televizyon kanalında haber sunuyordu.

            Yavuz, kurumsal bir işyerinde müdürdü.

            Bu sekiz kişinin ortak bir özelliği vardı. O da bilim kurgu oyunlarında birinci olmalarıydı. Ayrıca bu kişiler birbirlerini hiç tanımıyorlardı.

            Bu kişiler günlük işlerini yapıp geri döndüklerinde kapılarının önlerinde birer mektup buldular. Mektupta şöyle yazıyordu:

            ‘Hazır mısınız?’

            Mektup kendilerine niçin gelmişti ve anlatılmak istenen neydi. Kendilerine gelen bu mektuptan dolayı tedirgin olmuş, bu tedirginlikle beraber evlerine girip yatmışlardı.

            Yatmışlardı ama kafalarındaki sorular yüzünden uykuları kaçmıştı. Bu mektubu kim veya kimler göndermiş olabilirdi. Kafalarındaki bu sorular uykularını kaçırmıştı ama uyumak zorundaydılar. Çünkü ertesi günü onları zorlu bir gün bekliyordu.

            Yapacakları tek şey şuydu, kendilerini uykunun kollarına bırakmak. Böyle uykusuz kalırlarsa ertesi günü girecekleri uluslar arası uzay oyunlarında başarısız olabilirlerdi.  Bu yüzden kendilerini zorla da olsa uykunun kollarına bıraktılar.

            Ertesi gün uykularını tam olarak almadan kalkmak zorunda kaldılar.  Çünkü sabahın erken saatlerinde kapıları hızlı hızlı çalıyor, susmak bilmiyordu.

            Onlar teker teker kapılarını ne oluyor dercesine açtıklarında gördükleri manzara karşısında adeta donup kaldılar. Karşılarında elleri silahlı, tepeden tırnağa siyahlar giyinmiş, bir takım adamlar vardı ve bu adamlar hangi dilde konuştukları belli olmayan bir dille konuşuyorlardı. Ayrıca siyah gözlük takıyorlardı.

            Onların niçin kapılarının önünde durduklarını bilmedikleri için korku içerisindeydiler. Adamlar ne yerlerinden canlanıyor, ne de ağızlarını açıp konuşuyorlardı.

            Uzay oyunları tutkunları tam ağızlarının açıp konuşacaklardı ki siyah giyimli adamlar parmaklarıyla sus işareti yapıp onları susturdular. Ardımızdan peşimizden gelin dercesine el hareketi yapıp geri döndüler.

            Onların hareketleri karşısında ne yapacaklarını bilemedikleri için bir süre öylece kalakaldılar. Ardından geri dönüp eve girecekleri sıra siyah giyimli adamlar arkalarına dönmeden sanki önlerini görüyormuş gibi hareket edip yanlarına geldiler. Yine arkalarını dönmeden ellerini geri döndürüp bu sekiz kişinin yakalarından kendi evlerine girmelerine engel oldular.

            Onların el hareketleri adeta hipnoz etkisi meydana getirmişti. O yüzden istemsiz bir şekilde hareket edip o adamların peşinden munis bir kedi gibi yol aldılar.

            Evlerinden aşağıya indiklerinde kapılarının önünde simsiyah bir araba vardı. Arabaların camları bile simsiyahtı. Öyle ki arabalarda tek bir beyazlık yoktu.

            Arabanın önüne geldiklerinde onları korkularından ödlerini patlatacak birileri bekliyordu. Öyle ki gördükleri adamlar iki buçuk metre boyunda, sakalları göbeklerine kadar uzun, ayakları eğri büğrü, burunları sivrice, göz yuvarları simsiyah ve öne doğru çıkmış bir şekilde, kulakları yok denecek kadar küçük ve yüz hatlar ise yara bere içerisindeydi.

            Onları görünce korku içerisinde gerisin geriye kaçmak istediler ama bu seferde o korkunç görünümlü adamlar onları tutup zorla arabanın içine bindirdiler. Ardından onları bilinmeyen bir yere doğru götürdüler. Arabanın içindeyken korku içerisindeydiler. Acaba kendilerini nereye götürüyorlardı. Kendilerine ne yapacaklardı. Yoksa öldürecekler miydi? Ama onlar kendilerini kaçıranları tanımıyorlardı ki, o yüzden niçin kendilerini öldürsünlerdi. İşte bu şüpheler içerisinde arabanın içinde bilinmeze doğru yol alıyorlardı.

            Arabanın içinde, korku içerisinde uzun bir müddet aldıktan sonra etrafı çalılıklarla kaplı, orta alanında kayalıkların olduğu bir yere geldiler. Ardından arabadan indirilip kayalıklara doğru götürüldüler.

            Uluslar arası uzay oyunlarına hazırlanan bu sekiz kişi, kaçırıldıkları kişiler tarafından öldürülecekleri zannıyla kaçmak için plan yaptılarsa da buna muvaffak olamadılar. Çünkü o siyah takımlı adamlar onları öyle tutmuşlardı değil kaçmak, kımıldamaları bile imkânsızdı.

Siyah takımlı adamlar onları kayaların üstüne çıkardıktan sonra el ele verip çember oluşturdular. Çember oluşturmakla kalmayıp, dans eder gibi sağa sola hareket etmeye başladılar.

Kaçırılan sekiz kişi onların ne yapmaya çalıştıklarını anlamaya çalışırken üstlerinde bir ışık zümresi oluştu.

Işık zümresi o kadar güzel görünüyordu ki adeta büyülenmiş gibiydiler. Büyülendikleri ışık zümresi onların başlarının dönmesine sebep olmalarına rağmen bir türlü ona bakmaktan kendilerini alamıyorlardı.

Işık zümresi bir müddet üzerlerinde dolaştıktan sonra ortadan kayboldu. Işık zümresi kaybolur kaybolmaz baş dönmeleri durdu ama bu seferde etraflarında gördükleri şeyler karşısında şaşırdılar. Çünkü etraflarında yüzlerce elektronik aletler ve bu aletlerin başında da tuhaf varlıklar vardı.

O varlıkları görür görmez haberlerde dinledikleri ufolar akıllarına geldi. Yoksa onları uzaylılar mı kaçırmıştı.

Onlar bunları düşünürken, kulakları tırmalayacak şekilde ıslık çalındı. Ardından o tuhaf varlıklar ayağa kalkıp saygı duruşuna geçtiler. O arada bulundukları yerin kapısı otomatik olarak açıldı. O kapıdan da kaptan dedikleri varlık çıktı. Yalnız bu kişi diğerlerine hiç benzemiyordu. Bu kişi insanlara benziyordu, ama ten rengi yeşildi. Saçları yoktu. Kulakları yuvarlaktı, diğer uzuvları ise aynıydı. Elbisesi ise rengârenkti ve renkleri sürekli değişiyordu.

Kaptan, onları karşısında görünce gülümsedi. Ardından onlara oturmaları için yer gösterdi.

Uzay oyunları sakinleri, kaptanın gülümsemesi karşısında korkuları bir nebzede olsa geçti ama hala niçin kaçırıldıklarını bilmiyorlardı. Bu yüzden içlerinden en yaşlı olan Salih, korkarak da olsa ona:

            ‘Bizi niçin kaçırdınız?’ diye sordu. Bunu sorarken de kalbi yerinden çıkacakmış gibi atıyordu korkudan.

Kaptan, derinlere dalmış ‘Ya bunlarda başarılı olmazsa biz ne yaparız. Bunlar bizim son şansımız. Eğer bunlarda kaybederse ben ve halkım toptan yok ediliriz. Hayır, hayır, ben buna izin veremem. Göz göre göre halkımın yok edilişini izleyemem’ diye düşünüyordu.

Salih, onun derinlere dalarak sorusunu cevaplamadığını görünce sustu ve kendisine gelmesini bekledi.  O kendine gelince:

‘Az önce bizi niçin kaçırdığınızı sorduğum da susup derinlere daldınız. Böyle derinlere dalmanızın sebebini öğrenebilir miyim’ diye sordu.

Kaptan, bu soru üzerine:

‘Halkım, halkım benim için hayatımdan daha önemli. Onlar olmadan ben ha yaşamışım ha da yaşamamışım. Onlar olmazsa bende olmam’ dedi gözyaşları içerisinde.

Onun bu sözlerinin ne manaya geldiğini anlamayan Zafer söze karışarak:

            ‘Bizi kaçırmanızla, halkınızın ne alakası var. Bir türlü anlayamadım’ dedi, merak içerisinde.

            ‘Biz Sirius A gezegeninden geliyoruz. Halkımla Sirius B gezeninde yaşayan diğer halk arasında yıllardır süren ve hep onların kazanmasıyla sona eren oyunlar var. Onlarla bizim aramızda oynanacak bu son oyunda hangi taraf kazanırsa, öbür tarafı yok edecek ve oraya tümüyle yerleşecek. Benim gezegenim, diğer gezegene göre daha verimli. Halkı da ona göre daha merhametli. Onlar yıllardır kazandıkları için bu seferde kazanacaklarına inanıyor ve sürekli baskı yapıyorlar. Doğal olarak halkım bu durumdan çok etkileniyor. Diyeceğim şu’ dedi ve yerinden doğrularak ‘Yıllardır bize yardımcı olacak birilerini arıyorum. Bu arayışlarımın sonunda sizi buldum’ dedi ve kendini tutamayarak ağladı. Daha sonra ‘Halkımın geleceği sizin elinizde, eğer sizde kaybederseniz Huan halkı diye bir halk olmayacak. Sizin bize yardımcı olacağınızı umuyoruz. İşte o yüzden sizi kaçırdım’ dedi huzursuz bir şekilde.

Kaptanın sözlerini duyan uzay oyunları sakinleri, şaşkınlıkla birbirlerine baktılar ve ardından kaptana dönerek:

‘Neee yardımcı olmak mı? Ama nasıl?’ deyiverdiler.

Kaptan, onların şaşkınlığı karşısında kendi kendine ‘Bunlar son umudumuzdu’ dedi içi sızlayarak.

Onun sustuğunu ve hüzünlü bir şekilde baktığını gören Salih, kaptana yaklaşarak şefkatle omzundan tuttu. Ardından ona:

            ‘Kaptan Bey, görüyorum ki bizi yanlış anlamışsınız’ dedi güler yüzle bakarak. Ardından onu rahatlatmak için elini kalbinin üstüne koydu. ‘Merak etmeyin, hepimiz elimizden geleni yapacağız ve bu işin altından kalkacağız’ dedi onun yanlış anlamasını gidermek için.

Kaptan, onun bu tutumu karşısında umutlanarak gözü yaşardı ve iki damla yaş düştü. Gözyaşını göstermemek için arkasını dönüp sildi.

Halkını kurtarabilme umudu yeniden yeşermenin verdiği huzurla yerinde duramıyor sağa sola dönüp duruyordu. Heyecanı yatışınca onlara döndü. Güler yüzle gülümsedi ve onlara:

‘Sizlere teşekkür ederim. Sizin sayenizde halkım yok olmaktan kurtulabilir’ dedi, gözleri ışıldayarak.

Şimdiye kadar sesi çıkmayan Kemal, Sirius Gezegenini duyduğundan beri kaptanı dikkatli bir şekilde dinliyor, konuşulanları analiz ediyordu. Sonunda dayanamayarak onlara:

‘Sirius Gezegeni hakkında birkaç şey söylemek istiyorum’ dedi ve sözlerine şöyle devam etti, ‘Sirius, Büyük Köpek Takımyıldızı’nda bulunmaktadır. Bizim güneşimizden 2 kat daha büyük ve 20 kat daha parlaktır. Gece vakti gökyüzündeki en parlak yıldızdır ve zamanın başlangıcından beri mavi-beyaz renkli ışıltısını korumaktadır. Sirius hemen hemen bütün uygarlıklar tarafından kutsal sayılmıştır. Eski uygarlıkların bıraktıklarından anladığımız kadarıyla Sirius astronomi, mitoloji ve okültizm  alanlarının en önemli öğesi olmuştur. Gizemciler Sirius’u “güneşin arkasındaki güneş” diye tabir etmişler ve güneşin gücünü, potansiyelini Sirius’tan aldığını ima etmişlerdir. Güneş bizim dünyamızı ısıtan güç, Sirius ise metafizik âlemi canlı tutan güç olarak kabul edilmiştir. Sirius’a ilahi bir kutsallık yakıştırmak ve onu insanlığın “büyük öğretmenlerinin” vatanı olarak görmek sadece eski uygarlıkların bir alışkanlığı değildi. Günümüzde de bu sapkın düşüncede olan birçok insan bulunmaktadır’ dedi uzay oyunları gezginlerinin şaşkın bakışları arasında.

            Kaçırılan 7 kişi Kemal’in anlattıklarını hayretle dinledikten sonra ona:

                 ‘Sen bunları nereden biliyorsun?’ dediler, hep bir ağızdan.

            Kemal, onların sözleri karşısında kahkahayı atarak:

                  ‘Niye hayret ediyorsunuz ki, ben sonuçta öğretim görevlisiyim. Bunları bilmem benim için doğal bir durum’ dedi.

            Kaptan, onların sözünü keserek Kemal’e:

                 ‘Mademki bunları biliyorsun, sizi neden kaçırdığımızı anlamışsındır’ dedi.

            Kemal, Kaptana dönerek:

                 ‘Evet, sizi anlıyorum. Zaten biz Türkler olarak Sirius Yıldızının büyük bir önemi var’ dedi ve sözüne şöyle devam etti: ‘Burada anlatılanlar sadece bir yıldızın özellikleri ve gizemi değil bu Yıldızın ne zaman ve kimler tarafından da bilindiğini de saptayabilmektir. Türklerin Barbar bir kavim olarak tarihe geçirenlere verdiğimiz bir cevap olmalıdır. Türk Mitolojisinde sık sık geçen Kurt ve Kurt’un yol göstericiliğinden bahsettikten sonra şunu da belirtelim ki bahsedilen Sirius Yıldızı Türk Damgalarında Kurt Başı ile temsil edilirdi ve Çin kaynaklarında nereden geçtiği pek bilinmeyen “Göksel kurt” ifadesi bulunmaktadır dedikten sonra Türklerin bu yıldızı yüzyıllardan beri tanıdığını kanıtlamış oluyoruz’ dedi haykırırcasına.

            Selin, Kemal’i dinledikten sonra:

                ‘Sirius Yıldızını bende duymuş, hatta bazı bilgiler edinmiştim. Buna rağmen varlığına inanmıyordum, ta ki sizi görene kadar’ dedi Kaptana bakarak.

            Kaptan, Selin’i dinledikten sonra ona:

                 ‘Bize bildiklerini anlatır mısın’ deyince Selin:

‘Gece gökyüzünün en parlak yıldızı olan Sirius, özellikle Ufocu safsatalarında başrolü oynuyor. Bunun sebebi ise gökyüzünde çok parlak bir şekilde rahatça görülebilmesi ve bu parlaklığın “çok çok yakın” algısı uyandırması. Halbuki  Sirius, 8.6 ışık yılı mesafe ile Güneş’e yakınlık bakımından yedinci sıradaki yıldız.Parlaklığı nedeniyle çok dikkat çekici olduğu için, Ufohikâyelerinde insanları inandırabilmek adına bolca kullanılıyor. Benzer biçimde, Vega, Betelgeuse gibi yıldızlar da parlak ve dikkat çekici olduklarından benzer uydurma hikâyelere konu ediliyorlar.Kış aylarında doğrudan göze çarpan Sirius, Orion (Avcı) Takımyıldızını takip eden CanisMajor (Büyük Köpek) takım yıldızının alfa yıldızı. Ufka daha yakın bir konumda yer alıyor. Avcının kemerinde yan yana dizilmiş olan 3 yıldızın (Alnitak, Alnilam ve Mintaka) hemen arkasından gelir’ dedi. Onları bilgilendirmek için.

Aralarında konuşurken Kaptanın yardımcısı koşarak geldi ve üzerlerine doğru büyük bir gemi geldiğini haber verdi. Kaptan haberi alır almazgüç kalkanlarının açılması ve bütün mürettebatın çarpışma için hazır olmalarını istedi.

Kaptan, mürettebatın hazır olmasından sonra kaptan koltuğuna geçip karşı taraftaki gemiyle irtibata geçilmesi emrini verdi. Kaptan kamarasında bulunan ve bu işle uğraşan Yan, karşı tarafla irtibata geçti. Az sonra karşı tarafın kaptanı büyük ekranda göründü.

Kaptan, onu görünce sinirle dişlerini gıcırdattı. Ardından ona:

     ‘Yam, sen ha! Sana karşıma çıkma demedim mi? Hem söyle bana senin bizimle alıp veremediğin ne?’ diye sordu.

Karşı tarafın kaptanı bu soruya kahkahayla cevap verdi. Gülmesi bitince aniden ciddileşti ve kaptana:

     ‘Sam, babamın cici oğlu’ dedi, asabi bir suratla.

     ‘Yam, neden bize ihanet edip Sirius B gezegenine iltica ettin ha’ dedi ve yüzünü ekşiterek ‘Senin yüzünden babamyataklara düştü. Neden bunu bize reva gördün, neden?’ dedi Kaptan Sam, bağırarak:

    ‘Neden olacak senin yüzünden’ dedi Kaptan Yam.

Bu sözü duyan Kaptan Sam, şaşkın bir ifadeyle:

      ‘Benim yüzümden mi? Ama ben sana ne yaptım ki, benim yüzümden olsun?’ dedi.

      ‘Birde nedenini soruyor’ dedi Kaptan Yam, kızgın bir ifadeyle ‘Babam küçüklüğünden beri hep seni kolladı. Benim isteklerimi hep hiçe saydı. Hatta Gore’yi istemeye gitmemize bile izin vermedi’ dedi kızarak.

Kaptan Sam, eşinin ismini kardeşinin ağzından duyunca sinirlendi ama bunu belli etmedi.

Kardeşinin ısrarla eşinin ismini söylemesi üzerine artık sinirlerine hâkim olamadı ve ona:

     ‘Yam, sende biliyorsun ki biz onunla birbirimizi deliler gibi seviyorduk. Buna rağmen sen ne yaptın hep yolumuzu kestin. Benim onu sevdiğimi bile bile onu istemeye cüret ettin. Eğer babam engel olmasaydı bizi sonsuza dek ayırmış olacaktın’ dedi bağıra bağıra konuşarak.

     ‘Sam, babamın yüzünden hep seni kıskandım. O hep iyi ve güzel işleri sana yaptırır kötü işleri ise bana yaptırırdı. Gore’yi ilk ben görmüş ve âşık olmuştum. Ona her gidişimde beni reddediyor, ‘Bir daha karşıma çıkarsan kardeşlerime söyler seni doğduğuna pişman ettiririm’ diyordu. Hatta bunu yaptı bile. Onu en son gördüğümde kardeşleriyle beraber gelmişti. Onlar herkesin gözü önünde beni rencide ettiler. Bende bunun üzerine ondan intikam almak için her yolu denedim ama ondan yine kurtulamadım. Sevgili kardeşimle o birbirleriyle sevgili olmuşlar bana nispet eder gibi. İkinizi yan yana görünce kıskançlık damarım ve intikam alma duygum iyice arttı.  Bunun üzerine babamdan ve sizden intikam almak için Sirius B gezegenine iltica ettim’ dedi Yam.

      ‘Neden Gore’yi sevdiğini bana söylemedin. Söyleseydin ondan uzak dururdum’ dedi Sam.

      ‘Sam, ah Sam! Biliyor musun çok safsın. Eğer söyleseydim. İntikam alma duygum yok olurdu. Bende onunla beraber yok olurdum’ dedi ve bağlantıyı kesti. Bağlantı kesilir kesilmez karşılıklı ateşler başladı. Yarım saat süren çarpışmadan sonra Yam’ın gemisi büyük bir gürültüyle patlayıp yok oldu. O gemi patlarken içlerinden Yam ve birkaç mürettebat kurtulmayı başarmışlardı.

Çarpışmanın ardından Kaptan Sam, makine dairesiyle irtibata geçerek onlara:

     ‘Ben Kaptan Sam, bana gemi hasarı hakkında bilgi verin’ dedi tok bir sesle.

Kaptanın emri üzerine makine dairesi başkanı Som:

                 ‘Ben makine dairesi başkanı Som, geminin bilgisayar sistemlerinden herhangi bir sıkıntı yok. Yalnız ikinci bir karşılaşmayı kaldıramayız kaptan’ dedi Som.

                ‘Ben atlama hızını ayarlayan Tam, atlama hızı hasar görmüş kaptan. O yüzden normal hızla gitmek zorundayız. Bu da gezegenimize zamanında ulaşamayacağız demektir’ dedi atlama hızını ayarlayan Tam.

            Aldığı bu haber üzerine sinirlenen Kaptan Sam, bağırıp çağırdı. Ardından ‘halkım, halkım ne olacak şimdi’ diye ağlamaya başladı.

            Onun ağladığını gören Salih, usulca yanına sokularak yere oturdu. ‘Ağlama ne olur, bak bizi de ağlatıyorsun’ dedi onu teselli edip güldürmek için.

            Kaptan Sam, onun konuşmasına hafifçe gülümseyerek karşılık verdi. Ardından ona döndü. Bir arkadaş gibi kolunu Salih’in omzuna attı. İçini dökercesine ona:

                 ‘Biliyor musun senin gibi bir sırdaşım vardı bir zamanlar’ dedi iç çekercesine.

            Salih de aynısını yapıp Kaptan Sam’a doğru kolunu uzattı ve ona:

                 ‘Görüyorum ki çok dertlisin. Anlat da rahatla. Belki böylece hem sen rahatlarsın hem de ben neler olduğunu öğrenirim’ dedi rahatlatıcı bir ses tonuyla.

            Kaptan Sam, bu babacan tavır karşısında gözleri yaşardı. Derinden bir iç çekerek ‘of’ dedi. Ardından Salih’e:

                 ‘Bundan uzun zaman önce yardımcım ve sırdaşım olan Kaptan Yardımcısı Ham ile beraber ‘Uzayda yaşam var mı yok mu?’ diye yolculuğumuz sırasında bir gezegene rastladık. Tıpkı sizin dünyanız gibi. O kadar yeşil ve berrak görünüyordu ki onu görüp etkilenmemek elde değildi’ dedi ve gözlerinden iki damla yaş düştü. Ardından sözüne şöyle devam etti:

            ‘Yardımcım Ham ile gezegeni keşfettikten sonra orada koloni kurmaya karar verdik. Bu kararı da gezegenimizdeki başkanlığa ilettik. Başkanlık bu kararımızı olumlu karşılayınca koloni kurmaya başladık. Kısa sürede kolonimizi kurduk. İki üç yıl içerisinde kolonimizin sayısı oldukça fazlalaştı. Bu fazlalıktan dolayı artık sığamıyorduk. Bizde bunun üzerine keşfettiğimiz gezegenin diğer kısmına geçip yerleştik. Ama orası yardımcım dâhil koloninin sonu oldu’ dedi huzursuz bir şekilde.

            Son lafını duyan Salih, lafa karışarak ona:

                ‘Nasıl yani, hepsi öldü mü?’ dedi merak içerisinde.

            Kaptan Sam ‘Evet, hepsi öldü’ dedikten sonra ona:

                ‘Yeni yerleştiğimiz bölge tıpkı ilk yerleştiğimiz bölgeye benziyordu ama tam tersi çıktı. Oradan esen rüzgârlar hepimizin benzini sararttı. Ayrıca suyu tatlı olmasına rağmen zehir yüklüydü. Ama biz bunun farkına bile varmadan o sulardan içip durduk, ta ki ilk ölümler başlayana ve bu ölümlerin bütün koloniyi etkisi alana kadar. İşte o zaman oranın yaşamaya uygun bir yer olmadığını anladık ama çoktan iş işten geçmiş hastalık bütün koloniyi sarmıştı.  Doktorlarımızın onca uğraşmasına ve çare aramasına rağmen ölümlerin önünü alamadık. Ölümler çoğalınca o gezegeni arkamızda bırakıp uzaklaştık. Yine de bu yetmedi. Orayı terk etmek zorunda kalan yardımcım ve koloni halkı gezegenimize varmadan yarı yolda öldüler’ dedi gözyaşlarını tutamayarak.

            Salih, üzüntülü bir şekilde başını yere eğerek ona:

                 ‘Senin ve koloni halkının adına çok üzüldüm’ dedi ve başını ona doğru çevirerek: ‘Peki, sen nasıl kurtuldun’ diye bir soru sordu.

            Bu soru üzerine Kaptan Sam, üzgün bir şekilde:

                 ‘Hastalık bana da çoktan bulaşmış ve vücudumun her yerini sarmıştı. Bu yüzden bitkin bir durumdaydım. Zorla da olsa gemiyi gezegenimize indirdim. Gezegenimizdeki doktorlar hastalığın başka yerlere de bulaşmaması için bana özel bir giysi giydirdiler. Ardından gemiyi dezenfekte ettiler. Geminin içindeki ölüleri de özel bir yöntemle yakıp yok ettiler. Özel giysiyle aylarca hastane de yattım ve sonunda iyileştim. Dezenfekte edilen gemimi her ihtimale karşı hastalık yaymaması için parçalayıp yok etmişler. Bu yüzden de sizin de bulunduğunuz bu gemiye beni atadılar’ dedi gözyaşlarını silerek.

            Kaptan Sam, Salih’le konuştuktan sonra ayağa kalktı. Birkaç adım attıktan sonra durdu. Ardından geminin başkanlıkla iletişimini sağlayan Sim’e döndü ve ona:

                  ‘Bay Sim, başkanlıkla iletişimi sağlayabildiniz mi?’ diye sordu. Bu soru üzerine Bay Sim:

                  ‘Hayır, efendim, o çatışma sırasında iletişimi sağlayan hatlar da vurulduğu için iletişimimiz tamamen koptu. Ama arkadaşlar en kısa sürede tamir etmek için uğraşıyorlar’ dedi yerinde kıvranarak.

            Kaptan Sam, duyduğu bu haber üzerine çaresizce ofladı, elleriyle saçlarını karıştırarak.

            Onun ümitsizce ofladığını gören Salih, Kaptan Sam’ın omzuna babacan bir tavırla dokundu. O geri dönüp kendisine bakınca gülümsedi. Ardından ona:

                 ‘Bak evlat, sana evlat diyorum. Çünkü neredeyse evladım yaşındasın. Sana ufacık bir nasihatim olacak’ dedi yumuşak bir tavırla. Son sözünden sonra bir müddet sustu.  O suskunlunun ardından sözünü şöyle sürdürdü: ‘Ne olursa olsun ümitsiz olma. Sen ümitsiz olursan, bu ümitsizliğin bütün herkese yansır. Bu yansıma da hem senin için hem onlar için hiç iyi olmaz. Onun için ümitsiz olma. Bu görünen durum her ne kadar kötü bir durum olsa bile, belki bu durum daha hayırlı bir durumla sonuçlanabilir. O yüzden moralini bozma ve gemindeki tayfana destek ol’ dedi şefkatli bir şekilde.

            Aralarındaki konuşma çok sürmemişti ki Bay Sim, başkanlıkla iletişime geçildiğini haber verdi.

            Salih, Bay Sim’in verdiği haberden sonra Kaptan Sam’a:

                ‘Ben sana demedin mi ümitsiz olma diye, bak çok sürmeden kurtulma ümidi doğdu’ dedi sevinçle.

            *********

            Kaptan Yam, gemisinin kardeşi tarafından yok edildikten sonra bazı tayfaları ile beraber kurtulmuş, Sirius B gezegenine gelmişti ama morali oldukça bozuktu. Çünkü hem intikamını alamamış hem de çok sevdiği gemisinden olmuştu.

            Onu Sirius B gezegeninin başkanı sinirli bir şekilde bekliyordu. Onun birkaç tayfasıyla beraber gezegene vardığını duyunca ayağa kalktı. Çalışma odasından çıkıp yargı odasına geçti. Diğer yargıçların da gelmesiyle beraber onu ve tayfalarını çağırdı.

            Kaptan Yam, sonunun nasıl olacağını az çok tahmin ediyordu. Bu yüzden de tedirgindi. Başkanlık tarafından çağrıldığını duyunca tedirginliği iyice arttı. İçinde bulunduğu tedirginlikle başkanlığa vardı. Başkanın yargılama odasında olduğunu duyunca sürgüne gönderileceğini anladı, ama nereye. İşte bunu bilemiyordu.

            ***********

            Kaptan Sam, başkanlıktan gelecek gemiyi bekliyordu. Zaman oldukça azalıyordu, ama o yinede umutluydu. Bu arada tayfaları gemiyi onarmaya çalışıyorlardı. Her ne kadar sonu iyi görünmese bile umutla çalışıyorlar, bu umutla beraber gülüp oynaşıyorlardı.

            Nihayet bekledikleri gemi geldi. O gemideki tamir ekibi bir günlük uğraştan sonra Kaptan Sam’ın gemisini tamir ettiler. Atlama hızı tamir olduğuna göre artık gitmeye hazır oldular.

            Kaptan Sam, geminin tamir olmasının verdiği gururla kaptan koltuğuna geçip emrini verdi ‘İstikamet Sirius A Gezegeni’ dedi ve Tam’a bakarak ona ‘Atlama hızını ayarla ve emrimi bekle’ dedi.

            Tam, atlama hızını ayarladıktan sonra Kaptan Sam’a hazır olduğunu söyledi. O da bunun üzerine eliyle işaret ederek hızlanmalarını istedi. Tam’da aldığı emir üzerine gemiyi hareket geçirdi. Gemi atlama hızıyla beraber öyle hızlı hareket etti ki göz açıp kapanıncaya kadar Sirius A Gezegenine geldiler. Onların peşinden de başkanlığın gemisi geldi.

            Kaptan Sam, gemiden indikten hemen sonra başkanlığa gitti. Orada sekreterden başkanla görüşmek istediğini söyledi. Sekreter, zaten bunu beklediği için hemen onu başkanın odasına aldı. O ve başkan bir müddet konuştuktan sonra Kaptan Sam, dışarıya başkanla beraber gülerek çıktı. Hiç beklemeden gemisine geldi. Derhal gemide bekleyen Uzay Oyunları yolcularının kaldığı odaya vardı. Onlara tek tek başkanın kendilerini beklediğini söyledi.

            Uzay Oyunları yolcuları aldıkları bu haber üzerine toparlanıp başkanlığa gittiler.

            Başkan, onların hepsiyle kendi usullerince sarılıp hasbi hal etti. Daha sonra oturmalarını rica edip onlara:

                 ‘Hoş geldiniz Uzay Oyunları sakinleri, sizin buraya gelmeniz bizim için umut oldu. Umarım sizin sayenizde oyunları kazanırız ve halkımız olarak zulümden ve yok olmaktan kurtuluruz’ dedi güler yüzlü bir ifadeyle.

            Salih, onların en büyüğü olduğu için diğerlerinin yüzüne bakıp kendisinin, konuşmasının daha uygun olabileceğini ima etti. Onlarda kafalarıyla onaylayınca başkana:

                 ‘Sayın Başkan, konuşmalarınızdan anlıyoruz ki çok büyük bir sıkıntı içerisindesiniz. Hiç merak etmeyin, ben ve arkadaşlarım elimizden geleni yapıp sizi bu sıkıntılardan kurtaracağız. O yüzden huzursuz olmayın ve ümidinizi kaybetmeyin’ dedi babacan bir tavırla.

            Başkan, bu konuşmalardan sonra bir anda ayağa kalkıp hepsiyle kucaklaştı. Umutla yüzlerinden gözlerinden öptü. Daha sonra oradakilere emir verip başkanlığın en iyi konakların hazırlanmasını istedi. Konaklar hazırlanınca da Uzay Oyunları sakinleri konaklara geçip yol yorgunluğunu atarcasına saatlerce uyudular.

            Sirius A gezegenine gece vakti geldikleri ve yorgun oldukları için nasıl bir yer olduğunu görememişlerdi. Ertesi gün kalktıklarında o gezegenin nasıl bir yer olduğunu gözlemleme fırsatı doğdu.

            Gözlemledikleri kadarıyla Sirius A gezegeni Dünyaya göre çok çok ileride bir seviyedeydi. Uçan arabalar her yerdeydi. Binaları çok yüksek ve kıvrımlıydı. O gezegenin insanlarının giydikleri çok garipti. Tıpkı çizgi filmlerde giyinilen elbiselere benziyordu. Birbirlerini selamlarken önce kendi etraflarında dönüyorlar sonra asker selamı verir gibi birbirlerine selam veriyorlardı.Birde telefon kulübesi gibi bir yerlere giriyor ve bir yerlere bastıktan sonra ortadan kayboluyorlardı. İşte Sirius A gezegeni böyle bir yerdi.

            Tülay, gördükleri karşısında adeta ağzı bir karış havada kalmış, hayran hayran etrafına bakınıyordu. Öyle ki üzerine gelen arabayı göremeyecek kadar hayrandı. Yavuz, onu tutup kenarı çekmese arabanın altında kalıp ezilebilirdi.

            Yavuz, onu tutup kenara çektikten sonra ona:

                 ‘Tülay Hanım, canınıza mı susadınız? Sizi tutup çekmeseydim az kalsın arabanın altında kalıp ezilecektiniz’ dedi sitem edercesine.

            Tülay, Yavuz’un sitemini dinledikten sonra ona:

                  ‘Yavuz Bey, size ne kadar teşekkür etsem azdır. Sayenizde ölümden döndüm’ dedi mahcup bir ifadeyle.

            Salih, araya girerek onlara:

                  ‘Aranızdaki konuşmalar bittiyse gidelim artık. Zira yapacak bir sürü işimiz var’ dedi onlara kızarcasına.

            Yolda giderken yine dünyaya göre tuhaf bir şeyle karşılaştılar. Oradaki atlar tıpkı avatar filmindeki atlara benziyordu. O atlar çok sevimli görünü  yordu ama bunun tam tersi. Onlara dokunduğun an köpek gibi hırlıyor ve kapmaya çalışıyorlardı. Bu yüzden oranın halkı onlara hiç dokunmuyor, hatta onları gördüğü zaman kaçıp uzaklaşıyorlardı.

            Onlar Sirius A gezegenine ayak basmış basalı bir hafta olmuş ve yarışmalara iki gün kalmıştı. Yarışmanın yapılacağı yer tıka basa dolmuş, herkes hazırlığını tamamlamaya çalışıyordu.

            Uzay oyunları gezginleri yarışmaları kazanacaklarına emindiler. Ama ya kazanamazlarsa, o zaman ne olurdu. Kendileri yüzünden bir halk yok olup gidebilirdi. Bunu da hiç istemezlerdi. Bunun için oyunları kazanmak için her şeyi yapacaklardı.

            *******

            Kaptan Yam, tutuklanıp sürgüne gönderileceğini anlayınca kaçma planları yaptı. Ama onu yargılama odasına götürenler kollarından öyle sıkı tutmuşlardı ki değil kaçmak kollarını bile kıpırdatamıyordu. Bu yüzden de kaçma planı suya düştü.

            Onu kollarından tutan yargı odası çalışanları odaya geldikten sonra başkanın karşısına getirip zorla diz çöktürdüler.

            Başkan ve yardımcıları onun karşılarında görünce yüzüne tükürdüler. Bu da onların kanununa göre kaleminin kırıldığının belirtisiydi.

            Başkan, ona tek bir laf bile etmeden çıkmasını istedi. O arkasını dönüp giderken ona:

                 ‘Seni Kuvan Bölgesi’ne sürgüne gönderiyorum’ dedi bağıra bağıra.

            Kuvan Bölgesi, en ağır suç işlemiş kişilerin gönderildiği, kum fırtınaların sık sık yaşandığı taşlık bir bölgeydi. Bu bölgede ayrıca zehirli hayvanların bulunduğu yerdi. Buraya ölümüne hükmedilmiş bir bölgeydi. Bu yüzden de hiçbir suçlu bu bölgeye gitmek istemezdi.

            Ham, Kuvan Bölgesi’ni duyunca iliklerine kadar ürperdi. Oraya gitmemek için her şeyini feda edebilirdi. Ama yanında ızbandut gibi adamlar vardı. Onlar, kaçmaması için ortalarına alıp öyle sıkıştırmışlardı ki canlanması bile mümkün değildi. Bundan dolayı da onlarla beraber tıpış tıpış gidiyordu. Aslında atasına ve vatanına yaptığı ihanetin cezasını çekiyordu. Hem de bir daha oradan çıkmamak üzere.

            Kuvan Bölgesine iki günlük bir yolculuktan sonra vardılar. Orada onları yine ızbandut gibi adamlar bekliyordu ve ağızları sulanmış gibi bakan suçlular…

            *********

            Artık yarışmanın zamanı gelip çatmıştı. Yarışmacılar her bir rakibinin yarışmadan çekilmesi için birbirlerini sinirlendirmeye çalışıyorlardı. Zira yarışmada sinirlerine hâkim olamayıp kavga edenler yarışmadan diskalifiye ediliyorlardı.

            İlk yarışma araba yarışıydı. Bu yarışmada on yarışmacı vardı. Bu yarışma normal araba yarışı değil de elektronik arabalarla ve uzaktan kumandalarla yapılacaktı.

            Bütün yarışçılar hazırlanmış yarışmanın başlama saatini bekliyorlardı. Başlama saatlerini ve oyunları yönetecek olan, iki gezegenden bağımsız başka bir gezegende yaşayan ve bu oyunları yazan kişiler yönetecekti.

            Başlama düdüğünü çalacak olan kişi bastonunu yere vura vura geliyordu. Bu oyunun başlama düdüğüydü. Bu takırtıları duyan bütün oyuncular hızla oyuna başladı.

            Oyunun ilk çeyreğine gelinmişti. Oyunun birinci olarak götüren Sirius B oyuncularıydı. Uzay oyunları sakinleri ise ortalardaydı.

            Yarışmanın son çeyreğine geldiğinde Sirius B gezegeni oyuncuları birinciliklerini sürdürüyorlardı. Uzay oyunları sakinleri ise hemen onların arkasındaydı.

            Yarışmanın son anları çekişmeli geçiyordu. Uzay oyunları sakinleri neredeyse birinci duruma gelmek üzereydiler. Bu arada oyunları sabote etmek isteyenler çıkıyor, bazı oyuncuların saf dışı kalmalarına sebep oluyorlardı.

            Oyunun bitmesine bir saat kalmıştı. Sirius B gezegeni oyuncuları ve Uzay Oyunları sakinlerinden başka bir kimse kalmamıştı.

            Sirius B gezegeni oyuncuları rakibini saf dışı bırakmak için yaptığı her hamleyi Uzay Oyunları sakinleri savuşturuyor oyundan kopmamak için her şeyi yapıyorlardı.

            Nihayet ilk oyun bitti. Ama kimin kazandığı belli değildi. Çünkü oyunu aynı anda bitirmişlerdi. Kimin birinci olarak bitirdiğini ancak kameralar belirleyebilirdi.

            Yarışmacıların dinlenip kendilerine gelmeleri için kameraların izlenmesi ertesi güne bırakıldı.

            *******

            Yam, sürgün bölgesine geldiği ilk günden beri taş kırıyordu. Sadece o değil oradaki bütün mahkûmlar onunla beraber taş kırıyorlardı. O dâhil herkesin elleri yara bere içerisindeydi. Bundan dolayı ellerine bez bağlamışlardı.

            On dakika dinlenme molaları vardı. Bu dinlenme molalarında mahkûmlar birbirleriyle kaynaşmaya çalışıyordu ama yine de kavga gürültü eksik olmuyordu. Bu arada başlarında bekleyen gardiyanlar onlara öyle acımasız davranıyorlardı ki bunlara dayanamayıp ölenler oluyordu. Ölmeseler bile sonunda idam edilip yaşadığı hayatları son buluyordu.

            Kuvan Bölgesine sürülen Yam, başına gelecekleri biliyordu. O yüzden tez zamanda bir çare bulmalıydı. Düşündü, düşündü sonunda diğer mahkûmları örgütleyip oradan kaçmakta buldu. Bunun için ilk önce beraber kaldığı koğuş arkadaşına meramını anlattı. Koğuş arkadaşı Dam, onu dinledikten sonra ilk başta kabul etmedi. Ama sonradan onun haklı olduğuna kanaat getirdi.

            Ona katılmakta ne zarar görebilirdi ki. Ona katılsa veya katılmasa bile ölecekti. Çünkü kendisi oranın havasından dolayı kanser hastalığına yakalanmıştı. Ayrıca yakında idam edilecekti. Bu yüzdem Yam’ın isteğini kabul etti.

            Dam ve Yam, birlikte karar aldıktan sonra diğer mahkûmları da kendilerine çekmek için her şeyi denediler ve sonunda onları da ikna etmeyi başardılar.

            İsyan edip oradan kaçacakları gün uzay oyunlarının yapılacağı son gününe denk geliyordu.

            Kaçma planlarını iyi yapmalıydılar. Eğer kaçma planları başarılı olmazsa bu onlar için çok daha zor günlerin geleceğinin habercisi olabilirdi. O yüzden planlarının başarılı olması için günlerce çalıştılar.

            *******

            Ertesi gün yarışmanın ilk sonucu açıklandı. İl yarışmayı Uzay Oyunları sakinleri kazanmıştı.

            Sonuç açıklandığında Uzay Oyunları sakinleri dâhil, Kaptan Yam ve başkanlığı sevindirmişti. Öyle ki sevinçten bayram ediyorlardı. Çünkü ilk defa bir yarışmayı kazanmışlardı.

            Yarışmanın ikinci etabı bir hafta sonra yapılacaktı. İkinci yarışma dayanışma yarışması olacaktı. Bu yarışma şöyle olacaktı. Bütün yarışmacılar bir araya toplanacak, toplandıktan sonra simülasyon odasından aşağıya atılacaklardı. Aşağıya düşmeden kim ekibiyle beraber birbirlerine tutunmayı başarırlarsa onlar galip geleceklerdi.

            Uzay Oyunları sakinleri, yarışmaya ara verilmesi üzerine yarışmayı kazanmanın verdiği sevinçle dışarıya çıktılar.

            Sirius A gezegeni, Kaptan Yam’ın anlattıklarından daha güzeldi. Oranın halkı birbirlerine karşı çok saygılıydılar. En ufak bir anlaşmazlıkta aralarında toplanıp anlaşmazlığı hallediyorlardı. Polis güçleri yok denecek kadar azdı. Onlar da trafiği denetlemek için vardı.

            Suç işleyenler olmadığı için hâkim ve savcı da yoktu. Zaten olsa bile aralarında halledip sorunu çözüyorlardı.O yüzden halk mutluydu. Sadece orada değil Sirius A Gezegeninin her tarafında bu mutluluk hâkimdi. Onların moralini bozan tek şey her yıl yapılan yarışmalar ve bu yarışmalardan mağlup ayrılmalarıydı.

            Uzay Oyunları sakinleri dışarıya ilk çıktıklarında halkı moralsiz bir durumda bulmuşlar bu duruma üzülmüşlerdi, ama şimdi hepsinin yüzüne renk gelmiş gibiydi. Bu durum onların yarışmanın ilkini kazanmalarından kaynaklanıyordu.

            Onları televizyon ekranından izleyen halk, artık onları tanımıştı. Bu yüzden onlara sevgi gösterisinde bulunuyorlardı.

            İkinci oyunun zamanı geldiğinde herkes hazırlanmıştı, ama Uzay Oyunları sakinleri halkın aşırı derecede sevgi göstermesinden dolayı yorulmuş, bu yorgunlukla beraber uykuya dalmışlardı. Dolayısıyla yarışmanın yapılacağı zamanı kaçırmışlardı. Uykudan ancak yarışmanın ortalarına doğru uyanabilmişlerdi. Uyanır uyanmaz derhal yarışmanın yapılacağı alana gelmişlerdi ama iş işten geçmiş yarışma bitmişti. O yarışmayı rakipleri kazanmış durum berabere olmuştu.

            Şimdi üzülmenin zamanı değildi. Önlerinde daha sekiz yarışma daha vardı. Onları kazanıp huan halkını kurtarabilirlerdi. Bu yüzden umutla diğer yarışmalara sarıldılar.

            Üçüncü yarışma strateji oyunuydu. Bu oyun sanal bir düşmana karşı yapılacaktı. Düşman karşısında en iyi saklanan ve düşmanın planlarını ele geçirip onları yok etmeyi başaran oyunu kazanacaktı.

            Üçüncü oyunun ilk başında hiçbir taraf üstünlük sağlayamadı. Düşman tarafı öyle hamleler yapıyordu ki, uzay oyunları oyuncuları onların hamlelerini karşılayamıyordu. Bu da onları hırslandırıyor, hırslandıkça hata yapıyorlardı.

            Oyunun ortalarına doğru uzay oyunları sakinleri biraz toparlanır gibi oldu ana düşman tarafı öyle hamleler yapıyordu ki onların yaptığı hamleler sönük kalıyordu. Sonuçta yarışmacıların hiçbiri üçüncü yarışmayı kazanmayı başaramadı.

            Sıra gelmişti dördüncü yarışmaya. Dördüncü yarışma da bütün yarışçılar sanal bir düşmana esir düşmüş gibi muamele görecekler. Esir düştükleri düşmandan takım olarak kim daha önce kurtulursa o yarışmadan galip gelecekti. İşte dördüncü yarışma bu şekilde yapılacaktı.

Dördüncü yarışma yapılacağı sıralarda kuvan bölgesindeki mahkûmların isyan çıkardığı şekilde bir söylenti yayıldı. Bu yüzden de yarışmalar durduruldu ve söylentinin kaynağı araştırılmaya başlandı. Araştırma sonunda söylentinin asılsız olduğu anlaşılınca yarışmaya kaldığı yerden devam edildi.

Bütün yarışmacılar kararlaştırıldığı gibi esir muamelesi görmeye başladılar. Öyle ki bütün yarışmacılara gerçekten esir olmuş gibi muamele yapılıyor, onların kaçmaması için ellerinden gelen her şey yapılıyordu.

Yarışmacılardan ilk kaçan uzay oyunları oyuncularından Tülay’dı. Onun peşine Salih kaçtı. İkisi kaçtıktan sonra sıkı önlemler alındı. Öyle ki mahkûmların odalarına çift kilit vuruldu.

Zehra, saçlarına taktığı tokasını çıkarıp uzattı. Ardından onu kilidin deliğine soktu. Bu arada kendisini kollayan kimseler var mı diye etrafına bakınıyordu.

Kimseler görmeden bir saat kurcaladı ve ilk kilidi açtı. Elindeki tokayı ikinci kilide yerleştirdiği sıra uzaktan ayak seslerinin geldiğini duydu. O sesleri duyar duymaz yaptığı işi bırakıp yatağına yatıp uyuyormuş gibi horultular çıkarmaya başladı.

Gözcüler, onun ve arkadaşının tutulduğu yere gelip horultuyu duyunca kulaklarını kapatıp hızlıca oradan uzaklaştılar.

Onlar uzaklaşınca beraber kaldığı Selin’i kaldırarak ona:

            ‘Ben ilk kilidi açtım. İkinci kilidi açmak için yardımına ihtiyacım var. Bizi burada tutanların haber sunanları sevmediğini, sundukları takdirde de oradan kaçtıklarını duymuştum. Şimdi, senden haber sunuyormuş gibi konuşmanı istiyorum. Böylece onlar uzaklaşacak ve bende böylece işimi çarçabuk halledeceğim’ dedi.

Selin, Zehra’nın sözlerinden sonra haber sunuyormuş gibi söylenmeye başladı. O söze başlayınca gözcüler:

            ‘Suuus, suuus, susmasan biz seni susturacağız’ diye tehdit ettilerse de Selin, onların tehditlerine aldırış etmeden haber sunmaya devam etti.

Gözcüler, baktılar ki Selin susmayacak onun üzerine gelmeye çalıştılarsa da buna muvaffak olamayıp geri çekildiler ve ortadan kayboldular. Onlar kaybolunca Zehra kaldığı yerden devam etti ve bu şekilde kaçmayı başardılar.

Mustafa, Yavuz ve Kemal üçü de bir yerdeydi. Üçünün işi de diğerlerinden daha zordu. Çünkü onlardaki kilit üç taneydi ve birbirlerine bağlantılıydı.

Karşı tarafta henüz daha bir çıt yoktu. Onlar sadece keyiflerine bakıyorlardı. Sanki yarışmaya değil de pikniğe gelmiş gibiydiler. Üstelik Mustafa, Yavuz ve Kemal’in tutulduğu yerin tam karşısındaydılar ve onlara bir yandan da laf atıp duruyorlardı.

            Onların laf atmaları öyle sinir bozucuydu ki onların laf atmaları yüzünden kilitleri açmaya bile odaklanamıyorlardı. Bir ara Yavuz öyle sinirlendi ki karşı tarafa bağırıp durdu. Bu bağırmalar karşısında onlar yine susmayınca kulaklarına oralarda buldukları bir şeyle tıkayıp kilitleri açmaya devam ettiler. Sonunda da ilk kilidi açmayı başardılar, fakat diğer kilitleri açamadılar. Çünkü diğer kilitler son kilide bağlıydı. Son kilit açılsa bile diğer kilitler ona bağlı olduğu için otomatikman kapanıyorlardı.

            İlk iki kilidi açmanın imkânsız olduğu anlaşılınca başka bir taktik denemeye karar verdiler.

            Karşı taraf onların üstüne gülüp duruyordu, kilitleri açamıyorlar diye. Onların gülüşmeleri sinir bozucuydu, ama yapacak bir şey de yoktu. Bu yüzden onların gülüşmelerini kulak tıkayıp karar verdikleri taktiği uygulamaya başladılar.

            Mustafa ile Yavuz kavga eder gibi birbirleriyle tartışmaya başladılar. Kavgaları öyle bir hal aldı ki kafa göz yarmaya kadar gitti. Kemal onları ayırmaya çalıştıysa da olmadı. O baktı ki ayrılmayacaklar gözcülere bağırdı onları ayırması için.

Gözcüler gelip onları ayırdıktan sonra oradan ayrıldılar. Onlar gidince Mustafa ile Yavuz, Kemal’e bakarak:

            ‘Ne yaptın alabildin mi anahtarları?’ diye sordular. Bu soru üzerine Kemal:

            ‘Tereyağından kıl çeker gibi aldım. Siz yalancıktan kavga edince kilitlerin anahtarlarını alabilmek için gözcülere seslendim. Gözcüler gelip sizi ayırmaya çalışırken gizlice onların arkasından yaklaştım ve arkalarına takılı olan anahtarları aldım’ dedi gülerek.

Anahtarların alındığı duyulunca hep beraber kahkaha attılar. Bu kahkahaları karşı taraf duymuş olmalı ki onlar:

            ‘Ne o gaipten bir haber mi aldınız? Üçüncü oyundaki gibi oyundan vaz mı geçtiniz?’ dediler alaycı bir ifadeyle.

Uzay oyunları sakinlerinden olan bu üç kişi onların alay etmelerine aldırış etmeden gecenin olmasını beklediler. Gece olunca biri gözcülük yapıyor biri de anahtarı açmaya çalışıyordu. Bir diğeri de sırası gelene kadar uyuyordu. Bu şekilde nöbetleşerek sabaha karşı kilitleri açmayı başardılar ve karşı tarafın gözlerinin içine baka baka oradan uzaklaştılar. Böylece dördüncü oyunun kazananı onlar olmuştu. Durum şimdi iki bir olmuştu.

Sıra beşinci oyundaydı. Oyun şöyle oynanacaktı. Sanal bir düşmanın gemilerini en çok vuran ve onları düşüren bu yarışmayı kazanacaktı.

Yarışmanın zamanı gelip çattığında bir hastalık peyda oldu. Bu hastalık onların binek olarak kullandıkları bir hayvandan kaynaklanıyordu.

Üzerlerine bindikleri o hayvanlar onların her şeyiydi. Her ne kadar teknoloji de çok ileri gitmiş olsalar bile bütün işlerini onlarla hallediyorlardı. Bu yüzden de elleri ayakları bağlanmış gibi birbirlerine bakıyorlar, ‘Şimdi ne yapacağız?’ diye birbirlerine soruyorlardı.

Hayvanlar birer birer ölüp gidiyordu. Şimdiye kadar böyle bir şeyle karşılaşmadıkları için ne yapacaklarını da bilemiyorlardı. Bu yüzden de hayvanlar gözlerinin önünde ölüyor, ellerinden hiçbir şey gelmiyordu.

Yavuz, hayvanların teker teker ölmesi üzerine arkadaşlarını bir araya topladı ve ne yapılması gerektiğini anlattı. Arkadaşları onu dinledikten sonra hayvanları tedavi etmeye başladılar. Bu tedavi sonucunda hayvanlar iyileşti ve hastalık ortadan kalktı.

Hastalık ortadan kalkınca Kaptan Sam, Yavuz’un yanına gelerek ona teşekkür etti. Ardından ona:

            ‘Hayvanları tedavi etmeyi nerede öğrendin?’ diye sordu. Bu soru üzerine Yavuz:

            ‘Bu ilmi okulda öğrendim. Bizim orada bu bilme Veterinerlik denir, ayrıca baytar diyenler de var’ dedi.

            ‘Bu ilmi bize de öğretir misin?’ dedi Kaptan Sam.

            ‘Elbette öğretirim’ dedi Yavuz, ardından onlara ne yapılması gerektiğini anlattı. O anlatırken etrafında yirmiye yakın kişi vardı. o kişilerde aldıkları bilgileri başkalarına aktardılar. Böylece veterinerlik Sirius Gezegeninde yaygınlaşmış oldu.

Hastalık bertaraf olunca beşinci oyuna geçilmesine karar verildi. Bütün oyuncuları ikiye ayırdılar. Bir tarafta uzay oyunları sakinleri diğer tarafta da sirius B gezegeni oyuncuları vardı. Düşmanları ise bilgisayar belirleyecekti.

Artık oyun başlamış düşmanlar saldırmaya başlamıştı. Oyunun ilk on dakikasında her iki tarafta düşmana karşı güç durumda kalmışlardı ve birçok gemileri de yok edilmişti. Böyle giderse her iki tarafta oyunu kaybedecekti.

İlk on dakika geçtikten sonra ilk toparlanan karşı taraf oldu ve düşman gemilerinin yarısını yok etti. Ondan sonra uzay oyunları sakinleri atağa geçti ve onlarda düşman gemilerinin üçte birini yok ettiler.

Yarışmanın sonlarına doğru karşı taraf gerilediyse de son dakikalarda öne geçti ve bu yarışmayı onlar kazandı. Böylece durum iki iki olmuştu.

*********

Kuvan Bölgesine sürülen Kaptan Sam ve arkadaşları o bölgede büyük bir isyan çıkarmaya hazırlanıyorlardı. İsyanı organize eden kişi Sam olacaktı. İsyanı şöyle başlatacaklardı. Birbirleriyle kavga ediyormuş gibi yaparak kavgayı bütün kuvan bölgesine yayacaklardı. Böylece kavgayı ayırmaya gelen bekçileri alt ederek özgürlüklerine kavuşacaklardı. Özgürlüklerine kavuştuktan sonra da ilk işleri bir gemi ele geçirmek olacaktı.

Kaptan Sam, isyanı başlatmak için uygun bir günü bekliyordu. Taş çıkarmak için çalıştıkları bir gün arkadaşıyla tartışmaya başladı. Tartışma kavgaya varana kadar devam etti.

Kavga ettikleri kişiyle tartışırken kavgayı izlemek için diğer mahkûmlar da yanlarına gelmeye başladılar.

Kaptan Sam ve onunla kavga eden kişinin de istediği buydu zaten. Diğer mahkûmlar da başlarına toplanınca birbirlerini bırakıp onlara saldırdılar. Diğer mahkûmlar onların üzerlerine geldiklerini görünce onlar da kavgaya karışmak zorunda kaldılar. Böylece kavga bütün mahkûmlar arasında yayılmış oldu.

Kavga her tarafa yayılınca bekçiler onları ayırmak için her biri ayrı ayrı yönlere giderek onları ayırmaya çalıştı.

Kaptan Sam, aradığı fırsatı bulmuştu. Bekçilerin her biri ayrı ayrı yere gidince arkadaşıyla kararlaştırdığı gibi birbirleriyle kavga etmeyi bırakıp bekçilerin üzerlerine saldırdılar. Diğer mahkûmlarda bunları görünce aralarında kavga etmeyi bırakıp bekçilere saldırdılar. Böylece Kaptan Sam istediğini almış oldu.

Kaptan Sam ve arkadaşları, bekçileri alt ettikten sonra onları sıkı bir şekilde bağladıktan sonra Kuvan Bölgesinden kaçtılar.

Artık onları hiçbir şey durduramazdı. Zaten öylede oldu. Kuvan bölgesine terk ettikten sonra oraya en yakın olan Suvan Bölgesine saldırdılar.

Bu bölge uzay gemilerinin tutulduğu bir yerdi. Bu bölgenin de etrafını bekçiler tutmasına ve tepeden tırnağa silahlı olmalarına rağmen onlara karşı mukavemet gösteremediler. Çünkü onlara saldıran mahkûmların sayısı oldukça fazlaydı ve teker teker onları alt edemiyorlardı. Sonuçta onlarda tıpkı Kuvan Bölgesindeki mahkûmlar gibi bir yere bağlandılar.

************

Altıncı oyun başlamak üzereydi, fakat her iki tarafında oyuncuları ortalıkta görünmüyordu.

Ne olmuştu oyunculara, yoksa yine bilinmedik bir hastalık mı peyda olmuştu. Eğer öyleyse hemen tedbir alınmalıydı. İlk hastalıkta tedbirsiz davrandıkları için birçok hayvan telef olmuştu. Bu hastalık neredeyse insanlara bile bulaşacaktı. Neyse ki çok geçmeden oyuncular geldi ve yeni bir hastalığın ortaya çıkmadığı anlaşıldı.

Oyuncular ortaya çıkınca oyunu başlattılar. Bu seferki oyun dayanıklılık testiydi. Oyunculardan hangi takım dayanıklılık testini başarırsa bu oyunu kazanacaktı.

İlk dayanıklılık testi koşu şeklinde olacaktı. Koşu gözcülerin belirlediği noktalar arasında yapılacaktı. Gözcüler yarışı başlattıktan ilk yarım saatte hiçbir gurupta kopma olmamıştı.

Yarışmayı ilk terk edenler uzay oyunları sakinleri oldu. Onlar dayanıklılığa Siriuslular gibi hâkim olmadıkları için patır patır dökülmeye başladılar. Sonuçta bu oyunu kazanan karşı taraf oldu.

Durum şimdi üç iki olmuştu, ama son oynanan oyunda şaibe var gibi görünüyordu. Siriuslu oyuncular koşmuyorlar uçuyorlardı sanki. Bunu kanıtlamanın tek yolu oyunun tekrar izlenmesiydi.Fakat buna da Siriuslu oyuncular yanaşmıyordu.

Onların şaibeyle oyunu kazandıkları konuşmalarından anlaşıldı. Onlar ayaklarına hızlı koşmalarına yarayacak bir alet takmışlar bu şekilde kazanmışlardı.

Siriusluların oyuna hile karıştırdıkları anlaşılınca hem oynadıkları son oyundan hem de bir sonraki oyundan otomatikman diskalifiye edildi. Böylece durum uzay oyunları sakinleri lehine dört iki olmuş oldu.

Sıra gelmişti yedinci oyuna, bu oyun herkesin toplandığı büyük bir salonda yapılacaktı. Oyuna gelince, oyun kol güreşi ve ayak güreşi olacaktı.

Kol güreşi her takımdan üçer kişi ile oynanacaktı. Uzay oyunları sakinlerinden Mustafa, Salih ve Kemal oynayacaktı. Ayak güreşini ise Tülay, Zehra ve Selin oynayacaklardı.

Yedinci oyunda ilk olarak kol güreşiyle başlanacaktı. Kol güreşinde Mustafa, Salih ve Kemal’in rakipleri belli olmuştu. Salih’in rakibi kendine denkti. Mustafa’nın rakibi ondan güçlü görünüyordu. Kemal’in rakibi ise çelimsiz birine benziyordu, ama görünüşe aldanılmamalıydı.

İlk kol güreşini Salih yaptı. Yarım saat süren güreşten sonra Salih rakibi yenmeyi başardı. Ardından Mustafa rakibini yendi. Sıra Kemal’deydi ve bakalım o ne yapacaktı.

Kemal, ilk başta rakibinin çelimsizliğine güvenerek fazla ağırlığını vermedi ve bu yüzden neredeyse yenilecekti. Kolunun yere değmesine ramak kala bütün gücünü kullanmaya başladı. Ardından rakibinin kolunu dik tutmayı başardı ve en az yirmi dakika o şekilde kaldılar. Ne rakibi kendisine üstünlük sağlıyor ne de kendisi ona karşı üstünlük sağlayabiliyordu. Yarışmanın bitmesine on dakika kalmıştı ve hala ikisi de aynı şekilde duruyordu. Her ikisi de yorulmuştu ve rakibini bir an evvel tuşa getirmek için bastırıyordu ama her ikisinde de kımıldama yoktu.

Yarışmanın bitmesine üç dakika kalmıştı. Her ikisinden de patır patır ter dökülüyordu ve hala her ikisinden de kımıldama yoktu. Son saniyelere gelindiğinde Kemal artık dayanamadı ve rakibi karşısında gevşedi, tabi rakibi de bu fırsattan yararlanarak onu tuşa getirdi.

Sıra gelmişti ayak güreşine. Ayak güreşi şu şekilde yapılacaktı. Her yarışmacıların ayakları birbirlerine bağlanacaktı. Ayaklar bağlandıktan sonra havaya kaldırılacak, kaldırıldıktan sonra da yarışma başlayacaktı ve ayağını ilk kim yere değdirirse o kaybedecekti. İşte ayak güreşi bu şekilde yapılacaktı.

Bayanlardan ilk yarışmayı Tülay yapıyordu. Rakibi hem çirkin hem de aşırı derecede kokuyordu. Öyle ki koku yüzünden Tülay bir eliyle burnunu tutmak zorunda kalmıştı.

Tülay, koku yüzünden rakibinin işini bir an evvel bitirmek için çabalıyordu ama rakibi buna fırsat vermiyordu bir türlü. Fakat sonuçta kazanan yine Tülay olmuştu.

Tülay, rakibini yendikten sonra üzerine sinen kokuyu gidermek için hemen ayağa kalktı ve banyo yapabileceği bir yerler aradı. Yarışmaların yapıldığı yerde banyo vardı, fakat çok küçüktü. Bu yüzden üzerindeki kokuyu gidermek için saatlerce uğraştı. Bu uğraşıları sonunda sonuç vermiş, üzerindeki koku gitmişti. Fakat aşırı banyo yaptığından derisi büzüşmüştü. Bu yüzden de çok komik görünüyordu.

Sıra Zehra’daydı. Zehra’nın rakibi aşırı derece de şişmandı. Kolay kolay alt edilebilecek birine benzemiyordu.

İkisi de yere yatıp ayaklarını birleştirdiler. Zehra’nın rakibi onu görünce kahkaha attı. “Çıkarsa çıkara bunumu karşıma çıkardınız” dedi böbürlenerek.

Zehra’nın rakibi onu küçümsemişti. Fakat, rakibi küçümsemenin işe yaramayacağını öngörememişti. Çünkü Zehra, zayıf olmasına rağmen acı bir kuvveti vardı ve en güçlü rakiplerini bile yenebiliyordu.

Güreş başlandıktan yirmi dakika sonra rakibi hata yapınca Zehra bu hatayı affetmedi ve kendisinden kat kat üstün olan rakibini yenmeyi başardı.

Zehra’dan sonra sıra Selin’e gelmişti. Selin, bu yarışta biraz heyecanlı görünüyordu. Heyecan onun için hiç iyi değildi. O heyecanlandığında hatalar yapabiliyordu.

Tam güreş başlayacaktı ki yarışma durduruldu. Çünkü yarışma  alanında kargaşa başlamıştı. Bu duruma yol açan sebep iseYam’ın, Kuvan bölgesindeki mahkumlarla o bölgeye saldırmasaydı.

Kaptan Yam, nöbetçilerin hepsi etkisiz hale getirildi. Şimdi emrinizi bekliyoruz. Bunu diyen Kaptan Yam’ın koğuş arkadaşı Dam’dı. O konuşurken Yam’da kaptanlık elbisesini giyiyordu.

    “Dam kardeşim, şimdiye kadar biz düşündük artık bundan sonra Başkanlık düşünecek ha” dedi gülerek.

     “Evet efendim, zaten yıllardır bu anı bekliyordum. Beni o korkunç yere tıkan başkan ve onun yargıçlarından intikam almak için yemin etmiştim. Şimdi bu sizin sayenizde gerçekleşecek’ dedi Dam, dişlerini gıcırtatarak.

      “Senin intikam almak istediklerine bizzat şahit olmuş biri olarak söylüyorum ki senden korkulur. Sana düşmanlık edenin vay haline” dedi Kaptan Sam, bunu derken dişlerini açmış pis pis gülüyorduz.

Ele geçirdikleri gemi sayısı 6 taneydi. Mahkumlar ise 800 kişi idiler. Bu hesaplı her uzay gemisine 133 kişi idiler. Bu da her gemi için yeterli sayıyı oluşturuyordu.

Mahkumlar gurup oluşturup her gemiye kaptan atandıktan yerleştiler. Her mahkum gemiye girdikten sonra Kaptan Yamve yardımcısı Dam ana gemiye geçtiler.Mahkumların oluşturduğu grup uzayın derinliklerinde ilerlerken Kuvan Bölgesinde olanlar başkanlığa ulaşmıştı.

Başkan yargıçlarını topladı ve durum değerlendirmesi yaptı. Sonuçta Yam ve adamlarından oluşan mahkum gurubuna karşı çıkılmasına karar verildi, ama yarışmalara devam edilecekti.

Alınan karar doğrultusunda uzay gemileri hazırlanıp onların üzerine yollanıldı, ama nafile bir çabaydı. Çünkü karşı taraf çok güçlüydü ve sonuçta çekilmek zorunda kaldılar.

    “Kaptan Yam, başkanlığın gemileri ağır kayıp verip geri çekildiler. Şimdi ne yapmamızı istersiniz” dedi yardımcı kaptan Dam.

     “Onlar cezalarını çekmeden durmayacağız” dedi Kaptan Yam bağırarak.

     “Anlaşıldı, Kaptan Yam” dedi Dam ve ellerinde kalan beş gemiyle başkanlığın merkezine ve yarışmaların yapıldığı yere ateş açarak herkesi dehşete düşürdüler. Zira bundan önce hiç kimse böyle bir şey yaşamamışlardı.

“Neler oluyor Salih abi? Bu karışıklığın sebebi ne?” bunu diyen bilgisayar mühendisi olan Mustafa’ydı.

“Siz burada kalın ve sakin olun. Ben neler olduğunu öğrenir gelirim” dedi Salih, ardından kargaşa yaşayanların arasından sıyrılarak ilerledi, ta ki başkanlıkta çalışanların yanına varana kadar.

Başkanlık çalışanlarından biriyle karşılaşınca ona:

    “Burada yaşanan karışıklığın sebebi ne?”diye sorunca o:

     “Efendim, Kuvan Bölgesi’nde mahkum olan Kaptan Yam ve mahkumlar orada isyan çıkarıp nöbetçileri etkisiz hale getirmişler. Ardından da o bölgede bulunan gemileri ele geçirmişler” dediği anda yarışma alanına yakın bir noktada büyük bir patlama oldu. Patlamanın etkisiyle cam çerçeve ne varsa yerle bir oldu. Bu arada etrafa saçılan cam parçaları yüzünden yaralananlar oldu.

Salih, patlamanın verdiği o şok dalgasını atlattıktan sonra arkadaşlarına bir şeyler olduğunun etkisiyle koşarak onların yanına gitti. Çok şükür ki onlara bir şey olmamıştı. Sadece Tülin’in elinde hafif çizikler vardı.

Mustafa, Salih’in yanlarına döndüğünü görünce ona:

      “Neler oluyor Salih abi, bu kargaşanın ve patlamanın sebebi ne?” diye sordu, endişe içerisinde.

Bu soru üzerine Salih,olanları kısaca anlattı. Onu dinleyen Mustafa düşüncelere daldı. Yazdığı yazılım acaba burada işe yarar mıydı? O bunu düşünürken başkanlıktan gelen üç kişi onları alıp güvenli bir yere götürdü.

Güvenli bölgeye gittikten sonra Mustafa, aklındaki fikri arkadaşlarına söyledi. Onlarda neden olmasın deyip hep beraber başkanın yanına gittiler. O sırada başkan da güvenli bölgeye geçmiş endişe içerisinde bekleşiyordu.

Başkan onları gördüğünde ne yapacağını şaşırdı. Çünkü onlar kendisine emanet idiler. Onların yasasına göre emaneti zayi etmek idam edilmek demekti.

“Başkan bey, ben bilgisayar mühendisi ve yazılımcıyım ve sizi bu durumdan kurtaracak bir fikrim var” bunu diyen Mustafa’ydı. Niyeti başkanın ilgisiniçekmekti. Buna da muvaffak olduğu başkanın yüz ifadesinden belli oluyordu. “Dış düşmanların her türlü elektronik silahları etkisiz hale getirmek bir yazılımım var. Dilerseniz bunu da size saldıranlara karşı kullanabiliriz”

“Ne diyorsun Mustafa Bey, öyleyse hem bu sıkıntıdan kurtuluruz hem de SiriusGezegenleri arasında barış sağlanmış olur.

        “Hadi o zaman ne duruyoruz öyleyse”bunu diyen Zafer’di ve heyecandan yerinde duramıyordu.

     Aralarındaki bu konuşmadan sonra tam başkanlıktan çıkacaklardı ki mahkumların başkanlıktan içeriye girdiklerini gördüler.Onları gören başkan ve uzay oyunları sakinleri hem başkanlık ofisine geri döndüler.

         “Başkan bey, bu ofisten başka çıkış kapısı yok mu?”bunudiyen Kemal’di, diğerleri de onu destekler gibibaşkana bakıyorlardı.

          “Evet var, ama…” dedi başkan tereddütlü bir şekilde.

           “Ne aması başkan bey. Varsa çabuk söyleyin. Söylemezseniz az sonra içeriye girip hepimizi yakalayacaklar” dedi Kemal, bağırarak.

         “Az önce dediğim gibi, başka kapı var ama yıllardır kullanılmadığı için paslanmış olabilir” dedi başkan tereddütlü bir şekilde.

      O sırada kapıyı dinleyen Yavuz:

         “Başkan bey çabuk olun, dışarıda ki ayak sesleri iyice yaklaştı.

         “Tamam evlat, kapının anahtarı çekmecede olacak. Onu bulduk mu kurtulduk demektir” dedi başkan, ardındanmaskesinin çekmecesini karıştırarak anahtarı buldu. “Onu buldum çocuklar” dedi ve oturduğu yerden kalkarak gizli kapının olduğu yere vardı. Anahtarı kapının deliğine yerleştirdi ve çevirdi, ama o da ne kapı açılmıyordu. “Açılmıyor bu çocuklar” dedi telaş ve korku içerisinde.

Defalarca denemesine rağmen kapı değil açılmak yerinden bile kıpırdamıyordu.

          “Başkanım, şu an kapının önündeler ve onu açmaya çalışıyorlar. Gerçi ben onu arkadan kilitledim, ama zorlamaya ne kadar dayanır bilemiyorum” dedi Yavuz.

      Dışarıda ki kişiler “Hey oradakiler içeride olduğunuzu biliyorum. Siz açmazsanız kapıyı kırmak zorunda kalacağım diye bağırıyordu. O kapıyı dışarıdan zorlarken başkan da içeride gizli kapıyı açmaya çalışıyordu.

Herkes heyecanla bir taraftan başkanın eline bir taraftan da kapıya bakıyorlardı. Acaba ne olacaktı dışarıdaki mahkumların eline mi geçeceklerdi yoksa gizli kapıdan mı içeriye gireceklerdi.

**********

“Kaptan Yam, kardeşiniz Sam’ı ele geçirdik. Fakat,Gora Hanım yoktu. Söyler misiniz şimdi ne yapalım?” bunu diyen mahkumlardan biriydi.

O mahkum ve yanındakiler Kaptan Sam’ı ele geçirmişlerdi ama onun ailesini ele geçirememişlerdi. Çünkü Kaptan Sam onları evlerinin altındaki mahzene saklamıştı.

        Yarım saat evvel…

         “Gora, sevgili eşim, can yoldaşım kardeşimin adamları evimizin etrafını sarmışlar. Onlar eve girmeden oğlumuzu ve kızımızı da al ve kimsenin bilmediği o mahzene giren ve asla çıkmayın. Bana ne yaparlarsa yapsınlar çıkmayın” dedi Kaptan Sam, eşine.

Gora, eşinin sözlerinden dolayı içi sızladı. Yıllardır ondan ayrılmamıştı. Bundan dolayı da içi buruktu.

          “Hayır, ne olur bunu benden isteme” dedi Gora, ağlamaklı bir ifadeyle.

  “Ne diyorsam onu yap Gora”

          “Hiç bir yere gitmeyip seninle kalacağım” diye diretti Gora.

“Sevgili Gora’m, inatçılığın sırası değil. Onlar seni ele geçirirlerse ne olacağını benden daha iyi biliyorsun.

           “Haklısın, ama…”

“Benim güzel sevgilim, şimdi gidip çocukal gel. Bende anahtarı getireyim. Ondan sonra çocuklarla mahzene gireceksin ve benim çıkın sesimi duymadan da çıkmayacaksınız” dedi Kaptan Sam.

          “Tamam da sen ne olacaksın?” dedi Gora, iç geçirerek.

          “Sen beni merak etme. Ben bir şekilde kardeşimin gazabını atlatırım” dedi Sam, neşeli bir şekilde.

      Kaptan Sam, eşini ve çocuklarını gizlemek için mahzenin kapağını açtı ve onları oraya yerleştirdi. Ardından eşine:

        “Ne olursa olsun, benim çıkın sesimi duymadan asla çıkmayın” dedi ve mahzenden çıkarak kapağı kapattı. O işini bitirip salona geçtiğinde mahkumlar evin etrafını sarmışlar, kapıyı kırmaya çalışıyorlardı.  Kapıyı kırıp içeri girdiklerinde ise Kaptan Sam’dan başkasını bulamamışlardı.

**********

     Başkan ve uzay oyunları sakinleri başkanlık ofisindeki gizli kapıdan içeriye girdikten sonra sessizce aşağıya indiler.

     Aşağıya inince başkan ilerideki uzay aracını göstererek:

        “Şu gördüğünüz araçla bilgisayar odasına gidebiliriz”

        “Başkan bey, iyi güzel de bizi görürlerse ne olacak” dedi Mustafa, endişeli gözlerle.

        “Mustafa Bey, bu araç görünmez kalkanlara sahip. O kalkanları açarak gidersek hiç kimse bizi göremez” dedi onun endişesini gidermek için.

        Başkan, onların endişelerini giderdikten sonra hep beraber araca bindiler. Görünmezlik kalkanı açtıktan sonra o araçlagizlice bilgisayar odasına sızdılar, ama mahkumlar orayı da çoktan ele geçirmişlerdi.

Başkanın adamlarından biri onları görünce telaşla:

            “Başkanım ne yapacağız şimdi” telaşla.

            “Sus be adam sus, duyacaklar şimdi bizi, dedi başkan.

       Sustular, susmasalardı az kalsın yakalanacaklardı. Çünkü o sırada mahkumlar o tarafa doğrubakıyorlardı.

Hep beraber yere eğilip ördek yürüyüşü gibi yürüyerek mahkumların yanına gittiler. Ardından her biri bir yere dağılarak teker teker mahkumları etkisiz hale getirdiler.

 Mahkumları teker teker etkisiz hale getiren uzay oyunları sakinleri tekrar bir araya geldiler. Ardından başkana dönerek ona:

          “Başkanım, şimdi ne tarafa doğru gidiyoruz” dediler.

      Başkan, onları dinledikten sonra:

           “Şu ileride gördüğünüz merdivenlerden üst kata çıkacağız. Orada oldukça büyük bir oda var. İşte orası gitmemiz gereken yer. Oraya sağ salim ulaşırsak işimiz ondan sonra kolaylaşır”

       Başkan, konuşmasını bitirdikten sonra sessiz bir şekilde üst kata çıktılar, ama o da ne Üst katta eli silahlı mahkumlar bekliyorlardı.

“Başkanım, aşağıdakilerin ellerinde silah olmadığı için onları kolay geçtik. Fakat, bunların ellerinde silah var” dedi Tülay, sessiz bir şekilde.

“Durun, hemen telaşlanmayın” dedi başkan “Buna da bir çözümümüz var. Şimdi etrafıma toplanın ve el ele tutunun”

         Onlar, başkanın ne yapmak istediğini anlamsalar da onun dediğini yaparak el ele tutundular.Hep beraber el ele tutulduktan sonra başkan boşta kalan eliyle saatinin tuşlarına dokundu. İşlemi bittikten sonra başkan ayağa kalktı ve onlara:

         “Hadi kalkın, onlar artık bizi göremezler” dedi ve yürüyerek mahkumlara doğru gitti.

“Başkan bey, ne yapmaya çalışıyorsunuz” diye bağırdı Selen.

    Selenin bağırması üzerine başkan geriye dönerek:

         “Selen Hanım, merak etmeyin onlar bizi ne görebilirler ne de duyabilirler. O yüzden hadi durmayın da peşimden gelin” dedi.

      Selen ve yanındakiler birbirlerine bakıp “Yapacak bir şey yok” deyip süklüm püklüm başkanın arkasından gittiler.

Başkanın arkasından giden uzay oyunları sakinleri gözlerine inanamıyordu. Evet, tıpkı her şey başkanın dediği gibiydi. Mahkumlar ne onları görebiliyor ne de ayak seslerini duyabiliyorlardı. Sanki hepsi hipnoz olmuş gibi bir noktaya bakıyorlardı.

Onlar şaşkınlık içerisindeyken başkan mahkumları teker teker etkisiz hale getiriyordu.

********

             “Ooo, sevgili kardeşim. Nihayet görüştük seninle” bunu diyen Kaptan Yam’dı. Kardeşi Kaptan Sam ise sandalyeye bağlı bir şekildeydi.

            “Senin gibi kardeşin…” dedi Sam.

            “Babamın cici oğlu, ağzına kötü söz hiç ama hiiç yakışmıyor” dedi Yam, Sam’ın etrafında dönerek.

        Kaptan Yam, bir süre daha Sam’ın etrafında döndükten sonra sert bir şekilde Sam’ın bağlı olduğu sandalyeye vurdu. Ardından Sam’ın boğazına yaparak:

           “Gora nerede? Onu nerede sakladın?”

           “Alçak adam, onu asla bulamayacaksın” dedi Sam, hırıltılı bir şekilde.

Yam, sinirden çıldırıyordu. Gora’yı ele geçiremediği gibi birde başkan ve uzay oyunları sakinlerinin kaçtığını öğrenmişti. Bu yüzden de sinirden delirecek gibi oluyordu.

            “Kahretsin, bu kadar mı birinin işleri rast gitmez” dedi Kaptan Yam ayağıyla yere vurarak.

             “İstediğin gibi gitmiyor değil mi?” dedi Sam, kıs kıs gülerek.

“Hep senin yüzünden” dedi Yam “Sen olmasaydın babam beni daha çok severdi. Ah Gora ah! Neden beni değil de kardeşimi tercih ettin. Halbuki seninle ilkokuldan beri beraberiz. Hatta, bir tehlikeyle karşılaştığımız zaman seni koruyan bendim” dedikten sonra bağırarak “Sizin yüzünüzden hata üstüne hata yaptım”

             “Gora, neden seni seçmedi biliyor musun?” diye bağırdı Sam “Gaddar ve bencil olduğun için, kendinden başkasını düşünmediğim için”

              “Sen, benim muhatabım bile olamazsın. Çünkü ben senden daha üstünüm.Ben olmasaydım bugünlere gelemezdin” dedi Yam, kahkaha atarak.

             “Yam, işte bunun için bencilsin. Yaptığın bir iyiliği hep başa kakıyorsun. Babamızda bu yüzden seni değil de beni sevdi hep” dedi Sam.

              “Aaah!” dedi YamSam’ın bağlı olduğu sandalyeye vurarak “Seni öldüreceğim, Gora’ya sahip olacağım ve babamın en sevdiği oğlu ben olacağım”

“Yam, YamahhYam, sana acıyorum.İçinde bulunduğun durum seni öyle etkilemiş ki, gözün hiç bir şeyi görmez olmuş”

       Sam’ın sözlerinden  sonra Yam kızgınlıkla beline bağlı olan silahını çıkarıp başına dayadı ve son duanı et.

          *******

Başkan, üst katta ki mahkumları da hallettikten sonra el işaretiyle gelin demesi üzerine uzay oyunları sakinleri şaşkınlıkla birbirlerine baktıktan sonra başkanın yanına vardılar.

Sıra gelmişti bilgisayar odasının açılmasına. Şimdiye kadar işleri hep rast gitmişti. Fakat, bilgisayar odasının kapısı hepsinden zorlu görünüyordu. Çünkü kapı şifreliydi.

          “Başkanım, şimdi ne yapacağız” dedi başkan yardımcısı.

           “Bilmiyorum” dedi başkan “Bütün her şey bana bağlı, ama sadece burası değil. O yüzden kapının şifresinden haberim yok” dedi endişeli bir şekilde.

      Onlar endişeli bir şekilde konuşurken Salih “Çekilin bir de ben bakayım” dedi şifreli kapıya yöneldi.Evet, yanılmıyordu. Bu polis olduğu dönemlerde uğraştığı kriptolu bir kapıya benziyordu.

          “Bu kriptolu bir kapı. Kapıyı açmak için şifresini bilmek gerekiyor. Şifre girilmediği takdirde ne kapı açılabilir ne de dışarıdan bir müdahale ile açılabilir”

        Başkan, bu söz üzerine tedirgin olmuştu. Bu yüzden sıkıntılı bir şekilde:

           “Salih Bey, bunu açmanın bir yolu yok mu?” dedi.

      Salih “Evet, var” dedikten sonra herkesin sessiz bir şekilde beklemeleri için uyardı. Ardında bir kulağı kapının kilidinde olmak üzere kriptolu kapıyla uğraşmaya başladı. Yaklaşık olarak bir saat uğraşmasına rağmen kapı bir türlü açılmıyordu.

      Bir saat geçtikten sonra kapıdan çıt diye bir ses geldi. O sesi duyan Salih “Galiba açıldı” deyip kapının koluna yüklendi. Onca uğraşın sonunda kapı nihayet açılmıştı.

Kapı açılınca Salih başkana dönerek:

         “Başkan bey kapıyı açabildim” dedi neşe içerisinde.

Başkan ve yanındakiler duydukları haber üzerine öyle sevindiler ki sevinçten birbirlerine sarıldılar.

      Birbirlerine sarıldıktan sonra neşe içerisinde bilgisayar odasına girdiler. Orada başkan ana kumanda odasını göstermesi üzerine hep beraber oraya yöneldiler.

         “Başkanım” dedi Mustafa “Bu bilgisayarının beyni hangi tarafta” diye sordu.

Başkan eliyle işaret ederek “Bilgisayarın ana beyni burası. Bütün işler buradan yönetilip dağılmakta”

     Mustafa, bilgisayarın beynini öğrendikten sonra yanından hiç ayırmadığı flash diskini çıkardı. Ardından onu yuvasına taktı.

Onun yazdığı yazılım bilgisayarda görünmesiyle beraber çalıştırması bir oldu. Ama bir sorun vardı sanki bilgisayar yazılımı tanımıyordu.

Bütün uğraşmasına yazılım uygulanamıyordu bir türlü. O bir hata mi var diye düşünürken başkan bir adım öne çıkarak:

          “Ana kumandaya elbette ki bir şey yükleyemezsin. Çünkü koruması var. Koruma açılmadan elindeki uygulamayı çalışkanımızsın” dedi ve ana kumandanım sol tarafındaki düğmeyi çevirdi. Ardından “Bundan sonra istediğin her şeyi yapabilirsin” dedi ve geri çekildi.

        Artık bundan sonra işi kolaylaşmıştı Mustafa’nın, sadece düğmeye dokunması kalmıştı. O da öyle yaparak bekledi. Yüzde 10, yüzde 30, yüzde 60 derken yüz 100 olmuş yazılım kurulmuştu.

           “Başkan bey, yazılım kuruldu” dedi sevinçle bağırarak. Bu söz üzerine hepsi birden Mustafa’nın başına toplandılar.

         Mustafa, yazılımın kurulmasından sonra yazılı çalıştırdı. Yaklaşık olarak on dakika geçtikten sonra birden silah sesleri sustu.

            ******

Kaptan Yam, tam silahın tetiğine dokunacaktı ki mahkumlardan biri koşarak geldiğini gördü. Mahkum o kadar telâşlaydı ki olumsuz bir durumun olduğu apaçık belliydi.

        Mahkûm, Yam’ınyanına geldiğinde soluk soluğa kalmıştı. Ağzından sadece “Gemiler, gemiler” diye bir söz çıkıyordu.

           “Ağzında ne geveliyorsun be adam” dedi Yam bağırarak

           “Kaptan, gemilerimiz teker teker etkisiz hale getiriliyor” dedi üzgün ve bitkin bir şekilde.

           “Neden bahsediyorsun?” dedi Yam, kulaklarına inanmazcasına.

         Mahkûm, onun bu sözü üzerine:

“Gökyüzüne bak kaptan. Gemilerimiz yok ediliyor”

        Onun sözlerinden sonra Yam, dehşetle gökyüzüne baktı. Evet, mahkum yanılmıyordu. Gemileri teker teker yok ediliyordu.

        Gördükleri karşısında iyice dehşete düşen Yam:

            “Ama,ama bu nasıl olur”

     O sırada Sam olanlar karşısında hem inanamıyor hem de kıs kıs gülüyordu.

            “Yam, kardeşim öyle görünüyor ki yolun soluna geldin artık ha!”

            “Suus, sus artık” dedi Yam, ardından silahını ateşledi, ama o da ne silah ateşlemiyordu.

            “Bu nasıl olur” dedi Yam, kendi kendine. Ardından silahını kontrol ettikten sonra tekrar ateşledi ve…

             “Yam, bakıyorum silahın bile benden yana” dedi Sam, Yam’ı alaya alırcasına.

Yam, Sam’ın sözlerinden sonra iyice sinirlenerek Sam’a hızlı bir yumruk attı.Yediği yumruğun etkisiyle Sam bağlı bulunduğu sandalyeyle beraber yere yığıldı.

Aslında onun yere yığılması kurtuluşu olmuştu. Çünkü yere düştüğünde yerde kesici bir madde bulmuş, çaktırmadan almıştı.

            ******

“Başkanım silahları etkisiz hale getirildi” dedi başkan yardımcısı “Şimdi ne yapalım”

        Başkan, silahların susturulmasının verdiği rahatlıkla:

           “Bütün silahlarla ateş açın ve isyan eden mahkumların hepsini yakalayın” emrini verdi.

Emri alan başkan yardımcısı “Emrin başımın üstüne” deyip kolunu kaldırdı. Kolundaki saate benzer cihaza birkaç dokunuş yaptı. İşlemi bitince büyük bir gürültü koptu. Bilgisayar odasına yakın bir yerden 6 adet füze ateşlenerek uzaydaki 6 gemi teker teker yok edildi.

      Gemiler yok edildikten sonra mahkumlar kaçacak yer bulamayınca mecburen teker teker teslim oldular.

          “Başkanım bizi buraya getiren o kaptandan ” dedi Salih onun adını düşünerek “Yarışmalar başladıktan sonra ondan haber alamadık”

      Başkan, bu soru üzerine üzgün bir vaziyette:

         “Onun isyancı kardeşi kendisini ele geçirmiş. Şu an onun nerede olduğunu araştırıyoruz”

      Onun ele geçirildiğini duyan Mustafa:

          “Ne diyorsunuz başkan bey. O ne zaman ele geçirilmiş?” diye sordu hayretle.

          “Biz yakalanmamak için başkanlık ofisinden ayrıldığımız zaman” dedi başkan.

          “O zaman onu hemen kurtarmalıyız” diye söze atıldı Tülin.

         “O o kadar kolay değil” dedi başkan “İsyancı Yam, öyle bir yere gizlenmiş ki cps sistemi ile bulamıyoruz”

“Sizin teknolojiniz bizim dünyamızdakinden kat kat üstün olmasına rağmen mi bulamıyorsunuz” dedi Kemal, alaycı bir ifadeyle.

           “Evet, maalesef öyle, Teknoloji ne kadar üstün olursa olsun gördüğünüz gibi zaman zaman işe yaramıyor” dedi umutsuzca.

       Onlar umutsuz bir şekilde konuşurken karşıdan üstü başı yırtık, yüzü gözü kan içerisinde birinin geldiğini gördüler. Yüzü kanser içerisinde olduğu için kim olduğu belli olmuyordu.

       O kişi bunların yanına yaklaşarak cılız bir sesle “Su, su verin bana” dedi. Onun su istemesi üzerine Salih koşarak en yakın yerden su getirdi.

     O adam yüzünü yıkayıp kalan suyu da kendisi içti. Ardından dönüp uzay oyunları sakinlerine baktı.

          “Kaptan Sam, bu haliniz ne böyle” dedi başkan hayretle

            Kaptan Sam, başından geçenleri anlattıktan sonra:

              “Yam, beni yakalayıp sandalyeye bağladıktan sonra yüzüme yumruk attı. Ben o anda yere yığıldım. Yere düştüğümde kesici bir madde buldum ve onu gizlice aldım. Bu arada Yam, hem bana kızıyor hem de yakalanmanın verdiği stresle tir tir titriyordu”

              “Eee, sonra ne oldu ve onun elinden nasıl kurtuldun” diye sordu başkan.

               “O bana hakaretler yağdırdıktan sonra beni orada öylece bırakıp yanındaki mahkumla başka bir odaya geçti. Orada tek başıma kalınca elimdeki kesici aletle bağlı olduğum yeri kestim. Onlar tekrar odaya girecekken hızlıca pencereden aşağıya atladım. Pencereden aşağıya atladığım anda cam parçaları üstümü başımı parçalamış bundan haberim olmamıştı, ta ki buraya gelene kadar”

      Kaptan Sam’ın kurtulmasının anlaşılması üzerine yardımcısına dönerek:

“Kaptan Yam’ı kaçmadan derhal yakalayın” emrini verdi. Başkan yardımcısı aldığı emir üzerine Kaptan Sam’ı da yanına alarak kendine bağlı birliklerle yola çıktı.

Onlar yola çıktıktan kısa bir süre sonra Kaptan Yam, mahkumlarla beraber bulunduğu yerden kaçmaya çalıştı ama evin etrafının çevrili olduğunu görünce bundan vazgeçti.

          Kaptan Sam, onca şeye rağmen kardeşi hakkında içindeki iyi duyguları kaybetmemişti. Bundan dolayı onun teslim olacağını tahmin ediyordu.

           “Yam, gel teslim ol da bu kardeşini üzme. Ben, ne olursa olsun senden asla vazgeçmedim, sende vazgeçme. Güzel kardeşim, senin içinde az da olsa iyiliğin bulunduğunu biliyorum. İçindeki o iyiliği düşün ve teslim ol”

Onun okşayıcı sözleri karşında Yam:

            “Beni bu sözlerle kandıramazsın” diye bağırdı.

            “Yam, hani hatırlıyor musun? Ben küçükken suya düşmüştüm de sen beni kurtardın” dedi Sam, onu ikna edebilmek için

             “Evet, hatırlıyorum” dedi Yam “Seni kurtardıktan sonra babam bana teşekkür edecek yerine, beni bir güzel dövmüştü”

           “Yam, yanılıyorsun. Babam seni onun için dövmemişti” dedi Sam “Kendini de tehlikeye atarak beni kurtardığın için dövmüştü”

           “Hayır, sana inanmıyorum” dedi Yam ardından “Keşke o gün seni kurtarmasaydım” diye geçirdi içinden.

Başkan, onların konuşmalarını yarıda kesmek zorunda kaldı. Çünkü, yarışmayı yaptıkları rakiplerinin başkanı yanlarına gelmişti.

SiriusA Gezegenin başkanı, Sirius B gezegeninin başkanına:

               “Sen haa! Neden geldin bizim gezegenimize, daha fazla sorun çıkarmak için mi?”

Sirius B gezegenin başkanı bu sözler üzerine başını yere eğdi.

                 “Hayır, buraya sorun çıkarmak için gelmedim” dedi.

                 “Neden geldin öyleyse” diye bağırdı SiriusA gezegeni başkanı.

                  “Bunca zaman size ve gezegenize yaptığım haksızlıklardan dolayı özür dilerim” dedi yumuşak bir ses tonuyla.

              “Ne demek istiyorsun?” dedi SiriusA gezegeni başkanı.

              “Kaptan Yam, Kuvan bölgesine süzüldükten sonra onun hakkında uzun bir araştırma yaptırdım. Araştırmamın sonunda iki gezegeni birbirine düşürenin o olduğunu öğrendim.” Dedi Sirius B başkanı.

             “Siz ne diyorsunuz başkan bey. Sorunları çıkaran siz değil miydiniz?”

             “Hayır, bizde sizin çıkardığınızı zannediyorduk”

            “Anlaşıldı, anlaşıldı. Bizi birbirimize düşürenin kim olduğu anlaşıldı” dedi Sirius A gezegeni başkanı.

            ********

     Artık yolun sonuna geldiğini anlaşılmıştı Kaptan Yam için,ama o bunu anlamamış gibi görünüyordu. Bunu herkes anlamıştı, kardeşi Sam bile.

          “Yam, bu senin son şansın.  Ya teslim ol, ya da…” dedi Sam ve daha fazla sürdüremedi sözünü. Yaralı olduğu için tansiyonu düşmüş olduğu yere yığılıp kalmıştı.

      Başkan, onu yere yıkıldığını görünce sağlık çalışanlarını çağırdı. Bu çağrı üzerine gelen sağlıkçılar kısa bir muayeneden sonra onu alıp götürdüler.

      O gittikten kısa bir süre sonra…

   “Yam, yarım saatin var. Teslim oldun, oldun olmazsan kendinle beraber evini havaya uçuracağız diye bağırdı başkan. Ardından beklemeye başladı.

          On dakika, yirmi dakika derken ona tanınan süre dolmuşYam ve adamlarından ses çıkmamıştı. Onlara tanınan süre dolunca başkan emrini verdi “Ateş edin”

Hayatını kötülüklerle geçiren Kaptan Yam’ın hayatı hazin bulmuştu. Ondan geriye kocaman bir enkaz kalmıştı. Geride bıraktığı enkazın düzelmesi ise uzun bir zaman alacak gibi görünüyordu.

Kaptan Sam, hastanede tedavi olup çıktığında içi buruktu. Çünkü hastanedeyken kardeşinin öldürüldüğünün haberini almıştı. Bu yüzden de içi buruktu.

O ne de olsa kardeşiydi, her ne kadar kötü olsa da. Onunla yaşadığı güzel günler hürmetine onu unutmayacaktı.

          Eve geldiğinde doğruca eşini ve çocuklarını sakladığı mahzene vardı. Eşine “Ben geldim, artık çıkabilirsin” diye bağırdı. Eşinin sesini ve parfüm kokusunu tanıyan Gora bulunduğu yerden çıkarak eşinin boynuna sarıldı “Seni çok ama çok seviyorum aşkım. Ömrüm boyunca da sevmeye devam edeceğim” dedi uzun uzun sarılarak.

            *******

         Kaptan Yam’ın öldürülmesinden birkaç gün sonra…

  “Sevgili Sirius A başkanı ve sevgili Sirius B başkanı bu salona ömür boyu barış sağlamak için toplandınız” dedi baş yargıç her iki başkanın yüzüne bakarak. Ardından uzay oyunları sakinlerine dönerek “Sevgili dünyalı kardeşlerim. Buradakiler size uzay oyunları sakinleri diyormuş, o yüzden bende size öyle hitap edeceğim. Siz olmasaydınız biz bu barışı belki de hiç bir zaman sağlayamazdık. Bunun için size minnettarız” dedikten sonra Kaptan Sam’a dönerek “Ayrıca sana da teşekkür ederiz dünyalı kardeşlerimizi buraya getirdiğin için”

     O konuşurken halk onu dinliyor bir taraftan da onu alkışlıyorlardı. Bu yüzden de konuşması sık sık yarıda kesiliyordu.

Baş yargıç, konuşmasını tamamlayamayınca halkı eliyle susturdu. Ardından konuşmasını tamamladı. Konuşması bittikten sonra karşılıklı olarak imzalar atıldı ve böylece barış sağlanmış oldu.

     Uzay oyunları sakinleri barış sağlandıktan sonra Sirius A gezegeninde birkaç gün daha kaldıktan sonra hep beraber başkanın yanına gittiler. Başkan onları görünce önce “Hoş geldiniz” dedi ardından onların hepsini teker teker kucakladı. Onlar kucaklaşırken Kaptan Sam, eşi ve çocuklarıyla beraber başkanlığa gelmiş onları bekliyorlardı.

Başkanla selamlaşan uzay oyunları sakinleri, Kaptan Sam’ı görünce yanına giderek sarıldılar. Ardından Kaptan Sam, eşini ve çocuklarını göstererek:

           “Bu eşim Gora, sağdaki oğlum Kam, soldaki ise kızım Aşil” dedi. O eşi ve çocuklarını tanıştırdıktan sonra hep beraber “Tanıştığımıza memnun olduk” dediler.

           Ertesi Gün…

  “Demek gitme vaktiniz geldi ha!” dedi Kaptan Sam, uzay oyunları sakinlerine.

   “Evet” dedi içlerinden Salih “Seninle tanıştığımızdan bu yana neredeyse iki ay geçti. Bu iki ay içerisinde iyi ve kötü anılarımız oldu. Sizinle kah güldük kah ağladık” dedi hüzünlü bir şekilde.

   “Hem sizden ayrılacağım hem de sizi bir daha göremeyeceğim diye üzgünüm” dedi Tülin, gözündeki yaşı silerken.

   “Bundan sonra daha görüşemeyecek miyiz?” dedi Mustafa.

           Onlar konuşurken Başkan “Durun, durun” dedi gülümseyerek “İsterseniz bizim dünyamıza tekrar dönebilirsiniz” dedi.

Dönebilme sözünü duyan uzay oyunları sakinleri hep bir ağızdan “Nasıl yani” dediler şaşkınlıkla. Onların şaşkınlığı Kaptan Yam ve oradakilerin hepsini güldürdü.

             “Kolumuza taktığımız saate benzer aletle” dedi Başkan “Biz bu aletle her şey yapabiliyoruz. Sizinde gördüğünüz gibi görünmez olabiliyoruz. Gezegenler arası yolculuk yapabiliyoruz. Dilersek ufak bir ayarla geçmişe de gidebiliyoruz. Bu aleti iletişim aracı olarak da kullanabiliyoruz” Bu habere sevinen uzay oyunları sakinleri hep bir ağızdan “Ohhh be!” dedikten sonra “Öyleyse yine görüşebiliriz” dediler.

Başkan gerekli açıklamayı yaptıktan sonra yanındagetirdiği aletleri uzay oyunları sakinlerine verdi. Ardından nasıl çalıştığını, iletişime nasıl geçildiğini ve geçmişe nasıl gidildiğini gösterdi.

Aradan uzun zaman geçtiği için uluslararası uzay oyunlarını kaçırdıklarını düşünen uzay oyunları sakinleri geçmişe gidebileceklerini duyunca sevinçle kollarındaki aletleri ayarladılar. Aletler ayarlandıktan sonra hepsine el sallayıp aletleri çalıştırdılar.

            *****

Her şey ellerine mektup geçmeden önceki zamana dönmüştü, sanki Sirius A gezegeninde yaşadıkları olaylar yaşanmamış gibi eskiye dönmüştü.

Ertesi gün yapılacak olan yarışmaya hazırlanmak için yataklarına yatıp uyudular.

Bir sonraki gün…

Yarışma salonu yarışmacılarla dolup taşmıştı. Herkes heyecanla grupların yapılmasını bekliyorlardı. Guruplar sekizer kişilik ekiplerle oluşacaktı.

           Yarışmacıların beklediği zaman gelmiş guruplar oluşturulmuştu. Bu gruplar içerisinde uzay oyunları sakinleri aynı gruba düşmüştü.

Yarışmanın sonuna doğru Uzay oyunları sakinleri öne geçmiş diğer yarışmacıları geride bırakmışlardı. Yarışmanın sonunda ise onlar kazanmayı başarmışlar, kupalarını almışlardı.

           Bir çay bahçesi…

              “Arkadaşlar, bizim aynı gruba düşmemiz ne güzel oldu değil mi” bunu diyen Mustafa’ydı.

    “Evet” dedi Selin “Birde yarışmayı kazanmamız hepimizi çook çok mutlu etti”

             “Arkadaşlar, Sirius A gezegenine geri dönecek miyiz?” dedi Mustafa, arkadaşlarının düşüncelerini anlamak için

           “Elbette ki gideceğiz” dedi Tülin

            “Ailelerimiz ne olacak” Zafer, zira o ailesine çok bağlı ve düşkündü.

          “Onları da götürelim” dedi Yavuz.

Aralarındaki konuşmalar bittikten sonra çay bahçesinden ayrıldılar. Her biri kendi evlerine giderken “Ertesi gün Sirius A gezegenin de buluşuruz” deyip her biri ayrı ayrı yöne gittiler.

  • SON –
Tags:
Paylaş
0 Yorum

Bir Cevap Bırakın

© 2022 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account