kapak

   Yoğun beton kokusunun  uğrattığı hayal kırıklığına  rağmen ufacık delikten izlediğim  yağmurun  heyecanı bu hayal kırıklığını bastırıyordu.

  Kafamı çevirip  duvardaki dijital saate odaklandım. 4 dakika dolmuştu.  Bıkkınlıkla elimdeki kumaş parçasını yuvarlanıp deliğe itmeye çalıştım. Deliğin kapanmasıyla beraber yağmurun az olan sesi iyice azaldı. Kapattığım  deliğin önüne yatağı da itince her zamanki halini aldı.

  Derin bir iç çekip yerden kalktım ve kapıya yöneldim. Koridordaki sağ ve sol merdivenlere baktım bir süre. Sağ merdivene yöneldiğim sırada sol taraftan adımı duydum. Yönümü değiştirip bana seslenen kıza doğru yürüdüm. 

  “Nereye gidiyordun?”

  “Helin’in yanına… Neden?” Helin’i  tanımadığı yüz ifadesinden açıkca anlaşılıyordu.

  “Abi… Seni bekliyor. Odasında.”der  demez yanımdan ayrıldı.

  Merdivenlerden inerken ne için çağırıldığımı  az çok tahmin ediyordum. Yüksek ihtimal sıra bana gelmişti. Yaşımında geldiğini düşünürsek yüzde seksen beş tahminim doğruydu.

  Kapıyı tıklattığımda içeriden duyulan emirle kapıyı araladım. 

  “Beni çağırmışsınız. Bir sorun mu var?” dedim. Her çocuğun  mutlaka aynı yaşta karşı karşıya geldiği masayla bende karşıyaydım.

  “İsmin neydi?” dedi yaşlanmaya yüz tutmuş ses.

  “Ege…”dedim onun yaşlı sesine tezat genç sesimle. 

  Dosyalara biraz daha bakınıp bana döndü. “Biliyorsun ki yaşın geldi Ege. Eğitim sürecin  tamamlandı. Normalde basit işler veririz ilk olarak. Deneme gibi… Ama maalesef önümüzde çok önemli bir iş var. Pek basit olduğu söylenemez. Bu iş ş…”

  “Daha zor işler için deneyimliler var. Gökcan mesela. Ya da yaşıtı diğerleri. ” diyerek işi Gökcan’a  atmaya çalıştım.

  “Bir kıza ihtiyacımız var. Deneyimli kızlarımızın çoğu  görevde. Bu yüzden iş senin.”  

  Her ne kadar görevi istesemde hevesli görünmemek adına  yapmam  gerekiyordu bunu. Odamdaki gizlice açılmış delikten yağmuru izlemeye, kuşları dinlemeye meraklı  değilim. Ama çok istekli görününce işler farklılaştığından bunu yapmadım. Isteksiz görünmek demek EV’e bağlılık demektir.

  “Seni bir okula öğrenci olarak göndereceğiz.  Önemli bir ailenin oğullarının  okuduğu bir okul. Ortama uyum sağla. Biraz zaman geçtikten sonra seninle iletişime  geçeceğiz.  Hem mümkün  olduğunca rapor vermen için birilerini göndereceğiz.” bir yandan da dosya yığınının içinden bir şeyler aramaya başlamıştı. “Hedefimizdeki isim Ok…”dosyaları  düşürmesiyle  lafını yarım bıraktı. Onları toparlarken ise çalan telefonu  karmaşaya neden oldu. “Şimdi gidebilirsin. Görev dosyanda tüm bilgiler yer alacak. Dosya sabah elinde olur.”diyerek  beni gönderdi.  Arkamı dönmemle çalan telefonunu açarak susturdu.  Bir süre karşı tarafı dinledi.  Ben kapıdan çıkarken sesinde  çaresizliğin belirgin tonuyla cevap verdi. “Bir kişi daha öldü demek.”

<<<<<<

  Yüzüme çarpan her damlada hissizleştiriyordu  suyun etkisi. Sanki her damla bir öncekine  göre daha etkiliydi bu konuda. Suyun şiddetini biraz daha arttırdım.  Bu şekilde kafamdaki soruya cevap bulmaya çalışıyordum. Yağmurun  insan üzerinde etkisi böyleyse neden yağmur yağarken gördüğüm  insanlar kaçmıyordu? Dışarıda insanlar bu tip acıları hissetmez mi?  

  “Ege! Çık artık!” ikinci uyarıydı bu. Eğer üçüncüyü beklersem banyoya gelip daha gürültülü, sert bir uyarı yapardı. Bunu yaşamamak adına suyu kapattım. Saçlarına ve vücuduma sardığım havluyla  çıktım  banyodan. Helin, yatağıma yatmış ve  kafasını yataktan sarkıtmış bir şekilde bekliyordu  beni.

  “Önemli olduğunu söylememe rağmen otuz sekiz dakika sonra çıktın.  Tebrik ediyorum. ” dedi. Ne hareket etmişti ne de odağındaki  duvara bakmayı kesmişti. 

  “Ne oldu?” dedim kısaca.  Dolaptan çıkardığım kıyafetleri  kucaklayıp yatağa, Helin’in yanına  oturdum.

  Pozisyonunu düzeltip oturdu. Anlaşılan uzun ya da ciddi bir konuşma olacaktı. “Enver’le konuştum.” dedi.

  “Ve?” dedim. Buna cevaben önce göz devirme ve bıkkınlık içeren homurtular aldım.

  “Sen önemseme. Söyleyeceklerim senin için önemli.”dedikten sonra devam etti.

  “Sen görevinin haberini aldıktan sonra Abi’nin konuşmasını duymuş.  Şu bizim meşhur ‘Ölüm Görevi’ … Senin gideceğin görevin ta kendisi.”

  Helin’in söyledikleri aklıma tek bir ayrıntıyı getirdi. Deneyimli kız ajanın eksikliği.  Çoğunun görevde olduğuna dair zırvalıklar dinlemiştim. Eksiklik sebebi görev değil ölümmüş meğer.

  Oysaki ne kadar da sevinmiştim dışarıya çıkmak için. Uzun bir görevdi üstelik. Uzun süre EV’e gelmeyecektim. Buraya hapis olmayacaktım. Evet,  dışarıya çıkıyorum ama bu sefer ölüme hapis olacağım. Özgürlük beklerken yeni bir hapis.

  “Sana söylüyorum Ege.” koluma vurarak söylediğine anlam veremedim. Ne söylediğini sorarcasına bir ifade takınınca tekrar etti.

  “Göreve gidemezsin. Görevi reddetme hakkın yok. Bu yüzden yapabileceğimiz bir yol var sadece.”

  “Kaçmak.” 

Tags:

Paylaş
0 Yorum

Bir Cevap Bırakın

© 2021 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account