1618902384262

🎶Bölüm Müziği: Symphony No 40

İstanbul – Boğaziçi

Huzurlu bir gün olacakmışcasına güzel bir Mayıs sabahıydı. Boğazın hemen kenarında eski, beyaz boyalı bir hastane vardı. Dün acile bir komiser gelmişti. İstanbul’un büyük bir çetesine baskına gitmiş ,çatışmada vurulmuştu. 2 kişi çete basmaya gitmişlerdi. Tecrübeli bir polis de vardı yanında. Kendisi ise gençti. İsimleri gizlilikyen dolayı hastaneye verilmemişti. Çok gizliydi. Ellerinde sadece bir kod adı vardı: Romalı

Hastanenin önüne geldi. Güvenlikteki şahsı çağırdı. Hastanenin arkasındaki ormanı sordu. Birlikte hastanenin arkasındaki ormana gittiler. Güvenlik ona arkasını döndüğü anda yanında getirdiği kasetçaları açtı. Bir klasik müzik sesi duyuldu. Belindeki ipi çıkardı adamın boynuna doladı. Adam direndi ama sonuca etki edemedi. Adam öldükten sonra onu kanalizasyona attı. Yangın merdiveninden gizlice çıktı Romalı’nın katından bir önceki katta bir hastane görevlisi çay içiyordu. Gizlice çayın içine siyanür döktü. Favori zehri siyanürdü. Her zaman net sonuç verirdi. Adam çayı içti. Klasik müzik çalmaya devam etti. Sohbet ederken 2 dakika sonra adam klasik müzikle beraber öldü. Sonrada güvenlikle aynı yeri boyları: kanalizasyon.Romalı’nın katına çıktı. İçeride bir hemşire vardı. Gitmesini bekleyemezdi. Farkedilirdi. Hemşire serum yapacaktı. Serum iğnesini pencernin yanına koydu. O ise gizlice iğnenin içine siyanür enjekte etti. Klasik müzik cam kaplı olduğundan duyulmuyordu. Zaten sesini kızmıştı. Hemşire zehri Romalı’ya enjekte etti. O ise yanınfaki bayıltıcı iğneyi hemşireye sapladı. İçeri girdi kapıyı kitledi. Pencereyide kitledikten sonra havalandırmadan çıktı. Görev tamamlanmış, Romalı kesin ölmüştü. Ama herşey istediği gibi gitmedi. Hemşire kendini perde kornişine aşmıştı. Planına göre içeride olduğundan suç hemşireye kalacaktı. Ama oda öldüğünden bir katil olduğu düşünülecektir. Zaten bu yüzden herkesi kanalizasyona atmıştı. Şimdi karakola gitmeliydi işe geç kalacaktı!

 

Çağan YILDIZ

 

 


🎶 Bölüm Müziği: Hungarian Dance No 5

Şırnak-İdil

Soner Komiser mayıs sıcağının ortasında bunalmış, yol kenarına çektiği arabanın içinde oturuyordu. Araba siyah renkliydi ve koltuklar deriden yapılmıştı. İçerisi sanki bir fırınmışcasına çok sıcaktı.Telsizden hışırtılı bir ses geldi:”Komiserim burası İdil Emniyet. Birazdan görevde bulunduğunuz yoldan bir suç çetesinin arabası geçecek.”Hemen cevap verdi : “Arabanın plakası nedir.””Beyaz bir Toyota. Plakası 73 AF 6144.” Telsizi ayarlayan Soner Komiser gerideki kendine bağlı çevirmeye görevi anlatır. Belirlenen aracın yaklaşık 5 dakika sonra geleceğinde belirtti. 5 dakika sonra bir telsiz sesi geldi: Komiserim şu an 2 beyaz Toyota var. İkisininde çevirdik ama bastılar gaza gittiler. Çok sinirlendi Soner Komiser. “Oğlum si nasıl iş yapıyorsunuz!” Arabaya çarpacağım.2 dakika geçti uzakta iki beyaz Toyota gözüktü. Dürbününü aldı plakalara baktı. O da neydi! İkisinde plakası 73 AF 6144 dü. Birini seçmesi gerekiyordu. Arabaya bindi. Anahtarı çalıştırdı. Gaza bastı. İhtimal yüzde elliydi. Bir tanesini seçti. Direksiyonu çevirdi ve Seçtiği beyaz Toyotaya vurdu. 15 saniye sonra arabadan çıktı. Yola baktığında beyaz Toyota gidiyordu. Hemen vurduğu arabanın plakasına baktı. Hayır hayır olamazdı. Arabanın plakası 73 AT 6144 dü.bu yanlış arabaydı. Şimdi emniyete ne hesap verecekti? İçeriye baktı ve bir şok daha yaşadı. Arabanın içindeki bir polisti. Nabzına baktı. Adam ölmüştü. O an polisin telsizi çalıştı.İlk önce bir klasik müzik sesi. Sonrasında ise:”Ah Soner Komiser ah! Böyle oyunlara düşmemelisin. Şu an seni kameradan görebiliyorum.” Soner Komiser arabanın içini kolaçan etti. Bir kamera yoktu. Mesaj devam etti:” Bu önündeki vatandaşı kolaylıkla kandırdık ve bizimle gelmesini söyledik. Para herşeyi hallediyor. Bir tek arabaya üzülüyorum. O kadar plaka için marka için boya için para verdik.” Ve mesaj şu cümleyle bitti:” Sokaklara hoşgeldin.”

 

 


Mesaj bittikten sonra Soner Komiser bir etrafına baktı. Yıl tamamen boştu. Kendisinin gerisinde- beyaz Toyotaların geldiği yönde- bir geçit vardı. Geçidin bir yanında eski bir hisar vardı diğer tarafta ise kayalık bir tepe vardı. Tam Soner Komiserin bakışı 360 dereceye ulaşıcakken arkasında bir çoban gördü. Ne zamandan beri burdaydı? Tam çobana seslenecekken Sarı bir vosvos geldi. Arabayı süren aksakallı bir dedeydi. Soner Komiserin gözüne bakarak kapı kolunu çekti, ve yavaşça içeriye girdi. Arabanın çalışması sessizliği bozdu. Dede gaza bastı ve gitti. Soner Komiser söylendi: “Al! Birde bu çıktı şimdi.”

Soner Komiser çarptığı beyaz Toyota’nın çalıştığını umdu. Evet, zar zor olsa da çalışıyordu. Kendi arabasını park etti. Çarptığı arabayı aldı. Bastı gaza. Bir iki saat sonra bir köy yoluna girdi. Gizlice hiç kimse görmeden arabadan çıktı ve arabayı itmeye başladı. İtilmiyordu derken bir güç geldi sanki. Yanına baktığında yine o çobanı gördü. Araba aşağıda patladı. Adamın cesedi ise duruyordu. Çoban elini anasından çıkardı. Elinde kazma vardı. Diğer elinde ise küçük bir taş. Soner Komiser öne atıldı oğlum sen adamı hasta mı edecksin dedi. Çoban anasının kenarını sıyırdı. Büyük bir silah vardı. Soner Komiser o anda silahını arabada unuttuğunu farketti. Tamam sakin ol, dedi Çoban hiç bir şey demeden takip et manasında bir el hareketi yaptı. Sağ gibi bir yere geldiler. Yanlarında bir imam vardı. Çoban imama selam verirmiş eşine bir bakış attı. Adamı gömdüler ve imam gerekli işleri halletti.

İstanbul

Ekipler hızlıca hazırlandı, olay yeri inceleme geldi. Boğazın yanındaki eski, beyaz boyalı hastanede herkes şok olmuştu. Hastane odasında güvenlik kamerası varmış. Sokaklarda kod adı Arnavut tu . Arnavut o gün oraya inceleme yapmak için giden polis ekibindeydi ve aynı zamanda komiseridi. Güvenlik kamerası her zaman en sıkıcı olaydı. Tatsızdı. Şansına küfredeip, planına başladı. Şantaj yapacaktı.

Çağan Yıldız

 

 


Bir şeyler yapmalıydı. Kayıtlarda görünürse hapiste çürürdü. Aklına bir plan geldi. Zaten saniyeleri vardı. Komiserler aralarında konuşuyorlardı. Karar alınmıştı. Kamera kayıtlarına bakacaklardı. Teker teker odadan çıktılar. Zaten küçük olan oda kapısından zar zor çıktılar. Gözleri sanki plan önünde bir kağıtta duruyor da planı son kez inceliyormuşcasına düsünceliydi. Zaten pek de bir fark söz konusu değildi. Planı son kez düşünüyordu ve saniyeleri vardı. Dolayısıyla saliseler içinde oldu bu olaylar. Hoparlörlere baktı. Sonrada havalandırma deliğine. Evet bir planı vardı. Cebindeki sanki erzakmışcasına sarılmış iki tuğla büyüklüğündeki uzaktan kumandalı kontrol sağlayan bombayı aldı. Kaşınıyormuşcasına eline paltosunun içine koydu. Yok böyle olmayacaktı hemen ilerisi kamera kayıt odasıydı. Bombayı inanılmaz denicek bir şekilde geri çekti. Havalandırmaya bir ila iki metre kalmıştı. O an aklına çocukluk mesleği geldi. Çocuk iken bir futbol oyuncusu olmak istemişti ama tabiki o da hevesi olup da yeteneği olmayanlardandı. Gözünü kapadı. Bombayı yere attı. Duvara paralel şekilde yer çekimi kanununu bir kez daha özetliyordu. Bombayı ayakla havalandırmaya atacaktı. Bomba düşüyorken gözünü kapattı ve ayak hareketini yaptı. Eğer bomba mazgalardan birine takılırsa. İşte o an kaybederdi ve yeniden başlama şansı da olamazdı. Yavaşça aşağıya baktı. Bombanın bir ucu mazgalların arasında diğer ucu ise ayağındaydı. Küçük bir ayak hareketiyle içeriye girdi. Romalı’ya yapacağı operasyonu düşünürken havalandırmalara ihtiyacı olacağını biliyordu. Ve kayıt odasındada bir havalandırma penceresi vardı. Hiçbirini öldürmek istemiyordu. Kader kurbanı olacaklardı.Kamera odasına girdiler. Düğmeye bastı ama bir ses gelmiyordu. İşte şimdi naneyi yemişti…

Dosya açılıyordu yüzde 62 olmuştu ve patlama sesi bir iki saniye bakışmadan sonra kapıya yöneldi ve ateşler havalandırma deliğinden çıktı. O sırada kapıyı açtı ve kamera kayıt odası tamamen patladı. Hastaneden çıktı. Evine gitti ve uzandı biraz film izledi. Komiserden bir telefon geldi. Açtı telefonu. Bir şeyin varmı diye sordu cevap verdi. Sonra bir müjde vereceğim sana dedi. Kamera kayıtlarında görüntûler kaybolmuş ama sesler hasarlıda olsa duyulabiliyormuş ve bir klasik müzik sesi duyuluyormuş. Müzik ses bilimlerine gönderilmiş. Sonra komiser devam etti. Sende bu klasik müziği sevmiyormuydun


Şırnak

Adamı yüksek bir tepeye görmüşlerdi. Ayaklarının altında hafif bir yeşillik vardı. Havada ise anormal bir rüzgar vardı. Kara bulutlar tepelerinde yoğunlaşmıştı. Çoban elindeki silahı Soner Komiserin gözlerinin önünde attı. Soner Komiser ilk başta yavaşça silaha baktı. Sonrasında ise gözlerini döndürdü. Çobana “Bu ne ?” Manasında baktı. Çobanda gözlerini ona dikmişti ama bir kaç saniye sonra bu durumdan hoşnut olmasa gerek gözlerini kaçırdı. Anasının cebinden antika gibi duran doksanlar yapımı tuşlu bir telefon vardı. 3 taşlama sesi sonrası telefonu kulağına götürdü. Yağmur yağmaya başlamıştı. Çoban” Alo 155 mi? Bir ihbarda bulunacaktım. Bir cinayet ihbar edeceğim.” Soner Komiser kendini tutamadı. İki üç çıngıraklı küfür ettikten sonra adamın boğazına yapıştı. İmamın bunu gördüğünü umuyordu. Yoksa işi bitirip gitmişmiydi. Yerdeki silahı hatırladı. O sırada çoban konuşmasını daha yeni bitirmişti. Silahı aldı çobana nişan aldı. İmama baktığı an şok oldu. Arkadan bir klasik müzik sesi gelmeye başladı. İmam mezarı kazmaya başlamıştı! Silahını ona doğrulttu. Çoban ise sakindi. Cebinden bir sigara aldı ve yakıp içmeye başladı. Sordu komisere alırmısınız? Cevap hemen gelir:”Lan siz adamı katilmi edeceksiniz? Zaten ettinizde.”

Çoban: Yok abi o iş sandığın gibi değildi.

Soner:(İmama dönerek) Ne diyor lan bu herif?(İmama bir iki saniye baktıktan sonra mezar kazdığını hatırlar.) Bendede kafa bırakamdınız. Sorucak adammı bulamadım bende?(Bir iki saniye daha duraksar.) Bulamadım Ulan! bulamadım. En iyisi kafanıza sıkıp gitmek.

Çoban: Ya ne güzel konuşuyorduk abi niye böyle diyorsun? (Çoban yakınlaşır) Hem seni biz bir şœyle alalım.

Soner:Ne!

Arkadan gelen iki adam Soneri iki kolundan yakalarlar.Soner Komiser çıldırır. Lakin sonuca bir etki edemez.Çoban yine cebinden çıkardığı tayin belgesini boş mezar taşının üstüne koydu ve bantladı. İmam ise ekmeğinin derdine düşmüş, paramı verin diyordu.Çoban cebinden bir şemsiye çıkardı. Yağmu sağanak şeklinde hal almıştı. Soner,”Kaç cebin var ulan senin?” Diye sordu. Bir cevap gelmedi. Çoban şemsiyeyi İmama uzattı. Bu senin paran dedi. İmam somurttu ama ısrarcı olmadı. İmam gidince söylendi çoban.” Tövbe tövbe. Hiç ecnebiden gavurdan imam olur mu?” Sonra bir el silah sesi. Çoban”Hah geberttiler işte adamı.” Dedi. Soner Komiser şaşkındı:”Lan! Birde adamlık bekliyorum bunlardan.”dedi. Çoban cevapladı:”Sanane elalemin imamından. Söz sana hakiki imam tutarız.”

-Çağan Yıldız-

 


Hafif bir şok geçirdikten sonra aklı tekrar başına geldi. Ulan bunlar mezar kazıyordu! Kendisini öldûrmeleri içten bile değildi. Adamlar kolundan tuttuğu vakit yavaşça ve sakin bir ses tonuyla ben giderim kardeş dedi ve sözleriyle aynı derecede omuzuna vurdu. Bir sempati yaratmak istiyordu. Sırılsıklam bir vaziyette sarı vosvosa bindi. Yanında çoban vardı. Bir kaç saniye nefes aldı soluklandı. Yüzü kıpkırmızı olmuştu. Çoban emin bir sesle sanki okul sabahında yoklama alan öğretmen gibi net bir sesle Soner Killidağ dedi sen misin diye de ekledi. Hayır benim ismim Soner Karlıdağ dedi. Blœf yapıyorsun diye bağırdı. Tamam sakin ol dedi komiser.Çoban öndeki dedeye bir kaş hareketi yaptı. Dede bastı gaza. Soner Komiserin aklına o an geldi eşi. Çocuğu daha yoktu bir iki aydır evliydi. Eşimi arayıp haberdar edebilirmiyim dedi. Umutsuzdu ve çıkacak cevabıda biliyordu. HAYIR! Bir dakika bu sefer yanılmıştı. Çoban gayet sakin davranarak tamam olur dedi. Soner Komiser sadece işini uzayacağnı söyleyeceğini temin etti. Çoban ise “Tamamen sana kalmış.” Dedi

 

2 sene önce İstanbul

İnönü pastanesi herzamanki gibi akşam üstü müşterilerini alıyordu . Pastanenin sahibi, Gizem İnönü normal geçen günün tadını çıkarıyordu. Pastanenin yanı bankaydı. Fakat normalliği bozan bir olay oldu. İçeri siyah maskeli ellerinde maskeleriyle aynı renkte olan silahlardan bulunan şahısların kestaneli pasta ve beş çayı için gelmediği çok açıktı. Bir adam herkes şu kenarda bomba pozisyonu alsın dedi. Gizemde buna uydu. Bombaları koydular ve patlattılar. Soner Komiser bunu gördü. Evi caddenin hemen yan tarafıydı. Görev saati olmamasına rağmen kaptığı gibi eline aldı silahını. İndi aşağıya. Eşkıyalar arkalarını döndüğü an çatışma başladı. Herkes bağırıyordu. Kazanan polis tarafı oldu. Gizem Soner Komisere teşekkür edecekti lakin kendisi gitmişti. Ama evini olduğu apartmanı gördü. Kendisinin tam karşısında. Yıllar aylar geçti. Balkondan birbirlerine baktılar hep. Kara sevdaya tutulmuşlardı. Bir gün Gizem sevdasına yenik düştü. Baktı görev saatlerine. Sonerin ki 13 ila 15 Arasıydı. Saat tam 14 de hırsız bildirdi. Tahmin doğruydu. Soner gelmişti. Kısa bir şokun ardından sohbetleri başladı gerisi belli zaten…

Fakat Soner Komiserin aklında bir soru vardı. Gizemin soyadı İnönüydü. Fakat babası Haluk Beyle Makbule Hanım İskele soyadına mensuptu. Bunu hep sorsada gizem hep geçiştiriyordu. Adı gibi bir gizem olmamıştı onun için. 

Peki bu bir Gizem miydi yoksa bir tesadüfmü?

Çağan YILDIZ

 


İstanbul

O kendine sorduğu bitmek bilmeyen sorularla dolu gece sona ermiş, gün uyanmıştı. Sokaklardaki adı Arnavut tu. Tabiiki bu bir kod adıydı.Sonuçta gerçek adlar önemli değildir bazen. Sonra yine bir telefon. Yine başamir.

Başamir: Alo günaydın. Uyandınmı?

Arnavut: Evet amirim.

Başamir: Bizim çocuklar öyle birşey bulduki…

Arnavut: Ne olmuş? Patlamayla ilgilimi?

Başamir: Tam üzerine bastın oğlum. Sandığımız gibi bir bombalı sabotaj yokmuş.

Arnavut yutkundu ve etrafa boş bir vaziyette baktı.

Başamir: Alo ordamısın?

Kısa bir donukluktan sonra başını yavşça hareket ettirerek konuşur

Arnavut: Ha evet burdayım.

Başamir: Bir cisim doğalgaz borusunu delmiş. Bir çalışanda sigarasını yakarken açtığı ateş sonucu patlamış.

Vedalaştı ve kapattı. İşini şansa bırakmazdı.

Kısa süre sonra yine herşeyin başladığı yere gelmişti. O beyaz boyalı hastaneye. Aslında hayatına eziyetmi ediyordu. Evde geceleri mandalina soyup kalitesiz doksanlar ve ikibinler dizileriyle beraber yemek istemiyordu. Hayat kurtarıyordu. Evet, öldürdüğü kişi sayısı yüzü geçerdi ama onların hepsi yüzbinler yaşasın diye ölmüştü. Buna patlamada ölen polisler dahildi ve ayrıca güzel bir örnekti. Kendisini perde kornişine asan hemşire de örnek gösterilebilrdi. Sonuçta o da kader kurbanıydı. Onun felsefesi belliydi. Kader adil olmasada eşittir. Ölümler doğumlara eşbedeldir. Ölen olmazsa doğan olmazdı. Kapıya yeni görevli gelmişti. Ona polis olduğunu patlamanın yaşandığı havalandırma borusunu göstermesini istedi. Zaten polise bunu arıyordu. Başamir arabanın üzerine beyaz boyalı binanın kendisi gibi beyaz renkli haritasını sermişti. Yanındakilere: 

Başamir : Bu iş uzayacak. Şuralarada baktınmı oğlum

Yanındaki şahıs: Bakmadım. Şimdi bakalım.

Başamir onu gördü.

Başamir: Ooo hoş geldin.

Arnavut: Hoşbulduk. Bizim ekip içeride herhalde.

Başamir: Evet hepsi bir yandan cismi arıyorlar.

Arnavut: Dağınık bir vaziyetteler herhalde.

Başamir: Evet, akılları gibi.

Arnavut: Bu boruların başı nerede?

Başamir: Bak! Şu kulübede.

Arnavut onaylayıp uzaklaşdı. İçeride bir adam vardı. Gizlice oksijen miktarına ekrandan baktı. Şimdi kimyasını çalıştıracaktı. Dışarıya çıktı.

Arnavut: Sorunu çözdüm.

Başamir: Nasıl?

Arnavut:Siz bana 36 M3 hidrojen bulun yeter.

Yarım saate istediği gazlar geldi. İçeriye girdiler.Başamirde merakla bakıyordu. Cebinden bir tebeşir çıkarttı. Mavi renkli odanın duvarına ” İki Hidrojen ve bir oksijen = H2O. Sordu etrafındakilere. H2O nedir? Cevap gelmedi. Yüksek bir sesle “Su yavrum su “diye bağırdı. Döktürdü hidrojeni ve anında bir buhar çıktı. Zaten boşaltılmış olan hastanenin havalandırma sistemleri su ile dolmuştu. Gizlice gizli mikrofona yaklaştı ve ” şimdi dedi. Bir kadın bağırmaya başladı. Herkes yukarı koştu. Bu binanın duman dedektörü olduğunu biliyordu. Tepkime sonucu oluşacak duman dolayısıyla ilk oraya ulaşcak ve duman dedektörü alarm verecekti. Öylede oldu. Dedektör çaldı. O gitti ve deliği buldu. Attığı bomba delmişti. Eğildi bombayı aldı ve kalkacakken. Başında bir şey hissetti. 

“Teslim ol! Eller havaya!”

Çağan Yıldız

Not: Siyah Beyaz  şiirler isimli kitabıma sesli kitap yüklendi .Bir bakarsanız sevinirim.

 

 


İçinden küfür etti. Nereden çıkmıştı şimdi bu? Tabiikide kuzu kuzu teslim olmayacaktı. Hapisde çürümemek için kaç insanı öldürmüştü! Nasıl kurtulacağını düşünüyordu. Sonra eline baktı. Ulan bomba vardı elinde. Patlatırım diye bağırdı. “Bakın havalandırmanın dibindeyim. İçeri atarsam herşey biter. Ölünüzü dahi bulamazlar!” Belinde tabancası vardı. Ani bir hareketle namluyu dayayan polisi rehin aldı. Herkes olayın şokundayken aldı bombayı polislerin üstüne attı. Ve sonra tiz bir ses…

Etraf yanıyordu. Hemen doğruldu. Tabiki direk topuklamayacaktı. Birazdan polisler gelirdi. Saniyeleri vardı. Beresini çıkardı. İçeriden tek bir kapı vardı. Camlarından beyaz ışık gözüküyordu. Koştu. Planı gelen polisler gibi davranmakti. Ama polislere verilen karakol kartını düşürdü. Saniyeleri vardı. O kartta kimlik bilgileri yazmıyordu. Ama 

karakoldan olduğunu anlarlardı. Ama yetişemezdide. Artık olan olmuştu. Kapıyı kapattı ve tabancasını çıkardı. Plana sadık kalmıştı.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Uzun bir yolculuğa çıkmışlardı anlaşılan. Bir saatir yoldaydılar. Aksakallı dede radyodan insanı uyuyacak şekilde müzikler açıyordu. En sonunda dayanamayıp ćibana sordu.”Nereye gidiyoruz?” Çoban bezmiş bir vaziyette”İstanbul’a.” Dedi. Soner Komiser sohbet başlatmak istermişcesine,” Zaten bütün olaylar orda olur.” Dedi gülerek. Çoban cevapladı.”Doğru. Senle birtakım olaylarının olacak”Bir zaman sonra Çoban uyudu. Kendiside uyumak isterdi ama dedenin uyuyacağından korktu. Hem dede uyursa önden kilitleri açar ve kaçardı. Ama düşündüğü gibi olmadı. Dede İstanbul’a kadar uyumadı. Bir sokak arasında bitti yolculukları. Güzel eski evelerle ve küçük döşeme taşlarla oluşmuş bir sokakdı burası. Güzel sarı bir eve girdiler. Koltuğa oturdu. Ne yapıcağız dedi. Çoban ise:

Arnavutla görüşeceksin.

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Başamir ve polisler geldi. Arnavut tam şüphe duymadılar. Fakat korktuğu oldu. Kardı buldular. Herkes kısa bir şok ve ardından birbirlerini süzmeye başladılar. Başamir yüksek sesle bağırdı:

“Kim yaptı bunu? Söylemeyeceğini biliyorum ve eğer söylemesse onu ben bulurum!”

Çağan Yıldız

 


 

Masa kuruldu. Gri renkliydi. Üstünde bir mikrofon bir tane tükenmez kalem ve bir tanede masa lambası vardı. Masa lambası dan başka bir ışık kaynağı yoktu. Duvarlar ise simsiyah dı. Bir duvarda ise bir pencere vardı. Evet, burası şüphesiz bir sorgu odasıydı. Peki ne olmuştu? Şok olay ve karardan sonra polis polisi tutukladı. Evet,Birkaç grup silahlı polis içeriye girmişti ve aynen dediğim gibi olmuştu. Polis polisi tutuklanmıştı. Şok,kin ve merak duyguları zirvedeydi. Arnavut ise sakindi. Her hata bu duygular sonucunda meydana gelirdi. Hata yapacaklarından emindi. Sorguları bizzat başamir yapacaktı. Kendisini de propaganda için sorgulatacaktı. Sorguları kim yapacak diye soru sorduklarında aladıkları cevap Siyahlar İçindeki Kişi diye bir şahısmış. Kısaca Siya diyorlardı. Kimdi bu? Bunu bütün emniyet personelinin raporlarına bakan, geçmişini bilen Arnavutta bilmiyordu. Özel bir şahıs idi şüphesiz. Emniyet ona bu kadar güveniyordu demek. “Kendilerinden daha fazla”. Güldü Arnavut. “Dakika bir gol bir.” diye söylendi içinden. Bu adamı içeride kandırırsa bütün emniyet biterdi. Ama şu an gerek yoktu. Ayrıca özel bir buluşması vardı.

Yüksek sesle ” Başamir Kuzey Altun” dedi siyah maskeli ve paltolu bir kişi.
İşte bu Siya idi
-&&&&&&&&&&&

Sorgunun bitmesi çok süre almadı. Kuzey dışarı çıktı.

-Mesut Teke

Şüphesiz bir ses değiştirme makinesi kullanıyordu.
&&&&&&&&&&&&&

-Mesut sana bir soru soracağım ama cevabını isterim.

-Evet,

-Hangi takımı tutuyorsun?

-Cimbom

-Ben Fenerli işlem ne olacak?

-Ne olabilirki?

-Ben Fenerli isem bir soru daha sorarım.Peki ben Fenerlimiyim?

-Bilmem?

– O zaman ben bir hatırlayayım…
Hah! Şimdi buldum. Şansın yaver gitmedi be Mesut. Ben Fenerliyim.

-Ne soracaksın!

Mesut terden ölüyordur.

-Banliyö ne demek?

-Bir suç örgütü. Onu biliyorum sadece. Analamını bilmiyorum!

-Sokaklar ne demek?

-İşte Banliyö ile kavgalı olan örgüt.

-Baskına gittin mi hiç? Genelde o Çakallar, baskına gitmeyeni alıyorlarda.

-Gittim gittim, evlerine baskına gittim.

-Yalancı Herif! Önümdeki dosyada senin aldığın nefes şahıs dahi yazıyor!

-Sahi mi

-Yalan söylemiyeceksin diyorum!

Elindeki dosyayı aldı ve kapıya yöneldi.
-Bu arada tahmini 231.000.000 kere nefes almışsın. dedi.ve kapıdan çıktı.

Dışarıya çıktı ve”Leyla Ayyürek” diye bağırdı.
&&&&&&&&&&&&

-Hoşgeldin Leyla

-BEN YAPMADIM!

-Ya sakin, senin yapıp yapmadığını biz karar veririz.Hem baskında gitmişsin değilmi?

-Evet, ama vallahi billahi ben yapmadım.

-Neredeydin o sırada?

-Başamirle beraber havalandırmadaydım. Sonra bir kadın bağırdı onun yanına gittik.

-Tamam Leyla

Bunu dedikten sonra dışarı çıktı.

-Başamirim daha kaç kişi var?

-Çok yok 3 kişi var. Bulabilirsin.degilmi?
-Bulamassak buldurtacağız amirim yapacak bir şey yok.

Çağan Yıldız

 

 

Tags:
Paylaş
1 Yorum
  1. Yazar
    Ç.Yıldız 5 ay önce

    Okuyan herkes yorum yaparsa çok sevinirim.

Bir Cevap Bırakın

© 2021 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account