FB2C7572-F3A3-4619-BB52-1C4D6DB7974D

                   1.BÖLÜM MAHKÛM

     İkisi de yatağa uzanmış, biri sigarasını çekiyor diğeri alkolünü yudumluyordu. En yakın arkadaşlardı. Birbirlerini hep dinler ve anlarlardı. Arkadaşlık da budur zaten, anlamak…

Carine elindeki kitabın bir sayfasını açmış, okumak istediği bir alıntıyı yanındaki en yakın arkadaşı Sophie’ye seslendiriyordu.  

“Hayatın herkese davranışı oldukça farklı. Bu gerçeği bilmek lazım bir kere. Herkes mutluyken sen mutsuz olabilirsin. Herkes gülüyorken sen ağlayabilirsin. Sen güçlü olacaksın.Güçlü olduktan sonra korkanlar sadece karşındakiler değil, hayatın sana karşı olan tutumu da olacak! İşte güçlü oldukça bunu da anlayacaksın. İnsanları tanıdıkça… Kimseyi kendinden çok sevme! Kimseye boyun eğme! Kaderin cilvesine aldanma! Güçlü ol! Yaşadıkların seni muhteşem bir güzelliğe götürecek. ” diyerek gözlerini düşürerek gülümsedi. “Sanırım bu psikiyatri bu sözlerle her şeyin düzeleceğini sanıyor. Aptal kadın!” Ufak bir kahkahayla arkadaşına bu saçmalıkları okuduğunu anlatmak istiyordu.

“Hâlâ devam mı? Seans ne vakit bitiyor?”Bitmeyeceğini biliyordu. Ya da bitse de devam edeceğini…

“Ben unutana kadar!” diyerek gülümsedi. Acı bir gülümsemeydi aslında bu. 

“Öyle mi, peki ne zaman unutacaksın?” Soruyu sorar sormaz bunun ne kadar saçma olduğunun farkına varınca hemen ekledi. “Ah, saçmaladım. Özür dilerim. Bu nasıl unutulabilir ki, hem de hâlâ yaşamaya devam ediyorken. Babanı öldürmek istiyorum.” Arkadaşının da babasına olan öfkesini biliyordu. Çünkü her şeyini biliyordu.  Acısını, yaşadıklarını…

Arkadaşının ağzını eliyle hızlıca kapatarak, “şşş duyan olacak! Lütfen!” Oldukça telaş etmişti. Odasının gözlendiğinden emindi. Babası onu hep bu şekilde tehdit ederdi.

Arkadaşı öfkesini derin bir nefesle söndürüp “Buradaki yatak odanda da kamera yok ya!” deyip dalgasına vurdu. Carine, acı bir tebessüm ile karşılık verdi. Haklıydı, belki vardı. 

Arkadaşı kaşlarını çatıp bu sözün onu üzdüğünü anladı. ” Ah, şu uslanmaz dilim. Özür dilerim yine boş konuştum.” 

Carine, konudan başka şeyler için dikkati dağıtmak ister gibi; 

“Kitabın şu cümlesi güzel ama dimi?” Parmağıyla kitabın satırına dokunarak arkadaşına yöneltti. Sophie hemen cümleyi okuyup, “Aa evet. ‘Kimseyi kendinden çok sevme.’ Çok doğru. Bazen boş konuşmuyorlarmış bak.” 

Carine, şarabından bir yudum alıp, kitabı hızlıca kapattığı gibi komodine koydu. Arkadaşına doğru baktı, söylemek istediği bir şey vardı. Kendini tutamayacağını anlayınca hemen döküverdi.

“İki haftadır çok rahat uyuyorum.”

Arkadaşı ağzındaki sigarayı küllüğe koyarak “Kâbus görmüyorsun, değil mi?”

“Birkaç kere. Sık sık olmadı ama yine de iyi bir hafta oldu. Babam yarın gelecek. Sanırım tekrar başlayacak.”

“Anlıyorum canım. Yine de iyi uyuduysan ben de rahatladım.” Durup sigarasına yönelip bir kez daha çekti derin derin. “Peki baban erken dönmüyor mu?” Carine de farkındaydı bunu. Uzun süreliğine gitmiş ama erkenden dönüyordu. Yine bir işler vardı belli. Aklındaki karmaşık düşünce aslında netti. Yeni bir şey vardı. Geliyordu.

“Sanırım yine bir işler peşinde olmalı.”

Arkadaşı sol yanağını yamultan bir gülümseme ile “Başka ne için gelir ki? Şerefsiz!” Carine, onu rahatsız eden bu şeyi anlayamıyordu.

“Babam yokken çok güzel Sophie. Rahat uyuyorum, yemek yiyorum, dizi izliyorum, dinleniyorum.”

“Ama baban var ve o olduğunda bunlar ne mümkün.”

“Artık yoruldum. 25 yaşındayım bu yükü 10 yıldır taşıyorum,taşımaktayım. Bir fahişe gibi hayat sürmek çok kötü.”Gözleri dolunca arkadaşı iki elini de tutarak oturma pozisyonuna geçti.

“Sen fahişe değilsin Carine. Sen aslında tertemizsin.”

“Tertemiz mi? Bu çok saçma!”

“Hayır hayır! Öylesin. Sen benden de temizsin. Benim aklımdan kim bilir kaç kötülük, 

yüreğimden kim bilir kaç öfke geçti! Ama sana bakınca bu ikisi de tüm yaşadıklarına rağmen tertemiz.”

“Ama kimse yüreğine bakmıyor ki Sophie..”

“İnsanın yüreğini göremiyorsa eğer o gözler kördür. Senin içini göremeyen insanı sen napacaksın.” Sophie’nin bu konuşması o kadar teselli olmuştu ki ona adeta rahatlamıştı.

“Sophiçyüs mü desem sana? Aşırı iyi konuştun.” Ufak bir kahkaha odanın atmosferini değiştirmişti. 

“Senin için kitap mı yazsam ne? Bu psikiyatrilerin önerdiği saçmalıklardan daha iyi olur.” Bu cümle odadaki kahkahayı daha bir güçlendirdi. Arkadaşının böyle gülmesi hoşuna gitmişti.

Carine, yastığını düzeltip yatma pozisyonuna geçti. “Hadi uyuyalım.” 

“Sen uyu. Erkek arkadaşım arayacak. Biraz konuşup, uyurum ben de.” Uzun yıllardır ilişkileri vardı. Tıpkı Frederic ve onun gibi. Ama onun erkek arkadaşı her gece olmasa da mutlaka arar ve sesini duyardı. İmrenmişti içten içe. Cevabını bilse de yine sormak istedi.

“Seviyorsun değil mi onu?”

“Sevmesem şu an uyumuştum Carine, lütfen.”

“Ben Frederic’i sevmiyor muyum yani?”

“Hayır, o seni aramıyor sadece.”

“Peki neden?” Evet, neden? Ama bu soruyu neden arkadaşına soruyordu. 

Sophie yine sinirlenmiş ama gülümseme ile saklamıştı. 

“Bilmem belki onunla konuşman gerek.” Haklıydı. Nereden bilecekti ki onu neden aramadığını. İçi hep buruktu Frederic’i düşündükçe.

“Dinlemez ki.” 

Öyle masumdu ki bunu söylerken… Sophie içinden “elime geçse şu şerefsize şaplağı yedirirdim.” diye geçiriyordu.

“Neden dinlesin? Kadın dırdırı der kestirip atar.”

“Ben dırdır etmem ki hiç ona.”

“Biliyorum tatlım. Ama kusuruma bakma öküz olduğu için pek anlamaz. Zaten anlasa böyle izin verir miydi?” Sesini son cümlede kısarak konuştu. Carine ne demek istediğini anlayamamıştı. Çok mu safım, diye kızıyordu içten içe.

“Neye?” Carine’nin bu sorusuna karşılık vermemek için “Boş ver.” dedi.

“İyi peki, uyuyorum ben.” Aslında kaçıyorum ben…

“Uyu bakalım.”

Sabah kahvaltısına inmek için eşofman altını giyiyordu. Babasının adamlarından birinin içeri dalmasıyla neye uğradığını şaşırdı. “Franck ne yapıyorsun sen!” Hızlıca üst eşofmanla üstünü kapattı.

Gözlerini vücuduna dikmiş, piç piç sırıtan bu adamdan rahatsız oluyordu.

 “Bay Benard, sizi çağırmamı istedi, hazırlanın.” Gelmişti demek… Acaba ne için çağırıyordu? İçi içini kemiriyordu.

Sinirle elbisesinin fermuarını çekip , adamın üstüne yürüdü. 

“Bir daha bunu yapma!” diye bastırdı.

Franck, dalgasına vurur gibiydi. “Emredersiniz. Ben siz rahatsız olmazsınız diye yapmıştım.”  Tokatı öyle sağlam indirdi ki… adam kolunu tuttuğu gibi itekledi. “Bir fahişenin bana vurmasından hoşlanmam.”

Gözleri bu sözlere sinirle dolmuş bir şekilde “Laflarına dikkat et ve hemen burayı terk et. Kimin kızı olduğumu unutma!” Kızı olmasını istediği tek yer kendini koruduğu bu savunma cümleleriydi sanırım. Öyle rahat söylerdi ki bu zamanlarda…

“Kızı mı! Hahaha. İnsan kızına böyle bir şey yapar mı?” Lafının onun zoruna gittiğini anlayınca umursamaz bir tavır takınıp, “Neyse, ben aşağıda bekliyorum.” dedi.

Haklıydı, babasının adamının bile saygısı yoktu ona. O bile farkındaydı durumun. Ben de farkındayım diye kendi kendine söylense de, aptal kafam almıyor, diye de ekliyordu.

Sakinleşmeye çalışıyordu. Derin bir nefes, bir dahaaa…

Babasının adı ne zaman geçse kalbi yerinden çıkıyordu. Yine o his… Korkuydu bu. Ondan korkmaktan nefret ediyordu. Ondan da nefret ediyordu. 

   Yüksek topukluların sesi merdivenleri inletiyordu. Kalbi çok hızlı çarpıyor, merdivenin kenarlarına koyduğu eli,  tir tir titriyordu. Şimdi ne isteyecekti? Yaklaşık 2 haftadır rahattı. Ama şimdi o adam karşıda oturuyordu.

Korkuyla kahvaltı masasında oturan babasına baktı. Ona doğru ilerledi ve ellerini bir sandalyede buluşturdu. Başı düşmüştü. Göz göze gelip korkusunu göstermemeliydi. 

“Geç kaldın.” Sesini duyunca yuttuğu dilini çıkardı. 

” Ah evet, makyajım uzun sürdü.” Babası oldukça katı duruşundan taviz vermiyor, başını tabaktan kaldırmıyordu.

“Anladım. Akşama hazırlan. Birisiyle tanışacaksın.” Cümleyi duyar duymaz sandalyeye daha sıkı tutundu. Artık tâkati kalmamıştı bu cümleyi duymaktan. Gözleri dolmuştu. 

Bay Benard, onun ellerine başını kaldırmadan baktı. Rahatlatmak ister gibi kelam etme ihtiyacı hissetti.

“Hemen yüzünü asma. Bu sefer ki baya genç. Yaşlılardan nefret ediyorsun, biliyorum. Ama işimiz bu. Çok iyi para var. Bu adama yapacağımız şantajla çok güzel kâr elde edeceğiz.” Diğer yandan oldukça mutlu bir şekilde kahvaltısını yapıyordu. “Otursana, başımda mı dikileceksin?”

Carine, bu cümlenin emir olduğunu biliyordu. Sandalyeye yavaşça oturdu.

 “Servis açın benim kızıma, iyice karnını doyursun.” demesiyle Carine daha kötü oldu. “Kızım mı?” diye geçirdi içinden. Daha sonra babasının buraya iş için geldiğini düşündü. Zaten ne için gelir ki…

“Sormayacak mısın?” diye bastırdı Bay Benard. Bu da bir tehditti aslında. 

Derin bir nefes alarak onunla konuşmaya başladı. “Peki, kim bu? Neden yapıyoruz bunu?” diye soru yöneltti babasına.

“Bir şirket sahibi. Adı Emilo. İhale için rakip şirketle yarış içindeler. Kazanması yüksek olduğu için rakip şirket benden yardım istedi. Biliyorsun, ben öylesine iş yapmam. İşi hallettikten sonra sonuçta bu şirkete ihale kazandıracağız . Biz ikisinden de iyi para kazanacağız.”

“Ya vermezlerse?” Çok umrundaydı sanki. Öylesine soruyordu. Bana ne, diyordu içinden!

“Onu da düşündüm.”

“Öyle mi neymiş?”

“Ona da ufak bir şantaj yapacağım. “

“Nasıl?”

“Ses kaydı. Adamımla konuşurken istediği yardım ortada. Belki yetmezse biraz daha bir şeyler ekleriz.”

“Anladım.” Çok iyi anlıyordu artık, ne demek istediğini, ne yapmak istediğini, düşünce yapısını…

“Sana birkaç elbise getirttim. En güzelini giy.” Kısaca fahişeye benze diyorsun.

“Nasıl yapacağım peki?”

“Onunla bir barda tanışacaksın.”

“İlgisini nasıl çekeceğim?” Bunu gerçekten sormuştu. Çünkü en son iş yaptığı adamın ilgisini çekemediğinden sağlam bir dayak yemişti. İlgisini çekmesi önemliydi onun için. Belki de önemsiz..

“Heh, burada iş sana düşüyor. Duydum ki karısına oldukça sadık bir adammış.” Adamlarına dönüp kahkaha atarak “Bana göre karısından korkan birisi.”

Ne saçmalıyordu. Evli bir adam mı! Bunu yapmamıştı daha önce! Bir sınır olmalıydı. 

“Evli bir adamı mı ayartmamı istiyorsun?!”Sinirle ayağa kalkarak devam ettirdi. “Bana hasta bir adamla evlen dedin, evlendim. Yaşlı heriflerle birlikte ol dedin, yaptım. Ama evli bir adama, hele ki seviyorsa, bunu yapamam.” Öfkesini kusmanın verdiği rahatlık iyi hissettirmişti.

Bay Benard, bu konuşmadan hoşlanmadığını belirtmek için önce kaşlarını çattı sonra elindeki çatalı sertçe masaya vurdu. Arkasına yaslanıp “Seviyor mu ,sevmiyor mu, bu akşam göreceğiz. Ama isterim ki sevmesin. Bu işten bir sıkıntı çıkarsa seni mahvederim. Anladın mı lan beni?!” Sandalyeyi devirerek kalktı ve gitti. 

Carine öylece donup kaldı. Ne yapacağını bilmiyordu. Bildiği tek şey bugün bunu da yapacağıydı. Sağa sola telaşla dönüp telefonuna bakındı. Masanın üzerine koyduğu telefonu alıp hemen arkadaşını aradı. Biraz çaldıktan sonra açan Sophie:

“Tatlım şu an müsait değilim. Molam başlayınca arayım seni.”

“Sophie!” Sesini duyunca merak etti. Hemen müsait bir yere geçip arkadaşını dinlemeliydi.

“Sesin neden öyle? Bekle bekle tuvalete gidiyorum. Şimdi söyle!”

“Babam yine birini bulmuş.” 

Arkadaşı cümleye hiç tepki vermemişti. Çünkü o da alışmıştı.”Şaşırmadım. Kusuruma bakma ama, bu nereye kadar sürecek?”

“Evli bir adam.” 

İçinden arkadaşının bu duruma nasıl incinebileceğini tahmin etmeye kalkması onu üzmüştü.”Evli mi? Aman Tanrım! Cidden delirmiş bu adam.”

“Karısı var, ben nasıl yapabilirim bunu?Oldukça üzülecek.”

“Kim üzülmez. İstemiyorum deseydin ya.” Kendi de biliyordu demeyi herhalde diye geçirdi yine. Saçma bir söz olduğunu anladı bir an.

“Dedim, ama tehdit etti.” Her zaman ki gibi. 

Arkadaşını arayıp teselli beklemek istemiyor, sadece anlatmak istiyordu.

“Polisi aramak istiyorum.” Sana bir şey olmayacağını bilsem arardım diye söylendi.

“Sakın sakın yapma bir şey değişmeyecek. Sana bir şey olmasını istemiyorum lütfen.”

“Peki o zaman. Frederic’i arayıp anlat. Baban onu dinliyor, öyle değil mi?” Sanki onun da umrundaydı. Kesin o da bu işin içindedir diye düşündü.

“Arasam mı ki? Açmaz belki…” biliyordu ki açmayacak. En önemli anlarda açmazdı hiç.

“Tamam tatlım. Özür dilerim sana yardımcı olamadığım için. Hoşça kal.” Telefonu arkadaşının suratına acımasızca kapattığını farkındaydı ama çok sinirliydi ve öfkesini çıkarmak istemiyordu.

Carine telefonu böyle sert kapatmasının nedenini anlamıştı. Kızmıştı belki, diye düşündü. Keşke aramasaydım dedi. Onu da boş yere kendi dertlerimle sıktım diye söylenirken telefonuna mesaj geldi. 

“Seni her zaman dinleyeceğim, dinliyorum da. Lütfen yanlış anlama… Sinirlendim.” Böylesine mesaj atması ve düşünmesi çok inceydi. Kimse onu böyle düşünmezdi. 

Şansını denemek amacıyla erkek arkadaşını aradı. Ama açılmamıştı. Tekrar aradı. Meşgul.

Mesaj attı “Bana dönüş yapar mısın?”

Tags:

Paylaş
0 Yorum

Bir Cevap Bırakın

© 2021 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account