WhatsApp Image 2021-04-24 at 01.15.06

Bölüm 1 – Kurt’un Çağrısı

Elyelin ortasında ki kutlu Ay mutlak gücünü karanlığı yarmak için kullanırken gözlerimi dikmiş, bir kaç dakikadır bu çabasını izliyordum. Şeytani kara bulutlar etrafını kuşatmış, saldırmak için an kolluyordu. Bulutların göğsünde örümcek ağı gibi yayılan şimşekler uğursuz bir şeylerin olacağını hissetmişçesine göğü çatırdatıp gürlüyorlardı. Ancak onlardan gelen soğuk hissiyat aslında kıyametin ta kendisi olduklarını fısıldar gibiydi.

Sere serpe uzanmıştım soğuk zemine. Sırtıma batarak beni rahatsız eden minik taşlar zihnime bir uyarı gönderiyordu.

Yine aynı rüyayı görüyordum.

Bıkkınlıkla iç çektim ardından elimle zeminden destek alarak doğruldum. Kalın telli siyah saçlarım yele misali omuzlarımdan kayıp, belime doğru döküldüler. Bakışlarım üstüme düştüğünde ince iplikli, kat kat tüllerden oluşan ve boyu neredeyse bileklerime dokunan bir elbisenin olduğunu gördüm üzerimde.

Ayaklarım çıplaktı.

Ayağa kalkarak çevreme bakınmaya başladım. Bu rüyayı defalarca görmeme rağmen bulunduğum mekan o kadar olağan üstüydü ki her seferinde incelemeden duramıyordum.

Bir uçurumun başındaydım.

Adımlarımı uçuruma doğru atarak yürümeye başladım. Uçurumun ince ucuna ulaştığımda önümdeki engele daldı bakışlarım. Tek bir yanlış adımımın sonucu sonum derin denizin serin sularında sonlana bilirdi. Başımı dipsiz gibi görünen uçurumdan aşağı eğecek cesareti bularak gözledim. Köpüren denizin dalgaları insanı korkutacak büyüklükle yükselirken sarp kayaları dövüyordu.

Öfkeliydi.

Deniz gecenin karanlığını yansıtırken, köpüren beyaz köpükleri görebildiğim tek kısmıydı. Uçurumun arka kısmı, boyları gökyüzüne meydan okurcasına yüksek olan ağaçların hakimiyeti altındaydı. Uçurumun tam karşısında, ayaklarımın bastığına tıpa tıp benzeyen bir uçurum daha vardı sanırım burası ikiz uçurum tepeleriydi.

Rüyanın nasıl ilerlediğini artık ezberlediğimden biraz sonra gerçekleşecekleri de biliyordum. Elimi kalbimin olduğu tarafa götürerek, elbisenin kumaşını avuç içime alıp sıktım. Beklemeye devam ederken toprağında sulanarak büyütülmüş sarmaşıkların kıpırdanışını sezdim. En kuvvetli zehirden daha beter dikenlere sahip bu sarmaşık kalbimi dört bir yandan kuşatarak büyümeye devam ediyordu.

Bu çok saçmaydı.

Sadece rüyalarımda karşılaştığım şeye bir süre sonra merak duymaya başlamıştım. Üstelik bu şey bir insan bile değildi! gözlerimi acıyla kapattım. Aklımı kaçırmış olmalıydım.

Gök gürleyip, gelen şeyin ne olduğunu bilerek öfkesini kustu. Rüzgar uğuldayarak esmeye başladı. Uçurumun başında dikilirken, kıyafetlerim ve saçlarım dalgalanarak fırtınaya dönüşen havaya eşlik ettiler.

Göz kapaklarımı yavaşça aralayarak karşımdaki uçurumu gözlemeye başladım. Gecenin tam koynunda gümüş renkli gözler açılıp bana bakmaya başladığında kalbime yediğim tekmeyle nefesim kesildi.

Karanlığın içinden ilk adımı atıp yürümeye koyuldu. Kısa sürede bedeni Ay ışığı tarafından görünür kılınarak uçurumun ucuna doğru ilerledi. Sicim siyahı tüyleri Ay ışığının üzerine vurmasıyla parıldamasına rağmen ışık tüylerini kıramıyordu. Siyah, sivri tırnaklara sahip pençeler yürürken yeri dövüyor sanki toprak gücünden inliyordu. Soluk alıp verirken sakince inip kalkan göğsü benim aksime telaşlı değildi.

Uçurumun başına geldiğinde durdu. Gümüş renkli, çentikli irislerini artık daha yakından görmenin verdiği heyecanla birlikte yanaklarım pembe renkli bir goncanın rengine büründüler. Dudaklarım heybetli görüntüsü karşısında hafifçe aralanmıştı.

Güm! Güm! Güm! Güm!

Kalbimin göğsümü böyle dövmeleri korkudandı değil mi?

Fırtına iyice delirmiş içinde bulunduğumuz mekanla birlikte bizi de yok etmek istiyormuşçasına mehtapta şakladı. Gümüş renkli bakışlar sanki elle tutulabilecek kadar yoğundu. İçimdeki duyguları zapt edemiyordum. Üzerimde yarattığı etki karşısında sersemledim. Tıpkı onun gözlerini andıran Ay’ın gümüşi ışıklarını doldurduğu gecede, karşılıklı iki uçurumun başında neredeyse iki, buçuk metre büyüklüğündeki kara kürklü bir kurtla bakışıyordum.

Bıçağın bileylenmiş ucuna benzeyen bakışları karşılaşmamız bir şeyi başlatmışçasına hırsla yanıyordu.

Hava ağırlaştı.

Kara kürklü kurt dolunaya doğru gözlerini kapatarak ulumaya başladı.

Yaratık adeta doğanın çağrısının canlı bir örneğiydi. Bu ulumayı kimileri kendi ecellerinin çağrısı olarak duyabilirdi tıpkı benim benimsediğim gibi. Kurt’un uluması tüm mehtapta duyulmaya devam ederken göğsümde hissettiğim yanma hissiyle çığlık attım. Elimi göğüs kafesimin tam ortasına bastırarak orada baş göstermiş yangınla baş etmeye çalışıyordum. Kordan dövülmüş bir alamet derimi yakarak ilerliyor sanki kemiklerime bir damganın sembolünü kazıyordu.

Saniyeler sonra acı katlanamayacağım bir seviyeye çıktığında, ulumayı keserek beni izlemeye koyulmuş kurda çevirdim bakışlarımı. Soğuk, görünmez bir arzu gözlerinden gözlerime aktığında içimdeki tehlike hissiyatı gittikçe yükselmeye başladı. Acıdan kendini kaybetmiş sinirlerim görüşümü pusladığında artık net bir şekilde onu göremesem de o uçurumun başında dikilerek beni izlemeyi sürdürdüğünden emindim…  

Yatağımdan birden kalkıp, nefes nefese solumaya başladım. Sadece sokak lambasının aydınlattığı odanın içinde elimi göğsüme götürerek hızla gezdirdim. Biraz önceki acının kaynağını arıyordum. Böyle bir sonuca varamayacağımı anlayınca üstüme örtülmüş yorganı hızla çekip çıplak ayaklarımı parkeye bastım. Koşar adım duvara ulaştığımda elimi telaşla yüzeyinde dolandırarak lambanın düğmesini aramaya koyuldum. Sonunda düğme elime değdiğinde basarak odanın aydınlanmasını sağladım. 

İki duvarın birleştiği kısımda, çapraz bir şekilde yerleştirdiğim boy aynasının karşısına geçtim. Üzerimdeki ince iplikli saten pijamanın üstünü göğsümün üstüne kadar çektim. Herhangi garip bir durum var mı diye kontrol ettim, hiçbir şey yoktu. Aynadaki yansımamla göz göze geldiğimde olduğum yere çökerek oturdum. Terleyerek yüzüme yapışmış saçlarımı elimle tarayarak arkaya doğru attım. Harika! Aptal gibi rüyamda gördüğüm şeylere kapılmaya başlamıştım. Ne bekliyordum ki? göğsümde bir iz yada yanık mı?

Kaşlarımı çattım. Basit bir rüya diye geçiştirmek istiyordum ancak o acı… biri göğüs kafesimi demirle dağlıyormuş gibi fazla gerçekçiydi. Hem bu kez gördüğüm şeyler alışık olduğum rüyamdan azda olsa farklılık içeriyordu.

Rüyamda kara kürklü kurt Ay’a doğru uluduktan sonra bana yandan bir bakış atarak karanlıkta kaybolurdu ancak bu sefer gitmek yerine kalmış ve daha önce tatmadığım bir acı yaşamıştım. O gümüşi irisler bana savaşmak için tamah eden bir adamın bakışlarını anımsatmıştı.

Oturduğum yerden kalkarak adımlarımı duvarı boylu boyunca kaplayan pencereye yöneltim. Perdeyi hafifçe çekerek hala gecenin karanlık saatlerinde olduğumuzu görünce bakışlarımı gökyüzündeki son dördüne çevirdim. Bir hafta sonra Dolunay onun yerini alacaktı.

Ay’ı gözlerinde taşıyan kara kürklü bir kurt.

Neden rüyalarım birden onun etrafında dönmeye başlamıştı?

Neden her gece aynı rüyayı görüyordum?

Sen… neyin nesisin böyle?…

Tags:

Paylaş
7 Yorum
  1. Asi Pesimist 6 ay önce

    Sırf sen söyledin diye geldim.. Hayırlı olsun yazarcım.. 😊

  2. @Gulnyvz.21 6 ay önce

    Ahh Alysa ahh göreceğiz hep beraber öylemi degilmi

  3. @Gulnyvz.21 6 ay önce

    Hayirli olsun yazarcim. Kalemin kurgular harika başarıların devamını dilerim

Bir Cevap Bırakın

© 2021 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account