160589042_454621278927125_3086792071513104507_n

 

Artık Dreame Uygulamsı üzerinden yazıyorum. Uygulama tamamen ücretsiz. Bugüne kadar okudunuz ve daha önce hiç okumadığım kitaplarım Dreame de mevcuttur. Bana aşağıda ki linkten ulaşabilirsiniz.

https://m.dreame.com/user/concern?authorId=pi2qDUfePvZFtpJ0KXMuKw%3D%3D

 

 

ÖN SÖZ

Öyle bir anne düşünün ki öksüz büyümüş biricik oğlunun mürüvvetini görmekten başka bir dileği yok. Evinin her köşesinde salınarak dolaşacak bir gelin görmeyi de öyle çok istiyor ki… Lâkin inatçı oğlu, zamane şımarık ve bencil elkızlarının annesine, kötü davranıp çeşitli uygunsuz sözler söyleyebileceklerini düşündüğünden o üzülmesin diye evlenmek istemiyor. Kimin daha fedakâr olduğu tartışılır tabii…

Öyle bir evlat düşünün ki üvey baba kahrı çekmesin diye gelen tüm taliplerini geri çeviren, ömrünü oğlunu yetiştirmek için adayan annesinin üzülmesinden korkacak kadar hassas bir kişiliğe sahip.

Mahallede ‘Muhteşem Dörtlü’ diye bilinen delikanlılar… Her birinin keyifli, sıcacık hikayesi ve gönüllerinde yeşeren sevdalarının nakış nakış işlenmesine şahit olacaksınız. Sağlam bağlar üzerine kurulu bir mahalle hikâyesine misafir olduğunuzu unutmayın.

Kah hüzne gömülür yürekler kah sevinçle ışıl ışıl parıldar gözler. Her insan hatalıdır, kusurludur. Lâkin önemli olan, hatalarının üzerine sünger çekerek hayatı, acısıyla tatlısıyla yaşayabilmektir.

***

“Şu karşı masada oturan genç kim?”

Büyük bir dikkatle baktı karşılarında oturan dört delikanlıya genç kız.

“Hangisinden bahsediyorsun? Orada yakışıklı dört genç var.”

Her şey bu iki cümle ile başlamıştı ve elbet devamı da gelecekti…

Analar, evlatları için hep en iyisini isterler. Mert Ayaz’ın annesi de onun için en iyisini isterdi. Yetim büyümüş, biricik, dalyan gibi oğlu için nice güzelleri önermiş lakin Mert Ayaz, annesi bir başına kalmasın diye evlenmek istememişti. Malum, zamane kızları önceki kızları aratır olmuştu. Mert Ayaz için gençliğini adayan, evlenme tekliflerini geri çeviren, şimdilerde ise saçları tel tel ağarmış, tek sevdiği canının içi annesinin; bu zamanın hovarda, bencil ve şımarık elkızlarının laflarıyla üzülmesini istemiyordu.

Ancak bu şekilde annesi daha çok üzülüyordu da haberi yoktu. Kendini Mert Ayaz’a yük oluyormuş gibi hissediyordu Rüveyda. Bir gün inatçı oğlunun inadını kırıp onu münasip bir kızla evlendirecekti. Bundan adı gibi emindi. Her şeyin bir zamanı vardı, demek ki daha zamanı gelmemişti, kim bilir… Daimi ve değişmez duası, Mert Ayaz’ın mürüvvetini görmekti.

***

Sabahın çok erken saatlerinde kalkar, o günkü programına göz atardı kahvaltı saati yaklaşıncaya kadar. Sonrasında annesinin kahvaltı hazırlamasına yardımcı olurdu Mert Ayaz. Her ne kadar, “Ben hazırlarım, oğlum. Sen geç otur.” dese de dinlemezdi annesini. Her gün usanmadan yardım eder ve çok da severdi ona yardımcı olmayı.

Yine böyle bir sabah kahvaltısında Rüveyda, oğluna hayran hayran bakarak,

“Merak ettim, Mert Ayaz, evlenince eşine de bana ettiğin gibi yardım edip onun gönlünü hoş tutacak mısın?” diye sordu.

Bu ani soruyu Mert Ayaz beklemiyor olacaktı ki yediği lokma boğazına kaçtı. Rüveyda telaşla oğluna su bardağını uzattı. Bir yandan oğlunun sırtına vuruyor diğer yandan da,

“Helâl, aslanım, helâl. Al, su iç.” diyordu.

Öksürürken boğazı biraz yanmıştı Mert Ayaz’ın.

“Yavaş, anne! Küçücük lokma öldürmedi ama senin o narin ellerin öldürecek.”

Mert Ayaz, Rüveyda’nın sorusunu her zamanki gibi geçiştirmeye çalışıyordu lakin bu sefer annesi dersine öyle iyi çalışmıştı ki geçiştirilmeye pek niyeti yoktu.

“Hadi hadi, yemezler! Soruma cevap vermedin?”

“Hımm, o konu…”

“Hee ya, o konu. De bakalım karına nasıl davranacaksın?”

“Anneciğim, daha ortada hanım yok, hatun yok. Ne bu sorgu sual, anlamış değilim?”

Rüveyda’nın kaş çatmalarına daha fazla dayanamadı, kıyamadı biraz da. Çok seviyordu bu kadını. Anneler sevilmez mi, elbette sevilir, Rüveyda bir başkaydı zaten. Kendi için feda ettikleri aklında mıh gibi çakılıyken annesinin değeri kat be kat artıyordu gözünde.

“Anneciğim, elbet karıma da yardım ederim ama sana çok daha özel davranıyorum. Sanma ki elkızı senin yerini doldurur.”

“Ah be, oğlum. Benimki laf. Elbette eşine daha iyi davranmanı ister yüreğim. Rahmetli baban beni el üstünde tutardı hep. Zannederdim ki dünyada böyle bir erkek daha yok. Sen büyüdün, büyüdükçe babanı da geçer oldun. Hem biliyor musun, mahallede…”

Mert Ayaz hızla masadan kalktı. Biliyordu sohbetin sonunu; filanın kızı çok iyi, falanın kızı tam sana göre… Sohbet uzayıp gidecek annesi yine kederlenecekti. Buna müsaade edemezdi.

“İşe geç kalacağım, ben çıkıyorum. Yoksa oturur seninle uzun uzadıya gelin-kız muhabbeti yapardım lâkin gitme vakti geldi anneciğim.”

Annesinin yanağına uzanıp bir öpücük kondurdu. Antreye çıkmıştı ki tam, Rüveyda gönül koymuş bir şekilde oğlunun arkasından seslendi.

“Kaç bakalım. Senin inadın mı yoksa benim inadım mı daha ağır basacak!”

Mert Ayaz, annesini duymamıştı bile…

***

Her zamanki saatinde çıktı okuldan. Arabasına binip akşam trafiğine yakalanmadan eve gitmekti niyeti. Arsızca çalan telefonuna inat arabasını kullanmayı sürdürdü. Trafikte iken telefon kullanmak adeti değildi. Ekranda Utku’nun adını görünce, “Ula, bir sen eksiktin!” demekten kendini alamadı. Yine Laz damarı tutmuştu.

Utku, Mert Ayaz’ın çocukluk arkadaşıydı. Onu en iyi tanıyan, en matrak arkadaşı! Üniversiteden çıkacağı saati biliyordu. Trafikteyken annesi dışında birinin telefonunu açmayacağını da bildiği halde nedendi bu ısrarlı arayışı?

“Kesin bir halt yedi. Beni arıyor kurtarıcı meleği olarak!”

Emniyet şeridine arabasını çekti ve ısrarla çalan telefonunu cevapladı.

“Ula, ne var! Trafikte olduğumu biliysun, ne demaya araysun?”

“Mert, oğlum yine Laz damarın tutmuş, anladık daa! Başım belada, gel beni al. Canımı zor kurtardım!”

“Yine ne fuşki yedun?”

“Anlatırım oğlum. Çabuk gel!”

“Konum at, neredeysen hemen geliyorum.”

Hiç şaşırmadı. Utku’ydu bu. Yine bir kız bulmuş ya kızın sevgilisine ya da ağabeyine yakalanmıştır, diye düşündü. Geçen seferki hadisesi geldi aklına. Nasıl bir vaziyette kurtarmıştı Utku’yu! Ayağında kareli çorapları, bir elinde kıyafetlerini karmakarışık kucaklamış, diğer elinde ayakkabıları… Tabanlarını yağlamış, tüm gücü ile arkasından gelen adamlara yakalanmamak için caddede koşuyordu. ‘Uslan artık! Geberip gideceksin genç yaşında…’ dediğinde Utku otuz iki diş sırıtarak,

‘Atın ölümü arpadan olsun.’ demişti.

Ne adamdı bu Utku! Sözde Naciye’ye meftundu. Teselliyi ince belli, çıtı pıtı kızlarda buluyordu. Bıkkınlıkla,

“Pehh, seven, sevdiğine sadık kalır, sevdiğinin yollarını bekler; ne sevdaymış arkadaş! ‘Seviyorum ulan.’ diyor. Hovardalık üstüne hovardalık yapıyor paşamız. Sevgi bu mu? Seviyorsan biraz kalıbının adamı ol!” dedi.

Söylene söylene Utku’yu alacağı yere geldi. Yine aynı perişanlıkta, nefes nefese, dizlerinin üzerinde durmuş, nefesinin düzene girmesini bekliyordu Utku. Gömleğinin düğmeleri gelişi güzel düğmelenmiş, bir tarafı pantolonunun içinde bir tarafı dışında, ceketi yine kucağında!..

Mert Ayaz bu manzaraya çok alışık olduğundan üzerinde pek durmasa da yoldan geçenler için aynı şey söylenemezdi doğrusu!

Utku’nun tam önünde durdurdu arabayı. Sağındaki kapıyı uzanıp açtı.

“Bin hadi!”

Utku sessizce bindi arabaya. Düşünceli görünüyordu. Yolu kontrol edip Utku’ya göz attı Mert Ayaz.

“Hayırdır, Karadeniz’de gemilerin mi battı?”

“Batan gemi olsun, bırakacağım bu işleri!”

İnanmadığını belli eden bir şekilde Utku’ya baktı Mert Ayaz. Ciddiyetsiz biriydi Utku lâkin bugün, ömrü hayatında bildiğinin de ötesinde ciddi görünüyordu.

“Şaka yapıyorsun?”

Bakışları uzayıp giden yolda iken dalgın bir şekilde mırıldandı.

“Bırakacağım, hatta bıraktım bile…”

“Bir çift uzun bacak görmeden dayanamazsın sen!”

“Vallahi, ciddiyim, kadın hayatımın dersini verdi bana!”

“Akıllanman için isabet olmuş.”

Kişiliğine tezat durgun bir şekilde,

“Sormayacak mısın ne olduğunu?”

“Sorsam ne değişecek ki? Yine aynı olaylar…”

“Yok, vallahi, bu defa başka! Kadın bana, ‘Gavat, madem sevdiğin var, burada ne bok yiyon?’ dedi. Yetmedi, silahla sokaklarda kovaladı, manyak! Kadın bana, ne olduğumu gösterdi. Çok fena oldum. Hayatımda ilk defa kendimden tiksindim!”

“Bir de iyi tarafından bak. Biz sana o kadar, ‘Bırak bu işleri, evlen, yoluna bak.’ diyorduk ama dinlemiyordun!”

“Hah! Sanki Naciye bana bakar da… Her şeyi geçtim, Engin var arada.”

“Engin arada varken de seviyordun Naciye’yi. Ne fark eder?”

“Saçmalama, Engin kan kardeşim. Tutup da, ‘Bacına vurgunum, kusura bakma.’ diyemem. Tükürür ağzıma, benim de kılım kıpırdamaz!”

“Kendin bildirsin. Yarın, bir gün Naciye teliyle, duvağıyla el oğluna gidince sap gibi bakarsın ardından.”

Dişlerini sıkıyordu Utku. Düşüncesi bile beynine kan sıçratmaya yetmişti. Bu duyduklarını başka birinden duymuş olsaydı, hiç düşünmez, söyleyenin suratına yumruğu geçirirdi.

“Durdur arabayı!”

Mert Ayaz, Utku’nun ani değişimini anlayamadı.

“Eve az kaldı.”

“Durdur, Mert Ayaz ineceğim!”

“Sen bilirsin!” deyip sokağın girişinde durdurdu arabayı. Damarına basmıştı Utku’nun, bilerek yapmıştı. Kendi de bırakmaya niyetlenmişken hayatın gerçeğini biraz daha görsün istemişti Mert Ayaz. Evin önündeki demir bahçe kapısının az ötesine park etti arabasını. Bahçe kapısından içeri girerken annesini gördü. Annesi, elinde tabaklar ile

merdivenlerden iniyordu. Büyük adımlarla yaklaştı annesine.

“Annem, niye kendini yoruyorsun? Mutfakta yerdik ya…”

Gülümsedi Rüveyda, tebessümü yanaklarında yayılırken oğluna döndü,

“Hava güzel, oğlum da işten yorgun gelmiş. Ben hiç yorulur muyum, aslanım benim? Ömrümün son anına kadar sana hizmet etmek bana mutluluk verir, sen hiç tasalanma.” deyip elindekileri masaya bıraktıktan sonra merdivenlere yöneldi, Mert Ayaz da annesinin peşinden.

Çantasını odasına bıraktıktan sonra ceketini çıkarıp astı. Gömleğinin kollarını katlayıp banyoya gitti. Ellerini yıkayıp mutfağa girdi. Gözleri ocaktaki tencereleri bulunca teker teker kapaklarını açıp baktı. Annesi yine döktürmüştü. Ocaktaki tencereyi alarak dışarıya çıktı. Annesi masaya tabakların ve çatal – kaşıkların servisini yaparken masadaki nihalenin üzerine tencereyi bıraktı. Geriye dönerek annesinin o maharetli elleri ile yaptığı nohutlu pilavın tenceresini de alıp masaya taşıdı.

“Ah, evladım, zaten yoruluyorsun, bir de eve gelip bana yardım ediyorsun. Olmuyor böyle!”

Sardı annesinin boynuna kollarını, öptü yanaklarından.

“Annem, ne yorgunluğu? İki tencere taşıdım masaya altı üstü.”

“Masadan kalkınca bulaşıkları makineye dizmeni, akşam çay demlemeni, iki sokak aşağıya inip çayın yanına sırf ben seviyorum diye pasta, kurabiye almanı hiç demiyorum…”

Güldü Mert Ayaz, öyle hoş bir gülümsemeydi ki Rüveyda’nın gözleri dolu dolu oğluna baktı.

“Rahmetli baban da senin gibiydi. Her şeyin ona öyle çok benziyor

ki bazen sana baktıkça onu görür gibi oluyorum. Gülüşün, konuşman,

yürüyüşün… Hepsi ona benziyor. Bir boyun babana çekmemiş. Onu da

dayılardan almışsın herhalde?”

Gülümsedi burukça, oğlunun masanın üzerinde duran ellerini tutup hafifçe sıktı. “Ye hadi, yemeğini soğutma.”

***

Bugün diğer günlere nazaran farklı bir gün olacağını hissediyordu Rüveyda. Bugünün diğer günlerden bir farkı vardı da neydi acaba bu farklılık, bilemiyordu. Mert Ayaz’ı işe uğurladıktan sonra masada duran kahvaltılıkları yavaş hareketlerle buzdolabına kaldırdı. Ara sıra olduğu gibi ayağına yine bir ağrı girmişti. Saat on birde, Afife’nin kızının söz merasimi vardı. O vakte kadar ortalığı toparlayıp pencere önündeki çiçeklerini suladı. Ah, şu çiçeklerin bir dili olsaydı da konuşsaydılar; ne çok istiyordu evin her odasında, bahçenin her bir köşesinde salına salına dolaşan bir gelin…

Niyeydi bu inat? Yirmi dokuz yaşında bir adam niye yuvasını kurmak istemezdi, anlam veremiyordu bir türlü. Yine gözleri doldu. Derin bir ah çekti. Kocası hayatta olsaydı, acaba Mert Ayaz yine bu kadar inatçı olur muydu? Erkenden yuvasını kurardı belki, torunları bile olurdu, kim bilir?

Bir zaman oturdu cam kenarına, gözleri uzakları delip geçti. Sonra duvarda asılı saate kaydı gözleri, yirmi dakika kadar bir zaman kalmıştı söz merasimine. Ağrıyan ayağına inat, yürüyüşünü hızlandırıp odasına girdi. Kıyafetini değiştirdi. Sözde takacağı takıyı da koydu çantasına. Artık hazırdı yola çıkmaya.

Afife’nin, yokuşun yukarısında bulunan evinin merdivenlerine gelene kadar nefes nefese kalmıştı. Biraz merdivenlerin korkuluğuna yaslanıp nefesinin düzene girmesini bekledi. Kendini iyi hissettiğine kanaat getirdiği vakit kapının ziline dokundurdu uzun biçimli parmaklarını.

Çok beklemedi, kapıyı evin ortanca kızı Ayla açtı. Ne çok istemişti bu kızı oğlu Mert Ayaz’a da inatçı oğlu bir türlü kabul etmemişti… Ne de uysal, hanım hanımcık bir kızdı Ayla. Pişirdiği yenir, yaptığı işler öve öve bitmezdi. Bilirdi Rüveyda, oğlunda gönlü vardı Ayla’nın da Mert Ayaz istemezdi, ne yapsın kadıncağız…

İçeri davet etti Ayla onu, salonda bekleşen misafir hanımların yanına. Gözleri, tanıdık aradı kısa bir süre. Kapıdan adımını attığında kız tarafından olan hanımlar, ‘Hoş geldin.’ deyip yer gösterdiler Rüveyda’ya. Pek kalabalık olduğu söylenemezdi. Mahalleden üç beş tanıdık, kız tarafı ve erkek tarafının yakın akraba hanımları salonu ancak doldurmuşlardı. Halide’nin yanına geçti, oturdu. Ortalıkta hafif bir uğultu, kısık kahkahalar kulaklarına doldu.

Halide, ondan tarafa biraz eğilip kaşları ile allı pullu, şen şakrak, etine dolgun kadını gösterdi.

“Mehlika’nın kayınvalidesiymiş. Gören de bunu gelin olacak sanır.”

Baktı kadından tarafa, yaşından beklenilmeyecek kadar gösterişli bir kıyafet giymişti kadın, ağzı sanki hep kulaklarındaymış izlenimi vermişti Rüveyda’ya.

“Biraz abartılı olmuş sanki?”

“Ne birazı, bariz abartılı olmuş. Ama kadının ahdi varmış, beş kızdan sonra tek oğlu… Evlendiği gün böyle allı pullu giyinip kuşanacağına yemin etmiş.”

Duyduklarından sonra hak vermeden edemedi Rüveyda, kadına.

Ah, Mert’i bir ikna olsa evlenmeye, neler yapmazdı ki…

Sonra kadınlar arasındaki konuşmalar dikkatini çekti ister istemez. Pek adeti olmasa da dinleyivermişti işte. Kadınlar kendi aralarında emekli Kaymakam Ekrem Bey’in kızı Elif’i konuşuyorlardı. Biliyordu Elif’i de. Ahlâkı için pek iyi şeyler duymamıştı. Halbuki gerek annesi gerek babası Ekrem Bey, ne iyi insanlardı. Yanında oturan Raziye’nin sesi ile düşüncelerinden sıyrıldı.

“Neriman, anacım, bu kız Kaymakam Bey’e hiç çekmemiş. Zavallı adam, bu kız yüzünden kahrından ölecek. Adam namazlarını kılar, hiçbir ibadetini kaçırmaz; küçük hanım ise gece gezmelerini, arkadaş toplantılarını kaçırmaz…”

“Öyle, bacım, kız kısmı eccik oturaklı olur.”

İyiden iyiye emekli Kaymakam Ekrem Bey’in biricik kızının dedikodusu, kaynayan kazan misali kadınlar arasında kaynamaya başlamıştı. Duydukları Rüveyda’nın pek hoşuna gitmedi. Sanki bu ilçe için Kaymakam Ekrem Bey’in hiçbir emeği yokmuş gibi nasıl da çekiştiriliyordu evladı! Kursaklarından geçen her lokmanın onun emekleri

sayesinde olduğunu ne çabuk unutmuştu bu insanlar? Hâlbuki onun hatırına bu nahoş konuşma yapılmamalıydı Rüveyda’ya göre. Sabırla suskunluğunu korudu. Mehlika ve sözlüsü salona alınmasaydı uzar giderdi işittiği bu dedikodular.

Erkek tarafının aile büyüğü olarak damadın babası dua ve kısa bir konuşma yaptıktan sonra uzatılan söz tepsisindeki yüzükleri ve makası alıp hayır duaları eşliğinde kesti gençlerin kurdelesini. Rüveyda ne çok imrendi bu sahneye. Bir anda canı sıkıldı. Nedendi bir şeyi çok istediğinde insan, o şey hemen olmuyordu? Çok şey mi istiyordu? Bir evin bir oğluydu Mert Ayaz. Evlenseydi de anneciğinin yüreği rahat etseydi…

Neden olmasındı? Aklına daha önce bu fikir gelmediği için kendine kızıyordu Rüveyda. Her daim baş yastığı kendine eş olmak zorunda da değildi ki. Hem Mert Ayaz, her genç kızın hayalini süsleyecek kadar yakışıklı, hiçbir kötü huyu olmayan akıllı bir gençti. Ondan iyisini mi bulacaktı? Bir an önce akşam olmasını isteyecek kadar bu düşünce aklına yattı. Çekecekti oğlunu karşısına, diyecekti ona bir kısmet bulduğunu… Kaymakam Ekrem Bey’in üzerlerinde çok emeği vardı. Öyle bir adamdan böyle bir evlat… Olsundu canım, Elif karakter olarak iyi olmayabilirdi ama oğlu dört dörtlük bir gençti. ‘Ya huyundan ya suyundan.’ demişler, Elif de düzelirdi, kim bilir?

Tags:
Paylaş
4 Yorum
  1. Yazar
    gönülhanem 1 ay önce

    Artık Dreame Uygulamsı üzerinden yazıyorum. Bana yine Gönülhanem rumuzu ile ulaşabilirsiniz. Okuduğunuz ve hiç okumadığınız kitaplarım ile Dreame deyim bilginiz olsun.

  2. Cemre121219666 9 ay önce

    Yazarım aramıza gelmişsin vallaha çok hoş gelmişsin

Bir Cevap Bırakın

© 2021 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account