1. BÖLÜM

Keyifli okumalar 🙂

Dans etmek, tutkuyla müziğin ritmine kendini bırakmaktır. Her hareketimde içime huzurun ilmek ilmek işlendiğini hissediyorum. Gözlerim kapalı, dudaklarımda mutluluğumu belli eden bir gülümsemeyle dans ediyorum. Müziğin bitmesiyle son hareketimi yapıp yere oturuverdim. Derince soluklanıyordum yorucu ama bir o kadar keyifliydi dans etmek. Ayağa kalkıp masanın üstünden su şişemi alıp bir dikişte bitirdim. Şişeyi masaya bırakıp telefonumu elime aldım. Meleğimden cevapsız çağrı vardı. Numaranın üstüne basıp telefonu açmasını bekledim. Birkaç saniye sonra güzel sesi kulaklarıma doldu.

“Kuzum Naber?”

“İyidir meleğim senden Naber?”

“İyi. Size geldim kapıyı aç diye aramıştım da açmadın bende kapıyı çaldım. Nermin teyze ‘evde yok’ dedi. Neredesin bu saatte?” diye fırça çekiyordu. Anneme haber vermeden stüdyoya gelmiştim. pencereden bakınca akşam olduğunu daha yeni anlıyordum.

“Stüdyodayım sabah erkenden evden çıktım kafam biraz dağınık toplayayım diye geldim. Hangi ara akşam oldu anlayamadım.”

“Ne oldu? yada dur geliyorum oraya kahve yap bana iki dakikaya oradayım. Öptüm bayyy” deyip telefonu yüzüme kapattı. 

Gülerek mutfağa doğru gittim. Melek iki yakın arkadaşımdan birisiydi hatta kardeşim diyebilecek kadar yakınlardı. Doruk ve melek hayatımda oldukları için çok mutluydum. Dorukla ilk okuldan beri çok yakın arkadaştık dedelerimiz de bizim gibi yakın arkadaştı. Melekle de liseden beri çok yakın arkadaştık. Aynı lisedeydik dört sene boyunca aynı sırayı paylaşmıştık. Doruk bizden iki yaş büyüktü. Melekle ben 20 yaşındaydık. Doruk da 22 yaşına daha yeni girmişti. Bu stüdyonun açılması dorukla benim en büyük hayalimizdi ve gerçekleştirmiştik. Tam bir yıl önce açmıştık bu stüdyoyu. Doruğun anne ve babası dans eğitmeniydi. Doruk 7 yaşındayken onları kaybetmişti. Çok zor atlattı anne ve babasının ölümünü. Dedesiyle yaşamaya başladı. 

Bir gün dışarıda oynarken, bana ‘Dans etmeyi sever misin?’ diye sordu. Daha önce hiç etmediğimi söylediğimde bana öğretebileceğini söylemişti. Daha 5 yaşındaydım o ise 7 yaşındaydı. Günlerce tek oyunumuz dans etmek olmuştu. Doruğun anne ve babası doruk üç yaşındayken ona dans etmeyi öğretmişti. Dorukta öğrendiklerini bana öğretmişti. Dans etmekten yorgun düştüğümüz sırada,

‘Büyüdüğümüz zaman dans okulu açalım mı?’ diye sorduğunda çok şaşırmış çocuksu bir sevinçle,

‘Olur. İkimiz öğretmen oluruz değil mi?’ diye sorduğumda başını evet anlamında sallamıştı.

2 sene önce dedesini de kaybettikten sonra ondan kalan binanın iki katını birleştirip stüdyo yapmıştık. Üst katı tamamen bize aitti. Bir odayı ofis gibi döşemiş, bir odayı da sadece bizim girebileceğimiz ve vakit geçirebileceğimiz gibi tasarlamıştık. Duvarlar boydan boya raflarla dolu, rafların üzerinde de bizim Fotoğraflarımız vardı.

Zil çalma sesi gelince aşağı kata inip kapıyı açtım. Melek kendini içeriye atar atmaz ellerini dizlerine dayayıp derin derin nefes oluyordu.

“hemen geleceğim diye canım çıkıyordu.” deyip sakinleşince bana sarıldı.

“Niye koşuyorsun ki” dedim üst kata çıkarken. Arkamdan gelip mutfak masasına oturunca

“Ne bileyim ya. Doruk nerde?” diye sorduğunda cevabını bende bilmiyordum. Doruk üç katlı apartmanın en üst katında kalıyordu muhtemelen evde değildir yoksa sesi duyup çoktan inmişti aşağıya.

“Bilmiyorum ki, evde olsa inerdi aşağıya. Ben arayayım bütün gün görmedim.” dedim telefonumu elime alıp doruğu aradım. Bir elimle telefonu tutarken diğer elimle kahveleri fincanlara döküyordum. Fincanın birini meleğe verdiğim sırada doruk telefonunu açmıştı.

“Efendim Hale.” dediğinde sesi tuhaf geliyordu. Kaşlarımı çattığım anda melek fincanı elinden bırakıp yanıma gelmişti.

“Doruk? neredesin, sesinde bir tuhaf geliyor. İyi misin?” dedim. endişelenmiştim.

“İyiyim. Evdeyim biraz halsiz hissediyorum. Bütün gün yataktan çıkmadım.” deyince Melek bana merakla bakıyordu.

“Eh be çocuk sesi duymadın mı ben stüdyodaydım arasaydın gelir çorba falan yapardım.” dedim. Boğukça gülüp,

“Sen bana çorba yapacaksın bende iyileşeceğim öyle mi? valla ölmeye niyetim yok.” deyince bozulmadım desem yalan olur. Tamam harika yemekler yapamıyor olabilirdim ama bir çorba da yapabilirdim.

“Ha-ha-ha hastalık üstüne bir komiklik getirmiş Dorukçum. Neyse biz geliyoruz Melekle.” deyip,

telefonu kapattığım sırada Melek çoktan yukarı çıkmak için kapıya doğru yürüyordu bile. Melek ve doruk eskiden sevgiliydiler ama ilişkilerini yürütemeyeceğini anladıklarında iki arkadaş olarak kalmayı başarmışlardı. Yine de hala birbirlerine aşık olduklarını biliyordum. Ayrıldıktan sonra ikisi de başkalarını hayatlarına almışlardı ama hiçbiri uzun süre yanlarında kalamamıştı. Gerçi melek ne zaman birisiyle flört etse  doruk sürekli müdahale ediyor her dakika başlarında olduğu için ilişki başlamadan bitiyordu. Melek çok isyan etse de artık durumu kabullenmişti. Gerçi melekte masum değildi doruğun kız arkadaşlarını her ortamda rezil ediyor kız da çekip gidiyordu. Arada kalıp ikisini izlemek aşırı zevkli oluyordu ama bazen de çok üzülüyordum hallerine .

Merdivenleri çıktıktan sonra doruğun evinin anahtarı bizim stüdyo anahtarlığının içinde vardı. Kapıyı açıp salona doğru ilerledik. Doruk battaniyeye sarılı şekilde kanepede öylece yatıyordu. Melek kanepeye yaklaşıp elini Doruğun başına koyup, direkt bana döndü.

“Hale yanıyor.” dedi endişeyle yanına gelip elini alnına koydum gerçekten de yanıyordu. Doruk gözlerini bir açıp bir kapatıyordu. Kendinde değildi. Panikle,

“Ambulans çağırayım mı?” dedim Melek böyle kriz durumlarında sakin düşünürdü, ben ise panik yapan taraftım. Doruğu battaniyeden kurtarmaya çalışarak,

“Hayır gerek yok soğuk duş iyi gelir. Sen yardım et bana önce şu battaniyeden kurtaralım onu” dedi. 

Doruğu battaniyeden ayırıp banyoya kadar taşımak zorunda kaldık eşek ölüsü gibi ağırdı. Sadece tişörtünü çıkarıp üstüne soğuk su tuttuk irkilip kaçmak istese de engellemiştik. Melek soğuk suyu Doruğun üstüne tutup,

“Hale sen çorba malzemelerini çıkar ben geliyorum” deyince mutfağa doğru yol aldım. Gerekli olan malzemeleri çıkarıp tezgaha bıraktım. Arkamdan Melek gelince ona doğru dönüp,

“Ne yaptın?” dedim. 

Sinirle malzemeleri tencereye koyup çorba yapmaya çalışıyordu ama sinirden eli ayağına dolaşmaya başlayınca ellerini tutup durdurdum.

“Hale çıldırttı beni ya yok iyiymiş bir şeyi yokmuş. Üstünü giymesi için eşyalarını banyoya bırakıp çıktım tam bir çocuk gibi davranıyor.” deyince haline güldüm. 

Birlikte çorba yapıp kaseye döküp tepsiyi elime aldım. Melek önden gidip üstünü giyen Doruğu salona hazırladığımız hasta yatağına yatırdı. Ardından kucağına tepsiyi bırakıp tekli koltuğa kendimi attım. Melek, Doruğa laf anlatmakla meşguldü, çocuk gibi kavga ediyorlardı. Telefonumu elime alınca saatin epey geç olduğunu fark ettim. Annemden ve babamdan bir sürü cevapsız çağrı vardı. Mutfağa geçip annemi aradım. Telefonu açınca hemen bağırmaya başladı.

“Eşek sıpası, sabah bir çıktın saat gece yarısına geliyor. Ne bir haber veriyorsun ne de telefonunu açıyorsun kime çektin bilmem ki…” annem hız kesmeden bana fırça atarken sözünü kesip,

“Annecim özür dilerim. Doruk hasta ona bakıyoruz telefonum da sessizdeydi duymamışım.” dedim. Annem Doruğu severdi.

“Kızım neden haber vermiyorsun. Geliyorum ben bakarım oğluşuma” deyince gözlerimi devirmeden edemedim benden çok severdi Doruk oğlunu.

“Yok anne gelmene gerek yok, biraz daha iyi sen hiç gelme bu saatte biz Melekle bakıyoruz.” deyip annemi ikna ettikten sonra salona geri dönmüştüm.

 Doruk keyifle çorbasını içerken Melek de tekli koltukların birisinde oturmuş sinirli sinirli Doruğa bakıyordu. Aralarında ne geçti hiçbir fikrim yoktu ama şu an onlara karışacak kadar enerjik hissetmiyordum kendimi.

Kimseden ses çıkmıyor, öylece oturuyorduk. Aylardır gördüğüm rüyalar aklıma geldikçe canım sıkılıyordu. Rüyaları bu kadar kafaya takmam normal miydi? Bilmiyorum. Daha dün gece rüya görmüştüm hatırlamak düşünmeme neden oluyordu işin karmaşıklığı yüzünden bir türlü rahat değildim. Sadece iki aydır böyle yoğun rüyalar görüyordum. Daha önce de gördüğüm rüyalarımı hatırlıyordum ama bu kadar karışık değildi. Uyanınca da kendimi çok tuhaf hissediyordum. Kıvırcık saçlı bir adamı sürekli rüyamda görüyordum fakat asla yüzünü hatırlamıyorum. Aynı kişileri farklı mekanlarda görüyordum. Dalgın dalgın düşüncelerimle boğuşurken Meleğin sesiyle ona döndüm.

“Hale, Doruk uyudu. Hadi gel kahve yapalım.” deyince beraber mutfağa gittik. 

Melek kahveleri yaparken bende sessizce onu izliyordum. Bir şeylerle uğraştığım zaman düşünmüyordum rüyalarımı, bu yüzden sabahın köründe çıkıp stüdyoya geldim. Şimdi öylece oturunca bütün düşüncelerim zihnime dolmuştu. Melek, kahveleri kupaya dökünce bir tanesini elime alıp mutfağın balkonuna çıktık. En üst kat olduğu için terası çok büyüktü. Üç tane koltuk şeklinde salıncak vardı.  Karşılıklı oturduk, dizlerimi kendime çekip kupayı da ellerimle sardım. Melekte bağdaş kurup oturunca bana bakıp,

“Anlat bakalım, bugün bir sessizsin” deyince nasıl anlatacağımı bilemedim. Aslında bir çoğunu biliyorlardı.

“Belalı rüyalarım vardı ya anlatmıştım. Onlar canımı sıktı biraz.”

“Nasıldı bu sefer” deyince, derince nefes alıp iki saniye gözlerimi kapatıp açtım.

“Yine o kıvırcık saçlı adamı gördüm. Ormanlık bir alandayız, ağaçlarla çevrili bir yolda yürüyoruz o önden gidiyor ben takip ediyorum. Yolun sonunda uçurum var. Uçurumun kenarında salıncak mavi tüllerle süslenmiş bir salıncaktı. Salıncağa oturuyorum beni sallıyor, önce yavaş sonra birden hızlanmaya başlıyor. Durdurması için bağırıyorum ama daha da hızlanıyor. Korkudan gözyaşlarım tek tek akıyordu. Uçurumdan düşüyorum ama tam yere çakılacakken beni tutuyor. Sonra da uyanmışım.” dedim. Melek dikkatle beni dinledikten sonra şaşkınca bana bakıyordu.

“Bu nasıl rüya böyle, kuzum Profesyonel bir yardım almak ister misin?” dediğinde gülüp,

“Sen ne güne duruyorsun geleceğin psikoloğu” dedim konuyu değiştirmeye çalışıyordum. 

Melek de benim gibi taktı mı takardı ve benim yüzümden düşüncelere boğulmasını istemiyordum.

“Daha psikolog sayılmam bir kere” dediğinde gülmüştüm. 

Melek psikoloji bölümü 2. sınıf öğrencisiydi. Mesleği bu olsa da hafta sonları ve hafta içi bazı akşamlar, Sarmaşık kafede şarkı söylüyordu. Sesi harikaydı.

“İki sene kaldı hem pratik yapıyorsun benimle” dediğimde benimle uğraşmak istemedi herhalde sustu.

“Sen annenlere haber verdin mi? Bu gece burada kalacağımızı.” dediğimde başını evet anlamında sallayıp,

“Mesaj attım. ” dedi.

Biraz daha oturup Melek, Doruğa bakmak için içeri geçince bende aşağı stüdyoya indim. Yarın pazartesiydi sabah erkenden ders vardı. Doruğun programındaki dersleri benim programıma aldım. Öğrencilere tek tek mesaj atıp haber verdim. Her seviyeden iki sınıf vardı birine ben diğerine Doruk giriyordu. Şimdilik iki sınıfı birleştirip ders yapacaktım. Saatleri de değiştirip program defterimi kapattım. Dans sınıflarından birisine kendimi atıp, müziği ayarladım.

Anne Marie – Caoi Adios 

Müziğin ritmine uygun figürlerimi yaptım. Bir yandan da şarkıya eşlik ediyordum. Ne kadar süredir dans ediyorum bilmiyordum. Müziğin sesi yüksekti sanki düşüncelerimin sesini bastıracakmış gibi…

Odanın dışına çıkmıyordu hiçbir ses bu da gecenin bir yarısı dans etmeme engel değildi. Yorulduğumu hissedince Hobi odasına girip kendimi koltukların birine attım. Yukarı çıkmaya çok üşenmiştim. Gözlerim daha fazla dayanamadı ve kendini uykunun kollarına teslim etti.

MELEK;

Haleyi ortalıkta görmeyince aşağı indiğini anladım. Doruğun ateşine baktığımda düştüğünü fark ettim. Yine de biraz vardı elime sirkeli su dolu kaseden bezi alıp alnına ve boynuna koydum. Annem hep böyle yapardı ben hasta olduğumda. Doruk kanepede yatıyordu bende yere çökmüş kolumu kanepeye dayayıp başımı ellerimin arasına aldım. Dakika başı bezi yeniliyordum. Doruk sayıklamaya başlayınca başımı yasladığım elinden çekip doruğa baktım.

“Melek… ” adımı sayıklıyordu.

“Buradayım, ateşin düştü sayılır yarına bir şeyin kalmaz. ” dedim. 

Beni duymuyordu sadece sayıklıyordu. Yüzünü dikkatlice inceliyordum öyle güzel biçimli yüzü vardı ki kıskanıyordum onu. Kumral saçları yumuşacıktı, pürüzsüz yüzü ne gölge düşürmüş kirpikleri her şeyiyle uyum içerisindeydi. Lise 1 de Hale bizi tanıştırdığında öyle farklı bir havası vardı ki hayran olmuştum. Sonra Haleye davranışı bana olan bakışları içimi ısıtmıştı. Ben ona aşıkken onun bana aşık olmaması bitirmişti bizi. Çıkmaya başladığımız ilk zamanlar ona aşık olduğumu söylesem de onun bana karşı güçlü duygular beslemiyordu. Çok güzel bir kalbi vardı ben ona aşığım diye bana çıkma teklifi etmişti ama görüyordum beni sevmiyordu gerçi daha çocuktuk ne anlardık sevmekten, aşktan…

Sonrasında bana aşık olmadığı halde bir ilişki sürmez diye arkadaş kalmayı istemiştim. Hiç zorlanmazdı bana aşık değildi. İlk zamanlar çok zorlandım ama zamanla aştım. Başka kızlarla görmek canımı çok acıtıyordu. Doruktan sonra iki tane flörtüm olmuştu fakat hiçbirisi flörtten ötesine geçememişti. Bu yaptığım çok yanlış ama onun yerini kimseye koymak istemiyordum.

Ellerimizi kenetledim bir süre öylece tuttum. Başımı ellerimize dayayıp,

“Seni seviyorum” diye fısıldadım.

Göz kapaklarım ağırlaşıyordu kendimi uykuya teslim ettim.

HALE;

‘Hırçın dalgalar kayalıklara çarpıyordu. Denizin tuzlu kokusu genzimi yakıyordu. Beyaz tüllü elbisemle kayalıkların üstüne oturdum. Gökyüzünden gelen güneşin güzel ışığı yüzüme vuruyor. Omzumda bir el hissetmemle arkama dönüyorum. Yine o, yanıma gelip oturuyor ve hiç konuşmadan öylece bekliyoruz. Ondan tarafa bakamıyorum çok merak etsem de bakamıyorum. Derin nefes alıp,

“Beni merak ediyorsun” diyor. Ellerimi önümde birleştirip, denize bakıyorum.

“Evet merak ediyorum. Sürekli rüyalarıma giriyorsun neden?” diye sordum.

“Rüyalarına girmemi sen istiyorsun.” deyince ona bakmaya başladım. Uzun boyu oturunca bile benim iki katımdı. Kafamı kaldırıp yüzüne bakmaya başladım ama yüzü bulanık geliyordu.

“Ben neden isteyeyim senin rüyalarıma girmeni?” diye sordum. Omuzlarını dikleştirdi bana doğru bakmıyordu.

“Sen istemediğin sürece birileri rüyana giremez. Kendini kandırsan da…” sözünü tamamlamadan bana doğru döndü ve bir elini kalbimin üstüne koydu. O an kalbim çok hızlı atmaya başladı.

“Kalbine söz geçiremezsin. Burası beni görmeni istiyor.” deyince sanki nefes almayı unutmuştum. Öylece ona bakınca elini hala çekmemişti. Sonunda derince nefes alınca elini çekti.

“Peki neden yüzünü göremiyorum?” dedim. Yüzünü tekrar denize doğru dönüp,

“Bende bilmiyorum ki yüzümü, senin hayalinim ben sen istediğin zaman şekilleneceğim.” dedi. Çok saçma değil miydi? Ben neden onu hayal edeyim. Başımı sağa sola salladım.

“Bu olanlar çok saçma” dedim kalkmaya yeltenince elimi tutup benimle birlikte ayağa kalktı. Ellerimizi ayırmamıştı.

“İnkar etsen de  gerçek bu… Gerçek aşkı bulduğun zaman beni bir daha görmeyeceksin.” dediğinde gözlerim dolmuştu.

“Ya hiç aşık olmazsam?” diye sordum. Ellerimi okşayıp,

“Olacaksın, çok yakında…” dediğinde kaşlarımı çattım. Tam bir şey söyleyeceğim anda ellerini dudaklarına götürüp öptü. Şaşkınca onu izliyordum.

“Kendini sıkma her şey kendiliğinden gelişecek.” ellerimi bırakıp hızla uzaklaştı. Arkasından öylece bakakaldım. Peşinden koşmaya çalıştıkça her yer kayboluyordu. Deniz bir anda buhar olup kayboldu. Ben öylece etrafıma bakarken,

“Adın nee?” diye bağırdım. Ama ne ses vardı ne de görüntü.’

Gözlerimi açtığımda hobi odasında uyuduğum koltukta bağdaş kurmuş etrafıma boş gözlerle bakıyordum. Telefonumu yerden alıp saate baktığımda 7’yi geçiyordu. bu saatten sonra uyuyamazdım. Kalkıp mutfağa gittim. Kendime kahve yapıp masaya oturdum. Melek hala uyuyordur diye yukarı çıkmaktan vazgeçip, çalışma odasına girdim. İki saat sonra dersim başlayacaktı öğrenciler gelmeden son kez programıma baktım. İlk sınıf başlangıç seviyesinde olan öğrenciler gelecekti müzikleri ayarladım. Aklıma doruk gelince telefonumu alıp yukarı çıktım. Anahtarla kapıyı açıp girdim içeri ses yoktu uyuyorlardır diye sessizce salona doğru gittim. Kapıdan girmeden durdum doruk uyanmış, kanepenin önünde uyuya kalmış meleğe bakıyordu. Doruk gözlerini hiç ayırmadan meleğe bakıyordu elini saçlarına koyup öylece durdu. Kafasını kaldırınca göz göze geldik gülümseyip içeri girdim.

“Günaydın.” dedim. sessiz konuşuyordum melek hala uyanamamıştı. Kendimi tekli koltuğa bıraktım. Doruk ellerini meleğin saçından çekip,

“Günaydın.” dedi.

“Daha iyi misin? gece boyunca başından ayrılamamış. Ben aşağıdaydım.” dedim

“İyiyim biraz boğazım acıyor sadece” dediği sırada melek uyanmıştı. Kendini toparlayıp doruğa baktı elini alnına koyup,

“Ateşin düşmüş kendini nasıl hissediyorsun?” diye sormuştu. Doruk gülümseyip iyi olduğunu söyleyince başını sallayıp yanımdaki tekli koltuğa oturdu. Doruk,

“Bütün gece burada mı uyudun?” diye sordu melekte başını evet anlamında sallayıp,

“Ateşin düşmedi gece sirkeli su yaptım. Sonra da uyuya kalmışım.” dedi.

Acıktığımı hissedince ayağa kalkıp,

“Acıktım kahvaltı hazırlayacağım sonra da dersim var.” dedim. Doruk ayaklanınca nereye diye bakış attık melekle, omuz silkip,

“Benimde dersim var bugün” diye açıklama yaptı.

“Yok otur sen öğrencilerine haber verdim sınıfları birleştirdim ben gireceğim derslerine” dedim. İtiraz edeceği sırada melek onu yatağına yatırıp yanıma gelerek mutfağa gittik. Bir şeyler hazırlarken melek de tepsiye doruk için bir şeyler koyuyordu. Doruğun kahvaltı tepsisini götürürken bende bizim çayları doldurup içeri masayı hazırladım. Sessizce kahvaltımızı yapıp telefonumdan saate baktım. Ders saati gelmek üzereydi çayımdan son yudumu alıp ayaklandım.

“Ben aşağı iniyorum birazdan ders başlayacak. ” dedim. 

İkisi de başını tamam anlamında sallayınca aşağı indim. Bugün bütün gün dans derslerine girecektim. Öğlen üç saatim boştu, o arada okula gitmem gerekiyordu. Üniversite de resim bölümü okuyordum daha 2. sınıftım. Kendimi bildim bileli bir şeyler çizmeyi seviyordum. Yeteneğimi halamdan almışım, halamda üniversitede resim okumuştu. Her yıl sergisi olurdu geçen sene kocasından boşanınca evini satıp küçük bir kasabada atölye açmıştı. Küçükken birlikte resim yapardık üniversitede de resim bölümü okumak istemiştim. Zaten dans eğitmenliği yapıyordum farklı bölüm istememiştim sanat seviyorum ben.

Soyunma odasına gidip dolabımdan dans ederken giydiğim taytımı ve sporcu atletimi giyip üstüne de göbeğimi açıkta bırakan üstü giyip ayakkabılarımın bağcıklarını sıkıca bağladım. Tam o sırada zil çaldı öğrenciler gelmişti. Kapıyı açıp gelen öğrencileri içeri aldım. Kapıyı kapatmadan içeri geçtim. Öğrenciler soyunma odalarına geçip üstlerini değiştirip teker teker sınıfa girdiler. Bilgisayardan müziği ayarlayıp sandalyeye oturup gelmelerini bekledim. Bir süre sonra hepsi eksisiz gelmişti. Ayağa kalkıp karşımda duran öğrencilerime doğru yaklaştım.

“Gençler Doruk hocanız biraz rahatsız, o iyileşene kadar iki sınıfla aynı anda ders yapacağız sonra herkes kendi sınıfında olacak” dedim. 

Doruğun sınıfında ona hayran kız öğrencileri vardı hemen lafa atlayıp,

“Neyi var hocam kötü bir şey değildir inşallah” deyince

“Yok önemli bir şey değil üşütmüş dinleniyor şimdi” dedikten sonra konuyu kapatmıştım yoksa çok uzayacaktı.

Shawn Mendes- Senorita

Şarkısını açıp önceden belirlediğim  koreografiyi onlara adım adım göstererek yapmalarını istedim. Birkaç kişi dışında çoğunluğu çok iyi dans ediyordu. Bir saate yakındır dans ediyorduk cidden yorulduğumu hissedince öğrencilere baktım. Onlarında yorulduğu yüzlerinden okunuyordu 20 dakika mola verip, kendimi odaya attım. Ajandama bakınca yarım saat sonra bir grup lise öğrencisi gelecekti. Bir aydır onları liseler arası şarkı yarışmaları için dans koreografilerine çalıştırıyordum. 1 hafta kalmıştı bugün son kez prova alacaktık. Sınıfa geçip öğrencilere gösterdiğim koreografiye çalışmalarını söyledim haftaya tek tek koreografilerini göstereceklerdi, bizde bir sonra ki seviyeye geçip geçmeyeceklerini söyleyecektik. Onları sınıfta çalışmaları için yalnız bırakırken bende diğer sınıfa geçtim.

Yarışmaya katılacak öğrenciler gelmeye başlamıştı. sınıfa geçtiklerinde öğrencilerden birisi,

“Hocam Başak biraz hastaymış gelemedi.” dedi. Başak grubun solistiydi, başımı tamam anlamında sallayıp,

“Umarım bu hafta iyileşir çünkü çok az bir vaktiniz kaldı. Başağın yerine bugünlük birisi geçsin son kez Başakla bir prova daha alırız.” dedim. 

Öğrencilerden gönüllü çıkmayınca ben seçecektim ki Öğrencilerden birisi,

“Başağı, Melek abla çalıştırıyordu keşke Melek abla burada olsaydı.” Demişti arkadaşlarıyla konuşuyordu. Gülümseyip,

“Çok şanslısınız Melek yukarıda çağırayım müsaitse gelir.” dedim. Öğrenciler sevinirken ben sınıftan çıkıp meleği aradım. İlk çalışta açtı

“Meleğim sana işim düştü” dedim.

“Ne oldu Hale?” diye sorunca hemen konuştum.

“Bizim liseler arası şarkı yarışmasına katılacak öğrencilerimiz vardı ya hatta solistini sen çalıştırmıştın.” dedim

“Evet hatırladım.”

“He işte son provamızı yapacaktık ama solistleri hastalanmış öğrencilerde rica ettiler acaba Melek ablamız gelip bize katılır mı diye” bir çırpıda söyleyip derin nefes verdim.

“Tamam geliyorum.” deyince telefonu kapattım. Sınıfa dönüp,

“Gençler Melek ablanız geliyor şimdi siz hazırlanın.” dedim. 

Müziği ayarladığım sırada sınıfın kapısı açılıp meleğin içeri girdiğini görünce gülümseyip Meleğin yanına gittim.

“Duydum ki bana ihtiyacınız varmış.” dediğinde herkes gülmeye başlamıştı.

“Solistiniz de geldiğine göre başlayalım. ” dedim.

Öncelikle daha slow bir parçayla başlıyorduk.

James arthur- İmpossible

Parçasıyla başlıyorduk Melek ortada şarkıyı söylerken daha önceden onunda bildiği koreografiye uyum sağlıyordu. Bu kostümlü prova olduğu için sadece melekte kostüm yoktu. Herkes beyaz giyiniyordu Meleğin de üstünde beyaz elbisesi olduğu bu tesadüf harika uyum sağlamıştı. Şarkı bittiğinde bütün öğrenciler yerdeyken birden melek ayağa kalkıp

Keşha- TİK TOK

Şarkısını söylemeye başladı daha hareketli şarkıydı. Bu şarkıda Melekle birlikte Barış da dans ediyordu. Nakarat kısmında hepsi müziğin ritmine göre dans koreografimize uyuyordu. Şarkı bittiğinde iki erkek öğrenci diz çökmüştü. Melek de ayaklarını öğrencilerin dizlerine koyup bitiş pozu verdi. Hep birlikte alkışlayıp gülüyorduk sınıf kapısında bizi alkışlayan Doruğu görünce Melekle birlikte kızgın bakışlarımızla ona doğru bakıyorduk.

“Ne işin var burada dinlenmen gerekiyordu.” diye sitem etmiştim. Doruk omuzlarını silkip,

“Ama çok sıkıldım yatmaktan, çalışmasam da izleyebilirim değil mi?” dediğinde masum masum bakıyordu. Kimse kıyamazdı doruğun bu bakışına ama senelerin getirdiği tecrübeyle artık biz kanmıyorduk. Melek öğrencilere dönüp,

“Gençler hepinize teker teker başarılar diliyorum. Kazanacağınıza inanıyorum güzel haberlerle gelin tamam mı?” dedikten sonra Doruğa dönüp,

“Hadi bakalım koca adam senin dinlenmen lazım iyileş öyle gelip izlersin.” deyip Doruğu kolundan çekerek sınıftan çıkarmıştı. Koreografiyi tekrar çalışmalarını isteyip diğer sınıfa geçmiştim.

İki sınıf arasında gidip gelmekten ayaklarımda derman kalmamıştı. Öğlen olduğunda okula gitme saatim gelmişti. Üstümü değiştirmek için soyunma odasına gitmiştim. Bu odadaki en büyük dolap benimdi çünkü okul, ev, stüdyo arası gidip geldiğim için yedek kıyafetim bulunuyordu. Kısa bir duş alıp, üstüme sarı çiçekli beyaz elbisemi giyip ayağıma da yazlık bez ayakkabımı giymiştim. Sırt çantamı takıp, resim çantamı da omzuma taktım.

****

Otobüs maceramdan sonra sınıfıma doğru gidiyordum. Mimar Sinan güzel sanatlar fakültesinde okuyordum. Yetenek sınavında ilk 3’e girmiştim. Hayrandım bu üniversiteye ilk gördüğümde manzarasına aşık olmuştum. Diğer üniversitelerin yetenek sınavlarına girmemiştim. Kazandığımda çok mutlu olmuştum. Şimdi burada 2. yılım hala ilk günkü heyecanla geliyordum. Bugün canlı model çizecektik sınıfa geçip minder alıp yere oturdum. Farklı bakış açılarından çizmek çok güzel oluyordu. İki kişi daha gelmişti sınıfa, o sırada telefonum çalınca çantamdan çıkarıp arayana baktım. Melek arıyordu açıp,

“Efendim meleğim” dedim

“Hale bugün kafede sahne alacağım doruk tutturdu bende geleceğim diye beni dinlemiyor. Onunla konuşur musun?” diye sorduğunda gülüp,

“Kuzum doruk bu onu vazgeçiremezsin. Kendini nasıl hissediyormuş?” diye sordum.

“Daha iyi dünden kendini iyi hissediyormuş.” dediğinde,

“Tamam o zaman sen zaten erken çıkacaksın söyle ona beni beklesin birlikte geliriz. Kalın giyinsin daha kötü olmasın bu hava da nasıl hasta oldu onu da anlamıyorum ya neyse.” soluksuz konuşmuştum. Melek,

“Bende bilmiyorum ki, kim bilir hangi kızın peşindeyken hastalanmıştır.” son söylediğini doruğun duyması için bağırarak söylemişti. Gülüp,

“Kuzum ben şimdi kapatıyorum ders başlayacak şimdi.” deyince melekte tamam demişti. Telefonu kapatıp kalemlerimi hazırladım.

******

“Doruk şu hırkayı giyer misin?” elimde hırkayla evde köşe kapmaca oynuyorduk resmen çocuk gibi ‘o hırkayı giymeyeceğim’ diye tutturdu. Ben durduğumda o da durmuştu kötü bakışlarımı atıp,

“Bu hırkayı giymezsen bizim okuldaki borayı meleğe ayarlarım.” dedim. Doruğun gözleri öfkeyle karardı.

“Lan salak mısın o çocuk hiç tekin değil.” demişti. Omuzlarımı silkip,

“Ben bir şeyini görmedim. Sen nerden biliyorsun ki ben sadece size bahsettim hiç tanıştırmadım.” dedim. Kaçamak bakışlar atıyordu. Adım kadar eminim ki ben bahseder bahsetmez gidip araştırmıştı. Tabi ki meleğe ayarlamayacaktım bora sosyal medyadan meleğin fotoğraflarını görünce benden melekle onu tanıştırmamı istedi. Meleğin böyle bir şeyi istemeyeceğini bildiğim için sevgilisi olduğunu söyledim tabi bunu doruk bilmiyordu. Meleği çok kıskanıyordu, inatçı olmasaydı bu konuyu kullanmayacaktım ama uslanmaz bir çocuktu.

“Hale çıldırtma beni!” diye bağırdığında yüz ifademi değiştirmeden,

“Giyiyor musun yoksa borayı arayayım mı?” dediğimde bir elimde hırka diğer elimde telefon vardı. 

Bana kötü kötü bakıp elimdeki hırkayı sertçe çekip aldı. Akşam akşam tartıştığımız konu çok saçmaydı. Alt tarafı bir hırka giyecekti ama tam bir çocuk gibi davranıyordu. Hırkayı giyip dışarı çıktık kafe stüdyodan biraz uzaktı bu yüzden doruğun arabasına binip gidecektik. Ön koltuğa geçip oturduğumda arabayı çalıştırmıştı. Araba yolculuğumuz boyunca tek kelime konuşmamıştık onu tehdit yoluyla giydirdiğim hırka yüzünden hala bana Trip atıyordu. Yapacağım bir şey yoktu sonuçta çocuk gibi davranmasaydı, güzel güzel giyseydi bir şey demeyecektim. Nihayet kafenin önüne geldiğimizde ben inmiştim doruk da arabayı park edip gelecekti. Kafenin içine girdiğimde çok kalabalık gelmişti gözüme iki-üç masa hariç hepsi doluydu. Sürekli geldiğimiz için garsonları tanıyorduk, Ahmet’i görünce el salladım. Ahmet lise öğrencisiydi, Harçlığını çıkarmak için akşamları çalışıyordu. Beni fark edince yanıma gelip,

“Hoş geldin abla Doruk abi yok mu?” dediğinde sahte sitemimle

“Beni özlemedin mi hemen Doruk abini soruyorsun” dedim. Mahcup şekilde gülümseyip,

“Öyle şey olur mu abla gel sizin masanızı göstereyim.” deyince onu takip ettim.

“Bu arada Doruk abin arabayı park ediyor gelir birazdan” dedim. 

Tamam anlamında başını sallayıp masadan ayrıldı. Masa sahneye çok yakındı ama her zaman oturduğumuz masa değildi. Doruk gelip yanıma oturduğunda,

“Neden burada oturdun bizim masamıza niye geçmedin?” diye sorduğunda. 

Gözüm yan masaya takıldı. Beş kişilik bir grup oturuyordu birisi görüme çok tanıdık geliyordu. Gözlerimi yan masadan çekip,

“Bilmiyorum burayı gösterdi Ahmet diğer masa dolu.” dedim. 

Dorukta tamam anlamında başını salladı. Ahmet tekrar yanımıza gelir ne içmek istediğimizi sordu. Doruktan önce Ahmet’e  dönüp,

“Canım ben limonata istiyorum. Doruk abine de ıhlamur getir sen” dedim. Doruk bana kötü kötü bakınca Melek yanımıza gelmişti.

“Ne oldu Hale, Doruk sana neden öyle bakıyor.” dedi bakışlarını doruktan çekmiyordu. Hemen açıklama yapıp,

“Meleğim çocukluk yapıyor sanki dün hasta hasta yatan o değilmiş gibi önce hırkayı giymek istemedi şimdi de ona ıhlamur söyledim diye bana böyle bakıyor.” diye şikayette bulunmuştum. Bu sefer melek, doruğa kötü kötü bakıp

“Doruk zaten hastasın diye gelme dedim ama geldin o zaman uslu dur.” deyince ben zaferle sırıtıyordum. Doruk bir meleğe bir bana bakıp,

“Farkında mısınız bilmiyorum ama sizden büyük olan benim” deyince

“O zaman öyle davran” dedim. Melek daha fazla tartışmayalım diye konuyu değiştirip,

“Yan masayı ayırttıracaktım ama patronun akrabaları gelmiş onları aldılar oraya” dediğinde tekrar gözlerim yan masaya takıldı. Üç erkek iki kız olarak oturan grubun içinden bir tanesiyle göz göze geldik. Kıvırcık saçları ve beyaz teni çok tanıdıktı ama hatırlayamıyordum. Meleğin sesiyle düşüncelerimden sıyrılıp önüme baktım.

“Benim gitmem gerekiyor birazdan sahneye çıkacağım.” dediğinde tamam anlamında başımı sallamıştım. 

Melek gitmesiyle birlikte içeceklerimiz gelmişti. Doruk fincanındaki ıhlamura yüzünü ekşiterek bakıyordu. Ben limonatamdan bir yudum alıp ona bakınca bana gözlerini devirip ıhlamurunu içmeye başladı.

Melek sahneye çıkınca herkes alkışlamaya başlamıştı. O kadar güzel sesi vardı ki bu yeteneğinin üzerine gitmeyi çok istemişti fakat babası düzgün mesleğin olsun diye baskı uygulayınca o da hobi olarak sahne almaya başlamıştı. Gözlerindeki parıltıdan belliydi işini çok sevdiği. Gözlerimiz buluşunca her zaman yaptığım gibi gözlerimle ona güven verircesine bakmıştım. Derin nefes alıp, arkasındaki ekibine baktı şarkının girişi başlayınca Melekte yerinde ritim tutmaya başlamıştı. Hareketli şarkıyla başlayınca bazı müşteriler ayağa kalkıp oynuyor bazıları da oturduğu yerden şarkıya eşlik ediyorlardı.

Simsiyah bir gecede yalnızdın, aydan bile beyaz

Seni ilk gördüğümde dedim

“Bu kız lütfen biraz benim olabilir mi?”

Dedim “Olabilir”

Sordum “Olabilir mi?”

Dedin “Olabilir”

Kıskananlar oldu, üzülenler oldu, delirenler oldu

Dedim “Olabilir”

Ben bile ayağa kalkıp ritim tutuyordum. Üç kişi sahnenin önüne gelip dans ediyorlardı bende kendimi onların yanına giderken bulmuştum.

Madem seni çok istiyorlardı

Öylece ortaya koymasalardı

Aldım bi’ kere, geri vermeyeceğim

Aşığım, mutluyum, vazgeçmeyeceğim

Melek son kısmı da söyleyip finali yapmıştı. Benden sonra iki kişi daha sahnenin önüne gelince bütün kafe coşmuştu. Melek başka bir şarkıya geçerken bugünün yorgunluğundan mıdır bilmiyorum başım dönmeye başladı. Tuvalete gidip yüzümü yıkamam gerekiyordu. Dengesiz adımlarımla tuvalete doğru yürümeye başladım. Uzun koridorda hiç kimsenin olmaması beni ürkütmüştü zaten oldum olası tuvalete giden koridordan geçerken kendimi tuhaf hissediyordum. Tuvaletin önüne gelince içeri girince iki kadın aynanın karşısında makyaj yapıyorlardı. Sarı saçlı olanı yan masada kıvırcık saçlı adama yapışmış şekilde otururken görmüştüm. Beni neden bu kadar rahatsız ettiğini anlamıyordum. Tuvaletim yoktu sadece yüzümü yıkamak için geldiğim için, musluğun birini açıp yüzümü suyla ıslattım. Kendime geldiğimi hissediyordum. Sarı saçlı kadın bana sinirle baktığını görünce rahatsız olmuştum. Bende ne olduğunu sormak için arkamı dönüp ona bakmaya başladım.

“Pardon bir şey mi oldu?” diye gayet nazikçe sormuştum. 

Sarışın olan bana hala öfkeyle bakınca bende sinirlenmiştim. Tanımadığım bir insanın bana neden öyle baktığını anlamıyordum. Kızıl saçlı kadın anlayışla bana gülümseyip,

“Kusura bakmayın sizinle alakalı bir sorun değil arkadaşımın canı sıkkın ” deyip arkadaşını kolundan tutarak dışarı çıkarttı. 

Neydi şimdi bu? Onlar çıkınca ellerimi yıkayıp, üstüme son kez baktım. Bende tuvaletten çıkmıştım. Geldiğim koridordan tekrar yürüyünce Meleğin en sevdiğim şarkıyı söylediğini duyunca hızlı adımlarla masama doğru gidiyordum ki ayağımın kaymasıyla dengemi kaybettim. Arkaya doğru düşeceğimi sanıp, gözlerimi kapattığım sırasında belime dolanan kollarla sıkıca yumduğum gözlerimi araladım. Gözlerim bir çift mavi gözlerle buluştu. Gözlerinin rengi gökyüzünü andırıyordu baktıkça derinlere dalıyordum. Yüzünün kusursuzluğu ve kıvırcık saçları gözlerinin rengine uyum sağlıyordu. Gözlerinden gözlerimi alamıyordum.

“Hale!” 

Doruğun sesiyle kendime gelip doğrulmaya çalıştım. Kıvırcık saçlı adam bana yardımcı olmak için sıkıca belimi kavradığı kollarını gevşetmişti. Doğrulunca bütün müşterilerin bize baktığını daha yeni fark ediyordum. Doruk yanıma gelince,

“İyi misin?” diye endişeyle soruyordu. Başımı ‘iyiyim’ anlamında salladım. Gözlerim az önce beni tutan adamı arıyordu fakat görünürde hiç kimse yoktu. Dorukla masaya doğru gidip, oturduğumuz anda yan masaya gözlerim takıldı kıvırcık saçlı adam yoktu. Sadece o yoktu diğer arkadaşları oradaydı.

Melek şarkı söyleyemeye devam ederken doruğun kulağına doğru eğilip,

“Ben biraz hava alacağım. Gelirim birazdan” dedim

“Gelmemi ister misin?” diye sorduğunda başımı hayır anlamında sallayıp, Kafenin çıkışına doğru ilerledim. 

Kafenin dışında da masalar vardı canlı müzik olduğu akşamlar bu masalarda genelde sigara içmek isteyen müşteriler oturuyordu. Hava serindi keşke yanıma hırka alsaydım. Gözlerim kıvırcık saçlı adamı ararken gözlerim mavi gözlerle kesişince yalnız olduğu için yanına doğru gittim. Normalde tanımadığım insanların yanına gitmezdim ama eğer beni tutmasaydı bir yerimi kırabilirdim. Oturduğu masaya gidip,

“Oturabilir miyim?” diye sordum. 

Oturmam için karşısındaki sandalyeyi gösterince oturdum. Konuşmaya nasıl başlayacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu bir süre sessiz kaldıktan sonra derin nefes alıp,

“Şey… Ben teşekkür ederim beni tutmasaydın bir yerimi kırabilirdim.” dedim. Sigarasından derin bir nefes çekip,

“Önemli değil oradan şans eseri geçiyordum dikkat etmelisin bir daha ki sefere bu kadar şanslı olamazsın.” dediğinde gülümseyip,

“Evet sanırım öyle.” dedim. Sessizlik olunca ayağa kalkıp,

“Tekrar teşekkür ederim. İyi akşamlar” dedim. Arkamı dönüp içeri girecektim ki

“Hale” demesiyle şaşkınca durup, yavaşça arkamı döndüm.

“Adımı nerden biliyorsun?” dedim

“Arkadaşın adını bağırdığında duydum. ” dedi. 

AH! benim salak kafam nereden bilecek başka zaten bütün kafe duymuştu. Anladım dercesine başımı sallamıştım. Soran gözlerle mavi gözlerine bakıyordum. Nasıl bu kadar mükemmel olabilir göz rengi? Bir elini kıvırcık saçlarına daldırıp düzeltince, saçlarına dokunmak istedim. Cebinden bir şey çıkarıp bana doğru yaklaştı.

“Bunu düşürmüşsün” deyince eline baktım. 

Bilekliğimi avuçlarından alıp adımın yazdığı kısma baktım. Bu bilekliğimi Abim doğum günümde almıştı üstünde ismim yazıyordu. Gözlerimi bilekliğimden çekip onun gözlerine diktim. Minnetle bakıp,

“Çok teşekkür ederim. Benim için çok değerli bir bileklikti kaybetseydim çok üzülürdüm.” dedim. Gülümseyip,

“Önemli değil.” dedi.

“Şey.. Adın neydi?” dedim. Gözlerimi gözlerinden çekemiyor sanki büyülenmiş gibiydim.

“Kıvanç.” diye cevap verince elimi ona uzattım. Uzattığım elimi tuttuğunda,

“Memnun oldum Kıvanç.” dedim.

“Bende memnun oldum Hale.” dedi. İstemsizce gülümsüyordum. Ellerimizi ayırmadan birbirimize bakıyorduk.

“Kıvanç, sevgilim nerede kaldın.” sesin geldiği yere bakmak için gözlerimi kıvançtan çekmiştim. Tuvalette gördüğüm sarışın kadın yanımıza gelmiş Kıvanç’ın boşta olan koluna sarılmış ona bakıyordu. Kendimi birden çok huzursuz ve kötü hissetmiştim. Elimi Kıvanç’ın elinden çekip,

“Tekrar teşekkürler. İyi akşamlar.” ikisine de bakıp içeri girmiştim. 

Kendimi çok tuhaf hissediyordum. Masaya geldiğimde yüzümde artık nasıl bir ifade varsa,

“Ne oldu?” diye sordu.

“Yok bir şey hava çok serin, üşüdüm.” diye cevapladım. 

Sahneye baktığımda Mert sahnedeydi, sırayla sahne aldıkları için melek yorulduğu zaman mert çıkıyordu. Meleğin burada çalışmaya başladığı ilk gün tanışmıştık. Kafenin sahibi abisiydi, bu işlerden anlamadığı için burada sahne almaya başlamış ama yedek birisinin de daha iyi olacağını düşündüğü için ilan vermişler. Meleğin okulu buraya çok yakın olduğu için arada arkadaşlarıyla gelirdi. Üniversiteden arkadaşları ilanı görünce Meleği ısrarla burada çalışması için ikna etmişlerdi. Mert şarkının nakaratını söylerken gözlerimiz kesişti, gülümseyip başımla selam verdim. O da aynısını yapıp, göz kırpmıştı. Başımı Kıvanç’ın oturduğu masaya çevirdim. Kıvanç telefonuyla oynuyordu sevgilisi olduğunu öğrendiğim sarışın da Kıvanç’ın koluna yapışmış vaziyette oturuyordu. Şarkının bitmesiyle herkesten alkış tufanı kopmuştu. Mert kısa bir ara vereceğini söyleyip yanımıza geldi.

“Selam” dediğinde ayağa kalkıp sarılıp selamına karşılık vermiştim. Dorukla da selamlaşıp yanımıza oturdu. Melek de yanımıza gelince,

“Birazdan melekle birlikte son şarkımızı söyleyeceğiz. Bize eşlik edeceksiniz dimi? Ritüel oldu artık.” deyince güldüm.

Her sahne almalarında Melekle bitiş şarkısını birlikte söylerler ben ve Dorukta dans eder insanların daha çok eğlenmesini sağlardık. En son hep birlikte veda edip geceyi bitirirdik, sanırım şimdi de öyle olacaktı. Melek,

“Ama Doruk biraz hasta, dans edebilir misin?” dediğinde. 

Doruk gözlerini devirip,

“Bana dans etmek iyi geliyor Melek. Merak etme” demişti. Ayaklanıp,

“Hadi o zaman başlayalım” dedim. 

Hep birlikte sahneye doğru yürüdük. Kare biçimde yüksek sahnenin üstünde sadece Mert ve Melek şarkı söylerken, bizde aşağıda dans edecektik. Mert sahneye çıkıp mikrofonu eline aldı.

“Merhaba. Geceyi bitirmeden önce son şarkımızı söyleyeceğiz bize eşlik eden arkadaşlarımızla size harika görsel şölen yaşatacağımızı düşünüyoruz. Kendinizi tutmayın ve dans etmek için aramıza katılın.” son dediğine herkes gülünce Mert’e bakıp bende gülmüştüm. 

Melek mikrofonunu ayarlarken Mertte eline gitarını almıştı.

Anne Marie- Rockabye

Şarkının melodisi kulağıma dolduğunda doruğun kulağına iki gün önce çalıştığımız koreografiyi yapalım diye öneride bulundum. Kafasını onaylarcasına sallayınca Mert şarkıya başlamıştı. Dorukla aynı anda müziğin ritmine uyarak dans ediyorduk.

She tells him “ooh love”

No one’s ever gonna hurt you, love

I’m gonna give you all of my love

Nobody matters like you (stay up there, stay up there)

She tells him “your life ain’t gonna be nothing like my life (straight)

You’re gonna grow and have a good life

I’m gonna do what I’ve got to do” (stay up there, stay up there)

Şarkının hızı arttığında bizde hızla hareketlerimizi sergiliyorduk. Kendimizi öyle kaptırmışız ki etrafımızda oluşan kalabalığı yeni fark ediyordum. Arkama kısa süreliğine dönüp Mert ve Meleğe gülümseyince, şarkının nakarat kısmını aynı anda söylemişlerdi. Şarkının son kısımlarında müşterilerden bir erkek bir de kadın alıp, onlarla dans ediyorduk. Doruk, kafasını ‘şimdi’ dercesine aşağı yukarı salladı. Doruk sağa doğru ilerleyip bir kadın müşteriyi elinden tutup, ortaya doğru çekti ben ise karşımda duran kalabalıktan birisinin elinden tutacağım sırada biri elimi çoktan tutup ortaya doğru sürüklemişti. Gözlerimi büyüterek elimi tutana baktım 

Kıvanç!

Neden böyle bir şey yapmıştı sevgilisi varken başka kızlarla dans etmesi hiç doğru bir davranış değildi. Sarışına baktığımda beni öldürecekmiş gibi bakıyordu tuvalette gördüğüm dakikadan itibaren çok sinir olmuştum. Şaşkınlığımı bir kenara itip, dans etmeye başladım sonuçta herhangi birisini seçip dans ediyorduk sevgilisi olsa bile sıradan bir danstı. Düşünmeyi bir kenara bırakıp kendimi şarkının ritmine bıraktım. Kıvanç ellerini belime yerleştirince ben ellerim havada dans ediyordum. Şarkının son cümlesini de melek söyleyip şarkıyı bitirdiği sırada Kıvanç tek eliyle belimden kavrayıp arkaya doğru yatırdı. Adrenalinden ve Kıvanç’ın üzerimde kurduğu bu heyecandan dolayı göğüsüm inip kalkıyordu. İzleyenlerin alkışlarıyla kendime gelip doğrulmaya çalıştım. Kıvanç yardım edince dik durup izleyenlere selam verip, Doruğun yanına gidip ona sarıldım. Mert,

“Herkese bugün için çok teşekkür ederiz iyi ki geldiniz tekrar görüşmek üzere bizden bu kadar.” deyip sahneden inmişti. 

Tabi oturanlar vardı ama sadece canlı müzik için gelenler kalkıp gidiyordu. Masamıza geçip toparlanırken melek de içeriden çantasını alıp yanımıza geldi. Tuvaletim gelmişti eve kadar dayanabileceğimi sanmıyordum. Meleğin kulağına tuvalete gideceğimi söyleyip koşar adım tuvaletin yolunu tuttum. Tuvaletin kapısından içeri gireceğim sırada birisi kolumdan çekip ağzımı kapatmıştı. Panikle çırpınıyordum ama bedenimi beni tutan kişiden ayıramıyordum.

“Sakin ol!” diye uyarınca, beni tutan kişiye döndüm.

Tags:

Paylaş
0 Yorum

Bir Cevap Bırakın

© 2021 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account