WhatsApp Image 2021-01-21 at 23.38.16

BİRDEN FAZLA SEN 1.BÖLÜM

Hayatımızı değiştiren anlar vardır. Bunun için bazen bir seçim, ağzımızdan çıkan bir kelime, ufakta olsa bir yanlış yeterlidir. Hatta kendimize bile engel olamadığımız anlar vardır. Duygularımıza yenik düşmek, olayların etkisinde kalmak, kontrol edemediğimiz bir bedene sahipken bu hataları tekrarlamak daha kolaydır. Sonrasında olan biteni düzeltmek yine bizim elimizdedir. Bazı hataları düzeltebilirken geri dönüşü olmayan, telafi edemeyeceğimiz şeyler de vardır.

Herkes ikinci şansı hak eder elbette. Lakin kimse ilkini tekrardan yaşayamaz.

Kafasına bir hançer gibi saplanan ağrı, göz kapaklarının hareketlenmesine sebep oldu. Kalbinden damarlarına yayılan kanın sıcaklığını hissedemiyordu. Vücudu baştan aşağı katılaşmıştı. Genç adam güçlük çekerek gözlerini araladı. Bir kaç saniye ardından hissettiği soğuk zemin parmak uçlarının yanmasına sebebiyet verdi. Ne zamandır burada böylece yatıyordu da bu kadar uyuşmuştu vücudu? Henüz bir şeyleri idrak edip düşünemezken hareketlendiğinde ense kökündeki acıyla beraber kısık sesle inledi.

Yanan parmaklarını soğuk zemine bastırdı ve tüm gücünü kullanarak ayağa kalkmayı başardı. Etrafını çeviren dört duvarlı bir yerdeydi. İçeriye, kırılmış duvardan ışık giriyor, az da olsa etrafı aydınlatıyordu. Bir depoda olduğunu kısa zamanda kavrayabilmişti.

Buraya neden geldiğini hatırlayınca duraksadı ama yine de bir anlam veremedi. Koku burnunu huylandırınca gözleri irileşti ve ellerine bulaşmış siyah lekelere takıldı. Seyrek ama kalın kaşları çatıldı. Karanlık bir yerde durduğu için ne bulaştığını anlamamıştı. Kokunun ne olduğuna dair tahminleri korkuya kapılmasına neden olduğu için ellerini aşağıya indirdi ve içeriye giren ışığa doğru baktı.

Boğucu kasveti arttıran karanlıktan bir an önce kurtulmak için ilk adımını attı. Atar atmaz, ayakkabı derisinin üzerinde bir şey hissedince zeminle sürtünmesi sonucu çıkardığı sesten dolayı duraksadı. Ne olduğunu görmeye çalıştığı sırada, bakmak için aşağıya doğru uzanarak ayak ucunu yokladı. Bulduğunda parmaklarıyla sıkıca kavradı, bir o kadar da korkakça yukarıya doğru kaldırdı.

Hacminin ağır olduğunu ve demirden yapıldığını anladığında tahmin ettiği şeyin olmaması için dua etti. Görmeden emin olamayacağını anladığında içeriye sızan ışığa korkakça, çaresizce hatta ve hatta umutsuzca yürümeye başladı.

Hışırtı çıkaran şeylerin üzerinden ilerlerken gazete olduklarını varsayıyordu. Işığın gün yüzüne çıkardığı alana gelince yutkundu. Ardından ne ara tuttuğunu bilmediği nefesini dışarı bıraktı. Cesaretini toplayarak ellerini ışığa uzattı.

Gördüğü şey karşısında gözleri dehşetle büyürken nutku tutuldu. Genç adam parmaklarını aniden gevşettiğinde kanlı bıçak, karton ve gazetelerin üzerine düştü. Kanlı ellerini aydınlıktan çekerek küçük bir çocuk gibi saklamaya çalıştı. Karanlığa sığındı. Bu kimin kanıydı? Ellerini hızla, delicesine tişörtüne silmeye çalıştı, çıkmıyordu. Parmaklarını, gözlerini sımsıkı kapatarak saçlarına daldırdı. Dişlerini kırılıp dökülecekmişcesine bastırdı birbirine.

“Hayır!” Çaresizce fısıldadı. Sesi titremişti. İnanamıyordu. İnanmak istemiyordu. Tam orada direnemedi, ayakta kalamadı. Pes eder gibi dizlerinin üzerine çöktü. İçeriye giren ışığın oluşturduğu şeridin karanlık tarafındaydı. Kafasını yukarıya kaldırdı ve bütün depoya hakim olacak bir şekilde, etinden bir parça kopmuşcasına bağırdı.

Debelendi, çırpındı. Kurtulamadı. Gözleri doldu. Yere sürterek lekeleri çıkarmaya çalışırken zeminin taşları zedeledi ellerini. Boğazına bir şey saplanır gibi oldu. Yutkunamadı. Nefes alması güçleşti. Kan lekesi olan parmaklarını boynuna götürdü. Boğuluyordu.

Yanaklarından aşağıya yaşlar aktı. Derhal buradan çıkması gerekiyordu. Yalpalayarak kalktı ayağa. Hızla kırık duvara doğru koşmaya başladı. Gözleri sadece nefes almak için beyaz ışığa sabitliydi. Tüm gücüyle ilerledi. Kan kokusu onun boğazını saran bir el gibiydi. Bu havayı soludukça eller daha çok güçleniyor ve onu boğuyordu.

Tam çıkmak üzereyken gözleri duvarın dip köşesine yakın bir yere takıldı ve taşlı zeminin üzerinde duran atkıyı gördü. Ayakları o tarafa doğru döndüğünde endişeyle atkıya baktı.

Gözyaşları şiddetle akmaya devam ediyordu. Başı zonkluyordu. Geberiyordu bu düşüncelerle. Susturmak istedi. Genç adam “Yeter!” Diye feryat etti. Hızla giderek atkıyı aldı. Avuç içlerindeki kan ve ter, ipek gibi yumuşak kırmızı atkıya bulaşmıştı.

Beyninin içerisinde ahenkle ordan oraya sıçrayan düşünceler ve ritmini kaybetmeyen endişe, göz bebeklerine yanıyormuş hissi verirken diğer eliyle tişötünün üzerindeki, deri montundan telefonunu çıkardı. Aklından geçenler nefesinin kesik çıkmasını ve dilinde metalik bir tat bırakmasına neden oluyordu. Küfür ederek hızla kilidi açtı. Son aramalara girdikten hemen sonra ara tuşuna basarak telefonu kulağına götürdü.

Gözlerini kapatıp çaresizce “Aç” Diye fısıldadı. Son umuduydu bu. Zil sesi depodan yükseldiğinde dehşete düştü. İşte o an dünyası yerle bir oldu. Bataklığa çivi gibi saplanıp kalmıştı. Ne yapacağını, ne düşüneceğini şaşırmıştı fakat hala kendine itiraf edemiyordu. Bir yanı uçurum, diğer yanı ateşti sanki. Yüz hatları kaskatı kesilirken, boğazı düğümlendi.

Atkıyı tüm gücüyle sıkarken telefonunu cebine attı ve bulunduğu yerden çıkıp koşmaya başladı. Dışarıdaki soğuk hava ciğerlerine dolarken bir nebze olsun iyi hissetmişti. Üzerine düşen kar tanelerinden bazıları ceketinin üzerinde, bazılarıysa saçlarında kalıyordu. Rüzgarın şiddeti, genç adamın kükreyişi gibi hırçındı o gün.

Havadaki bulutlar yok olmuş, gökyüzü gri bir karanlığa bırakmıştı kendini. Gri, genç adamı ifade ediyordu. Hem siyah, hem de beyaz.

Endişeyle elinde tuttuğu atkıya göz ucuyla bir kez daha baktı. Düşünmek istemiyordu. “Düşünme.” Nefesi havaya karıştı. Düşündükçe dehşete kapılıyor, vücudunun yandığını hissediyordu. Yapmış olacağına inanamıyordu. İçindeki onu yakıp kavuran fırtına dalgaları, iyice şiddetlenmeye başladı.

Sokağın ucundaki ışığa doğru koşarken nefes alış verişi ve kalbi hızlanmıştı. Soğuk, vücudunu delip geçerken dağınık ve kahverengi saçlarından inen ter damlalarını hissedemiyordu. Nefesini zor kontrol etse de durmadan koşmaya devam etti. Aklına gelenler yüzünden, gözlerini yerinden çıkacakmış gibi oynatıp duran genç adam arabasının yanına nihayet ulaşmıştı. Aklını kaçıracaktı! Bütün bunlar nasıl olmuştu?

Atkıyı koltuk altına sıkıştırıp, ellerindeki kurumuş kanı birbirine sürttü. Elindeki lekeler çıkmayınca öfkeyle arabanın tekerleğine sert bir tekme geçirdi. Cebindeki anahtar sayesinde kilitli olan arabayı açarak hızla arabaya atladı ve bir kaç saniye duraksayarak dikiz aynasına baktı.

Kahverengi gözlerini kendi göz bebeklerine sabitledi, kendini incelemeye başladı. Yüzü kaskatı ve kıpkırmızı kesilmiş, gözlerinden ateş çıkacakmış gibi delirmiş bir şekilde bakıyordu. Bir an yine nefes alamayacak gibi olduğunda kafasını hızlıca direksiyona gömdü. Olmuş olabilecekleri, hatta olanları aklı almıyordu. Saçlarının arasından akan terleri umursamadan kırmızı atkıyı yanındaki koltuğa fırlatıp hızlıca motoru çalıştırdı.

Elmacık kemikleri içe çökerken, arabanın hızını yükseltti. Yüzü iyice gerildi ve yumruk yaptığı ellerini direksiyona vurmaya başladı. “Böyle bir şey…” direksiyona tüm gücüyle bir kez daha vurdu. Sinirini oradan çıkarmak ister gibi bir hali vardı. “Hayır.” Bir yumruk daha.

Aklındaki tüm hücre ve mantık birbirine karışmış, hepsi bir ağızdan çığlık atıyordu sanki. Gaza tüm gücüyle abandı. Karanlık olan düz yolda, araba da dengesini kaybederek bir sağa bir sola ilerlemeye başladı. Yumrukların bazıları direksiyonun ortasına çarpıyor ve korna sesleri yükseliyordu. Sinirle yumruk atmaya, çaresizce çırpınmaya devam etti.

Ana yola çıkınca etraftaki arabalardan çıkan korna sesini ve insanların bağırışını duydu. Yoldaki sürücülerden birkaçı arabalarından inmiş, bazıları polisi arıyor, bazıları ise genç adamın arkasından bağırmakla yetiniyorlardı. Elleri, kızarmış ve soyulmuştu. Bir süre daha son hızda devam etti. Sağdaki sokağa saptığında yola baktı.

“Böyle bir şeyi yapmış olamam.” Diye bağırdı, yumruğunu sımsıkı sıkmaya devam edip, direksiyonun kenarına koyarken. Beynini küçük böcekler kemirmeye başlamış gibi akli dengesini her saniyede kaybediyor gibiydi. İçine düşen kapan, kalbini öyle bir sıkıştırmıştı ki yaşamak zor geliyordu.

Yumruk atmayı artık bırakmıştı artık. Sadece gaza basıp, yola bakıyordu. Telefonu çalmaya başladığında arabının hızını yavaşlattı. Elini hemen kotunun cebine atarak, telefonunu aldı. Arayan kişiye baktığında gevşemiş olan yumruğunu yeniden sıktı. “Ne diyeceğim şimdi ben sana!” diye bağırdı hiddetlenerek. “Arama!” Zil sesi bir süre çalmaya devam etti fakat üçüncü aramadan sonra mesaj sesleri yükselmeye başladı.

Genç adam yolda hızla ilerlerken, mesajı tek eliyle açarak okudu.

Gönderen: Kardeşim

Kanka acil bana ulaş sana ihtiyacım var.

Yengen ortalıkta yok. Arıyorum açmıyor. Sabahtan beri ulaşmaya çalışıyorum. Yurda gittim dün geceden beri gelmemiş.

Sen hiç gördün mü?

Okuması onu daha çok delirtmişti çünkü düşünceleri doğruluğunu git gide kanıtlamaya devam ediyordu. “Ben…”

Yüz hatlarından aşağıya göz yaşlarıyla karışık terler, süzülmeye devam ederken telefonu yeniden çalmaya başladı. Aniden gelen öfkeyle telefonu fırlattı. Tek elini, ne yapacağını bilmez halde nemli saçlarına geçirdiği sırada telefon arkadaki cama çarparak arabanın koltuğa düştü.

Kendine hakim olabilmek adına gözlerini birkaç saniyeliğine kapattı. Havanın bu kadar soğuk olmasına rağmen şakaklarından aşağı ter damlaları düşmeye devam ediyordu. Gözlerini açtığında genç adam karşısına aniden çıkan arabaya bakakaldı. Hemen sonra ani bir refleksle direksiyonu sağa kırdı.

Her ne kadar arabaya çarpmamaya çalışsa da başarılı olamamıştı. Tekerleklerin feryat edişi ve camlardan çıkan hışırtılı ses, bir dünya gibi üzerine çökmüştü sanki. Genç adam sert bir şekilde direksiyona çarptı başını. Hayatta başımıza ne zaman, ne geleceği belli olmaz. Ama her şeyin bir sebebi olduğu söylenir. Genç adamın gözleri kapanmadan önce gördüğü son şey, bembeyaz karın üzerinde siyahlara bürünmüş, kanlar içinde yatan kızdı.

**

 

Sevgili okuyucular, umarım ilk bölümü beğenmişsinizdir.

Kitabın ilk bölümü hakkındaki düşüncelerinizi merak ederek soruyorum lütfen yorumlara yazmadan geçmeyin.  🙂

Gelecek olan diğer bölümlerin çoğu baş karakter ağzından anlatılacaktır.

 

instagram hesabım: Senaxalice

Tags:
Paylaş
0 Yorum

Bir Cevap Bırakın

© 2021 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account