1- YOL AYRIMI

Bursa’dan yola çıktığım otobüs Tokat’a 10 kilometre mesafede durunca, yolculuğum bitti diye şükredip indim araçtan. Sabah ayazını yiyince uykusuzluğunda etkisiyle bir an önce bir yatak bulup içine gömülmenin hayaline kapıldım. Oldum olası otobüste uyumakta zorlanır, yolculuk uzadıkça hışırım çıkardı. Neyse ki kuzenim Petek beni almaya çoktan gelmişti. Bu şubat soğuğunda yol kenarında beklemeyecektim. Bundan sonrası kolay, sadece dedemin çiftliğine kadar 5 dakikalık bir araba yolculuğu daha yapmamız gerekiyor.

“Hoş geldin kuzen, kaç bavulun var?”

“Hoş buldum kuzi, iki bavul. Pembe olanlar.” Favori rengimi birçok şekilde hayatıma dahil ediyordum. Eh bavullarda gittiğim yere beninle geldiğine göre, pembe olmaları çok normal. Galiba normal olmayan saçlarımın da pamuk şeker gibi pembe olması. Otobüstekiler, muavin ve yanımızdan geçen araçların sürücülerinin bakışlarına dayanarak vardığım yargı buydu. Bavulları alıp arabaya götürdük ve bagaja yerleştirdikten sonra Petek bana sarılıp geriye çekilirken keyifle sırıtıp,

“Çiçek, yalnız saçlar harbiden efsane olmuş, pamuk şeker gibisin.” demez mi?

“Kuzi bu yorumu aldığım kaçıncı kişisin inan bilmiyorum.” dedim biraz ukala görünmeye çalışarak ama Petek kıkırdayıp,

“Sen yorumun hasını dedemden alacaksın bence. Şimdiden kendini hazırla canım.” Dedemi hesaba katınca dudaklarımı büktüm ve gözlerimi sanki kafamın üstünü görebilirmişim gibi tepeme dikip indirdim. İç geçirip cevap verdim.

“Eminim sen onu alıştırmam için epey yardım edersin bana. Malum artık hep gözünün önünde olacağım ve bu saçlara alışması gerek.” Petek, bilmem ben, der gibi omuz silkti.

“Hep burada olma konusunu konuşalım da önce, sonra saçları ve dedemin tepkisini hallederiz. Çatlattın beni, bir şey de söylemedin.” dedi manidar bir sesle.

“Hayatımın hatta hayatımızın dönüm noktasını wattsapta konuşacak değilim herhalde. Gidelim de, uzun uzun başını ağrıtırım. Irmağın ayazını yeteri kadar yediğimi düşünüyorum.” Petek sürücü kapısını açarken gülümsedi,

“Kanal yolunda?” Ben de güldüm ve diğer kapıyı açarken onayladım.

“Kanal yolunda.” Bu yıllardır sürdürdüğümüz bir gelenekti. Teyze kızları olarak bir araya gelince ilk işimiz köyün sulama kanalı boyunca köy dışına yürümek ve sohbet etmek olurdu. Galiba bu hep hayatımızın bir parçası olacaktı. Araba köye giden kestirme yolu teperken yeşilirmağın üstünden geçtik. Sabah sisi yeni dağılmaya başlamış gibiydi. Karşımızda Kazovayı boydan boya takip eden dağ sırası uzanıyordu batıdan doğuya doğru ve yükseklerde epey kar vardı.

“Aşağı da yağdı mı kar?”

“Evet ama çok kalmadı. Yine yağar diye bekliyoruz. Toprağın ihtiyacı var.”

“Hmm. Biz çocukken ne yağardı be. Günlerce kar topu oynardık değil mi?”

Petek gözünü yoldan ayırmadan bana kısa bir bakış atıp gülümsedi ve iç geçirdi.

“Güzel günlerdi.”

“Ve yine güzel olacak.” Dedim ikimizi de teskin etmek için. Biliyordum ki onun da bir umuda ve güzel günler görmeye ihtiyacı vardı.

Dedemin evi köyün biraz dışında, bahçe ve bağların olduğu aşağı kısımdaydı. Vaktinde köydeki eski evini bırakıp bahçeye inmiş, burada ineklerle ve bahçeyle ilgilenerek yaşamayı seçmiş. İyi de olmuş bence. Oldum olası severdim bahçelerin içinde olmayı, küçük bahçe yollarında yürümeyi, otla böcekle muhatap olmayı. Eh bu ilgime dayanarak da ziraat fakültesinde okudum bir hevesle ama sonu hüsran oldu o da ayrı mesele. Neyse konuyu dağıtmadan devam edeyim.

Araba meyve bahçelerinin arasındaki yolda ilerliyordu. Buraya en son bir buçuk yıl önceki yaz gelmiştim ve Bursa’ya dönüp çalışmam gerektiği için çok fazla kalamamıştım. Şimdi arabayla geçerken tanıdık yerlere bakıyordum ve burayı ne kadar özlediğimi çok daha iyi anlıyordum. Köyün altından akan büyük sulama kanalının üstündeki köprüden geçip sola döndük. Az sonra dedemin mütevazi çiftliğine giden dönemeçten sağa sapacaktık. Heyecanlıydım; verdiğim ani karardan sonra o dönemeç beni sadece dedemin evine değil, yeni hayatıma da götürecekti.

Köprüden geçip kanal ve bahçeler arasındaki yolda ilerlerken sol tarafımda kalan arazideki değişiklik dikkatimden kaçmadı. Dönemece kadar olan arazinin daha önce kuşburnu ve böğürtlen çalılarıyla örülü doğal duvarının yerinde artık gerçek bir duvar uzanıyordu. Üstelik duvarın gerisinde bir de ev çatısı görünüyordu.

“Bu bahçelere biri mi yerleşti? Duvar örülmüş, bir de ev var?” Petek görmeye alışık gibi fazla dikkat etmeden baktı camdan dışarı ve,

“Sen ilk defa görüyorsun değil mi? Haberin yok tabii.”

“Neyden haberim yok, son gelişimde burada iki farklı kişinin yan yana elma bahçeleri vardı. Şimdi boydan duvar örülmüş. Biri diğerinin bahçesini alıp yerleşti galiba?” Ben konuşurken araba yol ayrımından sağa dönüp devam eden bahçe duvarının önünde ilerliyordu. Petek cevap verirken büyük bahçe kapısının önünden geçiyorduk.

“Bahçe sahiplerinden biri değil, iki bahçeyi de yabancı biri aldı ve araziyi birleştirip gördüğün evi yaptırıp, yerleşti.” Petek’in, ev, dediğine bakmayın, küçük bir saray yavrusu desek daha yerinde olurdu. İki katlı, Amerikan filmlerinden çıkmış gibi duran güzel bir mimari eserdi bu. Ayrıntıları net göremeden hızla geçsek de bu kadarını anlayabilmiştim.

“Kim? Nereden gelmiş?” Birden merakım kabarmıştı. Kim buraya böyle zevkli bir ev yaptırırdı, ve bu kadar para harcayabilirdi? Sonuçta her kimse bizim komşumuz oluyordu çünkü.

“Ender Bey. Ender Ahıskalı. Tokat’da meyvesuyu, pekmez ve süt fabrikaları var.”

“Hıı.” Biz konuşurken araba dedemin arazisinin büyük demir kapısına geldi. Sorulara devam edemeden dedemin belli ki bizim için açık bıraktığı kapıdan ön bahçeye girdik. Bizi büyük dut ağacı ve dibine yapılmış kameriye karşıladı. Eğer yaz gelmiş olsaydı kameriyeye sarılmış hanımeli sarmaşığı çiçek açmış ve heryeri mis gibi kokusu sarmış olacaktı. Ama artık burada olduğuma göre bekleyip görebilirdim çiçek açtığını.

Araba kameriyenin ön tarafına park edince vakit kaybetmeden indim. Çocukluğumun ve gençliğimin en güzel anılarını barındıran iki katlı eve özlemle baktım. Az önce önünden geçtiğimiz saray yavrusunun yanında belki çok basit kalırdı mimarisi ama bendeki yeri, değeri paha biçilemez derecedeydi. Alt kat dedemle anneannemin yaşam alanı, üst kat çocuklar ve torunlar için ayrılmış kısımdı. Tabii artık sadece ikisi yaşadığı için tek katını kullanıyorlardı.

İlk katın pencereleri demirliydi ve evin yanına çok yıllar önce dikilmiş asma pencere demirlerinden birini kapladıktan sonra, eve sonradan eklenen verandanın ahşap çatısına ulaşmış ve orayı da fethetmişti. Izgaralı çatıdan sarkan iri taneli üzümler geldi gözümün önüne. Duygulandım, ağzım da sulandı. Çok güzeldi burası, iyiki gelmiştim.

Seyit dedem ve Kıymet anneannem arabanın sesini duyup dışarı çıkmışlardı bile. Dedemin başında herzaman olduğu gibi siyah namaz takkesi ve siyah yeleği vardı. Şirin babayı andıran beyaz sakallı yüzü sanki yıllardır hep aynıydı. Heybetli ve sözü geçer biriydi. Anneannem onun yanında,minyon ve sakin yapılı naif bir kadın olarak kalırdı. Kendimi ne kadar dedeme benzetirsem, Petek’i de o kadar anneanneme benzetirdim birçok yönden. Ben sarı saçlarımı ve mavi gözlerimi dedemden, Petek duygusal ve sakin yapısını anneannemden almıştı kesinlikle.

“Çiçek, Petek? Geldiniz demek, sabahtan beri gözümüz yolda yavrum.” Anneannem yanımıza doğru gelirken kollarını açtı. Dedem daha sakindi ama bavulları almak için geliyordu. Saçlarımı görünce gözlerini kısıp bir şeyler mırıldandı ama emin olamadım.

“Bavulları ben alırım, siz geçin eve.” Dedemin tok sesini nasıl da özlemişim.

“Taşırız biz dede, sen merak etme. Soğukta kalmayalım.” Petek bavulun birini eve doğru taşırken ben nineme sarıldım, elini öptüm. Sonra dedemin eline uzandım ve öpüp geriye çekildim.

“Hoş geldin kızım, girin içeri siz. Haydi.” Dedem bavulu eve taşırken takip ettik onu. Ninem köy kahvaltısını hazırlamış, sobanın üstünde çaydanlık fokurduyordu. Epeydir yer sofrasında yemek yememiştim, elimi yüzümü yıkayıp hemen oturdum bir minderin üstüne. Uyku falan kalmamıştı, mis gibi taze köy ekmeğini görünce yüzüm aydınlandı.

“Ekmeği dün yaptık teyzenle. Hava biraz ısınsın katmer de yaparız.”

“Ohh daha ne isterim. Eline sağlık anneannem.”

“Maşallah bahar gelmeden katmer gül gibi açmış saçların Çiçek hanım.” Petek kıkırdayıp çayını yudumlarken dedeme sevimli görünmeye çalışarak sırıttım.

“Sen seversin ama katmer gülleri dedeciğim. O yüzden böyle yaptım.”

“Fesuphanallah! Daha ne modalar çıkacak.”

“Öyle deme bey, şimdi gençler seviyor böyle şeyleri.”

“Onu biliyoruz, şimdiki gençlerin aklına akıl ermiyor zaten.”

Yan yan Petek’e bakıp destek bekledim. O benden iki yaş büyüktü ve daha olgundu. Dedem onun sözüne daha çok itimat ederdi o sebeple. Ya da belki o benim kadar dik kafalı olmadığı için iyi anlaşırdı. Eh, bir köprüde iki keçi karşılaşırsa biri suya düşer, ben de atlamaya pek yanaşmazdım. Dedem de hep köprüde kalan olmaya alışıktı haliyle.

“Zaman değişiyor dede. İnsanlar da yeni şeyler deniyor, öğreniyor malum. Eh Çiçek de gerçekten çiçek gibi olmuş, fena mı?” Hatuna bak! Bunu partisinden aday göstermeyenler utansın. Dedemin ifadesi yumuşadı anında.

“Neyse bakalım yemeğinizi yiyin. Annenleri arayıp geldiğini haber verdin mi?”

“Aradım dedeciğim.”

“Tamam, benim biraz işim var. Ender beyin sütünü götürüp geleyim. Size afiyet olsun.” Dedem çayından son yudumu alıp kalktı sofradan.

“Ender Bey yeni komşun mu dede? Süt mü alıyor senden?” dedim ilgiyle.

“Evet, her sabah taze sütü ilk ona götürürüm.” dedem odadan çıkınca nineme döndüm bu sefer.

“Adam çocuklarına taze köy sütü içiriyor galiba? Hem de süt fabrikası olduğu halde.”

“Yok yavrum adamın çocuğu çolugu yok. Bir kendi bir de yardımcısı yaşıyor evde. Ha bir de bahçıvanı uğraşıyor bahçesiyle.” Tek kaşımı kaldırıp Petek’e baktım.

“Ailesini getirmemiş mi? Ben de koskoca evi görünce aile yaşıyor sandım.”

Petek’le ninem bakıştılar. Yüzlerinde garip bir ifade vardı. Merakım daha da arttı.

“Adam evli değil Çiçek. Aslına bakarsan adamda para var ama şans yok desek yeridir. Zaten buraya da kendini insanlardan uzak tutmak için geldiğini söylüyorlar. İşe bile fazla gidip gelmiyor, evinde münzevi hayatı yaşıyormuş. Zaten evine de pek girebilen yok buralardan.”

“Niye ki! Yoksa adam bunalımda falan mıymış? Bu zenginler bir yerden sonra her şeyden sıkılıp kafayı tırlatıyor işte. Biz o kadar sene okuyup bir işe giremeyelim, bunun gibiler de varlıktan böyle bir triplere girsinler.” Ben susunca odada bir sessizlik oldu. İkisi de dudak büzüp bana bir baktıktan sonra ninem,

“Keşke öyle olaymış yavrum. Belki doktora moktora gider düzelirmiş. Yazık daha da çok genç. Hemi de boylu poslu adam. Gençken de çok yakışıklıymış diyor deden. Ender Beyin yardımcısından duymuş. Ama paraylan da olmuyor işte, kaçmış gelmiş buraya.” Merakım artık tavan yapmıştı. Adam neyin nesiydi, neyi vardı ki böyle önemli?

“Vallahi meraktan çatlayacağım. Adamın neyi var?” Dedim sabırsızca.

“Ben tam diyemiyom onu Petek neydi yavrum?” Beklentiyle kuzenime döndüm.

“Adamın yüzünde bir çeşit kemik deformasyonu var kuzen. Yani normalde el ve ayak kemiklerinde olan bir şekil bozukluğu hastalığı ama Ender Beyin vücudunda değil yüzünde varmış. Ben de bir kere gördüm ama dikkatli bakamadım ayıp olmasın diye. Gerçekten adam kim bilir ne sıkıntılar çekti de İstanbul’dan buraya gelip bu evi yaptırdı. Hayat işte, kiminin parası da imkanı da olsa bazı şeylere gücü yetmiyor…”

 

Tags:

Paylaş
6 Yorum
  1. Gulbahar 1 sene önce

    Vayy sevilen yazarlar, özenle yazılmış hikayeler… Herkesin emeğine sağlık.
    Böğürtlenler oldu mu selelere doldu mu? Gönderdiğim çoraplar ayağına oldu mu? Bu corap ayağa değil de başa sanki… Bakalım yb merakla bekliyorum.

  2. babali 1 sene önce

    Çağırdınız geldim ❤️

  3. FatmaDemir 1 sene önce

    Buldum siziiii ???

  4. Yazar
    Siyah Lotus 1 sene önce

    Hoş bulduk canım dostum. Sayende keşfettim bu platformu, eh seni yalnız bırakmaz olmazdı ?

  5. Öznur İlter 1 sene önce

    Lotus’um hoş geldin, seninle güzel bir platformda beraber olmak gibisi yok. Kalemin, yüreğin dert görmesin.

Bir Cevap Bırakın

© 2021 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account