BİR ADIM ÖTE AŞK 1

TANITIM

Ceren içindeki hüznü almasını beklercesine o güzel yüzünü rüzgâra vermiş, mavi gözlerini sıkıca kapamıştı.
Son zamanlarda huzur bulduğu tek yer burasıydı. Bebek sarısı gür saçlarının rüzgârda dağılmasına aldırmadan mis gibi havayı içine çekti.

Aklından geçirdiği tek duası yakışıklı kahramanı Seyhan’dı. Belki de buraya bu kadar sık gelme sebebi kahramanının ismine duyduğu sempatiydi. Ceren için ‘Seyhan Gölü’ huzurun adıydı. Bu güzel göl karanlıkta tıpkı Seyhan’ın koyu renk gözleri gibi siyah ve derin görünüyordu…

Seyhan son birkaç ayda başına gelenlere inanamayarak ofisindeki koltuğunda rahatsızca kıpırdandı. Kız kardeşinin düğünü için memleketi Adana’ya gelmişti ama kendi dışında gelişen olaylar sonucu artık evli bir adamdı, hem de kendisinden yaşça küçük genç bir kızla. Çok istediği mantık evliliğini babaannesi önüne sunmuştu lakin bu evlilik ne kadar mantıklıydı, bilemiyordu. ‘Bebek yüzlü, güzel gözlü, tatlı, küçük karısı Ceren…’ Aklına gelen bu düşünceyle dudağını büktü. Ne saçmalıyordu, aklı gibi evliliği de karmakarışıktı. Mecburen yapılmış gibi görünen bu evliliğin anlaşması bile vardı. Anlaşmaya göre dokuz ay sonra boşanacak olmaları ise ayrı bir konuydu. Bir başka önemli konu ise iki aileye verdiği sözdü. Ve bu söz karısıyla yaptıkları anlaşmanın tam zıttı bir mahiyetteydi. İki arada bir derede kalmıştı. Sıkıntıyla ofladı, bu işin içinden nasıl çıkacağını bilemiyordu. “Nasıl bir belanın içine zorla çekildim” diye düşünerek ayağa kalktı ve yeni yuvasının yolunu tuttu…

Onları birleştiren neydi, kader miydi? Onların evlenmesiyle iki aile arasındaki sorunlar bitecek miydi? Yoksa iki ailenin, bir araya gelmesi imkansız olan bu iki genci bir araya getirmek için yaptıkları oyun muydu bu? Peki dokuz ay sonra gerçekten de bu evlilik bitecek miydi?

Bütün bu soruların cevabı hikayemde… Güzel bir Sey&Cer aşkı okumaya ne dersiniz? Eeeee hadi o zaman buyurun dizi tadında bol aksiyonlu, romantik komedi hikayemin sayfalarını çevirmeye başlayın…

Mantığıyla hareket eden genç idealist bir avukat ile anı yaşamaktan zevk alan kıpır kıpır, zaman zaman da inatçı genç bir kızın tek bir kalp ile bütünleşen aşkı…

NOT: EŞİM TARAFINDAN ADIMA NOTER TASDİKLİDİR. ÇALINMASI, KOPYALANMASI DURUMUNDA HUKUKİ İŞLEM UYGULANACAKTIR. AYNI ZAMANDA TELİF HAKKI HALA BAĞLI BULUNDUĞUM YAYINEVİNDEDİR.

BİR ADIM ÖTE AŞK CEREN SEYHAN 1. BÖLÜM

KARŞILAMA 

Ceren, heyecandan yerinde duramıyor, hissettiği yoğun özlemle sabırsızlığı katbekat artıyordu. Amcasının uzun yıllar süren mahkûmiyeti nihayet sonlanıyordu. Az sonra, önünde durdukları cezaevinin kapısı açılacak Mahir amcası özgürlüğüne kavuşacaktı. Bu anı ne çok beklemişlerdi. Özellikle babaannesi ve dedesi…

Bu güzel karşılaşmayı babası organize etmişti. Eş, dost, akraba; gelmek isteyen herkesi davet etmiş, davulcular ve zurnacılardan oluşan bir ekip de tutmuştu. Hali hazırda bekleyen ekip, Mahir amcası özgürlüğüne ilk adımını atar atmaz çalmaya başlayacaktı.  

Güneşli olmasına rağmen rüzgârlı bir hava vardı. Pürüzsüz, parlak beyaz tenine savrulan sarı saçlarını, bileğindeki lastik tokayla topladı. Etrafta, ona hayranlıkla bakan insanlardan bihaber, telefonunu cebinden çıkarıp saate baktı. Sonunda yüzlerce saat beklemiş hissine kapıldığı dakikalar geçmiş, amcasının çıkış saati gelmişti. Narin yüzünün güzelliğini öne çıkaran ışıl ışıl iri menekşe gözlerini, cezaevi kapısına doğru çevirdiğinde anıları canlandı. Buraya en son altı ay önce amcasını görmek için ailece gelmişlerdi. O günü hiç unutmuyordu. Görüş bittiğinde, amcası ona sevgiyle sarılıp son kez vedalaşmıştı.

“Bu son görüş günü bir dahaki görüşmemiz çiftlikte olacak prensesim.”

O zamanlarda çok uzun görünen altı aylık zaman dilimi su gibi akıp geçmiş, amcası için bugün buraya son kez gelmişlerdi. Esintiden dolayı buğulanan gözlerini istemsizce kapadı. Aklında ise, buraya ilk kez ne zaman geldiği sorusu vardı. Bölük pörçük sisli anılarında aklında net kalan; küçüklüğünden beri, kimi zaman ailece kimi zaman sadece babasıyla bu cezaevine amcasını görmeye geldikleriydi. Bu, onlar için altı ayda bir tekrarlanan rutin haline gelmişti.

İlk zamanlarda annesi bu duruma; “Ceren’in orada ne işi olur anlamıyorum, hem küçücük çocuk ceza evine götürülür mü? Psikolojisini bozacaksın kızımın.” diyerek ısrarla itiraz etmişti. Yine de babası bu rutini aksatmayıp onu yanında götürmeye devam etmişti. İyi de yapmıştı. Bu sayede Mahir amcasını tanımış ve çok sevmişti. Çok şükür ki bütün bu ziyaretler bugün sona eriyordu. Çok özlediği amcası, artık onlarla birlikte çiftlikte yaşayacaktı. Mutlulukla gülümseyip kapalı olan gözlerini açtı.

Cezaevi kapısının açılma sesiyle, oradaki herkes gibi kapıya odaklandı. Mahir amcası kapıda görünür görünmez davul ve zurnacılar çalmaya başladılar. Bir bayram havasıyla karşılanan amcası, olduğu yerde kıpırdamadan duruyordu. Yüzündeki şaşkın ve duygulu bir ifadenin yanında, gözleri dolu doluydu. Böyle bir karşılama beklemediği çok aşikârdı. 

❤️

Mahir, işlemediği suç yüzünden hayatının yirmi yılını gömdüğü bu cezaevinin çıkış kapısının önündeydi. O kadar karışıktı ki duyguları, birçok duyguyu aynı anda hissediyordu. Kapı açılır açılmaz farkında olmadan nefesini tuttu. İçinden şükrederek sağ ayağıyla özgürlüğüne ilk adımını attı. İlk duyduğu ise davul ve zurna sesi oldu. Tuttuğu nefesini bırakırken gördüğü kalabalıkla olduğu yerde kalakaldı. Tüm ailesi, sevdikleri, sevenleri, eş, dost, akraba; herkes buradaydı ve onu bir bayram havasıyla karşılamışlardı. 

Bu şekilde karşılanmayı aklının ucuna dahi getirmemişti. Şaşkınlığı bir yana, o kadar çok duygulanmıştı ki en ufak kıpırdamada gözlerine dolan yaşları her an akacakmış gibi hissediyordu. Annesi dayanamamış koşarcasına yanına gelip ona sıkıca sarılmıştı. 

“Çok şükür kavuşturana oğlum.” 

Yılların hasretini gidermek istercesine sarılıp öpen annesinin kokusunu, derince içine çekti Mahir. Sonra da onun gözlerinden süzülen yaşları elleriyle sildi. Mutluluktan da olsa, onun ağlamasını yüreği kaldırmıyordu.

“Canım annem ağlama artık, hasret bitti, bundan sonra hep yanındayım.” diyerek annesini yatıştırmaya çalışırken babasının kalın davudi sesini yanı başında duydu. 

“Hanım! İzin ver, biraz da biz hasret giderelim.” 

Annesi isteksizce ondan ayrıldıktan sonra, babasının yaşlı ve bir o kadar da babayiğit bedenine sarıldı. Sevdiği insanlar bir anda etraflarında çember oluşturmuşlar bu anı duygulu gözlerle izlemeye başlamışlardı.

Gözleri umutla bu güzel insanların arasında gezindi. Çok küçük bir ihtimal de olsa sevdiği kadını görebilmeyi arzu ediyordu fakat yoktu. Yüreğinde hissettiği acı yüzüne yansımış olmalı ki, Kadir abisi ona şefkatle sarılıp sırtını teselli edercesine sıvazladı.

Sonrasında diğer abileri, yengeleri ve yeğenleri yanına gelip ona teker teker sarıldılar. Onların hemen akabinde, kendini kalabalığın arasında buldu. Az önceki ruh halinden eser kalmamıştı. Herkes ile ayrı ayrı tokalaşıyor, ona söylenen güzel sözleri ve geçmiş olsun dileklerini gülümseyerek karşılıyordu. Bu böyle ne kadar devam etti bilmiyordu ama Kadir abisinin onu insan selinin arasından çekiştirerek kurtarmasıyla, kendini halay çekerken buldu.

❤️

Halaydan çıkan Ceren, rüzgârın etkisiyle hafifçe ürperdi. Üzerindeki ter kurumadan baharlık ceketini arabadan alsa iyi olacaktı. Bayağı da susamıştı. Neyse ki babası yola çıkmadan önce bagaja iki koli küçük şişe su koydurmuştu. Arabaya doğru ilerlerken kuzeni Melek’i gördü. Kalabalıktan uzak, bir kenarda tek başına oturuyordu. Bir sorun mu vardı acaba? Merakı ağır basınca yolunu değiştirip kuzeninin yanına gitti. 

“Melek abla iyi misin, burada tek başına ne yapıyorsun?”  

“İyiyim canım, dinleniyordum biraz. Hem tek değildim. Ceyda yanımdaydı, dayanamadı tekrar halay çekmeye gitti. Tabii tüm yol boyunca uyuyarak topladığı enerjiyi bu şekilde atacak uykucu peri.” 

Melek ablasının gözlerini devirerek söylediği sözler üzerine tatlı bir kahkaha attı. “Her zamanki hali, biliyorsun ablacığım.” 

Melek, oturduğu banka benzer yerin diğer kenarına doğru yanaşarak genç kıza yer açtı. “Gel otur şöyle, sen de benden farksız görünmüyorsun.”

“Yok, ben oturmayayım Melek abla, su almaya gidiyordum sen de ister misin?”  

Bu soru, çölde vaha gibi gelmişti Melek’e. Yorgun gözlerinde aniden canlanma oldu.

“Çok iyi olur, fena halde susadım.” dedi coşkuyla. Sonra da oturduğu yerden hemen ayaklanıp Ceren’in koluna girdi. “Hadi beraber gidelim.”

İki genç kız park alanına doğru kol kola ilerlerken Ceren’in dikkatini üniformalı korumalar çekti. Sayıları oldukça fazlaydı. Üstelik aşina olduğu babasının sivil korumaları da etraflarındaydı. Bu kadar korumaya ihtiyaç duyulacak ne vardı ki, neden her tarafları etten bir duvar gibi örülmüştü? Cevabını veremediği sorular beyninde yankılanırken tedirginliği en had safhaya çıktı. Bakışlarını Melek ablasına çevirdiğinde, onun gayet rahat olduğunu gördü. Kendisi gibi etrafına ürkekçe değil, güven içinde bakıyordu. Bu olağandışı koruma ordusu hakkında bilgisi olduğu çok aşikârdı. Bunu ona sormaya karar verdiği anda, arabanın park edildiği yere vardıklarını fark etti. Bir an önce suya kavuşmak istiyordu, çabucak bagajı açmak için uzandı. Fakat yakınlarında olan üniformalı korumalardan biri ona engel oldu. 

“Hanımefendi bir şey mi istediniz?”

Adamın ifadesindeki ciddiyet, ses tonuyla eş değerdeydi. Hafifçe yutkunup, çekingence mırıldandı. “Bagajdan su alacaktık.” 

Genç kızı duyan koruma her ikisini sertçe süzdükten sonra, “Bekleyin!” diye buyurdu. Sonra da yan taraftaki koyu gri minibüsten iki küçük şişe su alıp ikisine uzattı. Sularını alır almaz yarım yamalak teşekkür edip kaçarcasına kalabalığın olduğu yere gittiler. 

Artık emindi. Kendisinin bilmediği önemli bir durum vardı. Bu kadar sıkı güvenlik önlemi boşuna alınmazdı yoksa. Melek ablası suyunu içer içmez direkt eğlenenlerin arasına geçtiği için ona sormaya fırsatı olmamıştı. İçine çektiği soluğunu oflarcasına bırakırken gözleriyle Ender abisini aradı. Aklını kemiren bu sorunun cevabını ancak ondan öğrenebilirdi. 

Abisi tahmin ettiği gibi Pelin yengesinin yanındaydı. Kıskanç karakterinden ötürü böyle kalabalık ortamlarda eşinin yanından hiç ayrılmıyordu. Bunda Pelin yengesinin çok tatlı ve güzel bir kadın olmasının payı da büyüktü tabii. Çoğu zaman bir gölge gibi yanından ayrılmayan kıskanç bir kocaya sahip olmak çok sıkıcı olmalıydı. ‘Allah Pelin yengeme sabır versin’ diye iç geçirdi. Acaba gelecekteki kocası nasıl bir karaktere sahip olacaktı? ‘İnşallah abim gibi kıskanç bir kocam olmaz’ diye dua etti. O an, küçük bir çocuğun kendisine çarpmasıyla daldığı düşüncelerden sıyrıldı ve hızlı adımlarla abisinin yanına gitti. 

“Abi bir şey soracağım.”

“Sor sarı cimcimem.”

“Neden bu kadar çok koruma var, bilmediğim bir durum mu var?”

“Bir şey yok cimcime. Bunlar gerekli güvenlik önlemleri. Buradaki sivil kalabalığa göre korumaların sayısı az bile.”  

“Kalabalığın korunmaya ihtiyacı mı var abi?”

“Yok tabii. Ama babamı bilirsin her şey nizami ve kusursuz olsun istiyor. Kendi sorumluluğundaki insanların başına bir şey gelmesinden çekiniyor sanırım.” 

Aldığı cevaplar nedense içini rahatlatmamıştı. Yüreğine çöreklenen huzursuzluk, hâlâ olduğu gibi duruyordu.

“Asma suratını sarı cimcimem. Hadi gel biz de halaya katılalım.” dedikten sonra abisi elini tuttu ve onu çoluk, çocuk, genç, yaşlı, karışık, coşkuyla halay çekenlerin arasına geçirdi.

Yaklaşık yarım saat sonra Ceren’in babası Kadir Bey – nam-ı diğer Kadir Ağa – halay çeken herkesi durdurdu ve eğlencenin Nehiroğlu çiftliğinde devam edeceğini duyurdu. Bu habere memnun olan kalabalık, yavaş yavaş dağılmaya başladı. Büyük sayılabilecek bir konvoyla gelmişlerdi. Şimdi ise aynı konvoyla çiftliğe geri döneceklerdi.

Tüm aile park yerindeki araçların önünde toplanmıştı. Mahir’in hangi araçla gideceği ile ilgili ufak bir tartışma yaşanıyordu. Elmas Hanım ve Seyit Bey, torunları Ender’in geniş aile arabasında yolculuk yapacaklardı ve doğal olarak oğulları Mahir’in yanlarında olmasını istiyorlardı. Fakat Kadir Bey, kimsenin nedenini çözemediği bir ısrarla kardeşi Mahir’in kendi arabasına binmesini istiyordu.

Ceren, Ceyda ve Melek ise onlardan ayrı bir yerde durmuşlar, bu garip tartışmanın sonlanmasını bekliyorlardı.

“Bu tartışma bitmeyecek. En iyisi Mahir amca bizimle otobüsle gelsin.” dedi Ceyda bıkkınlıkla. Bu fikir Melek’in de hoşuna gitmişti.

“İyi fikir. Böylelikle kimse alınmamış olur… Hatta sen de bizimle gelsene Ceren. Otobüste yolculuk çok keyifli geçiyor, eğlenmekten yolun nasıl geçtiğini anlamıyor insan.” 

Melek’in bu teklifi ona cazip gelse de kahrolası mide bulantısı aklına gelince vazgeçti. Geliş yolunda araba onu çok fena tutmuştu. Mide bulantısının yoğun olduğu anlarda, babası yol kenarında durmuş ve bulantısı geçene kadar onu beklemişti. Aynı anlayışı ve rahatlığı otobüste bulamayacağını biliyordu. 

“Yok, ablacığım. Ben arabayla gideyim. Biliyorsun beni araba tutuyor, midemin kötü olduğu her durumda otobüsü durdurmam hoş olmaz.”

“Haklısın canım. Biz gidiyoruz. Maazallah otobüsü kaçırırsak babamın o külüstür pikabıyla gitmek zorunda kalacağız.”   

Üçü de aynı anda kulaklarını çekip, “Allah korusun.” dediler. Sonra da kendi komik hallerine kahkahayla güldüler.

Ceren, kuzenlerine sarılıp vedalaştı. “İyi yolculuklar çiftlikte görüşürüz.” 

“Sana da iyi yolculuklar.”

Bu arada tartışma sonlanmış, herkes yolculuk yapacakları arabalara doğru dağılmıştı. Mahir amcasıyla aynı arabada gideceğini öğrenince çok mutlu oldu. Arabaya biner binmez unutmadan mide ilacını çantasından çıkardı. ‘Bir tane daha içsem iyi olur’ diye düşünüyordu. Doktoru çok ihtiyaç duyarsa iki tane birden içebileceğini söylemişti zaten. Yarım saat önce bir tane içmişti şimdi de bir tane içerse sorun olmazdı herhalde. 

Elindeki kutunun içinden bir tane hap alıp suyla içti. Böylelikle mide haplarından bugün dört saat arayla toplamda dört tane içmiş oldu. ‘İnşallah yan etkileri olmaz’ diye dua ederken araba yola çıkmıştı bile.

Tags:

Paylaş
0 Yorum

Bir Cevap Bırakın

© 2022 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account