20210128_005429

Dünya ne kadardı? Aklının yetmeyeceği kadar büyük, ruhunun sığmayacağı kadar küçük olabilir mi? Benim ruhum ne bedenime sığıyordu ne sonsuz görünen semaya. Gitmek; hiç arkama bakmadan hatta gözlerimi kapatıp ayaklarımın götürdüğü yere gidebilmeyi ne kadar isterdim.
İsterdim…
Bunu yapmaya beynimin olduğu kadar yüreğimin de casereti olmalıydı. O benim nefesim değildi, damarlarımdaki kanım değildi, suyum değildi ama bırakıp gidemiyordum işte. Zayıf bir benlik; ruhu hasta edip acizlik kuyusuna hapis ediyor insanı. Galiba sadece beni…
O gitti, arkasına bile bakmadan yarım ağızla “Ben artık yokum.”diyerek pişmanlığın kırıntısı dahi olmayan yüreğini alıp gitti.
Ben çıkmaya çalıştığım yanlızlık kuyusunda daha da dibe çekiyorum kendimi. Çocukluğum terk edilmiş, gençliğim yitirilmiş, olgunluğum hiç olmamış kişiliğimde kaybolup gidiyordu. Ben bu dünyaya niye geldim bazen onu bile anlamıyorum. Sevmek sevilmek asla değil, bu düşünceme kendim bile gülüyorum. Duygusuz dünyanın bütün duygusuzluklarını ben yaşayayım diye mi acaba diyorum. Ben yanlızım, benim canımı acıtıp, yarım bırakacak kadar biri olmadı ki. Çünkü başlamadan bitmişti. Bu şehir, bu mahalle, bu evin hiç bir anlamı yoktu benim için. Herşey yeniden alınabilir fakat anlamı olmadıktan sonra bunlar veya başka çevre, eşya hiç fark etmiyor. Gitmeliyim ama niçin diyorum niçin…
Bana gülümseyecek, umut verecek, yaşamanın anlamını öğretecek his ya da bir madde çıkar mı karşıma? Sanırım bunu öğrenmek için gitmem lazım. Yerinden kalkamayan, hiç bir işe yaramayan devasa bir kaya gibi hissediyorum kendimi. Herkes yanımdan gelip geçerken engel olduğum için farkedilen, bazılarının sadece üstüme çıkarak manzara seyretmesi, ya da acımasızca kazıyarak yazı yazılan bir kayayım ben. Su ve kumun sıkışması sonucu oluşan kaya gibi, etimin ve kemiklerimin içine ruhumun sıkışması sonucu adı insan olan bir varlığım. Yerimi değiştirmem için sanırım sel gibi büyük bir felaket yaşamayı bekliyorum.
Keşke acizliğimi anlamaya çalıştığım kadar umutlanmak için çabalasam. İçimde oluşturduğum kara deliğimden kendimi çıkarta bilirdim belkide. Sonsuz evrende yıldızlar gibi parlak olmak varken ben kara delik olmayı tercih ettim. Güneşe bakıp ruhumu ısıtmalı, umut tohumları ekerek yeşertmeyi denemeliyim. Ben bu acizlikle kendim çiçek gibi açamazken başkasının beni koklamasını nasıl beklerim. Aklım güneşim, yüreğim toprağım, umutlarım tohumum ve aşkın gözyaşları yağmurum olmalı. Önce yüreğimi hazırladım. Sevgi, aşk, arkadaşlık ve üzüntü için hazırladım yüreğimin toprağını. Gülümseme ve merhaba diyerek umutlarımı ektim. Kimi güneşim kimi gözyaşım olarak besledi umutlarımı. Yüreğimin yaralarına merhem aradım. Kitaplar deva olmak istedi; Önce geçmişini iyileştir yazdı satırları. Yüreğim ilk ışığa doğru umutla gülümsedi. Parkta yüzü mutluluktan kirlenmiş çocuğun gülüşünü gösterdim çocukluğuma. Gözleri bulutlanırken acıyla gülümsedi.
Mutluluk bulaşıcıdır nasılsa, ona da bulaşır bir gün. İzin verdim çocuk olmasına, oynamasına, tek derdinin akşam olup eve gitmesi olduğuna. “Çocukluk ne kadar güzelmiş.” Dedi.
Masumiyet ektim çocukluğumun yüreğine. Saçının sebepsizce okşanmasından filizlendi masumiyet çiçeği.
Tebessüm edebiliyor artık. Ayaklarım yere değmeden çıktım çocuk parkından.

Denizin hırçın dalgalarının ritmiyle şarkı söyleyen kahkahalara yöneldi aklım. Yarını düşünmeden, gereksiz sözlere bile gülümsedi gençliğim. Ağlamaktan değil, uykusuzluktan gözleri kızardı on yedi yaşımın. Korkudan değil, artık küçük aşklardan hızla atıyor kalbi. İyileşiyor geçmişim, iyileştirebiliyorum beni.

Olgunluğumla oturduk başbaşa, gün batımının kızıllığı vuruyor yüzümüze. Güneş yüreğimi ısıtırken, ılık meltem saçlarımı okşuyor. Yaşadığım her damla acı, hayatımın olgu taşı. Ellerimle ördüğüm duvarlarım sapa sağlam. Artık duvarımın üstünde oturup gün doğumunu izliyorum kendime olan güvenimle. Acıların kanına karışmış seninle bütünleşmişse, kaya olarak kal yerinde. Uzak diyarlara yüreğinin kefesini boş götüre biliyorsan, yenilik umut vaad eder insana.Tek kişilik hücresinden azat ettim yüreğimi. Düşüncelerimi zindana koymakta, gökyüzüne özgür bırakmakta benim elimdeymiş. Ruhum, aklım, aşklarım kuşlar kadar hür artık. Özgürlüğe kanat çırpmalarını izliyorum mutlulukla. Gözlerim, yanı başımda gülümseyen ışıkla yeniden baktı dünyaya. Yanlız değilim artık bu evrende. Ben geçmişimin acılarını kör kuyulara kapattım. Huzurlu ruhumun güneşiyle ısıttığı, aşkın gözyaşlarıyla ısladığım, dalları en sert rüzgarlara dayanıklı hayat ağacım var artık benim.

Tags:
Paylaş
1 Yorum
  1. Pluviofil 6 ay önce

    Devamını merakla beklemekteyim 😊 🌼🌼

Bir Cevap Bırakın

© 2021 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account