Bir nebzede olsa kalplerinize dokunabilmek dileğiyle.. Gelen herkese şimdiden teşekkürler.

Bu yüksekten kaçıncı düşüşüm oldu? Ellerimle sardığım kaçıncı yaramdayım? Bilmiyorum…

Son dediğim kaçıncı sonum?

Kendimi kendimin topladığı kaçıncı parçalanıştayım?

Bilmiyorum… 

Çoğalıyor zihnimde bilmiyorlarım. Her seferinde cevapsız sorularla baş başa kalıyorum.

Bir gün bilir miyim?

Bana ne olduğunu, kim olduğumu? İşte bunu da bilmiyorum…

1.Bölüm: “Çaresiz Kalmış Çocukluk”


                      ▪️▪️▪️

Yolumuzu  hayatımızdaki insanlar yönümüzü ise yaptığımız seçimler belirler. Peki savunmasız bir çocuk, neyi seçer. İyi aileyi mi? Anne babasını mı? Seçebiliyorsa eğer ben seçemedim. Ne bırakıp gitmeyecek bir baba, ne de koşulsuz seven bir anne.

Geçmişin derin acıları içerisinde kıvranan ruhum amansız bir hastalığın pençesinde gibi bitik. Hayatın bana sunmuş olduğu her kötü olay beni dibe çekiyor ben ise buna karşı koyamıyordum. Herkesin bir kalp ağrısı, kanayan bir yarası vardır kimseye göstermediği. Yalnızca kendisinin bildiği ve sarmaya çalıştığı.. Benim yaram sarılır mıydı? Hangi sargı kapatırdı? Bilinmez.. Babasızlık hangi hayata sığardı? Sığar mıydı? Bilinmez.. Bilinmezlik dolu ömrüm içinde elimden bir şey gelmez. Şimdi biri gelip de bana sorsa senin boynunu büken, iki büklüm edip kenara iten nedir diye? Çaresizlik derdim.

                      ▪️▪️▪️

Ufaktan araladığım gözlerimle etrafı süzdüm . Nerede olduğumu anlamaya çalışırken dün gece yaşananlar ve annem tarafından karanlık odaya kapatılışım geldi aklıma. Küçüklüğümden bu yana günlerimin, hatta gecelerimin çoğu burada geçerdi. En ufak hatamda yada canı her istediğinde hapsederdi beni buraya. Kapalı kapılar ardında bırakılırdım hep. İlk zamanlar çok ağlardım, çıkarsın diye yalvarırdım .Yaşım geçtikçe alıştım, bu duruma ayak uydurmaya çalıştım. Önce yaşlarımı sildim sonra sesimi kestim ,kuytu köşeye sinip bekledim. Yirmi  iki yaşımda bir genç kızdım ama hala kurtulamamıştım bu esaretten. Eski anıları bir kenara bırakıp uyuyakaldığım sert soğuk zeminde doğrulmaya çalıştım. Boynum tutulmuş, ellerim buz gibi olmuştu. Aralık ayında olduğumuzu göz önünde bulundurursak bu kadar üşümem normaldi. Üzerimde varlığı pek belli olmayan ince hırkamı düzeltip ayağa kalktım. Kapının kulpuna uzanıp aşağı indirdim , direk açılmıştı. Demek ki sabah alkolün etkisinden çıkınca açmıştı kapının kilidini. Usulca etrafa göz gezdirdim ve kimsenin olmadığından emin olduktan sonra parmak uçlarımda odama geçtim. Bakmayı akıl ettiğim saat 08.45 i gösteriyordu. Acilen hazırlanıp işe gitmeliydim ama önce duş almam gerekiyordu. Hızlıca banyoya girip ılık suyla yıkanıp çıktım. Üzerime koyu yeşil bir kazak ve altıma da koyu renk kot pantolonumu giyip saçlarımı topladım. Makyaj yapmayı seven biri olmadığım için aynaya bakmayı es geçip odadan çıktım. Aşağı indiğimde salon dağılmış haldeydi ve televizyon açıktı. Sessiz olmaya özen göstererek koltuğa ilerleyip kumandayı bulmaya çalıştım. Tam buldum derken arkamda hissettiğim nefes beni olduğum yere mıhladı. Panik yapmadan hafifçe arkama döndüm ve gördüğüm insan rahat bir nefes almamı sağlamıştı.

“Nereye kız bu saatte?”  

“İşe gidiyorum anne.”  Yüzünde yer edinmiş alaylı gülüşüyle baştan aşağı süzdü beni.  

“Bu halde mi gidiyorsun?”

“Evet ne varmış halimde gayet normal giyindim.”

“Normal değil sıradan giyinmişsin. Koskoca Holding de çalışıyorsun, pespaye halde gezip dolaşıyorsun. Beni örnek al biraz beni, ne ruhsuzsun sen be babanda böyleydi sünepenin tekiydi. Gerçi böyle olması işime geldi, safın haberi olmadan içeri alıyordum gelen adamları.” Diyerek babamdan iğrenç biriymiş gibi bahsedip yüzünü buruşturdu. Babama söylediği laf sinirimi bozmaya yetmişti. Üzerine yürüyüp işaret parmağımı yüzüne doğrulttum,

“Bana bak babam hakkında düzgün konuş, o bu dünyada ki en harika ve benim için değerli tek insandı. O adam senin yaptıklarına rağmen her şeyini kabul etti. Eğer bir daha ölmüş babamın hakkında kötü konuştuğunu duyarsam karşında bambaşka bir Aysar bulursun ona göre.”  diyerek bağırdım. Gözlerinde gördüğüm yapmacık korku, umursamazlığının bir parçasıydı. Üstündeki hırkaya biraz daha sarılıp,

“Tamam be demem bir şey.” Diyerek salondan çıktı.

Arkamı dönüp kumandayı buldum ve televizyonu kapattım. Portmantoya yönelip montumu ve atkımı aldım, çantamı da omuzuma astıktan sonra  ayakkabılarımı giyip evden çıktım. Durağa ilerlerken gördüğüm bizim eve doğru yürüyen sakallı esmer adam annemin yattığı adamlardan yalnızca biriydi. İğrenç bakışlarla süzüp, sarı dişleriyle pis pis sırıtıp yanımdan geçti. Bu olaylar, o adamlar midemi bulandırıyordu artık.

Bu öyle herkese anlatılacak bir şey değildi. Kim annesinin hayat kadını olduğunu söyleyebilirdi ki. Hiç kimse.. Çocukken anlamazdım o gelen adamların kim olduğunu, babam işe gider gitmez farklı adamlar gelirdi eve. Ben anlamayayım ya da babama söylemeyeyim diye de hep o karanlık odaya kapatırdı beni. Ondan ölesiye korkuyordum, istesem de bir şey söyleyemezdim ki. O yıllar önce de böyleymiş, babamla sırf adı çıkmasın diye evlenmeyi kabul etmiş. Yazık zavallı adam onu çok sevdiği için hiç düşünmeden evlenmiş. Annem evlendikten altı ay sonra da bana hamile kalmış. Göl yazı da annemin başka adamlarla olduğu dedikodusu yayılınca babam ben etkilenmeyeyim diye İstanbul’a taşınmak istemiş. Burada doğup, burada büyümüşüm. Babamın can dostu olan rahmetli Salim Amca anlatmıştı olan biteni. Öğrendiğimde lise birdeydim. Önce kabullenemedim neden annem böyle? Gerçekten böyle bir şey yapıyor mu? diye diye, kendimi yedim bitirdim. Öğrendikten bir kaç ay sonra babamın ölmeden önce bıraktığı mektubu bulup okuduğumda gerçek olduğunu anladım ve istemeyerek de olsa kabullenmek zorunda kaldım. Benim annem böyle biri dedim, sevmeye çalıştım çünkü babam sevmişti, her şeye rağmen istemişti annemi. Ve onu için feda etmişti kendini hiç düşünmeden. Ben de yapabilirim dedim ama başarılı olamadım. Ona her baktığımda babamın masum yüzü geliyor aklıma, işe diye gönderip eve aldığı adamlar ve iğrenç gülüşmeleri. Küçük bir çocuğun görmemesi gereken şeylerdi bunlar ama ben gördüm. Gördükçe de öldüm..

                        ▪️▪️▪️

Zor bela yer bulup bindiğim otobüs çalıştığım şirkete yaklaşmak üzereydi. Yanımdaki kadından izin isteyip ayağa kalktım ve düğmeye basıp beklemeye başladım. Aradan geçen birkaç dakikanın sonunda nihayet varmıştım. İçeri girip danışmadakilere selam verdim ve çalıştığım kata çıktım.

Derin belli ki erkenciydi, masasına oturmuş pür dikkat dosyaları inceliyordu. Derin kim diye sorarsanız  o benim canım, sırdaşım en iyi arkadaşımdı. Ve hayatım hakkındaki gerçekleri bir tek o biliyordu. Annemin alkolik olduğunu, her gün farklı adamlarla yatıp kalktığını ve beni odaya kapatışlarını. Biliyordu ve sır gibi saklıyordu,  iyi ki benim  hayatımdaydı. 

Onunla lisedeyken tanışmıştık, eğlenceli, arkadaş canlısı ve konuşkandı. Bense hem yapım gereği hem de yaşadıklarımdan olsa gerek sessiz, konuşmayan, silik bir tiptim. Bence dostluğumuzun bu kadar güçlü olmasının en temel sebebi ikimizin de birbirimize uyum sağlayabilmesiydi. Ve yaralarla alay etmek yerine, sarıp iyileştirmekti.

Arkasından yürüyüp kulağına doğru eğildim,

“Derommm!!” diye bağırdım. İrkilip oturduğu yerden kalktı ve baş parmağını damağına götürüp çekti. Onu korkutmak benim için şenlikti.

“Ah Aysar aklımı aldın ya ne yapıyorsun?” Diyerek elini göğsüne koydu.

“Ne yapayım ama seni korkutmak hoşuma gidiyor.” Deyip haline güldüm. 

“Ihım ıhım” diye duyduğum sesle  gülmem yarıda kesildi. Arkama dönüp baktığımda Kamer Beyin geldiğini gördüm. Ben mahcup bir ifadeyle bakarken Derin melül melül bakıyordu. Neden olduğunu anlamışsınızdır. Kamer Beye deli gibi aşık, tabi Kamer Beyde Derin’e öyle. Yakında nişanlanmayı planlıyorlar, umarım ki aksilik çıkmadan en kısa sürede hallolur da mutlu olurlar. 

Hoş geldiniz Kamer Bey” diyerek baş selamı verip masama geçtim. Derinle ikisi Kamer Beyin odasına geçince bende fırsat bu fırsat deyip dünden kalan muhasebe evraklarını incelemeye başladım. Bu şirketi Kamer Bey ve arkadaşı Berhan Bey yönetiyordu. Berhan Beyi şimdiye kadar hiç görmedim çünkü kendisinin meşgul olduğu başka işleri de varmış. Bunları hep Derin anlatmıştı, zaten işe girebilmem de Derin sayesinde olmuştu. O her anlamda harika bir insandı. 

Bugün İşimi bitirip erkenden çıkmalıydım, çünkü akşam işletme konulu bir söyleşi vardı. Söyleşiye Sinanoğlu Holding’in sahibi, bilgili ve herkesçe tanınan Sinan Demiroğlu katılacaktı. Hiddetle kapanan kapı dikkatimi dağıttı. Sinirli sinirli bir oyana bir bu yana yürüyen Derin dikkatleri üzerine çekiyordu, etrafa bakındığımda çalışanların gözü onun üzerindeydi. Derin’i kolundan tutup direk kadınlar tuvaletine götürdüm.

“Derin ne oluyor Allah aşkına sakin ol biraz, herkes sana bakıyordu. Biliyorsun hepsi dedikoducu şunların ağzına laf verme.” Deyip sakinleştirmeye çalıştım. Çalışanlar dedikoduculukta bir numaraydılar ve en önemli malzemeleri Kamer Bey ile Derin’in ilişkisiydi.

“Sakin falan olamam ben Aysar ya nasıl sakin olayım.”

“Bir dur nefes al, öyle anlat.” 

“Kamer tutturdu haftaya istemeye geleceğiz seni diye. Hiçbir şey hazır değil yetiştiremem ben.” Diyerek volta atmaya devam etti.

“Bu muydu derdin. Varsın olsun ne var bunda haftaya yaparız işte, sen tasalanma.” Üzgün üzgün bakıp,

“Yapar mıyız gerçekten?” Elini tutup hafifçe sıktım.

“Bir arada olalım tabi ki yaparız, alt tarafı elbise, ayakkabı seçeceğiz.” 

“Ay o zaman hemen gidip özür dileyeyim çok ileri gittim galiba, neredeyse ayrılıyordum adamdan.”

“Eh be Derin alem kadınsın dizginlemeye çalış biraz kendini . Sınırın yok hiç, ya en diptesin ya en tepede. Kamer Bey senin iyiliğini istiyor .”

“Tamam ben hemen gidiyorum o zaman” deyip koşarak tuvaletten çıktı. Ah bu kız hala büyümeyen küçük bir çocuktu. Onun ardından ben de tuvaletten çıkıp kalan işlerimi halletmeye koyuldum. 

Başımı masadan kaldırıp sağa sola esnettim ve biraz sırtımı açmak için geriye yaslandım. Saate baktığımda söyleşiye bir saat vardı, işlerimi bitirmiş tüm dosyaları kontrol etmiştim. Dosyaları da alıp Derin’in yanına gittim.

“Kuzum benim işim bitti, dosyalar hazır sana vereyim sen Kamer Beye teslim et olur mu?” yüzünde güller açıyordu belli ki Kamer Beyle aralarındaki sorunu halletmişlerdi.

“Olur ay kızım veririm ben sen merak etme, hadi git oyalanmadan geç kalmayasın. Ha Aysar lütfen artık etrafına dikkatli bak bana bir enişte getir, orası şimdi yakışıklı adam kaynıyordur.”  Diyerek kıkırdadı. Söylediğini duymazdan gelip yanağına sulu bir öpücük kondurdum eşyalarımı aldım ve şirketten çıktım.

                       ▪️▪️▪️

Söyleşinin olduğu binanın önüne gelmiş, aval aval etrafımdaki insanlara bakıyordum. Herkes düğüne gider gibi giyinmiş havalı havalı dolaşıyordu oradan oraya. İster istemez kendime dönüp baktım, aklıma sabah annemin söyledikleri geldi. Gerçekten çok mu sıradandım? Ama ben kendimi böyle daha rahat hissediyordum. Olmadığım gibi görünmek benlik değildi. Böyle bir ikileme düşüp onun söylediklerine takılmak sinirimi  bozdu. Kim ne derse desin ben nasıl olmak istersem öyle olacaktım ve onun beni etkilemesine asla izin vermeyecektim. Çünkü ben babamın kızıydım, Hasan Karahan’ın biricik kızı Aysar Karahandım .İç savaşıma son verip içeri girmek için adımlarımı hızlandırdım. Kapıdaki güvenlik görevlisi içeri girenleri kontrol ediyordu. Sıra bana geldiğinde adam,

“Biletiniz var mı?” diye sordu.

“Bilet alınacağını bilmiyordum, ayrıca broşürde bilet fiyatına dair bir şey göremedim ben.” Diyerek kendimi savunmaya çalıştım.

“İnternet sitemizdeki yayınlanan son ilana baksaydınız hanım efendi. Kurulumuz değişiklik yaptı ve bilet almayanlar giremeyecek.”

“Böyle bir şeyi internet üzerinden düzeltip yayınlamak ne kadar mantıklı beyefendi?” diye sordum.

“Hanımefendi haklısınız lakin benim yapabileceğim bir şey yok, kusura bakmayın.” diyerek mahcubiyetle başını öne eğdi. 

“Haklısınız, kolay gelsin.” deyip çıktığım basamakları hüsranla indim birer birer. Son basamağa oturup biraz bekledim. Neden tüm aksiliklerin beni bulduğunu düşünmeye başladım. Ben bahtıma lanetler ederken varlığının farkına yeni vardığım adam gülümseyerek bana  bakıyordu. Kim bilir ne zamandır yanı başımda duruyordu, umarım dediklerimi duymamıştır. 

Akşamüzeri güneş gözlüğü takmış başında şapkası olan bu adam bana bir yerden tanıdık geliyordu ama şuan çıkaramıyordum. 

“Merhaba.” Diyerek gülümsemeye devam etti. Ayağa kalkıp karşılık verdim.

“Merhaba buyurun.” 

” Ben az önce kapıda yaşadığınız olayın bir kısmına istemeden şahit oldum .Söyleşiye geldiniz ve biletiniz yok sanırım.”

“Evet öyle, yapılan değişiklikten haberim olmadı maalesef.” Diyerek sorusunu cevapladım.  Kibar bir sesle,

“Ben de fazladan bir bilet var eğer söyleşiye katılmak isterseniz size hiçbir ücret talep etmeden verebilirim.” Deyip  beklentiyle yüzüme baktı.

“Bilet var mı gerçekten, ben çok isterim lakin ücreti ödemeden alamam.” Diyerek otuz iki diş sırıttım.

“Peki ben bu ücreti bilet için almasam da bana bir yemek sözünüz olsa nasıl olur?” Önüme gelen bu fırsatı geri çeviremezdim çünkü yapılacak söyleşi kariyerim için çok önemli bir referans olacaktı. 

“Tabi neden olmasın.” Diyerek  gülümsedim. Alt tarafı bir yemek yiyeceğim diye geçiriyordum içimden, ileride olacakları bilmeden. 

“Önden buyurun o zaman küçük hanım.”  Diyerek eliyle yolu işaret etti. Kurduğu cümleyle bir an durakladım. Bana küçük mü demişti o?

“Ne? küçük hanım mı? 22 yaşındayım ben.” İçten bir kahkaha atıp,

“Üflesem uçacaksın ve ayrıca aramızda neredeyse yirmi santim var. Omuzuma ancak geliyorsun bu da bence küçük hanım olman için yeterli bir sebep.” Deyip benim önüme geçti, 

söyledikleri az  da olsa sinirimi bozmuştu. Bozuntuya vermeyip, ona yetişmek için adımlarımı hızlandırdım, içeri girdiğimizde koridordaki aynada ikimizi görünce gerçekten küçük durduğumu fark ettim. Fark ettiğim bir şey daha vardı  o da yüzümdeki aptal gülümsemeydi. Silkelenip kendime geldim ve onu takip ettim. Yanına vardığımda,

“Yollarımız burada ayrılıyor,” diyerek yüzüme baktı. 

“Nasıl yani sen gelmiyor musun?”

“Ben daha sonra geleceğim, sen geç kalmadan git.” Daha fazla üstelemeden,

“Peki teşekkür ederim.” Deyip salona yöneldim. Tam o an ismini öğrenmediğim kendi ismimi de söylemediğim aklıma gelince tekrar yanına dönüp ,

“Kusura bakma kendimi tanıtmadım, ben Aysar.” Deyip elimi uzattım.

“Sinan ben de memnun oldum.” Diyerek uzattığım elimi içtenlikle sıktı. İçeri girince bile çıkarmadığı gözlüğü ve şapkası merakımı cezbediyordu. Çıkarmasını isteyemezdim saçma olurdu, ama çıkarmasa da benim içime dert olacaktı. Sorsa mıydım acaba? Fazla ileri gitmek istemediğim için bu düşünceden vazgeçtim.

“Diyeceğin bir şey mi var?”

“Ha yok bir şey.” Diyerek geçiştirdim.

“Tamam o zaman geç kalacaksın git hadi.” Deyip el salladı. Ben de o an nasıl yaptım bunu bilmiyorum ama  karşılık verip  hemen ardından salona girdim.

Baya yoğun bir kalabalık vardı, bilette yazan koltuk numaramı bulup oturdum, ikinci sıradaydım ve sahneyi rahatça görebiliyordum. Bir süre sonra konuşmacılar birer birer sahneye geldi ve aralarında Sinan Demiroğlu’da vardı. Kumral, renkli gözlü ve heybetli bir adamdı. Herkes kendini tanıtıp yerine oturdu. Sıra Sinan Beye gelince benim olduğum yöne bakmaya başladı. Arkamda tanıdığı biri var diye düşünüp umursamadım, konuşmaya başlayınca duyduğum ses tonu bana yabancı değildi.

“Arkadaşlar merhaba, ben hepinizin yakından tanıdığı bildiği Sinan Demiroğlu. Bu katıldığım belki de bininci söyleşi ama en özeli olabilir. Çünkü bugün beni kendine hayran bırakan masum biriyle tanıştım, kendisi benim özel konuğum. Küçük hanım hoş geldin.” Diyerek samimi bir gülüşle bana baktı.

Ne yani, bana bileti veren Sinan, Sinan Demiroğlu muydu?

                   -BÖLÜM SONU-

Tags:
Paylaş
0 Yorum

Bir Cevap Bırakın

© 2021 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account