68747470733a2f2f73332e616d617a6f6e6177732e636f6d2f776174747061642d6d656469612d736572766963652f53746f7279496d6167652f307a57614c3967676b77545574673d3d2d3934313031333738362e313632643935613763383862373832393235373533343232393032342e6a7067

 


1.BÖLÜM-YOSUN GÖZLER

Kendimi bütün boş zamanlarımda karşımdaki camın arkasında kalan bebekleri izlerken buluyorum. O kadar büyülülerdi ki bütün yaşadıklarımı unutmama neden oluyorlardı. Her zaman onları izlerken içimi tarifi imkânsız bir huzur kaplar. Masumlukları, kalplerinin, ruhlarının ve bedenlerinin temiz oluşu insanlık için hala bir umut var olduğuna inanmamı sağlıyor.

 Kırgınlıklarım, ihanete uğrayışım bir bir çıkarıyor aklımdan. Sırtımdaki bıçakları hissetmiyorum mesela, kısa süreliğine de olsa unutmak, hissizleşmek o kadar iyi gelir ki bazen sadece burada durup öylece onları izlesem diye düşünüp dururum.

” Karaca hocam acile hasta geldi.” Bakışlarımı camdan çekip arkama döndüm.

Bana seslenen hemşire ile gerçek dünyanın kapıları açıldı bir kez daha oysa kendime bebekler ile kurduğum temiz dünyamda mutluydum, huzurluydum. “Tamam, hemen geliyorum.” Deyip acile doğru yürümeye başladım. İçimde beni boğmaya yeten bir sıkıntı vardı. Anlamlandıramadığım bir şekilde içim daralıyordu. Tüm oksijen bitmişti sanki, aldığım nefesler bana yetmez hale gelmişti. Acile yaklaştıkça içimden kendimi sakin olmak için telkin etmeye başladım. Kendim iyi olmadan küçük bedenleri iyileştiremezdim. 

Yüzüme samimi bir tebessüm iliştirip derin bir nefes alarak acil müdahale odasına girdim. Karşımda gördüğüm insanlar ile birlikte yüzümdeki tebessüm silinirken yerimde donup kaldım ve bir kez daha anladım. Ne geçmişten kaçabiliyorduk, nede geçmişin gölgesinde arkamızda bıraktığımız insanlardan. Kaçmak, şehir hatta ülke değiştirmek en kolay olandı. Acı olan ise bizimle birlikte gelmeyeceğini düşündüğümüz tüm o acıların, kötü hatıraların kalbimizle ve aklımızla hiç peşimizi bırakmayacak olmasıydı. 

Karşımda büyük bir şokla bana adam da arkamda bırakmak için çabaladığım kişilerden sadece biri ama en önemli olanıydı. Birçok kez hayal etmiştim aslında bir gün karşılaşırsak nasıl olur? Ne tepki verir? Düşünür dururdum ama hiçbir zaman kendi tepkilerimi hayal etmemiştim. Şimdi ise ne yapacağımı bilemeyişim bu yüzdendi. Hazırlıksız yakalanmıştım. Aslında böyle bir karşılaşmaya nasıl hazırlanılır bilememiştim. Yutkunmaya çalışıp bakışlarımı kaçırmak istedim. 

“Karaca!”

Fısıltı ile dudaklarından ismim döküldü. Tıpkı eskiden olduğu gibi kalbimin ritmi değişmişti. İçime derin bir nefes çektim. Bir zamanlar bana huzur veren kokusu şimdi nefesimi kesti. Vücudum gerginlik ile kasıldı. Oysa bu koku ile rahatlar, kendimi güvende hissederdim. Şu an istediğim tek şey kaçmaktı. Gözlerim değişmeyen görüntüsüne kaydı. “Taha!” ismini içimden tekrarladım. ” Taha!” Buradaydı, karşımdaydı tam üç sene sonra tekrar gözlerinin içine bakıyordum.

Özlediğim yosunları andıran gözlerine baktım. İkimizin de gözlerinde üç sene önceki duygular vardı. Benim gözlerim hayal kırıklıklarımı bağırır iken onun gözleri bana duyduğu nefreti haykırıyordu… Oysa böyle bakmazdık birbirimize. Aşkla, özlemle bakardık. Gözlerinde gördüğüm nefret, unutmak istediğim tek bakışıydı. Ağlama sesi ile gözlerim sedyede annesinin kucağında ağlayan bebeğe kaydı. En fazla bir yaşlarındaydı. Sadece işimi yapmam gerekiyordu. Bana ihtiyacı olan bir bebeğe iyileşmesi için yardım etmeli ve buradan gitmeliydim. 

” Gel bakalım ufaklık önce ateşine bakalım.” Diyerek bebeğin ateşine baktığımda 40 dereceydi, havale geçirmek üzereydi. Derin’e baktığımda gözlerinin dolu dolu olduğunu gördüm. Gözlerinde biriken yaşlar ne içindi? Bir zamanlar ablası gibi gördüğü benim için mi? Yoksa bebeği için mi? Garipti. Hayatımın merkezine koyduğum insanlara gün gelip te yabancı bakmam çok acıydı. Belki de hayatın bize öğrettiği en büyük şey buydu. Kimseyi gitmeyecek, bitmeyecek gibi çok fazla sevip önemsememeliydik. Kimseye bizi kıracak hatta öldürecek gücü vermemeliydik. 

Tüm bunları sonra düşünmeye karar verip küçük kızla ilgilenmeye devam ettim.

” Üstünü çıkarmalıyız havale geçirebilir. Sanem hemşire ateş düşürücü serum getirir misin?” Ağlayan ve bebeğini sıkı sıkıya tutan Derin işimi zorlaştırıyordu. Sırtımdaki bakışlar ile zaten işim yeterince zordu. Derin’e dönerek sakinleşmesini umduğum ses tonum ile konuşmaya başladım.

” Derin Hanım sakin olun bırakın kızınıza yardım edeyim. Böyle yaparak işimi zora sokuyorsunuz.” Yatağın yanında bekleyen muhtemelen Derin’in kocası olan adama bakıp” Lütfen eşinizi alıp dışarıya çıkar mısınız?” Dedim. Adamın gözlerinde de şaşkınlık vardı. Taha sinirli bir nefes alıp kapıya yöneldi. Beni görmeye, sesimi duymaya hala tahammülü yoktu demek ki. Keyfi bilirdi, dışarıda bekleyerek bundan kurtulurdu.

Üçlü dışarıya çıktığında ufaklığa serum takıp kanını aldık. İlacın etkisi ile ağlaması kesilip, uykuya dalan küçük Derin’i izledim. Sanem hemşireye dönüp ailesini içeriye almasını söyledim.

Sanem dışarı çıktıktan kısa bir süre sonra Derin ve kocası içeriye girdi. İstemsizce gözlerim Taha’yı aradı ama o içeriye girmedi. Belki de beni daha fazla görmek istemeyip gitmişti kim bilir. İçeriye girer girmez bebeklerinin yanına gidip elini tutan anne babaya bakıp bebeklerinin durumunu anlatmaya başladım. ” Ateşi yavaş yavaş düşüyor tahliller çıktığında neyi olduğunu anlarız. Boğazında kızarıklık ya da şişlik yok. Geniz ve kulak akıntısı da yok. Kanında enfeksiyon olmasından şüpheleniyorum ama dediğim gibi tahliller çıkınca anlarız ufaklığın neyi olduğunu. Serum bitince hemşire gelip çıkartacak geçmiş olsun. “

Bir şey demelerine fırsat vermeden odadan çıkmak için arkamı döndüm. ” Karaca abla! “

Bana seslenen Derin ile birlikte boğazımda düğümlenen sözcükleri bir bir yuttum. Hala bir tarafım onu kırıp üzmekten kaçınıyordu. Kapıyı açıp dışarıya çıktığımda karşımda Taha’yı görmeyi beklemiyordum. Gözlerini gözlerime diktiğinde, ayaklarımda sanki oraya çivilenmiş gibiydi. Çok iyi tanıdığın birine yabancıya bakar gibi hissizce bakmak çok zordu. Fazlaca zorlanıyordum ama o bunu o kadar iyi başarıyordu ki gözlerinde kendimi göremedim. Karşımdaki adam üç sene önceki adama çok uzaktı. Doktor hanımın âşık olduğu yüzbaşı değildi.

Sıkışan kalbimin, dolup akmak için bekleyen gözlerimin bana hiç yardımı dokunmazken karşımda nasıl olurda bu kadar yıkılmaz durabiliyordu?

” Ah Karaca! Bende seni arıyordum. Yerime beklediğin için sağ ol.”

Duyduğum ses ile daldığım için irkildim. Yanıma gelen Yusuf’a beni Taha’nın çekiminden kurtardığı için içimden teşekkür ettim. Samimiyetten uzak kısa bir tebessüm edip konuştum. O kadar gergindim ki içimden gelerek gülümseyemiyordum.” Önemli değil Yusuf. Sen geldiğine göre ben gidebilirim artık. İçerideki hastanın dosyasını hemşire bankosundan alırsın. İyi nöbetler. ” Dediğimde Taha yanımdan geçip odaya girdi. Kokusu bir kez daha içimi yaktı.

“Sağ ol Karaca tekrar teşekkür ederim iyi geceler. “

Diyen Yusuf’a gülümseyip yürümeye başladım. Odama geldiğimde hızlıca önlüğümü çıkarıp çantamı aldım bir an önce bu gecenin bitmesini istiyordum. Oğluma sarılıp, her şeyi unutmak istiyordum.

Hastanenden çıkıp otoparka geldiğimde arabalarından inip hastaneye doğru hızlı adımlar ile yürüyen karı kocaya takıldı gözlerim. Bir zamanlar anne baba demiştim onlara, onlarsa bir yalana sorgusuz sualsiz inanıp bana sırtlarını dönmüşlerdi. Bana yapılan onca şeye inat gülümsedim.

Beni fark ettiklerinde ikisi de durup şaşkın şaşkın bakmaya başladılar. Ayaklarıma emir verip kafam dik bir şekilde yanlarından geçtim. Kafamı eğecek, utanacak hiçbir şey yapmamıştım. Sadece sevmiştim, oğullarını canımdan çok sevmiştim.

Arabama binip hızla eve sürdüm. Yolda düşünebildiğim tek şey tekrar gördüğüm yosun gözlerin sahibi Taha Göktürk’tü.

Kordondan geçerken arabayı durdurup indim. Bankın birine oturduğumda gözlerimde biriktirdiğim bütün yaşlar tek tek akmaya başladı. Ne çok sevmiştim, güvenmiştim bir zamanlar. Sanki hiç bitmeyecekmiş gibi, sonsuzmuş gibi… Ama bitmişti. Güzel olan her şey gibi bitmişti.

Beni bu kadar çok yakan neydi. Sevdiğim adamın inanmayışı mı? Yoksa en yakın arkadaşımın sırtıma sapladığı bıçaklar mı? Bilmiyordum, bildiğim tek şey ne kadar acı çektiğimdi. Akıttığım sonu gelmeyen yaşlardı.

Birini hiç bitmeyecekmiş gibi sevmek ne büyük delilik. Deliliğin sonu ise hüsran, yalnızlık. Sonu gelmeyen acılar, bitmek bilmeyen acı hatıralar ile geçen geceler. Aktıkça silmek zorunda olduğunuz göz yaşlarınız. Gözyaşlarımı silip ayağa kalktım arabaya doğru yürüyüp yolun kenarına geldiğimde bir araba hızla yanımdan geçti. Çok fazla takmayıp arabaya binerek hayatım olan insanlara doğru yola çıktım.

Eve girdiğimde genel bir sessizlik hakimdi. Annemin odasının önüne geldiğimde gene üstü açık uyuduğunu görüp sessizce içeriye girdim. Üstünü örtüp, yanağına ufak bir buse kondurup tekrar aynı sessizlikte odadan çıktım.

Karşıdaki odaya girdiğimde yatağımın yanındaki park yatağa yaklaşıp uyuyan oğluma baktım. Emziği ağzından düşmüş, ayısına sıkı sıkıya sarılmış huzurla uyuyordu. Babasına benzeyen yüz hatları, gözleri, gülüşü Taha’yı unutamamam için bile başlı başına bir sebepti.

Alnına öpücük kondurup odamın balkonuna çıktım. Salıncağıma oturup ucu bucağı olmayan denize baktım. İçimde kopan fırtınalar dinmek bilmiyordu. Burada ne işi vardı bilmiyordum, tek isteğim bir daha karşılaşmamaktı. Tıpkı üç sene önce dediği gibi defolup gitmiştim hayatından. Gölgesi gölgeme değmemiş, adı ile adım aynı cümle içinde geçmemişti.

Oysa hayatına girdiğimde kalbime, ruhuma hoş geldin demişti. Belki de hata en başından beri benimdi. Bana, kaç kere gelme demişti? En başından söylemişti kalbimi parçalayacağını üstüne basa basa dile getirmişti. Dinlememiştim. İyi ki de dinlememişim. İçeride uyuyan evladıma sahip olabilmek için geriye dönsem aynı hataları gene yapardım.

“Karacam, kızım neyin var yavrum neden uyumak yerine burada oturuyorsun?”

Yanıma gelip oturan annemin dizlerine kafamı koyup uzandım. Saçlarımı okşamaya başladığında boğazım düğümlendi. ” Nerede hata yaptım annem ben, Alya’ya güvenmekle mi? Taha’yı sevmekle mi?

Gözlerimden yaşlar akmaya başladı. Tüm hayatım ağlayarak geçiyordu. Önce babama ağladım. Sonra babama benzeyen, onun yerine koymaya çalıştığım adama ağladım, ağlamaya da devam ediyorum.

” Sen hata yapmadın güzel kızım sana yanlışı onlar yaptı. En çokta Alya, çocukluğunuz beraber geçti. Can dostuydunuz siz sana bunu yapmamalıydı. Sevmek, âşık olmak elbette suç değil ama birinin sevdiğini elinden almaya çalışmak hem de bu kadar adice. Yanlış orada Karacam, senin bir suçun, günahın yok. Sen gölünü ferah tut. “

Öyleyse neden içim kor alevler ile yanıyordu. Ne ben nede oğlum bunları hak etmemiştik. Onun ile yaşamadığı halde ilk kelimesi baba olan oğlumdan babası ile geçireceği günleri, en özel anları çalmışlardı. Bunun vebalini, günahını kim ödeyecekti. ” Hastanede Taha’yı gördüm.” dediğimde annem ” Ne!” dedi sadece. Bir müddet ikimizde sustuk. İnsan en çok sustuğunda konuşurmuş, içten içe muhakeme yapar söyleyemediklerini için için akıtırmış. Annemin de benim de sustuklarımızdan daha fazlaydı içimize akıttıklarımız.

 Kalp! Sayısız insanı sevgi ile içine sığdırırdık. Kiminin aşktı adı, kiminin evlat. Kiminin ise dost. Bir de mezardı kalp. Sayısız insanı içimizde öldürüp gömdüğümüz yerdi. Alya tek kazığı bana atmamıştı. Annemde onun ihanetinden nasibini almıştı. Kızı gibi görüp sevdiği kızın ihaneti onunda canını yakmıştı.

” Derin’in bir kızı olmuş, onu getirmişler. Ben ilgilendim. Burada ne işleri var bilmiyorum ama bir daha görmek istemiyorum. Umarım çabuk giderler.” Dediğimde annemden ses çıkmadı.” Mert’in doğum günü için kafe ile görüştün mü Karacam? “

Konuyu değiştirmeye çalışıyordu, bu iyiydi çünkü bende artık konuşmak ve düşünmek istemiyordum. Oğlum hafta sonu 2 yaşını bitiriyordu, annemin ve Yusuf’un yoğun ısrarı nedeni ile doğum günü partisi düzenliyorduk.” Yarın Yusuf ile beraber gideceğiz annem sen düşünme bunları hadi uyumaya git bende kalkacağım birazdan.” dediğimde gülümseyip, saçlarıma öpücük kondurarak içeriye girdi. Ayağa kalkarak balkonun ucuna yürüdüm. Demirlere tutunup kafamı gökyüzüne kaldırdım. Tekrar akmaya başlayan yaşları durdurma gereği duymadım. Hıçkırığımı bastırmak için yumruk yaptığım elimi dişlerimin arasında sıkıştırdım.

Ağlayan oğlumun sesini duyduğumda hızla odaya koştum. Kalkmış yatağından çıkmaya çalışıyordu.

Beni gördüğünde ağlaması durup gülümsedi.” Anne!”

Diyen oğluma” Annem!” Diyerek kucağıma aldım. Kokusunu içime çekip öptüm boynunu. Beraber benim yatağıma uzandık. Babasına benzeyen gözleri çipil çipil bana bakıyordu. Alnından öpüp uyuması için saçlarını okşamaya başladım.

Bu huyu bile Taha’ya benziyordu. Bana inat babasının küçük bir kopyasıydı oğlum. Mert uyuduğunda yarının getireceklerini bilmeden benimde gözlerim kapandı.

Uyandığımda Mert hala uyuyordu. Banyoya girip kişisel işlerimi halledip hızlıca üzerimi değiştirdim. Mert’in etrafına düşmemesi için yastıkları dizip, alnına onu uyandırmayacak bir öpücük kondurdum. Mutfağa girdiğimde her zamanki gibi kahvaltı hazırdı. Çayları koyan annemin yanağına öpücük kondurup “Günaydın annem.” deyip masaya oturdum.

“Günaydın Karacam düzgün yap kahvaltını süzüldün bu sıralar. Hastanede yemek yemiyor musun bakayım sen?”

Tatlı tatlı söylenen anneme gülümseyip ayağa kalktım zira geç kalıyordum. ” Geç kaldım annem akşam görüşürüz dikkat et kendinize.” dediğimde ” Ah kızım şu kahvaltını bitirseydin. ” diye söylediğinde” Hastanede atıştırırım. ” Diyerek evden çıkıp hastanenin yolunu tuttum.

Hastaneye geldiğimde gördüğüm çalışanlara” Günaydın. “diyerek odama geldim. Önlüğümü giyinerek ameliyat ettiğim çocukların kontrolleri için vizite çocuk katına çıktım. Koridorda ilerlerken açılan kapıdan Yusuf çıktı.

“Günaydın Karaca unutma öğlen kafeye gidiyoruz.”

Tam gülümseyip Yusuf’a cevap verecektim ki aynı kapıdan bu defa Taha çıktı. Yusuf ile beni görünce kaşları çatıldı. Onu takmayıp Yusuf ile konuşmama devam ettim. ” Unutmam merak etme öğle arası gideriz. Şimdi hastaların yanına gitmem gerek.” Dediğimde koridorda Sanem’in bağıran telaşlı sesi duyuldu.

” Hocam sabah gelen bebek kriz geçiriyor ikinizde gelmelisiniz!”

Sabah getirilen bebekten haberim yoktu bunu bilen Yusuf hasta ile ilgili bilgileri veriyordu.

” İki yaşında erkek bebek, yüksek ateş, kusma ve titreme ile acile geldiler. Tahlil sonuçlarını bekliyordum. ” Odaya girdiğimizde küçücük bedeni tir tir titriyor, ağlayıp çığlık atıyordu. Yüzü kıpkırmızı olmuştu. Hayatımda ilk kez bu şekilde bir hastaya bakarken donup kalmıştım. Hareket edemiyordum.

Yusuf müdahale etmeye çalışıyordu. Asistanın “kanında yüksek miktarda eroin çıkmış” demesi ile beynimden vurulmuşa döndüm.

Oğlum yaşlarındaki küçük yoksunluk krizi geçiriyordu. Küçüğün hastaneyi inleten çığlığı çözülmemi sağlamıştı. Serum takmaya çalışan hemşireyi durdurup kucağıma aldığım gibi odanın banyosuna girdim. Soğuk suyu açıp küçük ile birlikte altına girerek göğsüme bastırıp ağlamasını durdurmak için sırtını pışpışlayıp sallıyordum. Ağlamasına dayanamayıp bende ağlamaya başladım. İkimizin de ağlaması durduğunda kafamı kaldırıp kapıya baktım.

Yusuf, asistanlar, hemşireler ve birkaç meraklı göz bize bakıyordu. Gözlerim bir çift yosun da takılı kaldı. Gözlerinde gördüğüm duygu şefkat miydi? Bilmiyordum bilmekte istemiyordum. Şu an düşündüğüm tek şey bu küçük cana kimin kıydığıydı. Bu hale gelene kadar nasıl olurda hastaneye gelmezlerdi. Suyu kapatıp ” Kalabalığı dışarıya çıkarın.” dedim.

İnsanlar dağılınca küçük ile birlikte banyodan çıktım. Onu yatağa bırakıp kimseye bir şey söylemeden dışarıya çıktım. Hemşire bankosuna gidip ” Anne ile babası nerede?” diye sordum.

“Kafeteryaya gittiklerini söylediler Karaca hocam.” diyen hemşireye hastane polisini oraya göndermesini rica ederek, kafeteryaya doğru adımlarımı hızlandırdım. Sırılsıklam olan halimi görenler deli görmüş gibi bakıyorlardı. Önemli değildi, benim için önemli olan tek şey az önce kollarımda havale geçiren küçük candı.

Kafeteryaya geldiğim de insanlara göz gezdirdim. Taha ve anne babası da buradaydı. Bu adam neden sürekli karşıma çıkıyordu. Gözleri bana döndüğünde gözlerimi kaçırıp tekrar diğer insanlara baktım. Anne babayı tanımıyordum en iyisi bağırarak sormaktı. Çığırımdan çıkmıştım bir kere, ne olacaksa olsundu.

” Baturalp bebeğin ailesi kim?” diye bağırdığımda, insanlar bana bakıp halimi görünce aralarında fısıldaşmaya başlıyordu.

” Biziz bir sorun mu var? “Diye soran adama alayla baktım. Masalarına yaklaşıp ” Var! Hem de büyük bir sorun var. İki yaşındaki oğlunuz eroin bağımlısı, biraz önce kollarımda yoksunluk krizi geçirdi. Şimdi söyleyin bana hanginiz bunun nedeni olan şahıs?” dediğimde sesim boğuklaştı ağlamama ramak kalmıştı. Söylediklerim ile birlikte adam ile kadınında suratı değişti.

” Böyle bir şey mümkün değil doktor! Ne saçmalıyorsun sen? “Diyerek üzerime yürüyen adam polislerin yanımıza gelmesi ile geri çekildi. Bu kez kadın konuşmaya başladı.

” Bakın doktor hanım biz nüfuslu bir aileyiz böyle bir şeyin olması mümkün değil. Hem bakıcısı diplomalı bir bakıcı. “Kadının sözleri ile sinirlerim iyice gerildi. Polislere dönüp ” Bu aileden şikâyetçiyim memur bey küçücük bebeklerinin kadında yüksek dozda eroin çıktı. Gerekeni yapın lütfen. ” dediğimde adam çıldırmış gibi kolumu tutup tehditlerini sıraladı.

” Senide bu hastaneyi de satın alırım lan ben kiminle uğraştığını biliyor musun sen? “Bağırarak konuştuğunda polisler adamı kolumdan çekip götürmeye çalıştı. Polislerin elinden kurtulan adam üstüme atılıp tam bana vuracak iken bir el bileğini tutup engel oldu.

Elin sahibine baktığımda Taha öfke ile adama bakıyordu. ” Senin o elini kırarım lan pezevenk!” deyip adamın suratına yumruğu geçirince kafeteryada resmen bir arbede yaşandı. “Oğlum” diye çığlık atan Taha’nın annesinin sesine, kocası için bağıran kadının sesi karıştı. Bense sadece izledim, ne yapabilirdim ki? Ona beni korumasını söylememiştim. Karışmasaydı.

Arkamı dönüp kafeteryadan çıktım. Odama gidip üzerimi değiştirmek istiyordum. Odaya girdiğimde önlüğümü çıkarıp üzerimdeki elbiseyi çıkarmak için fermuarı açtım. Tam elbiseyi çıkaracaktım ki birden kapı hızla açılıp kapandı. Kolumdan tutulup çevrildiğim de bedenim Taha’nın bedenine yapıştı.

Ben ona gözlerim büyümüş şaşkınlık içerisinde bakar iken o bana öfke ile bakıyordu. Yakınlığımızın farkına varıp kolumu bıraktı, elbise düşmesin diye önünden tutuyordum. ” Ne yaptığını sanıyorsun sen manyak mısın be adam!” Diyerek bağırdım. Dibime kadar girip konuşmaya başladı.

” Neden! Üç sene sonra neden çıktın karşıma?” dediğinde öfke ile ellerimi elbiseden çekip parmağımı yüzüne doğru sallayıp konuşmaya başladım.

” Ben senin karşına çıkmadım tamam mı? Sen çıktın benim karşıma, defol git dedin gittim. Tam üç sene çıkmadım karşına, yaşadığım şehri değiştirdim. Kendime yeni bir hayat kurdum.”

Diyerek bağırdığımda üstümden kayıp giden elbiseyi yeni fark ediyordum. Üzerime dönen bakışlarım ile birlikte Taha’nın koyulaşan gözleri de üzerime çevrildiğinde, iç çamaşırlarım ile öylece dikiliyordum. Koltuğun üzerindeki önlüğümü alıp üzerime tutup bağırmaya başladım. ” Çık dışarıya, çabuk defol. Çek o gözlerini üzerimden.” dediğimde gözlerini kapatıp açtı.

“Kes bağırmayı meraklısı değilim. Hem görmediğim şeyler değil. “Dediğinde masamdaki bibloyu üzerine fırlattım. Kafasını eğip kurtuldu. Kapıyı çarpıp çıkıp gitti.

Nasıl bu hale gelmiştik biz. Oysa hikayemiz ne güzel başlamıştı.

Tags:
Paylaş
2 Yorum
  1. Erguvan_ 2 hafta önce

    Anlatım dili, akışı ile hikayeye bayıldım. Kesinlikle devamını bekleyip okuyacağım. Başarılarınız daim olsun.

Bir Cevap Bırakın

© 2021 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account