68747470733a2f2f73332e616d617a6f6e6177732e636f6d2f776174747061642d6d656469612d736572766963652f53746f7279496d6167652f307a57614c3967676b77545574673d3d2d3934313031333738362e313632643935613763383862373832393235373533343232393032342e6a7067

1.BÖLÜM- İLK KARŞILAŞMA

 Karaca güzellikler getireceğine inandığı yeni bir güne açtı gözlerini. Burnuna gelen börek kokusu ile gülümsedi. Annesi yine erkenden uyanmış, kahvaltı hazırlamıştı demek. Karaca için annesi hayat demekti. Duvarda asılı duran çerçeveye takıldı gözleri; babasının üniformalı fotoğrafına baktı kırık bir tebessüm ile…

İnsanların hayatlarına bir dakikalığına haber ile girerlerdi. O an için üzülür, teröre lanet okurdu izleyenler. Peki, sonra ne olurdu? Tıpkı söylendiği gibi ateş düştüğü yeri yakardı. Herkes unuturdu, hayatına hiçbir şey olmamış gibi devam ederdi… Sanki bir dakika önce o haberi görmemiş, acısını hissetmemiş gibi hayat akıp giderdi. Çünkü ateş bilmedikleri bir yere düşmüştü.

Bilmedikleri yerde sıvası ve boyası olmayan evde yaşayan insanları yakmıştı. İçleri öyle bir yanardı ki sessiz çığlıklar atar, seslerini kimseye duyurmazlardı.

O şehidin geride bıraktığı emanetlere ne olurdu? Onlar unutur muydu? Hiçbir şey olmamış gibi devam edebilirler miydi? Edemezlerdi. Ne geride kalan çocuklar babalarını unuturdu, nede kadınlar kocalarını. Hele bindir zorluklar ile büyüttüğü evladını toprağa veren ana baba hiç unutmazdı. Onların içindeki ateş sönmezdi. Söndürmeye de kimsenin gücü yetmezdi. “Vatan sağ olsun!” Derlerdi. “Bugün bizim düğün günümüz!” Derlerdi. “Bin oğlum olsa binini de şehit veririm!” Derlerdi. Acılarını içlerinde yaşar, vatan uğruna canını veren şehidini üzmezlerdi. İsimsiz kahramanların, isimsiz yüce gönüllü aileleriydi onlar.

Karaca geride kalan binlerce insandan, evlattan sadece biriydi. Daha dokuz yaşında babasını toprağa vererek tanışmıştı ölüm ile. Tabutunun başında yemin etmişti. Babasına söz verdiği gibi doktor olup insanlara umut olacaktı, oldu da. Çocuklara umut olmayı seçti Karaca, bu dünyadaki en temiz varlıkları iyileştirmeye adadı kendini. Bu yüzden aldığı karardan gram pişman değildi. Düşündüğü iki şey vardı. Annesine nasıl söyleyeceği ve onu burada nasıl yalnız bırakacağı…

Telefonun çalan sesi ile aklımdakileri düşünmeyi erteledim. Banyoya girip kısa bir duş aldım. Üzerime giyindiğim yazlık elbise ile hazırdım. Mutfağa geçeceğim sırada salonda çiçeklerini sulayan annemi gördüm. Yanına gidip arkasından sarılıp yanağından öptüm.

“Karacam, yavrum günaydın. Hadi sofraya sevdiğin börekten yaptım soğumadan yede işe öyle git.” Diyen anneme “Günaydın sultanım niye erkenden kalkıp yoruluyorsun. Hastanede atıştırırım.” dedim. “Olmaz öyle şey yavrum hadi mutfağa.” Diyen anneme gülümsedim. Mutfağa gittiğimizde hızlıca kahvaltımı yapıp, annemi öpüp hastanenin yolunu tuttum.

Hastaneye geldiğimde direkt olarak başhekimin yanına odasına çıktım. İstifa dilekçemi vermiştim ama kabul etmemişti. Tekrar düşünmem için zaman tanımıştı. Düşünmüştüm de ama kararım aynıydı. Ben babamın kızıydım, ona layık bir evlat olabilmek için en doğrusu buydu. Sadece büyük şehirlerdeki çocukların, insanların doktora ihtiyacı yoktu. Canım ülkemizin doğu ve güneydoğusunda ücra köylerde yaşayan insanlarında doktora ihtiyaçları vardı. Ama ne var ki terör yüzünden birçok meslektaşım gidip oralarda görev yapmak istemiyordu.

Haklı olarak korkuyorlardı, bende korkuyordum ama korkum oraya gitme arzumun önüne geçmiyordu. Rauf beyin odasının önüne geldiğimde kapıyı tıklatıp “Girin.” sesini duyduktan sonra kapıyı açıp içeriye girdim. “Günaydın hocam nasılsınız?” dediğimde “Günaydın gel kızım otur.” dediğinde masasının önündeki sandalyeye oturup hocanın gözlerinin içine baktım. Oda biliyordu beni vazgeçiremeyeceğini ama bir umut belki vazgeçerim diye bekliyordu. Bunun için konuşmak istiyordu.

“Vazgeçmeyeceksin değil mi Karaca?” dediğinde “Vazgeçmeyeceğim hocam gitmek, oradaki insanlara umut olmak istiyorum. Gideceğim köyde beş senedir doktor yokmuş. Sadece bir hemşire var oda bu sene gelmiş.” dedim. Kafa sallayıp beni onayladı. “Bende araştırdım biliyorum kızım tek umudum köyde bir askeri karakol olması.”

Demek araştırmıştı. Rauf hoca üniversiteden hocamdı. Bu yüzden de bana ayrı önem verir, kızım diye hitap ederdi hep. Yüzümde bir tebessüm oluştu. “Merak etmeyin hocam orada iyi olacağım.” Dediğimde çekmeceden bir kâğıt çıkarıp imzaladı. Önüme ittiğinde istifa kâğıdım olduğunu gördüm. “Ne zaman dönmek istersen burada hep yerin hazır olacak bunu sakın unutma Karaca yolun acık olsun.” dediğinde “Teşekkür ederim hocam.” deyip ayağa kalktım.

Vedalaşıp odadan çıktım. Hastanedeki çalışanlar ile de vedalaştıktan sonra sahile gidip bir banka oturdum. Anneme nasıl söyleyeceğimi hala bilmiyordum. Bildiğim tek bir şey vardı oda o köydeki insanlara yardım etme isteğimdi. Kendi düşüncelerimde kaybolmuş denizi izlerken Rottweiler cinsi köpek tam önümde durup bana havlamaya başladı. Yerimden kalkıp önünde diz çöküp kafasını okşamaya başladım. Hoşuna gitmiş olacak ki yere yatıp onu sevmeye devam etmeme izin verdi.

Gülerek konuşmaya başladım. “Neden bu kadar tatlısın bakıyım sen? Künyende var Gece misin sen? Kaçtın mı evinden?” Dediğimde beni onaylarcasına iki kere havladı. Kahkaha atıp sevmeye devam ettim. Genç bir kız konuşarak yanımıza geldi.

“Gece neden kaçtın bir daha tasmanı çıkarmayacağım. Kaybolursan ağabeyim beni öldürür oğlum.” Diyen kıza gülümsedim. “Sizin köpeğiniz sanırım.” Dediğimde “Aslında ağabeyimin ama olmadığında bana kalıyor canavar.” dediğinde “Öyle söylemeyin cinsine göre uysal bir köpek.” dedim.

“Size kendini sevdirdiğini uzaktan gördüğümde şaşırdım. Önünüzde durup havladığında ısırmasından korkmuştum ama düşündüğüm gibi olmadı. Şaşırdığım asıl şey normalde tanımadığı kimsenin ona dokunmasına izin vermez.” dediğinde gülümsedim.

“Demek ki Gece beyin iyi tarafına denk geldim.” deyip son kez sevdim. Genç kıza iyi günler dileyip oradan ayrıldım. Eve gidip annem ile konuşmalıydım. Eve geldiğimde kapıyı anahtar ile açmak yerine zili çalıp annemin kapıyı açmasını bekledim. Annem kapıyı açıp beni gördüğünde kaşları çatıldı. “Karacam ne oldu kızım sen bu saatte eve gelmezsin?” diyen anneme gülümsemeye çalışıp “Bir şey olmadı annem senin ile konuşmam gereken bir konu var.” deyip içeri geçtim. Salona girip oturduğumda annemde endişesi yüzünden okunan bir surat ifadesi ile gelip yanıma oturdu.

Yanımdaki servis sehpasının üzerindeki çerçeveyi elime alıp bakmaya başladım. Bu fotoğraf ailecek çekildiğimiz son fotoğraftı. Nasılda mutluyduk, tatile gittiğimiz İzmir’de denizin kıyısında çektirmiştik. Babam anneme aşk ile bakarken benimde onlara gülümseyerek baktığım bir fotoğraftı.

“Babam bana doktor kızım dedikçe ben öğretmen kızın olacağım diye ağlardım. Sonra o kara gün tabutuna sarılıp “gitme baba ben doktor kızın olacağım söz gitme.” diye ağladığımda büyüdüm ben annem. Bir gün doktor olup insanlara yardım etmeye yemin ettim. Ama burada yapamıyorum hep bir şeyler eksik kalıyor.” deyip anneme baktığımda onunda sessiz gözyaşlarını döktüğünü gördüm. Fotoğraftaki babama bakıyordu. Hep yaptığı gibi fotoğrafı göğsüme bastırıp bacaklarına kafamı koyup uzandım. Saçlarımı sevmeye başladığında konuşmaya devam ettim.

“Ne yaparsam yapayım yüreğimdeki ağırlık geçmiyor. Ben bir karar verdim anne çok düşündüm ve doğuda gönüllü olarak bir sağlık ocağında doktorluk yapmaya karar verdim. Bana ihtiyacı olan insanların yanında olup onlara yardım edersem o ağırlık geçecek gibi be annem. Kızma ne olur sana danışmadım, sormadım diye.”

Annem ağlamaklı sesi ile konuşmaya başladı. “Sen doğduğun gün baban görevdeydi. Rahmetli babaannen arayıp haber vermiş. Haberim yoktu, bir gece uyurken yanımdan ağlama sesi geldi. Gözlerimi açtığımda baban seni kucağına almış kokunu içine çeke çeke ağlıyordu. Bana dönüp ” ben şimdi baba mı oldum Gülüm?” diye sordu. Sadece kafamı sallayabilmiştim.

Baban seni çok sevdi. Tek isteği mutlu ve huzurlu olmandı Karacam. Hep korudu kolladı seni ta ki bu dünyadan göçünce yedek. Şimdi güzel yavrum nerede mutlu olacak isen oraya git. Üzüleceğim ağlayacağım elbet. Ama bileceğim ki benim Küçük Karacam olmak istediği yerde mutlu.” Annemin sözleri bittiğinde ben yeniden doğmuş gibiydim. Üstümdeki yük hafiflemişti. Doğrulup sımsıkı sarıldım, kokusunu içime çektim. “Sağ ol annem, göreceksin bak çok mutlu olacağım.” dedim.

” Alya ile konuştun mu yavrum?” diye soran anneme kafa sallayıp ” Konuştum annem akşama yemeğe gelecek.” dedim. Gülümseyen annem ile birlikte yemek yapmaya koyulduk. Özellikle Alya’nın sevdiği yemekleri yapıyorduk. Yemekler bitip sofrayı kurduğumuzda zil çaldı. Kapıyı açtığımda üzerime atlayan Alya ile az kalsın yeri öpecektim.

” Neredesin kızım gelmiyorsun kaç gündür. Birde arayıp ben Hakkâri ‘ye gidiyorum demez mi? Gebertirim seni Karaca.” Saydırması bittiğinde kapıyı kapatıp konuşmaya başladım. “Yemek yiyelim anlatacağım Alya kuşum. Kaç saattir sana yemek hazırlıyorum.” Dediğimde kaşlarını çatıp bakmaya devam etti. Yemek söz konusu oldu mu akan sular dururdu Alya için.

Annem yanımıza gelip “Hoş geldin kuzum gelsenize içeri ne demeye burada dikiliyorsunuz?” diyen anneme Alya sarılıp “Hoş buldum Gül annem. Senin bu kızın gidiyormuş ve bunu bana gitmeden bir hafta önce söylüyor.” dediğinde içeriye doğru yürümesi için itekledim. Salona geldiğimizde masayı gören Alya susmayı seçip yemeklere gömüldü. Karnı doyana kadar susacaktı büyük ihtimal. Onu izlerken şükür ettim Allah’a bana kardeşim gibi olan arkadaşımı nasip ettiği için.

İnsanoğlu böyleydi işte gün gelir şükür ettiğimiz şeyler canımızı öyle bir yakardı ki… Şükürlerimiz keşkeklere dönüşüp yüreğimizden kalkmayacak bir yük olarak kalırdı…

1 Hafta Sonra

Annem ve Alya ile geçen bir haftam bitmiş, uzun bir vedalaşmanın ardından uçağa binmiştim. Kalkış öncesi stresten dolayı dudağımı ısırmış camdan dışarıya bakıyordum. Yanıma birinin oturduğunu hissettiğimde kafamı çevirip baktım.

Koltuğu bütün heybeti ile kaplamış, ellerini karnında birleştirmiş gözleri kapalı duran adamı izlerken buldum kendimi. Ne yapıyordum ben? Gözlerim yüzüne çıktığında kaşının kenarındaki dikiş izine baktım uzun bir süre.

“Daha ne kadar beni dikizlemeyi düşünüyorsunuz hanımefendi?” diyen ses ile kendime gelip yüzüne baktığımda yosun gözlerde takılı kaldı bakışlarım. Daha önce yeşilin bu tonunu hiç görmemiştim. İnsanı içine çeken yosunlardan oluşan bir bataklığa hiç denk gelmemiştim.

Yutkunup “Pardon.” deyip cama çevirdim tekrar bakışlarımı. Utancımdan ölmek üzereydim. Hıçkırdığımda yerin dibine girmek istedim. Utandığım zamanlarda hıçkırık tutardı küçüklüğümden beri ve şu an en olmaması gereken zamanda hıçkırıyordum.

Hostesten su istemem lazımdı ama adamdan tarafa kafamı çeviremezdim. Çevirirsem eğer yanan yüzümü görüp utandığımı anlardı.

“Pardon hanımefendiye su verir misiniz?” diyen sesi duyduğum da koca bir hıçkırık daha kaçtı boğazımdan. Önüme uzatılan küçük su ile bir kez daha hıçkırdım. “Teşekkür ederim.” Diye mırıldanıp suyu alacak iken elime değen eli vücudumu elektrik akımı verilmişçesine ısıttığında bir an için donup kaldım. Yüzümü adama çevirdiğimde onunda yosunlarında şaşkınlık vardı. Kendime gelip elimi geri çekip suyu içtim.

Gözlerimi kapatıp bu yolculuğun çabuk bitmesini diledim. “Hanımefendi uyanın lütfen uçakta kimse kalmadı.” Kulağıma gelen ses ile gözlerimi açtım. Hostes tepemde gülümseyerek bana bakıyordu.” İniş yaptık efendim.” Diyen hostese mahcup bir gülümseme ile bakıp uçaktan indim.

Hava alanından çıktığımda adımın yazılı olduğu kâğıdı tutan orta yaşlarının üstündeki adama doğru yürümeye başladım. Yanına geldiğimde “Merhaba amcacığım siz adaklı köyünün muhtarı İbrahim Kaya mısınız?” diye sorduğumda gülümseyip “Benim kızım hoş geldin. Buyur gel araba şu tarafta” dediğinde ” Hoş buldum.” deyip İbrahim amca ile arabaya doğru yürümeye başladık. Arabayı gördüğümde gülümsedim. Alya burada olsa muhtemelen “Kızım biz buna mı bineceğiz bu ne? ” gözlerini büyüterek bu soruyu sorardı. Valizleri yerleştirip arabaya bindik. Yeni hayatıma doğru yola çıktık.

“Allah senden razı olsun kızım. Kimse buralara gelmek istemez. Sen gönüllü olarak kendi isteğin ile gelmişsin doğru mu?” diye soran muhtara baktım. ” Doğru İbrahim amca sadece şehirlerde değil köylerde de bize ihtiyaç var.” Dediğimde kafasını sallamak ile yetindi. Yolun geri kalanında hiç konuşmadık. Köyün tabelasını gördüğümde heyecanlandım, sonunda gelmiştik. Arabadan indiğimde gördüğüm manzara karşısında şaşkına döndüm. Meydanda masalar kurulmuş, bütün köy burada toplanmış bana bakıyordu. İbrahim amcaya baktığımda “Senin gelmene herkes çok sevindi kızım. Köy halkı hep beraber yemek yiyelim dedik. Hem bak asker oğullarım da burada. Taha oğlumda izinden bugün döndü.” Diyerek eli ile gösterdiği yere baktığımda askerlerin önünde duran kamuflaj içindeki heybetli bedene bakakaldım. Gözlerini kısmış bana bakıyordu. Kıstığı göz kapaklarının arkasındaki yosunlarını saklayamamıştı…

 

Tags:
Paylaş
2 Yorum
  1. Erguvan_ 12 ay önce

    Anlatım dili, akışı ile hikayeye bayıldım. Kesinlikle devamını bekleyip okuyacağım. Başarılarınız daim olsun.

Bir Cevap Bırakın

© 2022 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account