veda

Her insanın hayatında veda ve ayrılık kelimeleri en vurgun haliyle yer almıştır.Bu iki kelime arasındaki akrabalık kimi zaman eş anlamlı olarak değerlendirilir.Ama ikisi arasında çok bariz ve aşikâr farklar vardır.Vedalar keskindir,ayrılıklarsa kesiftir.Vedalara hudut biçilmez fakat ayrılıklara herhangi bir zaman birimi empoze edilerek hudut biçilir.Ve bizler ayrılıkları kabullenmeyiz,bu haseble ayrılık kelimesini lügatimizden çıkarmışızdır.Çünkü bizler ya hep ya hiç diyen bir zihniyetin profilleriyiz.O yüzden veda koymuşuzdur her gidişimizin ardında kalan son gölgenin adını…

Vedalar kendi saf halinden çıkartılıp yapay edilmiştir kimi zaman.Kimisi nefsinin doygunluğuna erişip başka etlere sinek gibi yapışma isteğine taktığı kamuflajın adını veda koymuştur.Kimiside tepki ve reaksiyon meraklısı olduğu için yapmacık gel-gitlere veda adını vermiştir.Ama biz bunları hiçbir zaman kabullenmedik zaman zaman kendimizde bu tuzağın içine düşsekte.Bir sokak çocuğunu düşünün mesela.Daha doğar doğmaz veda etmiştir herkese ve herşeye.İstasyonda okul harçlığı çıkarmak için sattığı mendil, alaycı bakışlar tarafından kırılan yüreğinin gözlerine akseden yaşlarını silmek için bir araç olduğu gün veda etmiştir o herşeye.Yada kulaklarında çınlarken yeniyetmelerin “anne,baba” sesleri,veda etmiştir herkese.Bir güvercini düşünün.Sonbahar kapılarını çalıp göç mevsimini ilan edince,veda etmiştir konduğu pervazda kendisine verilen bir damla suya.Yada bir çiçeği düşünün.Kirli gönüllerin nefis tokmağını çınlatmak için,birilerinin ellerine ikram edilince,o da veda etmiştir doğaya…

İşte biz bu vedaların güzelliğine inanan kişileriz.Ve hepimizin içinde yer eden vedalar olmuştur.Mesela çocukluklarımız nede çok dokunmuştur gençliğimiz avcumuzdan kayarken.O eski güzellikleri,yazın gidilen Kuran kurslarını,omzumuza sıkıştırılan cüzleri,namaz kılarken yaptığımız küçük duaları,mezarlıkların yanından geçerken dua bilmediğimizden “bismillah” deyişlerimizi hep hatırlarız.Hatırlarız eve geç gelince yediğimiz dayakları.Ve çok karşı çıkardık annemize babamıza.Ama takdir-i ilahi o ki;karşı çıktığımız herşeyi özler olduk.Gençliğimiz önümüzde işte.Kabullendiğimiz hiçbirşey bize haz vermiyor.Huzuru o karşı çıktığımız saf anları düşünerek bulur olduk.Ve gençliğimiz en ateşli yanıyla yürek avlusunda oynarken,avlunun kenarındaki ruh ağacına tırmanıp düşen çocukluğumuzu özlüyoruz,gençliğimiz ve gururumuz gereği ağlamaksızın.Yani bizim ilk vedamız yüzü gözü çamur olan o saf çocukluğaydı…

Yıllar bir bir kovaladı kendini.Gençliğin satır aralarına dökecek hikayelerimiz olunca adam sandık kendimizi.Çocukluğumuzda cemaatle kılınan namazlara iştirak edişimiz kadar güzel değildi,gençliğimizde babamızın aldığı arabanın markasını mahalle çocuklarına hava atmak için kullanmamız.Ve dikiz aynası kaybolup boy aynası geldi önümüze.Elbisemizin arkasında inleyen ruhun ayak seslerini işitecek büyüklüğe gelmişti kulaklarımız.Kuşların konduğu pervazlarda şeytan tüyleri bulur olduk.Sokağa çıkarken yüzümüzü yere eğip yürüyeceğimize,en fail-i meçhul bakışları biz attık davetkâr yüzlere.Bu yüzden yüzümüzü bulacağımız bir yüz dahi bulamadık yüzlerce yüzde…

Herkese veda ederken bir gerçeği gözardı ediyorduk.Biz aslında tek vedayı kendimize etmiştik.O güzel,o saf ve o temiz halimize.Bir cami kapısında dilenen insanlara sahtekâr demeyip cebinde kalan dondurma parasını o insanlara tereddüt etmeden veren çocuksu halimize.Savurduğumuz tebessümler nede sahte.Nede sahte gülüyoruz etrafa.Oysa biz saçımıza takılan bir çiçeğin kokusunu bir ömür duyabilecek kadar çocuktuk.Ve bir o kadar cennet gülüşlüydük.Şimdilerde herkesin yüzünde bir maske.Maskelerin sergilendiği bu sokak nede korsan tebessümler savuruyor tezgahlarda…

İşte vedanın manası buydu.Ve veda ettiğimizin aslında kendimiz olduğunu kavramıştık.Artık uzaklarda yankılanan martı sesleri,bir yem davetiyesinden başka mana içermiyor bizlere.Ama belkide o martılar,doyurulması gerekenin kendimiz olduğunu anlatmaya çalışıyordu kanadıyla göğe ismimizi yazarken.Şimdi hangi hezimetin mağluplarıyız pek bilmiyorum.Ama ben veda edenin kazanan olacağını biliyorum.Bu haseble;ateşler alnımda yanarken,hayaller toprağa saçılırken,veda ediyorum gençliğime.Ve çocukken cami avlusunda tırmandığım ağaca yaslanıp,son kez içiyorum ömrümün el değmemiş düşlerini…

Tags:
Paylaş
4 Yorum
  1. ZahiriTeheyyüç 7 ay önce

    ‘Biz aslında tek vedayı kendimize etmiştik.’
    Yazınızı okurken çocukluğum ile şimdiki yaşantım arasında gittim geldim. İnsanı bu denli güzel betimlemelerle geçmişe götüren kaleminizin daimi olması dileğiyle.

    • Yazar
      Âwdil 7 ay önce

      Güzel olan sizden sadr olur,zira bizden yana bir güzellik yok bunu iyi bilirim.Hissedebilen gönlünüzü ve yorumlayan kelamınıza içten bir eyvallah üstadım.Var olasınız…

  2. Sivritopukk 7 ay önce

    Ne güzel ne içten dile getirmişsiniz göz göre göre kaybettiğimiz her şeyi…en çok da insanlığımıza kendimize veda ediyoruz…yüreğinize sağlık

    • Yazar
      Âwdil 7 ay önce

      Eyvallah.Her veda kendimize ediliyorsa,her gidiş de kendi dehlizlerimize olmalı.Kim bilir belki bir gün,içimizin kuyularından Yusuf’i bir umut ile,veda değil de “merhaba” deriz güneşin saçlarımıza,dilşad tebessümler devşiren ışıklarına…

Bir Cevap Bırakın

© 2021 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account