70882504-416-k418034

                     💫TANITIM💫

🕸

Ben Mavera; Görünenin ardındaki görünmeyen evrenin sahibi kız!
Kaderi rüyalarına saklanan,
Yaşama benzeyen ama ölüm getiren,
Kaderinin peşinde sürüklenirken hayatı tepetaklak olan o kız benim.
Bir gece gözlerini kapatan, açtığında varlığından bile haberdar olmadığı bir gezegenin koynunda uyanan o kız da benim ve şimdi ben kaderimi altüst etmeye hazırlanıyorum. 🕸

                    🕸GİRİŞ🕸

“Artık zamanı geldi.” dedi genç kız, karşısında oturan yaşlı kadına. “Daha fazla beklemek istemiyorum, beni anlıyor musun?” Mağaranın içine sızan ışık huzmesi yaşlı Koruyucunun yüzünü aydınlatırken, “Bu çok tehlikeli,” diye fısıldadı genç kıza. Genç kızın yüzündeki ifadede bile sabırsızlık yatıyordu ve yaşlı koruyucu bunun farkında olduğundan kendini çaresiz hissediyordu. Genç kızın siyah gözleri öfkeyle parlayınca, koruyucu kendini savunmak adına tıslar gibi bir ses çıkardı. “Zamansızlık, her şeyi birbirine katar.” dedi ama genç kız onu dinlemek yerine, mağaranın içine açılan kapının ardından gelen su damlalarına odaklanmıştı. “Biliyorsun, son bir hakkım kaldı. Artık Dünya’ya gidebilme gibi bir şansım olmayacak. Ayrıca Dünya’ya gittiğimi öğrenirlerse, alacağım cezayı biliyorsun. Ne olacaksa, artık olsun!” Koruyucu, genç kızın tüm haklarını bu kadar kısa süre içerisinde doldurduğuna şaşırsa mı, kızsa mı bilemedi. Ama genç kızın haklı olduğunu biliyordu, eğer ona Dünya’ya gidebilmesi için iksiri verenin kendisi olduğunu öğrenirlerse koruyuculuğunu yaptığı mağara gibi bir taş yığınına dönüştürülecekti. “Lehte ırmağının suyuna ihtiyacım var.” dedi genç kız. “Her şey önceden planladığımız gibi olacak, seni açık etmeyeceğim. Kıza suyu içirip bedenine girdiğimde, yapacakları bir şey olmayacak. Kız Traumlad’a, benim yerime geçtiğinde uzun bir süre anlayamazlar. Bu süre, benim için yeterli.”
“Senin ihtiyacın, Lehte ırmağının suyu değil, Ruh çiçeğinin tohumu.” “Tohum mu?” diye sordu genç kız. Koruyucunun bu zamana kadar anlattıklarının bir yalandan ibaret olduğunu anlaması uzun sürmedi. “Evet,” dedi yaşlı Koruyucu. “Lehte ırmağının, toprağa döküldüğü yerde yetişirdi. Onu oradan koparmak imkânsızdı, çünkü toprağa döküldüğü yer, ölüler ülkesine kıvrılırdı. Yıllar önce, ölü ruhlar çiçek sayesinde birçok fani insanın ruhlarını ve bedenlerini çaldı. Büyücüler, yani senin soyun bunu kötü amaçları için kullandı ve sonrasını zaten biliyorsun, hepsi Dünya’ya hapsedildi.” “O tohumu nasıl bulabilirim?” diye sordu genç kız. Bunun öncesinde, Büyücülerin, kendi soyunun başından neler geçtiğini en başından dinledi. “Ruh çiçeği,” dedi Koruyucu. “Eğer, tohumu Dünyalı kızın kalbine ekersen, bedenini ele geçirirsin. Lehte ırmağının suyu ise, sadece kızın ölümüne sebep olur.” “Tohum,” dedi genç kız, çatılan kaşlarıyla Koruyucunun buruşuk yüzünü talan etti. “Onu nasıl bulacağım?” “Sana onu vereceğim,” dedi Koruyucu. “Ama bu çok tehlikeli. Bu işin sonunda, sana yardım ettiğim öğrenilirse beni taşa çevirirler, bu yüzden anlaşma yapmamız gerek.” Koruyucu, asıl amacına ulaşmak için kelimelerini yola sokmuştu. Genç kızın gözlerinin parlayışını seyretti. “Ne istersen,” dedi genç kız. “Ne istersen yaparım. Yeter ki o Tohumu bana ver.” “Tohumu sana versem bile, onu kızın kalbine ekmeyi başaramazsın. Bunun için de sana yardım edeceğim.” Genç kızın nefesi boğazına takılı kaldı. Bir şeylerin ters gittiğini hep biliyordu ama ancak şimdi yüzleşmeye başlamıştı. Koruyucuyu hemen, şimdi burada öldürmek istiyordu ama yapamazdı. Bu zamana kadar ona birini öldürmek adına hiçbir şey engel olamamıştı ama şimdi eli kolu bağlıydı. “Umarım beni yine kandırmıyorsundur, Koruyucu.” dedi gözlerine yerleştirdiği karanlık parıltıyla. “Sana neler yapabileceğimi biliyorsun, değil mi?” Koruyucu siyah pelerininin içine buruşuk elini sokup, kırmızı bir mendil çıkardı. Önlerindeki taştan masaya mendili koyup yavaş yavaş açtığında, içinden küçük yaprağa benzeyen tohumu kızın gözlerinin önüne serdi. “İşte burada,” dedi Koruyucu. “Bunu kızın kalbine ekmene yardım edeceğim. Dünya’ya inemezsin artık. Tohumun eşini de sana vereceğim ve bu şekilde ruhlar bedenlerini bulabilecek. Senin için bunu yaptığımda, yavaş yavaş bedeni ele geçireceksin. Tabii, bunun da bir şartı var.” “Neymiş o şart?” diye sordu genç kız, gözleri parlak tohumun üzerinde oyalanırken. Uzanıp eline almak istedi ama Koruyucu, mağarayı inletecek bir tıslama saldı. “Güçlerin.” dedi Koruyucu. Kendinden oldukça emindi. Kıza başka bir şansının olmadığını ses tonuna yansıttı. “Güçlerim?” diyerek sordu genç kız. Öfkeden içi kabarıyor ama kendini sakinleştiriyordu. “Evet,” dedi. “Kızın kalbine bu tohumu ektiğimde, uykuya daldığı her an bedenleriniz değişecek. Size bağlanma büyüsü yapacağım. Her uykusunda, Tramlaund’a, senin bedenine zorunlu olarak geçecek ruhu. Bu önceleri saatler, günler sürecek. Ama sonra haftalara kadar uzayıp, aylara kadar yayılacak. Ve en sonunda, bedeni ele geçirmen için çiçeğin öz suyunu içireceğim sana. O vakitten sonra, artık ruh değişimi yaşanmayacak. İkiniz, birbirinizin bedenlerine hapis olacaksınız. Ama unutma, gezegenler üzerinde beden değişimi vakti geldiğinde, bu günler sürecek ve unutulmaz acılar yaşayacaksınız. Şimdi,” dedi Koruyucu. “Eğer kabul ediyorsan, dolunay gecesi Dünya’ya inip kıza tohumu ekeceğim ve sen, ilk uykudan itibaren bana yavaş yavaş güçlerini vereceksin. Yapacağımız şeyin bedeli ağır, kendimi korumam gerek. Senin güçlerin gerek. Bana güçlerini verecek misin?” Genç kızın kalp atışları hızlanırken, hızla yerinden kalktı. “Bunu yapmayacağım Koruyucu!” diye kükredi. “Güçlerimi sana vermeyeceğim. Ayrıca, bunca zaman beni kandırmanın bedelini ödeyeceksin.”
“Başka çaren yok, oyunuma geldin. İntikamını almak istiyorsan, bu tohuma ihtiyacın var. Traumland üzerinde bu tohumdan bir tane bile yok. Bunu sana öylece vereceğimi sanıyorsan, yanılıyorsun. Her şeyin bir bedeli var. Ruh çiçeği tohumunun karşılığında senin güçlerin.” Genç kız mağaranın çıkışına temkinli adımlarla ilerlerken saçlarının etrafından alevler yükselmeye başlamıştı. Sinirini yatıştırmak yerine, dışarı salıyordu. Koruyucu, kızın öfkesinin karşısında donup kalırken, daha fazla konuşamadı. Sadece kızın, ona zarar vermeden çekip gitmesini diledi. ‘Nasıl olsa,’ dedi Koruyucu içinden. ‘Nasıl olsa bana geleceksin. Başka çaren yok, genç Büyücü.’
            Yaşam ve ölüm. Doğarız ve ölürüz, öyle değil mi? Peki rüyalar? Orada da bir hayat var. Bazılarımızın kaderi Dünya’ya, bazılarımızın Ölüme ve bazılarımızın kaderi de Rüyalar ülkesine yazılır. Kaderi Dünya’ya yazılanlar doğar ve kaderleri bitene kadar yaşamaya devam ederler. Ölüme yazılanlar, cennet katında kalır. Kimin nereye ait olduğunu bilemeyiz, zamanı geldiğinde, kaderimiz bizi olmamız gereken yere çekecektir.

Tags:

Paylaş
0 Yorum

Bir Cevap Bırakın

© 2021 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account