*1*

Arabadaydı, eve dönüş yolunda. Sevdiklerine kavuşacak olmanın heyecanı ve sevinci ile doluydu yüreği. Başını kaldırıp yola baktığında, önlerinde uzanıp giden yolun ufuk çizgisinde beliren karanlık sisi gördü. Araba karanlığa yaklaştıkça sis büyüyor, sis büyüdükçe ruhu sarsılıyordu. Kötülüğü hissediyordu, araba dursun istiyordu ama durmak bir yana, yavaşlamıyordu bile. Aksine daha da hızlanıyor, karanlık tarafından yutulmak için hevesle ilerliyordu.

Saniyeler içerisinde araba karanlık sisle buluştu ve o an alevler arasında kaldı her şey. Nefes alamıyordu, yakıcı bir sıcak ciğerlerini dağlıyordu. 

“Nefes alamıyorum…”

İnlemeye başlamıştı, kalbi yerinden çıkacakmış gibi atarken kalan son gücünü de bağırmak için harcıyordu.  Aldığı her nefes kor ateşlere salıyordu yüreğini, yine de bağırıyordu.

“Yardım edin! Nefes alamıyorum! Yardım edin!”

Soluğunun tamamen kesildiğini hissettiği anda gözleri açıldı ve hızla doğruldu. Yatağında olduğunu anlamanın verdiği rahatlığa rağmen Hakan’ın kalbi deli gibi atıyor, göğsü hızla inip kalkıyordu.

“Lanet olası kabuslar…” diye mırıldandı. Yıllar geçmişti ama hiç ara vermeden her gece benzer kabuslar görüyordu. 

Omuzlarına değecek kadar uzun olan saçları ve üzerindeki rambo atleti terden sırılsıklam olmuştu. Yatağın hemen yanındaki komodine doğru eğilerek çekmecesini açtı ve katlanmış haldeki atletlerinden birini çekip aldı. Her gece yataktan kalkıp üstünü değiştirmek zor olmaya başlayınca atletlerini yakınına koymaya karar vermişti. 

Islak atletten kurtulup kurusunu üzerine geçirdikten sonra terini alsın diye her gece yastığına yenisini koyduğu havlunun kuru olan uç kısmıyla ensesinin ve saçlarının nemini alıp saate baktı, yediye geliyordu. Nefesini seslice dışarı verirken bacaklarını tutup yataktan sarkıttı. Nasıl olsa tekrar uyuyamayacaktı, kalkmak en iyisi diye düşündü.

Yatağına yakın duran arabayı kendine çekerek kollarından aldığı destekle tekerlekli sandalyesine geçti.  Komodinin üzerinde şarj olan telefonunu alıp bacaklarının arasına sıkıştırdıktan sonra odasından  çıkıp merdivenin başına gelerek asansörün tabyasına sürdü arabayı. 

Düğmeye basmasıyla çalışan asansör, basamakların üzerinde kayarcasına aşağı kata inerken Hakan’ın aklında berbat başlayan sabahı çay keyfiyle güzelleştirmek vardı.

Asansörün alt kata inmesi tamamlanınca tekerlekli sandalyesinin yandaki çemberlerini çevirerek mutfağa yöneldi. Standart modellerden farklı dizayn edilmiş olan mutfaktaki üst dolaplardan birini açtı ve rafın altındaki kulpu aşağı çekerek rafı tezgah boyuna indirdi.

Birer fincanla tabak alıp tezgaha koyarak rafı eski yerine kaldırdıktan sonra su ısıtıcıya musluktan su doldurarak yuvasına yerleştirip düğmesine bastı.

Bu eve taşınalı beş yıl oluyordu ve her şeyi kendi kullanımına göre düzenlemesi biraz zaman ve bolca paraya mal olmuştu. Çalıştığı zamanlarda bambaşka hayalleri vardı ve o hayalleri gerçekleştirmek için yapmış olduğu birikimleri. Ancak parasının büyük bir kısmını hayalleri yerine bu evi almak ve yaşamını kolaylaştıracak şekilde düzenlemek için harcamak zorunda kaldığı o ilk zamanlar Hakan açısından hiç de kolay geçmemişti. 

Olduğu yerde hafifçe dönerek salondan verandaya açılan camlı kapıdan dışarı baktı ama yağmurdan bir şey görmek neredeyse imkansızdı. Isıtıcıdan gelen sesle çayını hazırlamaya devam etti. Bir şeyler yapmakla tek sorunu, onları bir yerlere taşımakla ilgiliydi ama bu sorunu da tekerlekli küçük bir servis arabasıyla çözmüştü.

Tedavi olmayı reddettiğinden beri annesi  ve kız kardeşi yanına bir yardımcı alması konusunda uzun süre baskı yapmışlardı ancak o kimseyi istemiyordu. Yapabildiği ölçüde her işini kendi görüyor, yapamadığı şeyleri yapmayarak baştan vazgeçiyordu.

Yiyecek içecek ihtiyacını yakındaki marketten sipariş vererek gideriyordu, sağolsun marketin çalışanı olan genç çocuk paketleri mutfağına kadar taşıyordu ve bu Hakan için yeterliydi. Zaten tüm gün yapacak hiçbir işi olmadığından aldıklarını yerleştirmekle zaman geçiriyordu. 

Temizlik işini ise bir şirketle anlaşarak halletmişti. İki haftada bir gelen iki eleman tüm temizlik işini yapıp gidiyorlardı. Üst katta büyük bir banyosu vardı ve küçük bir kısmını çamaşırlık olarak düzenletmişti. Yıkanan çamaşırları makinada kurutup oraya asıyor, yerlerine koymak için yine bolca zaman kaybediyordu. Artık alışmıştı Hakan,  kaybettiği onca şey içerisinde zaman onun için en önemsiz detaydı. 

Hazırladığı çayı arabanın üzerine koyup önünde itekleyerek salona ilerledi. Cam kapının önünde çayını yudumlarken usul usul yağmakta olan yağmuru izliyordu Hakan. İki gündür yağan yağmur hiç hız kesmeden devam ediyordu. Gecenin sessizliğinde şiddetle esen rüzgarın uğultusu ve tüm gün güneşe geçit vermeyen bulutların gri üstünlüğü, yağmurun o huzur verici sesi olmasa çekilmezdi.

Yağmur yüzünden verandaya çıkamamış olmak Hakan için pek de hoş değildi, sabah çayını verandada yudumlamak en büyük keyfiydi ve iki gündür aralıksız devam eden yaz yağmuru onu bu keyfinden etmişti. 

Yağmuru izlerken kapısı çaldı, aynı anda kaşları çatıldı Hakan’ın. Evine gelenlerin sayısı belliydi, onlar da anahtarın yerini bildiklerinden kapı çalmazlardı. Gelen her kimse Hakan kesinlikle onu tanımıyordu ve bu nedenle de kapıyı açmaya hiç niyeti yoktu. 

Israrla çalmakta olan zilin sesini duymuyormuşçasına yağmuru izlemeye devam etti Hakan. Verandanın üzerini kapatmak için daha önce bir şeyler düşünmediğine hayıflandı. En kısa zamanda bu konuyu halletse iyi olacaktı, böylece veranda keyfinden mahrum kalmamış olurdu. Kalıcı bir tente mi yoksa ahşaptan bir çatı şeklinde mi kapatsa diye düşünürken zilin çalması  nihayet durmuştu.

Bir fincan çay daha almak için mutfağa yöneldiğinde kapının tekrar çalmaya başlamasıyla durdu çünkü bu sefer çalan kapı az önce dışarıyı seyrettiği salonun verandaya açılan kapısıydı. İşte şimdi sinirlenmişti Hakan; kim, hangi hakla evinin bahçesine girerdi?

Hışımla olduğu yerde döndü ve kapının diğer tarafında dikilmekte olan kadını gördü. Bu yan komşusuydu, taşınalı bir hafta olmuştu ve anlaşılan canı komşuculuk oynamak istiyordu. Göz göze geldiği fena halde ıslanmış olan kadını umursamadan arkasını dönüp çayını almak üzere hareket ettiği anda kapının camına tekrar ve daha kuvvetli vurmaya başlayan kadın için o an Hakan’ın aklından hiç hoş şeyler geçmiyordu. 

Dişlerini sıkarak kapıya doğru ilerledi ve açtı. Öyle bir ayarlamıştı ki arabasının duruşunu, kadının içeri geçmesi mümkün değildi.

“Ne halt etmeye bahçeme izinsiz girdiniz bilmiyorum ve ilgilenmiyorum da. Polis çağırmadan çıkın gidin hemen!” 

Hakan’ın sert söyleminin ardından kapıyı kapatmaya kalkmasıyla kadın hamle yaparak ayağını araya koymuş ve omzuyla kapıyı hafifçe iterek kendine yer açmıştı. Zekice bir hareket olduğunu düşünse de Hakan’ın kahverengi gözlerindeki parlamaya hazır öfkeli kıvılcımlar karşısında ister istemez yutkundu Verda.

“Lütfen, sizi rahatsız etmek istemezdim ama-“

“Ama ettin! Şimdi o ayağını çek ve defol evimden!”

“Bakın gerçekten, beni bir dinleseniz? Çok yağmur var ve-“

“Ve ne? Sudan mı korktunuz? Islanmayı sevmiyorsanız evinizde oturmayı deneyin!” 

Konuşurken bir yandan da kadının  üzerine doğru giderek dışarı çıkmasını sağlayan Hakan, büyük bir gürültüyle kapıyı kapattığında camların sarsılma sesi o sırada çakan şimşeğin sesini bastıracak kadar kuvvetli çıkmıştı. Sırılsıklam olmuş kadının gözleri, ıslak kirpiklerine inat  alev almıştı ama umursamadı. Arkasını dönerek çayını almak için mutfağa doğru ilerlerken kadının dışarıdan gelen sesini duydu bu sefer.

“İki dakika dinleseydin ölmezdin seni lanet olası! Yavru kedi için biraz süt isteyecektim sadece. Tek başına kala kala insanlıktan çıktığını düşünemedim, kusura bakma!” 

Eli ısıtıcının kulpunda kalakaldı  Hakan’ın. Ne demişti o? İnsanlıktan çıktın? Hava yüzünden yeterince gergin olan sinirleri hepten bozulmuştu ve hırsla kapıya dönmüştü ki kadının kucağında siyah bir şeyle uzaklaştığını görünce dişlerini sıktı.

Kedisi aç kalmışmış, Hakan’a neydi ki bundan, madem hayvan besliyordu o zaman yiyeceğini de stok yapsaydı. Sorumsuz insanlardan hiç haz etmezdi, sorumsuz insanların sorumluluk alma çabalarını ise tam bir ahmaklık olarak görüyordu. 

İkinci fincan çayını alıp az önceki yerine geri döndüğünde aklı hâlâ kadındaydı. Yandaki evi kiralamış mıydı yoksa almış mıydı bilmiyordu ama taşınırken kadını gördüğünde ev sahibini nasıl ikna ettiğini merak etmişti. 

Birbirinin aynı olan ve ortak bahçede yer alan evlerin sahipleri iki erkek kardeşti. Hakan, evin sahibi olan adam ölünce eşinin satılığa çıkarmış olduğu evi görür görmez sevmişti. Aradaki tüm alıcıları saf dışı bırakacak bir teklif yaparak burayı almıştı ve ortak olan bahçeyi ayıran kısa duvarı da kendisi yaptırmıştı. 

Duvarın diğer tarafındaki ev ise diğer kardeşindi ancak adam kardeşini kaybettikten sonra evi kapatmış ve gitmişti. Bunca zaman ne kiraya vermiş ne de satmıştı, gelip gitmiyordu da. Bu kadın nereden çıkmıştı bilmiyordu ama burnunun dibinde birilerinin yaşıyor olmasından hiç hoşlanmamıştı. Az önce anladığı üzere de etrafında kimseyi istememekte gayet haklıydı. 

Zihninde coşkun bir nehir gibi akıp giden düşünceleri, yavru kediyi gördüğünden beri içinden atamadığı sızının baskın çıkmasıyla hız kesti. İnsanlarla muhatap olmaktan hoşlanmıyordu ama hayvancağızın ne günahı vardı ki? Zavallının tüm suçu düşüncesiz birinin ona sahiplik etmesiydi. Bir de bu yağmurda hayvanı kucağına alıp dışarı çıkmıştı kadın, bu bile kediye acıması için yeterliydi. 

İçini çekerek bacaklarının arasında duran  cep telefonunu aldı ve hızlı arama tuşunda  kayıtlı olan numarayı aradı. 

*****************

Verda sırılsıklam olmuş hâlde evine dönerken kazağının eteğine sarmış olduğu yavru kediye kendince onu sakinleştirecek şeyler mırıldanıyordu ancak öfkesi tavan yapmış olduğundan sesi sakinleştirici tondan çok uzaktı. 

“O deliden hayır gelmeyeceğini düşünemediğim için bana kızma. İnzivaya çekilmiş dediklerinde geriye doğru evrim geçirmiş olduğunu bilemezdim, değil mi?”

Eve girdiğinde kendi kendini telkin ederek sakinleşmeye çalıştı Verda. Sinirlenmeyecekti, hayır. Buraya öfkesine yenik düşüp pes etmek için gelmemişti. Derin bir nefes aldı ve kucağındaki kediyle birlikte yukarıdaki odasına çıktı.

Çamaşır sepetinin içine bir tişört sererek yavru kediyi sepete bıraktı ve banyoya geçip üzerindeki ıslak giysilerden kurtularak duşa girdi. 

Sıcak suyun etkisiyle rahatlarken düşünceleri almış başını gidiyordu. Her şey çok hızlı gelişmişti ve kendini aklının ucundan dahi geçmeyen bu küçük kasabada buluvermişti Verda. İstanbul’daki evini kapatmış, özel eşyalarını sığdırdığı birkaç valizle buraya gelmişti. Manzara güzeldi, ev güzeldi, kasaba sessiz ve sakindi, Verda’nın alışık olmadığı kadar sakin…

Geldiğinden beri yıllarca kapalı kalmış olan evi temizlemek ve eksik eşyaları tamamlayarak yerleşmekle uğraşmıştı. Bir haftadır işe girişmeden önce güneşin doğuşunu verandada kahve içerek karşılamasına rağmen komşusu Hakan Güray’ı bir kez olsun görmemişti. Onun kim olduğunu biliyordu ve adamın yıllardır burada yalnız yaşadığı, bir çeşit inzivaya çekilmiş olduğu gerçeğinin de farkındaydı. 

Onu rahatsız etmemek için elinden geleni yapmıştı ama geceden beri onu çıldırtan miyavlama sesinin kaynağını aramaya ancak sabah çıkabilmiş, bahçedeki su saatinin olduğu köşede sinmiş hâldeki kediyi bulmuştu. Evde yavru bir kediye verebileceği hiçbir şey olmadığı için kendi evine gitmeden önce bir umutla adamın kapısını çalmıştı. Ters tepki alabileceğini bilse de adamın bu derece manyakça davranacağını düşünmemişti doğrusu. Aklına o anlar gelince yine sinirlendi Verda. 

“Aptal! Sanki yedik bahçesini, evini. İnsan bir dinler, bir sorar. Ama yok, adam resmen çıkmış insanlıktan.” 

Bir yandan kendi kendine söyleniyor, bir yandan saçlarını havluyla kurutuyordu. Nemli kalan saçlarını öylesine toplayıp at kuyruğu yapan Verda, sepetin içinde miyavlayıp duran kediyi kucağına alarak aşağıya indi. Birkaç aylık olduğunu tahmin ettiği yavru kedinin siyah tüyleri de tıpkı kendi saçları gibi nemliydi. Tüylerini okşayarak kediyi severken kara kara düşünmeye başlamıştı. 

“Sana ne yedireceğim şimdi ben? Marketin telefonu da yok ki, kahretsin.” 

Camın önünde kucağında miyavlayıp duran kediyle dikilmiş düşünürken başka çaresi olmadığı için şemsiye alıp markete gitmeye karar verdi. Kediyi alt kattaki küçük tuvalete koyabilirdi, geldiğinde onu aramak istemiyordu. Düşüncesini eyleme dökerek yavru kediyi tuvalete koyup şemsiyesini ve yağmurluğunu almak üzere hole geçmişti ki kapısı çalmaya başladı.

Bu yağmurda kim gelmiş olabilirdi bilmiyordu ama yan komşusu kadar gaddar olmadığı için geri çevirecek değildi. Kapıyı açtığında elinde torbalarla ona bakmakta olan  genç adamı hemen tanımıştı, marketin çalışanıydı.

“Merhaba, Hakan bey aradı ve kedinizin mamaya ihtiyacı olduğunu söyleyerek sipariş verdi.” diyerek kendisine şaşkın şaşkın bakmakta olan Verda’ya uzattı torbaları. 

“T-teşekkür ederim, borcum ne kadar?”

Kekelemek Verda’nın hiç de alışık olmadığı bir durumdu ancak evinden polis tehdidi ile onu kovan adamın yaptığı bu iyilik de fazlasıyla şaşırtıcıydı. 

“Borcunuz yok, Hakan bey kendi hesabından yaptı ödemeyi. Bu marketin numarası, bir şeye ihtiyaç duyarsanız arayabilirsiniz, sabah yedi ile akşam on arası açığız ve aynı saatler arası evlere servisimiz var.”

Eline tutuşturulan torbaları kenara bırakıp gencin uzattığı kartı alan Verda tekrar teşekkür etmiş, genç adam iyi günler dileyerek uzaklaştıktan birkaç dakika sonra ancak akıl etmişti kapıyı kapatmayı. 

Kafasını anlam veremediği duruma karşı iki yana sallarken poşetleri alarak mutfağa ilerleyen Verda, hızlıca içindekilere göz attığında birkaç değişik mamanın olduğunu görünce hem sevinmiş hem de sinirlenmişti. Hayır madem bu kadar iyi bir adamdı da ne halt etmeye tavuk kovalar gibi kış kışlamıştı ki onu? 

“Akıllıya çatsam dişimi kıracağım zaten, deli-çeker mi var bende anlamıyorum ki…”

Bir tas alıp içine mama doldurarak tuvaletten çıkardığı kedinin önüne koymuştu ama hâlâ gergin ve şaşkındı. O anda aklına gelen düşünceyle gidip çantasından biraz para aldı ve anahtarını kaptığı gibi dışarı çıkarak yan evin kapısına gitti. O adama borçlu kalacak değildi. 

Yağmur şiddetini azaltmıştı ama yağmaya devam ediyordu. Üzerindeki hırka ise onu korumak için fazla inceydi.  İkinci kez çaldığı zile rağmen kapının açılmıyor oluşuyla gözleri kısıldı. 

“Benden kurtuluşun yok Hakan Güray, bunu böyle bilesin!” 

Kollarını göğsünde çaprazlayıp kendini rüzgardan koruma çabasıyla söylenerek kapıdan topuklarına vura vura uzaklaştı ve bahçeyi geçip evin verandasına çıktı. Salona açılan kapının camını tıklattı. Elini siper edip içeriye baktı ancak kimse görünmüyordu. Tekrar ve daha sesli vurdu cama ama gelen giden yoktu. O sırada duyduğu gürültüyle irkildi. Ses yukarıdan gelmişti ve Verda’nın aklına gelen ilk şey adamın düşmüş olabileceğiydi. 

Kapının kulpuna asılmasıyla açılması bir olmuş, kilitli olmadığına şükretmeyi es geçerek içeri girer girmez etrafa hızlıca bakınıp koşar adım merdivenlere yönelmişti. 

Yukarı çıktığında fark edemediği asansörün tabyasına takılarak dengesini yitirdiğinde dilinin ucuna gelen küfürü, son anda tutunduğu korkuluk sayesinde ayakta kalmayı başarınca yutsa da kendine kızmıştı Verda. Düşen birini kurtarmaya düşerek  giden tek sakar kendisi olabilirdi zaten, bu düşünceyle yüzünü buruşturarak devam etti ve kapısı kapalı odaları tek tek açarak kontrol etmeye başladı. Açtığı ikinci kapıdan içeri girdiği anda  gördüğü manzara ile de olduğu yerde donup kaldı. 

Verda’yı donup kalma eyleminde yalnız bırakmayan Hakan; belindeki havluyla  yatağın kenarında otururken en az onun kadar şaşkın bir yüzle odasının girişinde dikilen kadına bakmaktaydı.

Tags:
Paylaş
30 Yorum
  1. Ladynokta 7 ay önce

    Ben geldimmm😍 Hakan’a uyuz olduğumu söyleyebilirim🙄 bakalım diğer bölümler ne olacak 😂😂

    • Yazar
      Öznur İlter 7 ay önce

      Hoş geldin canım benim, olma olma, Hakan iyi bir adam da işte gösterme yeteneğini kaybetmiş 😅 Keyifle oku canım, öpüyorum çok ♥️

      • Ladynokta 7 ay önce

        Evet Hakan’ı sevdim ben bölümler ilerledikçe canımın içi 😍😍keyifle okudum ben de seni öpüyorum 😍❤️🌸😘

  2. Sultan güleç 8 ay önce

    7.bolum yorumu
    Böyle bir şey beklemiyordum şaşırdım ama cananın dil öğrenmek için seçtiği yola bayıldım 🤭🤭çok güzel bölümdü

  3. Sultan güleç 8 ay önce

    6.bolum yorumuyla geldim Hakan neye uğradığını şaşırdı yiğidim daha çok sarsilacaksin gibi geliyor bana

Bir Cevap Bırakın

© 2021 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account