1.BÖLÜM

     Ruhsuz kalmış bir bedenden başka bir şey değil şu aynada görmüş olduğum. En çok gözlerim değişmiş sanki. Güldüğümde benim gibi gülen kuzguni gözlerim. Grinin açık tonu olan gözlerim. Tanıyamıyorum ki kendimi. Aynadaki kişi ben değilim. Biliyorum bunu. Eski Asya ile aramda en ufak bir benzerlik yok. Çok severek uzattığım, annemin her zaman sevgiyle okşayıp, taradığı saçlarım kısacık artık. Ne çok severdi annemde saçlarımı,gözlerimi. Tıpkı babana benziyorsun derdi. Özlüyordu babamı. Ben de özlüyordum kahramanımı. Keşke bırakıp gitmeseydi bizi. Ne vardı sanki o aptal araba bozulmasaydı? Babam o arabadan sağ çıksaydı? 

          Daha 5 yaşındaydım. Küçüktü evimiz, sıcacıktı. Her akşam babamın gelişini pencere kenarında beklerdim. Annem sobanın üzerine koymuş olurdu tencereleri. Babam geldiğinde hazır olsun isterdi. Önce beni kontrol eder, sobayı yaklaşmamamı tembihler ve her akşamki gibi odaya geçer babam için giyinirdi. Sonra sıra bana gelirdi. Bütün gün sokakta tozun toprağın içinde kirlenen kıyafetlerimi değiştirir, saçlarımı tarardı. Kapı çaldığında ki sevincim başka hiçbir zaman görülmezdi. Her akşamki gibi babamın cebinden bir çikolata çıkarıp bana vermesini isterdim. Tabi bir karşılığı vardı bunun. Kocaman bir öpücük…

            Hep böyle gider diye düşünürken bodoslama duvara çakıldık resmen. Ev telefonu çalmıştı o gün öğleden sonra. Bizi bir tek babam arardı, başka kimsemiz yoktu ki. Koşup açmıştım telefonu ama başka biriydi telefondaki. Sonra annem aldı telefonu ve karşıdaki kişiyle konuştu. Apar topar çantasını aldı, kapıyı kilitledi ve beni karşı komşumuz Hatice teyzeye bıraktı. Annemin yüzündeki o ifadeyi unutamıyorum hala. Akşam geç saatlere kadar ayrılmadım camdan. Hatice teyze uyutmak istese de uyumadım, bekledim. Sonra camdan o sarı taksiyi gördüm. Babamın arabasının aynısındandı. Önce Şeref amca ve Haluk abi indi arabadan, sonra da arka kapıyı açıp annemi indirdiler. Babam yoktu ama. Annem ağlamıştı. Gözleri kıpkırmızıydı. Bunu cama çevirip bana bakan gözlerinde gördüm. Acıyı, kederi, babamı gördüm gözlerinde. Kor gibiydi gözleri. Küçücüktüm ama yandı içim. Boğazıma bir yumru oturdu sanki. Koştum kapıya. Boyum kapı koluna anca geliyordu daha. Annem daha yeni gelmişti kapıya, bana değil kapımıza bakıyordu. Elinde babamın ceketi ve ayakkabıları vardı. Birde şeffaf bir poşet. İçinde tam olarak ne vardı görmemiştim. Çokta umurumda değildi o an. Umurumda olan annemdi. Ağlamıştı annem. Benim annem ağlamazdı ki. Hep gülerdi. Babam anneme hep gözleri gülen kadınım derdi. Bakardım ben de annemin gözlerine sonra döner babama sorardım. “Baba, annemin gözleri nasıl gülüyor? Ben görmüyorum.” diye. Önce gülerdi babam söylediklerime sonra da “Annenin gözleri bir tek bana güler.”derdi. Aşkı ilk onlarda görmüştüm ben. Gerçek anlamda gülen gözleri onlarda tanımıştım. Ben babamın prensesi, annemin canparesiydim. 

            O gün annemin gözleri gülmedi. Aslında o günden sonra ne annemin gözleri güldü ne yüzü. Tıpkı benim gibi. Anneme babamı sorduğumda daha çok ağladı. Sel olup taştı gözyaşları. Silse de yenisi aktı hiç durmadı yaşları. “Yok” dedi annem. “Artık yok. Cennete gitti.” Daha 5 yaşındaydım ben. Küçücük aklım cennet ne tam olarak onu bile bilmiyordu ki. Bir filmde görmüştüm sadece. Sevindim önce. “Anne melek mi oldu babam?” dedim. “Hani nerede anne ne zaman gelecek bizim meleğimiz?”. “Evet” dedi annem. “Melek oldu. Ama artık gelemez yanımıza.” İsyan ettim küçücük kalbimle.”Hayır o zaman babam melek olmasın. Cennet kötü bir yer. Babama söyle geri gelsin.” Hiçbir işe yaramadı. Ağladım,bağırdım ama ne çare. 

            Sonra annem beni babama götürdü. Toprağın altında olduğunu söyledi. ,Üşürdü ki orada. Babam annem olmadan uyuyamazdı. 

            Zaman geçti. Hem de çok zaman. Gelmedi babam. Artık bir kahramanım yoktu. Her şey öyle başladı zaten. Babam gitti, biz dağıldık. Cehennem ne demek ben bunu 7 yaşında öğrendim. Küçücük yüreğimle beni babamın yanına alması için Allah’a yalvarırken öğrendim. Babasızlık, yetimlik ne acımasızca öğrendim.

            Okula gitmek istemezdim o zamanlar. Dalga geçerlerdi benimle. “Babası yok bunun.” derlerdi. Onlar bilirler miydi ki babasızlık ne demek? Onlar da her gece annemle benim gibi miydiler ki anlasınlar beni? Hayat onlara da bu kadar acımasız davranıyor muydu da beni anlasınlar? Çocuklar çok acımasızlardı. Kalp kırıklıklarım arttıkça arttı. Ama keşke sadece bu kırıklıklarla kalsaydı. Buna bile razıydım.

            Yine okuldan eve döndüğüm zaman kapımızda bir araba vardı. Artık başka bir evde yaşıyorduk. Daha küçüktü burası, daha soğuk. Babam gittiğinden beri hep üşüdük zaten biz. Annem çalışmaya başladı. Elleri, pamuk elleri artık hep yaralıydı. Kırmızı, büyük, sert yaralar. Annem, canım annem geriye bir tek o vardı zaten. O gün eve gittiğimde o arabanın sahibiyle tanıştım. Evin kapısı açıktı, eve girince o adamı gördüm. Annemin kolunu tutmuştu. Bir şeyler söyledi anneme sonra kapıya doğru geldi. Göz göze geldiğimizde korkmuştum. Yüzünde ürkütücü bir sırıtma vardı. Gözleri kocamandı. Korkmuştum ondan. Anneme “Bir daha gelmesin bu eve.” dedim ama annem “O artık senin baban.” dedi. İmkansızdı. Benim zaten bir babam vardı. Ağladım çok ağladım hemde ama annem beni hiç dinlemedi. “Mecburum.” dedi “Mecburum canparem…”

               Aradan bir hafta geçti ya da geçmedi o korkunç adamın evine taşındık. Annem artık çalışmıyordu. O zamanlar neden işe gitmediğini merak ederdim. Annem birazcık hasta olduğunu o yüzden çalışmadığını söylediğinde çocuk aklı işte anneme ben bakarım deyip onu otutturmuştum koltuğa. Bir yastık ve bir pike alıp gelmiştim hemen. Kıyamazdım ki anneme. Hasta olmasındı o, iş yapmasın, yorulmasındı. Artık elleri yara olmasındı. Ne yazık ki annem iyileşemedi. Gittikçe kötüleşmeye başlamıştı. O adam eve her gelişinde kızıyordu bize. Anneme vuruyordu. Vurmasın istiyordum. Yakmasındı annemin canını. Engel olmaya çalıştığım her seferinde, beni de dövmeye başlamıştı. O zamanlar 10 kadar yaşlarındaydım. Çokta büyük değildim yani. Annem ne kadar engel olmaya çalışsa da durmuyordu canavar adam. Anneme de kızıyordum artık. Söylemiştim ona. “Evlenme anne, benim babam var.” demiştim. Dinlememişti beni.

                Aradan geçen birkaç yıldan sonra annem kötüleşmişti. Yataktan çıkamıyordu bile. Evi temizliyor, yemekleri yapıyordum. Ancak okula gitmek zor oluyordu bana. Çünkü annemi evde yalnız bırakmak zorunda kalıyordum. Okuldan çıkıp koşarak dönüyordum eve. O adamsa daha da beter olmuştu. Hasta demeden her akşam dövüyordu annemi. Sarhoştu her gece. Annemin ilaçlarını alacak para bile vermiyordu pislik adam. Bir gün akşam yine çok dövdü annemi, engel olmaya çalıştıkça ben de aldım nasibimi. Elindeki kemerin tokası dağladı etlerimi. Annem o haliyle bile “Vurma kızıma!” diye haykırıyordu. Sonra çekti gitti evden. Annemi zar zor kaldırdım, yatırdım yatağına. Kesik kesik alıyordu nefeslerini. İşte o zaman öğrendim annemin bu şerefsiz,pislik adamla neden evlendiğini. “Hastaydım kızım.” dedi. “Ölüyordum ve seni emanet edebileceğim kimsem yoktu. Başta kabul etmesem de sonradan o bana çare bırakmadı. Affet kızım.” dedi. “Sen baban gibisin canparem. Gözlerin, saçların, yüzün… Sana ne zaman baksam babanı görüyorum güzeller güzelim. Baban gibi güçlü ol kızım. Sen bizim kızımızsın. Pes etmezsin, cesursun.” dedi. Son konuşmasının bu olduğunu nereden bilebilirdim ki. Sabah koynuna kıvrılıp uyuduğum annem buz gibiydi. Isıtmaya çalışsam da olmadı. Uyanmadı annem. Benim güzel annem. 13 yaşında tattım öksüzlüğün zehrini. Artık hem yetim hem öksüzdüm. Kayboldum, gittim. 

            O adamla baş başa kalmıştım. Korkuyordum. Birkaç kere evden kaçsam da buldu beni, geri sürükleye sürükleye getirdi eve. Daha da beter oldu. Çok dövüyordu, eskisinden daha da çok. Okuldan sonraları çalışmamı istedi çalıştım, para getirdim eve. Daha fazlasını istedi hep. Yoktu ki. Yoktu işte ama anlamıyordu bir türlü pislik herif. Sustum sonraları. O vurdukça sustum, sustukça vurdu. O bana vururken diktim gözlerimi ona. Ateş gibi olan gri gözlerimi, babamın kopyası olan gözlerimi. Ben Asya Birtan. Melek Birtan ve Erdem Birtan’ın biricik kızı. Kayboldum susuşlarımda. Ben sustukça bir şeyler aldı benden. Şimdi baktığım aynadaki kişi ben değilim. Babasının prensesi, annesinin canparesi yok artık. Kesti saçlarımı bu kez. Babamın, annemin kıyamadığı saçlarımı aldı benden. Ruhumu parçaladı bedenimle beraber. Karanlık kuyulara hapsetti beni. Konuşmadım diye, ona karşılık vermedim diye kesti. Belki vursa bu kadar yanmazdı canım. Ama artık konuşamam ki ben. Her şeyimi kaybetmişken olmaz. Kurtulamıyorum o pislikten. Kirletiyor ruhumu. Tıpkı bedenimi kemer izleriyle kirlettiği gibi. Suskunum ben artık. Ben Asya Birtan. Nam-ı diğer SUSKUN…

*** *** ***


Tags:
Paylaş
0 Yorum

Bir Cevap Bırakın

© 2021 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account