20211025_200605

Kitabın İsmi SİYAH PAPATYA
Kitabın Yazarı Gökdeniz SIRTLI
______________________

E-posta: siyah.papatyam61@gmail.com

© 2020
ÖNSÖZ

Öncelikle kitabın basılmasında etkili olan değerli ve sevgili arkadaşlarıma teşekkürü borç bilirim hep yanımda oldu desteklediler beni.

Bu kitabı yazarak biraz da sustuklarımı dile getirmek istedim.
Kimse dışardan göründüğü gibi değildir unutmayın ve tek parça bir etteniz diye kırılmayacak, bina değiliz diye yıkılmayacak değiliz .
Herkesin dayanamayıp ağladığı,konuşamayıp sustuğu ve düşüp kaldığı bir dünyada yaşıyoruz.
Ben 4 yıl önce büyük bir kayıp yaşadım dayanılması bence imkansız bir kayıp ve dayanmaya çalıştım.
Her seferinde yeni darbeler yedim lakin yıkılmadım ayaktayım,belki geceler sabah olmadı gündüzler ışık saçmadı giden geri gelmedi ama dayandım.
Senelerce kimseye açıklamadığım yaramı sizlerle paylaşacağım bu kitabımda öğütler vereceğim ve şiirlerle gönlünüzü okşayacağım biraz.

Saygılar ve sevgilerle…

UNUTMA KİMSENİN NE DEDİĞİ ÖNEMLİ DEĞİL,SEN NASIL HİSSEDİYORSAN ÖYLESİN.

HEYY ÜZÜLME GÜZEL KARDEŞİM,İYİLER HEP KAYBEDER SEN KAYBETTİKLERİNLE MUTLU OL

BÖLÜM I
Liseye yeni başlamıştı 14 yaşında bir delikanlıydı.Köyde doğmuş büyümüş zararsız ve saf bir gençti,fakir bir ailenin fakir bir çocuğuydu.Ürkekti şehir hayatı onu biraz korkutmuştu görmediği şeyler görmüştü heryer insan doluydu,ağır adımlarla okuluna doğru ilerlemeye başladı biraz korku biraz çekingenlik ile okulun kapısında içeriye girdi.Köydeki okuluna benzemiyordu biraz daha büyük ve biraz daha moder bir okuldu.
Müdür bey herkesi sırada topladı,kendini tanıttı ve öğrencilere hangi sınıfta olduklarını açıkladı.Köylü genç tanımadığı onca kişi ile aynı sınıfta belkide bazıları ile aynı sırada oturacaktı tedirgindi.
Herkes sınıflara ayrılmaya başlarken aynı sınıfta olduğu arkadaşları arasında bir kız görmüştü ve sol tarafına birşey olmuştu yıkım mı desem yoksa kelebekler mi uçuşmuştu.İçeriye girene kadar gözlerini alamamıştı kızdan,sınıfa çıktıklarında herkes kaynaşmaya başlamış tanışıyordular bizim köylü genç çekingen tavırlarla bir sıraya geçip otudu hemen.
Ders başlamak üzereydi yanına bir kız geldi ve ona kim olduğunu sordu utancından kızın yüzüne bakamamıştı oysa baksa belkide çok mutlu olacaktı ismini söyleyip memnun olduğunu bildirip susmuştu bizim genç.
Kız utangaç tavrından dolayı köylü gence karşı bir sempati kazanmıştı ve tenefüste de yanına gitmişti.

Tam olarak tanışamamıştık ben Rüya deyip nereli olduğunu sormuştu bizim gence,Rüya ismini duyunca bir tuhaf olmuştu genç çünkü dışarda gözlerini ayıramadığı kızın adı da Rüya idi döndü ve ona baktı,baktı bakmasına da öyle bakakaldı.
Aşk nedir sevgi nedir bilmezdi ki, daha önce hiç sevilmemişti ki ne ailesi tarafından ne başka birisi tarafından , öylece ne olduğunu anlamadan aşık olmuştu bizim genç Rüya’ya.
Akşam paydosunda servis ile eve, köye dönmüştü içinde bir heyecan ve mutlulukla.
Eve girer girmez günlüğünü aldı ve birşeyler yazmaya başladı;
Sevgili günlük
Bu gün okuldaki ilk günümdü ve çokda isteyerek gitmemiştim aslında.Sanki herkesin içinde bir ben farklıydım köyden gelmiştim utanıyor çekiniyordum.
Hatta derslere girmeyi bile düşünmüyordum ki okul sırasında birini gördüm içimde tuhaf birşeyler oldu.
Sence bana ne oldu günlük hastamıyım acaba ?
Ne olduysa onu gördüğüm her zaman oluyor,aslında hoşuma da gidiyor güzel birşey miş.Öylece onun peşinden gitti bedenim sanki ona bağlı gibiydim o nereye ben oraya gidecektim.
Bu arada onun adı Rüya ve rüya gibi birisi bir gülüşü var güneş görse kıskanır,bir gözleri var ki aynı deniz,otur akşamın yakamozunu onun gözlerinden izle.
Böyle işte ilk günüm, yarın daha çok istiyorum okula gitmeyi.
Dedi ve bitirdi.
Besbelli aşık olmuştu genç delikanlı Rüya’ya ama sonu ne olur bilinmez.Akşam yemeğini yiyip sıra yatmaya gelmişti genç delikanlı hala Rüyayı düşünüyordu ve uyuyamıyordu kalemini defterini aldı ve ona şöyle bir şiir yazdı.

SEN BİR MELEKTİN OKULDA GÖRDÜĞÜM
KONUŞAMADIM SUSTUM DİLİM KÖRDÜĞÜM
ANLAŞILMAZ BİR DUYGU SARDI BEDENİMİ
SENİ DÜŞÜNMEDİĞİM HER AN ÖLDÜĞÜM
TEK BİRŞEY VAR Kİ BİLDİĞİM
SENİN SAYENDE BEN OKULU SEVECEĞİM
BEN HERGÜN OKULA DEĞİL ,SANA GELECEĞİM
BEN OKULU DEĞİL, RÜYA SENİ SEVECEĞİM.

Yazdı ve onu düşünerek uyudu…

Ertesi gün olmuştu ve okula gidecekti her sabah annesinin zorla kaldırdığı genç bu kez erkenden kalkıp kahvaltı hazırlamış servisi bekliyordu.
Servise bindi ve okula doğru yola çıktılar yine sabah bir sıra vardı ve gencin gözleri Rüya’daydı.Ders başlamak üzere sınıflara dağıldılar öğretmeleri yeni oturma düzeni ayarlamıştı lakin bizim genci Rüya’dan uzak biryere oturtmuştu aradaki uzun boylu arakadaşlar yüzünden Rüya’yı göremiyordu.
Bir şekilde Rüya’nın yakınına gelmesi gerekiyordu lakin nasıl yapacaktı Rüya önde o arkada oturuyordu.İkinci derse girmeden bir çözüm bulması lazımdı ki buldu da,tenefüs arası alerjisi olduğu çikolata yiyemediği ,yiyince midesi bulandığı geldi aklına ve kantinden çikolata almaya gitti.Plan iyiydi ama sağlığı iyi olmayacaktı genç delikanlının.
Ders başlamıştı ve delikanlının midesi bulanmaya başlamıştı öğretmeninden izin alarak lavaboya gitti ,geri döndüğünde dışarıya çıkabilmesi kolay olsun diye öğretmeni onu öne almıştı Rüya’nın yanındaki sıraya plan başarılıydı artık genç Rüyayı görebiliyor ve gözünü ondan alamıyordu.
Peki ya sağlık durumu,yediği çikolata onu perişan ediyordu ama dayanıyor lavaboya gitmiyordu sırf Rüya’yı görebilsin diye .Kız ise gencin durumunu gördükçe içi gidiyordu her halinden belliydi oda gence değer veriyordu ama sevgi demek için daha erkendi.

Akşam eve giden gencin durumunu gören annesi ne olduğunu sordu ama cevap alamadı,anne durumu anlayınca genci azarlayıp ilacını verdi.
Pişmanmıydı ? hayır ama böyle devam edemezdi ciddi sorunlar oluşacaktı devam ederse.
Ertesi gün okulda yine arkada oturuyordu ve yine göremiyordu Rüya’yı aynı şeyi tekrar yapmıştı ve yine öndeydi bu böyle birkaç hafta daha devam etti.
Gencin durumu iyice kötüye gitmişti artık ayakta duramıyor hatta iyice düşmüştü ama sevgi işte genç yüreklerde böyle sonuçlar yaratıyor.Başarılı olmuştu bir kaç haftanın sonunda daimi olarak önde oturmaya ve deniz gözlü sevdiğinin gözlerindeki Karadeniz manzarsını izlemeye devamlı hak kazanmıştı mutluydu.
Bu şekilde seneler geçti ne gencin eli başka kıza değdi ne kızın gözü başka erekeğe baktı ikiside birbirini bekliyordu sanki.
Bizim genç yıllar sonra lise 3 te kıza açılmaya karar verdi çok seviyordu onu azda olsa farketmişti sevdiğinin de onu sevdiğini.Bu bir kaç senede uzaktan ,dokunamadan,konuşmadan, koklamadan ve sarılmadan sevmenin ne olduğunu öğrenmişti.
Hafta sonu bir gün genç delikanlı şehire indi artık şehiride biliyordu ve arada sırada da olsa iniyordu şehire.Akşam konuşmuşlardı Rüya ile yarın bir yerlerde oturup birşeyler içeceklerdi,bu bizim delikanlının işine yaramıştı artık ona açılacaktı öyle karar vermişti.
Sahilde bir cafede buluşmaya karar vermişlerdi ve beklenen o saat geldi çattı Rüya ve delikanlı ağır adımlarla sahil boyu konuşarak kafeye doğru ilerlemeye başladılar.
Delikanlı heyecanlıydı nedense aynı heyecan ve korku kızda da vardı ,cafeye gelmiştiler oturup birşeyler söylediler ve öylece birbirlerine bakmaya başladılar.
Genç bir sigara yaktı ve Rüya sana birşey söyleyeceğim diye lafa girdi.
Rüya sen çok güzel bir kızsın,gözlerinin mavisi zaten çok başka harika adeta yüzünde bir çift gökyüzü taşıyorsun,hele o gülüşün varya güneşi kıskandırır.Ben senelerdir sana birşeyler söylemek istiyorum ama hep susuyordum cesaretimi bu gün toplayabildim tam 3 sene sonra.
Rüya! gülünce kısılan gözlerinin gölegesinde seyretsem güneşi kıskandıran gülüşünü,kirpiklerinin salınışında savrulsam gönül otağına bir yaprak gibi.
Seni seviyorum Rüya benim eşsiz ve tek Karadeniz manzaram olurmusun ?
Diye sözünü bitirdi Rüya şok olmuştu teni bembeyazdı konuşmuyordu ve gözleri dolmuştu.Genç efkarla ve korkuyla küllüğe bırakmıştı sigarasını tıpkı yıllardır kendisinin de yandığı gibi tek başına yanıyordu küllükte.
Rüya çayını yudumladı ve ellerini delikanlının ellerinin üzerine koyup şöyle başladı cümlesine.
“Gökdeniz bu sözlerin beni çok mutlu etti beni sevmen, beklemen onca sene dokunmadan konuşmadan sevmen beni etkiledi.Bende sana birşey söyleyecektim onun için gelmiştim buraya.
Ben birini seviyorum ve onun beni sevip sevmediğinden emin değildim yıllardır ,biraz anlıyordum ama emin değildim işte ve ben onun beni sevdiğini bu gün öğrendim.”dedi ve o sırada bizim genç bir sigara daha yaktı canı yanıyordu sevdiği kızı başkası seviyor sevdiği kız başkasını seviyordu ve bunu sevdiği kızdan dinliyordu.
Rüya sözlerine devam etti.
“çok mutlu oldum oda beni seviyormuş ve bana az önce muhteşem bir teklifte bulundu,bende kabul ediyorum. Gökdeniz bende seni seviyorum ve seninle bir ömür geçirmeye hazırım.”dedi ve gülümsedi.
Bizim genç şok olmuş konuşamıyordu gözleri dolmuştu yıllardır sevdiği kızda onu seviyormuş çok mutluydu ve sessizdi öylece bir kaç dakika sessizce sadece birbirlerine baktılar.
Kafeden kalkıp sahilde gezmeye başladılar ikiside utancından birbir yüzüne bakamıyor elele tutuşamıyordular.
Bu şekide bir kaç ay geçtikten sonra kız artık sarılabiliyor elini tutabiliyordu gencin lakin genç alışmıştı dokunmadan sevmeye. Sanki dokunsa zarar görecek diye korkuyor öyle kelebek misali zarar veririm korkusuyla narince elini tutuyordu sarılamıyordu canı acır diye,Rüya zamanla sarılmaya da alıştırmıştı genci.
Bu ikilinin ilişkileri okulda duyulmuştu oysa hep gözden ırak yerlerde kimsenin olmadığı zamanlarda buluşup konuşuyordular ama biz gencin okuldaki yerini unutmuştuk tıpkı genç ve kızın da unuttuğu gibi.
Gökdeniz okulda sert yapısı ve sessizliği ile çok cool görünüyordu giyimine de dikkat ediyordu okula da üniforma ile gelmezdi genelde ve birazda deliydi sonuçta karadenizliydi. Öğretmenleri ve genelde müdürü arasında bir takım sürtüşmeler yaşayan Gökdeniz gözü karalığı ile tavırları ile ve karakteri dolayısıyla okulda dikkat çekiyordu.Bu nedenle ilişkileri öğrencilerin ardından öğretmenlerinde dikkatini çekmeye başladı,bu iyi birşey değildi genç kendini savunurdu lakin öğretmenler kıza sorular sorarlar diye endişeleniyordu.Öğretmenler dedikoduyu severler ve bu ilişki okulda trend olmuştu,baya bi konuşulduktan sonra olay çarpıtılmaya başlandı öğrenciler tarafında.Cinselliğe kadar gitti yeri geldiki,kız rahatsız olmuştu ve ailesi duyar korkusuyla gencin yanına geldi ve şunları söyledi.”Artık birşey yapmalısın ailem duyarsa kötü olur beni okuldan alırlar seni bir daha bana göstermezler.”birşey yap.
Genç sabaha kadar uyumayıp düşünü sevdiği kızı kaybetmek istemiyordu sabah herkes okula geldi.Bir cuma günüydü,her zaman ki gibi müdür bey konuşma yapacaktı ama yağmur yağıyordu öğrencileri spor salonuna topladı,orada konuşma yaptı ardı sıra genç hemen koşup mikrofonu aldı “Hocam izninizle birşey söyleyebilirmiyim arkadaşlara, diyerek söze girdi.Arkadaşlar kimin ne dediği benim fazla umrumda olmaz sizinde olmasın ama şöyle birşey varki insanlar bazen haddinden fazlasını konuşmaya başlıyor işte o zaman ben bile umursamaz olamıyorum siz siz olun sakın haddinizi aşacak konuları değil konuşmak düşünmeyin bile, unutmayın kaldıramayacağı yükün altına giren kişi cesaretli değil aptaldır”.dedi ve bitirdi.
Herkes sınıflara dağılmıştı lakin öğretmenler ve müdür bey genci bekliyordu.Müdür bey genci omuzundan tutup sen ne yaptın,neden öğrencilere bu konuşmayı yapıp tehdit ettin birisi şikayet ederse seni disipline veririm dedi ve gitti.
Genç biliyordu şikayet olacağını lakin zerre umrunda değildi artık okulda kimse onları konuşmayacaktı ve sevdiği kız Rüya’sı rahat olacaktı.Yavaşça sınıfa doğru gidiyordu dersleri Anatomi’ydi ve o derste iyiydi sevgilisinin aksine sevgilisi kan göremiyordu dayanamayıp bayılıyordu ve o gün derste gerçek insan kadavrası inceleyeceklerdi.
Öğretmen derse geldi Rüya korkuyordu ama şanslıydı ki kadavra yoktu.
Derse başlamışlardı maket bir el ve gerçek neşter vardı dikişi sökmek için ilk önce Rüya’yı çağırdı öğretmen. Rüya yaptı yerine geçti bir kaç kişi daha yaptı ve korkulan oldu birisi neşteri eline kaydırdı ve kesik atıldı eline.Kanamaya başladı ciddi bişey yoktu ama Rüya kanı görür görmez bayılmıştı bir yanda onu ayıltmaya çalışıyorlardı bir yandan da eli kesilen çocuğun elini pansuman ediyordular.
Rüya ayılmamıştı 112 ye haber verildi,o sırada genç ne yapacağını şaşırdı yanında olması lazım dı sevdiği kız baygındı ama nasıl yapacağını bilmiyordu ambulans gelmişiti Rüya’yı götürüyordular ne yapsam ne yapsam diye düşünürken yanındaki etil alkolü dikdi kafaya kimse görmeden ve birden karnına ağrılar girdi, boğazı yanmaya başladı,kusuyordu.

Öğretmenlerin ısrarına genç delikanlıyı da aldılar ambulansa ve ilçe hastanesine götürdüler plan başarılıydı ama genç delikanlının durumu iyi değildi.Kimseye de etil alkol içtiğini söyleyemiyordu neyse ki öğretmenleri okulda farkedip hastaneye bildirdiler hemen midesi yıkandı serum takıldı,öylece perişan halde uzanırken Rüya yanına geldi ayılmıştı ve bir serum da ona takılmıştı.
“Sana ne oldu ? ne arıyorsun burada?”dedi ve ekledi”içeride birisinden bahsediyorlar etil alkol içen öğrenci diye o sen değilsin dimi ?”dedi Rüya.”o öğrenci benim sevdiğim seni yanlız bırakamazdım burda,beni almaları için benimde hasta olmam gerekiyordu bu şekilde oldum.Tehlikeliydi evet ama sana değerdi senin için ben çaresi olmayan hastalığa da dermanı olmayan derde düşmeye de razıyım sen iyi ol ben hep yanındayım papatyam.”dedi ve sustu genç.
hastaneden çıktılar ve okula doğru gitmeye başladılar okula kadar hiç konuşmadı Rüya çünkü kızgındı,genç ölebilirdi,kör olabilirdi,midesi yanabilirdi ve bir çok şey ama genç hiç takmıyordu ölmeyi.Okula gelmişlerdi müdür her zamanki yerinde bekliyordu ve ne için beklediğini tahmin etmek fazla zor değildi gence içtiği alkol için disiplin cezası verilecekti.Yavaşça müdür bey’in yanına geldiler ve müdür bey Rüya’yı odasına çağırdı şaşırmıştı genç delikanlı sabırsızlıkla kapının önünde bekliyordu,Rüya içerden çıktı sessizdi konuşmuyordu müdür bey şimdi de genci içeri çağırmıştı içtiği alkolden disiplin almış ama hala Rüya’nın neden çağrıldığını anlayamamıştı ve müdür bey’e sordu.”Rüyayı neden çağırdınız odanıza ne oldu problem mi var?” dedi genç.

“Oğlum Rüya’nın babası hastanede yatıyormuş ve durumu kötüymüş zaten okulun son haftalarındayız Dilan hanım rica etti bende izin verdim Rüya’ya.”dedi müdür bey.
Genç delikanlı buz kesilmişti.Rüyanın babasının haline mi üzülse,Rüyasız kalacağına mı üzülse,Rüya’nın haline mi yoksa annesi Dilan hanımın haline mi ?Rüya’nın yanına gidip ona sarıldı ve teselli etti,”yapabileceğim birşey varmı “dedi.Rüya “yanımda ol benimle ol ben tek başıma kaldıramam babamın ölümünü ölecek diyordu doktorlar duymuştum anneme söylerlerken “dedi.Genç tekrar şok olmuştu ve bir çare düşünürken teselli ediyordu başını okşuyordu,nasıl yapacaktı nasıl bir bahane ile yanında olacaktı kendi ailesini çalıştığı kişiyi ve okulu ikna etmeliydi.Akşam eve giden genç yemek yemeden direkt yatağa girdi ve çözüm düşünmeye çalıştı gecenin ilerleyen saatlerinde aklına bir plan geldi ama plan istediği gibi gitmezse çok fazla sorun olacaktı dua etti ve yatıp sabah olmasını bekledi.
Sabah olmuştu okula gidiyordu sabah yine sıra vardı tek eksik Rüya yoktu ve artık tam olarak birşey yapıp Rüya’sının yanına gitmesi gerekiyordu. İlk ders boştu ve cam kenarında planını düşünüyor gözden geçiriyordu ve artık harekete geçmeye hazırdı derin bir nefes aldı ve…

Camdan aşşağı attı kendini ayağı kırılmıştı planı da buydu zaten ama planda düzeninde gitmeyecek olan tek şey hangi hastaneye yatacağıydı.Ambulans gelmişti bütün okul gencin başına toplanmıştı ne olduğunu nasıl olduğunu çözmeye çalışıyordular.Ambulans genci araca alıp hastanenin yolunu tuttu,genç dua ediyordu inşallah aynı hastanede yatardı diye çünkü Rüya için bunu yapmıştı onun yanında olabilmek için.Ambulans hastaneye gelmişti ve araçtan indirip acile götürdüler genci ,röntgen falan derken tıbbi işlemler bitmişti yatırılıp sonucu bekleyecekti.Rüya ise hastahanede gençten habersiz babasının yanındaydı,evet evet aynı hastaneye düşmüşlerdi ama ikisinin de haberi yoktu.
Genç ameliyat için hazırlanıyordu bacağından ameliyat olup alçıya alınacaktı bacağı ve bir hafta falan yatacaktı hastahanede,gencin planları tutuyordu fakat onun haberi yoktu.Ameliyathane hazırdı genç ameliyathaneye doğru götürülüyordu o sırada yoğun bakım ünitesinin önünden geçerken gözü bir yere takıldı ve sordu hemşirelere”bu odada kim kalıyor”diye.Hemşireler cevap verdi”Caner GÜÇTAŞ”Rüyanın babasının adı da Caner di ve soyisimleri de aynıydı,o sırada da Rüya genci görmüştü ve şok olmuştu.Genç ameliyata alındı ve beklemeye başladı Rüya ve gencin ailesi.
O sırada Rüyayı farkeden gencin annesi endişesi yüzünden Rüya’ya sordu “oğlumun arkadaşımısın”diye,Rüya cevap verdi”arkadaşıyım evet kız arkadaşıyım”dedi ve böylelikle Rüya ve kayınvalidesi tanıştılar bir zaman sonra gençte ameliyattan çıktı baygındı ve direk götürdüler.
Rüya yanına gitti biraz kızgın biraz üzülmüş bir ses tonuyla “sen ne yaptın ” diye çemkirdi ardından gencin annesi de aynı şekilde çemkirdi ikiside kıyamıyordu gence ama ikiside sinirliydi,bu yaptığı şeye akıl erdiremiyordular.
Genç uyanmıştı nihayet bir kaç saatin ardından bacağı alçıya alınmıştı ve kendindeydi gözü direkt sevdiği kızı aramıştı ama görememişti,aslında yapmaması gerekirdi ama koltuk deynekleri ile sevdiğini gördüğü odaya doğru ilerlemeye başladı.Canı yanıyordu ama onun ilacı Rüya’ydı onu görmezse rahat edemezdi odanın eşiğinden içeriye bakıyordu sevdiği kızın öylece babasının yanında uyuya kaldığını görünce kendine söz verdi bir daha hastaneye düşmeyecek sevdiğini hastaneye düşürmeyecekti.
Sessizce tekrar odasına döndü genç yatağına uzandı ve sabah olmasını iple çekiyordu,narkozun etkisiyle uykusuda kaçmıştı uyuyamıyordu,öyle sabaha kadar duvarlara baktı durdu.Sabah yemeği gelmişti lakin ortalıklarda kimsecikler yoktu,yemeğini yiyip odadan çıkacak sevdiğinin yanına gidecekti ama koltuk deynekleri üzerine fazla yürüyemiyordu ağrıları başlıyordu.Hemşireyi çağırdı ve ondan tekerlekli sandalye getirmesini istedi bu sayede istediği yere gidebilecekti ve bacağı ağırmayacaktı,hemşire sandalye ile gelip binmesine yardım edip gitmişti.
Genç yavaşça kendini sevdiğinin odasına doğru sürdü ve canından değerlisinin yanına gelmişti,Rüya kalkmıştı genci görünce yanına geldi ve bacağının kırılmasının sebebini sordu,gençte anlattı Rüya kızmıştı lakin kıyamıyordu sevdiği adama,keşke yapmasaydın gibi konuşup iyiki yanımdasın gibi bakıyordu.
Böyle bir arada 1 haftayı bitirdiler ve genç taburcu oldu hala ayağında alçısı vardı ama artık hastanede değildi ve koltuk deynekleri ile yürüyebiliyordu canı yanmadan,evet taburcu olmuştu ama hastaneden gitmiyordu, sevdiğinin yanındaydı onu hiç yanlız bırakmicaktı.
Bu arada kızın babasının durumu da iyice kötüleşmişti yani tabiri caizse ölmek üzereydi,kemoterapiye cevap vermiyordu ve hızla eriyip bitiyordu adam.Rüya bu duruma dayanamıyordu sürekli ağlıyordu anneside aynı durumdaydı lakin annesi biraz daha dayanıyordu tutuyordu kendisini Rüya daha fazla üzülmesin diye,ikisinide genç delikanlı teselli ediyordu Dilan hanım genci tanıyordu kızıyla ilişkini biliyordu ve genci bu davranışı yüzünden tasvif ediyordu.Bu şekilde 2 gün geçti ve o 2 günün sonunda Caner bey vefat etmişti ailesi ve dostları çok üzgündü,o gözleri gülen kızın artık yüzünde soğuk bir kış akşamı vardı annesi Dilan hanımda kahrolmuştu,merhum toprağa verildi günler geçti haftalar geçti acısı ilk gün gibi tazeydi hala,Rüya perişan olmuştu annesi Dilan hanımı artık tanıyamıyordular ağlamaktan gözleri şişmiş ve yorgun düşmüştü.Dilan hanım genci yanına çağırıp ona kızı Rüya’yı emanet etti ona iyi bakmasını söyledi.Dışarı çıkıp biraz kafa dağıtmalarını istemişti,genç Rüyayı alıp o her zaman gittikleri kafeye götürmüştü oturup birşeyler içmişlerdi ve Rüya konuşmaya başladı”hayatım bak babam gitti,beni bir başıma bırakıp gitti ben babamı çok seviyordum biliyorum ölüme çare yok ama çok canım yanıyor.Bak canım bizde bir gün öleceğiz eğer senden önce ölürsem beni asla unutma yanlız bırakma ama
benim yüzümden mutsuzda olma git başkasıyla mutlu ol ama seni benden az seven bir kadınla mutlu olma olurmu seni benden çok sevsin sende onu çok sev mutlu ol,sakın benden önce ölme dayanamam babamı kaybettim seni kaybetmeye de dayanamam sakın sen benden önce ölme lütfen “dedi ve masmavi gözlerinden yaşlar düştü yakasına gencin yanan yüreğinin üzerine düşercesine her yaşta canı yanıyordu gencin ve genç lafa girdi.
“mavişim ne olur böyle konuşma yüreğim yanıyor kor alev gibi sen ölemezsin ,ölmemelisin, ölmiceksin hayır ben sensiz ne yaparım kimi severim kime mavişim derim,hayatım ben bu hayalleri seninle kurdum başkasıyla yaşayamam yapamam,ben öleyim sen yaşa başksıyla mutlu ol ama yeterki yaşa sen ,ben ölürüm ikimizin yerine de ama sen ölme lütfen sen ölürsen ben nasıl yaşarım…”dedi ve gencinde gözleri doldu ama ağlayamadı çünkü güçlü olmalıydı ki Rüya da güçlü olsun.Bu konu böyle kapandı içeceklerini içip kalktılar hemen,sahilde yürüyüş yapıp nefes aldılar ikisininde içi paramparçaydı.Böyle böyle aylar geçti ilişkileri iyiydi arada kavga ediyorlardı ama sorun yoktu aralarında çözüyorlardı,bir gün evde otururken Dilan hanım gence bazı şeyler sordu ilişkide ki ciddiliğini anlamak için ve birden sizi sözleyelim dedi hem laf söz olmasın hemde zaten sizde istiyorsunuz aileler tanışsın hiç değilse sizi mutlu edelim.Gencin aklına yatmıştı kızda istiyordu hemen müsade isteyip eve gitti,ailesine olup biteni anlattı zaten biliyordular ilişkilerini olur deyip ertesi gün toplanıp kızın evine gittiler,konuştular,tanıştılar ve anlaştılar söz kesilecekti ve 1 ay sonra nişan yapılacak Şubat ayında nasipse düğün olacaktı.
Herşey artık büyüklerin elindeydi ama ters giden birşeyler vardı Rüya ile gencin arasında. Rüya nişanında dekolteli bir gelinlik giymek istiyordu lakin genç izin vermiyordu çünkü keskin kuralları vardı gencin en başta bahsettiğimiz gibi biraz koyu bir karakteri vardı,omuzundan aşşağısını ve dizinden yukarısını kimse görmeyecek ben bile evlenene kadar görmeyeceğim ona göre dikkat et diyordu Rüya’ya.
Rüya bu kuralları biliyor ve sözlüsünü de iyi tanıyordu olmayacak dediği şey olmayacaktı Rüya da en çok bu huyunu seviyordu zaten sözlüsünün ve ona asla itiraz etmiyor lafının üstüne laf söylemiyordu,biraz zor olmuştu alışması bu duruma ama alışınca o da anlamıştı sözlüsünün onun kötülüğü için birşey yapmadığını herşey onlar içindi bu yüzden alışması fazla zaman almamıştı ama zor olmuştu.
Rüya herşeye tamam demişti ve sözlüsünü dinleyip muhteşep bir şekide katılmıştı nişana,nişan sonrası biryerlere gidip mutluluklarına mutluluk katmışlardı ve düğün mevzusu açılmıştı arkadaşlar arasında,herkes Rüya’ya düğünü tarihini ve ne giyeceğini sorarken Rüya sessice oturuyordu ve konuşmuyordu neden mi ? Tabiki yanında nişanlısı varken onun cevap vermesi doğru olmazdı bu yüzden susuyordu ve bu gencin çok hoşuna gidiyordu zaten bu yüzden bütün kadınlar bir yana Rüya bir yanaydı onun için birtek Rüya’yı o kadar sevmişti ve ona hep papatyam derdi.
genç cevap vermişti herşeye ve nişanlısıda sırası gelince konuşmuştu tabiki,arkadaşları bu duruma hayran kalmış imreniyorlardı bu çifte.
Aradan zaman geçmişti ve Şubat ayı gelmiş düğün günü yaklaşıyordu herkes bir telaş içinde etrafa savrulmuşken kumrular yaylalarda geziyor düğün stresinden uzaklaşıp düğün heyecanını yaşıyorlardı.Düğün günü gelmiş çatmıştı herşey hazırdı bütün Trabzon bu düğünü bekliyordu damat evden çıkıp gelini almak için hazırlanıyordu,konvoy hazırdı damat ve ailesi kız evine doğru yola çıkmışlardı.
Yolculuk boyunca ben size evlilik teklifini anlatayım dimi.
“Günlerden bir pazar sabahı genç delikanlı Papatyasını alıp önce mezarlığa babasının yanına götürdü babasından kızını istedi onu hiç üzmeyeceğine söz verdi oradan ayrıldılar ve sahile indiler orada Papatyasını yüzlerce papatya ile yaptırdığı adına ithaf edilmiş bahçeye getirip orada Papatyasına yazdığı şiir ile bir teklif yapmıştı,biz her yıldönümümüzde buraya yüz tane papatya ekeceğiz papatyam. “demiş ve aldığı yüzüğü Papatyasının minnak parmağına takmıştı, derken kız evine de gelindi gelin alınıp çıkılacaktı tabi bir iki adet var onlar olmadan olmazdı herşey tamamdı ve düğün salonunun yolu tutulmuştu gelin de damat ta çok heyecanlıydı evleniyorlardı ve bütün Trabzon düğündeydi salona gelmişlerdi eğlenceler başlamış silahlar atılıyordu horonlar oynanıyordu gelin ve damat araçtan inip salona doğru yürüyorlardı iksininde yüzünde papatyalar açıyordu mutluluktan,tam içeriye girmek üzereyken Rüya gence seni seviyorum deyip sarıldı.

O an genç çok mutluydu sevdiği kızla evleniyordu,gençte Rüya’ya onu sevdiğini söyledi.Eğlenceler devam ediyordu silahlar,tüfekler patlıyor havayifişekler atılıyordu,herşey çok güzeldi geriye döndüler ve havayifişekleri izlediler.Herkes gökyüzüne bakarken acı bir çığlıkla irkildi herkes,gencin boynuna yakasına kan sıçradı herkes ne olduğunu anlamaya çalışırken Rüya yere yığıldı genç Rüya’ya döndü ne olduğunu anlamak için ama gördüğü manzara karşısında donakaldı.
Sevdiği kadın kanlar içerisinde yere yığılmıştı bembeyaz gelinliği ile adeta kuğuyu andıran kız kanlar içinde yerde yatıyordu,şok olmuştu genç ne yapacağını şaşırmış gözlerinden yaşlar damlıyordu.
Koklamaya kıyamadığı kır papatyasını koparmışlardı ondan yere eğildi ve kucağına aldı Rüya’yı gelin arabasına bindirip hastanenin yolun tuttu ağlıyor bağırıp çağırıyordu,neden neden diye kalabalık dağılmış olay yerine polisler gelmişti genç ise hastaneye gidiyordu.Ağlamaktan yolu görmüyordu Rüya’ya bakıp dayanmasını söylüyordu,Rüya bilincini kaybetmek üzereydi ve şu cümleleri kurdu “Bitanem sana bunu yaşatmak istemezdim inan seninle evlenmek hayatımda en çok istediğim şeydi ve çok mutluydum,hala daha mutluyum sevdiğim çünkü seni severek ölüyorum senin yanında ölüyorum Rabbim herkese böyle ölüm nasip etsin.
Ben senden önce gidiyorum dediklerimi unutma,beni unutma sakın üzülme ben seni bekleyeceğim… “dedi ve sustu.

Genç ağlıyor dayanamıyordu neden diye sorgulayıp dururken hastaneye geldiler,hemen sevdiği kadını kucağına alıp hastaneye girdi.Hemen ameliyata alındı Rüya genç ameliyathanenin önünde gözleri kan çanağı doktorun çıkmasını bekliyordu.Ameliyat 4 saat sürdü genç iyice çökmüş stresten 2 paket sigara bitirmişti ayakta duracak hali kalmayan genç bir sağa bir sola devrile devrile bekliyordu.Nihayet doktor çıktı genç ayakta duramıyordu ama direniyordu doktora ne olduğunu sordu.Doktor”BAŞINIZ SAĞOLSUN”dedi.Genç bir kez daha yıkıldı çapraz basan ayakları ile doktorun yakasına yapışıp titreyen sesi ile “Doktor ! ne demek başınız sağolsun,neden kurtarmadın sevdiğimi kır papatyamı neden kurtarmadın.Onca kişiyi kurtarıyorsun Rüya’mı neden kurtarmadın,ben onsuz yaşayamam doktor onu kurtar yada beni öldür.Onun olmadığı bir dünya benim için dönen bir yuvarlaktan başka bişey değil,ben onla mutlu olduğumuz yerlere onsuz nasıl giderim doktor kurtar sevdiğimi.Her yerde fotoğrafları var ben 2 saat sonra kapısından birlikte gireceğimiz eve yanlız nasıl gireyim,bizim kızımız olacaktı hayalini kurmuştuk adını bile koymuştuk doktor adını bile ben şimdi Berfinimize nasıl diyeceğim ki annen öldü doktor o ölemez ölmemeli ölmesin doktor kurtar yalvarıyorum kurtar onu kurtar…”dedi ve güvenlik görevliler geldi.
Güvenlik görevlileri genci sakinleştirip uzaklaştırdılar oradan genç zaten ayakta duramıyordu iyice güçten düşmüştü ama dayanıyordu.Tekrar içeriye girdi ve ameliyathaneye doğru ilerledi içeriye girmesi yasaktı kendisi de biliyordu oda hemşireydi zaten ama daha fazla ayrı kalamazdı sevdiğinden.Ameliyathaneye girdi hemşireler falan engel olmaya dışarıya çıkarmaya çalıştılar,bağırdı çağırdı”Bırakın zaten bir ömrü onsuz geçireceğim bari biraz yanında kalayım”dedi ve sevdiğinin yanı başına geldi.
Öylece yatıyordu masada sessiz,harektsiz ve soğuktu ölüm insanı değiştirirmiş derlerdi de inanmazdık,çok değişmişti Rüya her zaman gülen mutlu kız yoktu artık.Çok soğuktu bedeni ,Rüya soğuğa dayanamazdı nasıl da öyle sessizce yatıyordu orada,gencin gözyaşları dökülüyordu cansız bedenine “Ölülerde üşürmüş”lafını şimdi anlamıştı genç ama inanmak istemiyordu sevdiğinin,kır papatyasının solup gittiğine inanmıyordu da zaten”Kalk hadi evimize gidelim be sevdiğim burası çok soğuk,sen dayanamazsın soğuğa”deyip ağlıyor kır papatyasının cansız bedenine sarılıp ısıtmaya çalışıyordu onu.”Kalk hadi bitanem şaka yapma bana canım yanıyor,sen ölemezsin biz 6 saat önce evleniyorduk bak düğünde yarıda kaldı gülüm kalk hadi misafirlere ayıp oldu gidelim evimize nolur kalk.Benimle evlenmekmi istemiyorsun yoksa,başka birini mi seviyorsun ? olsun güzelim yeterki kalk beni sevme başkasıyla evlen mutlu ol başkasına seni seviyorum de ama kalk nolur kalk söz bişey demiyecem nolur kalk.”
Her şeyin bir şakadan ibaret olmasını o kadar istiyordu ki,başkasıyla evlenmesine bile razıydı yeterki 5 dk görsün yaşadığını mutluolduğunu bilsin başka bişey istemiyordu genç o kadar çaresizdi.Güvenlik genci dışarıya aldı hemşireler Rüya’yı cenaze işleri için hazırladılar ve öylece yarını beklediler,genç yorgun düşmüştü sakileştiricinin etkisiyle sedyede uyuya kaldı.
Yaşadıkları çok ağırdı uyurken bile gözünden yaşlar akıyordu,Rüya’nın ailesi gencin ailesi içerde ayrı perişan olmuşlardı genç ayrı.Sonraki sabah gencin uyanmasını beklediler ve cenazeyi teslim aldılar cenaze aracı götürecekti eve kadar ama genç istemedi canı sevdiğini kucağına aldı ve arabaya koydu sürdü sahile ilk birbirine açıldıkları yere.
Genç perişan halde sevdiği kadının cansız bedeniyle konuşuyordu”hatırlıyormusun sevdiğim bizim hikayemiz burda başlamıştı seni sevdiğimi ilk burda söylemiştim sana.Burda söz vermiştik birbirimize asla gitmeyecektik,sen gittin ama şimdi ben yapayanlız kaldım senle mutlu olduğumuz yerlerde.Sen sözünü tutmadın be sevdiğim,bende tutmayacağım verdiğim sözü hani üzülmeyecektim ya ben şayet sen gidersen tutamıyorum sevdiğim sözümü ben ne yaparım sensiz.”sonra oradan çıkıp ilk alnından öptüğü yere götürdü sevdiğini ve konuşmaya devam etti”bak kır papatyam seni ilk burda öpmüştüm,korkarak çekinerek öpmüştüm zarar görürsün korkusuyla bir kelebek misali.Şimdi öpmeye kıyamadığım seni bu gün toprağa vereceğim nasıl dayanılır buna nasıl dayanayım söyle.Berfine ne diyeceğim ben nasıl söyleyeceğim anneni koruyamadım benim yüzümden öldü,annen öldü nasıl derim ben bitanem nasıl ne olur geri gel olmaz böyle ben sensizliğe alışamam.”dedi ve ağlamaya başladı oradan sürdü o akşam ikisinin de yürüyerek girecekleri evlerine şimdi bir yaşayan ölü ve solmuş bir kır papatyası olarak girdiler.

Genç sevdiğine evi gezdirdi ve onu yataklarına götürdü.”bak sevdiğim burası bizim yatağımızdı bu yastığa ikimiz baş koyacaktık şimdi ben bu yatakta nasıl sensiz tek yatayım,nasıl başka bir kadınla bu yatakta yatayım söylermisin sevdiğim nasıl olacak.Bak olmuyor işte sen gidince herşey eksik kalıyor sensiz olmuyor anla işte be sevdiğim ne olur geri gel sensiz herşey eksik ben eksiğim ne olur geri gel…”dedi ve Rüya’yı yatağa yatırıp yanına yattı o yatakta maviş gözlerine bakacağı kadının cansız bedenine bakıyor ve ağlıyordu.
Gözlerini Rüya’dan ayaramıyordu hala inanmamıştı sevdiği kadının öldüğüne alışamamıştı artık doyasıya baktığı gülen deniz gözlere bakamamaya.Ağlaya ağlaya uyuya kalmıştı sevdiği kadının yanında yorgun düşmüştü.Sabah olmuştu gencin ruhu bedeni çok yorgun düşmüştü yaşadıklarından sonra.Annesi gelmişti eve ve genci o halde görünce dayanamayıp ağlamıştı,genç hala sevdiği kadının yanında yatıyordu ona sarılmış ağlamaktan gözleri şişmişti,uyandırmak istemedi annesi genci çünkü bu gün çok zor olacaktı veda vakti gelmişti.Gencin annesi,Rüya’nın annesi içerde oturmuş ağıtlar yakıp ağlıyorlardı o ağıtlar üzerine genç uyanmıştı saat takriben 10:00 civarındaydı.Genç artık ebediyen ayrılma vaktinin geldiğini saatler kaldığını biliyordu ama kendini hazırlayamıyordu bu ayrılığa hazır değildi.İçeriye gitti annesini ve kayınvalidesini orada ağlarken görünce dayanamadı içi parçalanıyordu zaten iyice kötü olmuştu o haldeyken bile annesini ve kayınvalidesini sakinleştirip cenazeye hazırlamaya çalışıyordu oysa daha kendi hazır değildi bu ayrılığa.
Teselli etmeye çalıştığı annesi ve kayınvalidesi onun bu halini görüp ağlamamaya güçlü olmaya çalışıyorlardı ki gençte güçlü kalabilsin ama hiçbirşey bu acıya dayanacak gücü veremezdi.Cenaze nakil aracı gelmişti Rüya’nın cansız bedenini yıkayıp son yolculuğuna uğurlamak için hazırlayacaklardı,görevliler ve gencin annesi ve kayınvalidesi cenazeyi alıp araca koydular ve son hazırlıkları yapmaya gittiler gencinarkadaşları da gencin kafasını dağıtmasını ve son yolculuğa hazırlanmasını sağlayacaklardı.Gencin arkadaşları gelmiş genci almış bir sahil kenarına götürmüşlerdi,genç darmadağın olmuştu arkadaşları ne kadar konuşmak konuşturmak isteseler de ağzını bıçak açmıyordu.Ne yapalım diye düşünürken gencin arkadaşları alkol alıp genci rahatlatmak az da olsa konuşturmaya karar verdiler ve içmeye daha doğrusu içirmeye başladılar genç her içtiği kadehte gözleri doluyor dudağı titriyordu ve sonunda birşeyler mırıldanmaya başlamıştı yüksek sesle şöyle bir şiir okuyordu.
“Kadehler Seni Konuşuyor”
Gidişin ardında sokakları bomboş bir adam,
Gülümsemeyi unutmuş bir yüz,sevmeye korkan bir aşık bıraktı.
Ah… o gidişin bahara küsmüş bir papatya misali,
Birdaha açmaya niyeti olmayan.
Kelimeler kifayesiz,cümleler dilsiz kalıyor,
O serseri gidişin ardından.
Kadehler seni konuşuyor aralarında sevdiğim,
Şarap sana aşık,rakı sana yanıyor,
Bende sana içiyorum ey gidişi serseri yarim…
ardından da arkadaşına sarılıp ağladı.
Saat 12 ye gelmek üzereydi artık herkes Rüya’yı son yolculuğuna uğurlamak için mezarlığa gelmişti genç ve arkadaşları da gelmek üzereydiler,mezar açılmış insanlar ağlıyor ve imam cenaze namazından önce merhumenin ailesi ve yakınlarına birşeyler anlatıyordu.Genç ve arkadaşları gelmişti,ne kadar içmiş olsada hala gözünün önünden gitmiyordu o düğün gecesi yaşananlar.
Saat 12:34 ü gösterdiği vakit cenaze ortaya getirildi son vedalar edildi ve cenaze namazı kılınmaya başladı,herkes haklarını helal etti ve cenazeyi mezarın yanına taşımaya başladılar herkes bir omuz verdi ve dualarla gömme işlemi başladı.Genç o anda iyice kötü oldu dayanamıyordu bakışlarıyla içini ısıtan kadının üzerine soğuk toprak atılmasına dayanamıyordu.Artık herşey bitmiş cenaze son yolculuğuna uğurlanmış dualar okunmuştu,herkes üzgün bir şekilde baş sağlığı dileyerek dağılmaya başlamıştı.Mezar başında kimsecikler kalmamıştı genç hariç genç sevdiği kadını orada yanlız bırakmak istemiyordu çünkü biliyordu Rüya yanlız kalmaktan ve karanlıktan çok korkardı söz vermişti ona babasının ölümünden sonra Rüya’yı yanlız bırakmayacaktı hiç.Genç herkesin gittiğinden emin olmak için etrafına bakındı arkadaşları ve aile yakınları biraz uzakta onu izliyorlardı,onlara seslendi”beni sevdiğimle yanlız bırakın”dedi.Geriye kalanlar da zor da olsa gidiyorlardı,kimsenin kalmadığından emin olduktan sonra mezarın başına geldi ve dizlerinin üzerine çöktü daha doğrusu düştü

“Biliyorum sevdiğim korkuyorsun karanlıktan,yanlızlıktan ve hayvanlardan biliyorum o yüzden gitmiyorum gidemiyorum ama ben seni çok özledim daha ayrılalı 5 dakika olmadı ama ben seni çok özledim nasıl dayanacağım sensizliğe.”dedi ve mezarın üzerindeki toprağı elleriyle atmaya başladı,tam o sırada bir ses duydu
“Birtanem napıyorsun ? yapma açma üzerimi üşürüm.Ben hep senin yanındayım hep seni seviyorum yanında olmam illaki beni görmen dokunman değil ki sevdiğim ben dokunamayacağın kadar uzak göremeyeceğin kadar karanlıktayım ama yanındayım bir nefes kadar yanında kalbinin sana yakınlığı kadar yakınım çünkü ben hep ordayım,bırak artık ağlamayı sen güçlüsün sen benim hayatımda gördüğüm en güçlü insansın sevdiğim.Beni özlediğinde,görmek,koklamak ve benimle konuşmak istediğinde evimizin penceresinin önünde duran papatyanın yanına git ben hep ordayım ona iyi bak her gün sula benim gibi oda solmasın soğuk havalarda içeriye al üşümesin papatyalar narindir tıpkı benim gibi,başka kimseler koklamasın çünkü ben seninim sana özelim,kimse ona bakıp hayal kurmasın çünkü o benim bizim seninle kurduğumuz hayallerimiz var gerçekleştiremediğimiz sen o hayalleri papatyamız ile gerçekleştir,ona sakın kızma onu hep sev kimselere verme tıpkı beni vermediğin gibi çünkü o benim.”diyordu ve bu Rüya’nın sesiydi,genç dayanamayıp ağladı mezara sarılıp şu cümleyi etti.

“Sevdiğim ben sensiz kaldığımı ne zaman anladım biliyormusun ?
Dün gece ağlaya ağlaya uyuduğum vakit sensiz kaldığımı anladım birtanem,gözyaşımı silen bana herşey geçecek ben yanındayım diyen kimse yoktu senden sonra benim kimsem kalmadı be kır papatyam.”dedi.
Akşam olmak üzereydi hava soğumuştu,güneş batıyordu biraz sonra ortalık iyice kararacaktı,eve gitmesi gerekiyordu ama gitmeye gönlü razı değildi gitmedi de zaten öylece mezarın yanında oturmuş kendi kendine konuşuyordu aslında Rüya ile konuşuyordu.
Hava baya soğumuştu sürekli Rüya’ya soruyordu “korkuyormusun ?” veya “üşüyormusun”diye üzerinde bir cekedi ve gömleği vardı cekedini çıkarıp mezarın üzerine örtmüştü kendisi çok üşüyordu ama soğuktan değil bakışlarıyla içini ısıtan kadının yokluğundan üşüyordu aslında yüreği kor gibi yanarken üşümek gelmiyordu aklına ama bedeni üşümüştü titriyordu.
“‘o gece orada içi yanarken üşümeyi,üşürken hissetmemeyi öğrenmişti.”‘ ve böyle böyle geceyi sabah etmişti.
Sabah Rüya’nın ve Gencin aileleri mezarlığa gelmişlerdi ve gördükleri manzara sonucunda kanları donmuştu,genç mezarın başında oturmuş üstü başı çamur elleri soğuktan morarmış bir şekilde mezar taşına başını yaslayıp bir şeyler mırıldıyordu

“Prangalı Kelebek”
Sen bu zindan dünyadan tahliye oldun be sevgili.
Beraber geçitrdiğimiz onca seneyi yad ediyorum yokluğunda,
Hayatın koyduğu ömür parmaklıkları altında.
Sensizken kader olmuş prangalarım,
Ne kader bırakır ne hayat,sana geleyim.
Sen tahliye oldun şu mahpus yaşadığımız hayattan.
Dört duvar yok etrafımda belki ama,
Prangalara vurulmuş kelebek gibiyim,
Özgürlüğün hasreti kavuşmanın özlemiyle kanat çırpıyorum.
Artık yoruldum kanatlarım kanıyor sevdiğim,
Hayatın parmaklıkları altında vurduğu prangalar öldürüyor beni.Ne sen varsın artık ne de kokun,
Sessizce gidişin ardında kalan,ayak izlerin ile başbaşayım.
diyordu.Annesi seslendi gence “oğlum”dedi.
Genç hemen “şiiiiişşşşşştttt”diye cevap verdi rahatsız edilmek istemiyordu belliydi tam o sırada sesi kesildi gencin ve mezarın üzerine yığıldı,hemen yanına koştular vücut ısısı iyice düşmüştü şok geçiriyordu ve yorgundu hemen arabaya taşıyıp hastaneye götürdüler.
Soğuktan şok geçirmişti gece hava -5 civarına kadar düşmüştü,vücut ısısını dengelemeye çalışıyordu doktorlar ve o sırada ailesine ne olduğunu sordular.
“geceyi dışarda mezarlıkta geçirmiş” dedi gencin annesi ve ekledi “daha yeni kayıp yaşadı kaldıramadı eşini kaybetti düğün akşamı”dedi ve hemşirenin gözünden yaşlar akmaya başladı.
Doktorlar vücut ısısını normal seviyeye getirmişlerdi ama uyutuyorlardı çünkü çok yıpratmıştı bedenini,gencin annesini çağırıp açıklama yaptı ve psikiyatri servisinden yardım almalarını söyledi.
İki saat müşadenin ardından taburcu ettiler genci ama annesi psikiyatri servisinden randevu almıştı oraya doğru ilerlediler hastane iyice gencin psikolojisini bozuyordu yaşadıkları gözünün önüne gelip gelip duruyordu psikiyatri servisine gelmiş doktorlar görüşmek için kendini hazırlıyordu genç kolay olmayacaktı biliyordu derin bir nefes almak istedi ama yarım kaldı aldığı nefes içinden bir parça kopup yüksekten yere düşüp paramparça olmuştu sanki iyi değildi ama kapıyı çaldı ve içeriye girdi.
Doktor hoşgeldiniz deyip yaşına aldanıp şaka mahiyetinde şöyle bie cümle kurdu “senin hikayen nasıl bitti”dedi.
Genç “doktor hanım benim hikayem bitmedi YARIM KALDI”dedi ve sustu doktor gözlerini gence dikti ve anlatırmısın neden bu kadar yorgun görünüyordun ne oldu dedi.
Genç “Papatyaları severmisiniz “dedi doktor”evet” dedi ve sustu genç devam etti “bende severim ama benim papatyam dün öldü”dedi ve ekledi “doktor hanım ben dün en sevdiğim papatyamı,sevdiğim kadını toprağa verdim daha yeni evleniyorduk,bunca yıl gelinlikle görmek için beklediğim kadını daha gelinliğini değişmeden kefene sardım yorgun olmam normal değil mi ? bu kadar ağır bir yükü taşımak kolay değil hele de yüreğinde taşımak çok zor doktor hanım ben işte bu yüzden yorgunum ama inatçıyım da bu yükü taşımaktan bir saniye olsun vazgeçmeyeceğim”dedi .
Doktorun yüreği parçalanmıştı utanmasa ağlayacaktı ama üzüldüğünü hastası olan gence belli etmemeye çalışıyordu derken gözünden bir damla yaş düştü yanağına.Genç anlamıştı doktorun üzüldüğünü ve daha fazla konuşmak istemedi ikisi içinde bu en doğrusuydu zaten başka bir güne randevu yazıp genci gönderdi doktor.
Genç oradan çıkıp eve gitti ama kapıdan içeriye giremedi ev eskisi kadar güzel görünmüyordu gözüne.Sessizdi,soğuktu ve en çokta onsuzdu heryerde kokusu vardı ama kendisi yoktu işte genç zar zor eve girdi kalemini defterini aldı ve yazmaya başladı…

Kimden Bilmeli
Hep ,şövalyeler mi kurtaracak prensesleri
Kader böyle, ayırır mı hep sevenleri
Dünyaya habersiz, gelip gitmeleri
Sevdiğim kimden bilmeli.
Nasıl söyledin,öyle habersiz veda sözlerini
Bir daha görmemek üzere, özledim gözlerini.
Bir selâ sonrası,örterler toprakla üzerini
Dünyaya habersiz gelip gitmeleri
Sevdiğim kimden bilmeli.

Cahil Et
Gidemem bilirsin sevdiğim, kal diye inat et
Senden vazgeçemem ,beni, sokaklarına mahkum et
Hatırlarmısın bilmem ,birtanem, sana bakan gözlerimin izini
Bakamam kimselere ,maviş gözlerinle ,gözlerimi ziyaret et
Başka kollara,gözlere, gönüllere beni haram et
Dilimde duam oldu ,başım secdede ellerim semadayken
Rabbim ,şu kalbimi başka aşklara cahil et.

Diğer Yarım
Nerdesin ey gözlerin sürmeli güzel yarim
Sensiz kavuşmaz geceler sabaha
Nerdesin gözleri deniz yarim
Gecemin güzel manzarası yakamozum
Her günümün şafağı doğan ilk güneşim
Sonbaharda sessizce esen tatlı rüzgarım
Nerdesin be sevdiğim diğer yarım
Sensiz akmaz oldu kumlar saatlerden
Geçmez oldu zaman gittiğin günden
Nerdesin be ey nazlı güzel yarim
Bir bilsen nasıl kaldım sensiz yarım
Gel artık gülüşü cennet diğer yarım…

Bir iki tane şiir yazıp sevdiği kadını andı,ışıkları kapatıp bir kaçtane mum yaktı ve balkona çıktı bir sigara yaktı ve şehrin onca kalabalığını,susmayan korna seslerini dinlerken galatayı seyretmeye başladı.Galatanın hikayesini biliyordu ne kadar ağır darbeler aldığını ve onca badireye rağmen hala dim dik ayakta durduğunu biliyordu ve kendisini de onun yerine koyarak uzaklara daldı.Aslında aklında bir kaç kadeh şarap içmek vardı ama iki derbeder başbaşa kalmıştı biri Galata diğeri oydu neye içilirdiki bu akşam ya yanlızlığa ya kaybedilenlere yahut hunharca geçen senelerin ağır yaralarına,aslında içmeye sebepte çoktu derken genç gidip dolaptan iki kadeh alıp geldi mumlar eşliğinde baş başa kaldı kader arkadaşı Galata ile bir kadeh Galataya bir kadeh kendine doldurdu ve “en kötü şekilde en güzeli kaybedişlerine” içtiler.
Şehir ıssızlaşmaya korna sesleri yerini bıçakla kesilir sessizliğe bırakmıştı ve birden bir müzik sesi duydu genç,onun balkonu altında bir çocuk klarnet çalıyordu,bu akşam öyle güzel olmuştu ki her istediği oluyordu sanki.
Kadehler kaldırıldı iki derbeder ve bir şarkıcı çocuk bu akşam yanlızlığa,kaybedişe ve yaralı gönüllerine içtiler Sezen AKSU “Tükeneceğiz” çalıyordu çocuk ve tükenişe de içtiler.Şarkı bittikten sonra genç başladı mırıldanmaya çocukta eşlik etti enstrumanıyla.

İstanbul
Bir bahar sabahı,Ortaköy’de seni düşünmek,
Hafif sağanak altında,iskele boyu yürümek,
Kız kulesine doğru,bir takım hayaller kurmak.
Eyy… yedi tepeli şehir sende bilirsin,zordur ayrılırken sevmek,
Şimdi dinle beni,serin akan suyunla,
Hoyrat esen,soğuk lodosunla,
Gözyaşıma ortak,sağanak yağmurunla,
Dinle beni;onca kalabalık içinde,Galatayı yanlız bırakan şehir
Ne kadar kalabalık olsanda,
Hangi semtinde,hangi limanında otursamda,
Ben hep yanlız kaldım be İstanbul.
Kurduğum hayaller,yürüdüğüm iskele,
Bana hep yanlız olduğumu hatırlattı.
Bana onca kişi içinde yanlız kalmayı,sen öğrettin İstanbul.
Her semtinde ayak izlerimiz vardı bizim,
Kurulan hayallerimiz vardı,Ortaköy semasında.
Koca şehir oldunda,bir sevdiğimi sığdıramadın içine,
Sana sitemliyim İSTANBUL…

Şiir bitince çocuk alkış tuttu gence ve sessizlik bozuldu genç balkondan aşşağa baktı ve teşekkür etti çocuğa.Çocuk abi bı kadar dertlenecek ne yaşadın diye sordu gence.
Genç hafif bir tebessümle gözleri dolmuş bir şekilde titreyen sesle cevap verdi.
“Her gün alnından öpmek istediğimiz kişileriiçimizde öldürmek zorunda bıraktı bizi hayat”
“Zamanın eli değdi bize çocuk !
sessizce tozlu raflarda yitirdik gençliğimizi,bir kadeh şaraba meze ettiler hayallerimizi”dedi ve bir kez daha baktı İstanbul’un karanlık sokaklarına çocuğa veda etti ve asla gözüne uyku girmeyeceği odasına geçti sabahın ilk ışıklarına kadar seyretti duvarları.Uyuyamıyordu içindeki yangın belki küllerine saklanmıştı ama hala sıcaktı yakıyordu yüreğini ve yarın Psikolog yeniden alevlendirecekti o yangını dayanması zor olduğu gibi anlatması da zor oluyordu genç için sanki o sustukça birşeyler kırılıyordu içinde konuşunca acıtacaktı elbet,cam kırıkları acıtırken insanı gönüldeki kırıklar ne yapmaz ki.Sabah olmuştu kahvaltı yapmazdı hiç Rüya genci kahvaltıya bile alıştırmıştı,mutfağa geçip kahvaltı hazırlamaya başladı sanki Rüya gelecekmiş gibi iki yumurta iki bardak çatallar bıçaklar falan derken kahvaltıyı hazırlamıştı herşeyde ikişer tane koymuş çayları doldurmuş ve gözlerini kapıya dikmişti her an Rüya gelecek diye ama gelmeyecekti.Genç çayını bile yudumlamamıştı Rüyayı bekliyor sessiz sessiz”Bilirim sevdiğim sevmezsin soğuk çayı gel hadi nerdesin çayın soğumadan gel artık”diyordu ama ne gelen vardı ne giden öylece masanın başında duruyordu.
Kalktı sonra çayını bile içmemişti madem Rüya gelmiyordu genç ona giderdi,öylede yaptı zaten sabah saat 09:00 civarlarıydı mezarlığa gitmişti yine biraz dua okudu,geceyi sabah kahvaltıyı anlattı Rüya’ya “neden gelmedin”diye de kızdı biraz.Saat 10:15 de randevusu vardı Psikolog’la mezarlıktan da oraya gidecekti,psikoloğu da anlatmıştı sevdiğine”Doktor benden seni anlatmamı istiyor ama ben senin adını dilime aldığım her an seni kaybettiğimi her aklıma getirdiğim an nefes alırken nasıl ölünür onu da anlatıyorum herkese,gel artık çok özledim seni ne olur gel…”dedi ve ayrıldı sevdiğinin yanından Psikolog ile randevusuna gidiyordu,aslında hiç gidesi de yoktu ama gidiyordu işte.Giderken yolda evleneceği düğün salonunu gördü ve hemen geri döndü düğün salonunun yanına çekti arabadan indi,düğün vardı yine herkes eğleniyor,oynuyor,gülüyordu gelinle damat gelmişti düğün salonuna doğru yürüyordular o an işte genç yıkılmıştı,küçük çocuk gibi arabanın yanına çöktü kafasını dizlerinin arasına aldı ve ağlamaya başladı,neden onun sevdiği ölmüştü ki bu dünyaya birtek o mu fazla gelmişti bağrına basamazmıydı dünya bir Rüüya’yı.
Neden hep sevenler,sevilenler,masumlar ölüyordu ki dünyada suçlu tecavüzcü milyonlarca sevmeyi bilmeyen insan varken neden sevmeyi en iyi bilenin sevdiğini alır ki hayat elinden.
Genç ağlayarak arabaya bindi ve oradan uzaklaştı olabildiğince uzağa gitmeye çalıştı ama kafasının içinde devamlı tekrar eden o senaryoyu birtürlü unutamıyordu ki nereye gitse kaçamıyor unutamıyordu çünkü genç o senaryoyu unutmak istiyordu senaryonun başrolünü değil.
Hastanenin önüne gelmişti ama iyi değildi o senaryo kafasının içinde dönüp duruyordu,birde hastanenin ambulanslarının siren sesleri adeta ızdırap yaşatıyordu gence,elleriyle kulaklarını kapatıp koşa koşa Psikoloğun odasına gitti kapıyı çalmadan içeriye girip bir köşede saklanır gibi yere çömeldi.Doktor ne olduğunu anlamaya çalışırken simasını hatırlamıştı gencin ve hiçbirşey diyememişti,genç biraz sonra kalkmış doktorun masasının önündeki sandalyelerden birine oturmuştu konuşmaya niyeti yoktu.
Doktor su ikram etti ve ne olduğunu sordu.Genç titreyen sesiyle;”Doktor hanım nerden başlayayım ki ? Ne olmadı diye sorsanız daha kolay anlatırım.Ben bekledim o gelmedi derim…”dedi.Doktor en başından anlatmasını istedi bu günü ilk uyandığı andan itibaren ne olduğunu.Genç;”ben gece uyumadım ki sabaha kadar onu düşündüm,sonra mutfağa gittim kahvaltı hazırladım.Doktor hanım ben kahvaltı yapmayı hiç sevmem ama beni kahvaltıya da o alıştırdı kendine alıştırdığı gibi,neyse sabah kahvaltı hazırladım herşeyden ikişer tane koydum o gelecek diye.Soğuk çayı sevmez o çayını doldurdum soğumadan gelir belki diye ama gelmedi.Doktor o hiç gelmeyecek mi ?”dedi.Doktor söylemelimiyim diye düşünürken genç araya girip”Ben gelmeyeceğini biliyorum doktor hanım söyle söyle gelmeyecek de o artık yok gitti de”dedi.Doktor; evet gelmeyecek artık önünüze bakmanız gerekiyor başka insanlarla tanışın konuşun dedi.”Önüne bak başka insanlarla tanış diyorsun da ya ona benzemeyen bir kadın silüeti süslerse hayallerimi o zaman ne yapacağım”dedi genç
Doktor birden ;”sen aşık olmaktan korkuyorsun “başka bir kadını severim diye korkuyorsun şunu bilmelisiniz ki “ölüler aldatılmaz”başkasını sevmekten korkmayın dedi.
Genç;”Doktor hanım kafandaki sorular sorunların olmaya başladığı an sende korkarsın aşktan”bunu unutma,sevmek kolaydır mesele alışmakta alıştırmakta ve bir daha kaybetmemekte bunun garantisini verebilirmisin bana doktor hanım dedi.Doktor şaşkınlıkla peki ne yapacaksın böyle yaşanmaz ki dedi.
Genç; merak etmeyin doktor hanım “yaşıyor gibi yapıp aranızda ölü de gezerim”siz benim gözlerime baktınızmı mı hiç? bakın size mecburen yaşamak nasıl birşey anlatsınlar,konuşunca canı yanan insanlar gözleriyle anlatır ne çektiğini buda benim bildiğim hayatın bana kattığı psikologluk,mesleğinize saygım sonsuz lakin hayatta bazen çok iyi dersler veriyor insanlara Oxword’da bile göremeyeceğin derslerden hemde neyse doktor hanım ben sizi bölüyorum devamlı devam edin.
Doktor hanım birşeyi çok merak ediyordu,gencin karakterini hayattaki yapısını, insanlara karşı tavrını ve gerçekte kim olduğunu çok merak ediyordu ve sordu.Genç sakin bir şekilde karakter anlatılmaz zamanla tanıyacaksınız beni,hayattaki yapım dışardan bakınca sert acımazsız merhametsiz birisi ama içerden bakarsanız tam tersi,ben merhametin acımak değil acıtmamak olduğunu bilirim,insanlara karşı tavrım haksız ise ve üste çıkmaya çalışıyorsa o kişiye kötüyüm, masum savunmasız ve naifse ona iyi olurum.
Ben böyle biriyim işte doktor hanım.

Peki buraya gelirken ne oldu odaya girişinizden iyi şeyler olmadığını anlayabiliyorum anlatırmısınız dedi doktor hanım.Genç anlattı gelirken düğün salonunu gördüğünü birisinin evlendiğini oturup ağladığını sonra hızla uzaklaştığını hepsini anlattı doktor hanım biraz üzülmüştü ama fazla belli etmedi,zaman dolmak üzereydi gençte yorgundu zaten birazda burada konuşunca iyice yandı içi ve teşekkür edip çıktı ve kafasını dağıtmak için bir sahil kenarına gitti.
Taşlarda oturdu orada yaktı bir sigara denize karşı başladı içmeye gözleri denizin uçsuz bucaksız yerlerine dalmıştı.Sahilde gezen arkadaşları genci görüp yanına gitmek istediler ama durdular biraz yanlız bıraktılar tek başına onu.Genç denize bakıyor sanmıştık biz meğer gökyüzüne bakıyormuş dünyada sahip olduğu kimsenin bakamadığı bir çift gökyüzüne bakıyordu.Elinde sevdiğinin fotoğrafı vardı fotoğrafta hasret kaldığı bir çift masmavi gözleri meğer deniz kenarına gelmesinin tek sebebiymiş göremediği gökyüzüne bakmak.
Arkadaşları gencin bu haline çok üzülüyordular ama yapacak birşeyleri yoktu,ne yapabilirlerdi ki sanki Rüya’yı geri getiremezlerdi gencinde onun yanına gitmesinin tek yolu ölmekti ama o da çözüm değildi ki.Kavuşmak bu kadar kolayken nasıl bu kadar imkansız olurdu ki,sevdiği ölmüştü kavuşmak için ölmek yeter gibi görünüyordu ama öyle değili işte genç onu da denemişti.
Canı veren de alanda Allah (cc)’ydu biz sadece emanetçiydik emanete iyi bakmak zorunda olan.Yani nefes almak ızdırap olsada yaşamak zor olsada yaşamak nefes almak zorundaydık.

Arkadaşları gencin yanına gelmişlerdi,gencin o haline çok üzülüyordular hayat böyle devam edemezdi onca şeye dayanan genç bir gün elbet yorgun düşecekti tek başına taşınır bir yük değildi gencin yüreğinde taşıdığı acı.
Arkadaşları hep yanında olamazdı gencin gençte bunu biliyordu ama bilmek karar vermeye yetmiyordu bazen bilmemek gerekiyordu bir çok şeyi.Gencin arkadaşları çözüm bulmaya çalışıyorlardı bu yükü hafifletmeye ama kolay değildi hiçbirşey,içmek çözüm olmuyordu genç devamlı içiyordu ama yükü hafifliyormuydu bunu anlayamıyordu arkadaşları ve sordular içince geçiyormu hafifliyormu yükün diye genç hafif kırık bir tebessümle”geçmiyor,yükünde hafiflemiyor taşıdığın yükü unutamıyorsun sadece yükün ağırlığını unutuyorsun bir süre binevi anestezi işte”diye cevap verdi ve kalktı uzunca denize baktıktan sonra bu günde gelmeyecek değilmi ? deyip yürümeye başladı nereye gittiğini kendiside bilmiyordu öylece herşeyini kaybetmiş iflas etmiş bir iş adamı gibi kafası yerde darmadağındı fazla da farkı yoktu zaten gençte herşeyini kaybetmişti zaten bir canı vardı o na emanet olan onu da vermeye dünden hazırdı vazgeçmişti herşeyde herkesten canından malında tek vazgeçemediği vazgeçmek zorunda olduğu bir sevdiğiydi aslında o da yoktu artık ne kadar kabul etmese de gittiğini bir daha gelmeyeceğini.

Genç öylece gidiyordu arkadaşları kendi aralarında konuşuyorlardı,gence yeni bir hayat lazımdı yeni bir ilişki ama bunu gence söyleyemiyorlardı çünkü daha önce söyleyecek gibi olmuşlardı ama genç direk ters tepki vermiş sinirlenmişti.Bir şekilde olacaktı ama nasıl işte bunun muhabbetini yapıyorlardı o sırada genç eve gidiyordu ama kafasına birşey takılmıştı.Acaba bir kabus mu görüyordu uyanamadığı,bir anda insanın dünyası tersine dönemezdi bu kadar acı bir insana fazlaydı hayatın kanununa tersti.Bunu düşünerek eve gitti ve hemen yattı uyumaya çalıştı belki sabaha herşey düzelir ve bu kabustan uyanır ümidiyle.
Sabah olmuştu ve heyecanla uyanmıştı banyoya gidip bir duş aldı,duştan çıkıp telefonunu aldı eline ve papatyasını aradı telefon çalıyordu heyecandan gözleri gülüyordu adeta ama telefona bakan olmamıştı.Birkaç kez daha aradı ama yine kimse bakmıyordu telefona,moralini bozmadı uyuyodur deyip kahvaltıyı hazırladı yine herşeyden ikişer tane koydu çayı demledi yumurta yaptı ve tekrardan papatyasını aradı ama yine telefona bakan yoktu.Masayı çiçeklerle süslemişti,duymamıştır saate bakıp henüz kalkmamıştır deyip bekledi,saat 09:30 du Rüya bu saate kadar çoktan kalkmış olurdu bunu gençte iyi biliyordu.Genç dayanamadı ve Rüya’nın evine gitti onu kaldırıp kahvaltı için almaya gitmişti,kapının önüne geldiğinde bir kez daha aradı ama telefona yine bakan olmamıştı.Kapıyı çaldı Dilan hanım açmıştı kapıyı,genç rüya hala kalkmadımı diye sordu tebessümle,Dilan hanımın gözleri doldu konuşamadı bile genç içeriye girip Rüya’nın odasına gitmek için izin istedi Dilan hanımdan.

Dilan hanım konuşamıyor yutkunamıyordu eliyle işaret etti odayı onaylayan göz hareketiyle gence izin vermişti,o odaya cenazeden sonra giren olmamıştı girememişti hiçkimse.
Genç kapıyı tıklatıp müsade istedi ama ses gelmiyordu tekrar tıkladı yine ses yoktu endişelenmeye başlıyordu genç,kapıyı açtı ve ağır adımlarla odaya girdi.Oda da muhteşem bir koku vardı bu koku sevdiğinin kokusuydu gözlerini kapatıp durmuştu genç kokusunu içine çekmiş sevdiğinin öyle huzur doluydu ki oradan hiç ayrılmak istemiyordu.Genç gözlerini açıp Rüya’nın yatağına doğru çekine çekine yarım baktı uygunsuz olur diye ama yatakta kimse yoktu,yatağın üzerinde bir gelinlik vardı üzerinde kırmızı lekeler vardı genç Dilan hanıma dönüp bu kimin neden kırmızı lekeler var üzerinde dedi ama Dilan hanım yine konuşmuyor ağlıyordu.
Genç şaşkındı papatyası nerdeydi gelinlik kimindi onlar daha gelinliği almaya gitmemişlerdi,yatağa yaklaşıp gelinliği aldı eline bu Rüya’nın beğendiği gelinlikti ve giyilmişti daha önceden gelinliğin kuyruk bölümü tülleri kirlenmişti ama o kırmızı lekeler neydi.Koklamak için yaklaştırdı kendisine ve gelinlikte bir delik gördü,göğüs hizasının biraz yukarısında genç gelinliği koklarken farketti ki gelinlik Rüya gibi kokuyordu aslında oda da ki kokunun kaynağıydı o gelinlik iyice kokladıktan sonra herşey film şeridi gibi yine geldi gözünün önüne.Sımsıkı sarıldı gelinliğe ve ağlamaya başladı Dilan hanıma seslendi ve bu gelinlik Rüya’nın mı dedi onlar onca şey o yaşananlar gerçekmiydi benim birtanecik papatyam soldu mu ? Hani bu koca bir kabustu ben sabah kalkınca geçecekti bitecekti neden bitmedi ben sabah aradım papatyamı çaldı telefonu…
Derken hemen gelinliğin yanında yatağın üzerinde duran telefonu farketti.Dilan hanım araya girdi “oğlum ben o telefonu ve gelinliği sen buraya koyduktan sonra bu odaya hiç giremedim yapamadım dedi.
Genç herşeyin bir kabus olduğunu zannederken bir kabusu yaşıyormuş herşeyi hatırlıyordu ama kabustu o yaşadıkları diyerek tekrar tekrar kandırdı kendini ama herşey gerçekti.Dayanamayıp Dilan hanımdan müsade istedi ama çıkarken
gelinliği de almak istedi Dilan hanıma baktı ve izin istedi Dilan hanım tabiki alabilirsin onlar senin zaten kızımdan sana kalanlar dedi ve daha konuşamadı zaten.Genç gelinliği de alıp eve geldi gelinliği sandalyeye astı ve ağlaya ağlaya kahvaltı yaptılar aslında birşey de yiyemedi geçmedi ya boğazından öylece gelinliğe bakıp durdu sadece sanki o gelinlik Rüyaymış gibi saatlerce onla konuştu.
Yaşadıklarını anlattı ona neden gittiğini sordu,ne zaman geleceğini sordu defalarca gel artık niye gelmiyorsun diye bağırdı sonra özür diledi gelinlikten,bağırdığı için hiç bağırmazdı Rüya’ya kıyamazdı ona.Koşar adımlarla balkona doğru gidip ikisinin papatyasını getirdi,bak ne güzel bakıyorum ona hiç eksik etmedim suyunu hep sevdim kokladım onu seni koklarcasına,soğuk oldu geceler odama aldım onu güneş almadı güneşe koydum,onu yaşatabilyorum ama seni kurtaramadım be sevdiğim sende benim papatyamdın sen niye soldun ki,iyi bakamadım mı sana yoksa sevemedim mi neden soldun gittin ki sen…?

Saat baya ilerlemişti doktorla randevusunun zamanı geliyordu neredeyse ama genç korkuyordu gitmeye en son gittiğinde yolda karşılaştığı olaylardan korkuyordu,doktora bu günü anlatmaktan korkuyordu ama gitmek zorundaydı.
Evden çıkmadan önce gelinliği odasına götürüp yatağının üzerine yatırdı ve son kez kokladı canını yakıyordu ama huzur veriyordu gelinliğin üzerine sinen sevdiğinin kokusu.Gelinliği bıraktı ve evden çıktı doktorun yanına gitmek için yola çıktı,yolda arkadaşlarıyla karşılaştı ve durdu arkadaşları beş dakika konuşmak istediler onunla.
Çay söylediler ve konuya girmeye çalıştılar,aralarından birisi nasıl olduğunu sordu gence sanki bilmiyor dışardan belli olmuyor gibi,genç iyiyim dedi arkadaşları konuya bi şekilde girmeye çalışırken Özlem direkt söyledi böyle olmaz kardeşim
her gün gözyaşı her gün hüzün olmaz böyle
yaşamak seninde hakkın,kendine temiz yeni bir sayfa
açman gerekiyor,bak eskiyi unut demiyorum diyemem
ama geçmişin geleceğine engel oluyor dedi korka korka.
Genç hiçbirşey demeden kalktı gitti,hastaneye gelmişti
kendi kendine arkadaşına kızıyordu aynı zamanda,doktorun
odasına geldi kapıyı çaldı ve içeriye girdi
selam verdi ve oturdu sandalyeye.Doktor hanım hoşgeldin falan dedikten sonra bu sinirli halini merak edip kime sinirlendiğini
sordu gence.

Genç hemen cevap verdi.Arkadaşlarıma doktor hanım gelmiş bana yaşananları unut,hiçbirşey olmamış gibi hayatına devam et yaşamak seninde hakkın diyorlar.Ben hayatıma devam ediyorum,istemesem de zorda olsa yaşıyorum nefes almak ne kadar zor olsa da nefes alıyorum işte.Nefes almak yetmezmi yaşamaya illaki hayatında birisinin mi olması lazım doktor hanım ?
Doktor anlamıştı arkadaşları da üzülüyor gencin haline çözüm bulmaya çalışıyorlardı işte,her zamanki gibi başkasıyla kapatmaya çalışmışlar eski yaraları aslında doğrusunu yapmışlar ama bu tür insanlarda bu çözümün geri tepmesi normaldir ancak vazgeçmeyeceksin çünkü düzeltmeye çalıştığın kişide farkındadır bu durumun ama kabüllenmek istemez,biraz ısrar biraz daha nasıl söyleyeceğini bilmeli insan öyle pat diye söyleyemezsin hayatında başka birisinin olması gerektiğini.
Doktor gence hak veriri gibi yapıp ters köşe yapmayı planlıyordu.Haklısın tabikide yaşamak için insanın hayatında illaki birisi olması gerekmez ama bildiğim kadarıyla yaşamak için nefes almakta yetmiyor bazen değil mi ? Mesela sen Rüya olduğu zaman nasıldın ? çok iyiydin dimi mutluydun fakat o gittikten sonra sen gülmeyen mutluluk nedir bilmeyen sadece nefes alan birisi olarak kaldın değil mi ? Bu ne demek oluyor yaşamak için birisi şart değil ama nefes almak ta yetmiyor,nefesine nefes katacak sana gülmeyi öğretecek birisi lazım mutluluk en güzel yaşama şeklidir bi dene istersen dedi doktor.Genç köşeye sıkışmıştı doktor haklıydı ama kabul etmek istemiyordu bu durumu.

Genç biraz düşündü bir süre sessiz kaldıktan sonra,doktora dönüp haklısınız ama ben sevemem kimseyi kimsede istemez zaten geçmişini içinde yaşatan birisini.Bu yüzden bu çözüm olmaz benim yaşamama,hep benim sözüm var papatyama ona benzemeyen beni onun kadar sevmeyen birini sevmeyeceğim öyle birisin de yok zaten.
Doktor,peki ya olursa severmisin bu hayattan vazgeçermisin dedi genç sert bi şekilde ben hiçbirşeyden vazgeçmem bu bir ikincisi bu kadar çabuk olmaz kabul edemem daha taze canım yanıyor yapamam kusura bakmayın üzerime de gelmeyin artık.Doktor hemen konuyu değiştirdi anlamıştı sinirlenecekti hemen gence bu günü anlatmasını istedi.Gencin korktuğu gelmişti başına,doktor hanım bu günü konuşmasak olmaz mı ? dedi.Doktor nedenini merak etti,acaba bu sabah ne olmuştu ne yaşamıştı ki korkuyordu anlatmaya,ısrar etti anlatması için.Genç peki deyip başladı doktor hanım ben dün burdan çıkıp sahile gittim oturdum biraz,arkadaşlarım geldi falan konuştuk sonra ben ordan çıktım eve doğru gitmeye başladım,kafamı karıştıran bişey vardı.Acaba yaşadıklarım gerçek değilmi? ya hepsi bir kabussa ve ben uyanamıyorsam diye düşündüm ve eve gidip hemen yattım uyumaya .çalıştım.Sabah olmuştu kabustan uyandığımı düşünerek heyecanla kalktım yataktan duş aldım kahvaltıyı falan hazırladım ve Rüya’yı aradım telefon çalıyordu.Doktor hanım ben düğün gününden beri onu hiç aramamıştım birden telefonun çaldığını duyunca iyice kaptırdım kendimi hepsinin kabus olduğuna ve uyandığıma,neyse telefon çalıyordu heyecanlıydım ama açan olmamıştı.

Bir kaç kere daha aradım yine açan olmadı ama ümidimi kaybetmedim,henüz uyanmamıştır deyip bekledim biraz oysa biliyordum ki papatyam o saatte çoktan kalkmış olurdu.Kendimi kandırıyordum işte bekledim biraz sonra tekrar aradım yine kimse bakmadı bende evine gidip almaya karar verdim.Gittim kapıyı çaldım kayınvalidem açtı kapıyı içeriye buyur etti girdim ve kadına şunu sordum ya”Rüya hala kalkmadı mı?”kadının gözleri doldu bişey diyemedi,ne desin ki kadın,odasına gitmek için izin istedim gözleriyle onayladı.Kapıyı çaldım ses yok bidaha çaldım ses yok endişelendim bişey olmuş diye,olan olmuştu zaten açtım kapıyı yavaşça yatağa doğru baktım yatak boştu ama yatağın üzerinde bir gelinlik vardı.Rüya’mın papatyamın kanlı gelinliği en son ben koymuştum oraya ondan sonra odaya da girmemiş kimse zaten nasıl bıraktıysam öyle buldum o odayı dayanamadım gelinliği alıp bana gittim oturduk masaya beraber karşılıklı kahvaltı yaptık.İşte böyle be doktor hanım kendi kendimi kandırıp duruyorum ölmediğine gitmediğine inandırmaya çalışıyorum kendimi gittiğini bile bile gelmeyeceğini bile bile bekliyorum.
Doktorun gözleri dolmuştu yine,ya bizim doktor çok sulu gözdü yada cidden dokunuyordu insana gencin anlattıkları.Doktor biraz sessiz kaldıktan sonra artık alışması gerektiğini sevdiği kadının geri gelmeyeceğini bilmesi kendisini kandırmaması gerektiğini söyledi gence.
Genç müsade isteyip çıktı odadan,duyduklarını biliyordu ama kendisine yüreğine anlatamıyordu işte napsın…

Hastaneden çıkıp arkadaşlarıyla takıldığı kafeye gitti,biraz oturup muhabbet sohbet edip birşeyler içtiler.Arkadaşları gence sürekli söylüyorlardı böyle olmaz birini bulmalısın diye ama genç istemiyordu.Konu yine döndü dolaştı oraya geldi,gencin arkadaşları çekine çekine tekrar söylediler artık hayatında birisinin olması gerktiğini,genç bu kez ters tepki göstermedi ama yinede fazla da sıcak bakmıyordu bu işe çünkü canı bir kere yanmıştı bir daha yansın istemiyordu.
Bir kere kaybetmenin acısını yaşamıştı bir daha yaşamak istemiyordu ama arkadaşlarına kızmadı sadece olursa şayet nasıl birisi olmalı diye bahsetti biraz.
Buse’ye benzemeli gülüşü ile karakteri oturması kalkması edebi ve hayası ile güzel konuşması ve uslübu ile iyi birisi olmalı.Görünüş çok önemli değil en önemlisi de papatyaları seven bir kadın olmalı,güzellik geçicidir her papatya elbet bir gün solar bana yüreği sevgisi lazım güven verecek ihanet etmeyecek aldatmayacak birisi olmalı ve en önemlisi beni böyle kabul etmeli,ben öpmem koklamam asla ama asla namusuna laf getirmem bazen gülmem neşeli bir adam değilim ve Rüya yı unutamam o benim ilk göz ağrım çünkü beni böyle kabul edecek birisi olursa olur yoksa zaten olmasın
dedi ve kapattı konuyu.Arkadaşlarından ayrılıp evine gitti ve biraz dinlenmek için uzandı bu gün ruhen çok yorulmuştu.Arkadaşları da zaten daha önceden bir kız bulmuşlardı gence tip olarak Rüya’ya benzeyen bir kız ama mesele karakterdi genç için,oda uygunsa olurdu ancak başka türlü kabul etmezdi yeni bir ilişkiyi,bunu bilen arkadaşları önce kızı gencin bulunduğu ortamlara getireceklerdi.
Genç görüp yavaş yavaş ısınacaktı kıza yada hiç hoşuna gitmeyecekdi ama yüksek ihtimalle ısınırdı kıza çünkü kız Rüya’nın aynısı gibiydi gözleri falan ve çok da efendi bir kızdı.
Birkaç hafta genç nereye gittiyse kızı da oralara götürdüler,tesadüfen karşılaşmalarını sağladılar ama genç hiç içesine bakmıyordu kıza,biraz göz göze geldikten sonra kaçırıyordu gözlerini ve bu kızın da hoşuna gidiyordu,kız iyice sevmişti genci bu gün teklif etse kabul ederdi ama hala genci tam tanımıyordu işte.
Gencin arkadaşlarının bahsettiği kadar tanıyordu kız genci,zaman zaman karşılaştılar yine,aynı yerde oturdular aynı sokaktan yürüdüler hatta aynı hastaneye bile gitmeye başlamışlardı ama hepsi kurgu senaryoydu kızın hastanede bir işi yoktu genci görmeye gidiyordu.Genç bu durumdan rahatsız olmaya başlamıştı ama bu durumu da gidip arkadaşlarına anlattı,çok güzel bir kızla karşılaşıyorum devamlı ve Rüya’ya da çok benziyor gözleri falan ama karakterini bilmiyorum aslında ilişkide istemiyorum zaten ama yani kız ile tanışmak istiyordum bu güne kadar,taki bu gün hastanede de görene kadar galiba beni takip ediyor,ben sevmem öyle şeyleri dedi genç.Biraz daha konuştuktan sonra kalkıp evine gitti,gencin arkadaşları da kızı çağırıp ona herşeyi anlattılar rahatsız olmuş falan dediler bir kaç gün yine takip et ama fazla karşılaşma göz teması kurma dediler.Kız aynen herşeyi kuralına göre yaptı genç takip etmediğine kanaat getirdikten sonra arkadaşlarına bahsetti ve tanışmaya karar verdi kızla.Kız zaten dünden razıydı ama genç nasıl bir konuşma yapmalıydı bilmiyordu,adım atmadı kıza yine bekledi bakalım yine karşılaşacakmıyız diye ve yine karşılaştılar.
Kız gencin dikkatini çekiyordu,gözleri aynı masmavi siması aynı Rüya gibi,genç bu bir işaret diye düşündü Rüya ya verdiği söz aklına geldi,birde doktorunun söyledikleri birisini sevmek zorundaydı hayat böyle devam etmezdi.Genç düşündü şayet birini sevecekse bu kişinin rüya gibi olması gerekiyordu,ne kadar korksada sevmeye ne kadar istemesede sevmek zorundaydı ve bu kızı sevmek istedi.
Kıza akşam üzeri sosyal medyadan mesaj gönderdi kız da sanki ondan mesaj bekliyordu hemen cevap verdi ve böylelikle konuşmaya başladılar.Öncelikle tanışma safhası tabikide kız kendinden bahsetti adı Buse’ydi 21 yaşında çocuk gelişimi mezunu güzel bir kızdı,genci tanıyoruz zaten gençte kendisinden bahsetti ve konuşmaya devam ettiler.
Genç ne kadar sevmekzorunda olsada başlarda sıcak davranmadı hiç,aslında genç kendinden soğutmak istiyordu Buse’yi sevmesin istiyordu ama kız ısrarcıydı sevmek istiyordu genci.Daha doğrusu öyle zannediyorduk biz meğerse sarılacak yarası vardı kızın,yarasını saracak ona zarar vermeyecek birine ihtiyacı vardı ve bizim genç bu iş için biçilmiş kaftandı.Tabiki bunları ne genç biliyordu ne arkadaşları,kızı gence ayarlamaya çalışanlarda arkadaşlarıydı zaten ama haberleri yoktu kızın yaşadıklarından yahut amacından.

BAZEN MELEKLER SAKLAR KANATLARINI,
İNSANLAR UTANMASIN DİYE…

Böylelikle bir hikaye ye daha başlamış olduk ne olacak sonucunda kimin canı yanacak yahut kim mutlu olacak bakacağız…
Bir iki gün konuştuktan sonra kız ve genç buluşmaya karar verdiler bir kafede buluşup birşeyler içip birbirlerini biraz daha yakından tanıyacaklardı ve gün belirlediler çarşamba günü öğleden sonra saat 14:30 da Anemos adlı bir kafede buluşacaklardı.O gün arkadaşları genci hazırladılar buluşmaya,genç yaşadığı olaylardan sonra kendisine iyi bakmamıştı saçı sakalı uzamış birbirine karışmıştı,önce kuaföre oradan da AVM ye gittiler güzel spor bir takım aldılar gence ve buluşacakları kafeye doğru yola çıktılar.
İki arkadaşı onunla gelmişti buluşmaya fakat farklı masalarda oturuyorlardı,kız kafeye gelmişti genci görüp yanına oturdu selam verdi fakat genç kalkıp karşısındaki sandalyeye oturdu,kız bu duruma bozulmuştu ama belli etmiyordu biraz konuştuktan sonra kız gence sordu,neden yanımdan kalkıp karşıma geçtin diye.
Genç sakin bir tavırla biz daha yeni tanıştık seninle ve bilmediğin şeyler yaşadım kusura bakma amacım seni kırmak,üzmek değildi dedi ve sustu.Kız sert bir tavırla sadece sen birşeyler yaşamıyorsun bu hayatta bir çok insan çok şey yaşıyor bende dahil deyip anlatmaya başladı.

HANGİ KATİL BAĞIRA BAĞIRA
CİNAYET İŞLER Kİ…

Benim çok sevdiğim birisi vardı,biz üç yıla yakındır birlikteydik,birbirimizi çok seviyorduk ve sözlenmiştik arada sırada kavga etsekte hiç ayrılmazdık ben ona sürekli tirip atardım ama o benden hiç vazgeçmezdi,canını çok yakardım,kıskandırırdım kısa etekler dekolteli kıyafetler giyer onu deli ederdim beni kıskanmasını isterdim kıskanırdı sahiplenirdi kızardı bana ama benden hiç vazgeçmezdi.
Bir gün biz çok kötü bir kavga ettik açık seçik giyiniyorum diye bana çok kızdı o gün bana laf atmıştı bir kaç çocuk ben bunu ona söylemedim ama biryerden öğrendi bunu ve akşam yanıma gel konuşacaz dedi.Gittim yanına o çocukları bulmuş ve onları dövmüş benden özür dilemeleri için oraya getirmişti.Ben de oraya gittim çocuklatı gördüm,sevgilime baktım kan beynine sıçramıştı çok sinirliydi ben onu ilk kez böyle görmüştüm.Bunlar sana laf atmışlar ve sen bana söylemedin,açık giymişsin giyme dediğim halde sen neden beni hiç takmıyorsun deyip bana bağırdı ama asla el kaldırmazdı.O bana bağırınca bende sinirlendim ağzımdan şöyle bir cümle çıktı olsaydın da korusaydın beni.Sevgilimin gözündeki öfke birden yerini boş bir bakışa bıraktı ve gözleri doldu.Pekala deyip çekti gitti bu sefer kesin ayrıldık sanmıştım ama o benden yine vazgeçmemişti ama eskisi gibi değildi sevdiğinden şüphe etmeye başlamıştım.

SICAK BİR YATAKTAN ÇOK,
SICAK BİR YÜREĞE İHTİYACIM VAR…

Çünkü beni koruyor kolluyordu ama güzel sözler söylemiyor çiçek almıyor yanımdayken neşeli olan çocuk artık gülmüyor,gözlerime bakmıyordu saçımı okşamıyordu en çok saçımı okşamayı severdi ama artık okşamıyordu yani beni eskisi gibi sevmiyordu anlamıştım.
Bir gün mesaj attım buluşalım mı diye olmaz dedi işim var dedi şüphelendim takip ettim.Başka bir kafeye gittiğini gördüm içeriye girdi bende girdim bir masada tek başına oturmaya başladı çay falan içti sonra yanına bir kız geldi ve masaya oturdu,biraz konuştuktan sonra elini tuttu kızın sandalyesini yanına çekip saçlarını okşadı ve omzuna yatırdı kızı.Beynimden vurulmuşa döndüm hiçbirşey demeden oradan çıkıp eve geldim günlerce ağladım evden hiç çıkmadım depresyona girdim falan sonra seninle tanıştık zaten sana güvendim güvenmek istedim ve şimdi yanındayım,beni sevecekmisin ne olur sev beni sevilmeye çok ihtiyacım var dedi ve ekledi şimdi sen anlat bakalım.
Gencin arkadaşları şaşkın bir şekilde ne konuşuyorlar diye merak ediyorlardı ve genç başladı içindeki yangının üzerine benzin dökmeye…

SENİN EVİNİN IŞIKLARI,
BENİM SOKAĞIMI HİÇ AYDINLATMADI Kİ…

Genç benim hikayem biraz daha değişik dedi.Sizin hikayeniz öyle yada böyle bitmiş benim hikayem yarım kaldı,bende bir kız seviyordum o da beni seviyordu lisede başlamıştı sevdamız daha ilk gün onu gördüğüm an başlamıştı,aslında o zamanlar platonikti tek taraflıydı.Sevmek nedir aşk nedir bilmiyordum o zamanlar bilmeden aşık oldum ben ona bilsem aşk bu kadar canımı yakacak yine aşık olurmuydum diye çok sordum kendime ama olurdum yineden çünkü bazen yaşanılan mutluluk acıya değiyor.Bilmediğim bir duygunun esiri olmuştum o zamanlar adı aşktı ama ben adını sadece filmlerde duymuş kendisini hiç yaşamamıştım anlayacağın o benim ilk sevdiğim kızdı,insan sevgi nedir bilmezken daha güzel seviyor uzaktan öyle zararsızca kaybedecek hiçbirşeyi olmadan tutarsızca sadece hayalini seviyor insan.Bir papatya bahçesine uzaktan bakmak gibi sevdiğinin canını yakmadan sadece görerek o bahçedeki papatyalar için diğer çiçekleri ezmeden seviyor insan benim hikayem böyle başladı.Uzun bir zaman sevdiğimi bende bilmedim yakın hissediyordum kendimi ona onu görünce içimde birşeyler oluyordu onun yanında sadece kendim gibi olabiliyordum,tanışmıştık ama ona bunları söylememiştim.Birzaman sonra artık sevdiğimi farkettim,sevginin ne olduğunu öğrendim ama o beni seviyormu bilmiyordum o yüzden bekledim biraz daha o bahçeye uzaktan baktım,uzaktan hayaller kurdum tutarsızca.

BEN ALDATMAYI BABAMDAN ÖĞRENDİM
ŞEKER KIZ,
BABAM ANNEMİN YOKLUĞUNDA,KENDİNİ
ANNEMLE ALDATIRDI.
BENDE SENİN YOKLUĞUNDA,KENDİMİ
SENİNLE ALDATTIM AFFET…

Sonra birgün özgüvenimi topladım ve onu sahilde bir kafeye çağırdım hafta sonuydu,ona birşey söyleyeceğimi demiştim oda aynı şekilde bana bişey söyleyecekti.Kafede onu bekliyordum ve geldi oturduk birşeyler içtik ve konuşmaya başladım ona onu ne zamandan beri sevdiğimi nasıl sevdiğimi anlattım küçük bir çocuğun yaptığı yaramazlığı anlatması gibi ürkek ve çekingen şekilde.Dinledikten sonra oda bana birşeyler söyledi yüreğim ağzıma gelmişti korkuyordum canını yakarım diye canım yanar diye çünkü artık o bahçeye girmiş temkinli bir şekildeuzaktan sevdiğim papatyama doğru ilerliyordum .Söyleyeceklerini söylemişti meğer oda beni seviyormuş ne kadar mutlu oldum bilemezsin,artık papatyama ulaşmıştım ve biz sevgili olduk hiç kavga etmezdik çünkü o beni iyi tanıyordu bende onu iyi tanıyordum neye sinirlendiğimi neyi sevmediğimi iyi bilirdi,çok güzel bir ilişkimiz vardı ama okul şartları işte çabuk duyuldu okulda sende bilirsinki okulda sevgili olmak kadar tehlikeli birşey yoktur benim korkacak birşeyim yoktu ama papatyamın canı yanmasın diye okul içinde fazla bir araya gelmezdik.
Biraz sıkıntılarımız oldu okul ile ilgili ama hallettik problem yoktu taki papatyamın başına gelen o korkunç olaya kadar kimsenin canını yakmasına izin vermemiştim ama benimde gücümün yetmediği şeyler vardı.

GERÇEKLERİ KONUŞTUĞUMDA,
MASAYA OTURDUĞUM DOSTLARIMDI
BANA DÜŞMAN OLAN…

Babasını hastaneye kaldırmışlardı ve durumu iyi değildi papatyam hastaneye babasının yanına gitmişti okuldan izin alarak.Bende onu yanlız bırakmamak için bir şekilde kendimi hastaneye yatırmıştım sırf onun yanında olabilmek için oldum da zaten ama yaşadığı olay çok kötü bir olaydı babası yoğun bakımda yatıyordu ve anladığım kadarıyla kalkamayacaktı o yataktan,ki öylede oldu papatyam babasını kaybetmişti ve bunu o çok üzmüştü yanına gittiğimde şaşırmıştı senin burda ne işin var ve ayağında neden alçı var demişti.Ben anlatmadan daha iyiki varsın deyip ağlayarak göğsüme yasladı başını,saçlarını okşadım ve ben hep varım ömrümün yettiği yere kadar da hep yanında olacağım dedim öyle de odum olacağım da.Babasının naşını kaldırdık cenaze günü çok bitkin düşmüştü öylece omzumda uyuya kaldı cenaze sonunda kucağıma alıp arabaya getirdim ve evine götürdüm ama anneside bitkin bir haldeydi.Annesi gitme oğlum kal dedi gidemedim yanlarında kaldım destek oldum yardım ettim falan sonra eve döndüm sonraki zamanlarda da papatyamın kafasını dağıtmak için gezdik dolaştık oturduk konuştuk beraber ağladık derken zaman çabuk geçti unutamadı babsını ama alıştı.Ben ona hem eş hem baba oldum korudum kolladım sevdim,hiç yanlız bırakmadım kimseye muhtaç etmedim çünkü o kış ayazında kalmış bir papatya gibiydi savunmasızdı yanlız bırakırsam solar giderdi.

GİDİŞİNE ALIŞAMADIM AMA
GİTMENE RAZI OLACAK KADAR ÇOK SEVDİM SENİ…

Aylar geçmişti bu olay üzerinden biraz daha iyiydi ama hala kanadı kırık bir kumru,yanlız başına kalmış korunmaya muhtaç bir papatya gibiydi ben onu hiç yanlız bırakmadım yarasını sardım korudum kolladım.Bir gün annesi beni yanına çağırdı ve oturduk konuştuk,yaptıklarım için teşekkür etti minnettar olduğunu falan söyledi kurban olduğum ve ekledi oğlum siz uzun zamandır birliktesiniz kızım ile birbirinizi de seviyorsunuz o hep sende bahsediyor.Bunun bir adını koyalım he oğlum ne dersin bize bir dayanak oldun kızıma senden iyi kimse bakamaz,babası göçtü gitti rahmetli gittikten sonra ona baba oldun eş oldun sağolasın.Bende yarın bir gün göçer giderim gözüm arkada kalmasın ona iyi bak dedi. Estağfurullah dedim o nedemek tabiki bakarım ama siz göçüp gitmeyin dayanamaz sizin yokluğunuza da ben ne kadar yanında olsam da bir anne çok farklı bir eş çok ayrı sizde bilirsiniz dedim.Neyse ailelerimiz bir araya geldi ve söz kesmeye karar verildi biz zaten dünden hazırdık çok mutlu olduk derken söz kesildi ve aylar öylece geçip gitti mutluyduk arada sırada kavga etmeye başlamıştık ama küçük kavgalar dı bizimki.Okullar bitti ve biz aileler toplandık ve nişan günü almaya karar verdik nişanlanacaktık,nişan hazırlıkları falan yapılmaya başlanmıştı nişan tarihi alınmıştı 11/02/2018 de nişanlanacaktık.

ZAMAN DA İNSAN GİBİ BE,
İYİ BAKMIYOR EMANET ETTİĞİNE…

Buse araya girip “ömrümün yettiği yere kadar da hep yanında olacağım dedim öyle de odum olacağım da.” demiştin ne oldu dedi.
Gencin yüreğine bir yangında bu soru katmıştı ve şöyle devam etti genç.”ONUN ÖMRÜ YETMEDİ”bütün hazırlıklar bitmişti akşam üstü nişan vardı herşey güzeldi nişana gidiyorduk çok mutluyduk.Artık papatyamı sevmeye o bahçeye gitmeyecektim artık bizim bahçemizin papatyası olacaktı,düğün salonuna gelmiştik arabadan inip alkışlar eşliğinde salona doğru ilerlemeye başlamıştık.Papatyam bana dönüp seni çok seviyorum deyip sarıldı…O sözleri de son sözleri oldu zaten,son kez beni sevdiğini söyledi ve o dünyamı başıma yıkan ses duyuldu.Sevdiğim kız artık konuşmuyor nefes almıyordu o yarasını sardığım yaralı kumrum kanlar içinde kalmıştı kollarımda.
İşte benim hikayemin yarım kaldığı yerdeburası ve bu hikayeyi başkasıyla devam ettirmek te istemiyordum doğrusunu söylemek gerekiyorsa ama arkadaşlarımın ısrarıyla burdayım.
Ben sevmeye korkuyorum artık yine kaybedersem dayanamam çünkü bu yürek birine dayanıyor zar zor birdaha olursa dayanamaz ben bu yüzden işte sevmeye korkuyorum.Seni sevmeye çalışacağım ama bana bir söz vermelisin.Sende bırakıp gitme olurmu…?

SEN RAHAT YAŞA DİYE,
ÖLDÜRDÜM BEN İÇİMDEKİLERİ…

Busenin gözleri dolmuştu başta söylediği o söze pişman olmuştu gencin yaşadığı çok ağır bir acıydı.Özür diledi gençten ve söz verdi asla gitmeyeceğine dair ama içinde kalan şöyle de bir soru vardı ki sormaya korktuğu,ya sevemezse ya olmazsa ne olacaktı.
Genç bu soruya da cevap verdi,sanki aklını okumuştu Buse’nin,korkma dedi ben seni kendime alıştırmayacağım sana dokunmayacağım sevdiğimden emin olmadan,içini rahat tut koparmam seni toprağından soldurmam yapraklarını yıkmam yaprakların üzerine kurduğun hayallerini.Buse etkilenmişti çok masum ve saf seven birisiydi genç,bunu anlamıştı busenin içi rahattı.Son kelamlarını edip masadan kalktılar genç,Buse’yi yolcu etti ve oraya geri döndü.Arkadaşları hep bir ağızdan ne konuştunuz dedi ama genç hiçbirşey anlatmadı.Olursa şayet seversem Buse’yi o benim kadınım olacak ve benim kadınımın yaşadıkları da yaşayacakları da bende saklı kalır çünkü o benimdir size ondan bahsedemem sizde onun hakkında kimseye birşey anlatamaz biryerde adını geçiremezsiniz deyip kalkıp gitti.
Her zamanki gibi yine mezarlığa gitti ve Rüya’ya herşeyi anlattı ondan onay beklercesine,sonra vazgeçer gibi oldu Buse ile konuşmaktan ama aklına doktorun dedikleri geldi.

“ÖLÜLER ALDATILMAZ… “

ÖLÜLER BENİ İYİ TANIRLAR,
BEN YAŞARKEN ÖLDÜM,
ONLAR YAŞAMAK İÇİN ÖLDÜLER…

Rüya’ya veda edip mezarlıktan ayrıldı ve eve gitmek için yola çıktı.Yolda çok değer veriği bir Muzaffer abisiyle karşılaştı biraz ayak üstü muhabbet ettikten sonra birlikte yürümeye başladılar.
Eve gitmiyordular,ev yolundan sapıp ara sokaktaki büfeye gittiler birşeyler alıp çıktılar,evin yoluna geri dönüp arabayı aldılar ve gittiler.Anlaşılan bu akşamda içeceklerdi bir tepe vardı bütün şehre tepeden bakan oraya gittiler ve gece olana kadar beklediler,kimsecikler kalmamıştı artık tepede birtek onlar ve bu akşam onları dinleyecek olan istanbul.Bir ateş yaktılar metal bir kovanın içinde ve kamp sandalyelerini İstanbul’a doğru çevirip demlenmeye başladılar,konu konuyu açtı baya bi konuştular daha doğrusu bizim genç dinledi Muzaffer konuştu ama artık konuşma sırası gence gelmek üzereydi.
Birer bardak doldurdu ikiside ve acımasız şehir İstanbula doğru içmeye başladılar.Muzaffer dayanamayıp sordu geçenlerde bir şey duydum doğru mu ? Genç doğru abi dedi öyle birşey yaşadım dedi.Muzaffer nasıl dayandın oğlum bu acıya dayanılır mı lan ben olsam dayanamaz canıma kıyardım dedi,genç hafif bir tebessümle denemedim mi sanıyorsun abi bende canıma kıymak istedim kaç kere hemde ama olmuyor abi işte bu canı veren bir kudret var ki o istemedikçe bu canı teslim edemiyorum,edemedim de zaten.

GELMEK İSTESEYDİN ŞAYET,
HER SOKAK ÇIKARDI BANA…

Abi o gittikten sonra yanımda kimsem kalmadı çektiğim onca acıyı hep tek başıma çektim yaralarımı her gün sarmaya çalışırken kaç kere kanattım,kimse bilmiyor ben bu süreçte ne yaşadım,nasıl dayandım,ne kadar ağladım,kaç gece uyuyamadım hala daha uyuyamıyoru ama kimsenin haberi bile olmadı be abi.Daha iki gün önce abi evde sevdiğimin beline sardıkları kırmızı kuşakla kendimi asıyordum kimse bilmiyor bilemezler.Abi kimse menfaati olmadan çalmıyor kapını kaç gece tek başıma neler yaşadım kimse çalmadı kapımı.Bu dünyada ne kadar üzülürsen üzül kendine yaparsın kaç kere ağlarsan ağla kimsenin umrunda olmuyor olmayacakta çünkü onların değil senin canın yanıyor be abi aç tokun halinden anladı mı ki bu zamana kadar mutlu olan acı çekeni anlasın acımasız dünya be abi inan kimsenin umrunda değiliz.
Bu akşam seninle neden geldim buraya biliyormusun abi seninde kimsen kalmadı bu dünyada benimde,ikimizde yanlızlığı en derinden,kaybetmeyi en güzelini en kötü şekilde kaybederek öğrendik.Boşver be abi herkes derdine içecekse bu dünyada o masadan en son biz kalkacağız hatta bazılarımız hayallerini yaktığı o masada ruhunu da özgür bırakacak.
Eyvallah dedim herşeye haydi abi şerefe…

GÜLMEYİ ÖĞRETMEDİLER BİZE,
BİZ GÜLENLERİ SAHNELERDE,
GÜLMEYİ SAHTELERLE HALLETTİK…

Muzaffer sessizliğini bozmadan içmeye devam etti,söyleyecek hiçbirşey bulamıyordu çünkü genç çok haklıydı.O gece içti durdular sadece biraz duygusallaştılar ilerleyen saatlerde ama sabah etmişlerdi geceyi.Genç sabah bitkin bir şekilde eve gitti ve direkt yatağa uzandı ama her zamanki gibi uyuyamadı tabiki.Gözleri mosmor olmuş şişmişti uykusuzluktan ama uyuyamıyordu işte,bir kaç gün böyle geçti evden çıkmadı,doktorla olan seanslara gitmedi,telefonlara bakmadı öyle kendini soyutladı insanlardan ve hayattan.
Papatyasına bakıyordu sadece,suyunu ve sevgisini eksik etmiyordu sürekli güneş alabilsin diye ara ara yerini değiştiriyordu.Bir haftanın sonunda artık telefonları çalmıyordu,kapısına gelen olmuyordu iyice unutulmuştu herkes tarafından belkide öldü sanıyorlardı.Sessiz sedasız Trabzon bileti alıp Trabzona gitmeye karar vermişti ve bir çarşamba akşamı saat 21:00 da uçağa binip Trabzona gitti.Kimsenin haberi yoktu,aslında artık kimsede merak etmiyordu zaten onu,genç bunun farkındaydı ve istediği de olmuştu zaten biraz kafa dinleyecekti fakat Buse de Trabzona gelmişti onunda memleketiydi Trabzon.Gencin orda olduğunu öğrenip te mi gelmişti yoksa tesadüfmüydü bu büyük bir muammaydı.

İKİ SEÇENEK VAR ARTIK,
YA SENLE YA SENSİZ SENİ SEVMEK…

Fazla bi zaman geçmemişti ki aradan telefonu çaldı arayan arkadaşıydı ve herşeyden haberi vardı.Trabzona ne zaman gelmişti,nerdeydi hepsini biliyordu aslında Buse’nin Trabzon seyahati de tesadüf değilmiş herkesin herşeyden haberi varmış amaçları genci Trabzona gönderip Rüyadan uzaklaştırmak ve Buseyle yanlız kalıp konuşmasını sağlamaktı,yani işin özü herşey planında gidiyordu.
Buse genci aradı ve buluşmak istedi,genç sıcak bakmadı ama kırmakta istemedi mecbur kabul etti ama bu kez kafede değil yaylada buluşacaklardı.Buseyi aldı ve dağlara,yaylalara çıktılar Buse yol boyunca sorular sorup gencin başını şişirdi ama genç kimseyi kırmazdı mecbur hepsine cevap verdi.Yaylaya gelmişlerdi artık arabadan inip bir çimenlikte oturdular ve Buse tekrar konuşmaya başladı beni sevdin mi sevecekmisin,beni niye sevmedin dedi.Genç sıkılmıştı sorulardan ve sert bir cevap verdi “sen Rüya gibi değilsin ona benziyorsun ama karakter olarak değil,ben onun karakterini kalbinin güzelliğini sevmiştim beden güzelliği kalıcı değil demişti.Buse üzülmüştü biraz da kalbi kırılmıştı,genç bunun farkındaydı ve kendisini çok kötü hissetmişti,ne söylese fayda etmezdi etmeyecekti o yüzden Buse’yi tutup kendine doğru çekti ve omzuna yatırdı,özür dilerim dedi.

NE YANA YATSAM KIRIKLAR BATIYOR…

Genç bi tuhaf olmuştu Rüyadan sonra omzuna yatırdığı ilk kızdı Buse,huzur dolmuştu içi aynı anda gözleri de dolmuştu özlemişti Rüya’yı ve Buseyi Rüya’nın yerine koymuştu sanki omuzuna yatan Buse değilde Rüya’ydı sanki.Koklamak istedi ama Buse yanlış anlar ve Rüya’ya ihanet olur diye durdurdu kendini.Biraz öyle kaldılar sonra ise Buse doğruldu ve ben seni seviyorum dedi gence genç birşey diyemedi sadece sustu ama küçük bir tebessüm etmişti.Aslında belkide sevebilirdi Buseyi kafası iyice karışmıştı gencin,ne yapacağını bilmiyordu sürekli Doktor hanımın dedikleri dönüyordu aklında “Ölüler Aldatılmaz” sesleri duyuyordu sürekli.Gençte sevmek istiyordu birisini,sevmeyi sevilmeyi özlemişti ama öyle bir çıkmazdaydı ki taşıdığı yük hafiflemiyor tam tersine iyice ağırlaşıyordu.Buse gence dönüp ben senin yaralrını sarmaya hazırım söz veriyorum kanatmayacağım yaralarını,izin ver sarayım yaralarını tek başına bu yaralarla yaşayamazsın,bırak seveyim seni,yarana yara katarsam şayet Rabbim yarama yaranı katsın demişti.Genç uzun amandır böyle laflar duymamıştı ve sevilmeye o kadar ihtiyacı vardı ki kanadı kırık kuş gibiydi yılan olsa yanına sevgiyle yaklaşan teslim edecekti ona kendisini.

BİR GÜN HERKES ANLAYACAK,
YAŞ AKMADAN AĞLAMAYI,
NEFES ALIRKEN ÖLMEYİ…

Genç biraz daha olumlu bakmaya başlamıştı ama hala kafası karışıktı Buse’den biraz zaman istedi ama Buse’ye de izin vermişti yaralarını sarması için güvenmişti ona.Yayladan dönerken genç çok dalgındı akklı nerdeydi ondan başka kimse bilmiyordu,aslında oda bilmiyordu tam olarak,yeni bir sevgiye aşka hazırmıydı,yanlış mı yapıyordu yoksa bunu düşünüyordu.Buse’yi evine bıraktı ve kendisi tekrar yaylaya çıktı telefonunu kapattı ve düşünmeye başladı,olurmuydu acaba Buse’yle sevebilirmiydi,güvenmekte doğru mu etmişti,kafasını karıştıran onca sorunun üzerine içine kor gibi düşen birde özlem vardı.
Kalemini,defterini aldı arabadan ve birşeyler yazmaya başladı.

HASRET MAVİSİ

Güneşle açan,onca çiçeğin rengi baharda,
Gökkuşağının bütün renkleri,bir kağıtta,
Gök yüzünün eşsiz maviliği,gözlerinde,
Benim en sevdiğim renkse,senin gözlerinde kaldı sevdiğim.
Yıllar geçti de gülüm,ben gözlerinden geçemedim.
Herşeyin,siyah beyaz olduğu bu hayatta,
Gökyüzünü kıskandıran,maviş gözlerin,
Gökkuşağını tüm renklere,küstürdü be sevdiğim.
Zaten,mavinin gözlerindeki tonu olsa,gökyüzünde,
Aşık olurdu elbet,her şair bir gökyüzüne.
Şimdi boğuldu herkes,derin bir hüzne,
Ne gökyüzünde kaldı,ne yeryüzünde,
Güneş batıp,her yer siyahları giyindiği vakit,
Benim hasret kaldığım renk,senin gözlerinde kaldı.

UYUYAMIYORUM

Uykusuz kaldığım,gecenin sabahında anladım,
Gittiğinden buyana,gözüme uyku girmiyor be sevdiğim,
Sanki yastığım,dizin gibi uyutamıyordu beni.
Her güne sensizlikle başlıyorum,sensiz geçiyor vakitler,
Aslında sevdiğim sensizken,birazda sessizim artık.
Kimsem kalmadı bu koca şehirde,yapayanlız kaldım,
Ne kokun geliyor artık,ardın sıra,
Nede sesin geliyor,sokağın başından,şiir gibi.
Artık ne sen geliyorsun,neden gülünce kısılan gözlerin,
Artık hep,ben sana geliyorum.
Uyuyamadığım her gece,geliyorum yanına…

Yazdı ve kalemini,defterini masaya bırakıp az da olsa uyumaya çalıştı.
Sabah omuştu azda olsa uyuyabilmişti,Trabzonun havasındanmıydı yoksa Buse’nin verdiği huzurdanmıydı bilinmez ama uyumuştu az da olsa.Şehre doğru yola çıktı,yolda Buse’yi düşünüyordu acaba olurmuydu diye ve bir karar verecekti bu gün,ya olacaktı ya da bir daha görüşmeyeceklerdi.Şehre kadar üç saatyol vardı düşünmesi için yeterli olmuştu ama doktoruna da bir danışmak istedi ve doktoru aradı,durumu anlattı ve cevap bekledi,doktor olumlu bakmıştı genç için en iyisi bu olacaktı.
Genç karar vermiş Buse’yi sahile çağırmıştı,kararını ona da söyleyecekti,Buse gelmişti oturup birşeyler içtiler ve konuşmaya girdi genç.
Buse çok düşündüm dünden sonra ve bir karar verdim lakin bir kaç şartım olacak.Bana Rüya’yı unut demeyeceksin ve unutmamı da beklemeyeceksin ben unutamam sen unutturursun yahut onun boşluğunu doldurursun,unutmaki o benim kalbimde hep yaşayacak,bu hep onu seveceğim anlamına gelmez ama onu da unutamam yaşanmışlık ve büyük bir kayıp var ortada sende biliyorsun,bunları kabul ediyorsan bu şekilde beni yine seversen seveceksen olur,birlikte olabiliriz şayet olmaz dersen anlarım seni sakın beni düşünme,üzülür diye kendine göre karar ver cevabını bekliyorum dedi ve sustu.

CAM OLMADAN KIRILMAYI,
SALLANMADAN YIKILMAYI ÖĞRETTİ BİZE,
SEVDİKLERİMİZ…

Buse biraz düşündükten sonra cevap verdi,ben seni her halinle sevmeye hazırım şayet sende beni seveceksen,tek taraflı sevgi bana zarar verir yeni yaralar açar bende,bende yeni yaralar almak istemiyorum dedi anlayışlı bir tavırla.
Genç tamamdı kararlar verilmişti,artık Buse ve genç bir ilişkiye başlamışlardı,ikiside yaralıydı ikiside acı çekmişti ve ikisinin de sevilmeye ihtiyacı vardı.Oradan ayrıldılar,Buse evine genç ise kuzenlerinin yanına gitmişti,yüzü azda olsa gülüyor daha doğrusu artık fazla üzülmüyordu,bunu gören kuzenleri nedenini sordular,genç de anlattı herkes bu duruma sevinmişti lakin kısa sürecekti Buse ile birliktelikleri çünkü büyük kuzen Kenan bizim genci birşey konuşmak için çağırmıştı yanına.
Kenan lafa girdi,Gürcistan’da bir iş almıştı ama yarım kalmıştı iş,bir aylık bir iş kalmıştı ve bu işi yapmaları gerekiyordu.Genç tamam dedi ne zaman gideceğiz diye de sordu.Kenan zamanı tam belli değil ama bir haftaya gideriz dedi,gencin İstanbula dönüp Rüya ve arkadaşlarıyla vedalaşması,pasaportunu falan alması gerekiyordu.Sonraki güne iki kişilik bilet aldı İstanbul için,biletlerin bitanesi Buse içindi birlikte gideceklerdi,genç hemen buseyi aradı ve anlaştılar sonraki gün İstanbula gidiyordular.İkiside valizleri hazırlayıp sabah saat 10:00 civarlarında havalimanına geldiler ve oradan da İstanbula gittiler.

KIRILMAK MI ?
EN SAĞLAM YERİMDEN KIRDILAR…

Uçaktan indikten sonra onları almaya gencin arkadaşı Kaan geldi ikisini bir görünce heyecanlandı,Buse’yi evine bıraktıktan sonra gence dönüp Trabzon’da ne olduğunu sordu.
Genç tam olarak anlatmadı ama artık birlikte olduklarını söyledi,Kaan heyecanla önce gencin evine oradan da arkadaşlarının yanına sürdü,genç gelmeden haberi gelmişti zaten,herkes hayırlı olsun falan diyordu gencin iyice siniri bozulmuştu ama bişey dememişti kimseye.Biraz sohbet muhabbetten sonra Kaan genci eve bıraktı,genç duş alıp üzerini değişti önce doktorun yanına gitti olanları anlattı sonra Rüya’nın mezarına gelip dua ettikten sonra olan biteni Rüya’ya anlattı.”Canım papatyam nasılsın bu gün,gelemedim bir haftadır yanına özledin mi beni? Ben seni çok özledim be bitanem,bir hafta sonra Gürcistan’a gideceğim bir ay yokum yanında üzülme emi ben gelecem yine yanına.Papatyam kızmazsan sana bişey söyleyecem,ben birisiyle sevgili oldum galiba,korkma dokunmadım ona dokunamam da zaten koklamadım onu sen benim ilk ve son kokladığım papatyasın.Sana çok benziyor canım benim ama tam seviyormuyum onu bende bilmiyorum,zamanla oda belli olacak.Kızdın dimi bana daha sen gideli bir sene oldu hemen birini buldum diye kızıyorsun değil mi.Kızma bana nolur affet nolur…” dedi

BEN SENİ BİR ÖMÜR BEKLERDİM DE,
SENİN ÖMRÜN YETMEDİ BE SEVDİĞİM,
BANA GELMEYE…

Mezarlıktan ayrılıp eve doğru giderken telefonu çaldı,arayan Kaan dı akşam oturalım mı falan demişti,genç kabul etti yer ve saati bana mesaj atarsınız gelirim dedi.
Akşam saat 20:00 da pendikte bir kafede oturacaklardı,genç hazırlandı ve evden çıktı kafaye gidiyordu,o sırada ise Kaan ve diğer arkadaşlar Buse’yi de çağırmış çiçek falan yaptırmışlardı gencin adına.Genç,kafeye gelmişti Kaan’ı aradı ve nerde olduklarını öğrendi onlar henüz gelmemişlerdi,genç içeriye girdi rezerve edilen masaya oturmuştu ama masada bir buket gül vardı kimin di acaba diye düşünürken,kafeye Buse de gelmişti ve o da o masaya doğru gidiyordu genç buseyi farkedince olay çözülmeye başlıyordu yavaştan.Her şey Kaan’ın başının altından çıkmıştı,Buse çiçekleri görüp heyecanladı ve çok sevindi,masaya oturdu ama gözlerinde ki ışık göz kamaştırıcı derecede parlıyordu,çok sevinmişti ama genç gerçekleri söyledi,bu çiçekleri oun almadığını herşeyin Kaanın başının altından çıktığını söyledi Buse’ye,hayal kırıklığına uğramıştı Buse ama belli etmiyordu,genç anlamıştı ama hemen telefondan çiçek siparişi verdi.Henüz konuşmaya başlamışlardı ki Kaan ve diğer arkadaşlar kafeye gelmişlerdi ve gencin masasının arkasındaki masaya oturmuşlardı.O sırada gencin sipariş verdiği çiçekler de gelmişti,çiçekleri alıp Buse’ye verdi genç ve bunlarda benim sana aldıklarım dedi ama bişey farketti.

BİR GÜN SENDE SEVERSİN DİYE BEKLEDİM,
SENDEN HERGÜN BAŞKASINI DİNLEYEREK…

Buse devamlı arkadaki masaya bakıp bakıp duruyordu,gelen çiçeklere tepki bile vermemişti genç fazla önemsemedi ve Buse ile konuşmaya devam etti ama artık iyice Buse’nin bu umursamaz tavrı sinirini bozmaya başlamıştı gencin,Kaan ve arkadaşları da masaya çağırdı ve hep beraber konuşmaya başladılar güldüler eğlendiler,tabiki bizim genç her zamanki gibi yarım bir gülüş ve ağır tavrıyla ortamı bozuyordu.Genç farketmişti bunu müsade istedi arkadaşlardan ve Buse’yle kalkmaya karar verdi ama Buse kalkmıyordu kalmak için ısrar ediyordu,gençte dayanamayıp izin verdi kalmasına ve oradan ayrıldı eve gidip dinlendi.
Sonra ki gün geç saatlere kadar evden çıkmadı,doktor randevusu da yoktu evde kendi başına takıldı resim falan yaptı saat 16:00 gibi evden çıkıp bi sahil yürüyüşü yapmak istedi ama önce mezarlığa uğradı dua okudu biraz Rüya ile konuştu ve sahile geçti.Ağır adımlarla yürürken Buse’nin boylarında aynı renk şal takan bir hanımefendi çarptı gözüne ama fazla dikkat etmedi ve geçti gitti yanından.Akşam eve geldi,demlenmeyi düşünüyordu ki telefonu çaldı arayan Buse’ydi,açtı telefonu.Buse biraz oturalım mı dedi senin orda evin nasıl yiyeceğin falan varmı,kirli çamaşırın falan varmı bi bakayım dedi,daha genç cevap vermeden telefonu kapatıp yola çıktı evin adresini Kaan’dan almıştı.

SEVMEK DOKUNMAK DEĞİLDİR,
BİR GÜN SENDE BİR KELEBEK SEVERSEN,
ANLARSIN BENİ…

Yarım saat sonra evin kapısı çalındı gelen Buse’ydi,genç çay demlemişti oturdu birer çay içtiler muhabbet ettiler.Sonra Buse evin her köşesine bakmaya başladı,bulaşık vardı birkaç parça onları yıkadı dolapların tozunu falan aldı,gencin çamaşırlarını makineye attı ve oturma odasına geçti.Oda da bir raf vardı ve o rafta gencin şarap şişeleri duruyordu,mutfağa gidip iki kadeh alıp geldi.Genç içmek istemedi Buse’ye de izin vermedi ama Buse dinlemedi ve bir kadeh doldurup içti,belkide hayatında ilk defa içiyordu şarap çarpıştı Buse’yi.gencin yanına geldi ve göğsüne yattı iyice sapıtmıştı,genci öpmeye kalktı genç geri çekildi ve olmaz dedi,dokunamam sana sende bana yapma bunu lütfen dedi.Buse bozulmuştu gence beni evime götür demişti ama genç bu vaziyette onu evine götüremezdi ona içerde bir oda ayarladı ve orda yatırıp kendisi de odasına geçip kapıyı kilitledi.Sabah olmuştu genç erkenden kalkıp kahvaltı hazırlamış Buse’ye sesleniyordu ama Buse’nin sesi gencin odasından geliyordu.Genç sinirlenmişti odaya gidip burada ne arıyorsun diye çıkıştı,bu odaya kimse giremez sen dahil deyip dışarı çıkarmıştı odadan ve mutfağa götürmüştü,kahvaltı yaparken Buse sessizdi ama uzun sürmedi.Odandaki gelinlik onun mu ? dedi neden yıkamadın onu hala deyip genci iyice sinir etmişti.Genç ağzını açmadı bile kahvaltıdan sonra Buse’yi evine bıraktı ve eve döndü.

GECE KALKAR ÜSTÜNÜ ÖRTERDİM,
ŞİMDİ TOPRAĞINA SARILMAK NİYE…

İyice sinirleri bozulan genç düşünmeye başladı,acaba doğru mu yapıyordu Buse ile ilişki yaşayarak.Gençte biliyordu Buse’nin kötü bir amacının olmadığını ama söylediği ve yapığı şeyler canını sıkmıştı gencin.
Buseyi araıp dün için özür diledi ve neden öyle davrandığını açıkladı,o sırada Kaan genci arayıp ne olduğunu sormuştu,genç hiçbirşey anlatmadı ve telefonu kapadı.Bir kaç gün böyle devam etti Buse ile buluşmadılar sadece sosyal medya üzerinden konuştular,genç dışarı da çıkmıyordu ihtiyacı olmadıkça.Bir haftanın sonunda genç Gürcistan için hazırlandı ve akşam yola çıkacaklardı,son kez Buse’ye veda edip arkadaşlarıyla vedalaşıp gidecekti.Hepsini bir araya topladı ve hepsiyle vedalaştı Buse’den tekrar özür diledi ve sarıldı,Buse de üzgün olduğunu belirtti yapmaması gereken şeyler yaptığının farkındaydı.Genç bir ay yokum arkadaşlar buralar size emanet,Buse size emanet iyi bakın ona dedi ve Buse’ye dönüp evde balkondaki papatyam da sana emanet,ona iyi bak suyunu eksik etme güneş görecek yere koy hava soğursa içeriye alırsın,ona çok iyi bak o benim için çok önemli çok değerli dedi.Artık gitme vakti gelmişti son kez Rüya’nın yanına gidip oradan da kuzeni Kenan ile yola çıkacaklardı.
Mezarlığa gelmişti sevdiğine veda ediyordu ayrılık ne kadar zor olsada.

GEL BE KADIN,
SEN YILDIZLARI,BEN KİRPİKLERİNİ
SAYAYIM GİDERSİN SONRA…

Papatyam ben bu gün gidiyorum bir ay boyunca yanına gelemeyeceğim şimdiden affet beni sevdiğim.Korkma papatyamıza iyi bakacak birine bıraktım onu,suyunu sevgisini eksik etmeyeceğinden şüphem yok.Seni çok özleyeceğim,biliyorum sende beni özleyeceksin ama geleceğim merak etme dedi ve ona bir şiir ile veda etti.

GİDİYORUM
Sen bu şiiri okurken,ben çok uzaklarda olacağım,
Artık,ne adımı duyacaksın laf arası,
Nede telefonların çalacak,bir gece yarısı.
Gözlerini,maviş gözlerini sana,
Beni bir köşe başına bırakıp,gideceğim bu şehirden.
Artık saatim yanlızlığı,takvimler sensizliği gösteriyor bana,
Elden ne gelir sevdam,gülüşler ıssız gidişler sessiz olunca
Ne haddimeydi benim sevmek,dersini aldı bu yürek,
Bir daha boyundan büyük denizlere,asılmaz kürek.

Kuzen kenan ve genç havaalanına gelmişlerdi uçaklarına binip gideceklerdi,uçağın hazırlanmasını beklerken biraz sohbet ettiler.Uçak hazırdı ve yolcular için anons gelmişti,yavaştan kalkıp uçağa binmek için ilerlediler,biraz heyecanlıydı genç bilmediği bir ülkeye gidecekti,uçağa bindiler ve yolculuk başladı.Uçak Gürcistan’ın tiflis şehrine inecekti ve oradan bir araba bizimkileri alıp Bakuriani’ye getirecekti.
İki saat falan süren yolculuk bitmişti sonunda,uçaktan inip onları bekleyen araca bindiler oradan da Bakuriani’ye gittiler,daha geceydi eve geçip yerleştiler ve uyudular sonraki gün için.
Sabah saat oranın saati ile 08:30 civarında kalktılar,kahvaltı edeceklerdi ama kahvaltı için hiçbirşey yoktu evde daha doğrusu vardı ama Müslüman oldukları için yiyemiyorlardı.
Genç çay demlemek istedi ama çayda yoktu,aslında vardı da bildiği çaylardan değildi “Mariam” yazıyordu çayın üzerine,ne olursa olsun içecekti çünkü çay içmeden güne başlayamazdı.Çayı demledi Kenan’ı kaldırdı birlikte çay içip keşif için dışarıya çıktılar çalışacakları yere gideceklerdi,ortamı etrafı tanıyacaklardı ama onlara bir araç gerekliydi.Biraz dolaştılar kahvaltılık birşeyler almak için avm’leri gezdiler ama herşey Gürcüce ve Rusça’ydı,gençte rusça ve gürcüce yoktu Kenan Rusça biliyordu,daha önce çalışmıştı Rusya da,bu onların işine yaradı.

ÖYLE KIRACAKLAR Kİ,
RUHUN BİLE ACIYACAK AMA SESİN DAHİ ÇIKMAYACAK…

Yiyecek içecek ve ekmek alabilmişlerdi ama orada Türk parası işe yaramıyordu nakit ödemelrde,bu yüzden paraların hepsini Lare’ye çevirdiler,biraz daha dolaştıktan sonra kahvaltı için tekrar eve döndüler.Güzel bir kahvaltının ardından,biraz da çalışacakları yeri görmek istediler,Valeri diye bir adamı aradı Kenan ve Türkçe olarak gelip bizi almasını istedi,kapıya bitane araba gelmişti BMW E46 ve araba bizi buraya getiren arabaydı şöförü de aynıydı,meğer Valeri oymuş bizim işin ortaklarından birisiydi Azerbaycan kökenli,Türkçe biliyordu ve yıllarca da Türkiye’de çalışmıştı.Böylelikle çalışacakları yere de gitmişlerdi,arabadan iner inmez genç bir sigara yaktı,hava çok güzeldi sıcaklık -12 dereceydi ama çok güzel bir güneş vardı,ortalık cıvıl cıvıldı söylediklerini anlamadığımız onca kişi vardı etrafta.Genç sigaranın izmaritini yere attı ve üzerine bastı oysa yerler zaten kardı yangın riski yoktu ki,tam o sırada Valeri abi ne yapıyorsun diye çıkıştı,burada yerlere çöp atamazsın cezası var 7,15 Lare deyince genç şaşırdı ve izmariti yerden alıp çöpe attı.
Bu arada Lare denilen Gürcü parası TL’ye çevrildiğinde
1 Lare =2,65 TL ediyordu.
Yani Gürcülerin parası da bizimkinden değerliydi anladığımız kadarıyla.
Neyse fazla takılmaya gerek yok bu konulara.

GÖZ YAŞLARIN BİLE KORKUYOR AKMAYA,
KİM KIRDI SENİ BU KADAR…

Genç çalışacakları yeri görmüştü soğuktu hava ve öyle de kalacaktı,Bakuriani şehri küçük fazla gelişmemiş sadece kayak ve tatil turizmi yapılan bir yerdi,nüfusu azdı ve yerli fazla yoktu nüfusun yüzde sekseni Ruslardan oluşuyordu,çalışacakları yeri gödükten sonra eve döndüler çünkü yapılacak fazla bişey yoktu şehirde,birtek kayak yapabilirlerdi oda bizimkilerin yapacağı birşey değildi.
Kayağı bizimkiler bir naylon parçasının üzerine oturarak yapmayı bilen kişilerdi,Trabzonun köyünde büyüyen bir çocuk snowboard yapacak değildi ya.
Eve gelmişlerdi genç şimdiden özlemişti Rüya’yı,arayıp hal hatır sormak istedi Buse’yi hemde evin,papatyasının durumunu öğrenmek için ama Bakuriani de oparatörler çalışmıyordu,arayamadı kimseyi ve canı sıkıldı buna bir çözüm bulmaları lazım dı,yeni bir Gürcü hattı çıkarmaya karar verdiler Kenan ile birlikte Beline servisine gidip birer hat aldılar pasaportları üzerine sonra eve döndüler.Yarın iş başı yapacaklardı hatlar açılana kadar dinlendi daha doğrusu zaman öldürdüler.Akşam üzeri hatlar açılmıştı genç Buseyi aradı, nasıl olduğunu sordu biraz konuştular sonra papatyasının durumunu sordu Buse’ye,biraz daha konuştular ama arkadan devamlı sesler geliyordu iyi anlaşamıyorlardı ve telefonu kapattılar.Genç düşünmeye başladı sesleri,Özlem ve Kaanın seslerini duymuştu sanki.

KAHVEYİ DE MEZE ETTİLER YALANLARINA,
KIRK YIL HATIR DEDİLER İÇTİK,
KIRK SATIR YAZSAK GELMEYECEKLERLE…

Yanlış duymuştur diye Buse’ye birşey dememişti sonra Kaanı aradı birazda onunla konuştular,Kaana nerde olduğunu sordu genç.
Kaan kafedeyiz kardeşim Özlem burda yenge de bizle ama az önce onu biri aradı masadan kalkıp gitti,senmiydin o niye benide aradın,yenge sana bizle olduğunu söylemedi mi ordan konuşurduk dedi.Genç;yok söylemedi bende sormadım zaten,dikkat edin Buse’yi eve bırakın kafeden kalkınca,arakarkadaşlara selam söyle dedi ve kapattı.
Genç bir iki bardak çay içtikten sonra yatmaya gitti,sabah iş başı edeceklerdi.Genç ve Kenanın işleri inşaat’tı Kenan daha önceden de burdaydı ama yıl başından sonra dönmüştü.Neden bitirmeden dönmüştü niye bu kadar bekledikten sonra tekrar buraya gelmişlerdi,burada ki ekip nerdeydi neden sadece ikisi vardı,gencin hiçbirşeyden haberi yoktu ama burada büyük olaylar dönmüştü ve bu olaylardan genç hariç herkesin haberi vardı.
Sabah olmuştu genç kalkıp kahvaltıyı hazırlamak için mutfağa inecekti ki mutfaktan sesler duydu,hırsızdır diye ses çıkarmadan eline bir sopa alıp yavaşça indi merdivenleri,bride ne görsün mutfakta birtane kadın vardı ve kahvaltı hazırlıyordu.

KİMSE SAHİP OLABİLECEĞİ BİRŞEYİN
HAYALİNİ KURMAZ ZATEN…

Şaşkınlıktan ne yapacağını şaşıran genç tekrar yukarı çıkıp Kenan’ı kaldırmıştı birlikte mutfağa indiler.Kenan kadınla gayet iyi konuşuyor gülüyorlardı.
Genç hiçbirşey anlamıyordu tabiki her zaman olduğu gibi,Rusça konuşuyorlardı Kenan ile kadın.
Genç Kenan’a dönüp bu kim ne işi var burda dedi,Kenan gülerek oğlum o bu evin sahibi Megi,oda burda yaşıyor bizimle bize kahvaltı hazırlamak istemiş dedi.Genç yemeklere bi uzak baktı,Kenan ye oğlum ye Megi neyi yiyip yemediğimizi biliyor sorun yok dedi ve üçü kahvaltı yapmaya başladılar,genç Kenan’a burda ne oldu iş niye yarım kaldı,burda ki ekip nerede,niye Türkiye’de o kadar kaldıktan sonra tekrar geldik buraya,ne oldu anlatsana dedi.
Kenan hiç saklamadan uzatmadan konuya girdi,benim bir ortağım vardı burda onla çalışıyorduk,birlikte yapıyorduk bu inşaatları ekibimiz falan vardı,bir gün ortağım eve geldi kaşı ve dudağı patlamıştı burda Türkleri fazla sevmezler,benim ortak bir gece kulübüne takılıyordu burda,ordan bir kadınla konuşmaya başlamıştı,kadınla bir gün buluştular aralarında cinsel bir yakınlaşma oldu ve bunlar sık görüşmeye başladı,gene kulübe gitmişti benim ortak o akşam çok içmiş sarhoş olmuştu,kadın benim ortağın parasını çalıp hesabı da ona bırakıp kaçmıştı,ortağın cebinde yüklü bir miktar vardı.

HİÇBİR YERDE PARÇASI OLMAYAN
BİR EKSİĞİM VAR…

Çalışanların ödeneğini almıştı akşam üzeri de ödeme yapacaktı yani aşşağı yukarı 12.000 bin dolar falan para vardı cüzdanında.İşte kaşı gözü patladığı gece o geceydi hesabı ödeyemeyince dövmüş atmışlardı dışarıya,buraya geldi ne oldu falan dedim anlatmadı başta,sonradan anlattı olayı bana,polise gittik şikayetçi olduk kadından gece kulübünden ama bi işe yaramayacağını ikimizde biliyorduk.Benim ortak rahat durmadı gitti kadını buldu,hakaret falan etti zorla tutup götürmeye çalıştı,kavga falan çıktı orada da dayak yedi ama bu kez baya ağırdı durumu hastaneye götürdük pansuman falan yaptılar.Aradan bir kaç gün geçmişti ki ortak yine bir yerlere gitmeye başladı ama eve sağlam geldiği için problem yapmadım,sürekle telefonla konuşuyordu bazen bağrışları inşaata duyuluyordu.Yılbaşı gecesi buna bir telefon geldi açtı biraz konuştu ve geliyorum deyip çıkıp gitti,nereye gittiğinden haberimiz yoktu sonra arabasının plakasından araştırdık işte 4 saatlik yol çekip Sarp sınır kapısına gitmişti sonra da bir saile arabayı çekiyor orda da hikaye bitiyor zaten.
O gece gidiyor kimle görüşüyor,ne için gidiyor bilmiyoruz,sabah olunca kalktım baktım evde yok aradım ulaşılmıyordu,polise haber verdim plakasını verdim.
Aracı Batum’da sahilde yanmış bir şekilde bulmuşlar,ortak içindeyken aracı yakmışlar,kim,niye,nasıl yapmış bilmiyoruz ortağı orda yakarak öldürmüşler.

SENDEN DAHA İYİLERİNE LAYIK OLDUĞUMU
BENDE BİLİYORDUM…

Bu yüzden burda ki iş yarım kaldı işte,ekip parayı alamayınca gitti, bende bu olaydan sonra başka ekip bulamadım öyle dönmek zorunda kaldım Türkiye’ye dedi Kenan. Duyduklarından sonra kanı donmuştu gencin,ağzını açıpta bir kelime diyemedi daha kahvaltıyı yapıp işe gitmek için kalktılar.Yolda genç dayanamayıp Kenan’a katilleri buldunuz mu kimmiş diye sordu,Kenan kafasını iki yana sallayarak hayır dedi.
Suçlular,katiller bullunamamıştı tüm Gürcü ve Türk polisler bu esrarengiz ölümü araştırıyorlardı ama hiçbir kanıt yoktu ortada yada vardı ama karartılıyordu.Genç ve Kenan inşaata gelmişlerdi,iş başı yapmak için projeyi bekliyordular,Ermeni kökenli Sano projeyi getirecekti.Biraz zaman geçirdiler orada ve sonrasında Sano geldi,projeye bakıp bi kopyasını alıp işe başladılar.Yapılacak olan iş onyedi daireli 3 blok villaların içinde her daireye bir tuvalet-bayon duvarı örülecek ve çatıları kapatılacaktı,bu işi sadece ikisi bir ayda Gürcistan’ın şartlarında bitirmeleri imkansızdı çünkü hava -20 derece civarındaydı ve binalar bir arada değildi.Biraz çalıştıktan sonra eve döndüler,oturup planlama yapmaya başladılar,iki kişi bir ayda bitiremezlerdi bu işi ve Türkiye’den birkaç kişi daha getirmeye karar verdiler.Elemanlar gelene kadar yapabildiklerini yaptılar.

KIRDIĞINIZ YERDEN KIRILIN DEMEYECEĞİM,
BEN DAYANDIM SİZ DAYANAMAZSINIZ…

Elemanlar otobüs ile Trabzon’dan Haşuri’ye kadar gelmişlerdi oradan Bakuriani’ye araç yoktu bu yüzden Kenan ve genç onları almaya gittiler Haşuri’ye.Elemanları Bakuriani’ye getirmişlerdi eve yerleşecek sonraki gün iş başı yapacaklardı.
Yerleşme işlemi bitmiş sonraki gün olmuştu,hava sıcaklığı -28 dereceydi,hava soğuktu ama çalışmak zorundaydılar,elemanların ikisi duvar harcı yapacak diğer ikisi de piriket taşıyacaklardı duvarın yapılacağı daireye.İş bölümü yapılmış işe başlanmıştı,o gün dört dairenin duvar işi bitmişti, akşam oranın saati ile 18:00 da işi bırakıp eve gelmişlerdi soğuktan elleri tutmuyor ayakları acıyordu herkesin.Genç akşam yemeği için sıcak bir çorba pişirdi birde patates yemeği yapmıştı,yemeği yiyip herkes yatmaya gitmişti çok yorulmuşlardı,genç ile Kenan ise oturmuş plan yapıyorlardı işi yetiştirmek ve elemanları mağdur etmemek için,onlarda yorgundu ama yapacak birşey yoktu,planlama bittikten sonra onlarda dinlenmek üzere odalarına çekildiler.Sabah saat 07:00 de işbaşı yapıp akşam saat 18:00 da işi bırakıyorlardı,böyle böyle duvar işi bitmek üzereydi,her gün yoruluyorlardı ve her gün genç eve döndüklerinde o yorgunlukla bide yemek yapıyordu,bazen Megi’de yardım ediyordu gence birlikte yapıyorlardı yemekleri,bu sayede gençte biraz biraz Rusça öğrenmeye başlamıştı Megi ile konuşa konuşa geliştiriyordu dilini.

BEKLE GELECEĞİM DEDİĞİN YERDE,
BEN HALA SENİ BEKLİYORUM…

Yirmi iki gün sonunda duvar işi bitmiş çatılara başlamışlardı hava git gide soğuyor dayanılmaz bir hal alıyordu,bazen öyle soğuk oluyordu ki arabayı çalıştırıp işe bile gidemiyorlardı.
Bir gün sabah işe gitmek için yine kalktılar ama Kenan ve bir eleman baya üşütmüş hasta olmuşlardı,genç elemana izin verdi yatması için ve Kenan’a da bu gün gelme sen yat dinlen elemanlarla yaparım ben çatıyı deyip evden çıktılar.Sabah ayazı dereceler -26 yı gösteriyordu arabayı zarzor çalıştırıp yola çıktılar ama yollar çok kayıyordu,gece ayaz etmiş yollar donmuştu sokaklarda onlardan başka kimse yoktu.İnşaata doğru giderken bir kavşaktan dönüp dik bir rampa çıkıyorlardı ve her sabah o kavşakta tuzlama yapılıyordu ama bu sabah kimse yoktu orada,genç tuzlama yapılmıştır diye kavşağa normal hızla girdi yarım tur dönüp rampaya tırmanacaklardı.Kavşağa girmesiyle arabanın kayması bir oldu kavşağı kayarak dönüyorlardı fakat tuzlama yapılmadığı için lastikler zemine tutunamıyordu,genç kontrölü kaybetmemek için çok uğraştı ama başaramadı,kontrölü kaybetmiş hemen yolun yanındaki boş araziye yuvarlanmıştı araç,tepetakla duran araçtan hiçkimse çıkmaya çalışmıyordu etraftaki market ve fırın sahipleri ambulansa ve polise haber vermişlerdi ama hiçbiri aracın yanına gitmiyordu,araç benzinliydi yanma riski vardı ve araçta LPG tankı da vardı patlayabilirdi de.

YAŞAMAK
BAZEN IZDIRAPTIR RUHLARA…

Olay yerine ambulans ve polis gelmişti,araçta alevlenme yoktu hemen hızlı bir şekilde kaza yerine gelip hemen araçtan genci ve elemanları çıkarmaya başladılar.Ölü veya ağır yaralı yoktu ama sarsıntının etkisiyle bilinçleri kapanmıştı,araçtan çıkarıp ambulansa taşındılar ve en yakın hastaneye götürdüler.Ambulansta oksijen takviyesi ardından genç uyanmıştı,hastaneye geldiklerinde genci muayene ettiler bir kaç küçük kırığı ve hafif sıyrıkları vardı,elemanlardan birtanesinin kolu kırılmıştı diğerlerinin durumu iyiydi hafif sıyrıkları vardı.Muayene sonrası polisler ifade almak üzere genci aldılar tecüman eşliğinde ifade verdi genç yolun tuzlanmadığını söyledi ama çalışmaya gittiklerini söylemedi.
Kolu kırık elemanın kolunu ameliyat edip alçıya aldılar ve taburcu ettiler,genç elemanları alıp hastaneden çıkıyordu ki bir görevli yanına gelip kağıt verdi gence,kağıtta tedavi ücreti yazıyordu 1200 Lare.Genç kağıdı alıp çıktı şantiyeye gittiler kolu kırık eleman şantiyede oturdu diğerleri yine çalışmaya başladılar.Akşam işi biraz geç bıraktılar hava kararmak üzereydi saat 20.00 de işi bırakıp eve gitmek için Sano’yu çağırdı genç,bir blok bitmişti tamamen ama o gün yaşadıkları olay onlara maddi ve manevi açıdan kötü gelmişti.Sano gelmişti,eve doğru yola çıktılar evin orda indi Sano’ya teşekkür ettiler eve girdiklerinde elemanlar odalarına gitti genç ise mutfakta oturdu ve Kenan’a seslendi.

BEN UNUTTUM SANMIŞTIM,
MEĞER ALIŞMIŞIM…

Megi mutfağa gelmiş,gencin halini görünce şaşırmıştı,ne olduğunu sordu o sırada Kenan da gelmişti anlattı sabah ki olayı Kenan da Megi’ye anlattı.Megi gence bakıp dua etti,tabiki kendi inancına göre,Kenan boşver fazla kafana takma böyle küçük şeyleri,herşey geçer herşey halledilir dedi.
O akşam geç geldikleri için yemeği Megi yapmıştı,yemeği yediler ve yatıp dinlendiler.Genç uzun zamandır iş yüzünden vakit bulupta arayamamıştı Buse’yi,aramak istedi ama aradığı numaraya ulaşılamıyordu,Kaan’ı aradı ona da ulaşılamıyordu sonra Özlemi aradı o da telefona bakmıyordu.Kötü düşünmedi düşünmek istemedi çünkü bir kayıp daha kaldıramazdı,kendi kendini birşey olmamıştır,şarjı bitmiştir,bana sinirlenmiştir trip atıyordur falan diye kandırıyordu.
Kimseye ulaşamayınca yapacak başka birşey bulamayıp uyudu,yarın yine çalışacaklardı dinlenmesi lazımdı,sabah saat 07:30 da Sano gelip alacaktı onları,oradan gidip hastaneye borçlarını ödeyecek şantiyeye geçeceklerdi.Sabah olmuştu kahvaltıyı yapıp Sano ile yola çıktılar hastane işini halledip şantiyeye geçtiler,kullandıkları arabanın bakımı yapılmış ve şantiyeye getirilmişti,masrafı belediye yani Gürcistan’da ne diyorlar bilmem ama şehir yönetimi karşılamıştı.Gencin içine bir ferahlık gelmişti,işe başlamak için iyi bir motivasyon olmuştu.Bu arada kolu kırık elemanı uçakla Trabzon’a göndermek için,Valeri havaalanına bırakmıştı.

BİR KERE SARILSAN,
HERŞEY GEÇECEK GİBİYDİ ASLINDA…

İş az kalmıştı bitmek üzereydi,eleman eksikliği problem olmazdı kalan elemanlarla son hız çatılara devam ettiler,iki bloğun çatı iskeletini bitireceklerdi bu gün ona göre çalıştılar.İş çıkışı sürekli değişiyordu ,bu gün saat 19:30 civarında işi bırakmış eve dönmüşlerdi,iki üç güne işi bitirip Türkiye’ye döneceklerdi,geri dönmek için sabırsızlanıyordu genç.Rüya’yı ve Buse’yi çok özlemişti ve artık buseyi de sevmeye başlamıştı daha doğrusu ona güvenmişti artık sevebilirdi,sürekli mesajlaşıyorlardı Buse ile konuşuyor güzel sözler söylüyorlardı birbirlerine,Buse de genci özlediğini söylüyordu sürekli,genç akşam tekrar aramak istedi Buse’yi bu kez telefon çalıyordu ve Buse telefonu açmıştı biraz özlem giderdikten sonra genç dün telefonuna neden ulaşılmadığını sordu Buse’ye.
Buse;şarjım bitmişti dedi ve ekledi Kaan’ın da şarjı bitmişti çünkü onla konuşuyorduk şarjımız bitmeden önce sana bir süpriz planlıyoruz dedi.
Gencin içine su serpilmişti adeta,korktuğu gelmemişti başına bişey olmamıştı Buse ve Kaan’a,genç kapatmak için vedalaşırken,Buse ne zaman geleceğini sordu,genç belli değil daha,bir kaç güne geliriz dedi ve kapattılar telefonu.
Gençte Buse’ye süpriz yapmak istemişti aslında,üç gün sonra İstanbul’da olacaktı bir aksilik olmadıkça.

BEN KİMSEYİ SEVEMEDİM,
KİMSE DE SEVİLMİYOR ZATEN SENİN GİBİ…

Telefon konuşmasından sonra genç mutlu bir şekilde uykuya dalmıştı,ama az sonra tekrar uyandı,içinde bir huzursuzluk vardı ve huzursuzluğun kaynağı da içindeki merakıydı.Buse’ye papatyasının durumunu sormayı unutmuştu ve kendine öok kızıyordu bu yüzden,hemen Buse’yi aradı ama”aradığınız numara şuanda başkasıyla konuşuyor”sesini duydu ve kapattı telefonu o gece gözüne uyku girmedi,sabah mutfağa inip kahvaltıyı hazırladı,kahvaltı yaptılar ve işe gittiler,çatıların saclarını monte edeceklerdi hızlıca çalışmaya başladılar.Öğle yemeğinde Buse’yi arayıp paptyasının durumunu öğrendi,papatyası iyiydi bu haber moralini düzeltmişti.Hızlıca çatıları kapatmaya başladılar tekrardan,yoruluyorlardı ama işi bitirmek zorundaydılar,akşam geç saatlere kadar çalışmaya devam ettiler.Bir kaç güne işi bitirmişlerdi son kontrölleri yapıp ödemelerini aldılar ve hazırlanmaya başladılar Türkiye’ye dönmek için,elemanların parasını verip otobüsle Trabzon’a gönderdiler,sonraki günde onlar yola çıkacaklardı,uçak biletlerini almışlardı saat 14:00 ye son hazırlıkları yapıp havaalanına doğru yola çıktılar Valeri ile.
Havaalanında Valeri ile vedalaşıp helalleşip uçağa bindiler ve yolculuk başladı iki küsür saat sonra İstanbul’a ineceklerdi.

GÖZLERİME İYİ BAK,
MECBUREN YAŞAMAK NEDİR ANLARSIN…

İstanbul Sabiha Gökçen Havaalanına inmiş oradan herkes evlerine dağılmıştı.
Genç eve doğru giderken yoldan bir buket çiçek almıştı,eve gidip üzerini değişip duş aldıktan sonra Buse ile buluşacaktı süpriz yapacaktı ona.Eve gelmişti kapıyı açıp içeriye girdi ama evde birisi vardı,odasının ışkları açıktı ve içerden sesler geliyordu,Buse temizlik yapıyordur diye düşündü ve süprizi bozulmasın diye ses çıkarmadı,ağır ve sessiz adımlarla odaya doğru yürüdü ve yavaşça kapıyı açtı.
Aldığı çiçek elinden yere düştü şok olmuştu gördüğü manzara karşısında,çiçeğin yere düşme sesiyle irkildiler ve karşılarında genci gördüler.Genç gördüğü manzara karşısında ne yapacağını şaşırdı,kendi odasında Rüya’nın yatamadığı o yatakta Buse yatıyordu ve Kaan’da içerideydi ikiside çıplaktı.
Buse genci kendi evinde kendi yatağında arkadaşı Kaan ile aldatıyordu,Kaan korkmuştu ne yapacağını şaşırmış üzerini birşeylerle kapatmaya çalışıyordu.Buse ise genci tanıyordu,genç ikisini de öldürebilirdi ve kaçacak hiçbir yerleri yoktu beşinci katta oturuyordu genç,ikiside korkmuş ikiside üzerlerini kapatmaya çalışıyordu ama en çokta gencin ne yapacağını merak ediyorlardı çünkü ikiside genci tanıyordu ve ikisi de korkuyordu.Genç içeriye,mutfağa geçip orada oturdu ve bomboş bir bakışla gözlerini odasının kapısına çevirmişti.

SEN HİÇ GÖSÜNE SAPLI BİR BIÇAKLA,
NEFES ALDIN MI ?
ACI VERİYOR AMA O ACIYLA
YAŞAMAK ZORUNDASIN…

Düşünmüyor,konuşmuyor,hareket dahi etmiyordu.
Buse ve Kaan üzerlerini giymiş odadan çıkıyorlardı,Buse şaşkındı ama korkuyordu,korka korka titrek sesle herşeyi açıklayabilirim dedi.Kaan ise arkasını duvara vermiş gencin gözlerine bakamıyor başını önüne eğmiş duruyordu.
Genç birden konuşmaya başladı,hani ben giderken papatyamı sana emanet etmiştim ya,o nerde durumu nasıl onu bana getir dedi Buse’ye.Buse koşar adımlarla balkonda duran papatyayı getirdi ve masanın üzerine koydu.
Papatya solmuş kurumuştu,ben sana papatyama iyi bak onu susuz sevgisiz bırakma güneş aldığına emin ol dedim sen ona bile bakamamışsın dedi genç.
Buse;suyunu eksik etmedim,güneş alan yere koydum,soğuk oldu içeriye aldım ama kurudu niye kurudu ki dedi.
Sevgi,sen ona sevgini vermemişsin bana vermediğin gibi ona da sevgini vermemişsi,sevmemişsin onu ondan solmuş,ben zaten solmuştum o yüzden ben sana ona iyi bak dedim bana iyi bakamazdın zaten bakamadın da solmuş bir çiçeği geri getiremezsin,ben bunu sevdiğimi kaybettiğim zaman anladım dedi genç ve ekledi ben size ulaşamadığım akşam sizi kaybettim sandım.Ben kaybetmekten korkarken sizi,zevkten kendinizi kaybederken buldum,hayatın adaleti de bu işte.

YAĞMURLA YAĞIYOR ŞEHRİN HER YANINA,
ŞİMDİ KORKMADAN AĞLAYABİLİRİM…

Kaan bir köşede korku içinde duruyorken genç ona dönüp, korkma benim sevdiklerimi elimden hep hayat aldı bişey yapamadım,bitanede sen aldın bütün hıncımı senden çıkaracak değilim korkma ama bidaha gözüme görünme sakın hayata tahammülüm kalmamış,yaşamaktan bıkmışım zaten bidaha çıkarsan karşıma seni öldürürüm arkama bile bakmam dedi.
Ben hayata,adalete,sevgiye ve aşka zaten güvenmiyordum ki en güvendiğim sizdiniz,teşekkür ederim sizede insanın en çok ta güvendiği yerden darbe yiyeceğini kırılacağını öğrettiniz bana.
Siz benim papatyamı soldurdunuz sahte sevginiz,yalan dostluğunuz ile Rabbim güneş göstermesin bahçenize,şimdi kaybol gözümün önünden bir daha karşıma çıkma sakın.
Yıkık bir evin duvarları arasına dikilmiş papatyalar gibiyiz biz sevenler,yeşermeye,yeniden çiçek açmaya umudumuz yoktu zaten.
Nasıl da uyuttun beni,nasıl da kandırdın beni,ölü birisini öldüremezsin ama ben hasta bir adam gibiydim, nasıl kıydın bana ,nasıl sessizce öldürdün beni, gerçi sende haklısın.
Hangi katil bağıra bağıra cinayet işlemiş ki…ne diyeyim.
Buse sen sonunu bilmediğim bir hikayeydin benim için,seni seviyorum diye başlayıp,senden nefret ediyorum diye biten bir hikaye.Ben ise heyecanla o hikayeyi okuyan çocuk işte iyi kandırdın beni.

BİR ZAMANLAR BAŞROL OLDUĞUN HAYATIMDA,
ARTIK DEKOR BİLE OLAMAZSIN…

Sen beni öptüğün zaman geri çekildim diye mi yaptın bunu,ben sıcak bir yatak peşinde değildim ben sıcak bir yürek arıyordum sadece,sen bunu bana çok gördün.
Şimdi hayattan bir şarkı istiyorum sadece “Acırım heder olan o güzel yıllara…”desin.
Yoksa hiç gülmedim diye mi yaptın bunu bana?Bana gülmeyi öğretmediler ki Buse,ben gülenleri sahnelerde,gülmeyi sahtelerle hallettim,sahte gülüşler acı verir insana.
Buse ben senin canın yanmasın diye,bazen sana bakmadım bile gözlerimdeki özlemi görür üzülürsün diye,sırf sen yanma diye çayını hep ılık yaptım,sırf sen üzülme diye ben tek başıma kaç kere ağladım geceleri,ben yurtdışındayken kaza yaptım sırf sen üzülme diye sana söylemedim.Sen ne yaptın ben canın yanmasın diye uğraşırken sen gittin ağlaya ağlaya bozdurdun kendini,sen üzülme diye şuan bile sana bişey demiyorum kalbin kırılmasın diye,ben yeniden yıkılmayı göze aldım.Sen yanma diye uğraştım ben,sen ise beni yaktın.
Sana sadece şunu söyleyebilirim…
Eğer sahipsen sevebilirsin,sahipsen özleyebilirsin,sahipsen senindir.Ben sana hiç sahip olamadım ki,şimdi kim sana sahipse onun yanına git defol… dedi ve sustu genç.
Buse ağlaya ağlaya çıktı gitti evden,genç sinirliydi ama onlara bişey yapmaya bile değmeyeceğini biliyordu.

HANİ MİSKET OYNARDIK YA SENİNLE,
HEP YENERDİN BENİ.
BEN O GÜN BAŞLAMIŞTIM İŞTE,
SANA BİLE BİLE YENİLMEYE…

Evde tek başına kalmıştı yapayanlız,solmuş papatyası ile başbaşa.Adım dahi atmak istemiyordu o kirli evde,nefes almak bile acı veriyordu ona,sevip değer verdiği güvendiği insanın nefes nefese kaldığı o evde.Öylece hareketsiz kaldı oturduğu o masada herşeyden tiksiniyordu sonra aklına Rüya’nın gelinliği geldi onun bu kirli evdekirlenmesine göz yumamadı ama o odaya girmek istemiyordu.O sırada telefonu çaldı,istanbula geldiğini duyan Özlem arıyordu,telefonu açtı ve nerde olduğunu sordu Özlem’e ve eve çağırıp telefonu kapattı.Özlem gelmişti hemen yakınlardaydı,daha doğrusu zaten oraya geliyordu,kapı yarım açıktı kapıya tıklattı ve içeriye girdi,genci o vaziyette görünce anlamıştı olayları öğrendiğini,gencin yanına gelip oturdu ve öğrendin mi? diye sordu.Genç papatyamı soldurmuşlar,senin haberin varmıydı bunlardan dedi.
Özlem;üzgünüm,sen gittikten sonra bir kaç akşam birlikte buluştuk sonrasında onlar başbaşa çok buluştular,nedenini sorduğumuz zaman ise sana süpriz hazırladıklarını söylediler ve Kaan bize Gökdeniz onu bana emanet etti dedi,biz nerden bilebilirdik ki böyle olduğunu,olacağını.
Genç;içerde şu oda da gördüm onları,o oda bizim odamızdı Rüya ile daha biz birlikte yatamamıştık o oda da,onlar ise kirlettiler benim yıllardır temiz tuttuğum hiçkimseyi sokmadığım odamızı.

BEN SENİ KAYBETMEKTEN KORKARKEN,
SEN ZEVKTEN KENDİNİ KAYBETMİŞSİN…

Orada bir tane gelinlik var onu bana getirirmisin,ben bu evde daha fazla hareket etmek istemiyorum,yerlere basmaya bile tiksiniyorum dedi Özlem’e.
Özlem gidip gelinliği getirdi ve sordu.
Peki ne yapmayı düşünüyorsun?
Genç bu evde daha fazla duramam,bu gün otelde kalırım
yarın Trabzon’a döneceğim zaten,ben bu şehire fazla geliyorum galiba,her seferinde mutluluğumu yarım bırakıyor git buradan artık der gibi.
Gelinliği ve solmuş papatyasını da alıp çıktılar evden,genç arabasını satıp bir otele yerleşti ve yarın için Trabzon otobüs bileti aldı.Otobüsle gidecekti biraz kafa dağıtmak için,kötü günlerinde kendini iyi hissetmediği günlerde hep otobüs yolculuğu yapardı,terapi gibi geliyordu ona.Otelde iyice daralan genç dertleşebileceği birini aradı ama kimseye güvenemiyordu artık,kalemini ve defterini çıkardı yine sustuklarını anlatacaktı kağıtlara.
İnsan bazen kağıtlara anlatır,kimseye anlatamadıklarını,avazı çıktığı kadar yazar,boğazları kanayana kadar kağıtlara bağırır,en çok ağlamak istediği zamanda başını yasladığı sevgilisi ve dostu olur kağıtlar insanın…

DOST KAZIĞI

Tutacak elim yokidi,el aradım,
Düştüm bir,dermansız derde,
Yoldaş olacak,yar aradım.
Seneler geçdi de,geçmedi gönül yaram,
Kanayan yarama,merhem aradım.
Yapayanlız kaldım,koca dünyada,
Dost olacak,insan aradım,
Düştüm bir sevda eline,
Kırdı gitti şu yüreğimi,yar bildikleri.,
Dosta sığınam dedim,karagünümde,
En büyük kazığı,attı gitti dost bildiklerim.
Ne yar bildiklerim,ne dost bildiklerim,
Bana dermanidi,gözümle göremediklerim…

KOMŞU ÇOCUĞU

Bir mum ışığının gölgesinde sevmiştim seni,
Öyle yürekten,körü körüne,
Korka korka sevdim seni.
Bir kelebek misali,dokunursam,ölürsün korkusuyla,
Dokunamadan öylece,düşlerimde sevdim seni.
Bir çocuğun,en sevdiği oyuncağını sevmesi gibi,
Zarar görme diye,sadece uzaktan sevdim seni.
Herkesten sakladım seni,kimse görsün istemedim.
Hep bir komşu çocuğu vardır,en sevdiğin oyuncağı kıran.
Ne kadar saklasam da,çok güzeldin,o da sevdi seni,
Ben dokunmaya kıyamazken,o kırdı…

AŞK OYUNU

Artık,anlayamıyorum Nalan,
Neden geldin,niye gidiyorsun,
Yaralarını sardım,sevdim üzmedim,
Neden yoksun şimdi,hepsi bir oyunmuydu.
Aşk oyunu dedikleri,bu muydu?
Benim hiç oyuncağım olmadı ki,
Ben oyun oynamasını bilmem Nalan.
Oyunun,iki kişiyle oynandığını,
Aşkın,tek kişiyle olduğunu,sende öğrendim ben.
Ben sevdim,siz oynadınız.
Aşk,oyunmuydu ki be Nalan.

Saat gece 03:00 civarındaydı kalemini bırakıp bir sigara daha yaktı ve İstanbul’a şöyle bi baktı ve “Ben yaşamayı başaramayan,yaşamak zorunda olan bir ölüyüm.” dedi ve ekledi “Sessizce çeker giderim ben İstanbul…,yaşarken beni duymayanları cenazemle rahatsız etmem.”ama “sorarlarsa şayet nasıl bilirdiniz diye,bildiğimiz gibi bırakmadık deyin olurmu.”deyip bitirdi.
Hafif bir müzik açıp sabah olmasını bekledi (Dokunmayın Çok Fenayım)…
Sabah olmuştu bir kaç kişiyle vedalaşıp ardından gidecekti bu şehirden,otelden ayrıldı ve Dilan hanımın yanına gitti kapının önünde baya bekledikten sonra kapıyı çaldı ve içeriye girdi.İlk bir kaç dakika yüzüne bile bakamadı Dilan hanımın,sessizce oturdu öylece sonra Dilan hanıma dönüp ben gidiyorum dedi.Uzun bir zaman Trabzon’da olacağım bir daha belki görüşürüz belki görüşemeyiz,helallik almaya geldim ama önce anlatacaklarım var dedi.
Dilan hanım içeriye gidip bir kağıt getirdi ve önce bunu oku ondan sonra anlatırsın,benim sana hakkım helaldir oğlum dedi.
Rüya yazmıştı mektubu,babasının ölümünden sonra yazmıştı ama gence verememişti üzülür diye.Dilan hanım oğlum bu mektubu sana daha önce vermem gerekiyordu ama biliyorsun ki odasına giremiyordum,geçen hafta odasına girdiğimde çekmecesinde buldum sana yazmış.
Genç mektubu okumaya başladı…
“sevdiğim birtanem bu mektubu sana yazarken çok ağladım ama yazmam gerekiyordu,bu gün babamı sonsuzluğa uğurladık,anladım ki dünyada ölüm var ve ne zaman geleceği belli değil,biliyorum sen bu mektubu okurken ağlayacaksın ve ben silmek için yanında olamayacağım ama unutma sen demiştin bunu bana insan uzaktan dokunmadan da sevebilir, ben hep senin yanında olacağım ama sen beni görmeyeceksin.
Hepimiz bir gün öleceğiz sevdiğim ya ben senden önce ya sen benden önce ama bizi ölüm bile ayıramayacak ben hep seni seveceğim ama sen beni hep sevme şayet ben senden önce ölürsem karalar bağlayıp başkasını sevmekten korkma olurmu ben hep senin sevdiğin her yürekten seni seveceğim.Beni unut demiyorum biliyorum çünkü unutamazsın ben olsam bende unutamazdım seni.Başkasını sev başkasıyla evlen yuva kur mutlu ol sana tattıramadığım mutluluğu başka yüreklerde tat ama beni asla unutma bensizliğe alış,benden bahsetme seni sevenlere,bahsedersen korkarlar seni sevmeye yahut canını yakarlar benim olduğum yaradan.Beni nasıl sevdiysen seni benim gibi seven herkesi de öyle sev,korkma sevmeye korkarsan canın yanar ama seni benden az seven olursa onu sevme kıskanırım canım yanar.

Papatyamıza iyi bak solmasın ama korkma solarsa çünkü oda benim gibi bir gün solacak,mezarıma gel orada senin için büyüttüğüm bir papatya var onu al ve diğerinin yerine dik toprağından ayırma onu bir avuçta toprak al üzerimden.
Elveda sevdiğim elveda papatyaları sevem iyi kalpli güzel adam seni çok seviyorum ve sana birşey bıraktım bu mektubun yanında olacak,onu hep yanında taşı özlediğin zaman bak ona kokla onu,ben gelirim yanına kokum gelir yanına,bilirim çok özledin beni bende seni özledim,ben sana kokumu bırakıyorum sende bana birşey bırak gidersen bu şehirden,yüreğinden öpüyorum sevdiğim.
Genç ağlıyordu,Dilan hanım içerden yazmaya sarılı bir tutam saç getirdi,Rüya’nın saçıydı onun gibi kokuyordu ve hala ipek gibiydi.Genç Dilan hanıma dönüp anne ben bir yanlış yaptım,Rüya’dan sonra başka birisini sevmeye çalıştım,annem ben kızını bitanecik sevdiğimi aldattım,beni affetme,bana hakkını helal etme anacım.Nasıl yaptım bilmiyorum…
Derken Dilan hanım girdi araya,seveceksin tabiki oğlum seveceksin Rüya’da öyle istemiş bak,korkma oğlum sevmeye sev yuva kur,bilirim sen öldürmezsin içinde kızımı ona hep orda iyi bakacaksın biliyorum,sev sevmek güzeldir ama sakın seni kızımdan az seven birini sevme oğlum,üzmesinler seni yakmasınlar canını zin verme kimseye dedi ve sustu vedalaşıp helalleştiler,genç mezarlığa gitmek için müsade istedi.
Mezarlığa gelince ağlamaya,başladı mektubu tekrar okudu ve Rüya’ya birkez daha aşık oldu orada.Mezarın üzerindeki papatyayı alıp saksıya dikti ve mezarından bir avuç ta toprak attı üzerine.Ayrılacaklardı,ayrılmak öyle zor geliyordu ki gence bıraksalar çıkarıp mezarından yanında götürecekti.Elini cebine attı ve düğün günü seçtikleri yüzüklerin içinde isimleri yazan alyansı gömdü mezarın içine diğerini de kendisi taktı.Sevdiğiyle vedalaşıp oradan zor da olsa ayrıldı ve doktorunun yanına gitti,hastaneye değil Ortaköy’de bir kafeye,orada oturup biraz konuştular son yaşadıklarını anlattı ona doktor bile şaşkınlıktan sen nasıl bir insansın,nasıl dayanıyorsun bunca şeye,hala dimdik durmayı nasıl başarıyorsun dedi gence.
Genç;doktor hanım “eğer gölgende mutlu olan insanlar varsa,dalından bir çocuğun salıncağı asılmışsa,yapraklarının arasında bir kuş yuva yapmışsa,yıkılamazsın ayakta durmak zorundasın artık meyve vermesende” dedi ve öylece ikisi de Ortaköy’den boğaza doğru daldı gittiler.Saat ilerlemişti,gencin gitme vakti gelişti doktoruyla vedalaştı ve koca çınar öylece oradan ağır adımlarla gidiverdi herşeyi arkasında bırakarak.

DİKENLERİ ÖPECEĞİZ,GÜLLERDE ŞAŞIRACAK….

Otogara gelmişti,otobüs perona girip 15 dakika bekledikten sonra hareket edecekti,genç bir banka oturmuş otobüsün kalkmasını bekliyordu,o sırada otogarda bir ses ona sesleniyordu.Gelen Özlem’di,koşarak gencin yanına geldi,sarıldı ve kendine iyi bak habersiz bırakma bizi,yüzün gülsün biraz bak ben hep yanındayım dedi ve veda etti.Genç otobüse bindi ve koltuğuna oturdu,otobüs hareket etmeye başladı artık İstanbulu arkasında bırakmak üzereydi.
Kulaklıklarını takıp kafasını otobüsün camına yasladı,uzun uzun İstanbul’u seyre daldı.O şekilde baya bi gittikten sonra Bolu’da mola verdi otobüs,inip ihitiyaçlarını giderdi bir iki dal sigara içip tekrar otobüse bindi,yerine geçip otobüsün kalkmasını bekledi.Tekrar hareket etmeye başladılar,genç Samsun’a kadar otobüsten inmeyecekti,mola da aldığı yastığa koydu kafasını,taktı kulaklıklarını ve yolculuğun keyfini sürmeye başladı.Zaman zaman yanına gelen muavinin onu dürtmesi ile uyanıyordu ve sonra tekrar dalıyordu uykuya,böyle böyle Adapazarı,Çankırı,Çorum derken Samsun’a yaklaştılar.Samsun da bir mola daha verdiler saat sabah 05:30 civarındaydı,güneş doğmak üzereydi,ihtiyaçlarını giderdi yine bir iki dal sigara içip otobüse geri bindi ve yolculuğun tadını çıkarmaya devam etti.Genç için son durak Trabzon’du,sabah saat 08:30 – 09:00 civarında inecekti.

HUZURU UMUD EDEN BİR GÜN SÜKUDA VARIRI,
NE HİKMETTİR BİLİNMEZ,
SÖZ SÖZ İLE DANS EDERİKEN,SÜKUD SADECE İZLEYEN KALIR…

Ordu,Giresun derken Trabzon’a giriş yapmışlardı, Beşikdüzü’nden gidiyorlardı,otogar Değermendere’deydi oraya kadar genç uyanık kalmaya karar verdi,güneş doğmuş denizin üzerinde muhteşem bir manzara vardı.Otogara kadar o manzarayı seyrederek geldi,şehir yavaş yavaş canlanmaya başlıyordu,İstanbul gibi değildi Trabzon gece hayatı fazla canlı olmazdı.Otogara gelmek üzereydiler Moloz’dan geçip Çömlekçi tüneline girmişlerdi oradan da Değermendere’ye sapacaklardı,Trabzon limanında hareketlenmeler başlamış dolmuşlar yolcuları getiriyordu Çömlekçi’ye,Taşbaşı’nın esnafları dükkanlarını açmış çaylarını içiyordu.Otobüs te otogara gelmişti bu sırada,perona yanaştı ve yolcular inmeye başladı,gençte ağır adımlarla iniyordu otobüsten,sanki Trabzon gelenleri selamlıyordu kuş sesleriyle,korna sesleri ile,simitçiler karşılamaya gelmiş gibiydiler otogarın önünde simitlerini satıp sıcak sohbetler ediyorlardı insanlarla.Genç otogardan çıkıp dolmuşa bindi ve havaalanına gitti,araba alana kadar idarelik birtane araç kiraladı ve köyün yolunu tuttu.
Kendini rahat hissettiği yere Yomra’nın Maden Köyüne gidiyordu,orada Şelale Cafe & Restorant’ta şelaleye karşı muhteşem bir kahvaltı yapacak evine çıkacaktı.

YÜREĞİN HASRET,
ARASINDA ÇİÇEKLER AÇMIŞ DÖRT DUVARA.
GÖZLERİN MECBUR KALMIŞKEN MANZARAYA.

Köye gelmişti ve şimdiden içi huzur dolmuştu,Şelale Cafe & Restorant’a gelmişti,güzel yöresel bir şarkı çalıyordu ve içeriden çok güzel Guymak kokusu geliyordu,içeriye girdi ve selam verdi,güler yüzlü neşeli ve enerjik çalışanlar selamı alıp hoşbeş ettiler.Hemen şelaleye karşı kahvaltısı hazırlandı semaver çayı demlendi,şimdi sıra keyifli bir kahvaltıdaydı.Bakmayın böyle ahım şahım anlatmama çok güzel bir yer ve çok da uygun maddi açıdan,her bütçeye hitap eden hizmeti var.
Kahvaltısını yapıp hesabı ödeyen genç artık eve çıkabilirdi,15 dakika daha yol gittikten sonra evine geldi.
Yerleşme işlemi bittikten sonra kendine bir yorgunluk kahvesi yaptı ve yeşil manzaraya karşı kahvesini yudumladı.
Koltuğuna oturup başından geçenleri düşündü son yaşadıklarını ve bundan sonra yaşayacaklarını,nerede yanlış yapmıştı,kime güvenmeliydi ki ayçiçeği’nin bile güneşe döndüğü bu dünyada.Papatyasını koydu masanın bir ucuna ve Rüya’nın yadığı mektubu çıkarıp tekrar okuduktan sonra,papatyasına dönüp onunla Rüya ile konuşur gibi konuşmaya başladı.

Güzel sevdiğim,birtanem neden onca şey bizim başımıza geldi? Neden en mutlu günümüzde ayırdı bizi kader yahut neden ben senin yokluğuna alışamadım,çok sevdiğim bir yazarın da söylediği gibi oluyordu insan sevmeye kişinin yokluğundan başlarmış,o yüzden midir seni böyle tutarsızca sevişlerim.Özdemir Ashaf’ın da dediği gibi insan hep uzakta olanı seviyor,kavuşmak şart değil ki sevgiye,ne kadar uzaksa o kadar güzel seviliyor-seviyor insan.
Birtanem sen gittikten sonra bir çok kişi bana,yine sevmem gerektiğini söyledi,başkasını sevmeliymişim ve mektubunda sende aynısını söylüyorsun ama tanıdığım kimse senin gibi hak etmiyor ki sevilmeyi,onlar hep bir adım ilerisindeler,sevgi değil aşk istiyorlar,oysa aşk yüzüğü taktıktan sonra başlıyor kimse bunu farkında değil.Aslında farkındalar ama onlar aşkı yaşamak için yüzük takmayı imza atmayı beklemiyorlar ki,yüce Allah (cc) çok açık ve net şekilde söylüyor aşkın nikahsız olanı günahtır diye,yani daha doğrusu iki karşı cins tenin birbirine aşk ile dokunmasının zina olduğunu ve bunun da günah olduğunu söylüyor,ben o yüzden seni hiç öpmedim,sana dokunabilmem için benim olman gerekiyordu ve sen benim olacağın gün alındın benden,ben seni çok seviyordum ama galiba nasip değilmiş güzelim.Allah (cc) insanı sevdikleri ile sınarmış ve hiçbir kuluna taşıyamayacağı yük vermezmiş,ben tam bittim derken Rabbim yettim dedi.
Şimdi soruyorlar bana bunca şeye nasıl dayandın,nasıl dayanıyorsun diye,bende bu cevabı veriyorum,Rabbim vermişse bu derdi çileyi bana elbet dayanacak güç te ihsan eylemiştir.Beni bu acılarla yaşamaya mahkum eden Rabbimin elbet vardır bir güzel vaadi ben o vaad için dayanıyorum,bide eğer insanlar neden hala yıkılmadığınızı merak ediyorlarsa,ya yıkılmanızı bekleyenlerdendirler yahut yıkılmak üzeredirler ve size düşen görev de burada,yıkılmanızı bekleyenlere hala ayakta olduğunuzu,yıkılmak üzere olanlara da nasıl dayandığınızı göstermektir.Ben öyle yapıyorum,evet benimde dayanamayacak seviyeye geldiğim oluyor ama ben o zamanlarda derdime ortak ediyorum kağıtları,onlar verdiğiniz sırrı tutuyor ve hep yanınızda oluyorlar,noktası virgülüne dinliyorlar sizi bir ömür saklamak üzere.
Birtanem ben bu gün karar verdim,sen hep ölümsüz olmak istiyordun ya,ben seni ölümsüz yapacağım güzelim,bedenini değil belki ama adını ölümsüz yapacağım ben ölsem bile senin adını yaşatacağım kurban olduğum.
Kitabın adı “Siyah Papatya” olacak,neden Siyah Papatya dersen,sen benim koklamaya kıyamadığım papatyam’dın ve koklayamadan soldun gittin,tenin papatya’nın yaprakları gibi bembeyaz’dı,saçlarının papatyanın merkezi gibi sapsarıydı ve bir papatya kadar zarif ve narindin.
Sen ölünce sevdiğim, benim papatyam da soldu,sen gittikten sonra dünyanın bütün renkleri siyaha döndü,papatyalar renklerini senden alıyorlardı sanki güzelim,sen gittikten sonra tüm papatyalar renklerini kaybetti.Herşeyin siyah-beyaz olduğu bu dünyada sende benim Siyah Papatyam olarak kaldın.Ben hala seviyorum papatyaları ama sen gittikten sonra dokunamadım hiçbir papatyaya,koklayamadım doyasıya sadece öyle uzaktan sevebildim dedi.
O sırada telefonu çaldı,arayan İstanbul’daki psikoloğuydu,hem hal hatır sormak için aramıştı hemde Trabzon’da bir psikolog arkadaşına,genç ile ilgilenmesini söylemiş randevu almıştı onu haber etmek istemişti.Genç,doktor hanımın bu düşüncesi için teşekkür etmişti ve randevu saatini gününü öğrenmişti,randevu sonraki gün saat 10:00 daydı.Genç telefonu kapattıktan sonra gidip biraz dinlendi,yol yormuştu genci ne kadar uyumuş olsada düşünceleri yormuştu onu,biraz dinlenmesi lazımdı.Uyumadan önce teleonuna baktı biraz,twitter da güncel haberlere ve olaylara bakıyordu ki,karşısına şöyle bir haber çıktı “Ölmek İstemiyorum” “EMİNE BULUT” yazıyordu,biraz araştırdıktan sonra,canice katledildiğini gördü,kan beynine sıçramıştı sinirden eli ayağı titriyordu,bir insan neden sevdiği kadına kıyardı ki ? Sevmiyorsa neden birlikte bir yola çıkardı ki ? aklı almıyordu bir türlü,oda sevmişti ama böyle değildi.
Rüya’nın saçının teli kırılsa,gencin içi parçalanırdı ama diğer insanlar tam tersine sevdiği kadını canice katledebiliyordu,bunu anlayamıyordu bir türlü.İnsanlar kadını el üstünde tutmak gerektiğini yanlış anlamışlardı,tabutta değil manevi olaraktı cümle.Bide şu “seven öldürür sevdiğini” lafı var ya,genci deli ediyordu bu laf,seven sevdiğini öldürmez yaşaması için elinden geleni yapardı.
Genç çok insan tanıyordu elinden tutulmadığı için kötü yollara düşen değil bak,itilen kadınlar,çocuklar,genç delikanlılar,insanların olabildiğince ellerinden tutmak gerekiyordu.Ancak şöyle de birşey vardı ki,her uzatılan el dost eli değildi,insanlar o ele muhtaç olduğu için kötü şekilde de kullanılıyor o yardım eli denilen el,örneğin bir zamanlar babası tarafından tecavüze uğrayan küçük kız çocuğunun hikayesini anlatayım size.Baba denilen şerefsiz küçük kız çocuğana tecavüz ediyor,çocuğun canı yanıyor ama nasıl tepki vereceğini bilmediği için,birde bunu yapan şerefsiz en güvendiği kişi babası olduğu için sesini çıkarmıyor.Yıllar sonra yaşadığı bu olayın farkına varıyor,annesine anlatıyor inanmıyor anne ve kızı suçluyor 17 yaşında da evlendirmeye karar veriyorlar birisiyle onu o şekilde kabul ettiğini iddia eden birisiyle evlendiriliyor.

Aylar yıllar geçiyor fakat genç kız ilk aylardan sonra,hakaretler suçlamalar dayaklar işkenceler görüyor koca evinde,fakat çıkıp gidebileceği bir baba evi ana kucağı yoktu çünkü evden gelin olarak çıkarken babası ona bu eve cenazen gelir,bu evden gelinlik ile çıktın bu eve kefeninle dönersin demişti.Zavallı kızın gidecek hiçbir yeri olmadığı için onca şeye katlanmak zorunda kalıyordu ve git gide şiddeti artıyordu,dayağın,hakaretlerin hatta istek dışında zorla sahip olmaya başlamıştı kocası ona yani bi nevi tecavüz ediyordu karısına,zorla farklı şekillerde cinsel ilişkiye zorluyor istemeyince de işkence ve dayakla yapıyordu.Bunlara dayanacak gücü kalmamıştı kızcağazın ama yapabilecek hiçbirşeyi yoktu.Bir gece kocası eve iki arkadaşı ile sarhoş bi şekide geldiler ve birşeyler yiyip öyle oturmaya başladılar,kızın kocası yatmaya gitti ve arkadaşlarına iyi hizmet etmesini istedi karısından,çok sarhoştular kız masayı toplarken adamın arkadaşları kızı taciz etmeye başladılar,laf attılar küfürlü sözler söylediler hatta ileri gidip bedenen de taciz etmeye başladılar,kız rahatsız oluyor mutfaktan çıkmak istemiyordu fakat adamın arkadaşları mutfağa gelmiş kızı sıkıştırıyorlardı.Kız çığlık atıyordu fakat sarhoş olan kocası duymuyordu,alkolün etkisiyle kendilerini kaybeden gençler kızı orada taciz ettiler karşı koyunca kız sert bir cisimle kafsına vurup bayılttılar.
Bu durum karşısında ne yapacaklarını şaşıran gençler,sağlıklı düşünemiyorlardı ve yerde baygın yatan kızın hareketsiz bedenine saatlerce tecavüz ettiler,kızın her tarafını sıkarak veya darp ederek morartmışlardı.Kız kendine geldiğinde üzeride bir erkek vardı ve hala tecavüz etmeye devam ediyordu kıza,bağırdı çığlık attı ama kocası uyanmıyordu,başına vurup bayılttıkları sert cisim yanında duruyordu.Sert cismi alıp kendine tecavüz eden erkeğin başına vurup bayılttı,diğeri ise çırılçıplak kıza doğru yürüyordu,kız eline ne geldiyse ona fırlatmaya başladı,fırlattığı bardak diğer erkeğin başında kırılmış oda bayılmıştı.Bu kadar şey yaşayan kız sağlıklı düşünemiyordu ve adım dahi atamıyordu saatlerce uğradığı tecavüz ve dayaklardan sonra her tarafı ağırıyor,kadınlık organı kanıyordu.İçeriye gidip üstüne başına birşey alıp o gece o evden kaçtı olabildiğince uzağa gitmeye çalıştı.Abisinin evine gitmişti herşeyi anlattı utana utana,abisi deliye dönmüştü bir hışımla evden çıkıp kardeşinin evine gitti,içeriye girdiğinde gördüğü manzara karşısında şok oldu ve silahını çekip o iki şerefsizi vurdu oradan odalara baktı ve kardeşinin kocası olacak şerefsizi de buldu onu da uykusunda öldürüp çıkıp gitti evden.Kendi evine geldi kardeşine haberi verdi ve gidip polise teslim oldu,kardeşi çok üzülmüştü, yengesi ağlıyordu.

Bir kaç zaman böyle geçti,abisinin karısı ve o aynı evde yaşamaya başladılar,kocasının hapse düşesinden kızcağazı sorumlu tutup ona çemkiriyordu sürekli yengesi.Sonra yengesi annesinin evine döndü ve kızcağaz tek başına kalmaya başladı,iş bulması lazımdı bir barda solist olarak başladı çalışmaya sesiok güzeldi.Bir zaman sonra oradan evi geçindirmeye başladı ve namusuyla para kazanıyordu hiçbir sıkıntı yoktu ama o sıralar barın sahibinin oğlu kıza kafayı takmıştı,kız yüz vermiyor hiç oralı olmuyordu ama gencin ağzı laf yapıyordu ve işide biliyordu,bir kaç haftaya kızın gönlünü çelmeyi başardı dümenden bir evlilik düzenlediler ve genç ile kız evlendiler.Bir kaç hafta genç iyi davrandı kıza ama istediğini elde eden genç daha fazla önemsememeye başladı kızı,artık sokaktaki bir kızdan farkı yoktu bizim kızın.Beklenilen de olmuştu sonunda genç kızdan kurtulmak istiyordu,başka bir masum kızla evlenecekti.Yemek bahanesiyle kızı bir otelin restoranına götürüp orada kızı pavyona satmıştı.Bu hikaye de buraya kadar dı işte güvendiğiniz kişiler sizin hayatınıza iyi yada kötü şekilde yön verir,güvenmeden önce iki kez düşünün.
Bu hikaye bizim gencin çok yakından tanıdığı bir arkadaşının başından geçen,gerçek hayat hikayesiydi.

Genç biraz bu olaylar üzerine düşündükten sonra,gözüne uyku girmemişti ve bu olaylar üzerine birkaç bişey yazmak istedi,belki bir farkındalık oluşturur diye.

KORKUYORUM

Korkuyorum ben sevmekten,sevilmekten,
Gecelerce tecavüzden ve dayak yemekten.
Korkuyorum,gidemiyorum sevmediğim erkekten,
Korkuyorum,kısa eteğimden ve geç olan saatten,
Özgürlüğümden,kadın oluşumdan,
Sebepsizce ve canice,korkuyorum ölmekten.

KADIN HAKLARI

Duyduğum hakaretleri,yediğim dayakları,
Zorla sahip olunduğum,akşamları,
Acıdan kıvranırken,döktüğüm yaşları,
Bayılıp kaldığım,içinde yattığım kanları,
Kimsesiz kaldığım,o kalabalık sokakları,
Kimse görmedi,nerde kadın hakları.
Her gece yediğim,canice dayakları,
Uğradığım,acımasızca tecavüzleri,
Onurumu gururumu inciten,hakaretleri,
Gizlice çaresizce,sana yazdığım satırları,
Kimse görmüyor babam,yediğim dayakları,
Kurtaracak elbet onları,mahkemede taktıkları kıravatları.

Yazdıktan sonra uykuya daldı,yarın yeni bir doktor ile eski defterleri açacaklardı yine.
Sabah olmuştu kalkıp kahvaltısını hazırladı ama bu kez bir farklılık vardı.Kahvaltıyı tek kişilik hazırlamıştı,acaba yavaş yavaş unutmaya mı başlamıştı Rüya’yı,yoksa alışmaya mı başlamıştı bilinmez.Kahvaltısını yaptıktan sonra çayını almış terasa çıkmıştı,yeşiller içindeki manzaraya karşı bir slow karadeniz şarkısı eşliğinde çayını yudumuyordu,köyde herkes sabah namazıyla kalkmış,güneşin ilk ışıklarıyla köy cıvıl cıvıl olmuştu,çocuk sesleri,hayvan sesleri ile birlikte köyde bir tatlı telaşe başlamıştı.İstanbul gibi değildi burası,çocuklar istedikleri gibi bağırıp çağırıp oynuyordu ve kimsenin kimseye bir art niyeti yoktu,kimsenin kimsenin malında da gözü yoktu.Zaten bir yerde çoçukların sesi neşeli ve gür çıkıyorsa orası güvenli ve huzur doludur,bunu bizim genç İstanbul’un sokaklarında öğrenmişti.Çayını bitirdikten sonra,Trabzona doğru yola koyuldu,bu gün yeni doktoru ile ilk randevusuna gidecekti,heyecanlı ve biraz da korku doluydu,eski mazisinin yine canını yakacağı korkusuyla Trabzon’a doğru gitmeye başladı.

HAYAT BU İŞTE,
O BU HAYAT İÇİNDE KURULAN CÜMLENİN
YAZIM HATASI SADECE…

Dokotunun ofisine gelmişti fakat henüz sıra ona gelmemişti,bekleme alanında oturmuş sıranın ona gelmesini bekliyordu.Tam o sırada ofisin çalışalarından bitanesi içerden bir hışımla çıkıp,doktor hanımın papatyası solmuş diye ufak bir telaşa kapılmıştı.Papatyaya sürekli su verip toprağını tazeliyordu çalışan fakat tekrar açmayacaktı genç bunu biliyordu.Hanımefendi,isterseniz fazla uğraşmayın tekrardan yeşermez,papatyalar narin çiçeklerdir bir kere soldumu tekrar açmazlar,deyip bizim gençte konuya müdahil oldu.Bu sözler üzerine çalışan hanım kız şöyle bir soru yöneltti gence.
Ben hiçbirşeyini eksik etmedim,suyunu verdim,güneş alan yere koydum,sürekli toprağını tazeledim ama neden soldu ki ?
Genç hafif bir tebessümle cevapladı.
Papatyanın sahibi kimse,papatyayı onun bakması gerekir çünkü papatyalara diğer çiçeklere yapılan bakımlar yetmez,papatyalar çok narin çiçeklerdir,su-güneş-toprak’tan çok onlara sevgi vermek gerekir,sevilmeyen papatya hiçbir zaman tam olarak açmaz ve erken solar,illaki sevmişsinizdir fakat papatya kimin ise onun sevgisine ihtiyacı vardır papatyanın,insanlar gibi sizin eşinizi başkasının sevmesi ile sizin sevmeniz bir olur mu ki ? dedi genç.
Bu konuşma esnasında sıra gence gelmişti ve doktor genci odasına çağırmak üzere odasından çıkmış,bütün bu konuşmayı duymuştu.

HANGİ ESTETİSYEN
SENİ BANA UNUTTURABİLİR Kİ,
BEN SENİN KİRPİKLERİNİN SAYISINI BİLİRKEN…

Doktor gence odasına gelmesini rica etti ve içeriye girdi,genç yukarı çıktı ve kapıyı tıklayıp odaya girdi,doktor ile tanıştılar doktor hanımın adı Jülide’ydi,daha gençti ailevi olarak maddi durumu iyi olduğu için kendisine ait bir psikiyatri servisi açmıştı,daha yeni mezun olmuştu 22 yaşında çok güzel bir hanımefendiydi.
Jülide hanım gence mesleğini sordu,genç hemşire olduğunu ve ayriyetten modellik yaptığını söyledi.Jülide hanım şaşırmıştı,aşşağıda bekleme alanında ki konuşmadan sonra çiçekçi olmasını bekliyordu.
Genç tebessüm ederek,çiçekçiyim sandınız değilmi,bekleme alanındaki konuşmadan sonra hikayemi bilmeyen kim olsa,aynı şekilde düşünürdü sorun yok dedi.
Jülide hanım ilk olarak papatyalar hakkındaki bu bilgisinin kaynağını sordu gence daha doğrusu dolaylı yoldan hikayesini sormuştu. Genç,papatyalara olan ilgisini sevgisini ve bilgisini anlatmaya başladı.

NEDEN SUSUYORSUN DEDİLER ?
ÖLÜLER KONUŞMAZ DEDİM…

Jülide hanım benim papatyalara karşı bu ilgim sevgim küçük yaşta başladı.Herkes gülleri seviyorken,ben papatyaları severdim,herkes aşkı,sevgiyi güllerle anlatır,ben papatyalar ile anlatırdım.Papatyaların bu kadar narin olduğunu lisede anladım,bi kız seviyordum ama söyleyemiyordum öylece uzaktan dokunmadan sevdim sanki dokunsam,söylesem ona sevdiğimi canı yanacak gibi geliyordu bana,bende öyle uzaktan dokunmadan sevdim.Papatyalar da öyledir,güllerin gövdesi korumalı dikenli ve serttir kollayına dalından koparamaz canını yakamazsın,ama papatyalar öyle değil onu koruyacak hiçbirşeyi yok ve çok narin bir gövdesi vardır,hemen koparır ayırırsın toprağından,çok kolay yanar canı.Sevdiğim kız da öyleydi savunmasız ve çok narindi canı hemen yanardı.Papatyalarla ilgili bilgim ise onu severken oldu,onu sevmek bir papatya yetiştirmek kadar zordu ama bir o kadarda eşsiz ve güzeldi,zoru başarmak her zaman güzel olurdu dedi ve bitirdi.
Jülide hanım,peki ama az önce aşşağıda,papatyamın bir daha açmayacağını söylediniz bunu nasıl öğrendiniz,yani hepsinin bir yaşanmışlığı var ise bununda vardır elbet,dedi.
Genç var tabiki ama ben bunu size anlatıp sizi üzmek istemedim,madem merak ettiniz söyleyeyim.Solan bir papatyanın tekrar açmayacağını öğrendiğim vakit,papatyamın solduğu gündü,sevdiğim kızın vefat ettiği gün dedi ve sustu.
Jülide hanım şok olmuştu,nasıl bir tepki vereceğini şaşırmış,öyle boş boş bakıyordu masasına bırakılan solmuş papatyaya,gözleri dolmuştu ve gence üzgün olduğunu söyledi.
Genç;lütfen üzülmeyin,ben üzüleceğinizi bildiğim için anlatmak istememiştim,başkasının derdi için üzülmeye değecek kadar uzun değil hayat,bu kişi hastanız dahi olsa değmez,lütfen üzülmeyin buraya ilk geldiğimde olduğunuz gibi gülermisiniz dedi.
Jülide hanım çekinerek,ama başka birisini sevmek zorundasınız,hayat böyle geçmez bu şekilde yaşanmaz dedi.
Denemedim mi sanıyorsunuz,denedim birisini sevmek istedim güvendim,ona evimdeki papatyamı emanet ettim,sizinde yaptığınız gibi,sonra yurtdışına çıktım bir aylığına,sürekli aradım,onu sevdiğimi söyledim merak ettiğimi belli ettim.
Bir ayın sonunda döneceğim günü ona haber etmedim süpriz olsun diye,sevinsin istedim bir buket çiçek ve hediye alıp evime gittim,hazırlanıp yanına gidebilmek için ama ne oldu en güvendiğim yerden gene yıkıldım,kendi evimde yatak odamda onu en yakın arkadaşım ile uygunsuz bir şekide yakaladım,hiçbirşey yapmayıp bakonda duran papatyamın yanına gittim,solmuştu işte bu sayede hiçbir zaman sizin olan birşeyi sizin kadar kimse sevemeyeceğini,sizin kadar önemsemeyeceğini öğrendim.
Jülide hanım ikinci şoku da yaşamıştı ama belli etmemeye çalışmıştı,ilk sevdiği kızı nasıl kaybettiğini de sormak istemişti,çekiniyordu ama onu da sormuştu.
Genç onu da anlattı düğün gecesi kaybettiğini,gelinlik ile görmek istediği kadını kefene sardığını da anlatmıştı,Jülide hanım iyice üzülmüştü merak ediyordu nasıl hala dimdik durduğunu,nasıl bu kadar güçlü olduğunu ama soramamıştı.
Genç önceki doktoru sayesinde antremanlıydı bu sorulara Jülide hanım soramamıştı ama genç açıklamıştı.
Şimdi nasıl hala dimdik ve güçlü durduğumu nnasıl dayandığımı merak ediyorsunuz değil mi,önceki doktor hanım da merak etmişti,siz sormadan ben anlatayım.
Jülide hanım”eğer gölgende mutlu olan insanlar varsa,dalından bir çocuğun salıncağı asılmışsa,yapraklarının arasında bir kuş yuva yapmışsa,yıkılamazsın ayakta durmak zorundasın artık meyve vermesende,dallarını kırsalar da,fırtınalı bir gecede yapayanlız kalsanda o fırtınaya tek başına direnip yıkılmamalısın”dedi. Ben böyle duruyorum ayakta,köklerim dahi kurudu ama bir damla su verecek kimsem olmadığı için tek başıma yıkılmadan güçlü durmam gerekiyor ne kadar zor olsada,ne kadar o bir damla suya muhtaç olsam da eğilemem kimsenin önünden,eğilirsem kırılırım ben genç bir ağaç değilim artık dedi.

MEYVE RENGİ İLE,
İNSAN KARAKTERİ İLE OLGUNLAŞIR…

Bu konuşmalar üzerine,daha fazla soru sormak istemedi Jülide hanım,gencin de canı yanmıştı daha anlatamazdı,zaten zaman da doluyordu,vedalaşıp oradan ayrıldı genç,çıkıp tekrardan köyüne gitmek istedi,şehir ona İstanbul’u hatırlatıyordu.
Oradan çıkıp doğru köyüne gitti,o sırada Jülide hanım gencin İstanbulda’ki doktorunu aradı ve herşeyi anlattı ona,nasıl geçtiğini herşeyi.Gencin İstanbul’daki doktoru Jülide hanıma,demek ilk günden seninde yaktı canını yeni hastanın hikayesi,çok acı çekti ona dikkat et ama kendine de
dikkat et,onun hayat hikayesine her yürek dayanamaz,o yaşadı ayakta hala ama bize anlatınca biz bile yıkılıyoruz,anla işte nasıl olduğunu.Sana herşeyi anlatmamış galiba biz birkaç seansta buraya kadar gelmiştik.
Jülide sana bir tio vereyim onun hakkında,o seni senden iyi tanıyor bunu unutma,senin yeni olduğunu ve duygusal olduğunu anladı ve sana özet geçmiş galiba,sırf sen üzülme diye oysa kendisi bunları yaşamış canı yanmış hala daha yanıyorken o seni düşünüyor,tuhaf değilmi çok iyi bir yüreğe sahip değilmi deyip vedalaştılar ve telefonu kapattılar.
Jülide hanım yeni bir papatya almak için dışarıya çıktı,gençte eve gelmek üzereydi neredeyse,bu akşam demlenmeye karar vermişti bir kaç birşey almıştı,gece uzun olacak anlaşılan.

SANA YALAN SÖYLEMİŞLER SEVDİĞİM,
BEN BÜFEYE SENİ GÖRMEYE GİTMİŞTİM…

Genç eve gelmişti saat daha erkendi,şömine için odun aldı ve şömineyi yaktı,içeriye mutfağa gidip kendine bir fincan sade Türk kahvesi yaptı,gelirken de resim defterini ve kalemlerini aldı.Kitabı için kapak tasarımı yapacaktı fakat bir türlü kitaba yoğunlaşamıyordu,bu günkü seans ve papatya olayı hala aklındaydı etkilenmişti.Kapak tasarımı yapmaktan vazgeçmiş ,Rüya’yı remetmeye karar vermişti kahvesinden bir yudum aldı ve çizmeye başladı,hiç zorlanmıyor hiçbir resme de bakmıyordu gerekte yoktu zaten çünkü genç,Rüya’yı kirpiklerinin sayısına kadar ezberlemişti aklından hiç çıkmıyordu ki.Resmi yaptıkça Rüya’nın yüzü belirginleşmeye başlıyordu fakat bu gence iyi gelmiyordu,özlemine özlem katıyor Rüya’ya olan hasreti ağır basıyordu.Bir zaman sonra zaten gözlerinin pusundan kağıdı net görememeye başlamıştı,gözleri dolmuştu yanında olmayan sevdiğinin resmini yapmak ona tekrardan hatırlatıyordu,sevdiğinin geri gelmeyeceğini ve gözünden bir yaş düştü kağıdın üzerine,içi parçalanıyordu kafasını kaldırıp derin bir nefes aldıktan sonra devam etti resme,içi yana yana ağlaya ağlaya yaptı resmi,defterini ve kalemini kaldırıp masayı kurmaya başladı.
Biraz balık almıştı,onları mısır ununa yatırıp kızarttı,güzel bir çoban salata yaptı ve aldığı rakıyı koydu masaya,perdeleri çekti geçti şöminenin karşısına ağır bir müzik eşliğinde (Arap Şükrü:Bu Şehir Beni Boğuyor) başladı demlenmeye.

KALANA MI GİDENE Mİ ZOR DEDİLER,
OTURUP İZLEYENDİM DEDİM,GİDENİ DE KALANI DA…

Köyde kimse onu rahatsız etmezdi,papatyasını da aldı karşısına öyle sabaha kadar demlendiler.Perdeler kapalı olduğu için evin için ışık girmiyordu,sabah olmuştu ama haberi yoktu gencin,telefonun sesi ile irkildi arayan Jülide hanımdı ama bu gün randevusu yoktu gencin,merakla telefonu açtı.Jülide hanım yeni papatya alacaktı ama dün alamamıştı,
genci bu gün birlikte papatya almak için aramıştı,genç geri çeviremedi ve o halde yola çıktı,psikiyatriye uğrayıp Jülide hanımı oradan alacaktı sonra birlikte papatya alacaklardı.
Genç psikiyatriye gelmişti ama Jülide hanım hiçbir yerde yoktu,arabadan indi ve içeriye girdi tam Jülide hanımı soracaktı ki merdivenlerden bir ses geldi”geliyorum” genç merdivenlere döndü ve şaşırdı.
Jülide hanım kısa kırmızı straplez bir elbise giymiş geliyordu,genç hemen gözlerini çevirdi başka yere ve bekledi,Jülide hanım gelmişti genç kapısını açtı ama arka kapıyı açmıştı,Jülide hanım birşey anlamamıştı ama birşey söylemedi ve bindi arabaya.Genç direksiyona geçip nereye gideceklerini sordu,Jülide hanım gence önerebileceği bir çiçekçi olup olmadığını sorunca genç pelitliye doğru sürdü,orada çok sevdiği bir arkadaşı vardı,çiçek onun işiydi oraya gittiler genç yine kapısını açtı Jülide hanımın ve çiçekçiye girdiler.

BİR POKER MASASI GİBİYDİ HAYAT,
HERKES KOZUNA GÖRE HAMLE YAPTI…

Gencin alkolden kafası odun gibi olmuştu ama Jülide hanıma belli etmiyordu,genç arkadaşına seslendi hoşgeldin falan derken biraz ayak üstü konuştular,genç arkadaşına Jülide hanıma en iyi papatyalarını göstermesini istedi.Jülide hanım papatyaları görünce çok şaşırdı bu papatyalar çok daha iyilerdi ve çok daha güzel kokuyorlardı,gencin bu işten anladığına bir kere daha şahit olmuştu ama papatyalardan seçim yapmıyordu.
Genç sebebini sorunca,sen seçermisin dedi Jülide hanım ama genç seçmedi,papatya duygu ile seçilir sevgi ile bakıldığı gibi,siz içinizdeki duygulara göre size en yakın gelen en sevdiğiniz papatyayı seçersiniz,bunu ben yapamam dedi genç.
Jülide hanım sürekli şaşırıyordu,genç çok değişik bir insandı adeta kapalı kutu gibi,her seferinde şaşırtmayı başarıyordu.
Jülide hanım bir tane papatya seçmişti,ödemesini yapıp oradan çıktılar ama Jülide hanım acıktım deyince psikiyatriye gidemediler,genç Trabzon’da bildiği en iyi restoranta götürecekti onu fakat Jülide hanım biraz daha vakit geçirmek istiyordu gençle.Gence bildiği turistik bir yer varmı diye sordu,genç bir kaç yer biliyordu ama oralar çok insan dolu oluyordu ve gencin kafası kaldırmazdı o kadar insanı,sonra aklına Şelale Cafe & Restorant geldi orayı söyledi ama biraz uzak dedi.Jülide hanım da onu istiyordu zaten ne kadar çok vakit geçirirse o kadar iyiydi onun için.

KOCA BİR KARANLIKTA GÖRDÜĞÜM
TEK IŞIKTIN,
KEYFİMDEN DEĞİL TERCİHİM,BENDE ÇARESİZDİM…

Şelale Cafe & Restoranta doğru yola çıktılar,yolda gence neden arkaya oturduğunu sordu,genç net bir tavırla “Jülide hanım üzerinizdeki elbise benim karakterime ters ve bence ikimizin o şekilde yan yana yolculuk etmesi yanlış,ben bu zamana kadar hiçbir kadına dokunmadığım gibi hiçbir kadının ,bana mahrem olan bölgelerine bakmadım hep sakındım dedi.Jülide hanım hemen dur dedi,genç sağa çekip durdu ileride bir butik görmüştü Jülide hanım,hemen inip butiğe gitti ve üzerine uygun uzun ve dekoltesiz bir elbise giyip geldi,ön koltuğa oturup şimdi bir problem varmı dedi.
Bu kez genç şaşırmıştı,yok deyip yola devam etti Şelale Cafe & Restoranta gidene kadar yolda biraz muhabbet ettiler,Jülide hanım kendinden bahsetti ve gencin karakterini çözmeye çalıştı,böyle böyle yol bitiyordu ve sonunda Şelale Cafe & Restoranta gelmişlerdi.Arabadan inip içeriye geçtiler oturup sipariş verdiler,et restorantı olduğu için et ürünleri vardı menüde,köfte siparişi verdikten sonra biraz dışarıya çıkıp etrafı gezmeye başladı Jülide hanım.Siparişler hazır olunca genç,Jülide hanımı çağıdı oturup başbaşa bir yemek yediler, yemek esnasında Jülide hanım,gence burayı nerden bulduğunu sordu,çok güzel bir yerdi ve eti de lezzetliydi,genç burası benim köyüm,ben burada yaşıyordum diyerek cevap verdi.Jülide hanım şaşkındı,yemeklerini yediler birer çay içmek için kalkıp şelaleye karşı çardaklara geçtiler.

BİR ÖMÜR VERDİN,BİR ÖDÜL VERDİ SANA,
SEN ONA AŞKI,O YANIZLIĞI ÖĞRETTİ SANA…

Çayları gelmişti hemen,Jülide hanım çayını yudumlarken genç bir an ona baktı ve çok şaşırdı,kupada çay içiyordu ve kupayı iki eliyle sarmalamıştı,tıpkı Rüya gibi oda böyle içerdi çayı,sonra hemen gözlerini kaçırdı Jülide hanımdan,çayları bitmek üzereyken Jülide hanım gence,evini görebilirmiyim dedi.Genç kırmak istemiyordu ama evin hali malum dün geceden dolayı iyi değildi,o sırada Jülide hanım korkma dün gece içtiğini biliyorum o evin halini de az çok tahmin ediyorum dedi.Genç şaşkındı nasıl anlamıştı diye düşünürken,eve doğru gitmeye başladılar.Eve gelince genç utana sıkıla içeri buyur etti Jülide hanımı,içerisinin hali berbattı,masada rakı bardakları,balık kılçıkları masada duruyordu,kalemi defteri sehpanın üzerindeydi,eşofmanları bir taraftaydı,perdeler kapalı içerisi karanlıktı.Jülide hanım perdeleri açtı içeriyi saran bir duman vardı,camı açtı evde biraz dolanırken,gencin defterini gördü bakabilirmiyim dedikten sonra defteri açtı ve çizimleri gördü,yine şaşırmıştı gencin on parmağında on marifet vardı.Sonra Rüya’nın olduğu sayfaya geldi sayfa ıslaktı,galiba birşey dökmüşsün üzerine dedi,fakat genç birşey değil,gözyaşı onlar deyip kapattı konuyu.Jülide hanım daha üstelemedi ve bir defter daha buldu,onda da gencin şiirleri vardı,artık şaşırmıyordu Jülide hanım alışmaya başlamıştı şaşırmaya.Bir kaçını okumak için izin istedi ve o şiirleri okurken genç kahve yapmaya gitti.
Genç kahveleri getirmişti,kendisine sade Jülide hanıma orta şekerli yapmıştı,kahveler eşliğinde bir kaçtane şiir okudu Jülide hanım…

ÖYLE YORULDUM Kİ

Öyle yoruldum ki…
Onlarca satıra,sığdıramadığım adını,
Telaffuz bile etmek,gelmiyor içimden.
Taş olsa,yeşertirdim senin için,
Artık,toprağa bile küskünüm.
Ne gözyaşları dökmüştüm ardından,
Sessizce çekip giderken sen,
Yağmurun sesine bile,tahammülüm yok artık.
Son bahar rüzgarlarıyla,beklerdim kokunu,
Gülünce kısılan gözlerinin gölgesinde,
İzlerdim güneşin doğuşunu.
Öyle yoruldum ki,gözü karam,
Artık nefes almak gelmiyor içimden…

SEN KOKAR

Sen kokuyor heryer,
Dalından kopmuş bir gül,
İlkbaharın en güzel çiçekleri,
Odamın rutubet tutmuş duvarları,
Gömleklerimin yakaları,
Sen kokuyor sevdiğim,dünyanın her yanı.
Dağlar,sular sen kokar,
Bir tutam saçın var elimde,
Mezarındaki toprak kokan.
Sevdiğim her yer sen kokuyor…

BİR AVUÇ TOPRAK

Aşk tantıçası afrodit’in kıskandığı kadın,
Sni ne çok sevdim,bilirmisin,
Her gece,hayalin ile yatıp,
Geceyi,rüyamdaki sen ile geçirdim.
Her sabaha seninle uyanıp,
Her güne seninle başladım.
Bir kahve söyledim sana,kırk yıl hatırlı
Adınla başlayan şiirler yazdım,dört satırlı.
Yere göğe sığdıramadığım sevdiğim,
Kokun,gülüşün,saçların ve gözlerin,
Artık bir avuç topraktan ibaret…

Şiirleri okuduktan sonra,merakla gözlerini gence çevirdi acaba hala şiirlerde anlattığı gibimiydi.
Üzerinde gömlek vardı ve sürekli kahve içiyor olmalıydı ki kıvamını çok iyi tutturmuştu ama sanki biraz sitemliydi ölen sevdiğine,şiirlerinden öyle anlaşılıyordu gidişine alışamamış ve kabullenememişti.Jülide hanım biraz daha şiir okuduktan sonra,genç saatin geç olduğunu belirtip götürmek istemişti Jülide hanımı fakat Jülide hanım gitmek istemiyordu ama nasıl kalacaktı ki.Biraz daha yakından tanımak istiyordu genci,yavaştan kalkıp giderken aklına bir plan gelmişti Jülide hanımın.Dışarıya çıkarken engebeli arazi yüzünden ayağını burkacak ve kendisini hastaneye götürmesini isteyecekti gençten,öyle de oldu zaten genç Jülide hanımı arabaya bindirip hastaneye götürüyordu ve yol boyunca acıyor mu diye sorup duruyordu.
Jülide hanımın planı tutmuştu,şimdi sıra hastanede müşade altında alınması kalmıştı ve Jülide hanım onu da ayarlamıştı.Hastaneye gelmişlerdi,genç acile kadar tekerlekli sandalye ile taşıdıktan sonra Jülide hanımı,sonucu bekledi o sırada kontröle alınmıştı Jülide hanım,birşeyi yoktu ama özel hastane olduğu için bir akşam müşade altına aldırmıştı kendini Jülide hanım.Odasına yatırıldıktan sonra beklemeye başladı,genç ne yapacak diye.

BAZEN BİRİNİ SEVEBİLMEK İÇİN,
YABANCI OLMAK GEREKİR…

Genç hastaneden gitmedi ama hastanede durmak ta iyi gelmiyordu gence ama Jülide hanımı da yanlız bırakamazdı,eve gitmedi ve o geceyi orada geçirmeye karar verdi.Jülide hanımın durumunu merak ediyordu,odasına girip dosyasına baktı,ayak bileğinde ikinci derece yırtık ve çatlak varmış,iyiyce üzülmüştü Jülide hanıma nasıl olduğunu sormuştu,biraz acıdığını ve hareket ettirirken acıdığını duyunca içi gitmişti gencin.Yanlız bırakmak istemiyordu bir ihtiyacı olur diye ama odada kalması da doğru olmazdı,rahatsız olabilirdi Jülide hanım bu yüzden odasının önünde oturdu ve sabaha kadar orda kaldı.Gece bir kaç kez odasına girip kontröl etmişti Jülide hanımı,üzeri açılmıştı aslında hastane soğuk olmazdı ama iç güdü olmuştu içinde işte,Jülide hanımın üzerini örtüp ayağının duruş açısını kontrol etmişti,bunu gece birkaç kez yaptı sabah olmak üzereydi,genç hala uyumamıştı.Sabah saat 09:00 civarı hemşire geldi bir korumalık getirip ayak bileğine taktı Jülide hanımın ve taburcu etti,Jülide hanımı evine bırakıp birşeye ihtiyacı olup olmadığını sorduktan sonra genç bir otele gidip uyudu biraz.

ZAMAN 1 DEN 12 YE KADAR SAYILARDAN İBARET,
NEYİ NEREYE BIRAKIYORSUN Kİ…

Öğleden sonra uyandı genç,çok yorulmuştu dün gece,aslında bedenen değil ruhen yorulmuştu,hastane ona göre bir yer değildi,hastane ondan papatyasını almıştı ve ne zaman hastaneye gitse aklına geliyordu o akşam.Otelden çıkıp aracına bindi eve gitmek için ama aklı Jülide hanımda kalmıştı,telefon açıp nasıl olduğunu sorduktan sonra yoluna devam etti Jülide hanım iyiydi.Genç köye gelmişti,biraz uzandıktan sonra dağlara çıkmak istedi ama kiraladığı araç yayla yollarına uygun bir araç değildi ve artık kendisine ait bir araba da alması gerekiyordu,kiralık aracın da teslim tarihi yaklaşıyordu zaten,arabayı teslim edip yeni bitane almak için tekrar Trabzon’a indi.
Aracı kiralama şirketine teslim ettikten sonra dolmuş ile galeriye gitti ve kendine uygun bir araç aradı.Galeride bitane arazi aracı buldu,güzeldi yüksekti ve en önemlisi Rüya’nın en sevdiği arabaydı,anlaştılar ve yirmi bin türk lirası peşinatla aracı aldı genç,oradan çıkıp ganita sahiline geçti ve biraz denizi izledi ardından yaylaya gitmek üzere geri döndü.Yakıt,yiyecek içecek aldıktan sonra yola çıktı,tam psikiyatrinin önünden geçerken orada Jülide hanımı gördü gayet iyi yürüyordu ve yine üzerinde kısa bir etek ve siyah bir gömlek vardı,hiç yavaşlamadan oradan geçip gitti genç.

HER GECE GÖZLERİMİ KAPATIP,
UYKUYU BEKLEDİĞİM KADAR,
BEKLESEYDİN KEŞKE…

Arabanın radyosundan bir şarkı açıp yaylaya doğru sürdü,Santa Harabelerine gidip oradan da Taşköprü yaylasına geçecekti ve yolu uzundu.
Jülide hanım o sırada psikiyatri’de yeni aldığı papatyasını odasının en güzel yerine koymuş bakımını yapıyordu,o sırada aklına bizim genç geldi ve genci aradı.Genç henüz Maden köyüne gelmişti ki telefonu çaldı,arayan Jülide hanımdı telefonu açıp radyoya verdi sesi.Jülide hanım nasıl olduğunu ve nerede olsuğunu sorduktan sonra yeni aldıkları papatyası ile ilgili konuştular biraz.Gencin Taşköprü yaylasına gittiğini öğrenen Jülide hanım gecenin uzun olacağını anlamıştı, telefonu kapattı ve işine devam etti.Genç Santa Harabelerine gelmek üzereydi,yolda birçok fotoğraf çeken genç harabelerde de fotoğraf çekecekti.Yollar dardı ve dikkatli olması gerekliydi gencin yoksa yolun hemen yanından akan dereye düşebilirdi,dikkatli ve temkinli bir şekilde yoluna devam etti,yolda tanıdığı bir çok insanla karşılaştı muhabbet ettiler,oturup çay falan içtiler.Santa Harabelerine geldiğinde o eşsiz taş oymacılığı ile yapılmış kilise ve evleri gördü,hayranlıkla onları izledi birkaç fotoğraf çektikten sonra yoluna devam etti.

ŞAYET YANDIĞI KADAR İÇECEKSE HERKES,
O MASADAN EN SON BEN KALKARIM…

Yoldayken Özlem aradı genci ve gence,Buse ile Kaan’ın yarın akşam evleneceğini söyledi,genç hafif bir tebessüm ile dalga geçer şekilde,evlensinler bakalım dedi,özlem gence seni de davet ediyorlar davetiye göndermişler sana mail olarak deyince,genç beyninden vurulmuşa döndü,ne yaşadığını içinde nasıl bir yangın olduğunu ikisi de biliyordu fakat birisi ihanet eden sahte dostu diğeri ise eski sevdiğiydi,ikisi de nereden vuracağını iyi biliyorlardı,neyse ki genç ikisinin de amacını anlamıştı ve yarın orada olacağım deyip telefonu kapatmıştı.
Neredeyse yaylaya geliyordu ama özlemin dedikleri aklına takılmıştı,eski İstanbul’daki doktorunu aradı ve olayı anlattı,ne yapması gerektiğini sordu,doktor gitmesinin onun için bir travmaya yol açabileceğini fakat psikolojik tedavisine yardımcı olabileceğini de söyledi ve gence amacının ne olduğunu sordu.Genç tek tek anlattı planını fakat planda bir eksik olduğunu farkettiler,doktor o işi ben hallederim dedi ve kapattı telefonu,gençte yaylaya gelmişti zaten arabadan inip yerleşmeye başladı.Yolda gelirken acıkmıştı biraz,yerleştikten sonra Taşköprü Yaylasındaki tesislere gelip karnını doyurdu,yemek sonrası dışarıya çıkıp yaylanın yeşilliği içinden akan dereye doğru bir sigara yaktı ve bir çay söyledi.

KESİNLİKLE BU KEZ KAYBEDEN BEN OLMAYACAĞIM
DEDİĞİM HER GÜN,
KAYBEDEN YİNE BEN OLDUM…

O sırada gencin İstanbul’daki doktoru Jülide hanımı aramış gencin planını ona anlatıyordu,aslında anlatmaması gerekiyordu ama Jülide hanım gencin yeni doktoru olduğu için bilmesinde bir sakınca olmayacağını düşündü ve anlattı.Plandaki eksiği de bu sayede gidermiş oldular ama sorun şu ki bundan gencin haberi yoktu ve Jülide hanım da olmasını istemiyordu.Telefonu kapattıktan sonra Jülide hanım da arabasına atladı ve eve gitti yanına bir kaç birşey alıp yola koyuldu.Herkesin bir planı vardı ama kimsenin kimseden haberi yoktu.Genç ise o sırada Kıraathane’den ayrılmış evine gidiyordu,yolda bir kaç kişi görüp yanlarında durdu ve bu saatte burda ne aradıklarını sordu saat geç olmuştu hava kararmıştı çünkü,Yağmur Dere yaylasına gittiklerini söylediler ama yolları uzundu,genç götürebilirim sizi zaten yolumun üzeri dedi ve arabaya aldı onları.Yağmur Dere’ye doğru yola koyuldular,yol boyunca kimse konuşmuyordu,genç amcaya kimlerdensin deyince konu konuyu açtı ve yol boyu konuştular,arabada amca dahil dört kişi vardı.
Yirmili yaşlarda genç bir kız,iki küçük kardeşi ve amcaydı.
Yağmur Dere yaylasına gelmişlerdi amcaları bırakıp oradan tekrar Taşköprü yaylasına döndü,bunu gören amca güldü ve Allah senden razı olsun dedi kendi kendine…

GÖZLERİNE BAKARKEN BU GÜN,
KİRPİKLERİNİ SAYDIM HABERİN VARMI…

Genç evine doğru gidiyordu ki evin önünde birtane aracın durduğunu farketti,kimdi ki acaba derken evin oraya gelmişti,araç biryerden tanıdık geliyordu ama çıkaramamıştı bir yerde görmüştü bu arabayı.Arabadan inip diğer araca doğru yaklaştı ve aracın içine baktı,kimse yoktu arabada ama burada ne işi vardı arabanın derken arkasından bir ses gence süpriz dedi.Araç Jülide hanımınmış ama burda ne işi vardı ki,bana da yer varmı evinde diyerek güldü Jülide hanım,genç tabiki buyrun ama nerden çıktı bu ziyaret dedi.
Jülide hanım,ziyaret değil kalıcıyım tabi izin varsa dedi,genç bu akşam demlenecekti ama Jülide hanıma da git diyemiyordu,mecbur kabul etti ama gözlerinden belliydi rahatsız olduğu.Jülide hanım,merak etme rahatsız etmeyeceğim seni,biliyorum içecektin bu akşam sorun değil ben varım diye rahatını bozma dedi.
Genç ne kadar bu cümleleri duysada elinde değildi,alışık değildi başkasının yanında rahat olamıyordu,yanlız başına olduğu gibi,genç içinden neyse dedi ve eve girdiler,genç sobayı yakmak için odun aldı ve sobayı yakmaya başladı,Jülide hanım ise mutfakta birşeyler yapıyordu,genç hiç karışmıyor mümkün oldukça göz teması bile kurmuyordu.
Evet bizim genç utangaçtı hemde Jülide hanım onun doktoruydu,nasıl davranacağını bilmiyor yanlış birşey söyler kalbini kırar diye susuyordu.

SON DAL SİGARAMI KIRACAK KADAR,
ÇOK SEVİYORDUM SENİ…

Sobayı yakmış ve dışarıya çıkıp bir sigara yakmıştı genç,stresliydi ve hala bir açıklama bulamamıştı Jülide hanımın gelişine.Sigarasını içti ve öylece dağlara doğru baktı derin bir nefes alıp içeriye girdi ama gördüğü manzara karşısından şaşkındı ne diyeceğini bilmiyordu,biraz utanmış ve mahçup hissetmişti kendini.Jülide hanım bir masa hazırlamıştı ki muazzamdı,balıklar kızartılmış,salata yapılmış,çay demlenmişti ve niceleri vardı masada ama anlayamadığı tek şey masada neden iki tane rakı bardağı olduğuydu.
Genç sobanın fırınından kendi yaptığı sıcacık ekmeği çıkardı ve masaya koydu,normalde genç ekmeğin arasına tereyağı koyup yerdi ama şimdi utanıyordu ki o sırada Jülide hanım ekmeği kırmasını istedi gençten,genç bıçak aldı eline kesmek için ama Jülide hanım eliyle koparmasını istedi,şaşkındı genç kopardı bir parça Jülide hanıma verdi,bir parça da kendine kopardı,Jülide hanım ekmeğin içini açıp tereyağını koydu arasına yemeye başladı,genç şaşırmıştı çayları koydu ve kendide aynısı yaptı,ana yemeği yediler ve sobanın kenarına çekildiler,genç biraz daha rahatlamaya başlamıştı Jülide hanımın masadaki tavırlarından sonra.
Genç şaşkın bir şekilde,Jülide hanım siz nasıl desem bu kadar doğallığı nerden biliyorsunuz ben çok şaşırdım dedi.

KUŞLARA ÖZENİP,
BULUTLARA SEVDALANMAK KADAR İMKANSIZDI,
KIRIK KANATLARLA ÖZGÜR OLMAK…

Jülide hanım gülerek bende köyde büyüdüm köy kızıyım, bende çok severim yağlı ekmeği,benim yanımda rahat olabilirsin ben herşeyi biliyorum merak etme seni burada yargılayacak kimse yok dedi.
Genç biraz daha rahatlamış artık göz teması kurmaya başlamıştı,gülüyor eğleniyor,konuşuyordu ama Jülide hanıma dönerek o iki rakı bardağını sordu.
Jülide hanım gülerek,rakını benimle paylaşmayacakmısın dedi.Gençte artık gülüyordu,içince sapıtmayacaksanız neden olmasın dedi ve ekledi ama ben içince biraz değişiyorum,hüzünlenebilir hatta ağlayabilirim siz sakın üzülmeyin,arada gelir giderler bana dedi.İkisi de gülüyordu,sobaya bir iki odun daha attıktan sonra içmek için masaya döndüler.Genç neye içiyoruz bu gece dedi,Jülide hanım,tanışmamıza ve gidipte gelmeyenlere içelim mi dedi ve onlara içtiler.
Jülide hanım sek vurdu ilk bardağı,gençte sek vurdu konuştular muhabbet ettiler,güldü eğlendiler Jülide hanım sağlam içiyordu ve hala sapıtmamıştı ama sarhoş olmaya başlamıştı,daha doğrusu şimdi kendine geliyordu ve anlatmaya başladı.Konuşmaya başlamasından anlaşıldığı kadarıyla onunda yarası vardı,sarmaya çalıştıkça kanayan.

SAKSIDAKİ ÇİÇEĞE SU VEREN ELLERLE,
SOKAKTAKİ ÇİÇEĞİ EZEN AYAKLAR,
AYNI BEDENE AİTTİR…

Benimde bir zamanlar vardı sevdiğim birisi,üniversitede aynı bölümü okuyorduk her gün birbirimizi görüyorduk,özlemek hasret kalmak yoktu,herkes bizim ilişkimize özeniyordu ama ilişkimizde hep tartıştığımız bir konu vardı.Ben öpmesine falan izin vermezdim hiç,evlenmeden bana dokunmasını istemedim,anlayıila karşılda başlarda baya bi devam ettik böyle sonra bi gün ders çalışmak için evine çağırdı beni,arkadaşlarıda olacaktı o yüzden gittim,yanlız kalmayacaktık diye düşündüm.
Eve gittiğimde,dışardalar birazdan gelirler falan diyordu inandım,ders çalışmaya başladık baya çalıştık bir saat falan ama arkadaşları gelmemişti hala,neden gelmediler diye sorunca ben,bağırmaya başladı bana,hakaret etti el kaldırdı sonra bana zorla sahip olmaya çalıştı,izin vermedim bağırdım çağırdım karşı koydum ama o vücut çalışıyordu karşı koyamadım.
Şerefsiz o gün bana tecavüz etti orda,ne kadar bağırsamda kimse duymadı sesimi kimse yardıma gelmedi,dövdü beni dudağımı patlattı sonra kalktı üzerimden duşa girdi,utancımdan ne yapacağımı şaşırdım hemen üzerimi düzeltip kaçtım oradan.Bir kaç gün okula gitmedim,intahar etmeye çalıştım çok kez ama yapamadım.

KALİTE MALZEMEDE SAĞLAMLIK,
İNSANDA ŞEREF İLE OLUR…

Bir kaç gün sonra aradı beni özür diledi çok üzgün olduğunu söyledi,benimle evlenmek istediğini söyledi bana,bende namusumu temizlemek için o şerefsiz ile evlenmeye karar verdim ama bana yaptıkları çıkmıyordu aklımdan bir türlü.
Bazen evde,sokakta gizli gizli ağlardım,hep aklımın bir köşesinde onun bana yaptıkları vardı hiç unutamadım,nasıl unutulurdu ki unutamadım işte.
Bir gün yine çağırdı beni bir parkta buluştuk,iyi davranıyordu bana ama benim ona bakışlarım değişmişti,korkuyla nefretle bakıyordum ona artık.Bunun farkına varmıştı ve bana kızıyordu,şerefsiz yaptığından utanmıyor da bana kızıyordu,dayanamadım söyledim bunu ona,sen yaptığından utanmayıp ta bana niye kızıyorsun dedim,seni alıyorum ya yoksa ben seninle evlenirmiyim ki mecburum dedi.
Kan beynime sıçradı ve ittim onu yere düştü eli kanadı,salak ben gene kıyamadım ona eline bakmak için eğileyim derken,bıçağı çıkarıp sağ göğsümün üzerine doğru salladı,iki santimetre derinliğinde on iki santimetre boyunda bir yara açmıştı sonra oradan kalktı gitti ve bidaha da görüşmedik.
Hastaneye gittim dikiş attırdım yarama,kimsenin haberi olmasın diye aylarca kazak giydim.Bedenimdeki yarayı sakladım dayandım da yüreğimdeki yarayı sarıp saklayamadım işte,bak bu gün sen biliyorsun ve başka kimse bilmiyor içimdeki yarayı,acıyı saramadım işte…

SAHİP OLDUĞUN KADAR SEVEBİLİRSİN,
SAHİP OLDUĞUN KADAR SENİNDİR,
BEN SANA HİÇ SAHİP OLAMADIM Kİ…

Bu konuşma üzerine genç çok kötü oldu,kendi yarası üzerine birde Jülide hanımın yarası eklenmişti,bi bardakta onun için içti ama birşey diyemedi işte,boşver dese boşverilmiyor kendi de iyi biliyordu.Jülide hanımı çekti kendine doğru ve göğsünün üzerine yatırdı başını,saşlarını okşadı,korkma kimse yarası kanarken ölmeyecek,ben yanınızdayım korkmayın kimse dokunamaz artık size dedi.
Jülide hanım,artık bana siz deme Jülide hanım deme,sen benim yaramı bilen tek kişisin,utancımı bilen tek erkek tek insansın,sen artık bana herkesten yakınsın bana ismimle hitap et yada ne dersen de ama yabancı olma işte.Bu hayatta güvendiğim ikinci kişisin sen,birisinin ne yaptığını anlattım birtek sen kaldın güvenebileceğim adam dedi.Genç ne diyeceğini bilmiyordu,ne dese boş ne dese acısını azaltamayacaktı.Sessizce bir kaç duble daha attıktan sonra Jülide hanım kendinden geçti,onu alıp kendi yatağına götürdü ve yatırdı,üzerini örterken yarasını gördü ama fazla bakmadı hemen çevirdi kafasını örttü üstünü çıktı odadan,kendisi bir kaç bardak daha içtikten sonra sobanın sıcaklığı ile oda mayıştı,bir sigara yaktı uyanık kalabilmek için ama sigarasını yarı etmeden,kafasını masaya koydu ve uydu.
Önceki günden zaten yorgundu 4-5 saatlik uykuyla duruyordu ayakta daha fazla dayanamadı.

ZENGİNLİK BENİMİŞİM DEĞİL,MİLYONER OLSAM DA YAZDIĞIM ŞİİRLER,OKUDUĞUM KİTAPLARDIR BENİM SERVETİM.
MOKKALAR LATTELER UMRUMDA DEĞİL,
YA SICAK ÇAY YA SOĞUK ŞARAPTIR İÇTİĞİM…

Sabah saat 10:00 civarlarında Jülide uyandı,kendisini yatakta görünce korktu,korkmakta da haklıydı ama yanlış kişinin yanında korkuyordu.Yataktan kalktı ve odadan çıktı,genci o halde kafası masanın üzerinde görünce korktu bişey oldu diye,yanına gidip kontrol etti yaşıyordu ama çok yorgun düşmüştü.Jülide ona hiç dokunmadan masayı toplamaya çalıştı ama gencin uykusu çok hafifti hemen uyandı,elini yüzünü yıkadı içeriye gelip Jülide’ye yadım etti.İşleri bitirdikten sonra birer sade kahve içmek için oturdular,genç kalkıp kahveleri yapacaktı ki,Jülide sen dur ben yaparım dedi.
Jülide kahveleri yapıp geldi o sırada genç saate baktı saat 12:23 olmuştu,genç daha bilet alacaktı ve orada telefon iyi çekmiyordu,bir telaşa düştü ama Jülide içini rahatlattı,ben aldım saat 17:00 de gidiyoruz dedi.Genç şaşkın bir şekilde nereye deyince,Jülide sen benim yanımdaysan bundan sonra bende senin yanındayım,yanlız bırakmayacağım seni bu akşam o düğünde dedi ve gülümsedi,gençte gülümsedi ve ağız tadıyla kahvelerini içtip yola çıktılar.Genç arabasını köye bırakıp ordan havaalanına Jülide ile gidecekti,Trabzon’a indiler Jülide’nin evine uğradılar,Jülide üzerini değişip bir duş aldı sonra yanlarına bisini alıp havaalanına gittiler,onlarla gelen eleman Jülide’nin arabasını aldı ve evin parkına götürdü.
Jülide ve gençte uçağa bindi ve istanbula gittiler.

MAVİNİN GÖZLERİNDEKİ TONU OLSA GÖKYÜZÜNDE,
HER ŞAİR AŞIK OLURDU ELBET,
BİR GÖKYÜZÜNE…

Uçaktan indiler genç oradan hemen bitane araç kiraladı ve yola koyuldular saat 20:00 civarlarındaydı,genç düğünün saatini öğrenmek için Özlemi aradı,düğün 22:00 da başlayacaktı vakitleri vardı daha,genç eve gidip duş alıp üzerini değişmek istiyordu,Jülide’ye sordu onay alır almaz eve doğru sürdü.Eve gelmişlerdi genç içeriye girmek istemiyordu ama mecburdu,girip duşunu aldı en güzel parlement mavisi takımını,siyah gömleğini giydi siyah kıravatını taktı, kunduralarını giydi ve odadan çıktı.Jülide hayran kalmıştı takım yakışıyordu gence,Jülide ise yek omuzlu uzun kırmızı bir balık elbise giymişti,ikiside muazzamdı ve evden çıktılar oradan da kuaföre geçtiler,ikiside saçlarını yaptırdılar Jülide saçlarını açık bırakmıştı,simsiyah saçları omuzlarına dökülüyordu başında bitane taç vardı,prensesler gibi olmuştu genç ise saçlarını güzel kestirip kirli sakal bırakmıştı.
Oradan da çıkıp düğüne gitmeye karar verdiler,yoldan özlemi de alıp öyle devam ettiler,düğün salonunun önü tıklım tıklımdı ve her zaman olduğu gibi ellerde silah vardı.
Genç arabadan indi ama Jülide’nin inmesini istemedi,beyler diye söze girdi,bu gece kimse silah atmayacak ben buradan gidene kadar silah sesi duyarsam silahı atanın kafasına ben sıkarım,beni tanıyorsunuz hepiniz ona göre dedi ve Jülide’nin kapısını açtı inmesine eşlik etti,ağır adımlarla salona girdiler.

BIRAKTIĞINIZ YERDE BULABİLECEĞİNİZ TEK ŞEY,
ÇORABINIZ AKILLI OLUN…

Salondaki herkes gözlerini kapıya çevirdi,Jülide ve genç geliyordu Jülide abartıp gencin koluna girmişti,çokda iyi olmuştu aslında.Alkışlar eşliğinde içeriye girdiler herkesi selamladıktan sonra kürsüye dönüp gelini ve damadı yani Buse ve Kaan’ı kafasını sallayarak selamladı,geçip en önde oturdular.Düğün başlamış herkes eğleniyordu ama gelin ve damat yerlerine çakılmış gibi hiç kıpırdamıyorlardı,sunucu gelini ve damadı davet edip dansı başlattı,genç dans etmezdi bunu ikiside biliyordu o yüzden rahat rahat dans etmeye başladılar,Jülide gence hadi dans edelim dedi,genç olmaz deyince,beni yanlız mı bırakacaksın dedi Jülide,mecbur kalktı genç ve dans etmeye başladılar.Herkes gelin damat etrafından oynarken birden dikkatler Jülide ve gence çevrilmişti,Jülide kuğu gibi dans ediyordu gençte ayak uyduruyordu.
O zamana kadar bütün dikkatleri üzerine çeken Jülide ve genç oturup konuşmaların başlamasını beklediler.Konuşma sırası gedliğinde tüm akraba dost arkadaş herkes tek tek konuşmaya çıktılar kürsüye,Jülide ve gençte alkışlar eşliğinde birlikte sahneye çıktılar ve genç konuşmaya şöyle başladı.

Çok değerli arkadaşlar,bu gün burda bu çiftin mutluluğu için toplandık.Hepinizin de bildiği gibi,hayaller mutluluğun en büyük kaynağıdır ve bu çift buraya kim bilir ne hayallerle gediler.Size kendimi tanıtayım ben Gökdeniz SIRTLI,bu çiftin yakınen tanıdığı birisiyim,damadın can dostu kan kardeşi,gelinin ise aldattığı eski sevgilisi,kimle mi aldattı merak etmeyin beni aldattığı kişi yanında şuan,damat dostum kan kardeşim dediğim insan.Neyse konuşmaya dönersek,hayaller diyorduk hayaller sana aitse mutlu olursun başkasının hayali ya sana ağır gelir yahut az gelir mutlu olamazsın.Siz benim hayallerimi ,umutlarımı,sevgimi,güvenimi ve aşka olan inancımı aldınız benden.Bu kadar emanetle yuva kurulmaz,emanetleri ya geri verin yada benden çaldığınız yaşama olan sevincimi geri verin,emeksiz yuva ekmeksiz aş olmaz.Ha unutmadan son süprizim olsun takı törenine kalamayacağım,ben şimdiden takayım hediyemi.O beni aldattığınız evimi size veriyorum,içinde yaşadıkça beni hatırlarsınız anahtarın bitanesi gelinde var zaten diğerini de paspasın altına bırakırım giderken.
Mutluluklar dilerim…
dedi ve salonu terk ettiler…
Jülide gülüyordu gençte kendini zor tutuyordu,arabaya biner binmez gülmeye başladılar,Jülide genci alkışlayıp iyi konuştun dedi.Genç oradan sürdü doğru mezarlığa gittiler,genç arabadan inip Jülide’ye araba kalmasını söyledi,Rüya’nın mezarına gelip dua okudu ve sevdiğim intikamımızı aldım sen yattığın yerde rahat uyu,bide sana birisini anlatacağım dedi ve Jülide’yi anlattı Rüya’ya.
Canım birtanem birtane kadın tanıdım,aslında o kadın benim doktorum ama birbirimizi yakından tanıdık kızmadın değil mi ?
Kızma dokunmadım ona dokunamam da zaten,oda senin gibi yaralı bir serçe işte sevdiğim,ağlamasın diye uğraşıyorum ağlarsa oda senin gibi ölür gider be sevdiğim.
Canı yanmış yüreğinde derin kapanmayan yarası olan biri,bana anlattı yarasını birtek bana güvendi bitanem,söz verdim ona onu asla yanlız bırakmayacağım hem o da beni yanlız bırakmadı intikamımızı birlikte aldık o da burda sevdiğim.Hani dedin ya bana,enim gibi seven benim gibi birisi çıkarsa diye karşına,çıktı be sevdiğim o senin gibi bitanem,o da papatyaları seviyor oda narin bir papatya,senin gibi tutuyor bardağı,senin gibi konuşuyor ve senin gibi bakıyor bana bitanem.
Bitanem ama biz onunla birlikte olamayız,o zengin bir ailenin kızı hep el üstünde tutulmuş birisi,ben hep örselenmiş hor görülmüş ihtiyar bir çocuk.
Onun odası denize bakıyor sokakları ışıl ışıl,o pembe panjurlu evlerin kızı,ben ise odasının camı dağa bakan,gezecek sokağı dahi olmayan karanlık yolların ihtiyar çocuğu.Biz birlikte olamayız sevdiğim onu bana layık görmezler,adı da Jülide çok da güzel bir kız,
Bir yerlerde okumuştum sevdiğim,zenginliğinde güzelliğinde çoğu hep zarar olurmuş.
Kır papatyam bir gün eğer birini seversem o Jülide olur ama kavuşmak dersen o biraz imkansız olur.
Seni seviyorum Kır Papatyam,ben şimdi gidiyorum gelirim yine korkma unutmam seni…dedi.
Arkadan bir ses geldi ağlar gibi,genç arkasına döndü Jülide arabadan inmiş oraya gelmişti ve gencin tüm söylediklerini duymuş ona ağlıyordu.Yavaşça geldi ve müsade istedi gençten Rüya ile konuşmak için,genç tabi deyince derin bir nefes alıp titreyen sesi ile konuşmaya başladı.

Rüya çok iyi bir adamın yüreğindesin,bunu sen benden iyi biliyorsun,senden başka kimseyi dinlemiyor senden başka kimseyi sevmiyor sevemiyor.
Rüya beni sana anlattı zaten,ben çok şey yaşadım bende sevmeye korkuyorum,bende dokunmaya dokunulmaya korkuyorum ama sende bende biliyoruz ki sevmek çok güzel birşey ve sevmeliyiz.İnsan kendi yarasını saramaz,sararım zanneder ama her sarmaya kalktığında kanatır yarasını.
Sana söz veriyorum sevdiğin adamın yarasını kanatmayacağım ama sarmama izin vermiyor birtek de seni dinliyor,Rüya söyle ona acıtmayacağım yarasını,kanatmadan saracağım sana söz Rüya seni unutmasını istemeyeceğim unutmasına izin vermeyeceğim ama söyle ona ne olur onun gibi kimse sevemez senide,benide.Çok ihtiyacım var güzel sevmeye ve sevilmeye söyle ona izin versin seveyim onu.
Az önce anlattı ya sana o zengin diye,ben herşeyi bırakmaya razıyım yeterki benide alsın o güzel temiz yüreğine,söyle ona olurmu senden başkasını dinlemez…dedi ve koşarak arabaya gitti,veda ettikten sonra Rüya’ya gençte gitti arabaya.

Arabayı çalıştırmadan Jülide’ye baktı ağlıyordu,gözyaşlarını sildi ve sen de Rüya gibi yaralı bir serçesin,onun ağlamasına izin vermedim seninde ağlamana izin vermeyeceğim,bir daha ağlamak yok söz ver bana dedi.Jülide titreyen sesi ile söz dedi,genç Jülide’yi kendine çekti ve kafasını göğsüne yasladı,saçlarını okşayıp seni asla yanlız bırakmayacağım dedi ve biraz öyle kaldılar sonra genç arabayı çalıştırdı ve havaalanına gittiler oradan da ilk uçakla Trabzon’a gittiler.
Uçaktan indiklerinde saat 01:00 civarlarındaydı genç Jülideye dönüp,ne yapalım dedi.Hafta sonuydu zaten Jülide iş yerini açmayacaktı,sana gitsek olurmu dedi ve oradan bir taksi tutup köye eve gittiler.Hava soğuktu eve girdiler Jülide yorgun düşmüştü onu yatıracaktı ama elbise ile rahat yatamazdı ki,ne yapayım diye düşünürken Aslı yengesi geldi aklına,Jülideyi yatağın üzerine yatırıp Aslı yengesini çağırmaya gitti biraz uğraştıktan sonra uyandırıp alıp geldi.Jülide uyuya kalmıştı çoktan,Aslı yenge Jülide nin üzerini çıkardı ama giydirecek birşey bulamadı,gencin eşofmanlarını giydirip odadan çıktı ve Yenge gitti.Genç odaya girip Jülide’yi yatırdı üzerini örttü,sabah olmak üzereydi zaten,şömineyi yaktı kahvesini demledi ve şöminenin karşısında oturdu.Sabahın ilerleyen saatlerinde bir kahvaltı hazırladı ve Jülide’yi uyandırmak için odaya gitti,Jülide melek gibi uyuyordu rahatsız etmeye kıyamadı geçip baş ucuna birşeyler dedi kendi kendine.

HAYAT BİR PAPATYANIN YAPRAKLARINA BENZER,
SEVİYOR SEVMİYOR HESABINA
ÖMRÜMÜZ BİTİYOR…

Ey be Jülide sevecek başka adam mı bulamadın ?
Benim neyimi sevdin ki,sen çok daha iyi insanlara layıksın,sen herşeyden vazgeçersin şüphem yok da ben nasıl benden iyilerine layık olduğun gerçeğini unutabilirim ki.
Dert dolu başına beni niye dert ediyorsun ki,hiç mi düşünmüyorsun kendini,benim için yazık edeceksin kendine,etme…dedi ve kalktı baş ucundan tam odadan çıkacakken bir ses arkadan”Ben seni seviyorum hepte seveceğim be Adam ” dedi.
Arkasına döndü ki Jülide kalkmıştı,genç ekledi “Sevme! yazık etme kendine” dedi.
Jülide;sen bana yazık olmasına izin vermezsin ki deyip gülümsedi,gençte hadi kalk kahvaltı soğuyor,kahvaltı edelim konuşuruz deyip gülümseyerek çıktı odadan.
Kahvaltılarını yapıp,çaylarını alıp şöminenin karşısına geçtiler ve sabahki mevzuya döndüler tekrar.Genç çayından bir yudum alıp,beni sevme çünkü ben sevmeye korkuyorum sevemem seni,benim sevdiğim herkes gitti kimisi toprak oldu gitti,kimisi yaprak olup gitti en ufak esintide,korkuyorum ben sende gidersin diye sevmiyorum seni,sende sevme beni,benim yüzümden sana da yazık olacak,yapma kendine yazık etme.
Ben o kadar da sevilesi bir adam değilim,zengin değilim,yakışıklı değilim,ne bileyim aşırı zeki biri değilim,birisi beni niye sever ki,niye sevsin ki dedi.

HAYALLERİMİ ANLATSAM,
AĞLAYACAK İNSANLAR TANIYORUM,
ÇOK ÜZDÜNÜZ…

Jülide biraz üzülmüştü,sevmek istiyordu ama genç izin vermiyordu,sevmekten sevilmekten korkuyordu yine kaybeder diye,ona gitmeyeceğini kanıtlaması gerekiyordu Jülide’nin ama nasıl.
Jülide;neden seni sevmemden bu kadar korkuyorsun,bırakta sarayım yaranı,tek başına sararsın zannediyorsun ama olmuyor işte ne zaman sarmaya çalışsan daha kötü kanatıyorsun,yapma kanatma artık yaranı,bırak bana sarayım yaranı,anlıyorum korkunu yaranı sarmaya gelen kim olmuşsa,eskisini kanatmış yeni yaralar açmış gitmiş sende.
Korkman normal ama bu kez farklı olacak,bu kez sana yarası hayallerinden büyük birisi geldi,ben geldim,kanayan yarana merhem olmaya geldim,bir şans ver saramazsam şayet kanatırsam,sende kanat benim yaramı olmaz mı ama bir şans ver bana dedi.
Bu sözler üzerine,bide dünki Rüya ile konuşmasından sonra güvenmeye başlamıştı Jülide’ye,izin verecekti sevmesine lakin şöyle birşey vardı ki bu kez de darbe yerse,daha dayanamaz yıkılırdı çünkü bütün yarasını ve bütün sevgisini açacaktı Jülide’ye.Genç büyük bir kumar oynuyordu,hayatta bir kumardı zaten ve genç bu kez çok büyük oynamıştı,ya o masadan çok iyi kalkacaklardı eşiyle,yahut herşeyini o masada bırakıp gidecekti.

Tamam dedi genç,ben herşeyimi ortaya koyuyorum,ne olursa olsun seni yanlız bırakmayacağım ve beni sevmene izin veriyorum ama kimse bilmeyecek bizim birlikte olduğumuzu,sessizce birbir yaramızı saracağız.
Jülide çok mutlu olmuştu,kendi koltuğunu gencin koltuğuna yanaştırdı başını gencin omuzuna koydu,sen nasıl istersen öyle olsun ama senden birşey isteyeceğim,bana aşkım,bebeğim,sevgilim demeni istemiyorum,o şerefsiz bana bu kelimeleri kullanırdı sen kullanma olur mu dedi.
Genç zaten sevmiyordu bu kelimeleri,aşkım kelimesi gencin lügatında yoktu çünkü aşkım kelimesi öyle bir hale gelmişti ki,seven de sevmeyen de söylüyordu,bir erkek hayat kadınına aşkım diyorken,bir adamın sevdiğine aşkım demesi ona ters geliyordu.Bu konuda anlaştıktan sonra,Jülide gence dönüp benim nasıl birisi olmamı istiyorsun,nasıl seni mutlu edebilirim dedi.Genç hemen cevap verdi,benim için değişme,ben istedim diye değişme çünkü ben istedim diye sen kendinden vazgeçersen yakın zaman da benden de vazgeçersin,sen değişirsen ben sevdiğim seni özlerim değişme bak beni çok değiştirdiler,ne hale geldim kendimi bile tanıyamıyorum ama beni değişterenlere de bir çift lafım var.
Bir gün ölürsem şayet,imam nasıl bilirdiniz dediği zaman,bildiğimiz gibi bırakmadık desinler.Sen ise bildiğim gibi sevdim dersin.
Jülide bak benim karakterimi çözersen herşeyi başarırsın,her şeyimi değiştirdiler,saçlarıma ak düşürdüler sakalımı ağırttılar,gözümdeki yaşama sevincini aldılar,hayallerimi çaldı beni o enkazda bıraktılar ama tek değiştiremedikleri karakterimdi.
Eğer seni Rüya’yı sevdiğim gibi sevmemi istiyorsan,o benim karakterime nasıl alışdıysa sende alışacaksın.Ben inadı,tiribi,yalanı,sahteyi sevmem sözümün dinlenmemesini sevmem.Kadınım dediğim insan bana özeldir,kimse onun hakkında konuşamaz,kimse onunla konuşamaz,bensiz asla biryerlere gidemez kimseyle buluşamaz.Benim kadınımın diz kapağından yukarısını,omuzundan aşşağısını kimse göremez,benimse bana özeldir her ortama sokmam her şeye onay vermem.Ben çok sinirli birisiyim,hemen kızarım bağırırım ama asla kırmam,hayatımda hiçbir kadına el kaldırmadım kaldırmam ancak bir kadına el kalkıyorsa o eli kırarım,bu benim kadınım olur veya olmaz.
Kısacası Jülide benim kadınım,dedikodu yapmaz dedikodu olmaz,benim kadınımı kimse tanımaz kimse bilmez.
Anlatabildim mi…

Jülide herşeyi anlamıştı ve herşeye tamamdı fakat Jülide’nin de bazı sorunları vardı.
Bana ben istemediğim zaman dokunma olur mu ?
Hiçbir zaman kadınlığımla,beni kıracak şekilde dalga geçme olur mu ?
Gece beni sakın yanlız bırakma,yanlız uyuyamam korkarım ben.
Ne olursa olsun aramızda,o yastığa her zaman birlikte baş koyalım.
Şayet canın yanarsa,sakın benden saklayıp tek başına atlatmaya çalışma,ağlayacaksak birlikte,güleceksek birlikte olacak.
Unutma ben senin paranı sevmedim,ben seni senin karakterini,adamlığını sevgini yüreğini sevdim,beni lüks içinde yaşatmak için kendini sıkıntıya sokma,varsa bir parça ekmeğimiz bölüşür yeriz yoksa şayet beraber aç yatarız.
Herşeyi hallederiz de,güven sıkıntı işte,güvenin kırıldığı zaman söyle bana olurmu dedi.
Gülerek şunuda ekledi,hadi yine iyisin terapilerden kurtuldun ama şunu da unutma artık başında bir psikolog belası var.Benden asla birşey saklayamazsın,herşeyi anlarım gözlerinden tavırlarından ve çok bela birisiyimdir çok severim seni bıkarsın sevilmekten…

Genç gülerek,çok sevilmeyi herkes hak etmez ama ben istemiyorum,hatırlıyormusun birşey demiştim İstanbul’da,herşeyin çoğu zarardır diye,ben seni güzel seveceğim sende beni çok değil güzel sev olmaz mı.
Herşeyine tamam…
Ben sana birşey söyleceğim ama sakın üzülme olurmu.
Hani sen geçen ayağını burkmuştun ya burda,seni hastaneye götürmüştüm o gece orada sabahlamıştım sen uyurken odana geldim kontrol ettim seni merak ettim bir kaç kere.
Evet biliyorum ben uyumamıştım o zaman dedi Jülide.
Sabah taburcu oldun,seni evine götürdüm ayağının üzerine basamıyordun,sonra ben eve gittim geri geldim araba almaya,senin iş yerinin ordan geçtim ayağın hemen iyileşmişti,sahi nasıl oldu dedi genç.
Jülide birşey diyemedi,genç herşeyin farkına varmıştı ve Jülide’nin saçını okşayarak,benden ilgi görmek için bunu yapmana gerek yoktu,sen aklın sıra beni o akşam orada seni bırakıp gidecekmiyim,yoksa kalacakmıyım diye test ettin değil mi ve ben testi geçtim.Bunlara gerek yok,sen ilgi istediğin zaman başını göğsüme yasla,zaten kalbimin sana olan ilgisini gördükten sonra,benle ilgilenmezsin bile.Şaka biyana ilgi istediğin zaman yasla başını bana,ben her türlü ilgiyi gösteririm sana,abi olurum,baba olurum,anne olurum,eş olurum kimsenin sevgisine,ilgisine muhtaç etmem seni.
Bu konuşma üzerine Jülide çok mutlu olmuştu,hiç gitmek istemiyordu gencin yanından,öyle başı omzuna yaslı durdular baya.Şöminenin alevlerini seyrederken,daldı ikiside eski mazilere sanki o şöminede yanan odunlar değil de kendileriymiş gibi,sessizce içlerindeki yangını izlediler.
İkisinin de güneşi doğmuyordu uzun zamandır,geceleri sabah olmuyordu ve o gecenin karanlığına öyle alışmışlardı ki,artık onlara doğan bu güneşin ışıltısından korkuyorlardı ama ürkek bir ceylan misali,korkuyla tedirginlikle o aslanın bölgesine girmişlerdi,şimdi mesele aslanla savaşmak değil onlardan farklı olduklarını saklamaktı,şayet anlaşılırsa ikisinin de ürkek birer ceylan olduğu barındarmazlardı onları burada ve bu bahçede yeşermek de bir hayal olarak kalırdı.
Jülide kendisini o kadar emniyette hissediyordu ki,ilk defa yorgun olmadan içi geçmişti,gözleri kapanmıştı gencin yanında.Uzun zamandır tek başına bile uyumaya korkan bir kadın,korkmadan bir adamın omuzunda uyuyorsa o kadın korkmuyor o adama güveniyordur.Jülide de gence öyle güveniyor korkmuyordu ondan işte,ancak genç hala korkuyordu uyumaya,uyursa kaybeder diye tekrardan sevdiğini,korkuyordu çünkü uyanınca yanında bulamazsa sevdiğini,hepsi bir rüyadan ibaret olursa korkusu sarmıştı içini.

Gözlerini Jülide’den ayırmıyor,nefes alış verişlerini sayarken kirpiklerinin kıvrımında hayaller kuruyordu.
İşte bizim gencin hayat felsefesi de,kimsenin aklının ulaşamayacağı öyle narin yerlerde hayallerini kurmak,o hayallerin bir gözyaşı ile yıkılışını izlemekti.Genç sevdiği bütün kadınlara söz verirdi,asla izin vermeyecekti ağlamasına,eğer bir gün ağlarsan ve bir kirpiğin düşerse yerinden,o gün benim kirpiklerinin kıvrımına kurduğum hayallerimde yıkılır derdi.
Sağlam temele herkes kurardı bir gelecek,mesele bir göz yaşının yıkabileceği yere kurmaktı geleceği,cesaret isterdi dayanıklılık isterdi ve en çok ta kaybedecek birşeyinin olmaması gerekirdi,hayallerinden başka.Kaybetmekten korkacaktın elbet ama korktuğunu kimse bilmeyecekti,sen korktuğunu belli edersen şayet,alırlar yanından en çok kaybetmekten korktuğunu ve korkarsan kaybedersin herşeyini.
Genç bunların hepsini biliyordu tecrübeliydi,bir kere kaybetmişti,mavi gökyüzü gibi gözlerin üzerinde salınan,uzun kirpiklere kurduğu hayalleri yıkılmıştı.Genç ondan sonra bir daha hayal kurmam derken,bu gün yine 21 tane kirpiğin üzerine kurmuştu hayallerini…
Hayal kurmak kolaydı da,yıkılışını sevdiğinin gözlerine bakarken izlemeye dayanamazdı her yürek.

Genç biraz daha bakmak istedi Jülide’ye ama baktıkça canı yanıyordu,seviyordu sevildiğini hissediyordu ama korkuyordu.Biraz daha baktı Jülide’ye sonra gözünden bir yaş düşüverdi Jülide’nin yanaklarına,Jülide uyandı ve gence baktı,genç ağlamıştı gözleri kızarmış yanakları ıslanmıştı,iki elini gencin gözleri üzerine koyup iki yana doğru çekip sildi gözyaşlarını.Biraz gözlerinin içine baktı ve gözleriyle anlattı gence,ona güvenebileceğini sonra da koltuktan kalkıp gencin önüne geldi,kalk ayağa kaldır kollarını dedi ve gence öyle bir sarıldı ki genç koltuğa düştü,öyle yavru kedi gibi başını göğsüne yasladı,sımsıkı sarıldı gence ve beni buradan mahrum etme benim en güvende olduğum yer burası dedi.
Genç bir şey diyemedi ve indirdi kollarını,sımsıkı sardı Jülide’yi ve öyle kaldılar bir kaç saat,konuşmadan hatta nefes bile almadan neredeyse.Jülide kalp atışlarını dinledi gencin,genç ise Jülide’nin saçlarını kokladı,ikiside birbirini tamamlıyor tam anlıyorlardı.

Bir kaç saat sonra Jülide kıpırdamıyordu bile,genç koltuğa bıraktı Jülide’yi ve mutfağa gitti.
Acıkmışlardı,genç bir şeyler hazırladı ve Jülide’yi uyandırdı,yemekten sonra bir şeyler yapmak istediler ama ne yapacaklardı.Biraz düşündükten sonra,genç hadi deyip Jülide’nin elinden tuttu ve evden çıkıp arabaya bindiler.Nereye gittiklerini Jülide de bilmiyordu.Genç dağlara doğru heyecanla sürdü arabayı sonra düzlük yeşillik bir alana çekip arabayı,kenardan izlediler çiçeklerle dolu çayırı,bir amca çayırı biçiyordu ve binlerce küçük papatyacıklar vardı otların arasında.Genç onlardan bir taç yaptı Jülide’ye,oturup amcayla muhabbet edip sonra yola devam ettiler.Yolda şarkı açtılar bazen inip oynadılar,baya bi gittikten sonra bir yaylaya geldiler,inip orada ki kuzuları sevdiler biraz çoban köpeğinden korkup bir eve girdiler.
Teyze siz kimsiniz demedi bile,gelin oğlum-kızım gelin oturun,açmısınız birşeyler hazırlayayım hemen dedi,ne kadar aç olmadıklarını söyleseler de,teyze bir tava kuymak yaptı çay demledi,oturdu hem yediler hem muhabbet ettiler sonra oradan da ayrıldılar.Belli bir yere gitmiyorlar ve belli bir planları yoktu,Karadeniz insanının hoşgörü ve misafirperverliğini bilen genç böyle süpriz bir yolculuk yapmak istedi,yolda gördükleri kimseyi tanımıyorlardı.

Yolculuk sırasında Jülide’yi babası arayıp nerede olduğunu sordu.Jülide gencin yanında olduğunu ve yaylaları gezdiğini söyledi,Jülide’nin babası kızmıştı bu duruma ve hemen eve gelmesini istemişti.
Jülide’yi evine götürmek üzere geri döndü genç,yolda Jülide sürekli gençten özür diliyordu ama genç anlayışla karşılamıştı bu durumu.
Trabzon’a gelmişlerdi Jülide’yi evine bıraktı,o sırada babası geldi Jülide’nin gence bağırdı hakaret etti.Genç ağzını bile açmadan döndü gitti,sahile inmişti Jülide’ye mesaj attı iyimisin diye.Jülide iyi olduğunu söyledikten sonra genç evine geri döndü.Sonraki gün aradı mesaj attı ama ulaşamadı Jülide’ye,merak ediyordu ama yapabilecek hiçbirşeyi yoktu,o günü de zar zor akşam etti.
Pazartesi olmuştu Jülide’yi görmek için psikiyatri ye gitti ama Jülide orada da değildi,iyice merak etmişti ve korkuyordu daha yeni alışmıştı ona yeniden sevgiye inanmıştı ama sevdiği yoktu hiçbir yerde.Dayanamayıp evine gitti kapıyı çaldı,kapıyı Jülide’nin annesi Asya hanım açmıştı,genç Jülide’yi sordu nasıl olduğunu nerede olduğunu.Asya hanım;Jülide iyi odasında şuan ama seninle görüşemez,babası istemiyor seninle görüşmesini git burdan ve bidaha da gelme dedi.
Genç tabiki vazgeçmeyecekti ama ne yapacaktı onu da bilmiyordu,birşey diyemeden dönüp gitti yine…
Bir kaç gün böyle devam etti,genç çok sinirliydi ve çok üzgündü ne yapacağını bilmiyordu,o sırada telefonu çaldı yabancı bir numaraydı açtı konuşan Jülide’ydi,genç nasıl olduğunu sordu çok özlediğini söyledi ama Jülide sadece,bende seni özledim bu gün annemle doktora gideceğiz bekaretimi baktırmaya diyebildi.
Genç bu duydukları üzerine daha fazla evde duramadı ve hastaneye onlardan önce gitti.Engel olmalıydı bu teste,yoksa sevdiğinin yarasını herkes bilecek ve kanatacaklardı,buna izin veremezdi ama ne yapacaktı onu da bilmiyordu.Jülide ve Asya hanım hastaneye gelmişlerdi,Asya hanım önde Jülide arkadan yürüyorlardı koridorda,tam doktorun odasının oraya geldiklerinde Asya hanım içeri girmek için kapıyı açarken genç dayanamadı,o anın stresiyle Jülide’yi tuttuğu gibi arabaya koşmaya başladı,Jülide’yi kaçırıyordu Jülide reşit olduğu için kanunen birşey de yapamazlardı.
Arabaya atladıkları gibi doğru gencin evine gittiler ama Jülide’nin babası rahat durmayacaktı tabiki,akşam saatlerinde kapı çalındı genç kapıyı açmaya gitti ve Jülide’ye saklanmasını söyledi.
Gelenler Jülide’nin babası ve akrabalarıydı,dışarıda şiddetli bir konuşma geçiyordu genç ile Jülide’nin babası arasında,konuşma sonra kendisini bir müddet sessizliğe bıraktı.

Uzun sessizlik sonunda,Jülide’nin babası ve amcaları ile genç arasında bir boğuşma başladı.Genç yaşından ötürü hiçbirine el kaldırmıyordu sadece kendisini korumak için ittiriyor yada kapanıyordu.Jülide içerden koşarak geldi,kapının eşiğinden durun vurmayın diye bağırdı,babası sen konuşma orospuluk yaparken aklın nerdeydi deyince genç dayanamadı,sinirden gözü dönmüştü doğrulup,Jülide’nin babasına bir yumruk attı ve yeter diye bağırdı,herkes silahına davranmıştı bir kaçı da Jülide’nin babasını kaldırıyordu.Genç birkaç kere daha yeter diye bağırdı ve konuşmaya başladı.
Beni mi döveceksiniz dövün,beni mi öldüreceksiniz o silahlarla,ben silahtan korkmam,sizin o içine mermi diye koyduklarınız bana papatya gibi gelir.Ben öleli çok oldu,ölü bir insanın dayakla canını yakamazsınız,mermiyle canını alamazsınız.Sizin o bana doğruttuğunuz silahlar benim düğünümde havaya doğrultulmuştu biri hariç,o da benim sevdiğimi aldı benden,siz beni benden alırsınız belki ama Jülide’yi benden alamazsınız,ben bir kere verdim en sevdiğimi bir daha vermem.Niye hep benim sevdiklerimi alıyor bu hayat insan kuklalarıyla niye,ben kaybettiğim kadının bir tek elini tutmuştum,ondan başkası haramdı bana nikaha kadar.Ben onu kaybetmişken senin kızına nasıl dokunabilirim onu da çok seviyorum ama dokunamam,dokunmadım da hala solmamış bir papatya o ama size bırakırsam solduracaksınız onu.
Bu akşam buraya geldiniz,ne için Jülide’yi almak için değil mi ? vermiyorum,beni dövdünüz karşılık vermedim ne için ? saygımdan ama eğer ki siz sınırınızı bilmezseniz bende bilmem.Jülide’yi size vermeyeceğim bunu aklınıza sokun,ha kızını merak ediyorsan şayet,geç kaldın merak etmek için artık onu ben merak ediyorum,evet durumu iyi dokunmadım kızınıza hala ilk gün ki gibi ama değişen tek şey var o da artık beni seviyor olması.Şimdi ya çeker gidersiniz bir daha buraya gelmemek üzere ve bir kızınız olduğunu unutursunuz,ya kızınızın görüşüne fikrine önem gösterir beni araştırır evlenmemize izin verirsiniz,yada beni burda öldürür kızınızı da alıp gidersiniz ancak şunu da unutmayın ki bedenini alır götürürsünüz kalbi ruhu hep benimle kalır Jülide’nin.
Bu arada şunu da söyleyim de ondan sonra ne yaparsanız yapın.Şuan Jülide ağlıyor mu ? hayır tabiki,peki neden ağlamıyor biliyormusunuz ? çünkü ben ona bir söz verdim,onu asla ağlatmayacağım ve ağlamasına izin vermeyeceğim,o ağlarsa ben biterim.Sakın ağlatmayın Jülide’yi,ben onun kirpiklerinin kıvrımına kurdum hayallerimizi,benim hayallerim çok yıkıldı sorun değil ama o hayallerde Jülide de var ve ben Jülide’nin kurduğumuz hayallerin enkazında kaybolmasını istemiyorum izin de vermem.Şimdi beni öldürecekseniz eğer arkada öldürün,görürse ağlar Jülide…
Jülide’nin babası;genç bak şimdi az önce sen bana yumruk attın,benim onurumu haysiyetimi otoritemi iki paralık ettin.Ben bu durumda sana oğlum demem ve kızımı sana vermem,o benim kızım bu yaşa kadar ben büyüttüm,ben ilgilendim ben yetiştirdim ve senin gelip bunca emeğimi alıp gitmene izin vermem.Kendini benim yerime koy,senin kızın olsa ve birisi gelse ben kızınızı seviyorum dese ve onu alıp gideceğim dese,sen ne yapardın ?
Jülide babasına dönüp,baba bakıp büyütmek emek vermek sadece maddi destekle olmuyor,hiç beni dizinin dibine alıp sordun mu,kızım ne sıkıntın var,bir problemin varmı tek başına aşamadığın,hiç dedin mi kızım saramadığın yaran varmı diye,demedin baba demedin.Ben kaç gece sesim duyulmasın diye yorganı başıma kadar çekip,hışkıra hıçkıra ağladım sen biliyormusun.Baba ben iki senedir uyuyamıyorum geceleri korkuyorum,hiç farkettinmi sordun mu bana kızım neyden korkuyorsun diye.Korkudan dolabıma saklandığımda,kaç gece o dolapta uyuya kaldım ağlarken biliyormusun sen,niye ben üniversiteden sonra elbiselerimi yaktım,niye duş almadım bir ay boyunca biliyormusun baba,bilmiyorsun tabi nereden bileceksin ki hiç sormadın.
Bak baba bak bu yara ne zaman oldu biliyormusun,ben tecavüze uğradıktan haftalar sonra,bana tecavüz eden şerefsizin eseri bu,tabi ya sen bunu da bilmezsin ki şimdi…
Erkeklerden tiksinen korkan ben,nasıl olur da bir erkeğe adama aşık olurum onu sevebilirim,hiç düşündün mü baba o silahlarınızın doğrulduğu adam çok farklı birisi,papatyaların canı yanmasın diye çimene basmayan adam,evdeki papatyası solmuş diye günlerce dışarı çıkmayan,yemeden içmeden kesilen bir adam o,nasıl benim canımı yakabilir ki bana nasıl bir zararı olabilir ki,bak bu üzerimdeki elbiseyi ben onun sayesinde giyiyorum,o adam beni açmak insanlara sunmaktansa kapatıp kendine saklıyor,kimse beni görsün sevsin baksın istemiyor,şimdi sen söyle bu adam mı bana zarar verecek.Baba bak ben bu adamla tanışana kadar,her gece ağlıyordum uyuyamıyordum korkuyordum ama bu adamı tanıdıktan sonra artık korkmuyorum,ağlamama izin vermiyor ve ben onun yanındayken uyuyabiliyorum sadece,o bana güvende olduğumu hissettiriyor,ben bu adamı bırakmam bırakamam,ondan başkasını sevemem baba ben sana bile güvenmiyorum erkek olarak ama ona güvendim istese bana çok kez dokunabilirdi ama yapmadı hep gözünü sakındı benden,bırak dokunmayı.Şimdi siz ne yaparsınız bilmem ama ben burda sevdiğim adamın yanında kalacağım dedi ve gence sarıldı.Jülide’nin babası bu duyduklarından sonra dayanamadı ve ağladı son bir cümle söyleyip gittiler.
Benim bir kızım yokmuş ama senin bir baban her zaman var unutma.
Oradan ayrıldılar,köyde herkes bu olayı duymuş pür dikkat orayı izliyorlardı,Jülide genci kaldırdı ve eve gittiler şöminenin karşısına oturdular.Gencin kaşı patlamış bir kaç yerinde de çürükler vardı,boğuşma esnasında olan şeylerdi,Jülide ağzını açmadan pansuman yapıyordu sessizlik kan donduruyordu,Jülide birşey diyemiyordu bunu gence akrabaları yapmıştı,gençde birşey demiyordu Jülide üzülür ezilir diye ama dayanamadı ve sevdiğim kadınlar arasında sevdiğim için ilk dayak yediğim kadınsın dedi ve güldü.
Jülide de küçük bir tebessüm ile gülmeye başladı ama gülmelimiydi üzülmelimiydi bilemediği için gülüşleri yarım kalıyordu.Genç,Jülide’ye döndü kaşını pansuman ederken tuttu elini ve yanağına yaslayıp üzülme dedi,ben ölsem bile gülüşlerin yarım kalmasın senin,yarım kalan gülüşle yarım kalan nefes arasında fark yok,ben sen nefes al diye yaşıyorum bi papatyam solmasın diye.Jülide’nin gözleri doldu ama ağlamayacaktı şayet ağlarsa,az önce kazandıkları savaşı yada kazandıklarını sandıkları savaşı kaybetmiş olurlardı.Genç herşeyle başederdi de Jülide ağlarsa tüm savaşı kaybederdi.
Pansuman bitmişti,Jülide konuşmak istediğini söyledi ve gidip birer kahve yapıp geldi.

Şöminenin karşısında oturup konuştular,Jülide üzgün olduğunu söyledi ama genç daha fazla konuşmasına izin vermedi.Genç biraz kızmıştı Jülide’ye,ben sen ağlama üzülme diye uğraşıyorsam şayet sende üzülmeyerek bana destek olacaksın,bak ben sana en başında dedim değil mi ben sen solma diye yaşıyorum,boynu bükülen papatya solmaya mahkumdur,sen solmayacak her sabah başka bir ihtişam ve başka bir eda ile açacaksın her sabah yeniden doğmuş gibi dik ve güçlü olacaksın.
Ben yaşadığım sürece seni benden kimse alamaz ve benim olduğun sürece kimse seni solduramaz,şayet bir gün kendi isteğinle gidecek olursan seni benden daha az seven bir adama gitme olurmu ve sakın benden bahsetme ona,sen gittiğin gün ben ölmüş olacağım,senin için onun için herkes için ölmüş olacağım.Sen benim için bir serçenin gözyaşı gibisin,seni kazanabilmek için milyonları öldürürüm ama sen gidersen ben ölürüm dedi ve daha fazla uzatmadı,film izleyelim mi deyip konuyu değiştirdi.
Film izlemeye karar vermişlerdi,gencin aklında bir kaçtane film vardı ve onları izleyeceklerdi.
1.Film:Evim Sensin
2.Film:Sadece Sen
3.Film:İncir Reçeli
4.Film:İncir Reçeli 2
Birinci filimden başladılar izlemeye çok güzel bir filimdi ama gencin dayanamadığı bir yer vardı,oraya geldiklerinde genç gözyaşlarına hakim olamıyordu ama bu akşam ağlamamalıydı.
Ezberlemişti o filmin o dakikasını ve dakika oraya gelince telefonuna bakmıştı (Evim sensin 1.35.08 ).
Birinci filim bitmişti,gençte bitmişti ama dayanmalıydı çünkü Jülide’nin kafasını dağıtmaya ihtiyacı vardı,ikinci filmi de başlattılar (Sadece Sen) ve izlemeye devam ettiler.Jülide gencin omzuna yaslamış başını öyle izliyordu filmleri,gençte bir eli ile saşlarını okşuyordu Jülide’nin.
Zarzor dayanıyordu genç gözyaşları akmasın diye ama dayandı ve filimler böylelikle gecenin ilerleyen saatlerine doğru bitti,Jülide yorgun düşmüş uyuya kalmıştı genç Jülide’yi kucaklayıp yatak odasına götürüp yatırdı,kendisi yine şöminenin karşısına geldi kalemini defterini aldı yine.
Birşeyler yazdıktan sonra orada uyuya kaldı…

Sevgi güzel şey be usta…
Sevmek sevilmek çok güzel birşey ama biliyorum her güzel şeyin sonu çabuk geliyordu,korkuyorum ! öyle unutmuşken sevilmeyi ve sevmeyi şimdi nasıl da alıştım sevilmeye,yine bir gün kaybedersem solarsa binbir emekle büyüttüğüm papatyam ne yaparım inan bilmiyorum.İkinci kez öldürüyorum içimdeki herşeyi,sevdiğim kadın yaşasın diye…

ÖZLEDİM

Özledim,senle mutlu olduğumuz anları,
Mecbur kalırmı insan silmeye,eski anıları,
Tek tek yakıyorum şimdi,yokluğunda.
Birlikte olduğumuz,o eşsiz hatıraları,
Sana yazdığım onca şiirin bulunduğu,
Sen kokan,her kelimesi sen olan satırları.
Yazarken ağladığım,o defterin sayfalarını,
Tek tek yakıyorum bu gün,masada kalan resmine karşı…

ÖLÜRKEN ÜŞÜRMÜŞ İNSAN

Bak işte yine Sonbahar geldi,
Yağmurlar yağıyor dışarda,hava buz.
Bir şömine başında,oturduk fotoğrafınla,
Sensizken,senle mutlu olduğumuz anları anlatıyor.
Gittiğin günden beri,neredeyse hiç konuşmamıştık,
Birden sessizliği bozar oldu fotoğrafın,
Yine yakacaklar canını der gibi bakıyordu,
Gittiğin günü hatırlatırcasına,masum.
Bir yerlerde okumuştum,ölürken üşürmüş insan,
Madem gidiyordun,üzerimi örteydin be sevdiğim,
Söylemiştim sana,gidersen sen ölürdüm ben…

Sabah olmuştu ama bu sabah genç kalkamamıştı,Jülide saat 09:00 civarında kalktı ve içeriye geldi,genç koltukta uyuya kalmıştı ve defteri açıktı anlaşılan gece birşey yazmıştı diye düşündü Jülide ama bakmadı ne yazdığına çünkü oraya giderse genç uyanırdı uyanmasını istemedi,uyurken onu izlemek en etkili terapiydi Jülide’ye.Sessizce mutfağa geçti ve kahvaltı hazırlamaya başladı,hem genci izliyordu hem de kahvaltı hazırlıyordu ama bu gün farklı olacaktı,kahvaltıyı terasta manzaraya karşı temiz havada yapacaklardı,genç gece çok sigara içmişti içerisi küllük gibi kokuyordu.Kahvaltı hazırdı şimdi uyuyan güzeli uyandırmaktaydı sıra Jülide aşşağı indi ve gencin yanına gelip boynundan öpüp uyandırdı genci,elini yüzünü yıkadıktan sonra mutfağa geldi genç ama mutfak boştu,Jülide kahvaltıyı terasa çıkardığını söyledi ve yukarıya çıktılar.Güzel bir kahvaltının ardından manzaraya karşı kahve içmek istedi genç,Jülide şaşırdı normalde çay içerdi şimdi neden kahve istemişti ki diye sordu kendi kendine ve kahve yapmak için aşşağı indi.Genç masadan kalktı ve terasın ucuna doğru gitti derin bir nefes almak istedi ama tam alırken nefesi kesildi ve birden sebesizce ağlamaya başladı hıçkıra hıçkıra ağladı,sabah Jülide onu boynundan öpüp kaldırmıştı ya onu birtek Rüya böyle kaldırırdı,aklına geldikçe içi parçalanıyordu dayanamıyordu artık inanmıştı gelmeyeceğine ama alışamamıştı işte yokluğuna…
Ne kadar unuttum diye kandırsa da insanları tavırlarıyla,yüreği unutamıyor alışamıyordu işte.Jülide’nin ayak seslerini duyana kadar ağladı sonra yüzünü sildi ağladığı anlaşılmasın diye,Jülide’yi üzmek istemiyordu geçip yerine oturdu,Jülide kahvesini getirdi oturdular genç kahvesini içti Jülide çayını içti,kahvaltı bitip çaylar kahveler içildikten sonra genç aşşağı indi,Jülide masayı toplayıp gelecekti yanına.
Genç aşşağı inmiş defterini falan kaldırmış camı açıp evi havalandırmış dışarı çıkıp arabayı çalıştırmıştı,sigara yaktı bitane ama birşey eksikti,telefonunu bulamıyordu bir türlü.
Terasta bıraktığını düşünerek sigarsını içti ve içeri girdi,merdivenleri çıkarken Jülide’nin telefonla biriyle tartıştığını duydu konuşma bitene kadar çıkmadı terasa.Konuşma bittikten sonra ses çıkara çıkara terasa çıktı,Jülide nasıl tepki verecekdi diye onu denedi çok telaşlıydı Jülide,genç bozuntuya vermeden telefonunu aldı ve dışarı çıktı.
Trabzon’a gidecekti biraz işleri vardı,Jülide’ye gelecekmi diye sordu gelmeyeceğini söyledikten sonra genç yola çıktı,kafasını karıştıran sabah ki konuşmayı düşünerek gitti,acaba kimle konuşuyordu Jülide neye sinirlenmişti bu kadar çok neydi onu bu kadar telaşlandıran.Kötü düşünmedi hiç,iş ile ilgilidir diye sormadı da,içine attı her zaman yaptığı gibi ve gidip işerini halletti.
Akşam üzeri eve dönerken yolda liseden arkadaşları ile karşılaştı ve ayak üstü biraz konuştular,sonra bir kafeye geçip oturdular dün akşamki olay tüm Trabzon’da duyulmuştu.
Arkadaşları gence naptın sen kanka bu kadar büyük oynanırmı lan kaybedersin herşeyini dediler ama genç çok rahattı.
Benim kaybedecek hiçbirşeyim yok ki canımdan başka,ortaya koyduğum herşeyden vazgeçmişimdir ben merak etmeyin dedi konuyu değiştirmeye çalıştı ama arkadaşları inatla bu konu üzerindeydiler.Gencin arkadaşları ya yengeyi kaybedersen deyince genç sinirlendi,ben sevdiğim kadın üzerinden oynamam bu hayat bir kumar masasıysa canım dahil herşeyi koyarım ortaya ama sevdiğim kadın benim ne kolumdaki saattir ne cebimdeki para,sevdiğim kadın benim oraya çıkarmadığım hep yüreğimde saklı kalan bir çiçektir onu kaybedemem.İnsan kazanmak istediğini koymaz o masaya… dedi ve kalktı ordan,eve gitmek için yola koyuldu sinirlenmişti kafası bulanmıştı geçte kalmıştı zaten hızlı bir şekilde evin yolunu tuttu.O saatte o yolda fazla kimse olmazdı kaza yapma şansı yoktu o yüzden basabildiği kadar basıyordu eve yetişmek için çünkü Jülide’de korkardı yanlızlıktan biliyordu fazla yanlız kalmasını istemiyordu Jülide’nin,basabas eve gelmişti sonunda arabayı çalışır vaziyette bıraktı çok yormuştu arabayı,zili çaldı içeri girmek için ama kapıyı açan olmadı,uyumuştur deyip anahtarla girdi…
Işıklar kapalıydı ışıkları açıp odaya baktı ama Jülide oda da değildi,tuvalettedir diye tereddüt etmedi geçip oturdu biraz yorulmuştu,o sırada masanın üzerinde bir kağıt farketti ikiye katlanmış duruyordu,genç tüh ya alınacak listesini almamışım yanıma deyip kağıdı açtı ama kağıt alınacaklar listesi değildi.
Birtanecik sevdiğim beni affet…
Senin kadar kimse sevmeyecek beni,bende kimseyi seni sevdiğim kadar sevmeyeceğim biz seninle iki elmanın yarısıydık,sen yarımdın ben yarımdım ama sen sağlamdın ben ise çürük.Senin yanından durmak benden çok sana zarar verecekti kendi çürüğümle senide çürütmek istemedim affet beni.Bu sabah farkettin mi bilmem telaşlıydım biraz,annem ile konuşmuştum sen aşşağıdayken,”bizi rezil ettin adımıza leke sürdün ve bu lekeyi yine sen temizleyeceksin,baban o çocuğu bulmuş konuşmuş çocuk seninle evlenmeyi kabul etmiş”dedi.
Beni seninle tehdit ettiler sevdiğim,gitmeseydim seni öldürmeyeceklerdi ama yaşatmayacaklardı da sana hayatı zından ederlerdi ben senin için gittim.Sana daha fazla benim yüzümden zarar gelsin istemedim,biliyorum söz vermiştik hep beraber olacaktık ama ben tutamadım sözümü üzgünüm…
Hani sen derdin ya “Hep giderler,ya yaprak olur giderler,ya toprak olur giderler “sevdiğim bende solmuş bir papatya yaprağı oldum rüzgarla hunharca savrulan.
Beni affet sevdiğim ELVEDA…
Bu bir mektuptu ve veda mektubuydu,okuduktan sonra beyninden vurulmuşa döndü genç,dayanamadı bir kez daha kaybetmeye arabaya bindi ve yola koyuldu son sürat gidiyordu.Arabanın balataları ısınmıştı frenler iyi tutmuyordu ama gebcin umrunda değildi yaşamak veya ölmek,kazanmak için canını ortaya koyduğu bu oyunda kaybettiği kazanmak için çalıştığı olmuştu ama ortaya koyduğu herşeyi onda kalmıştı,yaşamak zorunda kalmıştı yeni bir mağlubiyet ile,tek kozu vardı o da Jülide’nin ona olan sevgisiydi.Eve gelmişti arabadan inip kapıyı kırarcasına yumrukluyordu,kapı açılmıştı ve kapıyı açan Jülide’ydi elinden tutup çekti haydi kimse bize bişey yapamaz gidelim dedi genç ama Jülide elini çekip unut beni ben yokum artık,kendi isteğimle geldim ve yarın düğünüm var dedi.Gencin kanı donmuştu bu Jülide değildi Jülide böyle konuşmazdı,konuşan zaten Jülide’nin kendisi değildi söylediği her kelimenin gencin içinde açtığı yarayı gördükçe dayanamıyor ağlıyordu zaten ama ezberletilmiş bir senaryo vardı ortada.Genç ne kadar yalvardıysa da gelmedi Jülide,kapıyı yüzüne kapatıp odasına gidip ağladı,genç ise bağırdı ağladı tehditler savurdu ama bir türlü sakinleşemedi,onun bu halini gören Jülide mahfoluyordu dayanamıyordu ama mecburdu bazı şeylere.Genç biraz daha orada durursa kafayı yiyecekti,ilerde bitane bara gidip içti sabaha kadar.
Sabah saat 06.00 ya kadar içmişti barda,hayatta en çok korktuğu olmuştu işte bir bar taburesinde bırakmıştı umutlarını,hayallerini ve gençliğini.Sabahın ışıklarıyla barmen gence abi evin nerde götürsün arkadaşlar seni deyince,genç oğlum benim evim yok ki dün akşam herşeyi yaktım ben burda kimliğimi,evimi,sevdiğimi hayallerimi herşeyimi,sen şurdan bana bir tekila doldur geri kalan gururumu da yakayım belki giderim o zaman sevdiğim kadının düğününe dedi.
Barmen doldurdu verdi,genç ayakta duramazken onu da içip hesabı ödeyip çıktı bardan,arabaya bindi ama o kadar sarhoştu ki arabayı çalıştıramadı bile.Koruma yardım etti arabayı çalıştırıp sağa sola çarpa çarpa gitti sahile,oturdu kafası açılsın diye bekledi biraz sonra oradan kalktı ve Jülide’nin evine gitti kapının orda arabanın içinde,sevdiği kadının canını yakan şerefsizi bekledi.Sarhoştu ama o şerefsize yeterdi gücü,bekledi bekledi sonunda şerefsiz gelmişti arabadan inip ona doğru koştu ve Jülide’ye dokunursan seni öldürürüm dedi ve yumruk attı ona.
Çocuk yere düşmüştü kalkıp gence doğru geldi sen kimsin diye aşşağılar bir tavırla el hareketi yaptı,genç çocuğu boğazından tutup arabanın kaputuna vurdu kafasını ben o kızı seven adam,ağlamasına izin vermeyeceğim diye söz verenim ben hiç kimseyim senin için,beni tanıma bilme ama şunu bil her gün seni için uyanacağım,seni öldürmek için dedi genç.
Çocuk Jülide artık benim karım,istediğimi yaparım sana mı soracağım,ister ağlatırım ister acıtırım seni ilgiledirmez deyince gencin aklına Jülide’nin anlattıkları geldi ve arabaya gidip bıçağı aldı,koşarak gelip çocuğa sapladı ve kulağına eğer Jülideyle evlenirsen ölürsün,her gün ensendeyim unutma dedi ve çekip gitti ordan.
Çocuk hastaneye kaldırılmıştı gençse ilerdeki çevirmede arabayı sağa çekip teslim olmuştu.Düğün olmamıştı belki kavuşamamıştı Jülide’ye ama o şerefsizden kurtarmıştı onu,çocuk evlenmekten vazgeçmiş gençten şikayetçi olmamıştı,bir gün gözaltına alındıktan sonra serbest kalan genç direkt Jülide’nin evine gitmişti ama bu kez kapıyı çalmadı yolun karşısından Jülide’yi izledi ve oradan da tekrar bara gitti.Barmen hoşgeldin falan dedikten sonra sordu,abi düğüne gittin mi diye,genç doldur bi rakı da konuşalım dedi. Rakı geldi genç anlatmaya başladı,düğüne gitmedim çünkü düğün olmadı,damadı bıçakladım ve bir daha buralarda görürsem öldüreceğimi söyledim,korktu kaçtı vazgeçti evlenmekten ama ben yine kavuşamadım sadece sonu biraz daha erteleyip rolleri değiştirdim o kadar senaryo hala var film devam edecek başrol bulunduğu zaman dedi.
Barmen sormadan söyledi genç,şikayetçi olmadı bir akşam gözaltında kaldım saldılar sonra,evet gittim evine ama uzaktan baktım sadece odasına göremedim dedi.
Biraz içtikten sonra köye eve döndü,bütün sosyal medya hesaplarını kapattı,perdeleri çekti sonuna kadar ve kendini kapattı eve.Kendine zından etti o evi sonsuza kadar mahkum kalacaktı orada ama telefonunu değiştiremedi işte Jülide ararda ulaşamaz diye değişmedi telefonunu ama hiç aramadı Jülide,aylar geçti de hiç bir kere olsun aramadı en sonunda sadece sesini duymak için genç aradı ama numarası kapatılmıştı ulaşamadı,ulaşamadığı her gün daha bi çöktü sadece sigara getiren bakkalın çırağını görüyor onunla iki kelam ediyordu,onu da sohbet olsun diye değil ne kadar tuttuğunu sorup ödüyordu.Baya bi zaman sigarada almadı herkes öldü sandı ama evine gidemediler,onun bu halini gören Aslı yengesi nedenini biliyordu Jülide’yi de tanıyordu zaten.
Araştırıp buldu nerde olduğunu,ne yaptığını ve ona ulaşmaya çalıştı,sekreterine mesaj bıraktı bu numaraya müsait olunca dönsün diye.Jülide İzmir’e taşınmış evlenmişti başka birisi ile akşam üzeri Jülide aradı Aslı yengeyi,sesinden tanımıştı bu Jülide’ydi biraz kızmış sonrada da gencin halini anlatmıştı ona Aslı yenge.Jülide anlamamıştı başta ama sonradan aklı başına gelmişti,o yaşıyor mu ? bana öldü dediler,aylarca ağladım onun için öldü diye dedi Jülide.Aslı yenge ölmedi ama yaşıyorda söylenemez,senin düğün gününden iki gün sonra geldi o gün bu gündür dışarı çıkmıyor,yaşadığından bile şüphe ediyoruz dedi.Bi konuşsan onunla,olmazmı ? dedi Aslı yenge.
Jülide ben evliyim,beni onun kadar sevecek biri ile evliyim artık 7 ay geçti 3.ayda bana öldüğünü söylediklerinde bittim ben şimdi tekrardan yakamam o hasret ateşini.Sizde ona benim öldüğümü söyleyin biraz yanar canı ama o alışık kaybetmeye bir tane toprağa verdi birtane aldattı gitti bende bir mektupla yüz üstü bıraktım gittim.Onun artık yanacak bir canı bile kalmamıştır ki çok üzgünüm iyi günler deyip kapattı telefonu.Aslı yenge bir kağıda Jülide’nin öldüğünü yazdı ve kapının altından içeriye attı elbet okuyacaktı o kağıdı eğer yaşıyorsa okuyup dışarı çıkıp mezarının yerini sorar bana yaşamıyorsa kurtulmuş olur.
Bir kaç gün sonra genç evden çıktı,saçı uzamış sakalları uzamış gözleri mosmor ve içmekten ayakta duramıyordu,ağır adımlarla Aslı yengesinin yanına gidip mezarlığı sordu.Aslı yenge Jülidenin babasıyla konuşmuş bir mezar yaptırmışlardı Jülide’nin adına,gence o mezarlığın yerini söyledi ve genç gitti.Mezarlığa gelince gözleri dolmuştu,biraz Jülide’nin mezarını aradı,bulduktan sonra dua okudu ve dizlerinin üzerine çöktü,sende gittin işte ben bu yüzden korkuyordum sevgiden aşktan bu yüzden korkuyordum bir gün senide benden alır diye,hani yaprak olmuştun sen hani toprak olmayacaktın niye şimdi bu acıyı yaşatıyorsun ki bana.

Ben şimdi ne yapayım,nere gideyim İstanbul’dan kaçtım buraya geldim,burdan nereye gideyim,gittiğim her yerde birini mi kaybedeceğim ben,hep birilerinin arkasından dizlerim üzerinde ağlayacakmıyım ben dedi kendi kendine.
Artık kıyamet kopsa kıpırdamazdı yaprağı o hale gelmişti,o kadar yıkılmıştı ki artık yıkılacak hiçbirşeyi kalmamıştı.
Yere düşüp dizi kanayanın da canı yanıyordu,neden benim canımı böyle yakıyorsun be hayat…
Nedir benden alıp veremediğin,herşeyimi aldın aşka olan inancımı,dosta olan güvencimi,hayatımı en sevdiklerimi herşeyimi aldın benden de,bana birtek canımı bıraktın nefes alan boş bir beden bıraktın,hayat sen beni böyle yaşamaya mahkum ettin,güneş haram oldu özgürlük hayal oysa ben hayal kurmayı da bırakmıştım.
İdam mahkumu gibi her gün bekliyorum ölümü,ne ölüm geldi ne özgürlük,bulunduğum mahsenin yüksek penceresinden içeri doğan güneşi gösterdiniz bana özgürlük diye hiç ulaşamadım ben özgürlüğe.Ölüm gelsin artık bedenim alıştı da ruhuma ızdıraptır bu yaşam bırakın da o gitsin bari sevdiklerimin yanına.
Bu bir rus ruletiydi bense oynamasını bilmeyen kumarbaz,hep o tek mermiyi kendi kafama sıktım,ben ölmedim de sevdiklerimi hep aldı benden o mermi.Ölürsem oyun biterdi belkide bu yüzden mahkum oldum böyle yaşamaya.
Genç o berbat haliyle kalktı gitti oradan gözü yaşlı kalmıştı yine.Eve gelip herkesle vedalaştı,herkes dediğim evdeki papatyası ile duvardaki resimler ile defterindeki şiirler ve odasının her tarafını saran jülidenin kokusuyla,Rüya’nın gelinliği ile vedalaştı perdeleri çekip çıktı evden.Kapıya vurdu kilidi,kimsenin yüzüne bakmadan gitti köyden,Trabzona indi traş oldu oradan da Askerlik Şubeye gidip tecilini bozdurdu.
Dışarıda hayat zor geliyordu gence oda askere gitmeye karar verdi,herşeyi halletti ve gün beklemeye başladı bindi arabasına İstanbula sürdü yol üstündeki her şehirde bir gün konakladı,iki hafta sonra falan İstanbula geldi bütün arkadaşlarıyla vedalaştı,uzaktan evine baktı biraz sonra aklına yine Jülide gelmişti.Ağlamak istemiyordu gidip bir cami şadırvanına elini yüzünü yıkadı oradan da mezarlığa gidip Rüya’ya veda etti herşeyi anlattı ona nasıl yine yarım kaldığını askere gideceğini herşeyi anlattı ve oradan ayrıdı.Sahile gidip biraz kafa dinlemek istedi ama her yerde sevgililer her yerde daha hayatın acı yüzüyle tanışmamış gençler vardı,onlar için üzülüyordu dua ediyordu kendi yaşadıklarını hiçbir kul yaşamasın diye.O sırada telefonuna bir mesaj geldi MSB’dan askerliği bir ay ertelenmişti genç ne yapacağını şaşırmıştı anlaşılan MSB’da gencin biraz daha acı çekmesini istiyordu,biraz düşündükten sonra arabasına bindi ve tekrar Trabzona sürdü.
Yolda giderken Trabzonda ne yapacağını düşünüyordu plan yapa yapa gitti,gezecek askerlik zamanına kadar gün geçirecekti.
Sonraki gün öğleden sonra Trabzonda gelmişti birşeyler alıp yine kendine mezar olan eve gitti.Kapıyı bile açası yoktu,derin bir nefes alıp eve girdi ama bütün herşey gözünde canlandı,evin önünde yaşanan olaylar,Jülide’nin bir mektup ile gidişi,yaşanan olaylar ve Jülide’nin ölümü herşey birden geldi aklına ve nefes alamaz oldu.Kendisini birşeylerle meşgul etmeliydi,portre karakalem çizmeye başladı bir kaç hafta kendisini böyle meşgul etti ama yetmiyordu.Tekrar sosyal medyaya dönmek istedi ama instagram onu hiç meşgul edemiyordu sonra aklına tiktok geldi bir tiktok hesabı oluşturup videolar çekmeye başladı.Aylar haftalar geçti kendisini meşgul ediyor,bir çok yeni insan tanıyordu ama tiktokta sevmediği birşey vardı ki oda orasını burasını açan kadınlar kızlardı,onları gördükçe tiktoktan soğuyor anlam veremiyordu gördüklerine.
Bir erkek adam olan erkek delikanlı nasıl olurda sevdiği kadını paylaşırdı ki,bunu aklı almıyordu oysa o sevdiği kadınları hep saklayan birisiydi,tuhaf geliyordu gence bu gördükleri ama iyi insanlar da tanımıştı orada,güzel dostluklar kurmuştu.

Deniz diye bir kadın tanımıştı tiktokta,oda yaralıydı oda efkarlıydı bir kaç akşam açtığı canlı yayınlara katıldı genç ve biraz sohbet ettiler,iyi birisine iyi bir dosta benziyordu,genç herkese bacım demezdi ama ona içinden bacım demek gelmişti kendini Deniz’e yakın hisstemişti.
Bir kaç hafta devamlı yayınlar yapıp sohbet muhabbet etmişlerdi Deniz ile iyi bir dostlukları oluşmuştu,genç Denize güveniyor ona anlatıyordu her şeyini dertleşiyorlardı konuşuyorlardı bazen gülüp bazen ağlıyorlardı,ama bu gence iyi geliyordu.
Unutmuyordu belki ama o acıyla yaşamaya alışıyordu yavaş yavaş ama tiktokta iyi insanlar kadar kötü insanlarda vardı ve genç onlarla da tanışmıştı,insanların yaraları ile dalga geçen,insanları hor görüp üstten bakan insanlar da tanımıştı bu medyada.
Baya bi böyle takıldıktan sonra karşısına bir video çıktı ve o videodaki kadını çok sevdi çünkü kadın da papatyaları seviyordu hatta aşıktı papatyalara ilk onun videosuna yorum yapması ile başladı zaten bu hikaye.
Kadın çok güzeldi ve çok naifti adına binlerce satır yazılır,masumane duruşu ve narin yapısını milyonlarca kelime anlatmaya yetmezdi ama genci rahatsız eden birşey vardı.
Bu kadın neden bu kadar papatyaları seviyordu ki acaba,papatyaları sevmek için ya kırılmış olmalıydı yahut kaybetmiş olmalıydı ama bunu ona soramadı.Uzaktan uzaktan ürkütmeden kırmadan dokunmadan incitmeden takip etti o kadını,çok sevmiş çok yakın hissetmişti kendine onu ama korkuyordu çünkü gencin sevdiği her kadın ölüyordu,yakın hissettiği her kadın da ölmek istiyordu.
Korktu fazla yaklaşmak istemedi,canını yakar onu incitir diye hep uzak kaldı ona,videolarına yorumlar yaptı sürekli takip etti ama çok iyi saklıyordu yarasını hiç belli etmedi anlaşılan çok kırılmıştı ve korkuyordu.O kadının size kullanıcı ismini söylemeyeceğim çünkü o kadın artık gencin özeliydi,kimse onu görsün sevsin ona dokunsun istemiyordu.
Bir gün bir video paylaştı ve o videoya yorum yaptı o güzel papatya kokulu kadın,yoruma cevap verdi falan derken konuşmaya başladılar,genç onun da bir karakalem çizimini yaptı ve ona gönderdi böylelikle konuşmaya başladılar,tanıştılar genç yazdığı kitabı gönderdi ona papatya kokulu kadın çok beğendi kitabı,bir müddet kitap üzerinden konuştular ama genç bir türlü soramadı neden bu kadar çok papatyaları sevdiğini.

Günler sonra bir akşam yine konuşuyorlarken,genç merak edip sordu neden bu kadar seviyorsun papatyaları,anlatmak istersen dinlerim dedi.Papatya kokulu kadının kanayan ağır yarası vardı,unutulması dayanılması imkansız olan ama bu yaşına kadar dayanmayı başarmıştı.Papatyaları seven her kadın gibi oda narindi kırılgandı ama güçlüydü de,onca sene dayanmıştı bu kadar acıya ama bir zamandan sonra alışmak istemiyor insan o acıyla yaşamaya zaten yaşayamıyorda.
Ne yediğinden tat alıyor insan ne içtiğinden,herşey zehir gibi geliyor hayat zından yaşam ızdırap ömür pranga gibiyken.Özgürlük artık yüksek pencereden görünen güneşten çok,papatya dolu bir bahçe hayali oluyor o kadar imkansız.
Papatya şayet bulursa ait olduğu yeri,ne fırtına kalır ne savaş işte o zaman başlar yeniden bahar.Papatya kokulu kadın anlattıktan sonra yaşadıklarını aramak istedi genci,gençte zaten duymak istiyordu papatya kokan kadının o kırgın sesini.
Papatya kokulu kadın aradı,biraz konuştular ama öyle şeyler duydu ki genç bırak konuşmayı yutkunamadı bile,canı yandı sanki kendi yaşadıkları bir ödül gibi geldi gence öyle zordu işte papatya kokulu kadının yaşadıkları.Bir zaman sonra sesi titremeye hatta ağlamaya başladı papatya kokulu kadın,genç herşeyden çok ağlamamasını istiyordu ama elinden gelen birşey yoktu eli kolu bağlıydı,dokunsa yüreğine okşasa saçlarını sanki zarar görecekti papatya kokan kadın.
Korkuyordu dokunmaya,bir zaman sonra gençte dayanamadı bir kaç damla yaş aktı gözünden ama ağlamamalıydı çünkü o ağlarsa ağlamasını istemediği kadına destek olamazdı,belli etmeden sesinin tonunu değiştirmeden yutkunamadan konuşmaya devam etti.Papatya kokulu kadın yorgundu,çalışıyordu hem bedenen bitkin düşmüştü hem ruhen konuşurken öylece uyuya kaldı,genç telefonu kapatmadı sadece onun nefes alış verişlerini dinledi.
Bir kadının nefes alışverişlerini dinlemek her erkeğe nasip olmazdı ve genç uzun zamandır uyurken hiçbir sevdiğini izleyememiş dinleyememişti bu ona çok iyi geliyordu.
Bir kadının uykusuna ortak olmak kadar güzel tek şey vardı oda o kadın uyurken ona söyleyemediğiniz bir çok şeyi uyurken ona söyleyebilmektir,gençte aynen öyle yaptı papatya kokan kadına söyleyemediklerini o uyuduktan sonra zarar veririm kırarım diye korkmadan söyledi ona.
“Bunca şeye rağmen hala ayaktasın güçlüsün.oysa ben yıkılmak üzereydim ama şimdi anlıyorum ki papatyalar ölmeden umut kesilmezmiş.Sen o kadar eşsiz o kadar muhteşem bir kadınsın ki,senin yanında olmaktan gurur,onur duyuyorum,asla bidaha üzülmene ağlamana izin vermeyeceğim.Kimse kurmadı belki kirpiklerinin kıvrımında hayaller ama ben kuracağım,biz kuracağız ve sen o hayaller yıkılmasın diye bir daha ağlamayacaksın,
bu günden itibaren sana ağlamak yasak papatya kokulu kadın,illacaksan yanındaysam omuzumda değilsem benimle ağlayacaksın yıkılacaksa o hayaller altında birlikte can vereceğiz,tek başına ölmek bile yasak sana bundan sonra.”dedi ve biraz daha dinledi nefes alışverişlerini ardından da kapattı telefonu kendi kendine söz verdi,bir daha izin vermeyecekti ağlamasına.
Papatya kokulu kadının doğum günü yaklaşıyordu ve genç onu bu doğum gününde yanlız bırakmak istemiyordu,İstanbula gitmeyi planlıyordu ama bir saniyemizin bile garantisi yoktu bu hayatta bu yüzden birşey dememişti.Sonraki gün akşama kadar aralıklı olarak konuştular,yanlız kalmasını istemiyordu genç çünkü biliyordu yaralıysan hep birşeyler kurarsın aklında,onca işi arasında papatya kokan kadına da vakit ayırıyordu.Akşam olmuştu genç biraz yorgundu ama içinde bir huzursuzluk vardı sebebini bilmediği,papatya kokulu kadına mesaj atıp nasıl olduğunu sordu ama mesaja bakmamıştı,genç fazla birşey kurmadı içinde o zaten geç bakıyordu mesajlara,genç ne kadar sevmese de mesajlarına geç bakılmasını birşey demiyordu çünkü işi gücü vardı onu meşgul etmek istemiyor anlayışlı davranıyordu.Biraz bekledikten sonra tekrar kontrol etti mesajı görmüş işim var deyip ben sana döneceğim demişti.

Genç beklerken huzursuzluğunu gidermek için onun resmini açıp dakikalarca baktı ona sonra da çizmek istedi onu,artık sosyal medyadan da uzak kalmıştı herşeyden uzaklaşmıştı tek düşündüğü papatya kokan kadındı,onunda solmasına izin vermeyecekti diğer papatyalarının solduğu gibi onu da soldurmayacaktı.
Genç onun içinde bir papatya dikti saksıya ve odasının ışık alan köşesine koydu,su verdi her gün güneşe göre yerini değişti ama en önemlisi sevgiydi,papatya kokulu kadından sakladığı ona veremediği sevgisini onun için diktiği papatyaya veriyordu.Bu hikaye de yarıda mı kalacaktı yoksa bitecekmiydi bilmiyorum ama gencin yarım kalmasından yahut kötü bitmesinden korktuğu kadar korkmuyordu papatyalar kış ayazında.Genç öyle korku dolu ve düşünceli şekilde yatıp uyumaya çalıştı,çok yoruluyordu gündüzleri yorgunluktan uyumuştu ama içi hiç rahat değildi o gün çünkü papatya kokulu kadının sesini duymamıştı.
Sonraki gün sabah erken kalkıp işe başladı genç,kahvaltı yapmamış daha uyanmamıştı bile kahvaltı yapmayı sevmiyordu hiç çünkü hep tek başına yapıyordu,yanlızlık onu o kadar korkutuyordu ki kahvaltı bile yapamıyordu kimseyi görmeden.Size bir sır vereyim genç sigara içerken yanlız kaldığında aynaya karşı yahut instagramdan canlı yayın açarak içiyor sigarasını,o kadar korkuyor eskiye dönmekten.
Papatya kokulu kadının kalkmasını bekledi ve ona mesaj attı,uykusunu bölmek istemedi herkesi kendisi gibi zannediyordu galiba.Mesaj sesini duyar duymaz hemen telefona bakardı ne kadar tatlı olsada uykusu o kişiyi bekletmemek için ve azda olsa birilerini mutlu edebilmek için hemen uyanır cevap verirdi.Papatya kokan kadın uynamasın diye kalkacağı saate kadar bekliyordu mesaj atmak için ve sonra mesaj atıp günaydın diyor öyle de konuşmaya başlıyorlardı,aslında gencin güneşi de o kalkınca doğuyor güne de o zaman başlıyordu.Akşama kadar aralıklı olarak konuştular ama bu gün sanki biraz soğuk gibiydi papatya kokulu kadın yada gence öyle gelmişti,sebebini sormadı soramazdı da zaten,hiç konuşmasa ne diyecekti ki benimle niye konuşmuyorsun mu diyecekti.
Birisine beni niye sevmedin demek gibiydi bu ve genç hiçbir zaman kimse hiçbirşeye zorunda değildir teorisini savunurdu.
Bu neticeye göre genç sadece merak edebilir,araştırıp öğrenebilir sebesizce onu mutlu edebilirdi,hesap soramaz sebep arayamaz sorularıyla onun canını sıkamazdı buna hakkı yoktu.Sebebini soramadı ama papatya kokan kadın gence ses attı sesleri dinledikten sonra o yüreğini okşayan sesi duyduktan sonra biraz huzur dolmuştu içine,sanki sırtından büyük bir yük kalkmış yüreğinin üzerine oturtulmuş taş yerinden oynamıştı.
Akşam genç biraz konuşmak istemişti ama bunu ona söyleyemeden,papatya kokulu kadın müsade isteyip uyumuştu.Kal diyemedi gitme sana ihtiyacım var iyi değilim diyemedi çünkü onunda uyumaya biraz huzura ve sakin bir kafaya ihtiyacı vardı.Genç sessiz kaldı,biraz gönlünü okşayacak cümleler kurdu iyi geceler diledi ve papatya kokulu kadın uyudu genç ise içindeki sıkıntı ile değer verdiği kadını da sıkmasına izin vermediği için Allah’a şükredip bunları kitabına yazmak istedi.Evet genç bu arada kitabını da yazmaya başlamıştı,uyuyamadığı geceleri hep yazıyordu askere gidene kadarını yazacaktı sonrasını da duruma göre ikinci bir kitap çıkarırsa ona yazacaktı tabi yazmaya değer bir şeyler olursa yazacaktı.

Papatya kokulu kadın son zamanlarda biraz soğuk davranmaya başlamıştı gence,mesajlara bakmıyor bazen cevap dahi vermiyordu.Genç cevap vermediğini görünce yanlışta olsa ısrarla mesaj atıyor farklı farklı şeylerden bahsediyordu belki cevap verir diye ama olan olmuştu.
Yanlış olan ne varsa yapmıştı ve en sonunda incitmişti papatya kadar narin kadını,korkutmuştu onu ilgisiyle korkmakta da haklıydı.Genç biraz fazla gitmişti üzerine,ürkütmüştü onu hatta belkide soğutmuştu kendinden ama genç napsın ki hayat ona hiç yüzünü gülmezken,ona gülümseyen bir kadın tanımıştı ve o kadının gülümsemesi gence hayat vermiş yeniden yeşertmişti umutlarını.Genç bu kez farklı olacak diye düşünmüştü,yaşadığı o karanlık zindana güneş doğmuştu ve o güneşin batmasını istemiyordu,o gülüşün gitmesini güzeller güzeli papatyanın tekrardan solmasını istemiyordu.
Bu o kadar zor bir duyguydu ki sahip olamadığının gülüşünde ısınmak,onu özlemek ona kavuşma hasretini yaşamak,sahip olamadığı papatyanın solmaması için elinden geleni yapmak çok zor bir duyguydu.

Genç çok iyi biliyordu”sahip olamadığın birşeyin hayalini bile kuramazdın,sahip olamadığını özleyemez senin olmayana kavuşamazsın.Ne kadar sahipsen o kadar senindir,ne kadar sahipsen o kadar özlersin,ne kadar sahipsen o kadar senindir ve senin olmayanı koruyamazsın.”gençte papatya kokulu kadına onun yüreğine,gönül otağına sahip değildi ve bu gidişle olamayacaktı da.
Nerde imkansız varsa en güzel oydu,nerde imkansız varsa insan ona ulaşmak isterdi ve imkansız ne varsa insan onun hayalini kurardı.Papatya kokan bu kadın gence imkansızdı,aslında imkansızlık bile aşılırdı da imkansız olan imkan sunabilseydi.Gencin bu hayattan alacağı vardı,iki tane papatya vermişti bu hayata ve geriye sadece bir papatyanın solmamasını istiyordu,hayat gence borçluydu bu konuda.
Uzun lafın kısası bir papatyanın daha solmasına engel olamamıştı,canı pahasına da olsa engel olamamıştı yine solup gidiyordu gözünün önünden son sevdiği papatyası.
Bir dünya gelse bir araya yeşermeyecekti bir daha çünkü kimse sevmeyecekti onu gencin sevdiği kadar.
“Bismillahirrahmanirrahim” deyip başladığı bu sevdayı “Elhamdülillah” ile bitirmek zorunda kalmıştı,işte burada yutkunamıyor yüreği dayanmıyordu…

Tags:
Paylaş
0 Yorum

Bir Cevap Bırakın

© 2021 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account