yalnızlık

Şimdilerde yalnızlık kitabının satır arasına düşen bir güvercin tüyü kadar hafifçe geçiyorum hayatın ortasından.Oysa koynuma aldığım güneşlerden binlerce yıldız çizmiştim gözlerimin mavisi silik yanına.Şehrin zehir kokan güçlü savaşçısı olma umudunu meydanların kabir kokan sevdalarında kaybetmişken hangi zafer nidasının korosuna katabilirdimki ayı ikiye bölen sessiz çığlığımı.İşte yine gizlice birbirine değdiriyorum keskin kılıçları bileylediğim kan karası dudaklarımı.Kandilleri eriten bir gözyaşı damlası olup bu virane kenti boydan boya yıkamak istiyordum hep.Ama cesaretlerin gölgesine sokulmuş esaretlerin boyun büküşlerine uzak kaldım her daim.Ve bu yüzden her yürekten binlerce kez aforoz edildim.Oysa mermi kokan nefesim kasten es geçmişti karavanadan kârlı çıktığını sanan isabet yoksunu diri leşleri.Bu yüzden mağlupların muzaffer muzafferlerin mağlup diye sayıldığı bir lügat üretmişlerdi bu şehrin tozlu kütüphanelerinde…

Bense sustum ve kalabalıklaştırılmış şehrin kibrit kokusuyla karışık sigara dumanı tüten yollarında mağlup görünsün diye gözlerimi kör yürüttüm.Görmeyi bilmeyen gözlerin nazarında gözlerim kör bilinse ne kaybederdimki.Bunu farkettiğimden beri bu kentin hiçbir taşına değdirmedim gölgemin üzerine sıçrayan kör bakışlarımı.Ve şehrin senfoni rolünü kuşanan yaslı serçelerin cıvıltısı eşliğinde uzaklara gittim.Döndüğümde kılıcımı keskin bir şekilde etlerinin üzerinde yürütüp kanla süslenmiş şiirler yazdım yitik şehrin muhafızlığına soyunan sözde kahramanların leş kokan bedenlerine.Onlar farketmesede farkedenler vardı harflerin kuyusuna yerleştirdiğim italik gölgelerin yorgun kamuflajların arasına gizlenen yoksul bir hüznün son tınıları olduğunu.Ama herşeye rağmen onlar yinede pes etmeyip üzerime doğru geliyorlardı…

Ruhumu kömür kokan tütün rengi gecelere esir kılıp ürkütmek istediler beni.Oysa bilmiyorlardı ceplerime avuç avuç güneş doldurduğumdan beri karanlıktan korkmuyordum ben.Korkmuyordum meşalesiz bir yangının kurşunları bile kıskandıran zemheriliğinden.Hem niye korkacaktımki.Ben değilmiydim gözlerine ateşböceklerinin sırtındaki aydınlığı salkım salkım süzdüren.Ben değilmiydim saçlarına çöl rüzgârlarının perçeminden tutam tutam umut hüzmesi devşiren.Ama onlar külü bile kalmayan şeytani bir yangının kıvılcımlarını taşıyan müzmin suretlerdi.Anlayamazdılar bir kibritin ucundan koskoca cehennemler çıkarıp o cehennemde kendi kendini yakan nâmuteber sevdamı.Fakat ben anladım bu şehrin manzarasının eğreti yokuşlardan yukarıya doğru akan sular gibi ters gittiğini.Yorgun yelkovanlar dilsiz akreplerin kıskacına tutulduğundan beri zaman donmuştu anlaşılan…

Benimse zamanı geri getirmek adına zamansız isteklerim olmuştu çoğu kez.Silüetsiz anların içinden saniyelere sığdırılmış asırlar çıkarmak en büyük meşgalem olmuştu.Bu haseble gökyüzünde unuttuğum yitik yıllarımı şehrin kaybolan zamanının yerine kondurup durdurulmuş saatlere sûni tenefüs yapmak istedi fedakâr yanım.Ve başarmıştım.Diri cesetlerin dolaştığı şehir ellerine değen kan lekelerine inat gökyüzünü yaran bir sarsıntıyla diriliş muştuları eşliğinde kaldırımlarda bıraktığı sokak çocuklarını selamladı.O günden beri hiçbir küflü sevdayı haznesine kaydetmedi bu şehrin esmer defterdarları.Çünkü şehir anlamıştı kendisinden çok içinde barındırdığı şehirli suretlerin kendisini yaktığını.İşte savaş o gün başlamıştı.Şehre haram suyuna bulanmış mızraklarla saldırdı gecelerin güneşine rağmen karanlıklaştırılmış yanları aydınlanmayan kent kahramanları.Herbirinin elinde hayasızlık rüzgârının önünde soğutulmuş kılıçlar vardı.Ama şehir gökyüzü yayından fırlattığı nurlu yıldızlarla bu savaştan galip çıktı.Bana kalan ganimetse hüzünle örülmüş sonsuz bir yalnızlıktı.Ecel vakti gelince toprağa düşüp şehre iade etmek üzere… 

Tags:
Paylaş
0 Yorum

Bir Cevap Bırakın

© 2021 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account