AO8uLL

1?BELA

Elimdeki kahveyi yudumladıktan sonra başımı duvara yasladım. Başım çatlıyordu ağrıdan. Uykusuz olunca her zaman böyle oluyordum. Ve yine, her zamanki gibi uykusuzdum. Yaklaşık bir aydır geceleri hiç ama hiç yatamıyordum. Gözümü her kapattığım an o görüntüler düşüyordu aklıma. Harun… O insan kılıklı hayvan bir saniye bile aklımdan çıkmıyordu. Nereye kadar böyle olacağını hiç ama hiç bilmiyordum.

Telefonumun titremesi ile gözlerimi açarak masanın üzerindeki telefonuma uzandım. Mesaj gelmişti. Gizemdi. Halamın kızıydı. Aynı zamanda en yakın arkadaşımdı. Ablam olsa Gizem kadar ablalık yapamazdı bana.

“Benim canım biricik kuzenim! Biliyorum derslerin çok ağır, çok yorgunsun ama akşam mutlaka gel. Gelmezsen eve gelip seni zorla getirtirim, biliyorsun. Ayrıca elbiseyi dert etme, ben sana efsane bir şey gönderdim. Onu giyer gelirsin. Seni seviyorum!”

Hafif bir tebessüm ederek telefonu tekrar masaya koydum. Kahvemi tek dikişte bitirerek amfiden çıktım. Yarım saat sonra bir dersim daha vardı. O başlamadan gidip bir kahve daha almalıydım.

?

Elimde kalınca olan çizim kitabım, omzumda kalın askılı çantam ile koridorda ilerlerken karşı koridordan gelen Harun’u görmemle hızla artan nabzım ile direk sağdaki ara koridora ilerleyerek ilk gördüğüm kapıdan içeriye girdim. Nefes nefese alnımı kapıya yaslarken kapının üzerindeki anahtar ile de kapıyı kitledim. Tam rahat bir nefes vererek sırtımı kapıya yaslayacakken bana şaşkın gözler ile bakan çıplak bir erkek ile çığlık atarak gözlerimi kapattım. “İnanmıyorum! Ya ben çok özür dilerim! Gerçekten. Of!” derken aceleyle kapıya döndüm çıkmak için. Ama kapıyı kilitlediğim için kapı açılmamıştı normal olarak ve alnımı sertçe kapıya geçirmiştim. “Ah!”

“Tamam sakin ol.” diyen ses tonu ile sırtım ona dönük bir şekilde nefesimi düzene sokmaya çalıştım. O ara kumaş sesleri ile adamın üzerini giydiğini anlamıştım. Allahtan sadece üst tarafı çıplaktı. Nasıl bir aptaldım ben ya! Koskoca kampüste gire gire erkek soyunma odasına girmiştim!

“Sakin misin?” Az önce Harun’un beni görebilme ihtimali ile zaten tepeye ulaşan nabzım, şimdiki olay ile fırlamıştı. Zaten halsizdim. Elimin titrediğini hissedebiliyordum.

Adama doğru dönerek çantamı ve elimdeki defteri kenardaki masaya bıraktım. “Rica etsem su verebilir misiniz?” Adam odanın köşesindeki sebile doğru ilerlerken elimle kalbime baskı yaptım. Sanki tüm vücudum kalpten ibaret olmuş gibi her tarafımdan nabız alıyordum.

Adamın eli ve bir bardak su bakış açıma girdi. Minnet dolu bir gülümse ile “Teşekkür ederim.” dedim. Bardağı alırken benim kutupu aratmayan somsoğuk ellerim, adamın sıcacık eline demişti. Adam, ben bardağı tutar tutmaz elini hızla çekerek ıslak saçlarını karıştırdı. Gözlerimi ondan kaçırarak sudan içtim biraz. Nefesim yeni yeni düzene girerken çalan telefon ile sıçradım. O ara adamın şüpheyle çatılan kaşları da gözümden kaçmamıştı. Elimdeki bardağı masaya koyarak çantamın cebinden telefonumu çıkardım. Arayan Harundu. Hızla meşgule attım.

Dersteyim.

Mesajı attıktan hemen sonra hızla çantamı omzuma attım. İki dakika içinde otoparka inmem lazımdı.

“Ben tekrardan özür dilerim, kusura bakmayın.” diyip alelacele kapıya doğru adım attım.

“Şey… Siz iyi misiniz? Biri mi rahatsız ediyor?” Adamın sesi ile elim kapının kilitinde kaldı. Hafifçe boğazımı temizleyerek adama döndüm. “Yok, yani nereden çıkardınız bunu?” diyip hafif bir tebessüm ettim. İçimden ise bu mevzuyu daha fazla uzatmaması için dualar ediyordum.

“Yapabileceğim herhangi bir şey var mı?”

Adamı kibarca reddederek odadan çıktım. Ardından hızla arka çıkışa ilerledim. İnşAllah hala üniversitenin içindedir. İnşAllah!

Otoparka girdiğimde onu yada arabasını görmemiştim. Rahat bir nefes alarak arabama doğru ilerledim. Son derse katılmamıştım. Yarın bir de onun tekrarı ile uğraşacaktım.

Arabam olan Mini Cooper’a doğru adımlarken Harun’u atlatmış olmanın verdiği huzur vardı her bir yanımda. Arabanın kilidini açıp koltuğa oturdum. Çantamı yana atmak için sağa döndüğümde ise gördüğüm yüz ile çığlık atmama engel olamadım. “Sakin ol güzelim!” Gözlerimi ondan kaçırarak kapımı kapattım. “Ne yapıyorsun sen burada? Korkuttun beni.” Hayır! Lütfen sesim titremesin. Lütfen.

Çantamı arkaya doğru atarken hafiften ona doğru eğilmiştim ve o da bunu fırsat bilerek yüzünü yüzüme yaklaştırmıştı. “Amacım o zaten.” Fısıltıyla çıkan sesi tüm vücudumu titretmeye yetmişti. Kendimi geriye çekecekken eliyle boynumu kavramıştı. Dişlerimi sıkarak “Bırak beni, canımı acıtıyorsun!” dedim. Nefesini çenemden yanağıma çıkarırken elimi onun göğsüne koydum itmek için ama bir santim bile kıpırdamamıştı. “Senin davranışların beni buna zorluyor. Bunu kendine sen yapıyorsun Doğa.” Her bir kelimesi ile yüzüme değen nefesi midemi bulandırırken göğsündeki elimi çekmek istedim. Bu sefer diğer eliyle onu tuttu. Ardından kısa bir gülüş sesini duydum. Boynumu serbest bırakarak tuttuğu elime kısa bir öpücük kondurmuştu. “Alışacaksın, biliyorum. Sadece biraz zamana ihtiyacın var, biliyorum.”

Onun beni serbest bırakması ile ellerimle direksiyonu kavradım. Saçlarım yüzümü kapatırken hafifçe eğildim öne doğru. “Harun…”

“İsmim bir tek senin dudaklarından çıkınca güzel oluyor.” Bıkkınlıkla oflayarak ellerimi direksiyondan ayırdım. Sağ taraftaki saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdım. Elimin titremesine hakim olamıyordum.

“Lütfen, işleri daha da zorlaştırma. Bak, ben seni sevmiyor…”

Onun “Sus!” diye bağırması ile olduğum yerde sıçramıştım. “Geçen hafta kardeşinin başına gelenleri ne ara unuttun sen?” Vücudumu donduran sesi ile bana yaklaştığını hissetmiştim. Evet… Kahretsin ki geçen hafta kardeşim Can, okul çıkışında bir kavgaya dahil olmuş. Eve geldiğinde her tarafı kan içindeydi. Meğer her şeyi Harun pisliği yapmış. O zaman beni tehdit etmişti ama… Dinlememiştim. Umursamamıştım. Ama şimdi ciddiye almamak gibi bir hata yapamazdım. Artık bu adamın ne olduğunu öğrenmiştim çünkü.

“O çok sevdiğin babanın arabasını bozdurtmam bir saniyemi almaz.” Gözümden akan yaşlar ile parmağını yüzümde hissetmiştim. “Ya da o çok sevdiğin kuzenin olan… Neydi adı…” derken parmağını çeneme indirmişti. “Gizem… Gizemdi.” Çenemi kavrayarak yüzümü çevirmişti kendisine. “Onun suratına neler yaptırabileceğimi düşündün mü?” Gözyaşlarım bir bir akarken onun eline damlıyordu. “Fotoğraf makinesine poz vermeyi bırak, camdaki yansımasına bile bakamayacak hale getiririm onu.”

Hıçkırarak “Lütfen!” diye fısıldadım. “Yapma!” Çenemdeki elini yanağıma çıkarırken diğer elini de diğer yanağıma çıkarmıştı. Midem bulanıyordu. Parmakları ile yavaşça gözlerimi silerken “Yapmamamı istiyorsan yapmanı istediğim şeyleri yapacaksın.” dedi. Buğulu gözlerimi ona çevirirken “Tamam.” diye mırıldandım. “Yeter ki kimseye bir şey yapma.”

Tebessüm ederek burnumun üzerine bir öpücük kondurdu. Ardından hiçbir şey olmamış gibi arkasına yaslandı. “Bu akşamki davete gidecek misin?” Şaşırmamıştım. Artık biliyordum, bu adamın her şeyden haberi oluyordu. Bir de saf gibi ona ‘Dersteyim’ diye mesaj atıyordum. Ders saatlerime kadar her şeyi biliyordu. Ülkenin en köklü ailelerinden biri olunca her yere elin kolun ulaşıyordu demek ki.

“Galiba.” dedim çatallaşan sesimle. Sonra boğazımı temizleyerek yüzümü sıvazladım. Az önce onun parmaklarının yüzümde dolaştığını hatırlamamaya çalışıyordum. İlk fırsatta yüzümü yıkamam lazımdı.

“Git. Tüm ailen orada, eğlenmek seninde hakkın.” Deliydi! Bu adam gerçekten deliydi! Bir saniyesi bir saniyesine uymuyordu. “Ayrıca en kısa zamanda herkes öğrenecek sevgili olduğumuzu.” Tırnaklarımı avucuma sertçe batırdım. Ben ne yapacaktım? Ben ne yapacaktım!?

“Bu halde araba kullanamazsın. Gel, ben seni bırakırım.” diyerek arabadan indi. Tabi benim fikrim onun için önemli değildi. Arkasından gideceğimi biliyordu çünkü. Onun kapıyı kapatması ile sertçe direksiyona vurdum. Nereye kadar gidecekti bu?

Anahtarı arabada bıraktım. Harun’un adamının peşimizden geleceğini biliyordum. Çantamdan telefonumu alarak indim arabadan. Harun’un adamı arabama binerken bende Harun’a doğru ilerledim. Üzerinde koyu yeşil bir tişört vardı.

Yanına gittiğimde anında belimi kavrayarak daha da yaklaştı bana. “Yanımda olduğun bir an bile yüzün asık olmasın. Her taraf paparazi bu devirde.” Gözlerimi devirerek saçımı düzelttim. Gerizekalı!

“Doğa, bu konuda da her konuda olduğum gibi ciddiyim!” Belimdeki elini sıkarken kafamı kaldırarak ona baktım. “Yalandan nasıl gülebilirim acaba?” Dişlerini sıkarak tebessüm etti. Sinirlendirmiştim yine. Kafamı eğerek “Tamam.” diye mırıldandım. “Yapacağım.”

Otoparktan çıkarken üniversitenin bahçesinde ilerlemeye başladık. Bu adam üniversiteye bile elini kolunu sallayarak girmişti! O kapıdaki güvenlikten geçen kişi sınırdan bile daha kolay geçiyordur.

Bahçedeki bazı yüzlerin bize döndüğünü görüyordum. Harun’u tanıyorlar mıydı acaba? Off! İnşAllah sınıftan kimse görmezdi. Kimseyle bu konu hakkında konuşmak istemiyordum.

Ana kapıya yaklaşırken ileride gördüğüm şey ile kalbim yine hızlanmaya başlamıştı. O adam… Soyunma odasında karşılaştığım adam, elinde benim çizim defterim ile öylece dikiliyordu. Kahretsin! Lütfen bizi görmesin. Lütfen! Harun zaten her şeyi yanlış anlamaya müsaitti, bu adam ile alakalı kim bilir neler düşünürdü.

Hafif bir tebessümle Harun’a döndüm. Pislik herif! “Arabayı niye dışarıya park ettin?” O ara saçım ile hafiften yüzümü kapatmaya çalışıyordum. “Otopark ile uğraşmak istemedim.” Harun’un belimdeki eli sırtıma doğru çıkarken tam o adamın hizasından geçiyorduk. Girişe yaklaşmıştık. Ve korktuğum şey oldu. Adam beni görmüştü. Hafiften dönerek ona baktım. Güneşten dolayı görememişti galiba, elini alnına koyarak baktı. Ne yapacaktım? Ne yapacaktım?

O an adam “Pardon!” diye seslendi. Ah! Gelme, gelme! Ne yapacaktım?

Sendeleyerek Harun’un tişörtünü kavradım. “Doğa?” Endişeli ses tonu midemi bulandırıyordu. Ama şuan katlanmak zorundaydım. “Başım dönüyor. Güneş geçti galiba.” Belimdeki eliyle ağırlığımı kendisine vererek bir hamlede kucağına aldı beni.

Benim yüzümden bir başkasıyla daha uğraşmasın istemiyordum. O adamın ne suçu vardı ki? Tanımadığı bir kız için neden başına böyle büyük bir bela alsın ki?

Şu an bu pisliğin kucağında olmak en son isteyeceğim şeydi. Hatta hiçbir zaman istemeyeceğim bir şeydi. Ama… Adını bile bilmediğim o adam için birkaç saniyelik olan bu ana tahammül etmeliydim.

Onun kucağında kapıdan çıktığımızı hissederken Harun’un omzundan oraya baktım. Kaşları çatık bir şekilde bize doğru bakıyordu ve göz göze gelmiştik. O an ne olmuştu bilmiyorum ama içime bir şey olmuştu. Böyle… Yüzüne maske yaptıktan sonra çıkarırsın sonra cama çıkıp rüzgar yüzüne vurur ve ferah hissedersin, böyle sanki içindeki tüm kötü şey gitmiş, yerine bahar gelmiş gibi. Bu neydi?

“Kapıyı aç hemen!” Harun, adamına bağırınca üniversiteden çıkmış olduğumuzu anladım. Sonra beni koltuğa yatırdığını hissederken gözlerimi açtım hafiften. Nasıl sonlandıracaktım şimdi?

Arabanın hareket etmesi ile Harun, eğilerek dolaptan su aldı. Yine şu saçma salak VIP minibüsteydik galiba. Nefret ediyordum bu arabadan. Eğer bu araba
Bir ay önce benim geçtiğim yerden geçmiş olmasaydı, bana çarpmayacaktı ve bu psikopat herif beni hiçbir zaman görmemiş, tanımamış olacaktı. Bende her zamanki mutlu hayatıma devam edecektim. Ama maalesef her şey istediğimiz gibi gitmiyordu.

Doğrulmaya çalışarak koltuktan destek aldım. Ama kalkamadım. Yalanım doğru olacaktı galiba! Uykusuz gecelerimin acısı şuan çıkmasın, lütfen! Bu adamın yanında bilincimi kaybedemezdim. “Sen doğrulma, bekle!” derken bir eliyle boynumu kavrayarak hafiften kaldırdı beni ve kafamın arkasına yastık koydu. Elindeki şiseden bana su içirtirken “Doktora haber ver, eve gelsin!” diyerek öndeki adama seslendi. Ardından koltuğun kenarındaki düğmeye basarak aradaki camı kapattı. O günkü gibi yine bu arkada yalnız kalmıştık.

Suyu elimle iterek “Doktora gerek yok.” dedim. O ara elim eline değmişti. Sadece… Sadece tiksinti duymuştum. O andan… Birkaç dakika önce, soyunma odasına olan an gibi değildi. O tanımadığım adamın eli elime değince… Az önce onunla göz göze geldiğimizde olan şey gibi bir şey olmuştu. Ah! Gerçekten yorulmuştum artık. Neler oluyordu?

Suyu kendi oturduğu koltuğa koyarak bana doğru eğildi. Üzerime ceketini örterken hafif bir şekilde alnıma dudaklarını değdirdi. “Ateşin yok. İyi.”

Dudaklarımı birbirine bastırırken gözlerimi kapattım. O ara dudakları alnımdan gitmişti. Midem bulanıyordu. Kesin midem dolu olsa çoktan kusmuştum. Ama ne kahvaltı yapmıştım ne de başka bir şey yemiştim. Sadece kahve içmiştim.

Onun da karşı koltuğu oturduğunu duydum. Gözlerimi açarak ona baktım. Öylece bana bakıyordu sadece. “Ben iyiyim. Hem davet var, geç kalırım. Eve bırak beni istersen.” Gözlerini yüzümden bir saniye bile çekmeden itiraz istemeyen o gıcık ses tonu ile “Olmaz.” dedi. “Doktor ne diyecek bakalım. Ona göre davete gidersin. Hem daha çok var.”

Şu arabadan bir an önce inmem için dua ederken gözlerimi kapattım.

Araba durduğunda gözlerimi açamayacak kadar başım ağrıyordu. Onun kucağına alınırken bile hiç sesimi çıkarmamıştım. Çıkarabilir miydim zaten? Ben bugüne kadar kimseye karşı gelememiştim ki! Ben üvey annesinin esareti altında büyüyen bir kızdım. Daha çocuk yaşlardan beri o kadın bizle yaşıyordu. Ona bile hiçbir zaman karşı gelememiştim. Ben… Ben niye böyleydim? Bu hayatta babam bile benim arkamda durmamıştı. Kim duracaktı benim arkamda? Kim sahip çıkacaktı bana? Keşke Gizem gibi olsaydım. O hiçkimseye boyun eğmezdi. Hiçbir zaman sesini çıkarmamazlık yapmazdı. O yüzden benim bu halimi öğrenmemeliydi ya! Eğer öğrenirse Harun’a her şekilde karşı çıkardı. Ama… Ama yine kazanan Harun olurdu. Bu devirde soyadını herkes biliyorsa ve cebinde kabarık olunca her kapıyı açabilirdi insan. Adaleti bile satın alırlardı. Bugüne kadar bu adamların kaç tanesi neler yapmasına rağmen hapse girdi? Hiç. Bunu herkes biliyordu. Bu ülkenin adalet kavramı özüyle aynı değildi. Bende bundan korkuyordum işte. Şimdi gitsem, şikayet etsem Harun’u, ne olacaktı? Şikayet mahkemeye bile taşınmazdı. Olan yine bana ve sevdiklerime olacaktı.

Yumuşak bir yere sırtımın değmesi ile gözlerimi açtım yavaşça. Harun ile doktor olarak tahmin ettiğim bir adam vardı başımda. Konuşuyorlardı ama anlamıyordum. Sesleri boğuk geliyordu.

Birkaç dakika sonra kendime gelebilmiştim. Kolumda serum vardı. Doktor gitmiş, Harun bacaklarımın kenarında oturuyordu.

“Vücudun susuz kalmış.” Bir aydır ne yiyip içtiğimi bile bilmiyordum ki! “Doktor çok stres yaptığını söylüyor.” diyerek bana doğru eğildi. Eliyle saçlarıma dokundu. Yavaşça yanağıma doğru çıktı. “Bu stresin sebebi ben isem…” derken gözlerine baktım. Sinirlenmeye başlıyordu yine. “Hayır.” dedim çatallaşan sesim ile. “Sen değilsin.” Gülümseyerek elmacık kemiğimi okşadı. “Biliyorum güzelim. Biliyorum.” Elini yüzümden çekerek elimi tuttu bu sefer. “Ne peki? Sınav haftan önümüzdeki hafta daha. Evdemi canını sıkıyorlar?”

Ah! Bu adam şizofren manyaktı! Tabiki de tüm stresimin sebebi sensin!

“Babamın işleri kötüydü. Ona canım sıkılmıştı biraz.” Yalan değildi aslında, doğruydu. Şirketin yatırım yaptığı bir bina da sorun çıkmıştı ve yatırım boşa gitmişti. Böyle olunca şirketin birkaç yatırımcısı olan iş adamı da şirketten ellerini ayaklarını kesmişlerdi. E böyle olunca gelir bir anda düşmüş üzerine bir miktar parayı da çöpe atmış olmuşlardı.

“Sen bunları kafana takma güzelim.” diyerek iki eliyle elimi kavradı. “Şirket işleri hep dengesiz olur. Sen kendi sağlığına dikkat et.”

Yarım saat sonra onun arabasından inerek eve doğru adımladım. Elim titriyordu. Az önce alnımdaki kızarıklığı sormuştu. Tabi ki de detayları anlatmadan kapıya çarptığımı söyledim. Sonra eliyle yüzümü kavrayarak dudağım ile çenem arasına bir saniyelik bir öpücük koymuştu ve bu sefer ciddi anlamda kusacaktım.

Araba sesi hala gelmemişti. Demek ki hala bekliyordu. Hızlı olmaya çalışarak adımlarımı büyük atmaya çalıştım. Ön kapının açılmasını beklemeyecektim. Bahçeyi dönerken araba sesi gelmişti. Koşarak arka bahçeden eve girdim ve hızla merdivenleri çıkarak kendimi zar zor odama attım. Klozete koşarken öğürmeye başlamıştım bile. Ama midem boştu. Gözlerimden yaşlar akarak öğürmeye devam ettim.

?

Akşama doğru hazır bir şekilde salonda masayı hazırlıyordum. Babam yemek yedikten sonra gidelim dediği için öyle yapacaktık. Sevgi Abla yardımcı kadını yine bir sebepten dolayı azarlarken Can, annesine gözlerini devirerek bana yaklaştı. “Abla ben gelmesem ne olur?”

“Babam gelmeni istedi Can. Hem yüzündeki yaralar belli olmuyor zaten.” diyerek ona döndüm. Ona her baktığımda benim yüzümden onun canının yandığı aklıma geliyordu ve benim canım daha çok yanıyordu. Yanağına dokunarak yaramaz bir gülüş attım. “Çok istiyorsan annenin kapatıcılarından sürelim biraz. “

” Abla ya! ” diye sitem ederek kendini koltuğa fırlattı. O ara Sevgi Abla girmişti içeri.

“Can! Gömleğin kırışacak, ne yapıyorsun sen?” Can, annesini duymamazlıktan gelerek televizyonu açtı. Ben ise çatalları yerleştirmeye başlamıştım. Sevgi Abla yanıma yaklaşarak “Kız…” dedi sessizce. “Bugün seni eve bırakan kimdi?” Elim donmuştu. Kahretsin! Görmüştü. Görmüştü! “Arabası bizim evden pahalı kız. Kimdi o?”

Sakin kalmaya çalışarak işime kaldığım yerden devam ettim. “Arkadaş… Üniversiteden…” dedim. Hafifçe kıkırdayarak saçıma dokundu. “Nasıl bir arkadaşmış bu?” Ne diyeceğimi düşünürken babamın sesli bir şekilde içeriye gelmesi ile rahat bir nefes alabilmiştim.

“İyi akşamlar benim canım ailem!” diyerek içeriye girmişti babam. Yüzündeki mutluluk ile Sevgi Ablayı öperken ben işime kaldığım yerden devam ettim. “Hayırdır Selim? Bugün çok mutlusun?”

“Hayatım, inanılmaz bir gün yaşadım. Herkes otursun masaya anlatacağım.”

Birkaç dakikaya Sevgi Abla yemekleri servis etmişti. Ben yemeğime hızla başladım. Çünkü açlıktan başım dönüyordu artık.

“Bugün inanılmaz bir şey oldu. Çınar ile ben her yerle irtibata geçerek şirket için yatırımcı arıyorduk kaç gündür, biliyorsunuz. Sonra tüm ümitlerimiz tükenmişken bilin bakalım ne oldu?” Babam heyecanla anlatırken bende bir yandan yemeğimi yiyip bir yandan da dinliyordum. Babamı gerçekten uzun zamandır bu kadar mutlu görmemiştim.
“Bir iş adamı beni bizzat aradı ve yatırımcı olmak istediğini söyledi. Yarım saat bile geçmeden şirkete geldi adam. Ve bilin bakalım kim? Karan ailesinin çocuğu!”

İçtiğim su boğazımda kalırken kimse sevinçten beni görmemişti bile. Sevgi Abla çığlık atarak babama sarılırken Can ise ‘Oha! Baba ciddi misin? Bildiğimiz Karan Ailesi mi?” diye soruyordu.

Peçete ile ağzımı silerken ellerim titremeye başlamıştı yine. Olmayacaktı. Ben bu adamdan kurtulamayacaktım.

“Hatta Doğa’ yı tanıyormuş.” Laf arasında duyduğum söz ile tüm yüzler bana çevrilmişti. Sertçe yutkunurken “Üniversiteden…” dedim. Sevgi Ablanın anında gözleri parlarken o gözlerde para gördüğüme yemin edebilirdim ama kanıtlayamazdım.

“Yoksa bugünkü arkadaş o arkadaş mı?” Biliyordum böyle olacağını. Biliyordum!

“Evet.” dedim. Ne diyecektim ki? Sevgi Abla gülümseyerek babama döndü. Çatalın ucundaki eti yemeden önce imalı bir şekilde “E hayırlı olsun o zaman.” dedi.

?

Herkes başka bir tarafta eğlenirken ben köşede telefonum ile uğraşıyordum. Bir aydır Harun’un instagram isteğini kabul etmiyordum. Ama birkaç saniye önce kabul etmiş üstelik geri takip yapmıştım. Sonra, az önce Gizem ile çekindiğimiz fotoğraflara baktım. Güzel çıkmıştık. Yüzümde her zamanki mutlu ifadem vardı. Tekli olduğum fotoğrafımı İnstagrama yükleyerek elimdeki kokteylden bir yudum aldım. O ara karşıdan gelen Çınar Abi ile telefonu kapatarak önümdeki masaya koydum. “Kız çirkin, niye tek kaldın!?” diyerek yanıma oturdu. Tebessüm ederek “Hala çirkin miyim gerçekten?” dedim. Göz kırparak yanağımdan makas aldı. “Ne yapayım kızım, küçükken sana her çirkin dediğimde ağlıyordun, sonra tüm oyuncaklar bize kalıyordu.”
Aynı anda kahkaha attık. “Abi ya!” derken çenemi sıktım. Bu aralar gülmek eylemini hiç yapmıyordum. Çenem ağrımıştı.

Konuya eskilerden devam ettikten sonra Çınar Abi ciddi bir ses tonuna bürünmüştü. “Doğa, baban bazen bazı şeyleri göremiyor olabilir,ya da umursamıyor olabilir. Ama ben öyle değilim biliyorsun değil mi?” Gözüm dolmasın diye kendimi sıkmaya çalıştım. “Ne olursa olsun, ne derdin olursa ben hep yanındayım. Her şeyi gelip abine anlatabilirsin.”

Gözüm buğulanırken “Abi…” dedim. Olduğu yerde doğruldu. “İyi ki varsın.” diyerek sarıldım ona. Hafifçe kıkırdayarak “Sakın sümüklerini sürme ceketime!” dedi. Dediği şey ile gülerek ondan ayrıldım. “Bu arada çok zayıflamışsın, gözümden kaçmadı.”

Elimle gözümün altını silerken “Suya dayanaklı makyaj da olmasaydı ne yapacaktınız siz(!)?” diyerek acıklı bir tonla konuştu Çınar Abi. Dediği şey ile yeniden gülerken “Abi karnım ağrıdı gülmekten ya! Yapma!” dedim. “Gül, sen hep gül Doğa.” diye yine ciddi konuşurken “Çünkü ağlarken daha da çirkin oluyorsun.” demesi ile her zaman olduğu gibi güldürmüştü beni.

?

Sabah arabayı otoparka park ederken dün yaşananlar aklıma gelmesin diye kulağımda kulaklık, müzik dinliyordum. Kendimi müziğe kaptırmış bir şekilde arabamı güzelce park ederek tüm eşyalarımı aldım ve indim arabadan. Arabayı kilitleyip sakin adımlarla ilerledim. Ama arkada çalan müzik benim en sevdiğim müziklerden biriydi. Etrafıma kısa bir göz atarak kimsenin otoparkta olmadığını anlamıştım. Hafif bir tebessüm ile olduğum yerde dönerek ayaklarımı oynattım. Üniversitenin ilk iki yılında dans kulübünde olmam iyi olmuştu. Yeteneğimi geliştirmiştim.

Kendi kendime gülerek elimdeki çizim dosyasını partnerimmiş gibi yaparak bir o yana bir bu yana süzüldüm. Kahkahalarım artarken delirdim mi diye şüphelenmeye başlamıştım artık. Bunun başka bir açıklaması yoktu bence.

Otopark çıkışına yaklaşınca eski sakin halime dönerek ilerlemeye başladım. Kimsenin beni böyle görmesini istemezdim çünkü.

Fakülteye girdiğimde amfi yerine Sabri Hoca’nın odasına ilerledim. Odasına uğramam gerektiğini sabah mesaj olarak atmıştı. Çok severdim Sabri Hocayı. Her konuda bana çok yardımcı olmuştu. E o da sağolsun beni severdi. Sınıfa ilk girdiği zaman gözlerime bakarak “Gözlerinin içindeki enerji müthiş!” demiş ve beni asistanı ilan etmişti. O günden beri her şeyini ben yapardım, bundan hiç bir zaman da gocunmadım. Beni her zaman dinler, yol gösterirdi.

Odaya gitmeden kantine uğrayarak kahve ve Sabri Hocanın sevdiği kurabiyeden aldım. Odaya girdiğimde Sabri Hoca yoktu. İlk dersi bizimleydi. Beş dakikaya gelirdi.

Kulaklıklarımı çıkarmadan elimdeki malzemeleri masaya koydum. Çantalarımı çıkarıp köşeye koyarken tebessüm ettim. Kitaplık biraz dağılmıştı. Ve en sevdiğim şeylerden biri kitaplık düzenlemekti.

Üzerimdeki gri düz tişört ve siyah dar pantolonum vardı. İyi ki rahat giyinmiştim. Saçımı toplamak için masanın üzerinden kurşun bir kalem aldım. Saniyeler içinde işime başlamıştım bile.

Kitapları düzeltirken bir yandan da tozları alıyordum. Diğer yandan da dans etmeyi ihmal etmiyordum. Arkada ise eski bir hareketli şarkı çalıyordu. Şarkıyı hafifçe mırıldanarak kalçamı ritme uygun hareket ediyordum. Şarkı hızlanınca kahkaha atarak kendi etrafımda gözlerimi kapatarak döndüm. Sonra kollarımı açarak tekrar dönerken kalemin, saçlarımın arasından kaydığını hissetmiştim. Şarkıyı söyleyerek saçlarımı savurdum. O ara elim bir şeye çarpınca dengemi kaybetmiştim ve otomatikken o elimin değdiği şeye tutunmuştum. Gözlerimi açtım korkuyla. Bir çift bal rengi gözü görmekle yine o olmuştu. O ferahlı olan şeyler.

“Bir insan niye dans ederken gözlerini kapatır?” İnsanı etkileyen ses tonu ile konuşmuştu. Hafifçe gözlerimi kırpıştırarak konuşmak için dudağımı araladım. Ama konuşamamıştım. Bu sefer karnımda değişik şeyler hissetmeye başlamıştım.

“Bilmem…” diye mırıldandım sadece. O ara elimi adamın sımsıkı bir şekilde tuttuğum tişörtünden çektim. O an belimden giden sıcaklık ile daha yeni anlamıştım, adamın bir eli ile belimi kavradığını.

Birkaç adım geriye giderek saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdım. “Şey… Sabri Hoca için geldiysen o gelir birazdan.” diyerek yere düşen kalemi aldım. Masaya bıraktım. “Evet.” dedi sadece. Hafifçe kafa sallayarak arkamı döndüm. Kitapları düzenlemeye devam ederken elimin titrediğini görmüştüm. Neden titriyordun sen ya?

“Dün çıkışta defterini odada unutmuştun.” Tekrar ona döndüm. Ben onu tamamen unutmuştum ya. “Evet, o aceleyle unutmuşum.” Omzundaki büyükçe siyah çantaya elini atarak benim defterimi çıkardı. Uzattı. “Teşekkür ederim. İçindeki çizimler önemliydi benim için.” Elinden alarak köşeye koyduğum çantamın içine attım. “Şey… İçine biraz göz atmış olmam sorum olmaz umarım?” Adamın mahçupça çıkan ses tonu ile hafifçe tebessüm ettim. Bu adam çok fazla mı düşünceliydi?

“Yok canım, ne sorunu!” derken omzumu silkmiştim. O ara açılan kapı ile içim sıkılmıştı. Bu adam ile neden daha çok sohbet etmek istiyorum?

“Korhanım! Hoş geldin!” Sabri Hoca büyük bir mutluluk ile kapıdan girer girmez ona sarılmıştı! Üniversiteside ki bütün erkeklere “Kılkuyruk” diye seslenen adam!

Ayrıca adı da Korhanmış…

İç sesimin dediği şeye kaşlarımı çattım. “Banane!” diye fısıldadım. O ara Sabri Hoca bana döndü. “İşte benim güzel öğrencim de buradaymış. Tanıştınız mı bakalım?” Korhan ile birbirimize baktık. Anında gözlerimi kaçırarak “Evet. Yani yarı tanışma…” Sabri Hoca gülerek masasına oturdu ve derin bir soluk aldı. “Başımıza talih kuşu kondu çocuklar!”

?

Gözlerim dersi daha doğrusu Korhan’ı takip ederken dersi anlayamıyordum. Aklım sürekli farklı yerlere gidiyordu. Bir Harun’un tehdit dolu sözcükleri aklıma geliyordu bir de adının Korhan olduğunu az önce öğrendiğim adamın bakışları… Neler oluyordu?

Yandan ayağımın dürtülmesi ile olduğum yerde sıçradım. Feyza’ydı. Okuldaki en yakın arkadaşımdı. “Adamı niye dinlemiyorsun?” Gözlerimi kırpıştırarak Bi ona bir ona baktım. Adam buraya neden geldiğinden, ne yapacağımızdan falan bahsediyordu. E ben zaten hepsini Sabri Hoca’nın odasında dinlemiştim. Omzumu silkerek elimdeki kalemi çevirmeye devam ettim. Arkadan Feyza’nın kısık sesli kızmalarını duyuyordum. “Hayır yani gelmiş karşımıza taş gibi adam, onu bile dinlemiyorsun Doğa! Bu adam sayesinde bölümdeki tüm kızlar bu dersi en yüksek notla geçmezlerse bende bir şey bilmiyorum.”

Bakışlarımı ona, Korhan’a çevirdim. Feyza ona ‘taş gibi adam’ derken haklıydı. Çok haklıydı hemde. Adamın yüzü özenle yaratılmış gibiydi. Hafif sakalları vardı. Saçları da hafiften uzundu. Spor yapıyordu, belliydi. Giydiği gri tişörtten bir şey belli olmuyordu ama ben soyunma odasına bizzat tanık olmuştum. Vücudunda da birçok farklı dövme vardı.

Aklıma gelen görüntüler ile yanağım kızarırken önümdeki cam şişeyi kafama diktim. Sanki iki gündür su içmiyormuşum gibi şişeyi bitirmiştim.

Korhan konuşmasını bitirmeden sormak istediğimiz bir soru olup olmadığını sordu. Ve size yemin ederim ki ben ile birlikte birkaç kız hariç – Feyza da buna dahil – herkes parmak kaldırmıştı. Sınıftaki erkeklerin hiçbir şey umrunda değildi zaten. Hepsi öylesine geliyorlardı.

“Evli misiniz?” Önlerden gelen ses ile herkes kıkırdamıştı. Korhan ise hafifçe tebessüm etmeden önce dudağını yalamıştı. “Arkadaşlar yaşımdan dolayı size bir öğretmen gibi değil de arkadaş gibi geliyor olabilirim. Ama aramızda her zaman öğretmen-öğrenci saygısı olmalı. Bu nedenle özel hayatım sizi pek ilgilendirmez. Değil mi?” Sınıfın hepsi anında suspus olurken Korhan’ın yüzünde hala bir tebessüm vardı. Çok hafif bir tebessümdü.
“Var mı başka soru?” derken gözleri gözlerimi teğet geçmişti. O an istemeden oturduğum yerde doğrulmuştum. Sanki vücuduma elektrik akımı vermişlerdi.

“Hocam bir asistan seçeçek misiniz?” Elimi çenemin altına koyarak ona baktım. “Hayır, zaten bir Sabri Hoca’nın bir asistanı var. E bende arada onun yerine derslere katılacağım için Doğa bana yardım eder.” Yine gözleri gözlerime gelmişti ama bu sefer teğet geçmemişti. Direk gözlerime bakıyordu. Sınıftan birkaç kızın da kıskanarak bana baktığını hissetmiştim. Ne olacaktı ki yani? Benim yerimde olsalardı ne yapacaklardı?

Başka biri konuşunca gözlerimiz ayrılmıştı. Vücudum sanki bir boşluğa düşerken Feyza yanaştı bana doğru. “Doğa, bu adamla ne zaman tanıştın sen? Ve nasıl bana anlatmadın?!” Kısık sesle bile konuşurken bağırmayı başarabilen tek kişi Feyza olmalıydı. “Sabah Sabri Hoca’nın odasında karşılaştık. O kadar.”
Feyza oflayarak Korhan’a tekrar döndü. “Bu adam bir ay boyunca ders anlatsa gıkım dahi çıkmaz yemin ederim.”

Hafifçe tebessüm ederek omzuna vurdum hafiften. “Hani sen mahalleden arada bir geçen polise aşıktın? Ne oldu?” Yaramaz bir gülümseme ile bana bakarak omzunu silkti. “Evet, ona aşığım ama gözlerim biraz bayram etsin canım. Ne olur?” Gülerek “Delisin sen!” dedim. Masamın üzerindeki telefondan gelen ışık ile gülümsemem yüzümde donmuştu. Harun… Mesaj atmıştı.

Karşıdaki kafedeyim.

Sıkıntıyla yüzümü avuçladım. Halbuki şu ana kadar güzel ve normal bir günüm vardı.

Hiçbir şey yazmadan ekranı kapattım. Sonra Korhan’ın açıklamasını dinledim. Sabah Sabri Hoca’nın anlattığı o ‘Talih Kuşu’ mevzusunu anlatıyordu. Çok ünlü birkaç firma bir araya gelerek geleceğin tasarımcıları yani bizler için bir Fuar yapmayı planlamışlardı. Seçilen birkaç üniversite kendi tasarımlarını yaparak sergileyeceklerdi hünerlerini. Bizim üniversite de seçilmişti. Buna ek olarak benim gibi evlerin içini tasarlamak dışında alttan ders alarak moda ve tasarım okuyanlar da vardı. Onlar da kendi elbiselerini tasarlayıp küçük bir defile yapacaklarmış. Tabi bunlar yaz ödevi olarak sayılacağı için yazın tatil planları olanlar üzülmüştü.

E tabiki her öğrenci katılamayacaktı. Bu önümüzdeki sınavların sıralamasına göre olacaktı. Ondan sonrada hocaya verilen ön bir taslak ile belirlenecekti her şey.

“İnanmıyorum. Harika bir fırsat bu!” Feyza’ya dönerek tebessüm ettim. Evet, onun için gerçekten harika bir fırsatı. “Merak etme, sen başarırsın zaten.” dedim. Tam o an derste bitmişti. Sınıftaki çocuğun alarmı ders çıkışlarına kuruluydu. Alışmıştık artık.

Ben her zaman olduğum gibi sakince toparlanırken Feyza yerinde duramıyordu. “Doğa inanmıyorum ya! Efsane bir fırsat. Sınavlardan korkmuyorum ama sonraki aşama korkutuyor beni.”

Omzunu kavrayarak göz kırptım. “Merak etme. Yardım ederim ben sana!”

“Nasıl ya? Sen katılmayacak mısın?”

“Fuara katılmayı düşünmüyorum. Biliyorsun İç Mimarlığı babamın isteği ile okudum. Şu defileye kayıt olmak istiyorum.” Feyza mutlulukla bana sarılırken “İnşAllah ikimizde kazanırız!” dedi.

O da toparlanmaya başlarken kafamı kaldırarak ona baktım. Gördüğüm şey ise beni pek şaşırtmamıştı. Sınıftaki kızların çoğu Korhan’ın masasını çevreleyerek durmadan bu mesele ile alakalı sorular soruyorlardı.

“Ben çıkıyorum Doğa! Babam kapıdaymış!” Feyza uzaktan öpücük atarak koşar adımlarla çıktı. Bende çizim çantamı elime alarak diğer çantamı omzuma attım ve çıktım. Ben çıkarken bile hala kızlar sorular sormaya devam ediyordu.

Tam köşeyi dönecekken çarptığım şey ile geriye sendeledim. Daha yüzümü kaldırmadan bile çarptığım kişinin Harun olduğunu anlamıştım. Parfümünden…

Elleri belimi kavrayarak “Niye dikkat etmiyorsun?” diye sordu. Hafifçe kafamı kaldırdım. Mavi gözleri yüzümü tarıyordu. “Boş anıma denk geldi.” derken kendimi geri çektim ama o ellerini belimden çekmedi. “Harun, biri görecek…” derken yanağını yanağıma sürterek elimdeki dosyayı aldı. “Umrumda mı?” Sonra kendini geriye çekerek belimdeki elini omzuma atarak beni kendine çekti ve yürümeye başladı. E bende ona ayak uydurmaya çalıştım tabi.

“Sen nasıl girebiliyorsun içeriye?” Gülerek çantamı tuttuğu elini cebine atarak kart çıkardı. Üniversite kartı! “Sen üniversite ye mi kayıt oldun?”

“Evet.” dedi sakince. “Buraya daha kolay bir şekilde girip çıkmanın tek yolu buydu.” Şaşkınlıktan konuşamamıştım bile.

Bahçeye çıktığımızda yüzüme vuran güneş ile hafifçe tebessüm ettim. Onun kolu hala omzumdaydı ama umursamamaya çalıştım.

Birkaç dakika içerisinde kafeye gelmiştik. Ben çantamdan çıkardığım kalem ile saçlarımı toplarken garson gelmişti bile. Ben kavunlu frozen isterken o da alkollü kokteyl istemişti. Garson yanımızdan gittiğinde başındaki şapkayı çıkartarak masaya koydu Harun. O an aklıma gelen şey ile yerimde huzursuzca kıpırdandım. “Bizim şirkete, yatırımcı olmuşsun.” Gözlerime bakarak o hiç sevmediğim gülümsemeyi kondurdu yüzüne. “Evet. Karlı bir yatırım olacağını düşündüm. Üstelik…” derken masadan bana doğru eğilmişti. “Sana yakın olmak hoşuma gidiyor.” Boynumu ovalayarak sandalyeme yaslandım. Böylece yüzümüz en azından biraz daha uzaklaşmıştı birbirinden.

“Bu üniversiteler arasındaki defilede bir parmağın var mı peki?” dediğimde tek kaşını kaldırarak “Neymiş o?” dedi. Oh! Çok şükür bunun içinde o yoktu bari.

Siparişlerimiz gelince kısaca anlattım. O ara şunu fark ettim. Harun benle tehditkar bir ses tonu ile konuşmayınca ve herhangi bir temasta bulunmayınca oturup insan gibi konuşabiliyormuşuz. Sevgi Ablayla bile bugüne kadar böyle bir şekilde konuşmamıştım.

Ders saatime az kalırken kalkarak yürüdük üniversiteye doğru. Bu sefer elimi tutmuştu. “Sen derslere katılıyor musun?” diye sorarken bahçedeydik. “Canım istediğinde.”

Bölümünün ne olduğunu soracakken ileride yürüyen kişi ile kelimeler kaldı boğazımda. Gözünde güneş gözlüğü, elinde soğuk bir içecek olduğu belli olan plastik bardak vardı. Beline mavi oduncu gömleği bağlamıştı. Nefesim kesilirken kendime gelmek için boğazımı temizledim. Harun’un başıma geçirdiği şapkasını kavrayarak çıkardım ve hava yaptım kendime. “Çok mı sıcakladın?”

“Hı hı…” tarzında bir şeyler gevelerken bir anda Korhan’ın önümüzde dikilerek gözlüğünü çıkarması bir oldu. Kalbim ağzımda atıyordu. “Merhaba.” derken gözlüğünü tişörtünün önüne astı. Harun elimi hiç bırakmadan sol elini uzattı Korhan’a. “Merhaba.” dedi. Sesinden hiçbir şey anlamıyordum. Ayrıca bu Korhan neden gelmişti. Harun elini geri çekerken Korhan bana baktı. “Umarım sohbetinizi bölmedim ama…” diye tebessüm ederek konuşurken Korhan, Harun sertçe “Ama böldün!” dedi. Tereddütle dudağımı dişlerken Korhan’a göz ucuyla baktım. Hala anlamsız bir şekilde tebessüm ediyordu. Manyak mıydı bu!

Elimi tutmuş olduğu elinin üstüne diğer elimi koyarak Harun’a baktım. “Harun, hocam o benim.” Harun tek kaşı kalkık bir şekilde hala ona bakmaya devam ederken elimi elinden çekerek çenesini tuttum. Ve az sonra yapacağım şey için dudaklarımı çamaşır suyuna bulamam gerekecekti.

Parmak uçlarımda yükselerek yanağı ile çenesinin arasını öptüm. Geriye çekilirken “Sana anlattığım o defile için toplanacağız.” dedim. Halbuki daha ne için bile çağırdığını bilmiyordum. Yüzünü bana döndürerek hafifçe tebessüm etti. Elimi tutan elini bırakarak belimi tuttu ve saçlarımın arasına küçük bir öpücük kondurdu. O ara bakışlarım Korhan’a çevrilmişti. Güneşten kısılan gözleri ile bana bakıyordu. “Ben buralardayım. İşin bitince ara.” Harun’a kafa sallayarak nihayet kollarının arasından çıktım. Korhan tebessüm ederek “İyi günler Harun Bey.” dedi. Yok. Bu adam gerçekten canına susamıştı. Ben, Harun daha fazla sinirlenmeden yanından gitmeye çalışırken Korhan hala bir şeyler söylüyordu.

“Hocam, siz onun kusuruna bakmayın.” derken birlikte içeriye girmiştik. Elindeki içecekten bir yudum alarak taa beş metre ilerideki çöp kovasına basket attı. Çöp kovasının yanınında olan bir çocuk alkışlayınca Korhan tebessüm ederek referans yaptı. İstemsizce bende gülümserken bana döndü. Göz göze geldiğimizde “Ne diyordun, duymadım.” dedi. Derin bir nefes alıp verdim. “Neden çağırmıştınız beni?”

“Bitirmem gereken evrak işleri var. Yardım edeceksin.” Tam ağzımı açıp itiraz edecekken “Asistanımsın, unutma.” dedi ve konuşmama izin vermeden hızlı adımlarla önümden ilerlemeye başladı.

Ah! Akşama kadar bitmezdi bu! Ve Harun beni bekleyeceğini söylemişti. Yandım ben.

Tags:

Paylaş
0 Yorum

Bir Cevap Bırakın

© 2021 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account