Children  book cover page.

”Gün batar, şair’e yeni bir gün doğar”

Bu eseri; yazım sürecin de desteklerini esirgemeyen Nur’a ve Tayfun ERDAL’a, ayrıca YAZOKUR grubunun değerli yazarlarına armağan ediyorum. 25.02.2021 / Kocaeli

‘’Neymiş efendim, ‘’mutsuz bir adamın bütün bir ömrünü’’ şiir olarak yazacakmışım. Bu mümkün mü canım? Olacak iş mi? Bir adam ya da bir hanım efendi ömrünün sonuna kadar mutsuz olabilir miymiş? Hangi akılla yazılır böyle saçma bir şiir?’’

Evinin merdivenlerinden çıkarken bunları düşünüyordu şair. Koltuğunun altında birkaç yayın evine bıraktığı şiirlerinden oluşan kitabının kopyaları vardı. Yıllarca yazıp biriktirdiği ve her birine ayrıca önem atfettiği şiirleri onun için bu hayatta ki en büyük sığınağı ve en büyük destekçisiydi. İnsanın dünyası sevdikleri değil miydi, onun dünyası da şiirleriydi.

Okuduğu dizelerde kendini bulurdu. Öyle ki; yıllar önce yazdığı şiirini okurken, hangi duygular ve hislerle kaleme aldığını, o an ne düşündüğünü, nelerin etkisin de kaldığını hatırlardı. Şiirleri onun için duygularını aktardığı bir günlüktü ayrıca. Ayrılığı dahi, çok küçük bir imgenin arasına sıkıştırır, coşkun bir cümlenin içine sığdırdığı acısını ve yaşanmışlığını bir tek o fark ederdi. Böyle de olmalıydı.

Şiirlerin de ortaya çıkan gizem, açığa vurmak istemediği acılarının sırrı olmalıydı. O sırrı bir tek kendisi ve aynı hissi yaşayabilenler fark edebilmeliydi. Yoksa inadına işaret etmekten çekindiği kalp ağrılarının sızısı şiir olamazdı. Acılar, açık cümlelerle okuyanların gözüne inadına sokulmamalıydı.

Şiirde ki ritim ve ahenk, cümleler arasında kol kanat gezdiği derinliğe nasıl nüfuz edilebilirdi? Ya kol olmak, ya da kanat olmak gerekmez miydi? Ahenk; zamanın ritmiydi ve önümüzde henüz yaşanılmamış olan, fakat bizlere kucağını açıp bekleyen kaderin tecellisiydi. Bu tecelliye yön veren her şey, küçük ayrıntıların, fark edilmeyen seçimlerin, önemsenmeden alınan kararların karşılığı değil de neydi?.

Evinin kapısı önüne geldiğinde dış kapının anahtarını cebinde aradı bir süre şair. Bulamadı. Koltuğunun altındaki şiir kitabının kopyasını üst kata çıkan merdivenlerin basamağına bıraktı. Bütün ceplerini yokladı. Hep böyle olurdu. Kapının küçük anahtarına bir türlü anahtarlık takmadığından, anahtar ceplerinde kaybolur ve bazen bulmak için bütün cebindeki eşyaları dışarı çıkarmak zorunda kalırdı.

Tuhaftır ki, anahtarı ,uzun uğraşlar sonunda, en son karıştırdığı cebinden çıkardı. Şimdi de öyle de oldu. Evinin anahtarı, ceketinin sağ cebinden çıktı.

‘’Bende de şans olsaydı zaten’’ dedi ve kapıyı açtı. Merdiven basamaklarına bıraktığı şiir dosyasını aldı, evine girdi. Holün ışığını yaktı. Ayakkabılarını çıkardı ve odasına doğru yürüdü, odasının kapısını açıp ışığı yaktığında derin bir nefes aldı.

Burası ona huzur veriyordu. Elindeki dosyayı usulca çalışma masasının üzerine bıraktı. Pencerenin perdesini araladı ve pencereyi açtı. Dışarda hava kararmak üzereydi. Yağmur yeni çiselemeye başlamıştı. Başını dışarı uzattı. Toprağın kokusunu içine çekti. ’’Bu kokuyu sevmeyen var mıdır canım’’ diye söylendi. Yüzün de, yüz hatlarını yumuşatan bir tebessüm farkedildi. ”İnsanın öz mayasının kokusuydu bu, sevmeyen olur muydu?” diye geçirdi içinden.

Pencereyi kapatmadı. Bugün yazacağı şiire eşlik eden melodi, dışarda biraz sonra yağacak olan yağmurun sesi olmalıydı.

Odasına döndü tekrar, kütüphanesinin önünde bulunan masanın üzerindeki şiir dosyasını aldı ve kütüphanenin boş raflarından birine, sanki düşerse kırılıp dağılacak bir eşyayı yerleştirir gibi özenle yerleştirdi.

Odasından çıktı ve holü geçerek mutfağa girdi. Mutfağın ışığını yaktı. Dolaptan su bardağı çıkardı ve çeşmeyi açtı. Çeşmeden akan tazyikli suyun sesini dinledi bir süre ve elindeki bardağa su doldurup musluğu kapattı. Bardağın içinde ki klorlu beyaz suya baktı bir süre ve kafasına dikti. Tadı tuhaftı suyun.

Dolaptan çıkardığı altı ve çevresi kararmış çaydanlığı aldı eline, içine su doldurup ocağın üzerine koydu ve ocağı yaktı. Çaydanlığın tabanını dolduran mavi aleve baktı bir süre ve mutfaktan çıkarak holün ışığını kapatıp, tekrar odasına döndü.

Masasının önünde durup ceplerin de bir şeyler aramaya başladı tekrardan. ’’Not kağıdı olmalıydı canım’’ dedi. Ceketin ceplerini yokladı önce, bulamadı. Ceketini çıkarıp kapı arkasındaki elbise askılığına gelişi güzel astı. Gömleğinin ceplerini yokladı, bulamadı. Pantolonunun ceplerini karıştırdı, yine bulamadı.

Arka cebinden cüzdanını çıkarırken, yere katlanmış bir not kağıdı düştü. Cüzdanını masanın üzerine bıraktı ve yere düşen, katlanmış not kağıdını açarken ‘’senin, Allah aşkına senin ne işin var orada yahu’’ diye seslendi.

Not kağıdında yazılanları okurken tebessüm etti ve odanın içinde gezinmeye başladı. Birden durdu ve: ‘’neymiş efendim, mutsuz bir adamın ya da mutsuz bir hanım efendinin hayatını bir şiir olarak yazacakmışım, bu mümkün mü canım’’ diye seslendi ve not kağıdını masanın üzerine bıraktı.

Pencereye yürüdü, dışarıya baktı, yağmur yağmaya başlamıştı, elini pencereden dışarı uzattı ve gökyüzünden inen damlaların eline düşmesini hissetmek istedi. Damlalar tane tane avuçlarının içine düştü.

Başını uzattı pencereden ve gökyüzünden başına düşen damlaları hissetmek istedi, damlalar başına, ensesine ve kulaklarına düştü.

Aklına o an gelen neyse artık, ise telaşla içeri çekildi ve masanın yanına gitti, kalemlikten herhangi bir kalem çekti. Kalemi eline aldı pencereye doğru yürüdü, kalemi pencereden dışarı uzattı, kalemin üzerine de yağmur damlaları düşmeliydi ve kalemin üzerine de yağmur damlaları düştü.

Mutfakta, ocağın üzerindeki çaydanlık geldi aklına, mutfağa doğru yönelirken, masanın üzerine kalemi bırakırmak için yaklaştığında, az önce masanın üzerine bıraktığı not kağıdına ilişti gözlerine, not kağıdını masanın üzerinden aldı. Mutfağa ağır ağır yürürken, gözlerini satırlarda gezdirdi;

-Karakter ,özgün ve yalın olmalı.

-Hayatın içinden olmalı.

-Yapmacık olmamalı.

Okuduğu bu maddeler karşısında hayrete düştü ve ‘’ne zannediyor bu adam kendini yahu’’ diye seslendi ve devam etti:

‘’ne münasebet canım, benden senaryo yazmamı isteseydi keşke, kolaydı. Fakat sınırları çizilmiş duygularla şiir mi yazılır. Mısralar, belirli çerçevelerin için de hapsolur da özgürce duyguyu anlatabilir mi? Tabiki anlatamaz. Şiir, kelimelerin işaret ettiği, fakat kapılarını duyguların açabildiği özgürlük değil de nedir canım? 

Şiir, gökyüzünde kontrollü bir şekilde uçarken, ipinin kopmasıyla boşluğa doğru savrulan uçurtma gibi değil midir, bazen şiir ;yazan şairin kontrolünden de çıkar değil mi?’’ diye geçirdi içinden.

Elinde not kağıdı ile mutfağa girdiğin de neden buraya geldiğini düşündü ve tezgahın üzerinden boş su bardağını alarak odasına döndü.

Sandalyesini çekti ve masasına oturdu. Elindeki not kağıdını masanın ucuna doğru eğilip bıraktı. Daktilosunu önüne çekti ve daktilosundaki kağıdı dikkatle ayarladı. Elini ‘’m’’ harfinin üzerine götürürken vazgeçti, ‘’h’’ harfine dokunacağı sırada elini hızla çekti ve duvardaki yuvarlak saate baktı.

Yelkovanın hızla dönüşüne takılıp kaldı bir süre. Ne tuhaf bir şeydi bu zaman dedikleri mefhum. Yerin de durmuyor ve sürekli önüne kattığı her şeyi sürükleyerek, yuvarlıyor ve ileri taşımaya devam ediyordu. Aklımızda ve bilinç altımızda ortaya çıkan ne kadar umut, hayal ve arzu varsa hep ileriye dönüktü. Geleceğe odaklanan kalp ve zihin aslında çok büyük bir gerçeği ıskalıyordu, an’ı kaçırıyordu.

Sürekli ama sürekli gelecekle ilgili hayallerimize odaklanmamız, için de bulunduğumuz ve yaşadığımız zamanın karşımıza çıkardığı ve yaşarken hissettiğimiz fakat çoğu kez hissettiğimizin bile farkında olmadığımız hislerimizin hissizleşmesine sebep olmuyor muydu? Belki de, tekrar eden ve artık izlemekten yorulduğumuz en hazin tablo buydu.

Çünkü için de ertelediklerimizi de ertelemek gibi bir gerçek vardı. Bu gerçek bizdik ve bize ait düşüncelerimizdi. Kalbimizden geçenlerde bu düşünce şeması içinde kendine yer bulur, ertelenenlerden nasibini fazlasıyla alırdı. Hazindir ki; sevdiklerimize sevdiğimizi söyleyebilmek için belki de bir ömür ertelemek zorunda kalırdık. 

Şair, tüm bu düşünceler arasında kaybolurken, masanın bir köşesinde duran boş bardağı fark etmiş ve aklına ocağa koyduğu çay gelmişti. Hızla yerinden kalktı ve mutfağa gitti. Su kaynıyordu. Demliğe çay koyarken, çayın azalmış olduğunu görmek canını sıktı. Çayını demledi ve aceleyle odasına geri dönüp sandalyesini çekti ve masasına oturdu.

Daktiloyu masanın ucuna doğru iterken, daktilonun metal ayakları masanın üzerinde müthiş bir sürtünme sesi çıkardı. Masanın sol tarafındaki klasörden boş bir kağıt çıkarıp masanın üzerine koydu. Kaleminin kapağını açtı ve kağıda doğru yaklaştı. Aklına hiçbir şey gelmedi.

Kalktı ve kütüphanenin boş raflarında bulunan mumlardan iki adet yaktı ve ışığı kapatıp tekrar masasına oturdu. Kağıda doğru eğildi ve mumların titreyen alevlerinin sarı ışığı, önündeki kağıdı yeterince aydınlatmadığını fark etti. Masasından kalkıp odanın ışığını açtı ve mumları söndürdü. Tekrar masasına oturdu ve kalemi eline aldı, kağıda doğru eğildi,

‘’Hayat hüznün denizinde mavi bir mutluluktur’’ diye yazdı.

Kalemi kağıdın yanına bıraktı. Sandalyesine doğru yaslandı ve kollarını göğsünde kenetleyip yazdığı cümleye uzaktan baktı. Beğenmişti ilk cümleyi.

Eğildi ve yakından baktı.

Kağıdı eline alıp göz hizasına getirdi ve sesli olarak ‘’Hayat hüznün denizinde mavi bir mutluluktur’’ diye okudu. Okuduğunu duymak için tekrar okudu. Şiirde ki ahenk önemliydi.

Ayağa kalktı, odanın içinde gezinirken okudu.

Hole yürüdü ve dar hol de, sesinin yankısını duyabilmek için bağıra bağıra, okudu.

Mutfağa girdi, okudu.

Hızla geri geldi ve kütüphanesinden kulaklığını aradı, kulaklığını kulağına taktı, telefonundan fon müziği açtı ve okudu.

Başını pencereden dışarı çıkardı, okudu.

Yere oturdu, okudu.

Pencere arkasından cama vuran yağmur damlalarını izlerken okudu ve nihayet ‘’Oldu canım’’ diye seslendi. Cümlelerdeki ve okunuştaki ahenk tam da istediği gibiydi. Masasına geri dönerek sandalyesini çekti ve oturdu. Elindeki kağıdı önüne bıraktı ve tekrar sesli olarak okudu;

‘’Hayat, hüznün denizinde mavi bir mutluluktur’’

Tags:
Paylaş
2 Yorum
  1. Sivritopukk 8 ay önce

    Yazmaya yeni başlayıp bu büyülü dünyaya yeni giren bir yazar adayı olarak yazarlar hakkında olan tüm söyledikleriniz doğru. Kendi hayalinde yarattığı tüm karakterlerini yüzlerini görmediği seslerini duymadıkları halde hayatlarının tam merkezine alarak kendi dört duvarları arasında yeni bir dünya kurarlar. Canı acıyan karakterine üzülüp için yanarken, sebepsiz yere çekip giden karakterini de bir kaşık suda boğmak isteyebilir mesela. Yani ben öyleyim en azından. Kendi hayal dünyamda yarattığım tüm karakterleri öyle içselleştiririm ki çoğu zaman yazarken akıp giden gözyaşlarımın bile farkında olmam. Yazarlık ile şairlik arasında ki en büyük fark bu olsa gerek. Şair kişisi bir anda gelen duygu yoğunluğu ile oturur ve duygularını kaleme dökerek dizelerini yazar. Son mısrayı yazar noktasını koyar ve biter. Başka şiirleri yazmak başka hayatlara dokunmak için bekler. Oysa bir roman yazarı bazen tek bir satır için bile günlerce bekleyebilir. Çünkü yazarlık bence devamlılık gerektiren çok büyük bir sorumluluktur. Bir şair şiirini iki satırda bitirebilir anlatmak istediğini anlatır ve gider. Oysa roman yazarlarının böyle bir lüksü yoktur. Okurlarının hayal dünyasına yerleştirdiği o karakteri ilmek ilmek işlemek zorundadır. Okurlarının hayal dünyasında yaratığı o karakteri en güzel ve özel yerinde ben artık sıkıldım yazmıyorum burada bitsin diyemez. Yazdığı yarattığı o karakterleri sonuna kadar yaşatmak zorundadır. Bunu kendisine kalemine umut bağlamış okurlarına borçludur. Bence hiç bir yazar sonunu getiremeyeceği devam ettirtmeyeceği hiç bir yazıya başlamamalı. Yazar ile şair arasındaki en büyük farkta bu olsa gerek. Biri kafasına estiği gibi iki satır yazıp burada bitti derken diğeri kalıp kaleminin son damlasına kadar bu hikayeyi yazmak zorundadır. Demem o ki yazarlığa özenen şair arkadaş eğer başladığı hikayenin sonunu getiremeyeceğini düşünüyorsa eğer hiç bulaşmasın bu işe. Kendi dünyasında şairliğini yapmaya yazdığı mısralarında yaşamaya devam etsin.
    Emeğinize sağlık…

  2. Anka 8 ay önce

    Çok güzel bir anlatımınız var ☺️tebrik ederim.

Bir Cevap Bırakın

© 2021 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account