150874607_116747157054839_852560989430003311_n

1.  Bölüm

 

 SENE ÖNCE

 

Baharın gelişi sabah kuş seslerinden belli oluyordu. Evden hiç çıkmasanız, uyanan yeşili görmeseniz de cıvıl cıvıl kuş sesleri size baharı müjdelerdi. Karadeniz’in bu güzel yaylasına da bahar tüm güzellikleri ile gelmişti.

Bu yıl kar çok yağmış hatta Uzun süre köyle bağlantı olmamıştı. Yollar açılınca yaylanın bekçiliğini yapan Sadık’ın ailesini merak ettiğini söylemişti dilinin ucuyla muhtar. Yazdan tedarikli olunca mahsur kalmak pek etkilememişti. Yaban hayvanlarının ziyareti bile olmamıştı yaylaya.

Sadık “Koku alamıyorlar, yiyecek yok onlar için” demişti.

Sadık’ın ihtiyar annesi, eşi ve dört çocuğu vardı yanında. Kar çok bastırınca küçükler önce korkmuşlar sonra da ablalarının yardımı ile korkularını yenmişlerdi. Yaylada kimse yok diye kurtarma ekipleri bile geç gelmişti. Muhtar üç kuruşa ihtiyacı olan Sadık’ı yaylaya bekçi olarak bıraktığını unutmuştu. Allah’ın yardımı ile yiyecekleri ve yakacakları yetmişti onlara. Beyaz örtü yavaş yavaş kalkıyor ve bahar geliyordu.

Sadık köyün en fakir ailesinin oğluydu. Aile demek de yanlış olurdu. Sadık tek bir annesi ve kendisi vardı. babası genç yaşta vefat etmişti. Amcaları da yıllar önce köyden İstanbul’a taşınmışlardı.

Biraz toprakları vardı anca doymalarına yarıyordu. Uzun boyu, geniş kemikli yapısı, esmer teni ve mavi gözleri ile köyün neredeyse en yakışıklı delikanlısı idi. Harama helale dikkat eden imanlı bir gençti. Yaşı geldiğin de annesinin bulduğu Ayşe ile evlenmişti. Hayatta tek dertleri vardı fakirlik. Allah onlara dört güzel evlat vermişti. En büyük çocuğu kızdı. Emine. Babasının göz bebeği idi o. On sekizine anca gelmişti. Güzelliğini ninesinden almıştı. Adı da zaten ninesininkiydi. Zeynep ikinci kızıydı. On yedisinde bir içim suydu. Peşinde dedesinin adını alan Osman geliyordu on iki yaşında ve Mustafa, beş yaşında bir afacandı.

Sabah erken olurdu yaylada. Sadık tüm aileyi namaza kaldırır, sabah namazı kıldırırdı ailesine. ‘Çoluğuma çocuğuma yetecek kadar imamım’ der onlardan başkasının önüne geçip imamlık yapmazdı. Namazdan sonra herkes üzerine düşeni yapar sonrada kahvaltıya oturulurdu. Allah ne verdiyse çocukların şen kahkahaları ile yenirdi.

“Selamün Aleyküm” diyen biri vardı kapıda. Herkes duyduğu sesle susmuştu. Sadık yerinden kalkmak için hamle yaptı.

“Hayır olsun inşallah. Siz devam edin hele. Ben gapiye bakiim.” dedi ayağa kalkarken. Zeynep “Ooo baba gapı galabalık” dedi pencerenin kenarından bakarken.

“Aleyküm Selam!” diyerek kapıyı açıp dışarıya çıktı Sadık.

“Sadık da yaylanın bekçisi.” diyerek yanındakilere tanışırdı Sadık’ı muhtar. “Sadık bu beyler yaylaya motel yapacaklarmış.” diye açıkladı Sadık ellerini sıkarken.

“Hoş geldiniz de. Olur mu buralara bilmem?” dedi çekinerek Sadık. “Hele size çay verem ya da ayran.”

“Ayran alırım.” dedi içlerinden biri. Muhtar hariç üç kişiydiler. Sadık içeri girip

karısına “Fadime beş ayran çalpala da Osman’la gönder hele.” dedi. “Kim ki gelen?”

“Motel mi yapilermiş ne? Muhtar dedi.”

“Motel mi? Bizim yaylaya mı?” diye sordu heyecanla Osman. “Bize ne elin motelinden. Ne sevinin ki?” dedi ninesi.

“Hadi çok konuşmayın da ayranları getirin.” diyerek evden çıktı. “Bize gezdirirsin değil mi buraları?” diye sordu biri.

“Bağa mı diin beyim?” “Evet sana dedim.”

“Ben gezdiririm beyim. Gerek yok Sadık’a.” diye atıldı muhtar. Muhtara dönmeden konuştu yine. “Arkadaşlar bir iki akşam burada kalsak.”

“Siz uygun görürseniz.” diyerek hemen kabul ettiler. “Sadık, bizi bir iki gece misafir eder misin?”

“Ede.”

“Aşağıda benim evin var beyim.” Bey kendisine uzatılan ayranı eline aldı. “Teşekkür ederim ufaklık. Adın ne senin?”

“Osman.”

“Osman da biliyordur buraları.” “Bilirim tabi.”

“Bizi misafir eder misin?”

“Ederim beyim, siz rahat eder misiniz onu bilmem.”

“ederiz. ederiz. Hem muhtarın evi de varmış. Arkadaşlarla orada kalırız. Sende bize ayran verirsin.”

“Başım üste beyim.”

“Ha bBir de mıhlama.” Sadık gülümsedi. “Merak etme beyim. Allah ne verdiyse yeriz beraber.”

“Bu ayran çok güzel. Hadi o zaman devam dolaşmaya. Osman geliyorsun değil mi?” diyerek herkesi yerinden kaldırdı. “Gardaşım da gelsin mi?”

“Gelsin elbette.” Belli ki patrondu bu adam. onlar ilerlerken Muhtar geri kaldı. “Ayşa’ya deyiverde gızlarla gidip evi dolaşsınlar.”

“Tamam muhtar.”

“Yemek falan da yapsınlar.”

“Sadık.” diye seslendi patron olan. “Hadi abi seni bekliyoruz.”

Yaylayı  yürüyerek  dolaşırken  öğlen   namazı  vakti  gelmişti.  Patron  olduğunu öğrendiği Kemal Bey Osman ve Mustafa ile şakalaşarak önden gidiyordu. Dere kenarındaydılar. Sadık hızlanarak yanlarına geldi. “Beyim iznin olur mu? Çocukları alsam da.”

“Baba abdest dereden mi alacaz?” diyerek ellerini açtı Mustafa. “Hee~” diyerek çocuğun elini tuttu.

“Ben de kılayım sizinle namazımı” diyen Kemal’e bakışlarını hayretle çevirdi Sadık. İlk defa namaz kılan zengin görüyordu. “Abdest alalım da. Sen imam olursun.”

“Yok beyim ne haddime.” “Daha alim olan imam olur abi.”

“Sen bilirsin beyim. Ama ben o kadar alım değilim. Namazımı kılarım işte.”

“İznin varsa ben olayım istersen imam.” Namaz kılarken muhtarda onlara katılmıştı. Namazdan sonra Sadık “Artık eve gitsek de yemek yesek. Çocuklar bir şeyler hazırlamıştır” diye teklif ettiğinde “Zahmet vermeyelim” dedi Kemal Bey.

“Olur mu beyim? Bizde sofra her zaman hazırdır.”

Eve geldiklerinde Osman önden giderek annesine misafirlerin gelişini haber verdi. Üşümüşlerdi. Ayşe onları kapıda güler yüzle karşıladı. Kapıdan başını eğip geçerken gördü Kemal Karadeniz gibi gözleri olan kızı. Evlere giren misafirleri gülen bir yüzle karşılıyordu. Kemal selam verdiğinde o da selamını aldı.

“Hele buyurun, soluklanın biraz, yemekler hazır şimdi sofrayı guraruk.” Kemal sobanın yanına geçerken “Bizim hanemizde bu beyim.” dedi. Kemal şöyle bir etrafa baktı.

“Sıcacık” dedi ellerini sobaya uzatırken. “Bahsettiğim sobadan yayılan ısı değil abi. Senin hanen sıcacık. Bu evde. Sanki huzur elle tutulup, gözle görülüyor.” Sadık boynunu eğdi aşağıya. “Öyle abi öyle.” İçeriye giren ihtiyar kadına çevirdi herkes başını.

“Ula uşaklar, hoş geldiiz.” dediğinde ‘hoş bulduk’ dediler. “Ula muhtar seen ne işin var haburda?”

“Emine Hala!” diye misafirlerin yanında konuşma diye işaret etti. “Ula ne gaş, göz ediin. noli saa? Uşaklar sizin ne işiiz var habu yaylada. Yoğsam habu muhtar gibi yoluuzumu gaybettiz?” Kemal bu ihtiyar kadından hoşlanmıştı.

“Motel yapacağız teyze buraya.” diye açıkladı.

“Motel? he anadım.” dedi başını sallarken. “kim bizim yaylada havurda galır ki? Habu yayliye gelen bulur yatacak yer. Kimin gapısıni çalsalar yemek de olur yatak da.”

“İşte artık para ödeyip de kalsınlar istedik.”

“Gıyamet yakın oğul. Bi gece kalana baa para ver denecekse. Gıyamet yakın.” dedi Emine nine üzüntüyle başını sallarken.

Kemal biraz önce gördüğü kızın odaya tekrar gelmesini heyecanla bekliyordu bu arada ne kadar güzel bir köylü kızıydı bu kız. Sadık acaba anlar mıydı kızına baktığını? Gözleri bu ihtiyar kadının gözlerine benziyordu sanki. İşte elinde tepsi ile

gelmişti içeriye, Sadık kalkıp elinden aldı tepsiyi. ‘bir baksa’ diye bekledi ama nafile kız ne bir daha odaya geldi ne de ortalarda göründü. Yemekten sonra adının Zeynep olduğunu öğrendikleri kız çay ikramı yaptı.

Misafirler ayrıldıktan sonra muhtarın evini misafirler için hazırladı Emine ile Zeynep. ‘Onlar gelmeden işinizi bitirip gelin.’ demişti anneleri ellerini çabuk tutup evlerine geri döndüler.

Muhtarda orada kalmıştı. Yemekten sonra içilen çayla yapılan sohbette ayrı lezzetliydi. Kemal bu yayla bekçisini sevmişti nedense. Tatlı dilli, ne konuştuğunu bilen enteresan bir tipti. Her konuda alimim havası yoktu olmasına da kısa ve öz konuşarak oradakileri şaşırtıyordu. Kendisine söz gelmeden hiç konuşmuyordu. Emine teyze ise harikaydı. Kitap gibi yorumlar yapıyordu. O güzel kızı akşam bir kaç kere görmüştü ama kız ona hiç bakmıyordu.

Kemal aslen bu toprakların insanıydı. Dedesinin kim olduğunu anlatınca tanımıştı Emine teyze.

‘Çok zalimdi senin deden.’ demişti eskilere dalarak. Dedesi zalimdi hatta babasının da ondan kalır yanı yoktu. Kemal onlarla çalışmayı reddetmişti. okuldan sonra bir süre hemen Almanya’dan dönmemiş orada bir süre çalışmıştı. Sonrada küçük de olsa iki arkadaş kendi işlerini kurmuşlardı.

Kemal’in dindar bir adam olmasını zaten kabul etmemişlerdi. Onlara göre din insanları küçük dünyaya hapseden esaretten başka bir şey değildi. Babası ‘Ben bu serveti senin gibi kafası örümcek bağlamış birine teslim edemem.’ demişti. Ülke son zamanlarda bu konuda yüksek sesle konuşuyor, dindar insana iş olanağı tanımıyordu.

Arkadaşı ile bazen iyi ki Almanya’da kaldık diyorlardı. Türkiye’de sermayenin bugünlerde rengi vardı ve Kemal dindar olduğu için onun ki ‘Yeşil’di. Gireceği ihale sayesinde de epey düşman edinmişti. Girmemesi yönünde tehditler alıyordu. Burada olmak biraz onu rahatlatacaktı.

O gece huzurla uyuduğunu fark etti Kemal. Uykusunu bilen tek şey Karadeniz gözlü kızdı.

Karanlık geceyi güneş aydınlatmadan önce namaz için kalktı Kemal, hemen yakındaki evin ışıkları yanıyordu. Belli ki Sadık ailesi ile namaza uyanmıştı. Aceleyle giyindi. Evden çıktı. koşar adımlarla evin kapısına geldi. Ayak seslerini duymuş olmalılar ki kapı açıldı.

“Hayır olsun beyim?” diye sordu Sadık.

“Hayır, hayır. Cemaate yetişeyim demiştim.” dediğinde Sadık’ın yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu. Evin kapısından önce içeriye seslendi. “Misafir var.” Sonra Kemale döndü. “Çocuklar toparlansınlar beyim.”

“Ben. müsait değilseniz? Hay Allah.” diye pişmanlığını anlatırken “Beyim ev hali. Gızlar var.” dedi.

“Anladım. Sizi rahatsız ettim.” “Namaza hazırlaniler beyim.”

“Gel hele oğul gel hele” dedi kapıya gelen nine. “Siz cemaat yaparsınız diye geldim nine.” “Yapik. Safa geldin. Emme imam sensin.”

“Olurum ninem. Bana görev düştüyse benim.” dedi Kemal ayakkabılarını çıkartırken. Tüm aile namaz için saf tutmuştu. Kemal öne geçti.

Namazdan sonra “Ben artık gideyim” diye ayaklandı Kemal. “Otur hele oğul.” dedi nine. “Sofra gonacak, yemek yiyek.”

“Benim için erken ninem. Daha sonra inşallah. Çıkıp yürümek istiyorum biraz.” “O zaman ısrar etmim. Ama sona gelecez hepiz.”

Kemal bir saat kadar yürüdükten sonra geri dönmüştü. Emine elinde kaplarla su almış geliyordu. Kemal adımlarını hızlandırdı selam verdi kıza. Kız selamını almış ama ona bakmamıştı bile.

“Su. Evden akmaz mı?” diye sordu sadece konuşabilmek için. “Bizim evde akmaz.” “Neden? Sana yardım edeyim.” diyerek elini uzattı. “Gerek yok beyim.”

“Benim adım Kemal.” “Biliyorum beyim.”

“Dursana biraz. Sana bir şey sormam lazım.” deyiverdi birden. “Senin. sevdiğin var mı?” Bunu nasıl sorardı ya. soru ağzından çıkınca pişman oldu ama.

“Biz ancak nikahlandığımızı severiz beyim.” diye cevap verdi. “Yani… Gönlün boş.”

“Beyim var işine git. Ben saa oyuncak olacak gız deilim. Sen beysin. Ben bekçi Sadık’ın gızı.”

“Emine! Ben Allah kuli sen Allah kulu. Fark yok bunda. Ben gözlerini gördüm. Bir his etti beni. Hiç mi görmedim lacivert göz? Sayısı bile belli değil. Ama hiç biri uykumu kaçırmadı.”

“Beyim. Babam evdedir. Biz de bu işleri sadece o bilir.” dedi ve ondan uzaklaştı. Bir kaç adım sonra durdu Emine, arkasından baktığını tahmin etti adama döndü. Başını yukarı kaldırdı, burnu havadaydı. “Beyim, siz bizi yanlış öğrenmişsiniz.” dedi öfkeyle.

“Biz köy kızları; şehirden bey gelsinde onunla fingirdeşim deyi beklemez. Köy kızları namus için yaşı bilmin sanırım.” titreyen ellerini uzattı “Bu elleri ancak helâli dutar. Bu gözlere ancak helâli bakar. Yörü işiye get. Benle oyun oynama. Babam seni eyi bildi gapıyı saa açtı. Niyetin kötü gelme gapımıza. İşi gör, yörü get.” Sözünü bitirince Kemalin konuşmasına bile izin vermedi.

“Emine.” diye seslendi. “Dur dinle beni.” Nafileydi çabası Emine hızlı adımlarla uzaklaştı yanından. Aslında kız haklıydı. Ne diye konuşmuştu ki iki ayrı dünyaydı o ikisi. “Saçmaladım” dedi kendi kendine. “Kız haklı, bir çift lacivert göz saçma sapan laf ettirdi.” Etrafı biraz daha dolaşmaya karar verdi. Ormanlık alana doğru ilerledi.

Ormana giren birileri vardı. Biraz daha yaklaşınca Sadık ve Osman olduğunu gördü. Selam verdi.

“Ne yapıyorsunuz burada?” diye sordu merakla. “Yeni yağmur yağdı beyim. Daze mantar çıkmıştır dedik.” diyerek ormana girdiler. “Size yedirelim dedik.”

“Ne güzel olur. Çocukken memleketten gelirdi. Annem yapardı harika olurdu. Uzun yıllar oldu yemeyeli.”

“Annen öleli çok olmuş.” “Oldu. On dört yıl.” “Allah rahmet etsin.”

“Amin.” Osman yerde ağaçların dininde bir kabarıklık görmüş ve hemen koşmuştu. Aceleyle yeri eşeledi. “Anam. Baba baksaa ne çok mantar var.” derken ıslık çaldı. Gerçektende çok mantar vardı. üçü bir sürü mantar toplamıştı.

“Sadık abi. Sana bir şey soracağım.” dedi Kemal dönerlerken. “Sor beyim cevap varsa verim. Yoksa…”

“Hz. Yusuf köleyken ona aşık valinin eşi Züleyha. Leyla beyi kızı. Kays fakir bir çoban veya. Aslı. Aslı bir Ermeni beyinin kızı Keremse. Demem o ki. Bu aşklar afsane olmuşlar. Aşk ne abi sence?” diye sorduğunda mavi gözlerle anlamsızca baktı Kemal’e. Sonra gidip bulduğu bir taşa oturdu. Kendisinden cevap bekleyen adama döndürdü bakışlarını.

“Beyim bana sorinde ben nereden bilemem aşk ne? Dediğin gibi Leyla için Mecnun. Züleyha için Yusuf. Benim gibi çoban için de aşkın adı Ayşa. Belki onların ki gibi destan olmadı ama. Bende aşkın adı Ayşa. İnsan severken karşısındaki gözleri sevi diye düşünüyom. Gönül bir gönüle akarken adres bile sormi. aki gidi. Aşk. makam mevkii ne biliim, para, pul sormi. Ya da gelenek. Aşk girii gönüle. çıksın deyi hepsini diiler. girmiş bi kere çıkmii. Sonra ayrılık giri.” diye cevapladı soruyu.

“Sen diyorsun ki. Aşkın engeli yok.”

“Ben demim öle bişi. Dengin olmazsa diim ki. Leyla olmak istesen o zaman Mecnunu bulusin. Yok, Sadık olim dersen Ayşi bulusin.”

“Abi, buralardan gitmek ister misin?”

“Yok. Ben köyümü sevim. Uşaklar haburda büyüsün istiim. Tahsilleri de yok. Nederler şeerde. Hem benim elim başka iş dutmayı bilmi ki.”

“Şehirde iş çok var abi. Bulunur sana göre de bir iş.”

“Benim böyük gızı istiler.” dediğinde Kemal aniden sözünü kesti. “Nasıl?”

“Yetişkin gız. Yaşı geldi de geçi. Bu yaz everirik.” “Seviyorlar mı birbirlerini.”

“Oğlanın babası habar salmış. Gıza sorar anası. Köyün imamı. Ben dinini bilen isterim Allahdan. Gızımda öle.”

“Hayırlısı” derken içine ateş düşmüştü sanki. “Abi ben bugün geri dönmeye karar verdim.”

“Eyi beyim, yapacam mı motel.”

“Yapacağım abi inşallah ama önce bizim mühendisler gelip çalışma yapacaklar.” Sadık omzunu silkti. “Ben anamam beyim.”

Kemal o anda gitmeye karar verdi. Giderse o kızın aklına bile gelmeyeceğini biliyordu. Çok güzeldi ama dengi değildi.

****

 Kemal bedenen Almanya’ya dönse de aklını döndürememişti. O Karadeniz gözlü kız bir türlü aklından çıkmıyordu. Acaba imama ‘Evet’ demişmiydi. Öğrenmesi de mümkün görünmüyordu. Bir kaç kere muhtara sormayı düşünmüştü ama dedikodu çıkar diye cesaret edememişti. üç hafta sonunda hazırlıklar tamamlanmış ve mühendisler artık yaylaya gidecekti. Mühendislerin gideceğini haber vermek için muhtara telefon etti.

Derdini anlattıktan sonra muhtar “Seni tekrar misafir etmek isteriz” dediğinde Kemal, üsteci fırsatı bulmuştu sanki.

“Düğün olursa. ona gelirim belki. Özledim bizim oraların düğününü. Mesela Sadık abinin gelinlik kızı vardı.”

“Sadık’ın kız mı?”

“Sadık abi düğün yapar ona. Ya da sen bir düğün yaparsan gelirim.”

“Gızı istiyen çok da gız kimsii beğenmi. Bende dersen everecek galmadı. Torunlar ufak daha.” derin bir iç çekti Kemal demek ki evet dememişti. Daha fazla kurcalamasa iyi olurdu. Veda ederek telefonu kapattı. O an kararını verdi gidip konuşacak ve o kızı kendine eş yapacaktı. Önce ailesi ile konuşmalıydı.

Kemal bir hafta sonra ailesi ile konuşmuştu ama umduğunu bulamamıştı. Bu kadar sert ve kesin itirazlar duyacağını tahmin bile edememişti. Babası bir köylü kızı ile evlenmesini kesinlikle onaylamayacağını söylemişti oğluna. ‘Sınıflarınız aynı değil’ demişti. Kemal kararlıydı.

Yaylaya geldiğin de ilk işi Sadık’ı bulmak oldu. Sadık evindeydi. Bir ay önce tanıştığı adamı karşısında görünce şaşırdı Önce, sonra ayağa kalkarak kendisine uzatılan eli sıktı.

“Hoş geldin beyim.” “Hoş bulduk abi” “Buyur eve girek.”

“Abi. Biraz yürüsek seninle. Konuşmam gerekenler var. Eğer sonra beni eve davet edersen. O zaman.”

“O nası söz beyim? Seni ne deyi eve davet etmiyem?” Kemal başını eğdi. “Abi. izin verirsen konuşalım.”

“Eyi ya konuşalım. Gızım Emine” diye eve seslendiğinde Kemal çok istese de adamın yanında bakamadı. “Efendim ba…” derken sorusu yarım kaldı Emine’nin.

“Gızım, Kemal bey gelmiş. Acuk gezecez. Anan gelince dersin.”

“Hoş geldin beyim.” dedi zorlanarak Emine. İşte o zaman bakabildi Kemal sevdiği kıza.

“Hoş bulduk.” İki erkek uzaklaşırken Emine’nin yüreği yerinden çıkacak gibiydi. O günden beri aklından çıkmamıştı bu adam, aklını karıştırmıştı. Şimdi neden gelmişti acaba? Hem ne kadar güzel bakmıştı öyle.

Sadık ve Kemal havadan sudan sohbet ederek epey uzaklaşmışlardı. “Abi, hani bana gitmeden önce. senin kızı. imamın istediğini söylemiştin. Ne oldu o iş?” Sadık kafasını salladı.

“Neden sordun beyim?” İşte Kemal bu soruyu beklemiyordu. “Merak diyelim.” “Merak demiyelim de sen neden sordun onu de baa.”

“Şey abi. Ben.” Sadık durdu. “Beyim olmaz kafandaki her ne ise olmaz.” dediğinde Kemal şaşırdı.

“Abi. Ben sevdim abi. Unuturum diye gittim. Ama olmadı. Yapamadım. Sen demiştin abi ‘Gözden gönüle akar’ diye. Aktı be abi. Kor demir gibi dağladı bir aydır. Artık emin oldum, senin merhametine geldim abi.”

“Benim gızım Leyla değil. Sende Kays değilsin.” dedi başını sallarken. “Davul, dengi dengine. Gittin sevinmiştim. O sorunun ardından geleceği anlamıştım. Sen. Keşke dönmeseydin.”

“Döndüm. Kızınla yuva kurmak dileği ile döndüm. Önce senin iznini almak için döndüm.” dedi çaresizce. Sadık yerdeki bakışlarını ona çevirdi.

“Emine. O biliyo mu?” diye sorduğunda Kemal hemen cevap vermedi. Sadık başını eğen adama bakarak “bilii.” dediğinde bunu beklemiyordu. Emine anasına deseydi bilirdi Sadık.

“Ona bahsettim. O gün. Şu almaya gitmişti. Kızma ona. Zaten yüzüme bakmadı. Tersledi beni, yanlış anladı. ‘Biz. ancak eşimizi severiz’ dedi. ‘Kimi sevecegimize de babamız karar verir.’ Sonra gitti. Konuşturmadı beni.”

“Ben garar veremedim işte. Ona sordum. ‘Seni imam istii’ dedim. İstemedi. Seni değil onu damat istidim. Sen bem gıza mutluluk vermezsin.”

“Abi deme öyle. Onu dünyanın en mutlu gelini yaparım ben. İzin ver.” “Beyim. bak ben saa beyim diim. Sen baban bile gelmez buriye.”

“Babam beni zaten namaz kılıyorum diye reddetti. Kız istemeye de gelmez. İnan bana başı kapalı her hangi bir kızı istemezdi.”

“İstemez.”

“Ben isterim. Benim evimde yaşayacak, benim eşim olacak. Bırak ben birileri ile gelip isteyeyim. Nikâhı da, düğünü de burada yaparız.” derken aniden sustu. “Çok ileti gittim farkındayım. Bana o evet der mi ki? Ama sana bıraktı abi. Sen he dersen ona kabul ettiririm kendimi.”

“Beyim. Bu iş benim gızı hergün ağlatır.”

“Aşk gözden gönüle indi be abi. Gerisi boş.” Sadık aşkı bilen adamdı. Aşka hayırda diyemezdi ki. “Ben gıza soracam. Saa haber ederim. Nerde kaliin?” Kemal sevinçle hareket etti. Neredeyse zıplayacaktı.

“Ben. geldiğimi kimse bilmiyor. Bizim mühendisler için ev satın aldık ya orada kalırım sanırım.”

“Hee~ Muhtarın evi.”

“Orayı mı sattı bize.” “Ben öle biliim.”

“Abi Allah razı olsun.”

“Senden de beyim Sende de.” Sadık akşam olduğunda bu işi önce eşiyle sonra da anasıyla konuştu. İkisi de hiç bir şey bilmiyordu. “Gıza sor bi uşam” dedi annesi. “Göğnü var mı? Emme vardır. Sırım gibi uşak. Yüzü gözü ay parçası gibi. Emme zor bu iş.”

“Ana zaten babası namaz gıli deyi govmuş.” “Allah akıl veresice.” dedi öfkeyle.

“Amin anam, amin.” “Ne edecük o vakıt?”

“Ben hele gızınan gonuşam da.” derken Ayşe suskunluğunu bozdu. Gözleri dolu dolu olmuştu.

“Ben biliim, gızın göynü var. Bir aydır bastığı yeri görmidi. Neyin var deyi sordum.

‘Yok bişi’ dedi emme ben bilidim.” “Er yada geç guş uçacak.”

“Emme çok uzak. Taaa Almanya.” “Gızım mutlu olsun. fizan olsun. Emme.”

“Sus hele ağzıya alma. Dua et.” diyerek anası durdurdu Sadık’ı.

Sadık yerinden kalktı odasına giderken “Emine gel konuşak gızım.” diyerek kızını yanına çağırdı. Baba-kız diz dize oturdular. Aklına gelen olamazdı ama babası onu niye çağırmıştı ki. Sadık çocuklarına bir şey söyleyeceğinde kendisi söylerdi. Yine kendisi söyleyecekti. Kızını dizinin dibine oturttu. Saçlarını okşadı sevgiyle.

“Böön Kemal Bey geldi.” dediğinde kızının derin nefes aldığını hissetti. “Gerçi sen gördidin. Baa di ki. Gızıyı baa ver.” İkisi de konuşmadı bir süre. “Saa sorince sen babama sor demişin.” dediğinde kız babasının dizinden başını aldı.

Bakışları yerdeyken “Fena mı etmişim baba?” diye sordu.

“Fena değil eyi etmişin emme şimdi de ben saa sorim sen ne diin. Seni oğa verim mi?” Emine ne diyeceğini düşündü bir an. Sonra “Ben sen ne dersen gabul ederim baba.” dedi.

“Vermim ölise.” dediğinde kızına baktı. kızı gözlerini kapattı aniden. “Gabül mü?” Emine bu sefer başı ile onayladı babasını. “Bişi demiin mi?”

“Yoh.” dediğinde sesi titremişti. “Sen istisen verecem. Beem dememle olmaz.” dediginde kızının kaçamak bakış attığını gördü. “Şimdi de bakiim. seen göynün var mı bu işe?”

“Göynüm var baba. Ama sen ne dersen onu yaparım.” dediğinde Sadık gülümsedi.

“O vakit ben de veriim seni.” dediğinde Emine yavaşça gülümsedi. “Eee~ yel olup uçin he gızım?” Sadık kendini tutmaya çalışsa da engel olamamıştı gözünden akan yaşa.

Tags:

Paylaş
10 Yorum
  1. Cemre121219666 6 ay önce

    Vallqha bal yazarım bir şey söyleyeyim de gül 😀😀 bütün kitaplarını sil baştan okumaya başladım yemin masal 1 ve 2 Şimdi Reyhan da yim ve tabiiki iki gözümün çiçeği kızım sana emanet tam gaz devam ediyorum

  2. zulfis56 7 ay önce

    yaa bişey diyecem kitapta sıkıntımı var okuduğum sayfayı tekrar okuyorum mesela 56-57 sayfaları aynı

  3. LAyihal 8 ay önce

    Ah az kalsın unutuyordum…
    Ali~ Onu mutlu görmek iyi geldi…
    Özellikle Suudlu’lara karşı küçüklüğümden edindiğim çekingenlik kalktı onu tanıyınca…
    Bu arada o Ali gerçekte de var mıydı abla?
    Yani Suudlu ve bu derece güzel seven bir adam var mıydı?
    İnşallah vardır… Çünkü düşüncelerimi çok değiştirdi o ve ailesi….

  4. LAyihal 8 ay önce

    Çok güzel bir kitap daha bitti ❤🌷
    Neden bu kadar az yorum var bu kitaplara bilmem ama…
    Yusuf’tan sonra hepsini tekrar tekrar okuyacağım…
    O zaman, gelir doldururum buraları ben 😂👌🏻

  5. LAyihal 8 ay önce

    30 ve 40 arası sayfalara müsait olunca tekrar bakar mısın abla…
    2 sayfayı 3 kere paylaşmışsın da ☺

  6. LAyihal 8 ay önce

    Emine abla buradaki Zeynep Kurban Gelin’deki Zeynep mi? Aslında olmaz belki diyordum da Tuana’yı tekrar görünce sormak istedim…

  7. @hatice.sayim98 11 ay önce

    Emine ablam Reyhanı 3. Okuyuşum kitaplarından hiç sıkılmıyorum tüm kitapların benim için harika emeğine ve yüreğine sağlık anacığınada Rabbimden acil şifalar dilerim

  8. Can gezer 1 sene önce

    Diğer sitedende takip ederdim kitaplarinizi kaleminize saglik ama bu sitete kitap okumak cok zor zor aciliyor ve numara ile deyilde kaydirarak yapilsa emin olun daha kolay olur

Bir Cevap Bırakın

© 2021 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account