IMG_20210226_102059

Her şey tam olması gerektiği yerdeyken, hayatın sana bir anda çelme takıp dünyanı tepe takla etmesi, hayatın acımasız tarafının; ”Birileri var olurken, birileri yok olurdu’ demesinin, kibar haliydi…

Tarih / 02.06.1994 / Pazartesi…

Hava puslu, kara bulutlar ise megakentin tam tepesinde. Musalla taşına hiç yakışmayan, al bayraklı bir tabut. Ve daha gökyüzündeki kara bulutlardan bir damla düşmemişken, etrafta ki milyonların gözlerinden akan sayısız yaşlar.

Şehit, Kahraman Sancak…

İsminin hakkını veren sayısız Kahraman ve Yiğitlerden sadece birisi olan Kahraman, şimdi Vatan uğruna can verdikleri Al bayraklı tabuta sarılmış, musulla taşında..

Hemen yanı başında, dilinde aşk sözcükleri ile yarım kalan hamile bir eş… Eli karnında bebeğin den güç almak ister gibi hainleri sevindirmemek adına “Vatan sağolsun !” Diye haykıran, yiğit bir eş…

Diğer yanda ise Al bayrağın sardığı tabutunun etrafında, üniformaların içinde dik duran, on bir yiğit yol arkadaşı yan yana..

Nasıl bir acıdır bu ?

Daha dün var olan, yanında omuz omuza hainlerle çatıştığın adam, şimdi musalla taşında…!

Sevinmesin hainler ! Bir yiğit gider …
Bin yiğit doğar ! …
Kız veya Erkek hiç  fark etmez.
Söz konusu Vatan ise kadın, erkek denmez. Vatan ve Al bayrak uğruna bir değil, bin can yeri geldi mi damardan akacak kan gibi, durmak bilmez !

****

5 HAFTA SONRA…

Güneş ihtişamlı gün batımıyla birlikte yavaşça megakenti terk ederken, sanki kara bulutlar yine felaketin habercisi gibi yerini almıştı…

Şehit eşinin vefatından sonra ruh gibi olan Selvi hemşire, sırf karnında ki emaneti için dik durmak zorunda olduğunu kabul edince, evde durup düşünmekten kafayı yemektense, hastaneye gidip çalışarak kafasını dağıtmayı tercih etti.

Selvi Hemşire…
Eski neşesi, güler yüzü, hayalleri ve ruhu eşiyle beraber kara toprağın altında, mahşere kadar çıkmamak üzere adeta yok olmuştu. Artık sadece karnındaki yavrusu için hayatta ve onu babasına layık bir evlat yetiştirmek için ayaktaydı.

Çıkış saati geldiğinde sessiz bir şekilde hazırlanıp, hastanenin otoparkına doğru tek başına ilerledi. Elinde tuttuğu anahtarla eski model arabasının kapısını açıp, yavaş bir şekilde sürücü koltuğuna geçti. Artık hamileliğin son aylarına girmişti ve kendisine daha fazla dikkat etmesi gerekiyordu. Kemerine uzandı, şiş olan karnına dikkat ederek kemerini yavaşça taktı. Ardından yan koltuğa bıraktığı çantasına kısa bir bakış attı. Arabayı çalıştırmadan önce koltuğa uzanıp, çantasının  içinde ki USB eline aldı.

Dün yatak odasında uyumadan önce komidinin üzerindeki düğün fotoğraflarını eline almış, hüzünlü hüzünlü bakıyordu. Bir anlık dalgınlıkla çerçeve elinden düşüp kırıldı. Selvi’nin o an içi burkuldu. Yavaş bir şekilde yere oturup kırık çerçeveyi eline almak isterken, arkasından düşen USB ile ne yapacağını şaşırdı..

Uzun bir süre,’bunun burda ne işi olabilir ? ‘ diye düşünsede, mantığı bu duruma karşı hiç bir cevap bulamamıştı. En son çare ise yatağının üzerine koyduğu laptopa USB takarken bulmuştu kendini.

Heyecanla açılmasını beklerken, içinden  ‘acaba Kahramanla ilgili olabilir mi ?’ diye düşünmeden edemedi.. Ekranda üç dosya belirdi. Selvi hızla üstteki kutuyu tıkladı.
Ama malesef ki bilgisayar şifre istedi.
Bir umut diğerlerine de baktı ama sonuç değişmedi. Bununla beraber Selvi’nin merakı daha da arttı. ‘Eğer önemli olmasaydı, eşi neden şifre koysun ki ? Veya bu şey, eşine mi aitti ?’ sorular birbirini kovalarken, bu hayatta eşinden sonra tek güvendiği kişi olan Meltem’i, arayarak yardım istedi.

Eşinin vefatından sonra her gün arayıp soran ve yanında kalan tek kişi Meltem olmuştu. Ailesi bile Selvi’yi bu kadar çok umursamıyor, herkes kaldığı yerden hayatına devam ediyordu.

Meltem, İstanbul Asayişte Komiserdi. Kahraman’ı da teşkilattan tanıyor, öz abisi gibi görüyordu. Selvi’yi de Kahraman abisi sayesinde tanımış olsa da, asıl samimiyetleri Meltem’in İki sene önce
bir operasyon da yaralanıp hastanede kalmasıyla başladı.O zaman başlayan dostlukları,şimdi ikisi için de daha bir kıymetli olmuştu…

USB’yi zincirinden tutup, çantaya geri koyacakken bebeğinin bir anda tekme atmasıyla durdu. Belli ki bebeği de annesi gibi bu USB’nin içinde önemli şeyler olduğunu hissetmişti. Bu durum Selvi hemşirenin yüzünde, cansız da olsa bir gülümseme oluşturdu. Elinde ki zinciri bir daha çantaya atmaktansa, bir kolye gibi boynuna astı. Kumral saçlarını geriye doğru atıp, arabayı çalıştırarak evine doğru sürerken, ne ile karşılaşacağını bilmeden, Meltem’le evde buluşmak üzere yola koyuldu.

****

Meltem komiser, yanından geçip ona selam veren polislere küçük bir baş selamı vererek arabasına bindi. O kadar çok yorgundu ki, esnememek için kendini zor tutuyordu. Eğer bu sabah arkadaşı Selvi arayıp onunla çok önemli bir konu hakkında konuşmak istemeseydi, direkt eve geçer uyurdu.

Ama o kadın karnındaki çocuğuyla tek başına, hayatta karşı bir mücadele verirken hem arkadaşı, hemde hemcinsi olarak onu tek bırakmak vicdanına tersdi.

Arabasına binip, karakol bahçesinden  çıktığı esnada telefonu çaldı. Arayan Selvi’ydi. Yola daha rahat odaklanabilmek için ısrarla çalan telefonunu hoparlörlere alarak açtı.

“Yoldayım geliyor… ”

“Meltem ! Peşimde adamlar var ! “

Selvi, korku ve endişeyle Meltem’in sözlerini keserek konuşmuş, telaştan ne yapacağını düşünemez hâle gelmişti.

Meltem kafası karışmış bir şekilde.
Dur bir dakika ! Peşindekiler kim,
sen nerdesin.? “ dedi

“Bilmiyorum ! Tanımıyorum bunlar kim… USB için olabilir mi ?”

Meltem’in de aklından geçen tek şey buydu. USB içinde ne vardı ? Veya bu adamlar kimdi bilmiyordu ama şuan emin olduğu tek şey USB bilgisayara takıldığı anda, takip cihazının devreye girdiğinden başka birşey değildi.

Selvi’nin daha fazla telaşlanmaması için kendisini sakin olma konusunda dizginledi. Yoksa bu gidişle arkadaşının yerini de öğrenemeyecekti.

Tamam Selvi bak, önce sakin ol. Derin bir nefes al ve bana nerede olduğunu söyle.”

“Şimdi ormanlık yola girdim. Meltem ben çok korkuyor… Aaaa ! ”

Selvi daha sözlerini tamamlayamadan siyah cam kaplamalı olan cip, Selvi’nin arabasına arkadan hızlı bir şekilde çarptı. Selvi direksiyon hakimiyetini son anda toparlayabilmişti.

Selvi ! Sen iyi misin ? “

“Arabaya çarpıyorlar ! Ne olur yardım et Meltem, korkuyorum ! “

“Tamam canım bak, telefonunu sakın kapatma. Çok az kaldı, dayan geliyorum ! “

Selvi, telefonu kapatmadan yan koltuğa fırlattı. Bir an ümitsizliğe kapılsada, karnında ki emaneti için sonuna kadar dayanacaktı.Vitesi ikiden üçe, üçten, dörde atarak gaza basa bildiği kadar bastı.

Orman yolunda iki araba tozu dumana katacak şekilde hızlanmış, adeta yarış pistine çıkacak görüntü ortaya çıkmıştı. Selvi, hızla kaçarken hemen arkasında ki  cipden hamle gecikmedi. Selvi tam yola odaklanmıştıki, bu seferde arkasından art arda silah sesleri yükseldi.

Çığlık atarak kafasını eğsede, direksiyonun hakimiyetini kaybetmeden aynı hızla sürmeye devam etti.

Meltem başkomiser ise sesleri net bir şekilde duyuyor, hızına hız katarak adeta asfaltı ağlatıyordu. Hemen ilerideki orman yolunu görür görmez hızla o yola saptı. Hemen ardından torpidoda ki telsizine uzanıp, acil destek ekip ve ambulans istedi.

Selvi, ormanlık yolda gidebildiği kadar hızla giderken arkasında ki arabadan tekrar ateş sesleri yükseldi. Bu sefer hedef korkutmak için camlar değil, arabanın tekerlekleriydi. Nitekim ki hedefleri tuttura bilmişlerdi. Selvi, arabanın arka tekerleklerinin patladığını anladı. Biraz daha hız yaparsa bu gidişle araba takla atacaktı.Annelik içgüdüsüyle, karnındaki yavrusunu düşündü.

Hemen ileride gördüğü sağ tarafta ki, yıkık eski evin önünde arabayı durdurdu. Arkasında ki cip gelmeden, kemerini hızla çözüp arabadan indi.Telefonu aklına geldiğinde, tekrar almak için arabaya eğilecekti ama hemen arkasında ki arabanın sesini duymasıyla, kapıyı açık bırakarak eve doğru hızla ilerledi. Eski ve neredeyse yıkık olan binaya korkarak da olsa girdi. Eli karnında merdivenleri çıkabildiği kadar hızla çıktı. İkinci kata geldiğinde nefes nefeseydi. Merdivenlerin başına yaslanıp, nefes alırken dışarıdan fren yapan arabanın sesini duydu.

Gelmişlerdi !

Selvi korkuyla etrafına bakındı. Bu yıkık binada nereye saklana bilirdi ki ?

Uzun koridorun sonunda gördüğü odaya hızla girdi. Bu halde odada saklana bileceği tek yer, masanın altıydı. Bir eli karnında hızlı adımlarla büyük masanın altına girip, cenin pozisyonunu aldı. Korkudan nefes alamayacak hâle gelen Selvi, kendisi için değil karnındaki emaneti için sessizce duâ etti.

Annelik çok kutsal bir şey değil miydi? Daha karnına düşer düşmez başlayan koruma hissi.. Eşi benzeri olmayan muhteşem bir sevgiydi..

Dilinde sadece “Yavrumu koru Allahım !” diye, sessiz feryatlarla bekliyordu.
Hemen ardından gelen, kalın ve erkeksi bir ses.”O kadını bulun, çabuk ! “ boş binada yankı yapan ses, Selvi’yi oldukça ürpertmişti.Genç kadın, bir eliyle ağzını kapatıp hıçkırıklarına engel olurken, diğer elini büyümüş olan karnına sardı.

Selvi, bekledi…
Ayak sesleri git gide yaklaştı..

O an adamlardan birisi odaya girmiş, elindeki silahla etrafı gözleriyle tarıyordu. Eski, yıkık dökük eşyalardan başka bir şey göremeyince, arkasını dönerek kapıdan çıkmak için hamle yaptı.

Bir insanın kalbi boğazında atar mıydı? Selvi’nin kalbi şuan resmen boğazında atıyordu.. O kadar çok gerilmiş ve korkmuştu ki, dizlerine kadar uzanan siyah hamile elbisenin ıslanmış olduğunu hissedemedi.

Bir süre sonra karnına giren sancıyla,kapalı olan ağzından küçük bir inilti koptu. İşte o an. Kapıdan çıkmak üzere olan adam, durdu. Tekrar giren bir sancıyla sesini duyurmamak için elini ısırarak inleyen Selvi, acıdan kıvranır hale gelmişti.

Yakalanmamak için uğraşsada, artık çok geçti. Adam seri adımlarla masaya yaklaştı. Eski olan çalışma masasını eliyle ittirerek Selvi’nin meydana çıkmasını sağladı.

Pis pis gülerek “Buraya gelin, kadın burada !” diye bağırdı.

Selvi, acı içinde kıvranırken. Adamın o iğrenç sesini duyması, sanki acısına daha fazla acı katıyordu.Selvi kendinden vazgeçeli çok olmuştu. O yüzden de şuan tek korkusu karnındaki yavrusu içindi.

Ya ona da acımayıp, kötü bir şey yaparlarsa ? İşte Selvi o an, gerçek anlamda hem ölür,hemde öldürürdü

Ama şuan“Allah’ım ne olur sen kurtar bizi “ diye, içinden feryat etmekten başka elinden hiç bir şey gelmiyordu.

Sanki o an Selvi’nin duâsı kabul olmuş bir şekilde, Meltem asfaltı ağlatan bir fren ile ücra binanın önünde durdu.

Asayişten gelen talimatla, Selvi’nin telefonun verdiği sinyale göre yerini bulmuştu. Ekiplerde neredeyse gelmek üzereydi. Meltem hiç vakit kaybetmeden belinde ki silahını çıkararak, temkinli bir şekilde arabaların arasından geçerek binaya girdi.

O an karşına çıkan iki adamla çatışmaya giren Meltem, üçüncü adamında diğer taraftan çıkmasıyla çapraz ateşe maruz kalınca, hemen sırtını duvara yasladı.

Sıkıyorsa tek tek gelsenize şeref yoksunları !” diye gürledi.

Ses veren yok, sadece silah sesleri yükseliyordu. Meltem derin bir nefes alarak, hemen solunda ki odadan ateş eden adamı hedef alarak çıkmasını bekledi. Ateş etmek için çıkan adamı görür görmez silahın namlusunu usta bir çeviklikle ateşledi.

Biri gitti…
Elde var iki !

Yukarı kattan gelen Selvi’nin çığlıkları, ateş eden silahların sesini bile bastırıyordu…

Meltem, temkinli bir şekilde diğerlerine bakmak isterken, dışarıdan gelen polis siren sesleri biraz da olsa tebessüm etmesini sağladı. Ardından megafonla,
İçerdekiler ! Silahlarınızı bırakıp, hemen teslim olun !” diye anons yapıldı.

Susan silah sesleri, Meltem komiserin başını dışarıya çıkarmasıyla tekrar başladı.

Demek ki teslim olmayacaklardı.

Meltem daha fazla duramazdı. Hemen yukarı çıkıp, Selvi’ye yardım etmeliydi.

Meltem yanında ki yıkık olan duvardan, nişanlısı Koray’ı gördü. Ona arkadan dolanması için eliyle işaret verdiğinde, Koray anladığını gösteren bi baş selamı vererek devriye arkadaşlarına baktı. Hemen binanın arkasından dolanan Koray ve polis memurları, yıkık olan duvardan içeriye sessizce girdi. Meltem’e odaklanıp ateş etmeye devam eden adamlar bu sefer gafil avlandı. Ekip, adamları temiz bir şekilde etkisiz hale getirdiğinde Meltem daha fazla oyalanmadan merdivenlerden yukarıya doğru koştu.

Selvi’nin yanında ki adam ise, merdivenlerin başında sessiz bir şekilde olanları izliyordu. Meltem’in yukarıya doğru çıktığını görünce, ağzının içinde sessiz küfürler savurarak tekrar odaya girmiş ve elindeki silahla kapının arkasına saklanmıştı.

Selvi, çektiği acısından dolayı adamın saklandığını bile göremedi. Meltem, silahını beline koyup Selvi’nin çaresiz sesini takip ederek, hızla koridorun sonunda ki odaya koştu.

Selvi ! “ diyerek içeriye girmesiyle, adam  anında kapının ardından çıktı.

Silahın namlusu Meltem’in alnına dayanmışken, adam rehin alacak birini bulmanın verdiği rahatlıkla, pis pis sırıttı. Selvi tekrar acı içinde bağırınca, Meltem dişlerini sıktı. Adam Meltem’i döndürmek için hamle yaparken, Meltem ondan önce davranıp silahı kavrayarak adamın erkekliğine tekme attı. Uzun boylu adamın eğilmesinin verdiği avantajla, dizini adamın kafasına geçirerek bayılttı.

O an Koray ve diğerleri geldi odaya. Meltem, adamı ve silahı onlara teslim ederek, Selvi’nin yanına koşup, yere çöktü.

Tamam canım, bak korkma yanındayım ! “

“Meltem !… Doğum… Doğum başladı yardım et lütfen ! “ Acıdan inleyerek söyledikleri, Meltem’in içini burktu.

Koray ! Ambulans nerde kaldı ?”

“Tekrar anons geçtim yoldalar

Meltem, Selvi’nin eteğini hafif kaldırıp baktığında gözleri irileşti. Çocuğun kafası tamamen çıkmıştı.

Koray, hemen dışarıya çıkın doğum başladı. Merve’ye söyle, arabanın bagajından ilk yardım çantasını ve battaniyeyi alıp hemen gelsin !”

“Tamam” Koray ve diğerleri hemen odayı terk ederken, Meltem üzerinde ki deri ceketini çıkarıp katlayarak, Selvi’nin başının altına koydu. O sırada Merve de elinde tuttuğu kırmızı battaniye ve ilk yardım çantasıyla içeriye girdi.

Merve, onları ver bana. Sen Selvi’nin baş kısmına geçip, ellerini tut !”

“Peki komserim

“Selvi, canım bana bak ! Bebeğin kafası tamamen çıkmış. Şimdi yapacağın tek şey, derin bir nefes alıp sonuna kadar ıkınman. “

Selvi’nin göğsü sıkışsa da, kızı için dayanmalıydı.

“Ta..mam, hazırım “

“Hadi canım. Şimdi derin bir nefes al ve ıkın !”

Selvi, derin derin nefesler alarak göğsündeki ağrının biraz da olsa dinmesiyle, bütün gücünü toplayıp ıkındı.

Ama hâla yeterince ıkınamıyordu.

Hadi Selvi, son bir kere daha ıkın.”

Melt… Meltem.. Dayanamıyorum gözlerim kapanıyor ”

“Hayır, hayır dayan ! “

Selvi o an, gözlerine inen perdeyi yok saydı. Aklından tekrar bebeğini geçirdi. Yapmalıydı…

“Meltem… Kızım önce Allah’a…
Sonra sana emanet. Lütfen…
Lütfen onu hep koru..” Dediğinde
Meltem daha cevap vermeden, Selvi
son kez bütün gücünü toplayıp, derin bir nefes alarak ıkındı.

Meltem bebeği çekip alırken, ilk yardım çantasında ki makasla bebeğin göbek bağını hemen kesti. Her şey buraya kadar iyiken, Meltem bu sefer de başka büyük bir sorunla karşılaştı…

Meltem bebeği kucağına aldığında, bebeğin yüzü mosmor ve ağlamıyordu.

Selvi ise, yarı baygın bir şekilde bir şeylerin ters gittiğini anladı. Zar zor aldığı nefesle “Melt… Niye ağlamıyor ?”

Meltem, Selvi’nin sorusuna cevap vermeden bebeği kucağına aldığı gibi ayağa kalktı. İlk yardım eğitimini iyiki almıştı. İlk önce bebeği masaya yatırdı. Küçücük bedenini yana döndürerek ağzını açtı ve nefes borusuna sıkışmış ne varsa parmağıyla çıkardı.

Selvi’nin o an kendisi için ümidi bitti.

Allah’ım… Benim ömrümden al, yavruma ver. Ne olur onu koru.. “ diye sessizce mırıldandı.

Meltem ise, boğazından her şeyin çıktığına emin olduktan sonra bebeği ayaklarından dikkatli bir şekilde yukarıya kaldırarak, bebeğin iki kemik küreği arasına sol eliyle, hafif masaj yapar şekilde vurdu.

Merve, olayın şokuyla Meltem komserini dikkatli bir şekilde izlerken, Selvi ise acı içinde bir mucize olsun diye yalvarıyordu…

Ve o an, bir mucize oldu…

Meltemin elinde tuttuğu bebek, yüksek sesle ağlamaya başladı…

Ve bir annenin duâsı, kabul oldu..

Selvi, bebeğinin kokusunu alamasada gözlerini sonsuzluğa kapatmadan önce, bebeğinin o güzel sesini duymuştu…Sanki az önce acı çeken o değilmiş gibi yüzünde muhteşem bir gülümsemeyle, son nefesini  verdi..

Ve böylelikle; Annenin ömrü, bebeğine armağan oldu…

Meltem olanlardan habersiz, bebeği kırmızı battaniyeye sararak gülümsedi.

Annesi şuna bak, çok güzel bir kızın oldu “

Kucağında ki bebek içli içli ağlarken, Selma dan ses gelmedi. Meltem, bebeğin anlını silip öperken gülümsedi.

Kom.. Komserim

Merve’nin acı dolu sesi, Meltem’in kulağını tırmalarken. Meltem’in gözleri doldu. Ardından gözyaşları yanağından tek tek aktı. O da biliyordu Selvi’nin son nefesini verdiğini.

Ama inanmak istemedi.

Sessiz ol Merve ! Çok zayıf düştü. Uyuyor.”

Merve bu görüntü karşısında, gözyaşlarına hakim olamadı.

O an çok şiddetli bir gök gürledi ve İstanbul, karanlık bulutlara teslim oldu.
Meltem’in kucağında ki küçük kız, tekrar ağlamaya başladı.

Ambulansın siren sesleri boş ücra binada yankı yaptığında, Meltem zorlada olsa arkasına döndü ve Selvi’nin yanına giderek yere çöktü. Kucağındaki bebekle, Selvi’nin alnına doğru eğilerek öptü.

Söz veriyorum, Kızın bana emanet !” Diye, sessizce mırıldandı. Tam yerinden doğrulurken, Selvi’nin boynunda gördüğü USB ile durdu. Herşey bu lanet şey yüzünden olmuştu ! Bebeği kucağından bırakmadan, sesinde ki bariz bir öfkeyle, “Merve, Selvi’nin boynunda ki USB bana ver “ dedi.

Merve bir şey diyemedi, bu durum onu gerçekten çok etkilemişti. Komiserine karşı sadece kafasını onaylar bir biçimde sallayıp, daha sonra Selvi’nin boynundan nazik bir şekilde USB çıkartarak, komiserine verdi.

O an, ambulans görevlileri ve Koray büyük bir gürültüyle odaya girdi.

Geldiler ! “ diyerek içeriye giren Koray, görüntü karşında bir anda sus pus oldu.

Evet gelmişlerdi.
Ama artık çok geçti…

Meltem,kucağındaki bebekle yerinden doğrularak ayağa kalktı. Hiç kimseye tek bir kelime dahi etmeden odadan dışarıya  çıkıp, merdivenlerden aşağıya indi.

Ucube binanın, çıkış kapısında durdu. Yağmur yine göğü delecek şekilde İstanbul’a yağıyordu. Meltem bebeğin zor açılan gözlerine baktı. Yumuş yumuş küçücük parmakları, sanki Meltem’e sığınmak ister gibi işaret parmağına sarılmıştı. Meltem bu görüntü karşısında acı bir şekilde gülümsedi.

Daha adı bile yoktu. Selvi ve Kahraman bebeğin cinsiyetinin sürpriz olması için son ana kadar beklerken, kaderin onlar için yaptığı kötü sürprizlerden bir haberlerdi…

Meltem, parmağına tutunan küçük eli okşayıp yavaş bir şekilde öptü.
Bundan sonra senin adın Yağmur.” diye fısıldadığında, sanki gök bunu onaylar bir biçimde büyük bir şekilde tekrar gürledi.

Meltem işte o an da, kendine büyük bir söz verdi. Bu günden sonra Yağmur’un her daim yanında olacak ve onu canı pahasına olsada koruyacaktı.

Her şeyini, gerisinde bırakmak zorunda kalsa bile…

***** 

 

Tags:

Paylaş
17 Yorum
  1. lnsanegirls12 8 ay önce

    Yaw aloşamadım bir türlü uygulamaya jdjdj

  2. lnsanegirls12 8 ay önce

    Avla buradan mı devam edeceksin?
    Bu hikayeye

Bir Cevap Bırakın

© 2021 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account