Adsız tasarım
 

Bosna’da yıkık döküktü binalar.
Yollar; taş, toz, toprakla kaplanmıştı.
Göz yaşlarının  sel olduğu bu zamanda kaldırım taşları kurumuş kan kalıntıları ile kaplıydı.

Adım atılan her köşe başında insan cesedi görmemek mümkün değildi.  Korku vererek dehşete düşüren bomba  sesleriyle yankılanıyordu şehir.

Can havliyle ne yapacağını bilemeyen insanlar sağa sola kaçışıyorlardı. Şehirde şiddetli bir kaos ortamı mevcuttu.
Şaşkınlık,hayret,korku,hüzün hakimdi Balkan topraklarında.
Kimi yerler hayalet kasabayı andırıryorken,kimi yerler de kalabalık hatsafadaydı.
Acımasız Sırplar çoluk çocuk, kadın yaşlı demiyor,önlerine kim çıkarsa delip geçiyorlardı. Geriye ise silahlarından çıkan kurşun darbeleriyle parçalanmış bedenler kalıyordu.

Acımasız,vicdansız,şeref yoksunu Sırplar’dı onlar.Yedi yıl önce de Selovenler’e  karşı ateş açmışlardı.Şimdi de  Bosna’da sürdürüyorlardı işgallerini.

1 Mart 1992’den bu yana,yaklaşık iki yıldır savaş vardı burada.Ne zaman bitecekti bu zulüm kimse bilmiyordu.Sırplar tarafından katledilen Müslüman halk  çaresiz bırakılıyordu.Nasıl anlatabilirdim ki burada yaşananları? Sadece yaşanıyordu dehşet, anlatmaya kelimeler yetmezdi zaten.

Karmaşık duygular sahibi olmuştum burada.Kendi gerçek kimliğimden sıyrılmıştım.Yabancı eller benliğimi alıp savurmuştu uzak diyarlara.Ben artık o eski ben değildim.

Kim olduğumun, ne olduğumun artık bir önemi yoktu zaten.Öldü denmişti belki de Güven için.Sahi Güven kimdi?Bilmiyordum artık.Çaresizlik boyumu aşmıştı çoktan.

Sadece bir kukladan ibaret olduğumu düşünmeye başlamıştım. Bazen kendimi paçavraya  sığınmış bir korkak olarak görüyordum. Alexander olmak  ruhuma hakaretti.

10.18. 1994  Bosna Hersek.
-Yelena
-Yelena ismiyle yankılanıyordu viran şehir.Sese kulak veriyordum. Bombardıman altında bir kadın sesi. Yaşayan,nefes alan bir insana yardım etme iç güdüsüyle fırladım bir anda. Karşısına çıktığımda benden çok korkmuştu. Tıpkı bir zamanlar benim Slovenya’da Sırp askerlerinden korktuğum gibi.

Babamın  işleri  sebebiyle 7 yıl önce İstanbul’dan Slovenya ‘ya malzeme yüklü bir kamyonun dorsesine saklanarak sınırı geçebilmeyi başarmıştım. Mehmet amca beni fark ettiğinde artık çok geçti.Çocukluk işte,macera peşinde koşmayı hayal ediyordum.
Mehmet amca o gün bana çok kızmıştı.
Haklıydı da.
-Ne işin var evladım,oldu mu bu yaptığın?Şimdi insan taciri oldum. Senin yüzünden suçlayacaklar beni askerler.
Zaten kimin eli kimin cebinde belli değil, çok karışık buralar.  Beni katlederler bunlar, senide esir ederler.
demişti. Dediği de doğru çıkmıştı. Onu gözlerimin önünde öldürdüler,beni de esir ettiler.
Aileme hiçbir şekilde ulaşamıyordum.
İletişim kuracak hiçbir araç yoktu.
Boyun eğmekten başka çarem de yoktu.
Onbeş yaşlarında yağız bir delikanlıydım fakat macera peşinde koşmak bana pahalıya patlamıştı.İzlediğim filmler,okuduğum kitaplar beni bu denli etkilemişti. Yoksa benim bu yaban ellerde ne işim vardı?Sonunda anladım ki anne ve  baba  kişiyi bir konuda ikaz ediyorsa bir bildiği vardır.Onları dinlemiş olsaydım şu an burada olmazdım.

Bosna’da ki bu savaş içler acısıydı.Öyle dehşet vericiydi ki,tüm dünyada yankılanıyordu.Fakat haberlere göre Birleşmiş Milletler bu konuda hiçbir mücadele vermiyordu.”Ey gözünü sevdiğimin Türkiye’si,taşına toprağına kurban.”dememek elde değildi.
Onlar her yerdeydi.Türkler her yerde!
Başta Kayseri,Adana olmak üzere buraya birçok şehirden Türk yiğitler geliyordu yardıma.Onların bu topraklara gelişi benim burada dönüm noktam oldu.
Onlardan mühimmatlar alıyor, irtibat kuruyor,yol gösteriyordum.Tanıştığım bir komutan sayesinde  Türk istikbarına bilgi sızdırıyor ve birçok operasyonda kolaylık sağlıyordum.

⚡(Dönüm Noktam:)⚡
Günlerden Salı.
Tam 1 ay önce bugün 23 yaşına bastım.
Geç gelen doğum günü hediyesi olarak kabul ediyordum. Başıma gelecek olan seyleri.  Kader bu ya sonunda bana da gülmüştü.

Sırp askerinin  tüm hizmetlerini yapmıştım ve istirate çekilecektim.”Hey!Güven” sesini işittim.Bana seslenen Sırp bir komutandı.
Bana
-asker olmak ister misin?diye sordu.
-Hayır istemiyorum.diye cevap verdim.
-Nedenini sorabilir miyim? dedi.

Yakmıştım gemileri artık. Boynumu koparsa da sövüp sayacakdım. “Siz zalim ve şerefsiz bir milletsiniz. Müslümanlara eziyet ediyorsunuz.” Bir anda başımı yukarıya doğru iyice dikerek sert ifade ile,
-Genç kızlara tecavüz ediyorsunuz. Ben asla ortak olmak istemiyorum bu günaha, dediğimde gözleri dolmuştu.Bir anda boynuma sarılarak
-koçum benim. dedi.
-Ben Türkiye gizli servis elemanıyım. Kod adım Alperen.Buraya görev için geldim ve senin hikayeni biliyorum. Slovenya da esir edildiğini de buraya getirildiğini de.Seni sürekli izledim ve seni tanıyoruz,MİT’in bundan haberi var. Türkiye gizli birliğine hoş geldin asker, dedi.Şok içindeydim.Ağzım dilim kilitlenmişdi.Alperen bana bakarak -suskunluğunu evet olarak kabul ediyorum,dedi.
Ben ise donup kalmıştım. Onca yaşadığım olay beni bu kadar etkilememişdi.Artık bende Türk askeriydim!Çok mutlu olmuştum.Aradan iki gün geçtikten sonra  gizli bir buluşma gerçekleştirdik.Bosna’da bir köyde kahvenin önünde buluşarak detayları konuştuk.Bu detayları konuşurken dikkat çekmemek adına onun esiri gibi davranmaya  devam ettim.

Konuşmamız kısa ve öz olmalıydı.”Peki, buradaki görevim nasıl olacak?” diye sordum.Alperen komutan da şöyle cevap verdi;
-Sadece itaat ederek işe başlayacaksın. Sen benim verdiğim talimatlara harfiyen uymalısın.Gizli operasyonlarda en etkin eleman  olman gerekli.

Yere tükürüp ayağı ile toprak üstüne atıyordu.Bu bir mesajdı.Bu mesaj bir Sırp askerini öldürüp beni onun kimliğine büründürecegine işaretti,anlamıştım.
Onun verdiği mektupta işaretlerin ne anlama geldiği yazıyordu, o mektubu okuyup ezberlemiş,sonrada yırtıp tuvaletin deliğine atmıştım.
Kaldığım oda hücreyi andırıyordu.
Sonrasında bana parmağı ile işaret etti.
Ben öleceğim ânı bekliyordum. Onun işareti ile ayağı kalkıp iki adım atmam gerekliydi.Öncesinde omuzumda ince bir sızı hissettim. Sırp askerinin yerini alabilmem için öldüğüme herkesin inanması gerekliydi.Onun silahından çıkan kurşunla kalbim durmuştu.
Etraftaki sırp halk;
-neden komutan
diye sorduklarında,
-sevimsiz bulduğum için öldürdüm, demişti.
-Zaten Türk’tü.Sevmiyorum ben Türkleri diyerek sözlerine eklemişti.

Belirli bir süre yerde hareketsiz kaldığım da yoldan geçenlerin tekme darbelerini dahi hissetmiyordum.Ayağa kalkmadan   bir iki saniye önce ağır bir anestezi uygulamıştı.Karşısına geçtiğimde  özel yapım bir silahla beni vurdu. Üzerimde çelik yelek, yeleğin hemen üstünde de özel dikim bir içlik vardı. İçliğin gizli bir bölmesinde dizilerde kullanılan, kan süsü veren boya saklıydı.İçliğin üstüne çizgili, açık mavi bir gömlek giymiştim.
Zamanlama çok önemliydi.Planın tıkır tıkır işlemesi bizi amacımıza bir adım daha yaklaştırmıştı.

Daha sonra  bacaklarımdan tutarak beni yerde dakikalarca sürükledi.Sonunda  güvenli bir noktaya gelmiştik. Uyandığımda kendimi çok uyuşuk hissediyordum.Beni sırtına alarak yerin dibindeki sığınağa indirdi.Orada beni bekleyen estetik uzmanı Türk doktorlar vardı.Yüzümde biraz oynamalar yapacaklardı.Bana benzeyen,beni anımsatan sırp asker bulunmuştu. Mektubun içeriğinde böyle bir konu da yer alıyordu.
Öncesinde Türk askeri birliği elemanı olmam için bir takım evrakları imzaladım. Bu konuda gereken neyse uygulandı.
Protokolde eksik hiçbir şey yoktu.
Alexander,Nikon’un en değerli askeriydi.
Yaveri olarak görev yapıyordu.Ona çok benziyordum.Onun yerini alabilmem için Alexander’ın ölmesi gerekiyordu.Alperen komutan onu gizli bir operasyon için seçtiğini söyleyerek yaklaşık bir aylık göreve tâbi tutacaktı.Niko bu duruma sinirlense de Alperen komutanın,yani  Sırp ismi ile”leo”komutana karşı gelmesi mümkün değildi.

Leo,rütbe olarak Niko’dan daha üstteydi. Gel zaman git zaman derken bir gece, Alexander sessizce ebediyete uğurlandı.
Artık yeni bir Alexander girecekti Sırp askerî birliğine.Girdimde.

O günden sonra her şey değişiyordu perdeypey.Niko ile Neo arasında mekik dokuyordum.Bazen Alexander,bazen de savaşçı oluyordum.
Aslında o gün Alexander değil, Güven ölmüştü.Biz Güven’i kendi ellerimizle ebediyete uğurlamıstık.Sürekli ödürüyordum.Her noktada bir Sırp askerinin boynu kesiliyordu.
Damarlarımda Türk kanı taşıyordum.
Onlar kadar acımasız olamıyordum.
Vicdansız,çocuk katili bir Sırp askerini öldürdüğüm için günlerce ağlamıştım.
Cebinden çıkan aile resmi gözlerimin önüne sürekli geliyordu.Anlıyordum ki içimde bir yerlerde Güven yaşıyordu.
Sevinsen mi.üzülsem mi? Hiç bilmiyordum.

Günlerim bu topraklarda hareketli bir şekilde geçiyordu.Esir zamanında da yine Slovenya’da  iç çatışmaların ortasında kalmıştım.Bosna’daki bu savaş beni kendi açımdan korkutmuyordu.  Alışmıştım artık ceset görmeye.Allah’a verecek sadece bir canım kalmıştı.
Nasılsa ailem beni öldü olarak biliyordur.
Sırp askerleri tarafından esir alınmış olmam hiçbir şeyi değiştirmiyordu.  Bana göre haindim,bu bir gerçekti.Ölü olsaydım daha şerefli olurdum belki.
Sırp askeri gibi davranmaktan ruhum çok yorulmuştu.
Türkiye’den gelen birkaç kamyoncu şoför tanımıştım.Yugoslavya topraklarında Sırplar’ın acımasızlığına ilk defa tanık olmuştum. Türk kamyoncu şoförlerden  Slovenya sokaklarında katledilenler vardı.
Slovenler’in üzerine federal yapının askerleri silah çekip kurşun yağdırıyordu.  34 plakalı kamyonların altına mayın döşeniyordu. İnsanlar vuruluyor,
evler boşaltıyor, yıkılıp bazen de yakılıyordu.
Onlara karşı öfkem Slovenya topraklarında baş göstermişti.
Elbet birgün hesap dönecekti.
Sabrederek beklemiştim.
Umut, benim en büyük hazinemdi.
Gencecik yaşımda,gurbet ellerde  nelere şahit olmuştum.
Yine o tanıdık simâlar burada can yakıyordu. Beni hayata bağlayan   şerefsizlerin paçavrası,Sırp üniforması olsa da,ben Alperen komutan sayesinde seçilmiş bir savaşçıydım.

Yaralı haliyle evladını arayan bir anne tanımıştım Bosna’da.Ayağından vurulmuş sürünerek kızına bağırıyordu.
Boğazı patlayacaktı neredeyse.
Üzerimde bir paçavra taşıyordum, unutmuştum bu utancı.

-Korkma,lütfen korkma. Sana zarar vermeyeceğim dedim,inanmadı.

-İstanbul’dan geldim, ben Türküm dedim.Kafa salladı,çok titriyordu. Sert esen rüzgarın sırtıma her vuruşunda nefesim kesiliyor,ürperiyordum. O da benim gibiydi,çok üşüyordu.

Yürekler yangın yeri olmuştu.Sert esen rüzgar kime işliyordu ki acaba diyerek mırıldandım bir ara.Güven vermemiştim, haklıydı kendince.

Adımın Güven oluşu dahi işe yaramamıştı. Çünkü Güven ölmüştü.onu biz öldürmüştük.Alexander  Alex ‘di benim adım.Şaşırması çok normaldi. Sürekli ağlıyor.bir yandan da ayağının kanını durdurmaya çalışıyordu.
-Ahhh…
-Ne kadar ahmağım.Çok afedersin,bu hengame düşüncelerimi daraltı. Affet, düşünemedim sana yardım etmeme lütfen izin ver dedim.

-Yaralısın,çok kan kaybediyorsun dedimse de kar etmiyordu,o yine inleyerek bağırıyordu.

-Yelena…
-Yelena …
Böyle olmayacak dedim kendi kendime. Tuttuğum gibi kucağıma aldım kadını, çok üşümüştü. Buz gibiydi bedeni. Önceliğim hızlıca güvenli bir bölge bulmaktı.

Sırplar durdurak bilmeden atıyordu bombaları. Kurşunlar üzerimizden kuş gibi geçiyordu. Ani bir dalgınlık ikimizin de sonu olabirdi.
Gecenin karanlığında sadece mermilerden çıkan kıvılcımlar görünüyordu. Paramparça sokak lambaları boynunu bükmüş, geriye kalan kabloları aşağıya doğru sarkıyordu.

Sigara içme düşüncesi,çık git aklımdan. Yine baş edemediğim kötü huyum tutmuştu. Kurşunların direkt hedefi olabilirdik.Koca gövdeli ağaç bizi ne kadar koruyabilecek? Hiçbir fikrim yoktu.
Bir Sırp askeri nasıl bir Bosnalı Müslüman’a yardım eder?Bu benim ve kadının sonu olabilirdi.Yıllarca verdiğim mücadeleyi bir çırpıda çöpe atamazdım.
Düşün, düşün…Güven, hadi! Sen nelerle baş ettin,kimlere kafa tuttun. Bu işi de başarırsın diyerek,sürekli kendime güzel enerjiler vermeye çalışıyordum. İşimi şansa bırakmazdım.Tek amacım bu kadının evladına kavuşmasıydı şu saatten sonra.
Yelena’yı bulmak gerekiyordu,fakat nasıl?
İsmini sordum. “Leyla” dedi.
Ben de ,bildiğimiz Türkiye’de kullanılan bayan ismi Leyla mı? dedim,gülümsedi.
Onu sonunda patavatsızlığımla gülümsetebilmiştim.Savaş ortasında bir kadın gülümsüyor.Bu gurur bana aitti, benim patavatsızlığıma. Ben de gülümsedim.

-Neden buradasın diye sordu.
-Çok uzun hikaye,ne sen sor ne de ben anlatayım dedim.
-Peki dedi kısık ses tonuyla.Ardından tekrar devam etti;

-Adın Güven’ di değil mi dedi.
-Evet dedim.
-Teşekkür ederim diyerek sözlerine ekledi.
Ben de;
-Teşekküre gerek yok Leyla. Olması gereken buydu.Ben sadece insanca bir şey yapmaya çalıştım.
Gözlerime bakarak;
-Peki,sen insanca yapılması gerekeni yapıyorsan,  gereken buysa bu köpeklerin yaptığı ne? Anlayamıyorum dedi.
Hafiften hafiften ses tonu yükselmeye başlamıştı.
-Anlatamıyorum.Allah’ım bu zulüm nedir? İdrak edemiyorum.Neden yarabbim, neden?
Haykırışlarını duymasınlar diye bir anda ona doğru döndüm ve elimle ağzını kapattım.
Baş parmağımı dudaklarıma götürdüm ve susması için işaret ettim.
-Lütfen Leyla,sus dedim.
Devam ettim sözlerime;
-Bağırma.Çok haklısın inan.Ama şimdi sırası değil.Kızını düşün,Yelena ‘yı.
Gözlerinden elime doğru boşalıyordu göz yaşları.Çok üzgünümdüm onun adına,boğazım düğümleniyordu. Burnumun direği sızlıyordu.

O,sürekli ağlamaya devam ediyordu.Uzun kiprikleri hep yaşlıydı.Ağlamaktan kan çanağına dönmüştü mavi gözleri.
Beyaz teninde  kara isler vardı.
Tozdan sertleşen sarı,kıvırcık saçları sert rüzgarla uçuşuyordu.
Savaşın içinde kalmak çok zordu. Yorgun düşmüştü.
Az ilerde yıkılan bir evin avlusuna  gitmek için tekrar kucağıma aldım Leyla’yı. Hafiflemiştii bu kez. İnce uzun elleriyle sarıldı boynuma.
-Ya hak! Sen yâr ve yardımcımız ol diyerek bir çırpıda geçmiştik evin avlusuna.  Yıkılmıştı ev. Bombalardan nasibini aldığını gördüğüm için bir daha  bomba atılmaz diye düşünmüştüm.
Fakat bu hiç belli olmazdı.
O namussuzların ne yapacağını kimse kestiremiyordu.

Yaklaşık bir haftayı yıkık olan evin avlusunda geçirmeyi başarabilmiştik.
Bu süre Leyla’nın iyileşmesine yetmiş gibiydi.Fakat onun canı,ruhunda yoktu.
Yelena’sız geçen bilmem kaçıncı günüydü.Ben gün diyebilmiştim fakat ona günler,aylar gibi geliyordu.Evladının hasreti yakıyordu zavallı kadını.

Bu süreçte bombalar patlıyor,kurşunlar yağmaya devam ediyordu.
Türkiye’den gelen mücahitler,beni epey umutlandırmışdı.Leyla,yıkık evin avlusunda günlerini geçirirken,
ben Sırp askerî birliğini ara sıra ziyaret ediyordum. Şüpheleri üstüme çekmek bütün planımı altüst edebilirdi.
Viran şehirde dolaşıp rapor tutuyordum.  Mit tarafından son durum değerlendirmesi için istatistik  raporu istenmişti. Aldığım eğitime göre hazılamaya çalıstığım sırada Sırp komutan Niko,bir anda karşımda beliriverdi.
-Ooo…Alexander,nerelerdeydin kaç gündür?” Sorusunu yönelterek pişkin pişkin sırıtıyordu karşımda.
İçimdeki deli duyguları sona sakladım.Ey şerefsiz Sırp! Kalbimden geçenleri dilime vurmaması için çok sıkıyordum kendimi.
Neyse ki ben Türk oğlu Türk Güven Karabulut. Yıllarımı size kurban ettim.
Alperen komutanım sayesinde savaşçı oldum.Size pabuç bırakmayacağım, bekleyin ve görün Türk’ün intikamını. Niko’ya iç sesimle cevap veriyordum.
-Eeee… Alex,bir şey demeyecek misin
dediğinde kendime geldim.
-Kusuruma bakmayın komutanım,
Müslüman bir kadın esirimdi.Anlarsınızya diyerek cevap verdim köpeğe.Çok hoşuna gitmişti cevabım.
-Bana da getir bir gece dediği anda elimi yumruk yapıp son raddesine kadar sıktım ve;
-Emredersiniz komutanım diyerek sert bir şekilde cevap verdim.

Leo yani Alperen komutanın talimatları ile Türkiye’den gelen gizli birliklerle ilişki içindeydim.Çok fırsat geçmişti elime bu lanet yerden gitmek için, fakat yemin etmistim. Bu topraklardan ancak son Müslüm kurtulana kadar kalacaktım.
Milli istihbarat benimle hep irtibata geçiyordu.Buradaki son durumu onlara aktarıyorum.Sürekli gözlem yapıyor,rapor geçiyordum.Genç kızların tecavüze uğrayışları beni daha da hırslandırıyordu.
Öyle bir mücadele idi ki bu,içimdeki fırtına dinmiyordu.
Söz vermiştim,Yelena’yı annesine teslim edecektim.Bunun için geniş çaplı bir operasyon gerekiyordu.Bunu tek başına başaramazdım.Yelena’nın izini bulmuştum. Alperen komutanım sürekli bu konuda destek veriyordu.Yelana ile birlikte birçok çocuk ve genç kız  askeriyeye ait  gazinoda  tutulduğunu Alperen komutanımdan öğrenmistim.
Kurban edemezdim onları o şerefsizlerin zevklerine.Canım pahasına da olsa kararlıydım.

Gece saat 03:00 sularında,Bosna topraklarına Türk askeri Helikopteri inmişti.Zaman onlar için çok önemliydi.
Taktik vurkaç anlaşılmıştı.
-İrtibat halinde kal savaşçı!
Telsizden gelen komuta göre harekete iletişim kuruluyo ve kod isimleri ile  iletişime geçebiliyorduk.Leo yani Kod adı Alperen komutanım o gece deşifre olmuş.Bunu bana söylememişlerdi.
Operasyon açısından bu durum beni olumsuz etkileyebilirmiş.

Yelena’nın annesine kavuşmasına çok az bir süre kalmıştı.Çok garip duygular içindeydim.Çok özlemiştim vatanımı.
Mesafeler sevmeye değil,dokunmaya engeldi sadece.
Bordo bereliler, komandolar bu topraklara adım attığında öyle bir heyecan kaplamıştı ki içimi, kim durabilirdi artık savaşçının karşısında.

Etraf kuşatıldı, göz teması  kuruldu.” L” şeklinde ilerleyişle
-Ya Allah! Bir operasyon var bu gece.
Haydi savaşa! Haydi cenge!

İçimdeki sesler dilime vuruyor, sessizce ilerlerken mırıldanıyordum.O gece sabaha karşı gazinodan  50 genç kız ile evli kadınlar  kurtarıldı.İçlerinde Yelena ile birlikte 20 de çocuk vardı.Çok büyük bir operasyondu.
Çok şükür kayıp vermeden atlatılmıştı.
Kayıp vermeden mi? Gerçekten peki ya Alperen komutanım.? Onun deşifre olması hiç iyi olmamıştı.Yelana artık annesine kavuşuyordu.Çok mutluydum.
Yelena, zavallı kız ne kadar da masumdu.
Kuş gibi hafif, çokta sevimli bir yavrucaktı.Çok korkmuş,üşümüş, aç kalmıştı.Yine çok korkuyordu.
-Korkma  abiciğim dedim.
Ses çıkarmadı.
-Seni annene götüreceğim,artık hiç kimseden korkmana gerekyok dedim.
Gülümsedi,kısık bir sesle;
-Gerçekten mi diye sordu.
Boyu dizlerime kadardı. Yere çöktüm ve gerçekten diyerek cevap verdim.
Deniz mavisi gözleri, civciv sarısı burkleli saçları vardı.Belki de onu kurtarmak benim bu dünyada işlediğim  en büyük sevabımdı.Bu dünyayı çocuklar kurtaracak,onlar bizim yarınlarımız.
Ah şu savaşlar bir dursa!
İçimi parçalıyordu ölen çocukların cesetleri.Melek olup gökyüzüne çoktan uçuvermişlerdi.Bir değil bin savaşçı feda olmalıydı.
“Ah şu dünya ne kötü bir yer. Sizi sığdıramadık şu koskoca dünyaya. Affedin nolur.”
İç sesim dile gelmiş, feryad ediyordu.
Beni bir merak sarmıştı. Yelena kucağımda belki de çok şanslı bir çocuktu.Annesine kavuşacaktı.
Yüzündeki mutluluğun sonsuz olmasını diliyordum.
Yelena kucağımda  uzun yollar sonunda bittmişti. Annesine teslim ettmiştim Yelenay’ı.
Mutluluğunu göz yaşları ile ifade etmişti.
Minnettarlığını dua ile gösteriyordu.
-Türkiye’ ye gideceğiz biz artık, orada akrabalarımız var.Güven kardeşim, seni hiçbir zaman unutmayacağız demişti.
Böyle bir mutluluk kaç kişiye nasip olacaktı?
Her şeyin yoluna girdiğine inanıyordum.
Sevinçli bir halde birliğe gidiyordum.

Hain köpek diye bir ses duydum.
Alperen komutanım deşifre olmuş, sorguya alınmıştı. Alexander olarak oyuna devam etmeliyim.Her ne olursa olsun deşifre olmamam lazımdı. Komutanımı kurtarmam gerekliydi.Niko; -Alexander,bu bir hain. Bundan haberin var mıydı?
-Yoktu komutanım,nereden olsun diyerek işin içinden sıyrılacaktım.  Niko’nun buna pek inandığını sanmıyordum.Bir şeyler yapmalıydım.
Alperen komutanımı bu hainlere yem edemezdim.
Alperen komutanın gözleri,gözümdeydi. Benden kendisini vurmamı istiyordu. Bunu nasıl yapacaktım? İlk defa onun emrine karşı geliyordum. Niko,ısrarla “hadi vur şu hain köpeği”diyerek elime silahını tutuşturdu.
Vuracaktım zaten, başka çarem yoktu.
Âni manevralarla Niko’yu rehin aldım. Odadaki diğer Sırp askerlerini etkisiz hale getirdim.Enseme değen silahın namlusu umrumda bile değildi.Ya buradan beraber çıkacaktık,yada beraber şehadete erecekdik.
Niko’yu kafasından vurdum.Silah sesine yetişti bizim yiğitler.Türkler her yerdeydi. Enseme dayanan silah küt diye yere düştü.”Asıl hainler sizlersiniz” diyerek tükürdüm Niko’nun suratına.  Can çekişiyordu.Acımıyordum.Kendi vatandaşını katleden; kadınlara,kızlara tecavüz eden…bebekleri öldürdüren  pislikti.  İntikam alınmıştı.Görev bitmiş, Türkiye’ye döcektik.Ora da bir vatan var uzakta,o vatan bizim vatanımızdır. Şarkılar dilimden dökülüyordu.
Çok mutluydum. Yıllar sonra vatanıma ayak basacaktım.Yemin ettim,toprağını öpecektim.Öptüm de.Bizi coşkuyla karşılamışlardı.Anne, baba da vatandı benim için.
-Ey anam! Vatanım sensin diyerek koştum kucağına.
-24 yaşında kara kuzun diyerek boynuna sarıldım. Mutluydu,gurur duyuyordu benimle.
-Kader bu ya evladım,nereden nereye?
Sabrettim,dua ettim.Çok şükür seni bana yeniden verene diyerek sarıldı boynuma.
-Benim vatanım sensin anam. Analar olmasaydı,vatan da olmazdı dedim ve ben de onun boynuna sarıldım.
Şehitler ölmez,vatan bölünmez!

Büşra Irmak KONAÇ
MAVİ YAZAR

 

Tags:

Paylaş
0 Yorum

Bir Cevap Bırakın

© 2021 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account