Ölümün Esirleri

Dünyanın tamamı neredeyse yok oldu.
Artık devletler ve kanunları, ülke sınırları, ekonomi yok, üretim durmuş vaziyette, insanların nüfusu azaldı. Yaşam eskisi gibi değil;
“Tek yapman gereken hayatta kalmak.”
Bu söylediğim şey hiç de kolay olmayacak. Çünkü her gün, yeni bir aksiyon, yeni bir macera dışarıda bizi bekliyor olacak.
Facianın üzerinden tam 4 gün geçti. Bu odada resmen tıkılıp kaldık. Ne yapacağımı bilmiyorum, çok çaresiz hissediyorum ayrıca mutsuzum. Şu an saat sabaha karşı 3:47 ve hava daha aydınlanmadı. Erzağımız azaldı ve yine zorlu bir gün bizi bekliyor. Evet ben ve en yakın arkadaşım Erkan.
Aslında bu saçma günlüğü yazarken bu olayların nasıl başladığını ve nasıl bu hale geldiğimizi yazmak istedim.
Benim adım Buğra sporla uğraştığım için hayalimde hep sporla ilgili bir meslek sahibi olmak vardı. Bu hayali gerçekleştirmek için tabi ki çok çalışmam gerekiyordu. Ama maalesef bazı nedenlerden dolayı planlarım tutmadı. Ve spora belirli bir süre ara vermek zorunda kaldım o zamanlar biraz psikolojik açıdan düşüşe geçmiştim. Tam da hayatımın dönüm noktası diyebileceğim bir anda okulda Erkan ile tanıştım.
Erkan uzun boylu iri yapılıydı, açık kahverengi gözleri ve siyah orta uzunlukta saçları vardı.
O günden itibaren birlikte çok sıkı bir dostluğumuz oldu, o artık benim için sadece arkadaş değil bir kardeşti. Birbirimize her konuda destek veriyor her konuda birbirimize göğüs geriyorduk bana okulu sevdiren hayalimin peşinden tekrar koşmam için bana destek olan tek kişiydi. Onunla paylaşmadığım anı, yapmadığım aktivite kalmadı. Aramızda sımsıkı bir bağ var.
Birlikte okula gittik ve beraber mezun olduk, tek bir hayalimiz vardı, O da beraber çıktığımız bu yolda hiç ayrılmadan ilerlemek bunu başarmanın tek yolu birlikte hareket etmekti. Günler haftaları, haftalar ayları kovaladı.
Günlerden bir gün Erkan ile beraber tatile çıkma kararı aldık. İkimizin de dinlenmeye ihtiyacı vardı, tatil dönüşünde ise yine birlikte iş bulup çalışmaya karar verdik. Ailemiz ile geçirdiğimiz güzel son geceden sonra ertesi sabah gideceğimiz şehre doğru yola çıktık. Yaklaşık beş, altı saatlik bir yolcuğun ardından tatil yapacağımız şehre ulaştık. Otele az bir mesafe kala Taksi çağırmak için bekledik. O sırada Erkan’ın mutsuz olduğunu farkettim;
“Erkan iyi misin? Neden mutsuz görünüyorsun?” diye sordum.
“İyiyim Buğra sanırım yolculuk yüzünden bir de içimde kötü bir his var neden anlamadım.”
“Yolculuk bizi biraz yordu belki ondandır. Otele gidip biraz dinlenelim, kendimize geliriz.”
“Haklısın senin dediğin gibi olsun.”
Bu konuşmanın ardından birlikte Önceden ayarlamış olduğumuz otele gittik. Beraber kalacağımız için iki kişilik odamızı almıştık.
Otel çok büyüktü ve oldukça kalabalıktı, bölgenin en büyük oteli olduğuna dair duyumlar aldım. Erkan ile birlikte odamıza çıktık beraber yerleşmeye başladık. Yaklaşık bir saat sonra Erkan bana döndü ve;
“Buğra etrafı gezip biraz dolaşmaya ne dersin?”
“Olur, bana uyar bakalım buralarda neler varmış.”
Erkanla birlikte etrafa göz atmak için dışarıya çıktık ve dolaşmaya başladık. Bulunduğumuz yer küçük ama güzel bir yerdi, tatil köyü olması nedeniyle oldukça kalabalıktı, tatilciler adeta oteli kuşatmıştı. Etrafa biraz bakındıktan sonra havanın kararmaya başlamasıyla birlikte otele geri döndük böylece ilk günümüzü geçirmiş olduk. Ertesi gün tatilimizin ilk günüydü, onun vermiş olduğu heyecan ile gece uyuyamamıştık sabahın ilk ışıklarına kadar oturup sohbet ettik burada neler yapacağımıza dair birbirimize fikirler sunduk. Sonra da yatıp uyuduk. Öğlen saatlerinde kalkıp kısa bir gezintiye çıktık. Yaklaşık on beş, yirmi dakikalık bir yürüyüşün ardından şehrin merkezine ulaştık, şehir merkezi oldukça kalabalıktı her ülkeden bir insan bulunuyordu tabi ki bu bizim için güzel bir durumdu. Farklı kültürler, yeni insanlar tanımak güzeldi. Tatil son sürat devam ediyordu…
Günler hızlı bir şekilde geçip gitti Geldiğimiz günden itibaren yaklaşık bir hafta sonra Erkan ile birlikte yine otelden çıkıp dışarıda gezinti yapmak üzere sözleştik. Yine sıcak ve nemli bir yaz günüydü, akşam saatlerine doğru otelden çıktık. Bugün olabildiğince dışarıda gezip eğlenecektik. Öyle de oldu yemeğimizi dışarıda yedik, gezdik eğlendik ve bir kafede oturduk burada yine güzel bir şekilde vakit geçirmiştik. Gecenin ilerleyen saatlerinde Erkan;
“kardeşim hadi artık kalkalım çok geç oldu, oteldekiler çoktan yatmıştır.” Dedikten sonra saatime baktım ve saatin çok geç olduğunu fark ettim.
“Tamam hadi kalkalım.” Dedim, hesabı ödeyip kafeden çıktık.
Otele doğru yürümeye başladık tatilciler çoğunlukta olmak üzere dışarısı baya kalabalıktı. Biraz yürüdükten sonra ilerideki kalabalık dikkatimizi çekti, bazı olaylar yaşanmış polis ve ambulans gelmişti çığlıklar bütün şehri inletiyordu korkuya kapılanlar, panikleyenler tuhaf bir şeyler olduğu kesindi. Olay yerine vardığımızda bir anlık gözüm ambulansa bindirilen genç kıza kaydı, sanırım hayatımda böyle bir şeyi ilk defa görmüştüm içimde hafif bir ürperti oluştu. Genç kız kanlar içerisindeydi ve gördüğüm kadarıyla yüzünün bir kısmı neredeyse parçalanmıştı. Nutkum tutulmuştu konuşmakta güçlük çekiyordum.
Erkan’a dönüp;
“Benim gördüğüm şeyi sen de gördün mü? Ambulansta ki kızın halini onun….. onun suratı yani yüzü yok olmuş gibiydi.”
Erkan’ın da nutku tutulmuştu korku ve şaşkınlık içerisinde benim soruma cevap verdi;
“Ee…Evet gördüm bu nasıl oldu kardeşim bu.. bu.. bunu kim nasıl yapmış olabilir.”
Etrafa şöyle bir baktıktan sonra iki polis dikkatimi çekti hemen yanlarına gidip kulak misafiri oldum olayların nasıl olduğu hakkında konuşuyorlardı onları dinlemeye başladım.
“S… E… 21 yaşında akşam saatlerinde rahatsızlanmış. Hırçınlaşıp saldırganlaşmış. arkadaşları onu hastaneye götürürken yoldaki bu talihsiz kıza saldırmış. Bir yam yam gibi kızın yüzünün yarısını çiğ çiğ, canlı canlı yemiş. Bunu neden yaptığı bilinmiyor.”
Merakımı gizleyemeyip;
“Peki saldıran kızı nereye götürdüler?” diye sordum.
Polislerden biri;
“Kızı ruh ve sinir hastalıkları ekibi alıp götürdü, zaten böyle bir şeyi akıllı bir insan yapmaz” dedi.
Polislere teşekkür edip, Erkan’ın yanına döndüm. Adeta dehşete kapılmıştı. Gözlerini ambulanstaki kızdan alamıyordu, çok korkmuştu yüzünden belliydi. Bu tarz kötü olaylarda çok aşırı tepki veren bir karaktere sahipti bunu bildiğim için hemen kolundan tutarak;
“Hadi dostum gidiyoruz, bu kadar olay yeter otele gidip biraz uyusak iyi olur bugün fazla yorulduk.”
Erkan yürümeye başladı. Hem yürüyor hem titriyordu. Açıkçası bende fazlasıyla ürkmüştüm. Yinede sakin kalmaya çalıştım. Gördüğümüz manzara hiçte iyiye işaret değildi. Yürümeye devam ederken Erkan’ı sakinleştirmeye çalışıp bu konu hakkında ortaya saçma teoriler attım. Olay yerinden on dakika sonra otele varmıştık kapıdan içeriye girdik. Etraf bomboştu, normalde bu saatlerde otel kalabalık olurdu. İçeriye doğru ilerledik, içimde kötü bir his vardı Erkan’a dönerek;
“Ben hemen geleceğim, sen odaya çık.” Dedim.
“Ne oldu? ben kendimi çok kötü hissediyorum sanırım gördüklerimiz beni baya etkiledi.”
“Bir şey yok sadece kat görevlisine bir şey soracağım, sen sakin ol ben hemen geleceğim.”
Etrafa göz atmak istedim otel normalden çok daha sessizdi. Erkan’ı endişelendirmemek için tek başıma gezintiye çıktım. Katlar o kadar sessizdi ki ürpermeye başlamıştım. Rastgele bir koridora girdim oldukça yavaş hareket ediyordum. Sessizlikle adeta bütünleşmiştim. Koridorda yavaş yavaş yürürken sağımda kalan oda kapısının kanlar içinde olduğunu ve ardına kadar açık bir şekilde durduğunu farkettim. Yavaşça oraya doğru yöneldim, odadan tuhaf, hırıltıya benzeyen sesler duymaya başladım. Sanki vahşi bir hayvan vardı. Başta kendimden emin olamadım ama merakta etmiştim. Neler oluyordu?
Çok kötü hissetmeye başladım korkuyordum ayrıca titremekten kendimi bir türlü alamıyordum sessizce odanın kapısına doğru yavaş ve sakin adımlarla yürümeye başladım. Kafamı uzatıp baktığımda gördüklerim karşısında şok geçirdim ilk başta gördüğüme inanamazsam da bir zombi önündeki ceseti paramparça yapmış, üstelik etini çiğ bir şekilde yiyordu. Şaşırıp, korkmama rağmen gözetlemeye devam ettim. Nasıl bir olayın içine girmiştik. Önce ambulanstaki kız, şimdi de bu. Ben orada dikilirken karşımdaki zombi beni farketmişti, sanırım kokumu almıştı hemen sessizce asansöre yöneldim Erkan’ı bir an önce uyarmam gerekiyordu başına bir şey gelebilirdi asansöre bindim. Hemen odamızın bulunduğu kata çıktım. Çok korkuyordum artık zombi kıyameti içine girdiğimize kendimi alıştırmaya başladım. İmkansızdı ama gördüğüm zombinin ve yam yam kızın başka bir açıklaması olamazdı. Peki ya ne yapacaktık? Hem bunları düşünüyor hemde odaya seri adımlarla ilerliyordum.
Kapıdan içeriye girdim Erkan içerideydi yatağında oturmuş beni bekliyordu benim terli, nefes nefese kalmış halimi görünce hemen sordu;
“Kardeşim noldu neden nefes nefese kaldın? ayrıca yüzün bembeyaz.”
Erkan’a bütün gördüklerimi anlatmaya başladım;
“Biraz önce dışarıda bazı olaylara şahit olmuştuk ya işte aynı olaya aşağıda odalardan birinde şahit oldum bir zombi önünde ceset vardı ve parçalayıp etini yiyordu, sanırım zombi kıyameti gerçek oldu, biliyorum sana saçma gelecek ama gözlerimle gördüm. Kardeşim bir an önce buradan çıkıp gitmeliyiz yoksa başımıza çok kötü olaylar gelebilir.”
Erkan benim korkmuş ve şaşırmış halimi görünce olan aklını da yitirdi;
“Ne! Nasıl, nereye gidicez hadi hemen toparlanalım o zaman.”
Erkan’ı o halde görünce hemen kendimi toparlayıp sakinleştim. Onun korkmasını istemiyordum.
“Sakin ol, bir şey yok sadece buradan gidelim ve olaylara mantıklı bir cevap arıyalım olur mu?”
Erkan benim bu tavrımdan sonra biraz daha sakinleşmişti;
“Peki, nereye gideceğiz?”
Sorunun cevabını veremeden bir anda koridordan sesler duymaya başladık. Erkan’la koşarak kapıdan baktık otelde ki insanlar birer birer zombiye dönüşmeye başlamışlardı. Koridor adeta ana baba günü gibiydi.
Erkan’a dönüp;
“Gördün mü?” dedim.
Erkan gördükleri karşısında şaşırıp;
“Gördüm maalesef” dedi.
Hemen odaya tekrar geri girdik. Kapının arkasını olabildiğince eşyalarla kapatarak kendimize barikat kurduk ve ışığı kapattık, sessiz olmamız gerekiyordu çünkü bu yaratıklar sese ve dikkat çekici şeylere geliyorlardı.
Erkan;
“Şimdi ne yapacağız? Ve en önemlisi ölecek miyiz?” diye sordu.
Bende;
“Sakin ol! ölmek diye bişey yok. Ne yapacağımız konusunda hiç bir fikrim yok düşünmeye başlasak iyi olur.”
Karanlıkta oturup düşünmeye başladık. Beş, on dakika sonra nöbet tutup sabahlamaya karar verdik, fakat günün ve yaşadığımız olayların yorgunluğu olacak ki ikimizde uyuyup kalmışız.

Tags:

Paylaş
4 Yorum
  1. Selimparlak 1 ay önce

    Güzel çalışma olmuş biraz daha geliştirmelisin Türkçe ve diyalog konusunda, devamını bekliyoruz bakalım

  2. Ertugrulk 1 ay önce

    Devamını sabırsızlıkla bekliyorum kardeşim. Ellerine sağlık.

Bir Cevap Bırakın

© 2021 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account