2b776881-80c1-49fc-8e31-2fb5384ec4ad

 

GİRİŞ

Sen inandırdın beni, sen inandırdın Demir. Ait olmadığım bu hayata önce buyur ettin sonra acıta acıta öğrettin sevmeyi. Adıma hatta içimdeki ruha bile yabancıyken nefesinle can üfleyip hayata döndürdün beni. En baştan yazdım hikâyemi. Sanki yeniden doğdum, yeniden yürüdüm, yeniden büyüdüm, sevdim hem de çok sevdim. Ama ben seçmedim ben istemedim. Sen Demir, sen beni bu hikâyenin içine sürükledin. “Cennet” dedin bana “Cennet’im” dedin. Şimdi ise “Git” diyorsun. “Ait olduğun yere, ailene, sevdiğine git.” diyorsun. Cennet’ini cehenneme çeviriyorsun. İşlemediğim günahların bedelini bana ödettiriyorsun. Sen Demir, sen ruhuma can olan nefesinle sura üfleyip kıyametim olmayı seçiyorsun.

Bak! Herkesi unuttu beynim, ruhum, yüreğim, geçmişim, dünüm hatta bugünüm hepsi gözümde canlanan silik bir film. Ama bir tek sen yalnızca seni unutmayacak kalbim.

Hayat öyle bir bilmece ki ne kadar yaşarsan yaşa çözmeye yetmiyor gücün. Planlar yapıyorsun, yarının hatta belki de yıllar sonrasının hayalini kuruyorsun fakat bir anda tepetaklak oluyor her şey. Muazzam dediğin hayatın koca bir hiçliğe dönüşüyor. Kader işliyor, kimi zaman lehine olurken bu işleyiş kimi zaman ise aleyhine gözüküyor. Hâlbuki bir bilsek ah bir bilebilsek kader bizi en doğru olana götürüyor.

***

Kan oturmuştu gözlerine, yeşilleriyle bütünleşen kırmızılık Demir’in kalbini hedef almıştı. Onu ilk gördüğü gün boğazında hissettiği kalp atışı günbegün katlanarak içinden çıkılması mümkün olmayan tuhaf ama bir o kadar da huzurlu bir oyunun büyüsüne kaptırmıştı ikisini de. Fakat bu huzur bir gün mutlaka bozulacaktı. Hayat güzelliklerle gelmekten ziyade zorlukları önlerine sermeyi seçmişti.

Güneşin doğuşunu kucaklamak, her yeni güne kocaman gülümseyişle uyanmak, şükür etmek, hayatında olanların varlığına binlerce kez şükür etmek ve onları kaybetmemek için her gece avuçlarına dualar kondurmak. Yaşamı değerli kılan tek duygunun sevmek olduğunu bilip öylece devam etmek yoluna. İşte tam da burada başlıyordu onların hikâyesi gerçekleri unutup gerçek sandıklarıyla yollarına devam etmeleriyle başlamıştı bu nisyan.

***

1.BÖLÜM

YOLCULUK

ANKARA

Pencereye doğru ilerleyip camı açtı. İçeriye doluşan temiz havayla ciğerlerini şenlendirirken arkasında telaşla gezinen annesine tebessüm ederek döndü. “Yapma ama böyle anne gideceğim, gitmek zorundayım. Orada yaşanan her şeyi bu kameraya doldurup insanlara anlatmak zorundayım.”

Sema Hanım hiddetli tavrıyla minicik odanın içinde volta atarak Aslı’nın gitme hususunda önünü kesmeye çalışsa da kızının inadını kırmanın kolay olmayacağını en iyi kendisi biliyordu. “Bu sefer olmaz, bu defa izin vermem, canın pahasına işim deyip de yollara düşmene razı gelemem Aslı.”

Al yanakları yaşlarla nemlenen annesine yaklaşarak ellerini nazikçe boynuna doladı. “Lütfen anne yalvarıyorum anla beni. Bu benim işim ve ben bu işi aşkla yapıyorum. Söz veriyorum sapa sağlam geri döneceğim.”

Sema Hanımın titreyen parmakları aynı zamanda sızlıyordu da, gözyaşlarını o titrek parmaklarla silerken kısık kısık çıkan sesiyle yakarıyordu. Yavrusunu sıcacık ana kucağından ayırmamak için öylece çırpınıyordu. “Ya sana bir şey olursa, kız başına ne işin var dağda tepede adam mı kalmadı senden başka gidecek?”

“Var anne, benden başka insan elbette var ama ben istiyorum.” Aslı elini art arda iki kere göğsüne vurdu. “Ben anne ben hayalimi gerçek kılmak istiyorum. Bunun için senin tabirinle adam olmama gerek yok.”

“Öyle demek istemediğimi biliyorsun lafımı çarpıtma Aslı.” derken mahcuplaşmıştı.

Rüzgârın usul esintisi kaplamıştı işte bir annenin yüreğini. Rüzgâr usuldu ancak bağışladığı his fazlasıyla soğuk ve ürperticiydi. Bir annenin yüreği gecenin ruha işleyen sakin ayazında üşümeye başlıyordu. Tamam demek, sanki gelecek olan tüm tehlikeyi kabullenmekti. Fakat bazen dilden düşene de mani olmak elde değildi. Mecburi bir tınıyla “Tamam.” dedi Sema Hanım. “Tamam, git ve sapa sağlam geri dön kızım.”

“Söz veriyorum sana Sultan’ım.” diyerek sevinç naraları atan Aslı annesinin kollarına atılıverdi.

Bazen gitmek kaderini baştan yazmak, içinde bulunduğun hayata yeniden başka bir ben olarak uyanmaktır. Bilemezdi Aslı, bu gidişin ondan çalacaklarını da ona katacaklarını da, bilemezdi geçmişini unutup geleceğini yeniden yazacağını da.

Aslı Özer

Aslı 1994 yılında Ankara dünyaya gelen orta gelirli Özer ailesinin tek çocuğudur. Babası Murat Bey devlet bankasında müdürken annesi Sema Hanım ise üniversite mezunu olan bir ev hanımıydı. El bebek gül bebek büyütülüp çocukluğundan bu yana özel kurslara gönderilmiş, sanata eğiliminin artması için özel dersler almıştı Aslı. Ancak çocukluğunu ve gençliğini süsleyen tek bir hayali vardı; Savaş muhabiri olmak… Üniversite tercihlerinde istediği bölümden başka hiçbir bölüm yazmayan Aslı ailesinin ısrarlarını görmezden gelerek hayalinin peşinden gitmişti. Bu çabasının neticesinde de Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesini dereceyle bitirip kısa sürede iş hayatına atıldı. Yerel haber kanallarından birinde savaş muhabiri olarak göreve başlamıştı acemi kız. Mesleğinde acemi olduğu için küçük görevlerle yoluna devam eden Aslı ilk defa bu kadar büyük bir görev üstlenerek kendini kanıtlamak için mükemmel bir fırsat yakalamıştı. Uzun süreden beri Hatay-Suriye sınırında patlak veren çatışmaları ve o bölgede yayılmaya başlayan terör örgütleriyle alakalı haber toplamakla  görevlendirilen Aslı fazlasıyla heyecanlıydı.

Annesini ikna ederek en zor kısmı atlattığını düşünse de bu defa babası da telaşa kapılmıştı. Odasına kapanan genç kız çıktığı yolculuklarda yanından asla ayırmadığı sırt çantasını düzenlemeye koyuldu. Babası Murat Bey yüzündeki hüzünle odaya süzülüp yatağının kenarına kuruldu. Aslı’nın çalışma masasının üstünde bulunan çerçevedeki bebeklik resmine bakarken gözleri buğulandı adamın. Kız çocukları babalarının gözlerinde asla büyümez derlerdi. Babasının gözünde hep çocuk kalan Aslı gitme konusundaki kararlılığıyla büyüdüğünü de kanıtlamaktaydı. Fakat bu evladını okumaya, gezmeye ya da kurduğu yuvasına göndermek gibi değildi. Bu evladının bile bile ateşten bir çemberin ortasına girmesine razı gelerek yanmadan kurtulması için dua etmeyi kabullenmekti. Elindeki kamerayı çantasına yerleştirdiği sırada babasının bileğini sıkıca kavramasıyla gözlerini ona devirdi.

“Gitme, gitme Aslı. Senden bir baba olarak ilk defa bir şey istiyorum yalvarırım gitme kızım.”

Kamerayı yatağın üzerine yavaşça bırakırken babasının gözlerinden akan yaşları parmaklarıyla silip, alevler saran yanağını okşadı. “Hayallerimi çalma benden baba. Arkamda dur hep yaptığın gibi yine arkamda olduğunu hissettir.”

Mantığının üstüne büyük bir kuvvetle çiğneyen allak bullak ruhuna rağmen kızının yıllardır tutunduğu hayalleri ve idealleri elinden alan baba konumuna düşmeyi göze alamadı adam. Gideceği yer felaketin göbeği olsa da kızının yüzünde filizlenen mutluluğu solduran olmak istemedi.

“Orası cehennem gibi şu an, her akşam haberlerde izliyoruz ve sen gideceğin yer böyle olmasına rağmen nasıl mutlu olabiliyorsun?” derken hayrete sarılmıştı adamın sesini.

Aslı’nın keskinleşen ve nefreti kucaklayan gözleri tekrardan kamerasına yöneldi. “O insanlar bizim için savaşıyorlar, bizim için aç, susuz kalıyorlar, bizim için ölüyor baba, onlar bizim için ölüyorlar. Toprağın altına giren her canın geride bıraktıkları var unutma. Senin cehennem dediğin o yerde insanlar biz cenneti yaşayalım diye direniyorlar. Eğer onların yaptığı fedakârlıkları göstermek için bir şansım varsa ben bunu sonuna kadar kullanırım. Ucunda ölüm olsa da ben oraya gidip işimi yapacağım.”

Daha kızından ayrılmadan kalbinde aralıksızca kan sızdıran bir yara açılmıştı. Titreyen elleri, ateş basan yanakları, dolan gözleri ve diline üşüşüp de zapt ettiği sözcükleri sessiz bir yakarıştı ama Aslı’da haklıydı. Bunca ana kuzusu onlar için savaşıp vatanı müdafaa ederken kendi yaptığının bencillik olduğunu düşünmeden edemedi adam. Bir baba olarak verdiği tepkiden utandı fakat karşısında duran da gözünde hala büyümeyen kızıydı. Yuvalarına yıllar sonra bir mucize olarak gelen Aslı, Özer ailesinin her şeyiydi, onca uğraşlar sonunda sahip oldukları tek evlatlarıydı. Pamuklara sarılıp büyütülen narin kız çocuğunun demirden bir kadına dönüştüğünü bu gidişle kabulleneceklerdi ya da kabullenmek zorunda kalacaklardı.

“Peki.” dedi Murat Bey sesini sarmalayan korkak ve çaresiz bir titreklikle. “Git kızım, işini yap ve bir an evvel ailene geri dön.” Aslı’nın ipek saçlarına uzanan kırışmaya ramak kalmış eli dahi hüzünlüydü adamın. Odadan çıkacağı esnada ani bir hamleyle geri döndü. “Oğuz biliyor mu gideceğini?”

Aslı’nın uzaklara dalan karamsar gözleri nişanlısının vereceği tepkinin göstergesiydi. “Biliyor baba.” derken yüzüne oturan ifade oldukça karışıktı. Babası yanından ayrılır ayrılmaz eline telefonu alıp Oğuz’u aradı. Evden ayrılması için bir saati kalmıştı, hayatını birleştireceği adamın ise bundan hala haberi yoktu. Sonunu düşünmeden savrulup durduğu, adını aşk koyduğu bir ilişkinin içerisindeydi. Aslında kendisini o ilişkinin içinde zannediyordu çünkü en başından beri yaşanılan her şeyi uzaktan izleyen konumundaydı genç kız. Aklını aşka ikna etse de kalbi bu aşka ikna olma niyetinde değildi.

Telefonu açan Oğuz’un sesi oldukça sakin ve rahattı. “Efendim hayatım. Toplantıdaydım açamadım hemen kusura bakma.”

“Bugün seni kaç defa aradım geri dönmedin.”

“İşlerim yoğun dedim ya Aslı hem akşam görüşeceğiz zaten.”

“Görüşemeyeceğiz Oğuz çünkü ben gidiyorum.”

Oğuz’un sesi ansızın hiddetlendi, öfkesi bilincine fütursuzca yenik düşmekteydi. Kendi onayının dışında olan her şeye verdiği tepkiyi şimdi de Aslı’ya gösteriyordu. “Sana gitmeyeceksin demiştim, gidemezsin anladın mı?”

“Ben de sana gideceğimi söylemiştim. Bir saat sonra uçağım kalkacak yetişmen zor gözüküyor. Kendine iyi bak Oğuz bunları dönünce konuşuruz.” Kızın sesini bürüyen kararlılık telefonun ucundaki adamı hepten çileden çıkartıyordu.

“Gidersen biteriz.” dedi genç adam onu ikna etmek için tehdit etme yoluna gidip olayları hepten raydan çıkararak.

Derin ve bir o kadar sinirli bir nefes alıp, yumruklarını sıktı, narin dudaklarını ısırıp, yıllarını ayağının altına almayı seçti. “Belki de çoktan bitmişizdir.” deyip telefonu Oğuz’un suratına kapattığı an garip bir duygu kapladığı yüreğini. Yakınım dediği insanların ne kadar uzağında olduğunu hissetti. Tek bir kişi onu anlayan tek bir kişi dahi yoktu hayatında.

Günlerdir yaşadıkları çalkantılı iletişim şimdi ise akıl almaz bir boyuta taşınarak uçurumun kenarına doğru itiyordu onları. İncecik bir ipin üzerinde yürümek gibiydi bu ilişki, düşmenin zamanıydı artık, düşüp ayağı kalkmak mı yoksa bambaşka bir hayata uyanmak mı? Aslı’nın hayatı da, kaderi de yeniden yazılacaktı. Belki de onu anlayanı bulmaya gidiyordu Aslı…

Bir bilinmeze doğru sürüklenmek neydi? İnsan sonunun meçhul olduğu bir yola bile isteye koyulur muydu? Koyuluyormuş… Aslı’da ağır basan meslek aşkı tüm hücrelerine sirayet etmiş durumdaydı. İnsanın her geçen gün daha da fazla arzuladığı hayali avuçlarının içine kondurulduğunda meğer korku da eklenebiliyormuş buna. Annesinin dakikalarca boynuna sarılışı, saçlarını koklayışı bazen son kez gibi gelebiliyormuş insana. Gitmek yüreğinin yarısını geride bırakmak diğer yarısıyla yetinmeyi bilmekti. Gitmek hayaline doğru bir yolculukken geçmişine veda etmekte olabilirdi.

Ana kokusu bir evladın ciğerine kazınırken babasının şefkatli dokunuşu yüreğini sımsıcak yapıyor bavulun tekerleklerinin çıkardığı sese ağlayış sesleri ekleniyordu. Bahçe katına hep beraber inmişlerdi. Hafif çiseleyen yağmura rağmen içeri girmeme konusunda ısrarcı olan Sema Hanım kızının ellerini sıkı sıkıya kavramıştı. Aslı kendisine eşlik edecek olan meslektaşı ve yakın arkadaşı Yavuz’la havaalanında buluşacaktı. Gözü yola doğru kaydı genç kızın. İstemsizce Oğuz’un gelmesini bekledi ama gelmiyor oluşu da ona hayal kırıklığı yaşatmıyordu.

İşte Aslı’da tam da bu noktada bocalıyordu. Yıllarını verdiği adamdan yana bu denli katı oluşunu sorgulayacağı esnada beynine üşüşen her olumsuzluğu es geçmeyi tercih ediyordu.

“Aslım.” dedi Sema Hanım hüzünle bütünleşen ince sesiyle. “Bizi habersiz bırakma, bizi sakın bırakma kızım. Bir hafta dedin, bir hafta sonra seni tam burada bekliyor olacağım.”

Aslı’nın yüreğindeki cızırtı şiddetlendi ve buğulanan gözleri babasına doğru kaydığında babasının kır sakallarla kaplı yanaklarından süzülenleri gördüğü an bir yükü daha sırtlandı. Bu gidişin garantisi olmalıydı, bu gidişin muhakkak ki ailesi için dönüşü olmalıydı. Söz verdi benliğine, ardında gözü yaşlı bıraktıkları için geri dönüp o yaşları tek tek sileceğine söz verdi. Kapıya yaklaşan taksi durduğunda Sema Hanım elini yüreğine sıkıca bastırdı ve derin bir iç çekti. O yüreğe oturan yük var ya o yük analar hisseder denen cinstendi. Bu gidişin ağır bir bedel olarak dönüşü olacağını en başından hissetti kadın. Yavuzla havaalanının girişinde buluştular, Hatay uçağına doğru ilerleyip işlemlerini hallettikten sonra uçakta yerlerini aldılar. Garip bir gülümse varken Aslı’nın suretinde o gülümseme uçağın kalkışıyla beraber içinden bir şeyleri koparmıştı sanki.

Yolculuktu bu. Hayallerime kavuşuyorum sanan bir kızın, geçmişini geride bırakarak yepyeni bir hayata uyanacağı, bildiği tüm doğruları unutarak kaderinin yeniden yazılacağı imtihanlarla dolu bir yolculuktu.

Yavuz titremeye başlayan Aslı’ya doğru telaşla döndü. “İyi misin Aslı? Yüzün sapsarı oldu.”

“İyiyim, iyiyim merak etme. Birden nefes alamadım ama geçti şimdi.” diyerek boğazını ovuşturuyor, göğsüne avcunu bastırarak içini istila eden ve onu ansızın boğan hissiyatı geçirmek istiyordu.

“Korkuyorsun değil mi? Bu gidişin dönüşü olup olmayacağını düşünüyorsun sende benim gibi.”

Aslı başını iki yana sallarken arkadaşına destek vermek isteyerek kolunu sıktı. “Bunun hayalini yıllarca kurduk biz seninle bak hayalimize gidiyoruz, belki zor ama biz zoru başarmaya gidiyoruz.”

“İyi ki varsın Aslı. Bu yolculuk senin sayende biraz daha kolaylaşıyor benim için.” Genç adam başını gökyüzüne doğru kaldırıp kararmaya başlayan bulutlara uzun uzun bakarak alyansını okşuyordu. Geride kalan ve onu dört gözle bekleyen nişanlısı Nazlı’ydı tek düşündüğü. Zaten düşünecek başka kimsesi de yoktu.

Aslı, Yavuz’la üniversite zamanlarında tanışmış ve zaman içerisinde yakın arkadaşlık kurmuştu. Aynı okulda sınıf öğretmenliği okuyan Nazlı’yla, Yavuz’un arasını da yaparak onların aşklarına en başından beri şahitlik edendi Aslı.

Hatta onların birbirlerine olan derin sevgilerini ve gözlerinden okunan tutkularını gördükçe kendi kalbini sorgulamaya başlıyordu. Ama yine de gerçekleri kabullenmek ağır geliyordu. Beynini ikna ettiği yalanlar yüreğe işlememekteydi, sevda değildi bu alışkanlıktı. Onsuzluğun ne demek olduğunu bilmeyerek koca bir yalana tutunup yaşamaktı. Çocukluğu, yılları olan adamı kaderi olarak belleyendi.

Oğuz ile aynı mahallede büyümüş, aynı ilkokulda okumuş, aynı liseden mezun olmuştu. Lise yıllarında başlayan ilişkileri bu zamana kadar gelmişti. Yaşadıkları büyük kavgaların ve ayrılıkların yerini yaşları ilerledikçe dinginlik almıştı. Oğuz üniversiteyi bitirdiği sene babasını kalp krizinden kaybetmiş, annesinin ve kız kardeşinin sorumluluğunu üstlenerek kendini tamamıyla işe vermişti. Mühendislik fakültesini dereceyle bitiren genç adam Ankara’nın önde gelen inşaat firmalarından biri olan Varlıer Mühendislikte işe başlamış ve kısa zamanda azmini göstererek firmanın önde gelen mühendislerinden birisi olmuştu. İyi paralar kazanmaya başlayan Oğuz yaşam tarzını bir anda değiştirerek doğup büyüdüğü mahalleden ayrılıp ailesiyle beraber lüks bir siteye yerleşmişti. Aslı’yı çok seven annesi Nilgün Hanımın ısrarlarına daha fazla direnemeyen Oğuz evlilik hususunda ikna olarak Aslı’ya evlenme teklifi etmişti. Birkaç ay önce nişanlanan çiftin pek de heyecanlı olduklarını söylenemezdi. Hayatıyla alakalı bu denli ciddi bir olayın içinde kendini aniden bulan Aslı’nın kafası allak bullaktı ancak senelerdir süregelen bu ilişkiden herkesin tek bir beklentisi vardı o da evlilik. Geceleri göz kapaklarına çöken uyku duygularını sorgulamaya başlamasıyla kaçıyor, iç dünyasına çekilen Aslı için dakikalar saat gibi ilerliyor, şafak sökmek bilmiyordu. Kim bilir kaç geceyi bu işkenceyle geçirmiş, güneşin doğuşuyla bu aşk oyununa tekrar tutunuvermişti. Yapamıyordu çünkü anılarını bir kalemde silip atamıyordu, ona sığınan, onu limanı belleyen, her anına tanıklık eden bir adamı yok sayamıyordu. Ancak onu bu esaretten kurtaracak olan kader yolunu çizmişti bir kere.

Tags:
Paylaş
1 Yorum
  1. LEYLA ADAR 8 ay önce

    Severek okuyacagima eminim 😉

Bir Cevap Bırakın

© 2021 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account