Screenshot_20211014-191648_Gallery

Safari Parkı= Etosha

“Gündoğdu! Güneş doğdu!”

“Kapı açılıyor!”

Namibya’nın ünlü Safari Parkı olan Etosha Ulusal Parkı’nın önünde tamamı Türklerden oluşan turist kafilesi bağırış çağırış içerisinde görevlinin kapıyı açmasını bekliyorlardı. Herkesten bağımsız taşın üzerine oturmuş olan Levni pür dikkat dereceli gözlüğünün camlarını parlatmakla meşguldü. Kapı açılınca yerinden kalktı ve sırt çantasını takarak kafileye karıştı. Bundar adındaki Afrikalı rehberin Türkçesi oldukça akıcıydı. Lakin Levni, rehberin anlatacağı efsaneyi dinlemek zevkinden mahrum kalmış, etrafındaki çalılarla meşguldü. Aynı zamanda Etosha parkı hakkında okuduğu makaleler rehberin anlattıklarıyla benzeştikçe içten içe gururlanıyordu. Fakat sizler için Bay Bundar’a kulak verelim.
“Tuzla Etosha Milli Parkı ‘Kuru Su Bölgesi’, ‘Seraplar Bölgesi’ ve ‘Büyük Beyaz Yer’ gibi farklı adlarla da biliniyor. Bu harika ötesi parkta bir file, impalaya, zürafaya ve daha fazla çeşit canlıya rastlamadan dönmek çok üzücü olur.”
Bay Bundar, ağacın gölgesinde durdu ve sözlerine devam etti.
“Bir efsaneye göre bir grup , kabileye saldırmışlar. Kabiledeki kadınlar hariç herkesi katletmişler. Ailesinin kaybına dayanamayan bir kadın ağlamaya başlamış. Öyle bir ağlamış ki gözyaşları göl olup her tarafı kuşatmış.”
Turist kafilesi aralarında konuşuyor, rehberin anlattığı efsaneyi sosyal medya hesaplarında paylaşmak için not alıyorlardı.
Bay Bundar ağacın altında soluklanan Levni’nin yanına bir öğretmen edasıyla gitti. Yeni bir şeyler öğretmenin hazzıyla kafileye doğru dönerek söze başladı.
“Bu Afrika mopane ağacı. Yapraklarını görüyorsunuz. İçi minerallerle dolu olduğundan hayvanlar için oldukça cezbedici.”
Bunu duyan Levni sessizce ağacın altından kalktı ve olabildiğince uzaklaştı. Meraklı kafile saatlerce parkı dolaşıyor, gördükleri her hayvanın resmini ürkütmeden çekiyor, merhamet dolu bakışlarla başka yerlere gidiyorlardı. Gün batımına kadar zihinleri çeşitli bilgilerle dolmuş, farklı deneyimler kazanmışlardı. Gün battığında, yıldızlar yanıp söndüğünde bu güzel manzarayı herkes izlemek için doğanın vahşi yüzünü, aslanları unutacaktı adeta. Fakat ne yazık ki bu nimetten yararlanmak için parkın içindeki herhangi bir otelde kalmak lazım. Oysaki bizim Levni otellerden birinde kalmadığı için gün batımına kadar çıkmak zorunda. Aksi takdirde kapılar kapanır ve doğanın vahşi yüzüyle baş başa kalır. Fakat Levni başındaki şapkayı yüzüne indirmiş, Afrika’nın sıcağında şekerleme yapıyordu. Tabi ne kadar şekerleme denirse. Üçüncü gördüğü rûyasında elinde mopane ağacının bir dalıyla küçük impalayı koşturuyordu. Tam üzerine dev bir Yeni Zelanda çekirgesi zıplayacaktı ki korkuyla uyandı. Ah, evet doğru. Namibya’dan önce Yeni Zelanda’da gezmişti. Zihninde kalan fobilerine söverek etrafına bakındı. Güneş batmış, kafile ortadan kaybolmuş ve galiba kapılar da kapanmıştı. Geveze rehberin sesi bile duyulmuyordu artık.
Levni’yi Tanıyalım
Ciddi ve sinirli görünüşüne meydan okuyan kalbini onu tanıyanlar anlatabilir. Açıkçası bu yazar da Levni’yi ilerleyen zamanlarda yazdıkça tanıyabilir. Lâkin şunu anlatabilirim ki; gittiği her ülkede dokunduğu her kalpte derin izler bırakmış, çocuklar için gülmüş ve yine çocuklar için ağlamıştı. Üniversitede matematik bölümünü bitirir bitirmez henüz yirmi iki yaşlarındayken seyyah olup gezmeye, gezdiği ve gördüğü yerleri yazmaya başlamıştı. Pakistan, Hindistan, Nepal, Nijerya, Fas, Türkmenistan gibi birçok ülkeyi gezmiş, soluğu Yeni Zelanda’da almıştı. Hemen ardından da Güney Afrika’daki Namibya ülkesine gelmişti. Yeni yerler görüyor, yeni insanlar tanıyor hatta arkadaşlıklar ediniyordu. Namibya’da ise eski bir arkadaşı kalıyordu. Doğrusunu izah etmek gerekirse Levni de arkadaşının bu yabancı ülkede ne yaptığını, niye kaldığını bilmiyordu. Şimdi otuz yaşında olgun bir birey olarak yanına gidecek.
Levni’yi girişte biraz korkak ve belki de komik biri gibi tanıdık. Oysa görünüşü begayet ağırbaşlı, az ama öz konuşur ve ben bilgeyim der gibi bir çehreye sahipti. Yeri geldiğinde lafını ve anlamlı esprilerini de esirgemezdi. Hmmm… en iyisi biz onu ilerleyen bölümlerde hep birlikte tanıyalım.

Güneş kızgın şualarını Namibya’nın kumlarının altına gizlice sızdırıp, taşları ısıtıyordu. Derin soluk alıp verme ve yorgun adım sesleri yavaşça yaklaşıyordu. Çok uzaklardaki bir siluet gittikçe belirginleşiyordu. Ah, Levni! Gömleğinde küçük delikler, paçalarında dikenli otlar vardı. Üstü başı tamamıyla toz toprak içindeydi. Neyse ki Safari parkında başına kötü bir şey gelmemişti. Söylentilere göre gece boyunca korkudan yerinden kımıldamamış, gün doğumunda kapı açılırken fazla heyecan yaparak koşmuş ve koşarken de dikenli çalılıkların içine yüzüstü düşmüştü. Ama kurtulduğuna değerdi, öyle değil mi?

Eski Dostluk; Kimyager Kenan
Kızgın kumlarda yürüdükçe sanki ayakkabısı eriyordu. Dili damağı kurumuş, serap görmeye müsait, etrafına bakınıyordu. Çantasından matarasını çekti -içinin boş olduğunu bilse de- kapağını açtı, son kalan su damlası da yere düşerek buhar oldu.
Levni “ohoooo” diye haykırarak yoluna devam etti.

Nihayetinde çölün üzerinde küçük, geleneksel evlerin olduğu bir köye geldi. Üzerinde büyük puntolarla “KENAN” yazılan kapının önünde durdu. Bambu ağacından yapılmış, kulübe kadar küçük bir evin içinden yürüme sesi yaklaştı. Kapıyı açar açmaz Kenan “Levni! Eski dostum benim!” diyerek arkadaşının boynuna atıldı.
“Vay be! Sonunda Kenan’ını görmeye geldin ha! Hadi, içeri gir.”
İçeride küçük iki kanepe, içi kitaplarla dolu üç raflı kitaplık, minik gardırop, eski bir radyo, küçük piknik tüpü, bir-iki tabak tencere, masa ve iki sandalye zoraki sığdırılmıştı. Duvardaki oyuklar pencere görevini görüyor, renkli bir kumaş ise perde niyetiyle asılı sallanıyordu. Ufak tefek aletler, paslanmış su boruları yerdeki köşede öylece bırakılmıştı. En çok da su arıtma cihazı dikkat çekiyordu.

Kenan’ın aslında bir amacı vardı. Ürettiği su arıtma cihazından da anlaşılıyor ki köyde ciddi bir su problemi vardı. Namibya fazla yağış görmediği için sular yok denecek kadar azdı. İnsanlar sabahın köründe yaklaşık iki saatlik yol yürüyerek gölden su alıyorlardı. Göl kuruyunca başka bir yer aramak zorunda kalacaklardı. Buldukları göl ise daha uzakta olabiliyordu. Bazense su kaynağı bulabilmek için yürüdükleri yol boşa çıkıyordu. Ekin ekilemiyor, yeterli besine ulaşamıyorlardı. En kötüsü de sudaki zararlı mikroorganizmalar. Kirli su nedeniyle kıta genelinde kolera, dizanteri, sıtma, zatürre, tifo gibi hastalıklar binlerce ve hatta daha fazla sayıda çocuğun ölümüne sebep olabiliyor. Bu köy akarsuya yakın bir yerde kurulmadığı için daha da zorlanıyorlar. Akarsu olsa dahil hastalıklar yine yakalarını bırakmıyor. Zira araştırmalara göre akarsuyun yakın olduğu yerlerde suyun taşıdığı biharzioziz (bağırsak parazitlerinin neden olduğu bir hastalığa neden olan ve tropik iklimlerde rastlanan asalak bir yassı solucan), uyku hastalığı, sıtma, Gine kurdu ve nehir körlüğü gibi hastalıklar yaygın olarak görülüyor.
Gelin şimdi de Birleşmiş Milletlerin elde ettiği verilere bakalım;
– Dünyada her saat başı 200 çocuk kirli su nedeniyle hayatını kaybediyor. (Bu durum çok acı verici…)
– Her yıl 3,41 milyon kişi temiz su, sanitasyon ve hijyene bağlı sebeplerle hayatını kaybediyor.
– 783 milyon kişi temiz suya, 2,5 milyar kişi de yeterli sanitasyona ulaşamıyor.
– Yılda 6-8 milyon kişi suya bağlı hastalıklar veya afetler sonucu hayatını kaybediyor.
– Dünya nüfusunun yarısından fazlası kentlerde yaşıyor, bu oran her geçen gün artmaya devam ediyor.
– Nüfusun artmasıyla 2030 yılında gıda talebinin %50 oranında, enerji ihtiyacının ise %60 oranında artması bekleniyor.
– Afrika’da insanların %66’sı kurak veya yarı kurak yerlerde susuzluk problemi yaşıyor.
Belki de mürekkebimin kuruduğu yerdeyim. Fakat bu acı gerçek önlem almadığımız sürece ne yazık ki büyümeye devam edecek.

Tags:

Paylaş
4 Yorum
  1. humahuma 1 sene önce

    Devamını bekliyorum. Ne kadar önemli bir konuya değinmişsiniz.

  2. mirzam 1 sene önce

    Dünyanın kara kıtası hassas noktalarımdan biri. Severek okudum ve devamını bekliyorum. Önemli, toplumsal bir sorun. Anlatın ki oraları bilelim.

Bir Cevap Bırakın

© 2022 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account