Mukadderat

‘Bir zamanlar babamın avucuna sığan kafama, şu an bu dünya dar geliyordu.’

Eskiden hak etmediğim durumla karşılaşınca kendimi açıklamaya çabalardım. Dert ederdim yanlış anlaşılmak adına. Tane tane anlatırdım, ‘bak bu yüzden söyledim, bu sebepten yaptım’ diye. Sonra vazgeçtim. Niyetimde şüphe duyan kimseyi istemiyorum artık hayatımda. Eskiden yıkılmama sebep olan olaylara şimdi tepki bile vermiyorum. Bu bazen ayakta kalmayı öğrenmek, bazen duygusuz olmayı öğrenmek, bazen duygusuz görünmeyi kabullenmek gibi…

Ruhum diyorum, darmadağın. Her bir yana kırıklarım dağılmış, toplayacak gücüm yok. Buna alıştım. Ama yeter ki basmayın parçalarımın üzerine. Çığlıklarım duyulmazken, yapmayın.

Bugüne gelene kadar yüzlerce alaca karanlığın içinden geçtim. Yetmemiş gibi kendime binlerce alaca karanlık daha yarattım ve her birinden geçip, onları unutmayı başardım, başarabildim. Kimi zaman buraya kadar dedim, bundan ötesine gidemem. Dizlerimin üzerine çöktüğüm çok oldu. Bedenimi durduran milyonlarca engele denk geldim, ama onlar her seferinde bir dinlenme noktası olmaktan ileriye gidemediler. Ayağa kalkıp yürümeyi başardım her seferinde. Bazen koşarak, bazen de uçtuğumu hissederek. Ayaklarımı yerden kesebildim mi emin değilim ama kimi zaman, beklentimin ötesinde öyle şeyler başardım ki, ozon tabakasının incelmesindeki en büyük sorumluluğun kendim olduğunu düşünmeye başladım. Karanlığı delip geçmek mesela, güneşim küstüğünde etrafına bir ip dolayıp onu bana, beni ona yaklaştırmayı başardığımda da. Eğer bir gün ışık lazım olursa, uyuyup sabahın olmasını beklemeyecek, karanlıktaki ışık olmak için her daim okumaya devam edeceğim. Şemin tadına bir kez varan pervane gibi, her daim o alevin etrafında döneceğim. Sonra bu mesafenin hissettirdikleri yetmeyecek. Gitgide yaklaşacağım. O sıcaklığın ve parıltının tadıyla her dönüşte beni daha fazla kendine çekecek, daha fazla yaklaşacağım. Daha fazla.

Geceye dönecek olursak, bir adamla yatmış bedeni karşılığında para alan bir kadını göreceksiniz. Çoğu zaman romantik bir akşam yemeği olarak kasıklarını aralamakla meşgul olmuştur. Zevkle birlikte hayatın derinliklerine gidip, kaçıp kurtulabileceği tek yeri düşünüyor.

Uzun süredir yürüdüğüm ve asla ulaşamadığım bir yer varmış gibi hissediyorum. Ha vardım ha varacağım dediğim her noktada, biraz daha yoruluyorum. Sanırım ben bu yolun sonunu getiremeden yol benim sonumu getirecek. Bi yerde okumuştum, tepenize çığ düştüğünde, bütün karın altında yatarken neresi aşağısı neresi yukarısı anlayamaz oluyormuşsunuz. Karı iteleyip kurtulmak istiyor ama yanlış yönü seçip kendinizi daha derine, kendi mezarınıza gömüyormuşsunuz. İşte kendimi aynen böyle hissediyorum.

“İçimde sonsuz bir mücadele vardı, duruldum. Gözümde ki ateş söndü, yandım. Bilmek başka, iliklerinde hissetmek başka* cümlesini şimdi anladım. Ellerimin titremesi kesildi, gözyaşlarım durdu, sıktığım dişlerim gevşedi. Senelerdir ağzımdaki acı tat geçti. Yürüyerek kurtulacağımı sandığım her şeyden durarak kurtuldum. Korktuğum her şeyi özgür bıraktım. Ev adresleri, telefon numaraları değişti, hiç küsmedim, hiç bağırmadım. Merdivenleri üçer üçer indim, sevdiğim herkesi son kez yanaklarından öptüm. Beni artık karşılarına oturtmasınlar diye, dokunabilecekleri  şeyler bıraktım. Kokumu unutturdum, kirli aynaların ardında acımasız gerçekler vardır. Saniselik geçmiş zamandaki silüetimle tanıştım, kabullendim. Hepinize benziyorum, hiçbirinize benzemiyorum, nefretim soluğumu kesiyor, hep aynı yerdeyim, hiç burada bulunmadım. Yenilgi ile kazanmak arasında ince bir çizgi. Ben çizdim.”

Tags:
Paylaş
0 Yorum

Bir Cevap Bırakın

© 2021 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account