Kapak03

     BÖLÜM 1: MİNA DOM

     Mina Dom, mutfaktaki bulaşık makinasından çıkardığı tabakları içine sinmediği için yeniden lavaboda yıkayıp kurularken bir yandan da kulaklığıyla Müslüm Gürses şarkılarından birini dinliyor ve söylüyordu. Nedense acılı şarkı ve türküleri, korku ve gerilim filmlerini çok seviyordu.

     …

     Çocukluğundan beri acılar içinde yaşamış olmasının, anne ve babasını küçük yaşta kaybederek iki erkek kardeşiyle kalıp onlara hem annelik, hem babalık yapmasının ve doğal olarak otuz yaşına kadar bekâr kalmasının etkisi vardı elbette. İki erkek kardeşi ise liseye gidiyor, onlar da ablaları ile aynı evde yaşıyorlardı.

     Mezarlığın karşısındaki bu ev babadan kalma olduğundan kira derdi yoktu. Eşyalar ve mobilyalar eski de olsa rahat ve kullanışlıydı. Mina, kardeşlerinin üniversiteye gitmesi durumunda onların okul masrafları için gizlice para biriktiriyor, bu nedenle gündüz çalışıp eve geldikten sonra evde de komşulardan ya da internetten bulduğu parça başı işler yaparak maaşından da fazla para kazanıyordu. Bu kazandıklarına hiç dokunmuyor, bankalarda açtığı özel döviz hesapları yanında kiraladığı kasalarda gram altınlar biriktiriyordu. Kardeşlerinin ise bunlardan haberleri bile yoktu. Mina tam bir kirli çıkıydı.

     Mina ile kardeşleri arasında oldukça büyük yaş farkı vardı. Anneleri ve babaları öldüğünde Mina 20 yaşında, kardeşleri ise yedi ve sekiz yaşındaydı. Önce amcaları, daha sonra teyzeleri, en sonunda da halaları onlara sahip çıkmaya çalışmış ama hiçbiriyle de anlaşıp geçinememişlerdi. Hayattaki en büyük eksiklikleri bu dünyada bir dayılarının olmamasıydı. Dayıları olsaydı onları öz evlatlarından ayırt etmez, üvey evlat olduğunu hissettirmezdi. Mina hep bunları düşünerek hiçbirinin evinde birkaç aydan fazla duramadı ve kardeşlerini de alarak sabah erkenden hepsini de terk etti. Onlar da pek arayıp sormadılar, hatta başlarından defettikleri için sevinmişlerdi bile. Üçünün de maddi durumu evde üç çocuğu daha besleyip okutacak kadar iyi değildi.

     Mina kardeşleriyle birlikte en sonunda dönüp dolaşıp kendi evlerine yerleşti, kayıtlarını da yine mahalledeki okula yaptırdı. Büyük olanı hem zeki, hem çok yakışıklı idi, Mina’nın en büyük moral kaynağıydı. Küçük olanı ise tam bir tekne kazıntısıydı. Bebekliğinden beri yaramaz, afacan, haşarı bir çocuktu. Mahalle ve okul arkadaşlarıyla kavga etmeden geçirdiği gün yok gibiydi. Arkadaşları ona “Mina Dom’un çocuğu” dediklerinde itiraz eder, Mina Dom’un çocuğu değil kardeşi olduğunu söylerdi. Her seferinde abisi gelip kurtarır, diğer çocukları kovalayıp kardeşine sahip çıkar ama eve geldiğinde de kulağını çekerdi.

     Birçok olayı ablalarına söylemeseler de okul yönetiminden ve mahalledeki annelerden gün aşırı şikâyetler gelir, Mina da başını bu olaylardan alamazdı. Öğretmenlerden ve mahalledeki kadınlardan özür diler, bir daha olmayacağına söz verir, eve geldiğinde de Efe’yi karşısına alıp Seymen’le birlikte uzun nutuklar çekerdi ama Efe bunları unutur, ertesi gün kaldığı yerden yine yaramazlıklarına devam ederdi. Seymen, kardeşi yüzünden çok başarılı olduğu derslerinden sınavlarda bilerek zayıf notlar alıp sınıfta kalmış, lise yıllarında aynı sınıfa düşmüşlerdi.

     …

     Bu kısa karakter tanıtımlarından sonra yavaş yavaş olayımıza geçelim.

     Mina mutfakta bulaşıkları kurulayıp yerleştirirken salondan Seymen’in sesi duyuldu:

     – Abla, seninkiler gene gelmişler. Biz bunların nesini eksik yapıyoruz? Her akşam okuldan gelirken üç Kulhüvalla bir İhlas okuyup üflüyorum.

     – Evet, ben de işten gelirken okuyorum, yatmadan önce de üç Fatiha bir Elham okuyorum üstelik her gece. Biz nerede yanlış yapıyoruz Seymen?

     – Abla, sana evi satalım da başka yerden ev alalım dedim kaç kere. Bir kere dinlemedin beni yaa. Yok arkadaş, okul bitsin ben başka eve taşınacağım. Böyle olmuyor.

     – Tamam Seymen, sus artık. Gene ne istiyorlar bunlar?

     – Yumurta kabuğu…

     Gelecek bölümlerden:

     Seymen bir yandan arkasına bakmadan koşuyor, bir yandan da karanlıkta yolunu seçmeye çalışıyordu. Ama ne kadar hızlı koşarsa koşsun peşindeki zombiler ayaklarını yerde sürüyerek ve üç-dört saniyede bir adım atarak ondan daha hızlı koşuyorlar ve yavaş yavaş yetişiyorlardı. Seymen zombi filmlerinde gördüğü için bunun normal olduğunu düşünüyordu. Hemen arkasındaki zombi tam yetişmek üzereydi ki Seymen’in aklına olağan üstü bir fikir geldi. Ayaklarını  kaldırmadan, yerde sürüyerek hızlı adımlarla yürümeye başladı. Böylece hızının arttığını fark etti ve kendi kendine gülerek “Bunu niye kimse daha önce düşünemedi?” dedi. Zombilerle aradaki fark gitgide açılıyor ve zombiler artık peşini bırakmak zorunda kalıyorlardı.

     …

     Mina, Baba Zombi ile mahalledeki kahveden içeri girerek bir masaya oturdu. Herkesin şaşıracağını ve korkup kaçacağını düşünüyordu ki kimse oralı bile olmadı. Garson yanlarına gelerek ne istediklerini sordu. Mina demli bir çay istedi. Garson çocuk, Baba Zombi’nin ne istediğini sorduğunda “çay posası” siparişi geldi. Garson buna alışıktı, arada sırada gelen zombilere kahvede başka ne ikram edilebilirdi ki zaten?

     …

     (Devam edecek)

Tags:

Paylaş
0 Yorum

Bir Cevap Bırakın

© 2022 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account