photo_2021-02-23_13-38-07

MASAL 2

Bölüm 1 (33)

Ömer, Mete ile beraber Ankara’ya uçmuştu, Meryem de erkenden ofisine gelmişti. Ve tüm müdürler ve başhekimler öğleden sonrası için toplantıya davet edilmişti. Uzaktakiler online katılacaktı toplantıya.

“Ece…” çalışmanın arasında Meryem’in endişeli seslenişi ile arkadaşına baktı kız.

“Hayırdır…”

“Nasıl söylesem bilemiyorum…”

“Neyi?” konunun Özgür’e geleceğini tahmin ediyordu kız ama dillendirmek istemedi.

“Gül annem… Özgür için çok endişeli. Onun ülkeye dönmesini istiyor ama o bunu kabul etmiyor.”

“Benimle ilgisi ne bu konunun?”

“Neden gelmediğini biliyoruz Ece…”

“Benim yüzümden yani…”

“Ece… Lütfen… Sadece konuşalım… Seni suçlamak değil amacım… Seni anlamayı da inan çok istiyorum… Ama anlayamıyorum…”

“Anlamanız konusunda beklentim yok… Sadece… Benim tercihime saygı sizden istediğim…” diye cevap verdi kız.

“Sana saygı duyuyoruz bunu biliyorsun ama… İngiltere’de salgın bu kadar hızla yayılırken… Hiç mi onun için üzülmüyorsun?” dediğinde bir süre düşündü Ece.

“Meryem…” diye konuşmaya başladığında “Ona olan duygularımı biliyorsun… Evet inkar etmeyeceğim… Sürekli aklımda hatta… İşlerimi bile aksatıyorum bu sebeple… Mete abi sağ olsun… Yardım ediyor ve sen… Sen de kusurlarımı mazur görüyorsun… Ama elimden bir şey gelmez ki… Ona dua etmekten başka ne yapabilirim ki? Her sabah geldiğinizde… Yüz ifadenize bakıyorum… Bir şey olsa bana hemen söylersin diye ümit ediyorum…”

“Ece… Diyelim ki Özgür corona oldu… Burada değil… Bilsen ne olur ki… Sana bu kadar kırgınken…”

“Bana kırgınlığını anlamıyorum…”

“Sen reddedilen olsaydın…”

“Ben zaten reddedilenim…”

“Evet haklısın…” derken Meryem koltuğunun arkasına yaslandı “Sen reddedildin ama seni Özgür reddetmedi… Yanlış kişiye kestin cezayı…”

“Ben ona ceza kesmedim…”

“Kesmedin mi? Su ile uçakta rast gelmiş… Tam da sana gelirken… Bilgisi dışında olan bir şey için değil mi bu onu kabul etmeyişin… Diyelim ki Su ile karşılaşmasıydı… Özgür ile Su eski arkadaş biliyorsun… Hani yine ortak arkadaşlarına ‘aşık oldum’ demeseydi… Hani bir fikir benimkisi… düşünüyorum da acaba Su ile karşılaşır mıydı? Ha bir de burkulan ayak var ve hazırda bekleyen objektif… Garip gelmiyor mu sana… Bazen aklıma şu da gelmiyor değil… Acaba Su, Özgür’ün kime aşık olduğunu bir şekilde öğrenmiş olabilir mi? Bence ihtimal var… Ha… Su, Özgür’ü aramış tüm yüzsüzlüğüne rağmen… Ama onun için bitmiş zaten… Yani sen olsan da olmasan da Özgür için o kız yok… Çok önceden yokmuş zaten…” ilgiyle dinliyordu arkadaşını.

“Neden ayrılmışlar?” ilk defa onlarla ilgili soru soruyordu kız.

“Bunları neden sormadın Özgür’e… Ve neden olmaz dediğini anlatmadın da o çocuk bu şekilde gitti buradan…”

“Sen beni suçluyorsun…” dedi şaşkınlıkla.

“Evet… Bu kadar ketum olduğun için hem de bu kadar sever ve sevilirken… Sana yeterince bu insanlar zarar vermedi mi? Üzmediler mi seni? Şimdi sen neden kendini ve sevdiğin adamı bu kadar üzüyorsun?”

“Sen biliyorsun…” dedi kız çaresizce.

“Ben biliyorum ama onaylamıyorum… Bu zamana kadar hep birbirimizi uyardık hata yaparken… Dışarıdan bakan daha tarafsız olur deyip birbirimizin fikirlerini önemsedik. Ben sana Özgür kayınbiraderim olduğu için değil… Sen Özgür’ü sevdiğin için onunla konuş diyorum…”

“Su ile neden ayrılmışlar?” diye tekrar sordu kız.

“Annesi… Annesi olan kadın Mustafa babaya da asılmış zamanın da… O sebeple Gül anne Özgür’ün arkadaşı olmasını bile onaylamamış. Zaten kızı tanıyınca da Özgür hayatından çıkarmış.” Güldü Ece.

“Aynı şey değil mi?”

“Değil… Ece değil…” Ece derin bir nefes aldı.

“Neyse bunu tartışmayalım şimdi… Özgür ile konuştunuz mu?”

“Sabah Ömer aradı…”

“Nasıl?”

“Sen de sorabilirsin nasıl olduğunu… Senin için bir önemi varsa Özgür’ün.”

“Deme bunu Meryem biliyorsun…”

“Ben bir şey bilmiyorum…” dedi genç kadın kızın gözlerine bakarak “Ben bir şey bilmiyorum… Hatta yanıldığımı bile düşünüyorum. Eğer var ya sen o adamı sevseydin… Böyle saçma bir sebeple onu salgının bu kadar yoğun olduğu bir yere göndermezdin…”

“Ben göndermedim…”

“Sana geldi Ece… Sen ‘olmaz’ dedin… Senden gitti…”

***

“Gel demedin ki.” dedi karısına Hakan. Bir hafta olmuştu İzmir’e geri döneli. Saliha’yı İstanbul’a bırakmış ve geri dönmek zorunda kalmıştı. Saliha uyumak için odasına gittiğinde aramıştı karısını.

“İla gel demem mi gerekiyor… Sen gelmek istemiyor musun?” korna sesi duyunca “Sen neredesin gitmedin mi hala eve?”

“Yoldayım şu an…” dedi karsına. “Sensiz ev bomboş…”

“Ama çok geç kalmışsın…”

“İşim vardı…”

“Bu işin bizi ayırdı farkında mısın?” adam derin bir nefes aldı bu konu çok uzamıştı farkındaydı.

“Biliyorum yavrum ama birden bırakamıyorum hastaneyi. Hem de bu salgın zamanı.”

“Pandemi ilan edilmiş. Ömer Ankara’ya gitmiş bugün. Durumlar iyi değilmiş…”

“Evet öyle… Toplantı yaptık bugün. Bende katıldım. Bizim hastane pandemi hastanesi olamayacak.”

“Daha iyi o zaman sen buraya gelebilirsin.”

“Geleceğim de… Ama yine de tüm hastaneler hazır durumda olacak. O sebeple uzadı işim.”

“Sen aslında beni özlemedin…”

“Özlemedim mi? Sen nasıl zalımsın böyle?”

“Özledin mi?”

“Tütüyorsun kız gözümde…”

“Sen de benim…” dedi genç kadın.

“Pencereyi aç gökyüzüne bak ben de bakacağım… Arabayı park ettim şimdi. Belki gözlerini görürüm…” dediğinde kız hemen pencereyi açıp gökyüzüne baktı. Gökyüzü yıldız doluydu.

“Baktın mı? Ben bakıyorum şu an.”

“Ben de bakıyorum ama…” derken Saliha aniden aşağıya indirdi bakışlarını.

“Hakannn…” diyerek elinde telefonla pencereyi kapatmadan başörtüsünü alıp odasından çıktı.

“Saliha ne oldu?” Ece odasından kızın sesini duyup çıkmıştı.

“Hakan… Hakan geldi..” dedi bağırarak.

“Deli kız…” diyerek kapısını kapatırken “Allah ayırmasın” duasını etti arkadaşına. Saliha koşarak indi merdivenden, kapıyı açtığında koşarak kapının önündeki kocasına sarıldı.

“Çok özledim…” dedi Hakan karısının kollarının arasında aldığında.

“Bende…”

“Evimize gidelim mi?” diye fısıldadı karısının kulağına.

“Sen gelsene…”

“Ben mi?”

“Evet bizim ev soğuktur… Yoldan geldin…”

“Emin misin?” diye sordu adam karısının gözlerine bakarken.

“Evet… Babanın…”

“Hakan…” babası duymuştu oğlunun geldiğini. Karısından uzaklaştı. “Oğlum neya habar vermisin geldiyi…” derken Hakan babasına sarılmıştı. Sonra da Zekiye anneye sarıldı.

“Sürpriz olsun istedim…”

“İyi hadi geçin eve…” dedi adam.

“Şey… Biz eve gitseydik…”

“Ev soğuk oğlum… Bu gece burada kalın da…” dedi Zekiye anne. “Hasta olursunuz. İzmir değil burası.”

“Hadi hadi… Eve geçin… Saliha gızım üzerine bir şey alsaydın ya…” diye azarladı kızını adam. Sonra da onları eve soktu.

“Aç mısın oğlum?”

“Sağ ol anne… Tokum…”

“Eyi o vakıt…” dedi babası. “Odaza… Zabah konuşuruk… Eyi geceler…” derken odasına yöneldi adam. Zekiye anne de hayırlı geceler diyerek ayrıldı yanlarından.

“Eee bana odanı göstermeyecek misin?”

“Başka şansım da kalmadı galiba.”

“Beni odana atacaktın ama yakalandık…” Saliha kocasının elini tuttu.

“Hadi bakalım… Seni odama atayım…” Saliha ve Hakan odaya çıktıklarında açık pencereden buz gibi olduğunu fark ettiler odanın. “Seni görünce pencereyi de açık bırakmışım…” aceleyle pencereyi kapattı. Arkasından kendisine sarılan kocasına döndü. “Hoş geldin…” dedi fısıltıyla.

“Hoş buldum… Çok özlemiştim karımı…”

“Karın da seni özledi…” dediğinde kocasının öpmesi ile sustu.

“Karım bir gel bile demedi ama…”

“Demedi mi?” dedi somurtarak.

“Dedi mi?” diye sordu adam karısının burnun ucunu öptü. “En son konuyu değiştirdi diye hatırlıyorum…”

“Duymuşsun yüreğimin sesini ki buradasın… Haykırdı günlerdir…”

“Duydum…” dedikten sonra karısının başörtüsünü çıkardı. “Üşüdün mü?”

“Üşüdüm…” dedi kız. “Kaç gündür yatak bu gibiydi… Dondum…”

“Şimdi ısınır…” derken karısının alnından öptü. “Ben geldim… Yüreğinin haykırışını duydum.”

 ***

Saliha’nın sesini duyunca bir sorun var sanmıştı sonra da eşinin geldiğini ve mutluluktan neredeyse uçtuğunu görmüştü Ece. O akşam Alâeddin Tepesinde çayını yudumlarken Özgür’ü merdivenleri çıkarken gördüğünde mutluluktan yüreği ağzına gelmişti adeta. Ne kadar sevindiğini hatırladı bir an. İngiltere’den geldiği o akşam geldiğine aklında içi burkuldu kızın. Atışırlarken, atışma değil resmen kavga ediyorlardı. Ama kendisi için geldiğini düşünüp mutlu da olmuştu azıcık. Sonra o haber… Resmen aralarına sızmıştı Su. Nereden girmişti ki hayatına. Neredeyse iki yıldır görmüyordu o kadını ve kızını. Neden girmişlerdi hayatına. Aslında Özgür’ün hayatına girmişti… Ece’den haberleri olduğunu bildiklerini sanmıyordu en azından öyle ümit ediyordu kız. Saliha’yı ne kadar kıskanmıştı… Onun yerinde olmak için neler vermezdi ki… Özgür ya oralarda hasta olursa… Ya gerçekten Ece yüzünden gittiyse. ‘Seni seviyorum’ demişti ama. O insanların olduğu tüm hayatlar ona yalan değil miydi? Acı ile hatırladı yaşadıklarını ve yaşayamadıklarını. Meryem, resmen kafasına kafasına vurmuştu gerçekleri. ‘aklını başına al’ diyordu dostu. Saliha’da aşağı yukarı aynı şeyleri söylemişti kıza. Haklıydılar belki… Yok yok belki değil… Kesin haklıydılar. Telefonunu eline aldı. Yoktu ki numarası, kızıp silmişti. Sosyal medyada yoktu. Engellediklerine baktı. Çıkarsa mıydı? Olabilirdi aslında. Onunla kavgayı bile özlemişti. Belki birazcık kavga ederlerdi. Engelini kaldırdı genç adamın. Takip gönderdi tırnaklarını kemirirken… Sonra da ‘Şimdi gözyaşlarımla ben tek başımayım,/Yazdıklarını okurken yutkunamıyorum. /Ihlamurlar çiçek açtığında döneceğim, /Yazmışsın, sarı mektubunda.’ Cemanur Özbay’ın şiirinden yazdığı dizelere kanatsız kuş resmi ekledi. Kanatları yoktu ki uçsun. Paylaşımını gönderdi hemen. Kabul etmişti onu Özgür. Hem de hemen… Ama beğenmemişti yazdığı şiiri. Bekledi kız. Mesaj gelmişti. Ondan olduğunu düşünerek açtı hemen.

‘O telefonun engelini kaldırmayacak mısın?’ evet onu kaldırmamıştı. Hemen aramalara baktı. Özgür aramıştı. Yüreği ağzında mı atıyordu şimdi. Ay kalp krizi geçirecekti resmen. Biraz sakinleşmeliydi. Birinci derin nefesi aldı. İkinci ise yarım kaldı. Özgür arıyordu.

“Efendim…” diyerek açtı telefonu.

“Ihlamurlar… Geç gelen mutluluğun habercidir Sultanım…” dedi adam.

“Sultan mı?”

“Evet… Ece değil mi senin adın?”

“Eee… Ece tabi…”

“O zaman benim Sultanım oluyorsun…”

“Özgür…”

“Söyle güzelim…”

“Annen çok üzgün sen yoksun diye…” dediğinde Özgür sesli bir şekilde yutkundu.

“Bunu bana annem söylüyor zaten…”

“Yani ben… Yani dönsen diye düşündüm… Yani…”

“Sen… Sen ne istiyorsun?”

“Şey orada salgın…”

“Salgın Türkiye’de de olur. Şimdilik yok.”

“Olur… Yani öyle diyorlar…” kız saçmaladığının farkındaydı. “Ben…”

“Sen Ece… Sen ne istiyorsun?”

“Ya ben… Yani ben de… isterim tabi burada olmanı…”

“Emin misin?”

“Özgür… Ben inan olmaz…”

“Bana anlat ben karar vereyim oluruna olmazına. Seviyorum seni ya var mı ötesi. Sana dedim başkası yok diye. Taktın kafayı o Su’ya… Eskide çok eskide kalan biri o ve zaten hiç değeri de olmayan biri. Arkadaş bile değil benim için…”

“Biliyorum…”

“Eee o zaman sorun ne Ece? Anlat ne olur? Allah aşkı için anlat ya… Anlat ki çözülecek sorunsa çözelim… Çözülmeyecek bir şeyse orada bırakalım kalsın ne olur? İkimizde yıpranıyoruz.”

“Biliyorum…” derken kız ağlamaya başlamıştı.

“Ağlama ne olur… Ağla diye zorlamıyorum seni… Sadece seni istiyorum ben…”

“Ben de…” dedikten sonra sustu kız. Nasıl anlatılırdı ki yaşadıkları. Hiç düşünmemişti nasıl dile geleceğini yaşadıklarının ya da yaşayamadıklarının.

“Ece’m… Güzelim… Ağlama ne olur… Sadece sen ve ben… Başka ne varsa önemli değil… Güven bana…”

“Özgür… Su…”

“Üf ya ne Su’ymuş arkadaş…”

“Özgür…” dedi kız tekrar “Su benim kardeşim…”

“Anlat…” kelimeyi yarım bıraktı adam “Nasıl yani? Bir dakika ya… NE demek oluyor bu?”

“Sordun sorunu söyledim sana…”

“Söyledin de… Galiba ben yanlış anladım seni… Sen şimdi bana…”

“Su benim kardeşim dedim…”

“Şaka mı bu?” Özgür kızı anlamıyordu. Böyle bir şey imkansızdı. Annesi ve babası ile abisinin düğününde tanışmıştı. Emekli öğretmendi anne ve babası kızın. Su ise…

“Ben evlatlığım…”

“Ece ne olur kafamın karışıklığını kaldırmama yardım et. İnan ya ben seni yanlış anlıyorum ya da sen… Gerçekten inanılmaz bir şeyden bahsediyorsun farkında mısın? Annen ve babanla tanıştım… Onlarla Su… Ne alaka?”

“Hayal Şan… Beni o kadın doğurmuş…”

“Ne?” Özgür işte buna inanamazdı. “Ya sen şunu anlatsana.”

***

Hayal Şan… O yıllardaki adı ile Huriye güzelliği ile dillere destan bir kızken on dört yaşında evli bir adama kaçmıştı. Adam yaşadığı yerde oldukça varlıklı kırk yaşlarında biriydi. Babasız olmayan Huriye onu babasının yerine koymuştu belki ve adamla sözde evlenmişti. Kız eve gelmişti ama adam evliydi. Huriye adamın kızından daha küçüktü onu evine götüremezdi, götürmedi de. Aradan geçen zamanda hamile kaldı Huriye. Bebek daha doğmadan öldürüldü kocası bildiği adam. Ve daha çocuk yaşta karnında bebekle kalmıştı kız. Adamın karısı eve gelince öğrendi kocasının öldüğünü. Sokağa atılmıştı karnında bebek ve sırtındaki elbisesi ile. Zeliha öğretmen bulmuştu onu sokakta. Alıp evine getirdiğinde Tuğrul öğretmende bu zavallı kıza sahip çıkmıştı. Birkaç ay sonra doğurdu karnındaki bebeğini. Aynı kendisi gibi güzeller güzeli bir kız doğurmuştu. Gidecek yerim yok deyip hikayesini de anlatmıştı onlara. Zaten evlatları da yoktu. ‘sen bize evlat ol’ demişlerdi ona ‘bebeği de torunları’ olacaktı. Anası da bebeğe hep uzaktı. Bir akşam okuldan geldiklerinde bebeğin yırtılırcasına ağladığını duymuşlardı aceleyle eve girdiklerinde Ece bebeğin evde yalnız olduğunu fark etmeleri öyle uzun da olmamıştı. Mektup yazmıştı Huriye ‘gidiyorum… Bebek sizin olsun’ demişti. Sanki elbisesini vermişti onlara. Öyle de oldu. Bebek Tuğrul Hoca baba olurken Zeliha hoca da anne olmuştu.

“Sen… Hayal Şan’ın terk ettiği kızı mısın yani?”

“Hayır ben… Sadece doğuran kadın o…”

“Ne zaman öğrendin bunu?”

“Hep bildim… Benden hiç saklamadılar bunu. O kadının ellerinde bulunan tek resmini gösterip ‘senin annen bu’ derlerdi. Adını da bildim hep. Soy karışmasın derdi Tuğrul babam.”

“Anlamaya çalışıyorum.”

“Ben… Sekiz yaşlarımdayken… Gazete de gördüm onu. Eve getirdim ve anneme gösterdim. Ünlü olduğunu biliyorlardı. On sekiz yaşında güzellik yarışmasına girmiş. Kazanmış… Sonra da önü açılmış… Gerçi evlilik yapmış ayrılmış… Çocuğu varmış… Tacı elinden alınmış…”

“Seni görmeye geldi mi?” kız gülümsedi.

“Geldi… Gelmez mi hiç?” On beş yaşımda falandım… Gazetecinin biri nasıl olduysa bir çocuğu olduğunu duymuş. Annem ve babamı tehdit etmeye gelmişti.”

“Tehdit?”

“Evet… Onları suçladı… Paragöz olduklarını söyledi. Onlara tomar tomar para fırlattı. Güya onlar ondan para almak için basına vermiş.”

“Korkunç… Ama kadın müsait.”

“O gün ilk defa canlı canlı gördüm onu. Gerçekten güzeldi. Ekranda çirkin bile çıkıyordu. Ama iğrenç bir kadındı. Beni de tehdit etti o gün. Parmağını burnuma sallayıp ‘öldürürüm seni’ diye haykırmasını hiç unutmuyorum.”

“Çok korkunç. Daha sonra gördün mü?”

“Evet… Liseye giderken sanatçı olarak getirdi onu belediye. Bak işte yüzü güzel olan kadının sesi iğrenç. Gittim arkadaşlarımla… Hem de galiba görmek istedi minik kalbim. İzledim… İnan işkence gibi olmuştu. Sahnenin en önüne kadar ulaştım. O sahnede şarkı söylüyor, dans ediyordu. Erotik dansı oldukça mide bulandırıcıydı. Gördü beni… Ve nasıl olduysa tanıdı beni. Gözlerime baktı bir an. Sonra kendini toparladı. Konserin sonunda bir ilk yapacağını duyurdu konuklarına. Merakla dinliyordum ben de ‘Kızımı tanıştıracağım size… Gerçi o benden daha çok basına çıkıyor ama…’ dediğinde yutkundu kız “Gözlerime dikti gözlerini ‘Benim biricik evladım… Güzeller güzeli kızım… Su… Su’cuğum…’ diyerek kızını sahneye davet etti. Kendince bana had bildirdi.”

“Ecem…” dedi adam “Ben seni Tuğrul amca ve Zehra teyzenin kızı biliyorum… O kadın senin hiçbir şeyin…” kızın ağladığını fark ediyordu. “Canım benim… O kız senin kardeşin falan değil… Sen onları tanımıyorsun onlar seni tanımıyor. Ah şimdi yanında olsaydım keşke… Ece’m… Ne olur sesini duyayım…”

“Ö… Özgür… Gel artık…”

***

İngiltere hava sahası kapatıldığı için hemen gelemedi sevdiği kızın yanına Özgür. Hastaneden de ayrılması gerekiyordu. Bu süreçte bu işlemleri halletti. Konsolosluktan kalkacak uçakla ilgili haberi beklemeye başladı. Özgür ülkeye gelmeden Ömer acı haberi almıştı. Kimseye söyleyemedi bir süre ülkeye virüs girmişti. Ülke de artık kırmızı alarm verilmişti. Yakında tedbirler tek tek hayata sokulacaktı. Hastane yönetimini artık tamamen Meryem’e vermeliydi. Görünenden daha büyük bir tehlikeydi baş gösteren. Meryem’in Kabe’nin 5 Martta kapanmasını duyduğundaki feryat etmesini hiç unutamıyordu. O gün bugün kız tövbe ediyordu. Önce okullar ve sırasıyla camiler ibadete kapanacaktı. Tabi insanların toplu olduğu alanlar tek tek kapanacaktı.

‘Bu çağda hastalığa çare bulunur’ diyordu Meryem ama bulunamamıştı. Şimdi bulunma imkanı da yok gibiydi. Kabe’nin kapandığını duyduğunda ‘Ben Rabbime şirk koştum’ diye feryat etmişti. ‘Ben Allah’ın kulunu gözümde büyüttüm. Rabbim öyle bela verdi ki… Kabe’m bile kapandı’ demişti kız. O günden bu güne her gün Rabbinden af diliyordu.

Bakan müsait bir zaman da açıklayacaktı durumu halka. Adam usulca rahat koltuğundan kalktı. Odasının kapısını açtığında Mete’yi gördü.

“Sorun mu var?” diye sordu asistanı önce.

“Yoo… Bilmediğimiz yeni bir şey yok en azından.”

“Yani sorun var.” dediğinde Birsen’i işaret ederek susturdu adamı. “Eee…”

“Ben Meryem’in yanındayım Mete…” diyerek adamın konuşmasına izin vermedi. Karısının kapısını tıklattı önce ‘gel’ diyen karısının huzur veren sesi ile onun odasına girdi.

“Bana ayıracak zamanın var mı?” dediğinde kapının ardında duran adama baktı kadın gülen gözleri ile. Daha birkaç önce ayrılmışlardı ama özlemişti kocasını. Hemen kalktı yerinden.

“Sana tüm zamanlarım ayrıldı canım benim…” diyerek kapıyı kapatan kocasının yanına gidip adamın yanağından öptü. Geri çekildiğinde “Bir sorun mu var?”

“Biraz önce Zümra hastanesinin sahibi aradı… İlk covid-19 teşhisi… Hasta erkek ve genç, virüs Avrupa’dan giriş yapmış. Aile izole…” diye sıraladı adam.

“Endişelisin…”

“Bu virüs bilinmeyen bir düşman. Saldırıyor ama onu henüz… Yani bu zamana kadar hiçbir çalışma sonucunda onu tanıyamadık. İnsanlık büyük bir tehlike ile karşı karşıya…” dedi endişeyle. Meryem kocasının son birkaç gündür endişesini görüyordu. Başta İran, İtalya ve İspanya’dan gelen haberler iç açıcı değildi.

“Peygamber Efendimiz ‘Bir yerde veba hastalığı çıktığını duyarsanız oraya girmeyin, bulunduğunuz yerde veba hastalığı çıkarsa o bölgeden de ayrılmayınız’ buyurmuştur. Tüm toplum, dünya bunu uygulayacak sanırım. Yoksa bu bela def olmaz değil mi?”

“Olmayacak gibi… Gülüm… Ben hastanemize gelen ilk vaka ile hastanede olacağım…” dediğinde genç kadın gözündeki yaş ile onayladı kocasını “Savaşa asker lazım ve bu savaşın askerleri sağlık sektörünün her biriminde görev alan bireylerdir. Bizlere cephe yolu göründü.”

“Biliyorum…” derken kızın sesi titriyordu. “Babam… O da hastaneye gelmek isteyecektir.”

“Elbette…”

“Seferberlik… Bu bir seferberlik değil mi?”

“Evet… Sadece bize de değil ayrıca… Tüm insanlığa seferberlik… Kimi evinde kalarak kimi görevinin başında durarak bu seferberlikte görev alacak.” dedi Ömer.

“Özgür’ün gelişini konuşacaktın.”

“Özel uçağa izin yok… Ama iki gün sonra dediler… Londra’dan uçak kalkacakmış…”

“İnşaallah…” kapı açılınca ikisi de dönüp kapıya baktılar.

“Ooo kumrular…” Ece’ydi gelen. Sonra arkadaşının endişeli gözlerini gördü. “Sorun mu var? Özgür?”

“İki gün sonra gelecekmiş…” dedi Ömer. “Mete’yi de çağırır mısın Ece?” diyerek oturdu adam. Mete, Ece’nin çağırmasına gerek kalmadan girdi içeriye. Dördü karşılıklı oturduğunda Ömer gelişmeleri anlattı.

“Savaş başladı desene” dedi Mete “Ama bir artımız var diğer ülkelere göre… Onlar düşmanı azıcıkta olsa tanıdılar…”

Ama bilenen tek şey hiç kimsenin hiç bir şey bilmediğiydi.

***

“Bizim evin öğrencisi…” diye seslendi Hakan.

“Bizim evin öğrencisi benim galiba…” diyerek kocasının yanına geldi Saliha “Makinaya çamaşır atıyordum. Ne olmuş ki?”

“Okullar kapanmış…”

“Üniversiteler de…” diye konuştu kız şaşkınlıkla.

“Evet… Yurtlar karantina alanları yapılacakmış. Sizler de online eğitim…”

“Tüm öğrenciler mi? Yani tıp ve mühendislikler de mi?”

“Evet… Benim haberden anladığım o… Ayrıntılar gelir nasılsa…”

“Evet gelir…” dedi kız düşünceliydi.

“Fena mı ya birlikte daha çok zaman demek bu. Ben geliyorum sen okul da… Şimdi beraber gideriz İzmir’e. Yarın geri dönmek derdi sarmıştı…”

“Orası öyle…” derken kız gülümsedi.

“Bitti mi işin?”

“Ha… Sen çağırınca geldim. Az kaldı… Gidip bitireyim.” diyerek kocasının yanından ayrıldı. Aslında Hakan haklıydı. Yarın gidecekti, ayrılıklar çok üzüyordu ikisini de. Ama gitmek zorunda olduğunu biliyordu kocasının.

Oradaki sıkıntıların farkındaydı. Kız kardeşleri de sorun çıkarıyordu. Kürşat Bey hapisteydi. Ama oradan tüm aileyi yönetiyordu. Hakan anlatmasa da İstanbul’a yerleşememesinin altında kız kardeşler ve babalarının olduğunun farkındaydı Saliha. Zil sesini duyduğunda işini bitirmişti. Ece uğrayacaktı o gelmiş olmalıydı. Çamaşır odasından çıktığında Hakan kapıyı açmıştı bile.

“Hoş geldin Ece…” derken kızı eve aldı adam.

“Hoş buldum… Saliha?”

“Canım hoş geldin…” diyerek sarıldı iki kız.

“Hop hop… Sizin salgından haberiniz yok sanırım… Sosyal mesafe şart.”

“Ama biz de hastalık yok.” dedi ikisinde aynı anda.

“Ya tabi siz biliyorsunuz. Hastalık olanlar renk değiştiriyor değil mi?”

“Ya dalga geçme…” diyerek sitem etti Saliha.

“Dalga geçmek değil hayatım. Maske ve mesafe şart. Sarılmak, tokalaşmak yok…”

“Haklısın Hakan… Hele ben dışarıdan geldim…” diyerek Ece adamı destekledi.

“Neyse ben sizi yalnız bırakayım. Bir kaç telefon görüşmem var benim.” Diyerek yanlarından ayrıldı.

“Hadi gel… Ne ikram edeyim sana?”

“Bir şey istemem… Ne zaman gidiyor Hakan abi?”

“Yarın gidecekti ama okullar da kapanmış bugün. Beraber gideceğiz sanırım. Özgür bu akşam mı gelecek?”

“Evet… Aslında seninle o konuyu konuşmak istedim ben…”

“Konuşalım elbette ama… Kahve içelim mi?” derken cezveyi çıkarmıştı bile “Evime ilk kez gelip de bacıma kahve ikram etmeden mi göndereceğim seni.” gülümsedi Saliha.

“İçelim… Senin elinden kahveye hayır demek olmaz zaten?”

Tags:

Paylaş
273 Yorum
  1. Cemre121219666 6 ay önce

    Dedim ama bu Ayşe yemin deki Ayşe mi diye İsimler de farklıydı bir tek Ayşe hariç ama Yemin gerçekten çok güzel Yemin i çok sevdim

  2. cagricelikoglu 7 ay önce

    Yazarcığim zümrüt adlı hikayeni watpette çok okudum ve diğerlerinide birgün tekrar zümrüt okumak için baktim kütüphaneme yok o kadar üzüldum ki internet özürlüyum biraz senide bulamadım hesabinı komple kapattın sanırım keşke kitaplarını kaldırıp bu sitenin adını not olarak bıraksaydın.neyse sonuç olarak tesadüf eseri bir yazar bu sitenin linkini sayfasina koymuşta ona bakarken senin kitaplarını buldum çok sevindim hemen oğluma siteye kaydolmasını söyledim masal kitabını ilk okuyorum ve bayıldım burda da misafir olarak ali ve zumrut var çok güzel olmuş ellerine sağlık.Ahmet yani alanzo baska bir kitabın karekterimi yoksa bu kitapta mı geçiyor çok merak ediyorum diğer kitaplarınıda merakla bekliyorum

    • Yazar
      mirzam 7 ay önce

      Aslında orada sayfamı kapatmadım. Aktif hala ve duyurular da yaptım ama görmemişsin demek ki. Geldiğine sevindim. Alonzo aynı karakter.

Bir Cevap Bırakın

© 2021 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account