674F3B1A-5BC7-4104-99E3-F9CA7F29E603

•..Her zerremde seni buldum..•

Bir Gece Yarısı• 

“Onsuz geçen bir gün daha”  fısıldar gibi çıkan iç sesimle derin bir iç çektim. İçtiğim içki şişesi bile dibini bulmak üzereydi her şey gibi…  Merve’nin bakışları altındaki kızgınlığını, farketmemem için kör olmam lazımdı. 

“Of yine başladın Ahenk!  Bütün  bunları bir faişe ve o.. çocuğu yüzünden  yaşıyorsun  farkındasın değil mi?”   İlk defa küfür eden Merve görmemle, bakışlarımı şaşırarak ona çevirdim. “Sen küfür mü ettin?” 

“Az bile söyledim daha neler varda  o… çocuğunu hala mal gibi sevdiğin için susuyorum” Söylediklerinden keyif aldığı o kadar belliydi ki, ama bu haline daha fazla müsamaha gösteremezdim. Ama  tabi bugünlük  serbesti istediği küfrü edebilirdi.  

“Bak gördün işte sana ilk gördüğümde de  demiştim o çocuktan hayır gelmez diye. Sen naptın?

 O kadar yakışıklı erkeğin o.. çocuğunu seçtin.”

Annem gibi makinaya bağlamıştı yine. İçimden neden konuşma gereği duydum diye, kendime ultra son küfürler ediyordum. Oflayarak  oturduğum yere daha da yayıldım.  Saatlerdir kumsalın en ücra köşesinde oturuyorduk. Gece haşin olmayı bırakmış, huzurlu bir sakinlik katmıştı. Kumsal sessizliğe bürünmüş, denizin dalgasıyla son dokunuşunu rüzgarla bitiriyordu. Her şeye rağmen huzur bulduğum tek yegane yerimdi  burası. İlk aşkımın parçalarından biri olması da öle …  Görkem’le burda çok anım olması acıtsada. Sanki her anımızı tekrar yaşamak  ister gibi, buraya gelip acısını çıkartıyordum. Zaten elimden de başka bir şey gelmezdi. Onu sadece uzaktan başkasıyla görebilirdim artık.  Düşüncelerimde boğuldukça, daha da dibe batıyordum. Sanırım o kadar içmeden sonra, istemeden de olsa bedenim sarhoştu. Ama kalbimle bir olan zihnim her şeyi hatırlıyordu. Hemde ilk günkü gibi…

Sanki kalbimi onsuz hissedemiyorum o varken atıyor gibi . Yine  acı bir his… Ondan  uzak kaldığım süre boyunca tekrarlar olmuştu. Gözlerimin  dolmasına engel olamadan, akmaya başlamıştı bile. Canım o kadar çok yanıyordu ki… Nasıl nefes almayı başarıyordum bilemiyorum. Anılarım depreştikçe, kendimden geçiyordum sanki. Merve’ nin söylediklerine bile algım kapalıydı. Ama daha fazla onu kızdırmaya niyetim yoktu. Kendime gelmeye çalışarak, kirpiklerimin altından süzülen göz yaşlarımı sildim. Bakışlarımı Merve’ye çevirdiğimde, bir adet kızgın boğa görüyordum. Aklıma gelen bir anlık benzetme, burukta  olsa gülümsememe sebep oldu. Aklımı daha fazla uçurmadan, Merve’nin makine hızıyla  ettiği sitemlere yetişmeye çalışıyordum.

“Yine bir geceni daha mahvettin! 

O herif için  mi?

Ciddi olmasın Ahenk!

Yeter artık bunu  kendine yapma” 

Haklıydı. O yüzden cevap verme gereği  bile duymadım. Bakışlarımı ondan çekip, Görkem’in tek hediyesi olan elbisemin, mahvoluşunu izliyordum. Kahretsin ki her şey mahvolmuştu.   Bugün onu uzaktan izledim. O kadar güzeldi ki… Sadece yanımda saatlerce, hatta yıllarca… Hayır yok, sonsuza kadar dursa bıkmazdım. Onun için küçükte olsa,  bir anlam ifade etmeyi o kadar çok isterdim ki. Ama bu sadece benim hislerim, benim aşkımdı. Yıllarca arkadaş gibi davranıp, onu sadece  uzaktan platonik sevmek  acıtsada… Asıl gerçek buydu. O başkasına aşıktı. Ben ise sadece ona. 

Hayatında biri olduğunu öğrendiğimden beri yaşamayı unutmuştum, sanki zaman benim için durmuştu. Gerçekte sevdiği bir kadın olması ve o kişi ben olmamam, hayallerimi altüst etmeye yetmişti. Ondan başkasını kalbime ezber yapıp sevemezdim. Artık onu uzaktan sevmeye bile hakkım yoktu. Başkasına aitti ve ben onu hala bitirebilmiş değilim. Şarhoşluk seviyemin sonuna gelmeyi başarmıştım. Elime bir içki daha alarak, ayağa kalkmaya çalıştım. Avazımın çıktığı  kadar bağırmak istiyordum.

“Bir sen daha içiyorum bu gece ama sonunda bitiyorlar hiç biri sen gibi değil ama seni anımsatıyorlar… Nere dönsem senin hayalin, işte o an yine bir umut! Ama dokunmak isteyince, acı bir düşşün bitmesi gereken… Sevdiğin kadın sadece bir  ben olsam…  Her gün senden vazgeçmeyi denemek yerine, seni  delice sevmemi beklesen…”   O anki  hissettiğim, hayal kırıklığım tarif edilemez derece canımı yakıyordu. Gözyaşlarım içinde serzenişlerimi tek duyan Merveydi. Sevdiğim adam değil. Bunu düşündüğüm an yere çöktüm, Merve’nin endişeli halini umursayacak değildim. Kimse görmüyor muydu? O yokken, ben her gün ölüyorum! Merve’nin halimi görünce sessizliğe bürünmesi şaşılacak şey değildi. Oda benim aşkımı küçük görüyor. İçimde ki acının geçiceğini sanıyordu. Ama hayır!  onu ölece bitiremezdim. Bir günde hislerim kaybolsun diye sevmedim. Kalbim acıyor, bilinmeyen bir hançer derine saplandıkça, kendini belli ediyordu. Bu gece geçmezdi. Onsuz geçen hiç bir gece geçmezdi. Bu bir takıntı değildi. Görkem’in bana yaşamayı çok gördüğü, ilk  ve tek aşk.. Şimdi ise yok etmemi söylüyorlardı. Elimde olsaydı bile ona dair hislerimi, beni öldürse dahi yok edemezdim. Görkem ölümümle eş değerdi. O hayatımda varsa yaşardım. Yoksa bedenimle birlikte ruhum, her gün yeniden ölmeye mahkumdu.  Düşüncelerim Görkem’deyken, Merve’nin tiz sesini duydum. Bana bir anne şefkatiyle yaklaşıp, yüzümü elleriyle avucunun içine aldı.

“Vazgeçmeyi denesen” O an kan beynime sıçramıştı. Yüzümü saran  ellerinden çekip öfkeyle bağırdım!

“Ben onu seviyorum”

“O seni sevmiyor” dedi kızgın bir sesle.

 Gerçeği duyduğum o an, yıkıldığımı hissetmem normal miydi.  Geri bir adım daha attım. Beynim inanmayı red ediyordu. Ne olursa olsun kabullenmeyecektim.  O her şeye rağmen sevdiğim adamdı.  Düşüncelerimden uzaklaşıp, kendimden emin şekilde Merve’ye baktım. Siyah gözleri öfkeyle parıldıyordu. Mavi gözlerimin derinliklerine bakmak ister gibi… Kabullenemediğim o soruyu can alıcı şekilde sordu.

“Sevdiği kadının kim olduğunu biliyor musun  Ahenk?” Zevk alarak sorduğu soruya susmayı tercih ettim. Daha değildi!

Bunu hiç bir zaman öğrenmek istemedim. Öğrenmeyede  niyetim yoktu. Bilirsem kaybolurdum. O zaman benden bir şey kalmazdı. Her gün küldüm zaten…  Bu gerçek, beni öldürecekmiş gibi hissediyordum. Kalbime gelen ani sancı, elimi oraya götürmeme sebep oldu. Bunu düşünmek bile en derin kalp ağrımı yaşamaya yetmişti bile. Merve’nin umursamaz soğuk bakışlarını aldırmadan, ölece karşısında dikiliyordum. Etrafımda soğuk rüzgarla dans eden saçlarım, vücuduma salaş giydiğim elbisemin uçuşarak dansını izliyordum. Tüylerim ürpermişti. Her zerreme işleyen içkiye alışkın değildim. Yine de  içmesi güzeldi.  İçerken her anlamı koymama izin vardı. En azından sebep yoktu. Sonucuda öle…  ilk defa sevmediğim bir şeyden anlamsız keyif almıştım. Acıma bir şey dahil ediceksem, sadece bitmeyi bekleyen içkiler olurdu.  Merve’ nin anlamsız bakışları altında ayakta kalmaya çalışmak güç olsada, içimi kemiren merak duygum yeni kendini bulmuş gibiydi. Sahi o kadın kimdi? Bakışlarımı istemeden de olsa Merve’ye çevirdim. Bunu bekliyormuş gibi sorumu sormadan cevabını verdi.

“O Kadın benim “  keyifle söyleyişimi yoksa,  Merve olmasımı canımı  yakan! 

Olduğum yere çakıldım. Zaman durdu. Dilim lal oldu. Aldığım her nefes içine kaçtı. Sanki her zerremden bir parça yok olmaya başlamış gibi… Tepkisiz halimle, Merve’nin bakışları daha da acımasızlaşmıştı. Elini boynuna götürdü. Saatlerdir farkedemediğim kolyeyi askılı tişörtünün altından, şimdi gün yüzüne çıkartıyordu . Ucuna baktığımda, yüzüğe benzer bir şey görüyordum. Zinciri  çıkarıp, anlandırmaya çalıştığım  figürü yakınlaştırdı. Tek taşa sahip bir yüzük! İçinde  özenle yazılmış baş harfler M ve G sonsuzluk işaretiyle birlikte tarih vardı. Bedenim kilitlenmiş, şokun etkisinde kalmıştım. Merve’nin sesini zar zor duyuyordum. “Artık gerçeği öğrendiğine göre, evlineceğim adamı platonik bir şekilde sevmeyi bırakmalısın. Sana yardım etmeyi istedim tabi, arkadaşlık ederek. Ama bu nereye kadar sürebilir ki? Sonuçta onunla iki haftaya evleniceğim. Sana ne kadar  daha iyi olabilirim, bilmiyorum. Ama bende Görkem’i seviyorum, tabi oda beni. Buraya her geldiğimizde canım sıkılıyordu ama düğün hayallerimi burda gerçekleştirmek isteyince, senin platonik aşkında uçup gitti. Senin severek  oluşturduğun anıları, silme vakti geldi. Burada Görkem’le evlenmeyi düşünüyorum. ”  

Keskin bıçak gibi gelen sözleriyle, olduğu yere gömmek istedim. Keyifle arkasını dönüp giderken, her bir parçaya ayrılan ruhum kendini yere bırakmıştı. Bedenim  bana dayanmayı çok görmüş, kendimden geçmiştim.

Gözlerimi kırpıştırarak nerede olduğumu kavramaya çalıştım. Net başta göremesemde, dalga sesi ve sıcaklığını deli gibi hissettiren güneşle algılarım açılmaya başladı. Gözlerimi net açabildiğimde, kumsalda olduğumu gördüm. Görkem’le anılarımın olduğu tek yer. Ama aklıma gelen görüntüler, yüzüme tokat gibi çarpmıştı. Başımın ağrısı bir yana, vücudumun her yeri tutulması bir yana, beni ölece burda bırakan Merve bir yanaydı. Söylediklerini hatırladıkça, beynim deprem etkisi gibi sarsılmaya başladı. Boğazıma oturan bir yumru, olduğum yerde kalmamı sağladı. İhanetin pençesi, her zerremi parçalamaya yetmişti. Göz yaşlarım akarken ard arda, tarif edilemez bir ağrı vücudumu çoktandır sarmıştı. Sanki benden bir şey daha ölmüştü bugün. Bir parçamı daha kaybetmiştim ruhumda. Sahiplendiğim en ücra yer insan kaynıyordu.  Yavaş, yavaş etrafımı sarması bir yana, acımı kimseye belli etmeye niyetim yoktu. Kendime çeki düzen verip, durgun olan rüzgara karşı saçlarımı öne attım. Hızla ayağa kalkıp, çantamı elime alarak bulunduğum yeri terk ettim. Arabama yaklaştığımda, arkamı döndüm. Birbirini seven iki çiftin, romantik halleri içimi talan etmeye yetmişti. Bu görüntüye daha  fazla dayanamadan arabama bindim. Yüzüme çarpan gerçekler olduğundan fazlaydı. Çok fazla…  Son sürat evime sürerken, olanları düşünmeyi bıraktım. Kendime gelmem lazımdı. Bana iyi gelen tek bir köşeye sığınmak için hızımı arttırıyordum. Eve geldiğimde arabamı, garajın önüne park edip hızla bahçeden içeriye girdim. Her zaman paspasın altında duran,  kedi figürlü anahtarlığım bana göz kırpıyordu. Hemen elime alıp kapının deliğine soktum. İçeriye girdiğimde büyük bir yalnızlık, eşlik eder gibi beni karşılıyordu. Yüzüme çarpan gerçekler bir bir beni bulmayı basarmış, sevınçle üstüme yürüyordu. Ailemden ayrı yaşamayı  ben tercih ettim. 22 yaşındaydım ve hala üniversite sınavına her sene çalışsamda giremiyordum. Çünkü babam beni üniversite sınavına yetiştirmeye çalışırken kaza yapmış, tek kurtulan ben olmuştum.  Hep kendimi suçlamaktan cesaretim esaretim olmuştu.  İçime  hapsolan travmamı, yok etmeye cesaret edemedim. Annemse babamın anılarıyla olan, evinden kopmak istemedi. İzmir’deki evinde kalmayı tercih etti. Bende o şehirde, o evde kalmak istemedim. Babamı ölüme götüren bendim. Vicdanımla hala ızdırap içinde, bu yaşıma gelmiştim işte. Merve’yle de gittiğim fitnıs spor salonunda tanıştım.   Benim aksime  kumral düz saçları, sporla güzelleştirdiği düzgün vücudu vardı. Siyah gözleri çekik, yüzü bebeksiydi. Masum görünüşü, eğlemçnceye düşkün hali. En baskın özelliği cilveli, kendini beğendirme çabası içinde olmasıydı. İlgiye aç  olduğunu saklamaz, aksine  gözüne sokardı.  Ama görüyorum ki  tatlı diliyle  sevdiğim adamı bile etrafında döndürmeyi başarmış, sonunda evlenmeye ikna ederek kendine ait kılmıştı.  Düşüncelerim beni boğmak üzereyken, odamın banyosuna giden merdivenlere adım attım.  Her bir   bir basamağına  uzandığımda, içimde oluşan sancıya anlam veremedim. Bugün kendime hiç olmadığı kadar fazla yüklenmiştim. Daha fazla beni öldüren düşüncelere dalmadan, odamın banyosunu açtım. Beni  boydan karşılayan aynaya bakmadan, üstümde ne var yoksa etrafa fırlatıp duşa girdim. Suyun sıcaklığını vücuduma göre ayarlayarak,  duş başlığını  duvara taktım. Yere çöktüğümde üzerime yağmur gibi yağan ılık su, her zerreme ilişmeye başlamıştı bile. Düşüncelerim farklı bir boyut kazanmış, ruhumdan bedenime doğru akıyordu  sanki. Rahatlamak  için elimle uzandığım vanilya-kokou duş jelimi bedenime boca edip,  yumuşak lifimle bedenimi yavaşça ovmaya başladım. Bedenim suyun etkisiyle yumuşamış, vücudumda köpüren  duş jelimi hapsetmeye baslamıştı. İçine düştüğüm iğrenç ihaneti düşündükçe, gözlerimden akan yaşlar  ağlamamı şiddetlendirmeye yetmişti. Suyun yoğunluğu etkisi kadar fazlaydı.  Ne  akan göz yaşımı hissediyordum, ne de ağlama sesimi duyuyordum. İşte bu yüzden suyun içinde kalmayı bu kadar çok seviyorum. Bana hissettirmeden, her şeyimi alıp götürüyordu.  Hıçkırıklarım son bulduğunda, ağlamam da durmuştu. Son kez  normal duş alıp, bornozumu giydim. Yüzümde arta kalan iğrenç makyajı, maske çıkarır gibi ayna karşısına geçip temizlemeye başladım. Her ne kadar istemesemde gerçek dünyaya dönme vaktim gelmişti. Uzun zamandır işşiz olmam bir yana paramda azalmıştı. Annemden istemeye çekinir olmuştum. Babamdan kalan sermayeyle, bana  ev ve araba alan oydu. Gerisi sende demişti. Güçlü olmam, babamın istediği gibi  kendi ayaklarımın üstünde durmam lazımdı. Bir hafta sonra kabullenemediğim evlilik, sonra ki hafta ise  bir  sınavım vardı. Aynadan kendime baktığımda, neyim eksik diye baktım. Küllü kumral dalgalı saçlarım, 1,65 boyum, düzgün kıvrımlı yüz hatlarıyla bezenmiş güzel vücudum, özenle yaratılmış mavi gözlerimle seksi güzeldim. Ama sonuç Görkem’le evlenen, ben değil Merve’ydi. Sinirle  saçlarımdaki havluyu boy aynama  fırlatıp, aşağı indim. Tatlı komasına girmeye ihtiyacım vardı. Hemde hemen ! Hızla mutfağa gittim. Dolabı açtığımda kocaman çikolatali pastam, çilekle muazzam görüntü oluşturmuş beni bekliyordu. Heyecanla  elime  aldığım pastamla, salona doğru gidiyordum. Romantik filmler beni keserdi. En azından şimdilik. Oturmaya kalmadan çalan zil sesi, hevesimi kursağımda  bıraktı. Bu saatte de kimdi böyle!? 

 İstemeye istemeye, paytak  adımlarla yürüyüş yapıp kapıyı açtım. 

Elimdeki  pastayı  iştahla bakarken, duyduğum sesle olduğum yere çakılıp kaldım.

“Ahenk “ 

Bu Görkem’in sesiydi. Bakışlarımı pastadan ayırmadan, kapıyı açmak istedim. Ama karşımdaki 3 yıldır beklediğim adamdı. Bana farklı bakıyordu. Çok farklı…

Kelimelerimi yutmuş, içimde uçmayı bekleyen kelebekler büyük heyecan yapmıştı. Onu görünce hep ne konuşacağımı bilmiyor, kendimden geçiyordum. Gözlerine bakmak bile hayal ötesiydi benim için. Daldığım rüyadan uyandıran, Görkem’in yüzüme  doğru sabitlediği silahtı.

“Oyun bitti  Ahenk “  dedi  bağırarak. Keskin bakışları, kendinden emin duruşu öfkeli  ve bir o kadar sakinlik kokan sesi, beni talan etmeye yetmişti. Anlamdıramadığım o kadar şey vardı ki zihnimde. Şaşkın ve bir o kadar da hayal kırıklığı içinde, bakışlarımla ona eşlik ettim. Elimdeki iştahla yemeği istediğim pastam, çoktan yeri boylamıştı.  Beni öldürmeyi isteyecek kadar mı benden nefret ediyordu?!Gerçek miydi bu!?

Tags:
Paylaş
0 Yorum

Bir Cevap Bırakın

© 2022 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account