20210411_231948_0000

Aşk neydi üstadım? Bir çift Gözün hayalini kurmak mıydı yoksa bir çift göz uğruna ölmü düşlemek miydi? Kavuşmanın mutluluğu muydu, ayrılığın ızdırabı mıydı? Bu nasıl bir duyguydu ki geceler boyunca uyku girmedi gözüme. Eskiden o en çok korktuğum gece karanlığı şimdi yoldaşım, sırdaşım olmuştu. Uyku ne büyük nimetmiş meğer. İnsan zihni insanı uykuya muhtaç ettiği zaman anlayabiliyormuş insan bu nimetin değerini.

 

‘Gülüşü güzel insan gün aysa da sana kavuşsam. Bütün bir gün gözünün derininde kaybolsam.’ Gece boyunca zihnimde sadece bu cümle tekrarlanıp duruyordu. Aslında son bir aydır her gece buna benzer cümleler zihnimde yankı yapar bir nebze olsun uyku uyumama izin vermezdi. Bedenim bundan hiç şikayetçi değildi çünkü Zehra’ma, sevdiğime, kavuşmanın verdiği mutluluk bütün günün yorgunluğunu üzerimden bir anda alıveriyordu.

 

Yüksek bir statü peşinde olan idealist biri olarak liseyi tamamlamıştım. Hayalime kavuşmuş Hukuk fakültesini kazanmıştım.Okulun ilk günüydü. İlkokula yeni başlamış öğrenciler kadar heyecanlı, istekli ve bir o kadar da korku doluydum. Hedefime okulu birincilikle tamamlamayı koymuştum. Lise yıllarımda kalma içimde bir ukdeydi bu. Fakat ben bu planları yaparken kaderin bana karşı planlarını hiç hesaba katmamıştım. İçimdeki istek ve arzu ile birlikte erkenden gitmiştim okula. Dersin başlamasına daha vardı. Kampüsün içinde bir kafeye oturup çay söyledim. Çayımı yudumladığım sırada iki kişi hemen önümdeki masaya karşılıklı oturdu. Bir an için başımı kaldırdığım anda karşımdaki kız ile göz göze geldim. Heyecan ve korku dolu karmaşık bir duygu sardı içimi. Elim ayağım titredi birden. Çayım elimden kaydı ve dökülecek gibi oldu. Yüzüm kıp kırmızı kesildi. Müthiş derece de utançlık hissine kapılmıştım. Hemencecik kalktım. Kendimi kampüsün yeşiline attım. Bulduğum ilk ağacın dibine oturarak az önce yaşadığım o duygu karmaşasını üstümden atmaya çalıştım. Temiz hava iyi gelmişti. Bir parça olsun rahatlamama olanak sağlamıştı.

 

Artık ders vakti gelmişti. Dersliğime doğru yol aldım. Bir kaç kişi dışında pek de fazla kişi yoktu. Her yeri görebileceğim bir yere yerleştim. Çok geçmemişti ki sınıf yavaş yavaş dolmaya başlamıştı. Neredeyse herkesin yüzünde heyecan okunabiliyordu. Bir biri ile önceden tanışanlar, ilkokul arkadaşı çıkanlar birbiri ile sohbet ediyorlardı. Bende bir etrafa göz gezdirdim tanıdık bir yüz bulabilir miyim diye ama etrafta tanıdık bir yüz göremiyordum. Kapıdan girenlere odaklanmıştım sıkıntıdan. Kimseyle tanışma lütfunda da bulunmuyordum. Tanıdık biri gelir umudu ile kapıyı seyre dalmıştım. Derken çok geçmeden o geldi. Demin kafede göz göze geldiğim o duyguların yaratıcısı içeri girdi. Birden irkildim tekrar aynı karmaşık duygulara esir oldum. Ne yapacağımı bilmez bir vaziyette olduğum yerde kalakaldım. Hemen önümdeki boşluğa yerleşti. Gözleri yetmezmiş gibi artık kokusu da beni benden almaya gelmişti. İsmini öğrenmek için can atıyordum ama bu utangaçlıkla sormaya da cesaret edemiyordum. Çok geçmeden telefonu çaldı. Hemen belli etmeden telefonu dinlemeye koyuldum. Arayan kişi annesiydi. ‘Zehra’ m’ dedi telefon açılır açılmaz. Adını öğrenmiştim. O artık benim Zehra’mdı.

 

Dersler o gün için bitmişti. Ne yapacağımı düşünmeye çalışıyordum ancak zihnim durmadan Zehra’nın peşinden gitmeye beni zorluyordu. Ben de buna hiç karşı gelmiyordum. Ders sonunda Zehra sabahki kafeye gitmişti yine. Ben de sabahki masama yerleştim ve gene çay söyledim. Bir yandan çayımı yudumluyorum bir yandan da belli etmemeye çalışarak Zehra’yı izliyordum. Yaklaşık yirmi dakika geçmişti. 3. çayımı da söylemişken birden Zehra’nın yanına bir erkeğin yaklaştığını gördüm. Yüreğime bir hançer sağlanmıştı sanki. Zehra’ya ayakta bir şeyler söyledikten sonra yanıma doğru yaklaştı. Zehra’nın yanına yaklaştığından beri gözlerimi hiç üzerinden ayırmamıştım. Neden bu kadar düşman gibi baktığımı soracağını düşünürken yanıma geldi. “İbrahim, kardeşim nasılsın?” bir anda duraksadım. İyice bakınca ortaokul arkadaşım Ahmet olduğunu fark ettim. “Ooo Ahmet kardeşim, iyiyim sen nasılsın.” dedim. Hem şaşırmış, hem de sevinmiştim. Ahmet çok düzgün bir çocuktu çünkü. “Ben de iyiyim. Gelsene bizim masaya?” diyerek Zehra’nın oturduğu masayı gösterdi. Aşırı heyecanlanmış ve bir o kadarda sevinmiştim. “Rahatsız etmeyeyim.” demekle yetindim. “Yok canım ne rahatsızlığı. Hem Zehra ile aynı sınıftaymışsınız. Adım kadar eminim ki sınıftan hiç kimseyle tanışmadın.” bunları söylerken yüzündeki kinayeli gülmesi ve beni bu denli tanıyor ve unutmamış olmasına çok sevindim. Hiç itiraz etmeden masalarına doğru yol aldım.” Zehra, ortaokul arkadaşım İbrahim. İbrahim, Zehra’da liseden arkadaşım.” diyerek bizi bir birimizle tanıştırdı. Gerçekten çok sevinmiştim çünkü Ahmet asla kötü arkadaşlıklar kurmazdı. Arkadaş konusunda çok seçici davranırdı ve müthiş bir yüz okuyucuydu. İnsanın duygularını yüzünden hemen okuyabiliyordu. Kendisi de tıp fakültesini kazanmıştı. Sohbet bayağı koyulaşmıştı. Zamanın nasıl geçtiğinin farkında dahi değildim. Sohbet sonlarına doğru Ahmet bir dernekten bahsetti. “İbrahim biz birkaç kişi ile bir dernek kurduk. Derneğimizin amacı kenar mahallelerinde yaşayan yardıma muhtaç insanlara elimizden geldiğince yardım etmek. Seni de aramızda görmek isteriz.” dedikten hemen sonra Zehra söze girdi. “Sen de katılırsan mutlu olurum.” dedikten sonra yanakları kızardı. O an büyülenmiş gibiydim. Onayladım hemen katılmayı. Birlikte derneğe doğru yola koyulduk. Derneğe katılmamış kutlamak istediler ve Zehra’da kutlama için bir iki şey almaya çıktı. O sırada Ahmet bana dönerek ” Zehra’dan hoşlandın” dedi gülerek. Hemen atıldım ben de “Yok ne alakası var” dedim. “Hadi hadi iyisin yine o da senden hoşlandı.” dedi. Yüzüm o sırada bana ait değildi sanki kıpkırmızı olmuştum bir anda. Tek kelime etmedim. Ahmet’te tek kelime konuşmadı. 3 kişi daha geldi derneğe beraber hazırlıkları tamamladık. Dernekteki herkes bir birinden iyi yürekli insanlardı. Kutlamamızı yaptıktan sonra derneğin amacı ve kurallarının yazılı olduğu bir listeyi okumaya başladı Ahmet. Derneğin kurucusu da zaten Ahmet’ti.

 

Dernek varlığını aktif bir şekilde devam ettiriyordu. Dernek sayesinde Zehra’yla aralıksız her gün vakit geçiriyorduk. Derneğin reklamını yapmak için bir yatırım gerekiyordu çünkü birkaç öğrencinin verdiği birkaç kuruş, bir iki ailenin ihtiyaçlarını zar zor görüyordu. Yatırımcıyı bulmak için herkes kollarını sıvamıştı. Zehra’yla beraber bizde yatırımcı arama işine girişmiştik. Ancak tanınmayan böylesine bir derneğe kimse yardıma yanaşmıyor, bizi insanların duygularını kullanan deyim yerindeyse dolandırıcılıkla itham ediyorlardı. Kimsenin artık umudu kalmamıştı. Ancak bu reklama da ihtiyacımız vardı. Artık Ekrem Dayımın yanına uğramam, ondan yardım istemem farz olmuştu. Bu düşüncemi Ekrem Dayımdan Zehra’ya bahsederek ona açtım. O da konuşmamda yanımda yer alacağına söz verdi.

 

Ekrem Dayım tüccardı. Köy köy gezer köylülerden süt, peynir, yoğurt, tereyağı, yumurta, bal vs. Köylülerin ürettiği ürünler satın alıp kendine ait dükkanlarında satardı. Her köyün ve hanenin kendisine özgü kodları mevcuttu. Aldığı ürünlerin üzerine bu kodları işler alınan malda sorun çıkması halinde o haneden bir daha alışveriş yapmazdı. İşinde çok iyiydi bu yüzden ve bu sayede de çevrede bayağı sayılan ve güvenilir bir tüccardı. Fazlaca mükemmeliyetçi biriydi. Benle arası da çok iyiydi taki hukuk okumayı istiyorum diyene kadar. Kendisi eski bir avukattı. Karıştığı birkaç olay ve gençliğinde iktidara karşı gelmiş olması nedeniyle cezaevinde yatmış ve çıktığı zaman da üniversite diplomasını yakarak tüccarlığa başlamıştı. Beni de kendisine benzettiği için hukuk okumama aşırı derecede karşı çıkmıştı ve sonunda da bana düşman kesilmişti. Ekrem Dayımın evinin önüne geldik Zehra’yla. Evde olduğunu biliyordum. Her pazar öğleden sonra evden ayrılmaz nargilesini yakarak o haftanın kar – zarar hesaplarını yapmaya koyulurdu. Tereddütlü bir biçimde kapıyı çaldım. Kapıyı açan yengem oldu. Beni karşısında gördüğünde bir hayli şaşırmıştı çünkü bir yılı geçmişti onların kapısını çalmayalı. Bizi içeri buyur etti. Yanımda Zehra’yı da görünce yüzündeki şaşkınlığın yerini sevinç aldı. “Hoş geldiniz.” dedi sevinçli bir biçimde.

“Hoş bulduk yengecim. Nasılsın iyi misin?”

“İyiyim iyiyim. Siz nasılsınız?”

“Bizde iyiyiz yengecim tanıştırayım arkadaşım Zehra.” Zehra mahçup bir şekilde “Memnun oldum efendim.” dedi. Yengem aramızda arkadaşlıktan öte bir şeyler olduğu düşüncesine kapılmıştı. Yüzündeki o alaylı gülümsemesinden belliydi. “Ben de memnun oldum hanım kızım. Maşallah pek de güzelmişsin. Rabbim nazarlardan saklasın.” Zehra’nın yüzü kızarmıştı birden. “Dayım içeride mi yenge?” diye sorarak yengemin bizi ayaküstü sohbetinden alıkoyarak içeriye davet etmesini ve konuyu kapatmasını sağladım. “İçerde İçerde. Çalışma odasında hesaplarını yapıyor. İçeriye buyurun ben de senin geldiğini haber vereyim.” diyerek bizi içeriye davet etti. Dayımın evi çok büyüktü. 3 katlı bahçeli bir evdi. Salona geçtik. Dayım geldi içeriye hemen kalkarak elini öpmeye gittim. Yüzü pek bal satmasa dahi elini öpmeme izin vermişti. Bu da büyük bir başlangıç sayılırdı.” Nasılsın dayıcım?” diyerek halini sormaya koyuldum.

“İyiyim iyi. Sen nasılsın diye sormayacağım ne de olsa beni dinlemedin.”

“Yapma dayıcım ne olur. Biliyorsun ki en büyük hayalimdi hukuk fakültesi. Hem sende hukuk fakültesi mezunu değil miydin”

“Öyle ama başıma neler geldiğini iyi biliyorsun.”

“Yapma be dayıcım senin başına geldi diye benim başıma da mı gelecek aynı şeyler.”

“Bak oğlum sana oğlum diyiyorum çünkü benim hiç evladım olmadı. Şu hayatta tek akrabalarım var onlar da annen ve sen. Oğlan dayıya çeker ve ne yazık ki sende kendi gençlik yıllarımı görüyorum. Bir kere benim gibi idealist birisin ve yine benim gibi sivri dillisin. Senin de otoriteye karşı geleceğini çok iyi biliyorum. Şimdi gelmezsen bile ileride mutlaka geleceksin.”

“Bilemiyorum dayıcım. Ama en çok da haksızın, garibanın yanında dimdik durabilmek için seçtim bu bölümü.”

“İyi sen bilirsin ama inşallah ileride dayım demişti demezsin.” dedikten hemen sonra konuyu değiştirebilmek için Zehra’ya dönerek “Hanım kızım arkadaşın mı?” dedi. Bu konunun konuşulmasından rahatsız olduğu belliydi. “Evet dayıcım. Okuldan arkadaşım. Zehra” Tanışma faslı bittikten sonra yengem bize çay getirmişti. Dayımla aramızdaki buzlar yavaş yavaş eriyor gibiydi. Öyle havadan sudan konuşurken kalkış vaktine doğru artık dernek için dayımla konuşma vakti gelmişti.

“Dayıcım bir konu hakkında seninle konuşmaya gelmiştik aslında.”

“Çıkar bakayım ağzındaki baklayı.”

“Dayıcım bizim bir derneğimiz var. Öyle iktidarla siyasetle falan uğraşmıyoruz. Sadece ihtiyaç sahibi ailelere temel gıda yardımında bulunuyoruz o kadar. Bu derneğimizin büyümesi için de reklama ihtiyacımız var ve reklamı yapabilmemiz içinde bir sponsor gerekli. Düşündüm de senden başka sponsor aklıma gelmedi.”

” Tamam sponsor hatta derneğinize üye olurum. Ancak bir şartım var: asla siyasete Bulamayacaksınız. ” bizim için çok cazip bir teklifti çünkü siyasete bulaşma gibi bir niyetimiz yoktu zaten.

” Tamamdır dayıcım tamamdır. O halde biz müsaadenizi isteyelim.”

” E artık barıştığımıza göre hanım kızımla dayının ziyaretine sık sık gelirsin. “

” Gelirim dayıcım gelirim.” diyerek dayımın elini öptüm ve yengemle de vedalaşarak Zehra’yla birlikte ayrıldım.

 

Bir ay olmuştu okula başlayalı ve tabii ki Zehra’mla da tanışalı. Dayımla olan imtihanım kolay geçmişti. Zaten beni hiç kıramazdı. Dayımın hiç evladı olmamıştı ve tek kardeşi de annemdi. Ben de evin tek oğlu olunca nazım geçerdi. Zehra’yla birlikte derneğin yolunu tutmuştuk. Bu güzel haberi diğerleriyle paylaşmaya gidiyorduk. Yol üstü kutlama için bir kaç atıştırmalık aldık. Tam ümidimizi kesmişken dayımın bize katılması yeni yatırımcıların habercisiydi. Dayıma güvenen çoktu şehirde çünkü. Zehra’yla derneğin önüne geldik. Herkes dernekteydi. Kimsenin dayımla konuşmaya gideceğinden haberi yoktu. Ahmet bizi sevinçli görünce her şeyi anlattık ve kutlamaya başladık.

 

Kutlama sonuna gelmiştik. Zehra’yla bir kafeye oturmaya gittik. Siparişlerimizi verdikten sonra Zehra konuşmaya başladı.

“Yengen aramızda bir şeyler olduğunu zannetti herhalde.”

“Yok mu zaten aramızda bir şeyler.”

“İbo ne diyiyorsun! Şaka yapma Allah’ını seversen.” içime bir yük oturmuştu sanki. Ne yapacağımı bilemedim. Sahteden bir gülümsemeyle “Tamam, tamam” dedim ve geçiştirdim. Kalkana kadar da tek kelime konuşmadım. İstesem de konuşamazdım zaten. Hayat, insana birçok duyguyu birkaç dakika içinde yaşatabiliyormuş. Daha az önce sevinçten havalarda geziyorken şimdi ise yüreğimin orta yeri acıyordu. Kalktıktan sonra da vedalaşmadan başka bir konuşma olmadı aramızda.

 

Sabaha kadar tek bir damla uyku girmemişti gözüme. Tüm gece Zehra’yı düşünüp durdum. Acaba beni sadece dernekten ve okuldan arkadaşı mı görüyordu? Yok ama sadece arkadaşı olarak görse benimle bu kadar çok vakit geçirmezdi. Dernekte benden başka Ahmet, Hüseyin ve Tarık da var. Gerçi bunların hepsi farklı fakültelerde. Ama of!

 

Düşünceler bu denli zihnimi kemirirken kalkıp kendim için bir çay suyu ocağın üstüne koydum. Hava turuncumsu bir renkle kaplanmış, gök yüzü pırıl pırıldı. Suyum kaynamıştı çayımı demledikten sonra balkona çıktım. Kısık sesle bir de müzik açtım. Müziği kendim seçmedim. Rastgele bir tanesi açıldı.

“Başın öne eğilmesin
Aldırma gönül aldırma
Ağladığın duyulmasın
Aldırma gönül aldırma”

İnsanoğlu mutlu olduğu zaman şarkının müziğini üzüntülü olduğu zaman ise şarkının sözlerini daha çok dikkate alırmış. Bir nebze olsun rahatlamak için çıktığım balkonda da düşünceler peşimi bırakmamıştı. Sabahattin Ali’nin bestelenmiş bir kaç şiiri peş peşe çaldıktan sonra başka müzikler çalmaya başlamıştı. Balkonda gökyüzünü seyre dalmıştım. Güneş dağların ardında yavaş yavaş yüzünü göstermeye başlamıştı. Doğrulup içeriye geçtim. Bir duş alıp kahvaltı yaptıktan sonra üniversiteye gidecektim.

 

Üniversiteye gelmiştim. Zehra’yı ilk gördüğüm zaman gölgesine sığındığım ağacımın gölgesine sığındım tekrardan. Biraz oturmuştum ki dernekten Tarık geldi yanıma. Elinde karton bardakta iki çay da vardı.

“Selam, sanırım biriyle dertleşmeye ihtiyacın var. Berbat görünüyorsun çünkü.”

“Selam. Biraz canım sıkkın başka bir şeyim yok ya. Sağ ol”

Yanıma otururmuş benim  gibi sırtını ağaca yaslamıştı Tarık.

“Peki öyle olsun” dedikten hemen sonra gülerek bana döndü ve şunları ekledi:

“Ama eğer ağlamak istediğin bir omuza ihtiyaç duyarsan omuzlarım sana her zaman açık.” Biraz olsun keyfim yerine gelmişti. Tarık’la öyle havadan sudan muhabbet ediyorduk. Birbirimizi sadece bir aydır tanıyorduk belki ancak hayatımda gördüğüm en iyi insanlardı.

 

 

Tags:
Paylaş
4 Yorum
  1. Âwdil 6 ay önce

    Hoş geldiniz.Tebrik ederim şiirlerinizin bir kısmını okudum,gayet başarılıydılar.Keza bu hikaye de öyle.Kaleminiz daim olsun.

  2. Erguvan_ 6 ay önce

    Hoşgeldiniz zahiri teheyyüç bey. Bir çok şiirinizin seslendirme yapılacağına eminim. Yolunuz açık olsun.

Bir Cevap Bırakın

© 2021 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account