Screenshot_20210913-094321_Gallery

 

Bismillâhirrahmânirrahim

Tâ-Hâ / 131. Ayet

وَلَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ اِلٰى مَا مَتَّعْنَا بِه۪ٓ اَزْوَاجًا مِنْهُمْ زَهْرَةَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا لِنَفْتِنَهُمْ ف۪يهِۜ وَرِزْقُ رَبِّكَ خَيْرٌ وَاَبْقٰى

Onlardan bazı kimselere verdiğimiz dünya hayatının süsü ve debdebesinden ibaret olan geçimliklere gözün kaymasın! Biz bu nimetlerle onları imtihan ediyoruz. Unutma ki, Rabbinin senin üzerindeki nimeti ve âhirette sana vereceği rızık hem daha hayırlı, hem çok daha devamlıdır.

1|

Yol odur ki yolcusu yok. Yol yoktur ki bekleyen yolcusu çok. İmtihan çalınca kapıyı, açık seçik yollar bir an da kocaman kayalarla çıkmaz bir sokağa çevirir yolu. Yol vardır ki imtihan nedir bilmeyen kişi o yolda yürümeyi bilmez. Bu yol ki hâk yoludur.

Bir gönül de yaprak dahi kıpırdamıyorsa o gönülden kork oğlum: derdi annem. Ne mübarek kadın. O zamanlarda annemin ne demeye çalıştığını kâti sûrette anlamazdım. Bir gönül de yaprak dahi kıpırdamıyorsa ne demek diye düşünür dururdum. İnsan, bazen bazı şeyleri vakti gelmeden anlamaz, anlayamaz. O zamanlar anlamadığım bu cümleyi şimdi iliklerime kadar hissediyordum. Yaprak dahi kıpırdamayan gönül, bir nevi çöldür. Çölde ağaç olmaz ki yaprak olsun… Peki bir gönül nasıl çöle döner? Gönlün gıdası sevgidir. Sevgisiz bir kalp, kurur çöle döner. İçinde nefretten, kinden, hasetten, şeytani duygulardan fazla pek bir şey yoktur. Ben bugün o şeytani duygulara yakından şahit oldum. Hepsi üzerimdeydi çünkü. Oysa kimsenin nefretini körükleyecek bir davranışım olmamıştı. Haset edecekleri bir insan değildim. Kin beslemeleri için bir neden yoktu. Onlar şimdiye kadar belki de hiç konuşmadığım insanlardı. Fakat onların korkunç okları tam da beni gösteriyordu. Ben Rabbine layıkıyla kulluk etmeye çalışan bir faniydim sadece. Tek gayem bu din uğruna mücahitçe direnişimi sürdürmek. Gün gelip O’nun huzuruna çıktığım da ise başımı eğmeden durabilmek. Onlar benim bu gayemden vazgeçmemi istiyorlar. Onlar yaşama sebebimden vazgeçmemi istiyorlar.

”Vallahide Billahide başımı veririm de yine de dinimden vazgeçmem! Rabbim sen bu kuluna yardım et. Sen yardımcım ol Allah’ım…”

Yüreğim her ne kadar başı dik dursa da, omuzlarım da dünyanın yükü varmışçasına eğikti. Eğik durmak yakışmazdı bu kula. Oturduğum banktan ayaklarımı yere sertçe basarak kalktım. Bu bir nevi güç almaktı. Ben tek değildim. Yanımda tek bir kişi dahi olmasa Rabbim bana yeterdi. Ben yine yarın kalkacağım ve o okula gideceğim. Yıldı diyenlere inat, yoruldu diyenlere inat, dinimi yarı yolda bırakmadan sertçe basacağım adımlarımı yere.

Sonbahar rüzgarları gömleğimden içeri fütursuzca süzülüyordu. Güneş batmış hava kararmaya yüz tutmuştu. Heybetli İstanbul bu vakitlerde daha da bir ihtişamlı oluyordu sanki. Bir de şu kalabalığı olmasa! Derin bir nefes alıp ayakkabı uçlarıma baka baka yürümeye devam ettim. Çok geçmeden oturduğum evin sokağına giriş yapınca, gözlerim bu sokağın güzelliğinde her seferinde olduğu gibi yine takıldı. Burası kitapçılarla dolu, oldukça sade fakat bir o kadar da kaliteli bir yerdi. Bu evi bulduğum da yıkık dökük dahi olsa sırf bu sokak için tutmaya kararlıydım. Nasip bu ya, evimde sokak kadar güzel çıktı… Kısa sürede tanışıp kaynaştığım kitapçılara selam verip evime doğru ilerlemeye devam ettim.

”Yağız Ali!” adımın zikri sokakta yankı yankı dolaşıp kulaklarıma ulaşınca arkamı dönüp, elinde tuttuğu kitapla bana bakan Seyfettin amcaya baktım. O burada ki en yaşlı kitapçıydı. Yaşı kadar yaşanmışlıkları da yaşlıydı. Onunla iki çay eşliğinde ettiğim sohbetlerin tadı dimağımdan hiç silinmez. İki adım da yanına varıp hürmetle başımı eğdim.

”Oğlum, istediğin kitabı bir sahaf dostumda buldum. Al bak…”

Önüme uzatılan kitaba baktım. İmam-ı Gazali Kalplerin Keşfi ilk basım… Gözlerim değerli bir hazineyi görmüşçesine ışıl ışıldı. Bundan eminim. Okumadığım bir kitap değildi. Fakat ilkler benim için daima önemliydi. Sevdiğim kitapların ilk baskılarını sahaf sahaf gezer arardım. İlk baskısı yoksa ikinciyi alırdım. O da yoksa üçüncü. Fakat bu nadir olurdu. Genelde ilk basımlarını zor olsa da bulurdum. Seyfettin amcadan kitabımı alıp, hayır duasını da aldıktan sonra iki katlı binanın alt katında olan evime giriş yaptım. Burayı yaz tatilinde bulup, taşınmıştım. Önceleri yurtta kalıyordum. Lakin orada ki oda arkadaşlarım ve onların yaşam şekilleri bana uymadığı için ayrılmayı tercih ettim. Şimdi ise daha rahatım. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra dünden kalan yemekleri ısıtıp öğrenci usulü bir sofra kurdum. Yemeğimi yerken akşam ezanı da eda edildi. Hızlıca bulaşıkları mutfak tezgahına dizip, abdest almak için banyoya girdim. Abdestimi de aldıktan sonra akşam namazımı kılıp, yaklaşan vize sınavlarım için genel bir tekrar yaptım. Çok geçmeden yatsı ezanı da okununca yatsı namazımı da kılıp, küçük ama oldukça sevimli balkonuma çıktım. Kitapçılar bir bir kapanmış, tek tük insanlar kalmıştı. Başımı gökyüzüne kaldırıp bir müddet yıldızları seyrettim. Evren Rabbimin varlığını haykırıyordu adeta . Tüm bu düzen, evren, insanlar O’nun varlığına bir delildi. Derin bir nefes alıp bir köşe de duran rahlemi önüme açtım. Kuran-ı Kerimimden rastgele bir yeri açıp okumaya başladım. Gün içinde ne yaşamış olursam olayım, günün sonunda Rabbimin bu sözleri yüreğime inşirah ferahlığı doğuruyordu. Şükürler olsun O’na… ne kadar süre Kuran okudum bilmiyorum. Fakat günün yorgunluğu üzerime bindikçe gözlerimi artık açık tutmakta zorlanıyordum. Kuran-ı Kerimimi kapatıp yüksek bir yere koyduktan sonra odama geçtim. Saatin kaç olduğuna bakmaksızın yatağıma girip, bugün ilk basımını aldığım kitabımdan bir sayfa açtım. Ve sadece tek bir söz okudum.

”Dünya bizden nefret ettiği halde biz onu seviyoruz. Bir de bizi sevseydi o zaman ne yapardık acaba?”

Hamd olsun göz boyamaya çalışan bu dünyayı bana sevdirmeyen Allah’a…

Gözlerim yarı açık yarı kapalı bir şekilde uyandım . Sabah namazına henüz vardı. Biliyordum, çünkü ne ezan sesi duymuştum ne de her ihtimale karşı kurduğum alarmım çalmıştı. Zaten beni uyandıran bu seste ezan sesiyle kıyaslanamayacak kadar kulak tırmalayıcıydı. Yavaş yavaş kendime geldikçe sesin ne sesi olduğunu da, kaynağını da çözüyordum. Yabancı ve oldukça gürültülü bir müzik sesiydi bu. Ve boş olduğunu düşündüğüm üst kattan geliyordu. Önce saate baktım. Gecenin üçüydü. Hiddetli yanım bu işe dur demem gerektiğini söylüyordu. Diğer yanım ise karışmamamı söylüyordu. Fakat bu gürültüde de uyuyamazdım. Derin bir nefes alıp yatağımdan kalktım. Lacivert kısa kolumun üzerine bir hırka geçirip çıktım evden. Evden çıkar çıkmaz kat boşluklarında yankılanan ses daha da şiddetli bir hal aldı. Adına müzik dedikleri bu rahatsız edici sesi nasıl dinlediklerini anlam vermeye çalışsam da veremedim. Başımı iki yana sallayıp yukarı kata çıkan merdivenlere yöneldim. Merdivenleri de çıkınca pek düşünme ihtiyacı duymadan kapıyı çaldım. Tahmin ettiğim gibi duymadılar. Elimi yumruk yapıp biraz daha sert vurdum. Fakat yine kimse duymadı. Sabrımın sınandığını hissederken bir elim cebimde, diğer elim sıkı bir yumruk şeklinde kapıda ve başım eğik bir şekilde kapıyı üç sert yumrukla tekrar çaldım. Önce müzik sesi kısıldı sonra ayak sesleri duyulmaya başladı. Hala başım eğik bir şekilde kapının açılmasını bekliyordum. Çok zaman geçmeden birkaç metalik ses eşliğinde kapı açıldı. Gözümün önüne gelen çıplak ayaklarla bakışlarımı başka bir yere çevirip öyle konuştum.

”Alt katta ki kiracıyım. Ve haddinden fazla gürültü yapıyorsunuz. Rahatsız etmek istemezdim ama müziğin sesini kısmanızı rica edeceğim.”

Cevap beklemiyordum. Karşımda ki bu kişi her kimse, hayır kısmıyorum dese de bir şey demeyip dönüp gidecektim. Fakat düşündüğümün aksine çok farklı bir şey söyledi.

”Neden yüzüme bakmıyorsun?”

İnce bir kadın sesiydi. Hoş muhatabımın kadın olduğunu ayaklarını görür görmez anlamıştım. Başımı kaldırmayışım bundandı. Cevap vermedim. O ise bu konu da ısrar etmeye devam edecek gibiydi.

”Aklını çelerim diye mi korkuyorsun yoksa? Merak etme tipim değilsin zaten…”

Sözlerin beraberinde gelen alaycı kahkaha elbette ki beni sinirlendirmedi. Sesinde ki tondan da anlaşıldığı üzere Allah’ın haram kıldığı içkiyi içmişti. Üzüldüm haline. Bilse hiç içer miydi? Bilse o aklı selimliği götüren içkiyi ağzına sürer miydi? Sükunetimi korudum. Aklı selim olmayan birine fevri çıkışacak değildim.

”Hepiniz aynısınız zaten. Kız yüz vermeyince etrafında pervane olursunuz. Kız kendini ucuzdan satınca da çöp gibi davranırsınız.”

Bir derdi vardı mutlak. Fakat daha fazla burada durmak istemiyordum. Doğru değildi. Ve doğru olmadığını bildiğim bir şey için ısrar etmekte bana göre değildi. Arkamı dönmüş gidecekken tekrar sesini duydum.

”Yüzüne bakılmayacak kadar çirkin miyim?”

Bu kez ses tonu hem sarhoşlu hem de ağlamaklı çıkmıştı. Arkamı dönünce tek bir saniye yüzüne değdi gözlerim. Bakışlarımı tekrar yere indirip cevap verdim.

”Allah’ın yarattığı hiçbir şey çirkin olamaz. Hayırlı geceler.”  

Tags:

Paylaş
4 Yorum
  1. Erguvan_ 3 hafta önce

    Gerçekten çok güzel bir anlatım kaleminize sağlık. Devamını bekliyorum.

  2. Erguvan_ 1 ay önce

    Devamı gelecek mi? Çok beğendim iki kere okudum devamını geldimi diye kontrol ediyorum:))

Bir Cevap Bırakın

© 2021 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account