319efa83ae3ccdd09db3682cf43da815d7bc882d65bcd920cf2579c589630

(Dikkat! bu bölüm +18 öğeler içermektedir. Lütfen bunu göz önünde bulundurarak okuyunuz. İsterseniz burayı atlayabilirsiniz. Tercihinize kalmıştır.)

Karanlığın içinde bir el bileğimi kavradığı gibi beni kendine çekti. Öyle çok sıkıyordu tenimi, adeta bileğimi koparacak kadar güçlüydü. Bedenim beni kendine çeken ele karşı koymak için çırpınırken onun sesi yankılandı kulaklarımda. Koray Demir.

-Benden kaçamazsın güzelim. Benim olacaksın!

Gözleri bedenimi gizleyen karanlığın içinde uğursuzca parlarken bana dokunan ellerine karşı koymaya çalıştım.

-Hayır. Dokunma. Bırak’

İğrenç nefesi yüzüme vurduğunda kaçabilmek için can havliyle çırpındım.

-Yardım edin. Biri bana yardım etsin!’

Uzandığım yataktan sıçrayarak açtım gözlerimi. Az önce gördüklerimin sadece bir rüya olduğunun bilinci ile sıkıntılı bir nefes aldım. Bakışlarım loş ışığın aydınlattığı odanın tavanına dikildiğinde kısa bir an kendi odamda olduğumu sandım. Fakat benim odamın tavanı bu kadar geniş değildi. Uzandığım yatakta halsizce doğrulmaya çalışırken yatağın bitişiğindeki pencereden havanın hala aydınlanmamış olduğunu fark ettim. Bu kısa bir uykuda olduğumu gösteriyordu. Ya da çok daha uzun.

Sırtımı yatak başlığına dayayıp tam anlamı ile doğrulabildiğimde yatağın karşısındaki koltuğa tünemiş gölgeyi fark ettim. Gölge tünediği koltuktan kalkıp bana doğru yaklaştığında zihnim bana uğursuzca hala o kâbusun içinde olduğumu fısıldayıp duruyordu. Gölge gittikçe yaklaşırken ellerim sıkıca yatağın çarşaflarını kavradı. Bedenim korkuyla gerilip titriyordu. Gözlerim ise karşılaşmaktan korktuğu o manzarayı görmemek için hızlıca kapandı. O kadar korkuyordum ki rüyanın da etkisi ile hıçkırıklarla ağlamaya başlamıştım.

Koluma dokunan eli can havliyle ittiğimde artık yalvarıyordum.

-Yapma. Yalvarırım. Ba-bana dokunma’

Gözlerimden akan yaşlar yanaklarımı ıslatırken duyduğum sesle kendime geldim.

-Sakin ol küçük melek. Burada kimse sana zarar veremez.’

Gümbürdeyen kalbim duyduğu sesle rahatlarken sıkıca kapadığım gözlerimi tedirgince açtım. Oydu karşımdaki. Koray değildi. Gümüş grisi gözleri endişeyle doluydu. Eli hala titreyen bedenimi yatıştırmak istercesine saçlarımı okşuyor gözlerini bir an olsun üstümden çekmiyordu.

-Şimdi daha iyi misin küçük melek?’

Bakışlarım onun güven veren gözlerine dikildiğinde sakince başımı salladım. Ardından zor da olsa konuştum.

-Ö..özür dilerim. Seni karanlıkta öylece görünce bir başkası sandım.’

Elleri hala saçımda geziniyordu. Gelip yanıma oturduğunda titreyen bedenim onun gölgesinde soluklanıyordu. Loş ışıkta parlayan bakışları sanki içimi görürcesine yüzüme dikildiğinde sakin bir edayla konuştu.

-Özür dilemene gerek yok. Ama bu sıradan bir korkuya benzemiyor. Biri sana zarar mı veriyor mu küçük melek. Onunla ilgilenmemi ister misin?’

Söylediklerine karşılık gözlerine bakmaya devam ettim. Orada bulduğum güven öylesine dinlendiriciydi ki bu bile bana fazlasıyla yetmişti. Peki ona söylemeli miydim? Ya beni yanlış anlayıp iğrenç bir insan olduğumu düşünürse. Ya o da babamın bana inanmayacağı gibi inanmazsa. Bunu yapmayacaktım. Şu an ona yaşadıklarımı anlatmak kesinlikle doğru olmazdı.

Sıcacık dokunuşu ve ferah kokusu içime işlerken bakışlarımı yüzünden ayırmadan derin bir nefes aldım ve konuştum.

-Hayır öyle bir şey değil. İyiyim ben. İyi olacağım’

Gümüş grisi gözleri bana pek de inanmamış bir ifadeyle parlarken konuşmaya devam ettim.

-Eğer benim için bir şey yapmak istiyorsan beni kabul et. Senden sadece bunu istiyorum. Hayatımda kendim için seçebildiğim tek insan sensin. Sen de beni istemezsen yok olurum’

Söylediklerim onu şaşırtmıştı. Kesinlikle bunu beklemiyordu. Saçlarımdaki eli donup kalmıştı. İkimizde hiçbir söylemeden öylece birbirimize bakıyorduk. Gözlerindeki o sert ifadeyi ve o ifadenin altındaki gelgitli düşünceleri adeta kendi zihnimde hissediyordum. Dingin bir sessizliğin ortasında ikimizde kalakalmıştık. Aramızdaki sessizliği ilk bozan o oldu.

-Neden ben küçük melek? Ben hayatımdaki insanlara beladan başka hiçbir şey getirmedim. Neden bana ait olmayı bu kadar çok istiyorsun?’

Sorguladığı şeyler için cevabım o kadar hızlı ve netti ki şaşkınlık yüzüne asılı kalmıştı adeta.

-Beni yalnızca sen koruyabilirsin.’

-Kimden? Neyden koruyabilirim?’

Elim onu ilk gördüğüm andan itibaren dokunmak için yanıp tutuştuğu teni bulduğunda kalbim göğüs kafesimi zorlayacak kadar hızlı atıyordu.

-Kabusumdan. Karanlığımdan.

Parmaklarım yeni çıkmış saklarının üzerinden yanağını okşarken yüzlerimiz farkından olmadan birbirine yaklaşıyordu. Gözleri yüzümdeki her noktayı dikkatle inceliyor ve kendi içinde bir karara varmaya çalışıyordu. Bunu görebiliyordum. Sonunda o kararı verebildiğinde ise yüzlerimiz arasında çok küçük bir boşluk kalmıştı.

-Bana ait olmak senin lanetin olur küçük melek. Hasret kaldığın cennete artık istesen de gidemezsin. Bunu hala istediğine emin misin?’

Güçlü alnını alnımda hissediyordum.

-Ben zaten gidecek bir cennet aramıyorum ki.

Dudaklarım onun alev gibi yanan dudaklarını bulduğunda varlığını ruhumun derinliklerine kadar hissedebiliyordum. Ve öyle güzel bir histi ki bu onu ömrümün sonuna kadar kalbimin acıyla dolu derinliklerinde saklayacaktım.

Yanağına temas eden parmaklarım usulca ensesine doğru kayarken burnundan alıp verdiği hızlı nefesler tüm sıcaklığı ile dudaklarımı sarıyordu. Tecrübesiz öpücüklerim dolgun dudaklarını arşınlıyor ve onu bütünüyle benimsemek istiyordu. O da bunu fark etmiş olacak ki çok geçmeden bana karşılık vermişti. Dişleri alt dudağımı hafifçe ısırdı ve geri çekildi. Hızlı alıp verdiğimiz nefesler birbirine karışıyordu. Güçlü elleri belimi kavrayıp beni kucağına doğru çekerken fısıldadığını fark ettim.

-O halde cehenneme hoş geldin küçük melek. Artık istesen de gidemeyeceksin bunu bil.’

Söyledikleri ile kalbim dört nala atmaya başlamış neredeyse göğüs kafesimi zorluyordu. Bacaklarım belinin etrafında iki yana açılmış kalçam ise dizlerinin üzerindeydi. Elleri belimi sıkıca tutuyor ve tenimi adeta dağlarcasına okşuyordu. Bu o kadar farklı bir duyguydu ki nasıl anlatmalıydım bilmiyordum. Sanki o benim yıllar önce kaybettiğim bir parçamdı ve şimdi onu bulmanın ve her şeyimle tamamlanmanın mutluluğunu yaşıyordum. Nefeslerimiz birbirine çarparken onunla aynı tonda fısıldadım.

-Öp beni o halde. Ben her şeyi unutana kadar.’

Sıcak dudakları aniden dudaklarımı kapattığında ona sıkıca sarılarak beceriksizce karşılık vermeye çalıştım. Fakat o çoktan konrtolü eline almıştı bile. Bedenimdeki elleri beni kaslı gövdesine sıkıca yapıştırdığında belindeki bacaklarımı sıktım. Artık aramızda kıyafetler dışında hiçbir engel yoktu. Teninden yayılan erkeksi koku hormonlarımı önüne geçemeyeceğim bir başkaldırı ile ayaklandırmıştı.

Bu zamana kadar böyle bir şey yapabileceğimi bile bilmeyen ben şimdi tenimi ruhumu ve arzularımı bir adamla paylaşıyordum.

Elleri elbisemin altından dikkatle bacaklarımı okşadığında odada keskin bir inleme sesi duyuldu. O kadar ince ve istekli bir sesti ki bunun bana ait olduğunu anlamam zaman almıştı. Ardından boynuma inen dudaklarından belli belirsiz bir kıkırtı duyduğuma emindim. Benim tecrübesizliğim onu güldürüyor muydu? Öfkeyle kaşlarım çatılırken bulduğum ilk yere kalın omuz başına dişlerimi geçirdim ve onu ısırdım. Bu sefer odada yankılanan inilti kesinlikle ondan başka birisine ait değildi.

Fakat bu durum belimi tutan ellerin beni sıkıca kavrayıp havalandırması ile sonuçlanmıştı. Bedenim tiz bir çığlıkla yumuşak yatağa çarpıp onun güçlü gövdesine doğru sektiğinde yatağa uzanmış ve güçlü bedeni bacaklarımın arasına çoktan sızmıştı bile.

Üzerimde tıpkı bir yunan heykeli gibi dikilirken yakışıklı yüzünde oldukça eğlenceli bir ifade vardı. Açıkça onu ısırmam hoşuna gitmişti ve bu durum ona saklamaya bile gerek duymadığı bir zevk vermişti. Beynim onunla ilgili düşüncelerle dolup taşarken elleri çoktan tshirtünün eteklerini bulmuş ve tek hamlede çıplak tenini tıpkı bir sanat eseri gibi ortaya sermişti.

Köprücük kemiğinden Adonislerine kadar tek kelime ile mükemmeldi. Beyaz teni odaya vuran ay ışığında parlıyor ve onu olağanüstü bir varlık gibi gösteriyordu. Ona neden kurt dediklerini şimdi anlıyordum. Çünkü tıpkı beyaz yeleli asil bir kurt gibiydi. Hem korkutucu hem de bir o kadar çekici.

Güçlü gövdesi tüm çıplaklığı ile üstüme uzandığında ellerimi ona dokunmaktan alı koyamıyordum. Dudakları yeniden dudaklarımı bulduğunda ona sıkıca sarılıp tırnaklarımı kıvrımlı sırtında gezdirdim. Sert hatları o kadar pürüzsüzdü ki onu keşfetmeyi arzulamak sanki doğuştan gelen bir dürtü gibiydi.

Dudaklarımdan daha aşağıya inen sıcak ağzı elbisemin dekoltesi üzerinden taşan göğüslerimde ıslak izler bırakırken gövdemi istemsizce ona doğru kaldırdım. Dudakları tenimi hafifçe ısırdığında bir kez daha tutamadığım bir inleme koy verdim. Bunun hoşuma gittiğinin farkındaydı. Bu yüzden seri hareketlerle elbisemin fermuarını arıyordu elleri. Fakat yerini bulamamış olacak ki odanın içinde bir homurtu ve sert bir yırtılma sesi duyuldu. Bu ses şüphesiz ki elbisemden başka bir şeye ait olamazdı. Ardından tenimden aşağı doğru kayan kumaş parçasından tek hamlede kurtuldu. O kadar hızlıydı ki bunu göğüslerim tüm çıplaklığı ile gözler önüne serildiğinde anlamıştım. Yanaklarım utançla kızardığında yüzündeki bakışlarımı kaçırdım. Fakat çok geçmeden çenemdeki yumuşak tutuş yeniden gözlerimi onun gümüş grisi irisleri ile buluşturdu.

-Utanma küçük melek. Ne kadar güzel bir varlık olduğunu kendinde görmelisin.’

Kulağımı okşayan yumuşak sesi öyle tahrik edici bir etki yayıyordu ki içim tutkuyla ürpermişti. Sıcak nefesi göğüs uçlarıma vurduğunda heyecanla derin bir nefes aldım. Ardından sol göğsüm ıslak ağzı tarafından sarıldığında dudaklarımdan kopan çığlığa engel olamadım. ,

Dudakları göğsümü belli belirsiz seslerle emerken ensesindeki ellerimle onu kendime doğru bastırıyordum. Yaramaz ağzının her darbesinde kanım damarlarımdan lav misali akıyor ve kasıklarımda tarifi imkansız bir boşluk hissettiriyordu.

Dudakları diğer göğsümle de aynı dikkatle ilgilendiğinde kasıklarımdaki çarpıcı ihtiyaçla bacaklarımı bedenine daha sıkı kenetledim. O kadar büyük bir sancıydı ki hissettiğim bundan nasıl kurtulacağımı bile bilmiyordum.

Dudakları ıslak izler bırakarak karnımdan daha aşağıya indiğinde sıkıntıyla yutkunmadan edemedim. Parmakları siyah iç çamaşırımın üzerinde dolanıp daha önce hiç kimsenin dokunmadığı derinlikleri okşarken kendimden geçmiştim. İnce örtünün üstünden kadınlığıma temas eden elleri yumuşakça beni okşarken derin bir nefes alarak inledim.

Parmakları iç çamaşırının iki köşesinden sıkıca tutup tenimden sıyırdığında yüzüm yine alev almıştı. Fakat yine de ona güveniyordum. O benim canımı yakacak birisi değildi. Ve olmayacaktı da.

Sıcak nefesi bacaklarımın iç kısımlarında gezinip ıslak izler bıraktığında gözlerim yüzünden bir an olsun ayrılmıyordu. Zira tutkuyla yanan gözleri o kadar güzeldi ki o gözlere baktıkça kendimi ilk kez bir kadın gibi hissediyordum. Hem de her şeyimle. Fakat dudaklarını kadınlığımda hissetmemle gözlerim şokla açıldı. Çaresizce onu omzundan tutmaya çalışırken fısıldadım.

-O-orası o-olm-‘

-Innnggg.’

Daha cümlemi bitiremeden boğazımdan keskin bir inilti yükselmişti. Ya da çığlık. Dili derinliklerimi arşınlarken gözlerim yaşadığım ilginç deneyimle kocaman açılmış omzunu iten ellerim ise şimdi ensesinde konumlanmış onu şehvetle bedenime doğru bastırıyordu.

Her hareketi içimdeki her darbesi beni daha önce hiç bilmediğim bir diyara doğru götürüyor ve adeta bulutların üstünde uçmamı sağlıyordu. Kahretsin bunu nasıl yapabiliyordu böyle. Darbeleri gittikçe hızlanırken kalın ensesindeki ellerim yumuşak saçlarını bulmuş onu tüm gücümle kendime doğru çekiyordum. Hızlanan nefeslerimle zirveye doğru giderken sonunda o önümde uzanan pembe bulutların üzerindeydim. O kadar ilginç ve eşsiz bir deneyimdi ki buna nasıl bir tepki vermem gerektiğinin bile farkında değildim.

Bedenimi okşayan elleri yeniden usulca yukarı çıktığında gözlerim dudaklarında asılı kalmıştı. Bana az evvel ki muhteşem yolculuğu yaşataan yegane şeydi bu dudaklar. Bakışlarımdaki şaşkınlığı ve tutkuyu gördüğünü biliyordum. Fakat bununla birlikte beni tutkuyla öpebileceği kesinlikle aklımdan geçmemişti. Dudaklarındaki tuzlu ve aynı zamanda tatlı aromayı hissettiğimde istemsizce titredim. Geri çekildiğinde yüzüne şaşkınlıkla bakan ifademe içten bir kahkaha ile güldü. Gerilen yanaklarının ortaya çıkarttığı derin çukurlar yakışıklı ifadesine bir o kadar da sevimlilik katıyordu. Fakat yine de gülüşü beni eğlendirmekten çok endişeye düşürmüştü. Elleri bacaklarımı okşarken boynumda dolanan dudakları hafifçe kıpırdadı ve kendinden memnun bir ifade ile yükselen sesi duyuldu.

-Bu kadar masum olman gerçekten canımı yakıyor küçük melek. Seni her şeyinle sahiplenmek istiyorum.’

Kalbim sözleri ile alt üst olmuş gözlerim akmak için direnen yaşlarla mücadele ediyordu. Fakat bu mücadele ben daha savunmamı yapamadan ince bir hıçkırık sesi ile son bulmuştu. Hıçkırıklarım hızla artıp koca bir duygu fırtınasına dönüştüğünde üstümdeki iri beden yanıma uzanmış güçlü kolları ile beni dört yanımdan sarıp sarmalamıştı. Elleri saçlarımı büyük bir şefkatle okşarken bir yandan da içimi ferahlatan bir ses tonuyla mırıldanıyordu.

-Şşşş geçti küçük melek. Ağlama. Hiç kimsen olmasa bile ben yanındayım.’

Ciğerlerimi dolduran odunsu koku ruhumda eksikliğini hissettiğim ne varsa yerini usulca dolduruyor ve ben daha farkına bile varamadan parçalanmış benliğimi bir bütün haline getiriyordu. Hıçkırıklarım derin nefeslerle son bulduğunda bedenimi sıkıca saran kollarla aramda mesafe bırakıp onun yüzüne baktım dikkatle. Gözleri kapanmış elleri ise hala kendinden habersizce saçlarımı okşuyordu. Yüzündeki huzurlu ifadeden ve derin nefeslerinden uyuduğu anlaşılıyordu. Çok yorgun olmalıydı.

Buradan bakınca kesinlikle yaramaz bir çocuğu andırıyordu. Dolgun dudakları bir erkeğe göre fazla kırmızı gibiydi. Belki de berelendiği için böyle görünüyordu. Şu kesindi ki o ne olursa olsun benim için her zaman en mükemmel insan olacaktı. Varlığı o kadar sıcak hissettiriyordu ki önceleri yalnızlığın ayazında donmaya alışkın ruhum şimdi de onun sıcaklığına alışmaya başlamıştı. Ve bu bana hiç olmadığı korkutucu geliyordu. Çünkü yalnızla üşümek beni asla eksik hissetirmeyecekti. Fakat bu sıcaklık eğer bir aksilik olursa kesinlikle kendini en küçük zerresine kadar kalbimi parçalayarak belli edecekti. Ve eminim bu çok acı verici olacaktı.

Lütfen. Lütfen öyle olmasın.

Tags:
Paylaş
0 Yorum

Bir Cevap Bırakın

© 2022 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account