İtbarak

                           İTBARAK

Fanko göçebelerden ve itbaraklardan iyice korkmuştu. Efsane olarak bildiği varlıklarına inanmadığı itbarakların gerçek oluşu onu dehşete düşürmüştü. Dostu Estige’ye bakarken Güneş Feneri’nin kütüphanesinden aldığı kitaplardan biri dikkatini  çok çekmişti. Ünlü düşünür Arçina’nın medeniyetler tarihi adlı el yazması kitabının bir kopyasıydı. Arçina bütün hayatını medeniyetlerin tarihini araştırmaya adamış biriydi. Ejderhalar, cadılar, kurtlar, göçebeler, amazonlar, periler ve hatta itbaraklar. Arçina itbaraklar üzerine çok fazla araştırma yapmasına rağmen net bilgiler elde edememişti. Daha fazla araştırma yapmak adına eski topraklara gitmiş ve bir daha kendisinden haber alınamamıştı. Kitapta itbaraklar ile ilgili yazan şeylerden birisi eskiden cin oldukları bir kara cadı tarafından büyü ve lanetler ile vahşi bir canavara dönüştürülmesiydi. Dostu Estige’ye bakıp

            “ İnanabiliyor musun dostum, eskiden senin benim gibilermiş. Gerçi Arçina duyduklarını masallaştırmasıyla ünlü bir düşünürdür o yüzden buna pek inanasım gelmiyor” dedi.

Estige uzun ak sakallarını okşayıp kukilatasını çıkardı ve fanko’nun sırtını sıvazlayıp

            “ Aslında bu bir efsane, daha düne kadar sende itbarakların efsane olduğunu düşünüyordun, bugün canlı kanlı karşındalar. Büyük dedemin anlattıkları doğru ise bu olay on binlerce yıl önce olmuş” dedi.

Fanko şaşkın bir şekilde bakıp

            “ Yani bu konu hakkında bilgin var öyle mi” dedi.

Estige

            “Bilgi veya duyum neresinden bakacağına bağlı ama evet var” dedi ve önündeki ateşe biraz daha odun atıp oturduğu kayada arkasına yaslandı ve anlatmaya başladı.

            “ büyük dedem derki, gerçi oda dedesinden duymuş, onun dedesi de kendi dedesinden. Cehennem Savaşı bittiğinde iblis yeni düzeni getirmişti. On iki krallık, perilerle milyonlarca yıl süren savaşların nedeni olan bu toprakların lanetli olduğunu düşündü ve toprakları paylaşmak yerine boş kalmasının daha hayırlı olacağına karar verdiler. Bazı krallıklar oraya eski topraklar dedi bazıları lanetli topraklar. Sen hangisini söylemek istersen öyle söyle dostum” dedi.

Fanko gürleyen ateşin üzerinde pişen keçiyi unutmuş Estige’yi heyecanla dinliyordu.

            “ orada çok fazla uğursuz canlı var, lanetli topraklar adını fazlasıyla hak ediyor” dedi.

Estige hafiften tebessüm edip anlatmaya devam etti

            “  Cehennem Savaşından sağ kalan devler, kara cadılar ve ejderhalar bu toprakları kendileri için yaşanacak ve toparlanacak bir ev olarak gördüler. Yeni hayatlarını kurabilecekleri yeni bir ev. Sanırım o şartlarda çokta mantıklı görülebilirdi. On iki krallıkta, krallara yön veren aileler vardı bugün olduğu gibi. Büyük ailelerdi bunlar. Bazılarının binlerce askerleri vardı. Tabii bu da bazı küçük ailelerin büyümesi ve gelişmesine izin vermezdi. Bu neden ile on iki krallıktan çeşitli aileler irili ufaklı gruplar halinde eski aaaaaaa özür dilerim dostum senin deyimin ile Lanetli topraklar da yaşamak için kafileler ile buraya göç ettiler. Bazıları kuzeye, bazıları güneye, bazıları doğuya ve bazıları batıya yerleşti. Tabii ki büyük dedem böyle anlatırdı bize. Denir ki ; bu aileler zaman içersinde çoğaldılar ve büyüdüler. Üstelik geldikleri terk edilmiş bu topraklar çok zengindi. hem yer altında hem yer üstünde. Altınlar, gümüşler, bakırlar, demirler, elmaslar,zümrütler, dağlar, ovalar, nehirler, göller cennetten bir parça gibiydi adeta. Zaten atalarımızın periler ile savaşmasının nedeni de bu topraklardı. Ancak bu zenginlikler göç eden ailelere yetmez olmuştu. Bazıları devasa şehirler kurarken, bazıları da savaşlardan yorgun düşmüş ve savaştan uzaklaşmak için göçebe hayatlar tercih etmişti. Göçebe yaşayan aileler çok büyük bozkırlarda yaşamaktaydılar taaa ki büyük kıtlık gelene kadar. Ovalar ve bozkırlar bütün cömertliğini geri çekmişti. Hayvanlarını besleyemez hale gelen göçebe ailelere birde surlarının içinde rahat yaşam süren ailelerin baskıları vardı. Savaştan kaçan göçebeler ölüm ve yaşam arasında bir karar verdiler, en azından hayatta kalabilmek için savaşacaklardı. Onlarca göçebe kabilesi birleşip şehirleri tek tek avlamaya karar verdiler. Nitekim de başarılı oldular. Bazen aynı şehri iki, üç bazen de beş, altı defa yağmaladıkları olurdu. tabiki farklı zamanlarda. O kadar çok erkek ölmüş ki, kale kapılarında nöbet tutacak er kişi bulamaz hale gelinmiş. Onlarca şehirde durum bu vaziyeti aldığında kadınları eğitmek için askerler kiralanmaya başlanmıştı. Zaten iyi birer silahşör ve savaşçı olmasalar bu kadar zaman hayatta kalamazlardı. Litspan işte bunların arasında en ünlüsüydü. Görünüş olarak heybetli değildi. ince, uzun bir yapısı vardı. Kılıcını her savurduğunda siyah dalgalı saçı bir gözünü kapatırdı, öbür gözü ise ateşe atılacak kömür kadar karaydı. Teni ise göçebelerin bozkırda hasret kaldığı buğday taneleri gibiydi. Tabii ki büyük babamın hikayeyi anlatışı bu şekildeydi” dedi.

            Fanko anlatılan bu hikayeyi gözünde canlandırıyordu. Soluk almak için duran Estige’ye sabırsızca

” hikaye gerçekten çok ilgimi çekti, peki sonrasında ne anlattı büyük baban” dedi.

            Estige

” Sabırsızlanma dostum, ateşimiz sönmeden hikaye bitmiş olacak meraklanma. Litspan kendi eğittiği elli askeri her zaman yanında bulundururmuş. Ne eksik, ne fazla. Haaaaa bir de toprak renginde vahşi bir köpeği varmış yanında. Köpek ona o kadar düşkünmüş ki Litspan nereye giderde gitsin onunla mutlaka gidermiş. Savaşlar dahil. Geceleri koyun koyuna yatarlarmış. Kılıcını kim kiralar ise oraya köpeği ve elli askeri ile gidermiş. Kalesinde askerlik yapacak er kişi bulamamış Kerponian şehrinin kralı Gullion. Şehrindeki kadınları eğitmek için çağırmış Litspan’ı. Kimsenin hayal dahi edemeyeceği büyük hazineler vermiş Litspan’a. Hatta eğittiği ordunun başında savaşı yönetmesini istemiş. Tabii ki Litspan bu teklifi kabul etmemiş. Buraya sadece askerleri eğitmek için geldiğini savaşta kendi başlarına olduğunu söylemiş. İki ay sonunda bütün askerlerin hazır olacağını söylemesine karşılık şehirde yedi ay kalmış. Bunun nedeni ise kral Gullion’un güzeller güzeli yeğeni Osisia’dan başkası değildi. Denir ki kılıç eğitimi sonrası bir ağacın altında uyumuş Litspan. Uyandığında köpeği İdnes yanında yokmuş. Köpeği onu asla yanlız bırakmadığı için bu durumdan şüphelenmiş ve kılıcına davranıp etrafı kolaçan etmiş. Az ileride ormanın içlerinde bir kadın sesi duymuş. dikkatlice oraya doğru gittiğinde o vahşi köpeklerle oynuyormuş Osisia. İdnes ilk defa kendisinden başka biri ile oyun oynuyormuş. Bu duruma şaşıran Litspan bir süre izlemiş kadın ve köpeği. İlk defa orada fark etmiş Osisia’nın kızıl saçlarını, beyaz tenini ve yeşil gözlerini. Kalbinde alışık olmayan bir heyecan hissetmiş. Aslına bakarsan Osisia da onun dikkatini çekmek için oynuyormuş İdnes ile. İşte böyle başlamış bu büyük aşk. Bu ikili, özür diliyorum düzeltmem gerekirse üçlü her eğitim sonrasında buluşur olmuşlar. Şehirde iki ay kalmayı planlayan Litspan eğittiği bu askerlere komuta edip dört saldırıyı bertaraf etmiş. Kerponian şehrinin kadın savaşçıları dilden dile, kulaktan kulağa diğer şehirlere de yayılmış. Hepsi kendilerine birer silahşör bulup kadınlarını eğitmeye başlamışlar. Bazıları başarılı olmuş, bazıları başarısız. Ancak Kerponian şehrinin başardıkları kısa sürede efsaneleşmiş. Litspan’ın savaşçılarını yenemeyeceğini düşünen göçebeler devlerden ve kara cadılardan yardım dahi almaya başlamış, hiç birinde başarı sağlayamamışlar. şehrin duvarları dimdik ayakta kalmayı başarmış. Gün geçtikçe büyüyen aşkın dedikodusu da tabiki bir çok şehirde duyulmuş. Göçebelerde bile. Göçebelerin kiraladağı kara cadılardan biri olan ve güzelliği ile Osisia’ya nispet yapan Etteel de varmış. Etteel esmer tenli siyah saçlı ve kömür gözlüymüş. Sağ dudağının üstündeki ben ise onun güzelliğine bir de cazibe katıyormuş. Litspan’ın dikaktini dağıtıp huzursuzluk çıkarması ve içeriden haberleri göçebelere getirmesi istenmiş. Etteel yeni görevini duyduğunda önce şaşırmış ancak verilen ücret karşısında kabul etmiş” dedi ve yanındaki kahu şarabından bir yudum içti.

            Fanko

” vay canına, bu gerçekten çok heyecanlı. Sonunu gerçekten çok ama çok merak ediyorum ” dedi.

Estige dostuna bakıp gülümsedi ve

” Sabırlı ol dostum. Dediğim gibi ateş sönmeden bu hikaye bitecek. Nerede kalmıştım hmmmm heeehhhh hatırladım. Ettel ivedilik ile hazırlıklarını tamamlayıp Kerponion şehrine gitmiş. Göçebelerin ailesini öldürdüğünü obasını yağmaladıklarını ailesinden kimsenin sağ kalmadığını söylemiş. İçinin intikam ile yandığını ve eğitim alıp şehri korumak istediğini söylemiş. Zaten askere ihtiyacı olan kral Gullion bu teklifi kabul etmiş. Yeteneklerinin denenip ona bir eğitim programı uyulanması istenmiş. Kılıçta, ok atmada ve teke tek dövüşlerde çok aşağıda olan Etteel ile bizzatn Litspan’ın ilgilenilmesine karar verilmiş. İşte hikaye burada karışıyor dostum. Çünkü Etteel beklenemdik bir şekilde aşık olmuş Litspan’a. Her geçen gün bir tutkuya dönüşmüş. Litspan ve Osisia’nın aşklarını hergün görmek zorunda kalması ona dayanılmaz bir işkence olmuş. Litspanı kendisine bağlamak içinde eline her gün fısat geçiyormuş. Bire bir eğitimler de ona cilve yapsada işe yaramamasına da ayrı öfkeleniyormuş. En sonun da en yetenekli olduğu kısımı kullanmaya karar vermiş. Etteel iksir yapımında çok ustaymış. İlk hedefi Ossia ile Litspan’ın arasını açmak için iksirler hazırlamış. Litspan’a içirdiği iksir ile onu Ossia’dan soğutmayı başarmış. Daha sonra ise hazırladığı iksir ile onu kendine aşık etmeye başlamış. Litspan her geçen gün Etteel’e biraz daha bağlanmaya başlamış. Bu iksiri ne yapıp edip bir şekilde Litspan’a içirmen lazım, başka türlü bu sihirin etkisini bozamayız demiş. Osisia eğitim saatinde elindeki su tulumunu Litspan’a içirmeyi başarmış ve bir kaç gün içinde sihirin etkisi bozulmuş. Durumu Litspan’a tek tek anlatan Osisia eskisi gibi aşkla bakan gözleri görmüş” dedi.

Fanko

            ” vay canına müthiş bir hikaye bu. Devamını merak ediyorum. Ettel’e ne oldu peki dostum”dedi.

Estige

            ” Bekle dostum az kaldı. Bu sırada Osisia bir kaç kez bayılmış, bir kaç kezde midesi bulanmış. Durumu Sigron’a anlatan Osisia ummadığı bir cevap almış. Sigron gülümseyerek Osisia’ya bakıp görünüşe göre hamilesin Osisia demiş. Litspan ve Osisia mutluluktan havalara uçmuş. Tabii ki Etteel de unutulmamış. Ondan kurtulmak için birşeyler planlamışlar. Bir akşam gizlice Etteel’i takip etmişler. Etteel şehrin dışında bir kaç göçebe ile konuşurken baskın yapmışlar. Litspan ve İdnes göçebleri öldürmüş ama Osisia da bir kılıç darbesi almış ve yere düşmüş. Litspan tek aşkı Osisia’nın öldüğünü sanmış. Ettel’e saldırmış ancak Ettel sihir ve büyü ile Litspan’ı kilitlemiş. Litspan haraket edemez hale gelmiş. Yaptığı büyü ile İdnes’i de ağır yaralamış ve sonra Litspan’ı çözmüş. Şimdi hangisini kurtaracaksın sevgilim kadının mı can dostun mu demiş. Litspan her ikisine de koşmuş. Osisia’nın nefes almadığını görünce dostu İdnes’e koşup sarılmış. Öfkelenen Etteel, şu köpek kadar sevmedin beni, kadının hamileymiş benim gibi. her iki çocuğunu da göremeyecksin artık. Madem bu köpek senin için benden daha değerli ikinizin ruhu artık bir olsun. Bundan sonra ikinizin ruhu da bedeni de tek beden ve tek ruh olacak. O vahşi köpeğin vahşiliğini ölünceye dek yaşayacaksın dedi. Sadece sen değil bütün eğittiğin kadınlar ve askerlerin de öyle olacak dedi. Yaptığı tılsımlar ve büyülerler kaledeki herkes de yarı köpek yarı insan bir hale büründü. Litspan ise nefretle dolmuştu. Bu durumun intikamını almak için bütün kara cadılar,devler ve göçebelere savaş açtı. sayıları günden güne arttı. çığ gibi büyüdüler. Birde Osisia var ahhhhh Osisia, sarası ağırdı ama olayı uzaktan izleyen Sigron onu kendi çalışma odasına götürdü ve tedavi etti. Osisia bu da intikam ateşi ile yanıyordu. Kendi eğittiği kadınlarla birlikte kuzeye kız adasına yerleşti. Burada onlarında sayıları arttı, çoğalmak için kaçırdıkları erkekleri kullandılar ama aşk yasaklanmıştı. Osisia bu konuda çok hassasdı. işte dostum İtbarak ve Amazon hikayesinin başlangıcı budur. kimilerine göre bir efsane kimilerine göre gerçek”dedi.

Fanko

” inanılmaz bir hikaye bu. Tüylerin diken diken oldu” dedi.

Estige

”  evet dostum ve şu an gitmeye çalıştığımız tek yerde bu lanetli topraklar. Orada göreceğiz, esfane mi gerçekmi” dedi.

Fanko

“ Bu kadar güzel bir hikaye efsane olamaz bence”

Estige

“ Her efsane de biraz da olsa abartı vardır dostum”

Fanko

“ Peki ya kara cadıya ne oldu. Hamile olduğunu söylemiştin. Çocuğuna ne olduğunu çok merak ettim doğrus.”

Estige

“ Aslında bir oğlu olduğu söyleniyor ve torunlarının hala hayatta olduğunu biliyoruz.”

Fanko

“ Yani sen tanıyormusun torunlarını. Kim olduğu biliyormusun”

Estige

“ Belki biliyorumdur, beklide bilmiyorumdur. Bildiğim tek şey her iki çocuğun da torunlarının hayatta olduğudur”

Fanko

“ Ya Osisia’nın çocuğu. O na ne oldu. “

Estige

“ Bu da başka bir hikaye, ancak büyük babamın anlattığına göre, Osisia çevresindeki bütün kadınları toplamış. Önceleri yaşadığı şehir olan Kerponian şehrini savunmak için onları eğitmiş ve şehrin savunmasını yapmış. Çok uzun sürmüş bu savaşlar. Yıllar süren bir dönem olmuş. Tabii ki çocukta bu şehirde büyümüş. Babasına benzeyen bir erkek çocuk.  Adı da İdneses olmuş. Kaleye çok daha fazla göçebe saldırmaya başlamış. Osisisa ve eğittiği kadınlar esir tuttukları bazı göçebe erkeklerle berabet kuzeye gitmişler. Onları ağır işlerde ve sadece üreme için kullanmaya başlamışlar. Çocouk evet çocuk ise simyacı Sigron a emanet edilmiş. Onun kimin soyundan geldiğinin bilinmemesi için Sigron uzun çabalar vermiş. Denir ki Sigron İdneses’i kızlarından biri ile evlendirmiş. Tabii ki bu bir söylenti.

Fanko hikayeden o kadar zevk almıştı ki bitmemsi için sorular soruyordu dostuna. Estige’ye daha da yaklaşıp

“ Peki itbaraklar yani Osisia ve Litspan savaşmışmı sonradan yada kavuşmuşlar mı.”

Estige

“ Sanırım hayır dostum. Yine büyük babamın anlattığına göre, itbaraklar kuzeyde canlı gördükleri her şeye saldırmışlar. Göçebeler ve amazonlar da dahil. Amazonlar kuzeye Kız Adasına yerleştikten sonra bile akın akın saldırılara uğramışlar. Ancak Osisia bölgenin coğrafi avantajlarını kullanıp adayı savunmuş ve daha sonra denizi aşıp itbaraklara baskınlar düzenlemiş. Denir ki Osisia ve Litspan bir savaşta birbirlerini öldürmüşler. Litspan sevdiği kadını boğazından ısırmış Osisia da son bir gayret ile elindeki hançeri Litspan’ın kalbine batırmış. Litspan kalbine yediği hançerden sonra iki damla göz yaşı dökmüş. Bazılarına göre bu sevdiği kadının acısından bazılarına göre ise hançerden dolayı çektiği acıdan. Sen hangisine inanmak istersen ona inan genç dostum.” Demiş.

Fanko

“ vay canına bu gerçekten duyuduğum en heyecanlı hikayeyedi.” Demiş

En sonunda ateş sönmüş ve Estige dediği gibi hikayeyi bitirmiş.

 

 

 

 

 

 

Tags:
Paylaş
0 Yorum

Bir Cevap Bırakın

© 2021 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account