20201101_003938_0000

I – Dilhun

Başlama tarihini ve saatini yazar mısın.

Parmaklarımı kırışmış alnımda gezdirip ağrısını almak istercesine baskı uyguladım

Parmaklarımı kırışmış alnımda gezdirip ağrısını almak istercesine baskı uyguladım. Fazla işe yaradığı söylenemezdi fakat baskı uygularsam da geçecek gibiydi. Ağrıyı fazla umursamadan karanlık ve dar caddede adımlarımı hızlandırdım. Sanki karanlık sokak beni yutacakmış gibi sessiz ve sakindi. Çarçabuk yürüdüğüm yol bittiğinde kendimi sahilde buldum. Dalgaların verdiği senfoniyi hissetmek istercesine gözlerimi kapattım, zihnimi istila eden düşünceler o nağmeyi hissetmem konusunda beni geride bırakıyordu. Sıkkınca soluyup sahil topraklarını adımlayarak denize yaklaştım. Ayağımdaki ayakkabıları çıkarıp kenara attım, yeni yeni soğumaya başlamış kum taneleri ayağıma serin bir his bırakıyordu. Hafiften esen rüzgâr saçımı yüzüme yapıştırdığında saçımı geri itip denize doğru yürüdüm. Adımlarım benden bağımsız gibiydi ve ben zihnimle kalbim arasındaki tuhaf çizgide ilerliyordum. Ne tuhaftır ki o çizgide boğuluyordum.

Çok fazla yükün altındaydım ve ben bu yükte fazlasıyla ezilmiştim. Bunda en büyük etken ailemdi. Diğer etken ise zorladıkları evlilikti. Aklıma gelen düşüncelerle akan gözyaşlarım ardı sıra yanağımdan süzülüp kayboldu. Hafiften yalpalanarak düşündüğüm yere biraz daha yaklaştım. Birazdan ölüp gitsem yaşadıklarımın sonunu ardımda bırakacaktım. Huzurun kıyafetini giymek zor olmayacaktı bu sayede.

Adımlarımı attıkça dalgalar bacağımda dans ediyor, tuhaf bir senfoniyi yanı başına getirdi. Kulağıma ulaşan sesle olduğum yerde durdum. Dalga sesini dinlemek, daralan ruhumu rahatlatmak istedim. Saatlerce kalabilirdim burada.

Geri döndüm, daha fazla burada kalmanın bir anlamı yoktu. Saatte epey geç olmuştu zaten. Ayakkabılarımı yerden alıp köşede duran arabama ilerledim. Eve gitmek istemiyordum lakin bir şeyler kaçmak çözüm değildi. Bu kaçışın sonu yine benim zararıma olacaktı.

Kapıyı yavaşça araladım. Evdeki sessizlikle çekingen adımlarımı içeriye soktum. Kapıyı kapatıp merdivenlerden çıkacakken arkamdan gelen sesle duraksadım. Bu ses duymayı istediğim en son sesti.

“Neredeydin Aymira?” Gözlerimi devirip arkama döndüm. Çatık kaşlarıyla bana bakan annemle göz göze geldim. Yüzündeki ifade canımı sıkacağa benziyordu. Zaten her defasında canımı sıkmaktan başka bir şey yaptığı da yoktu. Alışkındım bu tavrına, o yüzden onları geçiştirme gibi bir düşüncem yoktu. Geçiştirilecek kadarda kolay kadın değildi annem.

“Hava almam lâzımdı anne.” Annem cevabım karşısında soğuk tavrını biraz daha gösterdi. Yüzündeki gerilme ise istediği cevabı vermediğimdendi. Bakışları bedenimi bulduğunda ıslaklığımı fark edecek ki yüzünü buruşturdu. Islaklığımı es geçerek diğer soruyu sordu.

“Oğuz’la görüşmen vardı ve sen hava almaya çıktım diyor-sun. Sen beni deli etmeye mi çalışıyorsun Aymira? Şu haline bak yine ne yaptın kim bilir!” Tuttuğum nefesimi sertçe geri bırakıp “Oğuz’la görüşmek istemediğimi daha önceden size söylemiştim,” diyerek uzunca süre beni sıkıştırdıkları konuyu gün yüzüne çıkardım. Bu halimi ise göz ardı etmesine ayrı bir kırgınlık hissettim. Annem dediklerime karşın daha fazla sinirlendi. Yanıma gelerek öfkeli gözlerini gözlerime odakladı. Her defasında bunu yapıyordu ve ben anneme karşı ne cevap vereceğimi bilemez duruma geliyordum.

“Biz de sana Oğuz’la görüşüp nikâh tarihine karar vermeni söylemiştik. Madem siz konuşmuyorsunuz biz kararlaştırırız tarihi.” Düşüncesizce söylediği sözleri şaşkınlıkla dinledim. Bu fazla acımasızcaydı, annemde ise acıma hissinden hiçbir eser yoktu. “İstemiyorum anne. Bunda anlaşılmayacak ne var?” dedim sertçe. Bağırmak istemiyordum ama artık gücüm kalmamıştı. Sinirli bir insan değildim fakat bu gece sakinliğimi korumam imkânsızdı.

Daha fazla yanında durmayarak odaya çıktım. Kapıyı öfkeyle çarparak elimi saçlarımın arasından geçirip ensemde gezdirdim. Tuhaf bir döngü vardı hayatımda. Annemin beni böyle sıkıştırması canımı sıkmaya yetiyordu. Kendisi gibi olmamı istiyordu, bunda kendine de pay çıkarıyordu. Oğuz ve ailesi hem zengin hem de gözde ailelerdendi, oldukça itibar gören bir zenginlikti bu, annem bunu bile bile beni ona teslim etmek istiyordu. Oğuz’un beni sevmekten öte bir takıntıyla yaklaşmasını göz ardı ediyordu.

Zihnimdekileri bir kenara atıp banyoya geçtim. Üzerimdeki ıslaklıktan kurtulup açtığım sıcak suyun altına girdim. Bedenim sıcak suyla gevşediğinde biraz olsun rahatladığımı hissettim. An-nemi düşünmek istemiyordum.

Rahatladığımı hissedince suyu kapatıp çıktım. Pijamalarımı giyinerek yatağa girdim. En azından uykuda huzurluydum. Kapanan gözlerime itaat ederek uykunun kollarına teslim oldum.

“Aymira Hanım.” Kulağımın dibinde duyduğum sesle gözlerimi araladım. Şerife abla ile göz göze geldim. Şerife abla evde bize yardımcı olan çalışanlardan biriydi. “Efendim,” dedim uykulu bir sesle.

“Misafiriniz var.” Yattığım yerden doğrulup “kim?” diye sordum. Önce yüzünde bozulma oldu sonra ise isteksiz bir sesle “Oğuz Bey,” dedi.

“Gelirim birazdan.”

Başını sallayıp odadan çıktı. Saate baktığımda saat sabahın dokuzuydu. Büyük ihtimalle akşam gitmediğim için gelmişti buraya. Duygularımı bildiği halde annem gibi ısrar etmesi sinirlerimi bozuyordu. Saçlarımı toparlayıp salona geçtim. Oğuz berjerde oturmuş beni bekliyordu. Beni gördüğünde gülümseyerek ayağa kalktı. Gerçekçi olmayan gülümsemeyi yüzüme yerleştirip “hoş geldin,” diyebildim. Ona karşı kaba olmak istemiyordum, bana karşı hiçbir kabalığı ya da zorlaması olmamıştı çünkü. “Hoş buldum,” diyerek karşılık verdi. Tekrar yerine oturduğunda ben de hemen yakınındaki üçlü koltuğa oturdum. Bakışlarını üzerimde hissetmem rahatsız edici olsa da fazla umursamadım. Bir müddet sessiz kaldık, sessizliğimizi bozan Oğuz’un tok sesi oldu.

“Dün gece telefonunu açmayınca merak ettim seni. Kafede o kadar bekledim gelmedin.”

“Neden gelmediğimi biliyorsun Oğuz.” Ona daha önceden de ima etmiştim aramızda bir şey olamayacağını. Şimdi ise annemin istekleri onu heveslendiriyordu. Heveslensin, bana karşı bir şy hissetsin istemiyordum. Her ne kadar annemle bu konuda uzlaşamasak da Oğuz’un anlayış göstermesini isterdim.

“Ben sadece…” Sözü tamamlanamadan telefonu çaldı. Yanımdan ayrılıp köşeye geçerek telefondaki kişiyle konuştuktan sonra “benim acil çıkmam gerekiyor, sonra konuşuruz olur mu,” deyip kapıya yöneldi.

“Hadi görüşürüz.” Yanağımdan öpüp açtığım kapıdan hızla uzaklaştı. Tiksinircesine yanağımı sildim. Mutfağa geçtim, Şerife abla kahvaltı işiyle meşguldü. Yanına yaklaşarak “kolay gelsin,” dedim gülümseyerek. O da aynı şekilde gülümseyip “sağ olun, bir şey mi istemiştiniz?” dediğinde omuz silktim.

“Annemler nerede?” Elindeki bıçağı tezgâhın üzerine koyup “şirkete geçtiler,” dedi. Sinirden gülüp başımı iki yana salladım. Tabaktaki peyniri ağzıma tıkıp “kahvaltıyı siz yapın, benim çıkmam gerekiyor,” diyerek mutfaktan çıktım. Kahvaltıyı tek yağma gibi isteğim yoktu. Annemlerle bu konuda oldukça uzaktık. 27 yıldır hayatımda belki de on defa ancak beraber kahvaltı ya da akşam yemeği masasında oturmuştuk. Kendilerince işleri oluşu benim onlardan dolayı üzüldüğüm gerçeğini değiştirmiyordu.

Odama geçtiğim anda telefonumun çalmaya başladı. Tele-fonu komodinden aldığımda ekranda Gizem’in ismini gördüm. Açıp açmama konusunda tereddütsüz kaldığımda telefon kendiliğinden kapandı. Bu duruma sevinecekken tekrar çaldı. Onaylama tuşuna dokunup “efendim,” dedim. Sesinin tizliği, yüzümü buruşturmama neden oldu.

“Neredesin sen?” Bu tavrına gülümsedim. “Evdeyim,” dedim.

“O zaman beş dakikaya çık, geliyorum. Dışarıda kahvaltı yapalım.” Bunu demesiyle karnımdan gelen ses, Gizem’i onaylarcasına kulağıma ilişti. “Tamam,” diyerek telefonu kapattım. Dolabın başına geçip içinden rahat kıyafetler seçerek giyindim. Hafif bir makyajla hazırlanma işim tamamdı. Çok geçmeden kapı zilini duydum. Odadan çıkarak merdivenleri hızla indim. Şerife abla çoktan kapıyı açmıştı. Gizem bana bakarak gözlerini tehditkâr bir şekilde kıstı. Yanına ulaşıp “hoş geldin,” dedim.

“Kayıp arkadaşıma sonunda ulaşabildim.” Dediğine göz devirip peşinden yürümeye başladım. Kapının önüne park ettiği arabasına binerek sessizce önüme döndüm. Sessizliğimin en büyük zulmünü soru yağmuruna tutarak karşılıyordu, Gizem’in meraklı oluşu beni fena halde köşeye sıkıştırıyordu.

“Kim, kim buluşuyoruz?” Emniyet kemerini takıp bana baktı. Konuyu değiştirmem onu pek memnun etmedi. Ters bakış atıp “Barış, sen, ben bir de Oğuz,” dedi. Oğuz’un ismini duyunca istemsizce gerildim. Sabah görüşmüştük ve olanlardan sonra şimdide görüşmek nedensizce canımı sıktı. Yüzünü görmeye tahammül edemezken şimdi aynı masada kahvaltı yapacaktık. Gizem zaten ön plandaydı. Sanki hepsi bir araya gelmiş gibi evlenmem için psikolojik baskı uyguluyorlardı.

Mekâna geldiğimizde Gizem önden geçerek rezervasyon işini halletti. Ben de lavaboya geçerek bir müddet kendimi toparlamaya çalıştım. Elimi yüzümü yıkayıp aynada siluetime baktım. Zihnim bu düşüncelerle iyice giriftleşti. Peçeteyle yüzümü kurula-yıp lavabodan çıktığımda sanki adımlarım masaya ulaşmamak için yerinde sayıyor gibiydi. Görüş alanıma Oğuz girdi, gerildim. Ellerimle tişörtümü sıktım. Beni gördüğünde gülüşü daha çok çoğaldı.

Yanlarına ulaştığımda tek tek tokalaşıp oturdum. Oğuz hâlâ bana bakmayı sürdürüyordu. Bu durum karşısında önüme bakmayı sürdürdüm. Kendisine bakarsam bu durum benim zararıma olurdu biliyordum. Siparişleri verip beklemeye başladık. Masada dolanan sohbeti dinliyor, konuştuklarına pek katılmıyordum.

“Sınav işini ne yaptın Aymira?” Barış’ın bana yönelttiği soru ile bakışımı telefondan kaldırıp Barış’a sabitledim. Çayından bir yudum alıp cevap bekler gibi bana bakıyordu.

“Bir hafta var daha sınava.” Atamalar için gireceğim sınavlardan bahsediyordu. Atanabilirsem şayet sınıf öğretmenliği yapacaktım. Babamlar bu konuya da karışsa bunda kararlıydım. Şirkette çalışmamı istemişlerdi ama bunu sonra düşünürüm deyip geçiştirmiştim. Şu anlık ne olacağını bilmiyordum ama en azından kendimi bu konuda geri plana atmayı düşünmüyordum.

“Haldun abi şirkete gireceğinden bahsetmişti geçen gün.” Gizem’e dönüp “o konu muallakta,” dedim. Benim yerime babamın söz hakkına sahip olmasını istemiyordum bu yüzden çizgimi belirlemem, ona göre kendime bir düzen kurmalıydım. Konuyu kapattığımızda Gizem hızla araya girerek ortama farklı hava kattı.

“Bu gece toplanıyoruz değil mi?” Gizem’e bakıp “ben yo-kum,” dedim. Gizem bana ters bakış atıp “öyle bir cevap hakkın yok,” dedi. Şaşkınlıkla kaşlarım havalandı. Aniden ağzıma tıkılan sözlerle Gizem’i reddetme olanağım sıfıra indi. Herkes kabul ettiğinde benim bir cevap verme olanağım kalmamıştı.

Kahvaltıyı yaptıktan sonra Oğuz ile Gizem gitmeleri gerektiğini söyleyip yanımızdan ayrıldıklarında Barış ile baş başa kaldık. Barış yanıma daha çok yaklaştı, sorgular gözlerle bana bakmayı sürdürdüğünde biraz sonra cevabını isteyecekti. Geldiğimizden beridir sormak istiyordu ama onların yanında sormak istemediğin-den bu anı beklemek istedi.

“Neyin var Aymira?” Sorduğu soruyla omuz silkip gözlerimi bana bakan gözlerine odakladım. “Bilmiyorum,” dedim çekingen sesle. Cevabım tuhaf oluyordu son zamanlarda, neyim olduğunu da bilmiyordum zaten. “İçimi kemiren, beni mutsuzluğa iten duygu karmaşasındayım, Barış.”

Bedenimi kolları arasına alıp başımı göğsüne yasladı. Sıcacık bedeni bedenimi bir dost edasıyla sarıp sarmaladı. Barış öyleydi, her zaman sıkıntıma ortak olan tek kişiydi.

“Bana ne sıkıntın varsa anlatabilirsin, biliyorsun değil mi? Seni bir dost, bir abi ya da sen ne olmamı istiyorsan öyle dinlerim.” Bu dediğine gülümsedim. Bu sıcaklığa ihtiyacım varmış gibi rahatladım.

“Annemle babam,” dedim sitemkâr bir sesle. Onları dile getirirken gözlerim doldu. “Beni duygu karmaşasına sokuyorlar.” Barış kolumu sıvazlayıp “fark edebiliyorum,” dedi. Histerik bir gülüş peyda oldu dudaklarımın arasından. “Elimden gelen bir şey yok.” Başını sallayıp “keşke benimde elimden bir şey gelse,” dedi ve bedenimden ayrıldı.

“Hadi biraz kafa dağıtalım.” Ayağa kalktığında ben de kal-kıp peşinden yürümeye başladım. En azından şimdilik düşünmek istemiyordum. Barış hesabı ödediğinde kapıdan çıktığı anda hızla sırtına atladım. Barış bu tavrımı beklercesine hızla merdivenlerden inmeye başladı.

“Hadi kaptan uçur beni.” Kollarını açıp koşmaya başladığında kahkaha attım. Biraz döndükten sonra kapıyı açıp yavaşça yolcu koltuğuna oturttu beni. Kendisi de şoför koltuğuna oturduğunda göz kırpıp arabayı çalıştırdı. “Sen nasıl insansın?” Bana tekrar bakıp elini çenesine getirdi, sakalını sıvazlayarak ukala bir gülüş sergiledi.

“Bilmem, çoğu kızlar bana yakışıklı olduğumu söylerler.” Göz devirip koluna hafiften yumruk çaktım. “Egonun nereden geldiği belliymiş.”

Erkeksi bir kahkaha atarak “ne yaparsın, insan bu kadar yakışıklı olunca egosu da yanı başında geliyor,” deyip yanağımı sıktı. Bu haline kıkırdadım. Aslında Barış sadece benim yanımda böyle konuşurdu. Normalde böyle tavırlar sergileyen biri değildi.

“Senin kız işi ne oldu?” Dediklerimle yüzü düştü. Ellerini sıktığını beyazlaşan el boğumlarından fark ettim. Kızı az buçuk tanıyordum ama nasıl bir ilişkileri olduğunu fazla bilmiyordum. Bu yüzden Barış’ın soğukkanlılığına bir cümle bulamıyordum.

“Olmaması gerekiyormuş, olmadı.” Dudağımı birbirine bastırıp düz çizgi haline getirdim. Elinin üzerine elimi koyup “kaybeden o olmuş,” diyerek biraz olsun rahatlatmaya çalışsam da bu konuda kırgın olduğu belliydi. “Üzülme be, sana kız mı yok? Boy pos, yakışıklılık seni başka şekilde tanımış olsam nikâhı basardım,” diye devam ettiğimde azda olsa neşesi yerine geldi, gülümseyerek “üzülmüyorum,” dedi. Araba durduğunda gözlerim eve kaydı. Çantamı alıp arabadan indim. Barış camı indirip “akşam görüşürüz o zaman,” dedikten sonra camdan başını çıkardı. Yaklaşan bedenime yaklaşıp burnumu sıktı.

“Şu burnumla alıp veremediğin nedir acaba? Küçücük burnum senin yüzünden kocaman olacak.” Burnunu kırıştırıp “pekte küçük sayılmaz hani,” deyip güldü, elim ile burnuma dokunup ben de aynı şekilde Barış’ın burnunu sıktım.

“Hiç de bile. Minicik burnum var benim.” Yüzündeki alayvari belirti ile adımlarımı eve yönlendirdim. Barış’a doğru dönüp “akşam görüşürüz,” dedim ve eve girdim. Barış sayesinde kendimi bir nebze iyi hissetmiştim. Zaten Barış’la birlikteyken keyifsiz olmamın imkânı yoktu.

Saate baktığımda akşam on olmuştu. Yattığım yataktan kalkarak dolabın başına geçtim. Bu gece zorlanan davet etkinliği için kendime kıyafet ayarladım. Parlement mavi diz üstünde biten dekoltesiz bir elbiseye karar verdiğimde alttan siyah stiletto ayakkabıyı aldım. Üzerimi değiştirip saçlarımı dağınık topuzla kıyafeti-me uydurdum. Hafif bir makyajla hazırlanma işim tamamlandı. Telefonuma gelen bildirimle diğer eşyalarımı zarf çantaya koyarak odadan çıktım. Mesaj Gizem’e aitti. Çok bekletmeden evden çık-tığımda Gizem beni arabada bekliyordu. Hızla yanına giderek yavaşça yolcu koltuğuna oturdum.

“Ağaç oldum, meyve vermeme az kaldı.” Göz devirip “bir dakikada ne ağacı yavrum,” dediğimde burnundan soluyarak ara-bayı çalıştırdı. “Armut ağacı.” Yanağından öpüp “aşk olsun,” dedim. Koyu kırmızı rujlu dudağını büzüp “neyse armut esprisinin cezasını sonra veririm,” deyip müzik çaları açtı. Bu hali fazlasıyla Gizem’den uzaktı. Bir yanı çocuk gibiydi fakat kalabalık ortama girdiği zaman diğer ağırlığını koyuyordu.

Gizem’i süzdüğümde giydiği iddialı kıyafeti şaşırtmamıştı. Alev kırmızısı diz üstünden birkaç karış yukarıda bir elbise giymişti. Saçlarını benim gibi dağınık topuz yapmış, makyajı ise koyu bir hal almıştı. Açık giymeyi seven biriydi Gizem, fiziği de buna müsaitti. Güzel kızdı, benden beş santim uzundu. Ben fazla uzun değildim. Sarı saçlara ve mavi göze sahipti. İmrendirecek güzellikteydi ve ben bile bazen güzelliğine imrenebiliyordum. Kıskanmak değildi bu, sadece güzelliği beni bile etkileyebiliyordu. Kendime baktığımda ise kahverengi saçlara ve mavi gözlere sahiptim. Yuvarlak yüz hattım vardı, güzel miydim orasını ben bile bilmiyordum.

Barın önüne geldiğimizde arabadan indik. Gizem anahtarı valeye verip önden yürümeye başladı. Barın düz ve taşlı zeminini geçip geniş kapıdan içeriye girdik. İçerisi yine her zamanki gibi tıklım tıklımdı. Baş döndürücü etkisiyle Gizem’in koluna girdim. Gizem elini kaldırdığında ileride duran Barış’ta bize aynı şekilde el kaldırdı. Merdiven basamaklarını inip yanına ulaştık. Gizem Barış’a sarılınca ben de aynı şekilde sarıldım.

“Oğuz gelmedi mi?” Gizem’in sorusuyla Barış başını olumsuz şekilde salladı. Barış’ın da Oğuz’dan haz etmediği ortadaydı. Beraber buluşmalarımız dışında nadir bir araya gelirlerdi.

“Trafikte kalmış, on dakikaya burada olur.” Gizem başını sallayıp masada duran içkiyi alıp içti. Akabinde yanımızdan ayrılıp kalabalığın arasına karıştı. Barış’ta diğer arkadaşları ile sohbete daldığında kendimi tuhaf hissettim. Masanın üzerinde duran içki bardağını alıp bir dikişte içtim. Yanıma gelen garsondan birkaç bardak daha alıp onları da hızlıca içtim. İçkiye gelemeyen bedenim çok geçmeden sarhoş oldu. Çantamı alarak savsak adımlarla bardan çıktım. Birkaç beden bana yaklaştığında onlardan bir şekilde sıyrılıp temiz havaya kattım sarhoş bedenimi. Adımlarım barın arkasında yer alan sahil yoluna ulaştı. Ayağımdaki rahatsız edici topuklulardan kurtulup kumlu yollara ayak bastım. Bedenim yürü-dükçe savsakladı, fazla umursamayarak ayakta durmayı başarabildim.

Denize yaklaştığımda burnuma dolan okyanus kokusu ile gözlerimi usulca kapattım. Saçlarım rüzgârın verdiği esinti ile ahenkle dans etmeye başladı. Denizin kokusunu, huzur veren sesini seviyordum. Kısa sürede olsa beni hayattan soyutlamayı başarıyordu. Giriftleşen zihnime huzuru sunuyordu. Arkamda duyduğum sesle gözlerimi araladım. Arkama dönemeden bedenime sarılan elle irkildim.

“Benim,” diye fısıldadı. Oğuz’un sesini duymam bedenimin kasılmasına sebep oldu. “Ne yapıyorsun Oğuz?” Kolları arasından çıktım. Kaşlarım istemsizce çatıldı. Bu tavrının hoşuma gitmediğini biliyordu ama yapmaktan da vazgeçmiyordu. İnatlaşan bir yapısı vardı.

“Yanlış bir şey yapıyormuşum gibi davranıyorsun.”

“Doğru hareket mi peki bu yaptığın?” Üzerime doğru yürüdüğünde geriye adım attım. Elini saçlarının arasından geçirip sertçe soludu.

“Neden? Sonuçta biz…” Sözünü tamamlatmadan “biz diye bir şey yok,” diyerek bağırdım. Açık açık konuşmaktan başka bir seçeneğim yoktu. Bu gece bu konuyu konuşup kapatmak istiyordum. Bileğimi kavrayıp kendine çekti. Yüzü yüzüme yakındı, gözleri gözlerime değdiğinde bedenimde yakıcı bir ürperti oluştu.

“Sen ve ben, biziz Aymira.” Elimi elinden çekerek birkaç adım geriledim fakat buna izin vermeden belimi kavradı. “Değiliz,” diye fısıldadım. Sesim neden bu kadar korkak çıkmıştı bilmiyordum. “Bırak beni.” Bağırdım ama duymak istemezcesine bedenimi daha çok çekti kendine.

“Sen benimsin Aymira.” İğrenç kelimeleri dudaklarından çıktığında midemin bulandığını hissettim. “Bırak,” diye tekrar bağırdım. “Saçmalıyorsun şu an.” Histerik bir kahkaha attı, “ben mi saçmalıyorum?” diyerek devam etti. Bu tavrı beni korkutuyordu, normal değildi yaptıkları.

“Hadi gidiyoruz.” Kolumdan tutup çekiştirmeye başladığın-da bırakması için bağırdım ama beni duymuyordu. “Bırak, lütfen.” Durmayıp çekiştirdiğinde “bırak kızı!” diyen sesle durmak zorunda kaldık. Arkaya döndüğümüzde ileriden gelen adamla Oğuz’a baktım. Oğuz anlamsız gözlerle gelen adama bakmayı sürdürdü. Birkaç adımdan sonra biraz uzağımızda duran yabancı, kaşlarını çatıp Oğuz’a bakmayı sürdürdü. Aralarındaki bu sessiz hükme gözlerimle şahit oldum.

“Sen de kimsin?” Oğuz öfkeyle sorusunu yöneltince bu sefer yabancı konuştu. “Sana bırak diyor, duymadın mı?” Oğuz öfkeyle elimi sıktı. Elimi çekmeme izin vermeden birkaç adım ilerledi. Öfkeyle yabancı adama baktığında olanlar beni korkutuyordu. Şu an sadece buradan kurtulmak istiyordum, Oğuz’un iğrençliklerine tahammül etmek istemiyordum.

Tags:
Paylaş
10 Yorum
  1. Sofuoglu 6 ay önce

    ellerine emeğine sağlık canım ,okuyanın sesine sağlık çok güzel olmuş

  2. E.tomur 9 ay önce

    Yeni bölüm gelirmi hemen

  3. E.tomur 9 ay önce

    Kıza çok üzüldüm adama çok kızdım ama çok beğendim

  4. E.tomur 9 ay önce

    Sürükleyici anlatımınız var

  5. derindenizmavisi 10 ay önce

    Akıcı sadece ve etkileyici anlatımınız çok güzel sarıyor okuyucuyu. Emeğinize sağlık ?

  6. derindenizmavisi 10 ay önce

    Merhaba yazarım, kitabın ilk bölümü çok dikkatimi çekti,fırsat buldukça okuyacağım inşallah ?

  7. Sultan güleç 10 ay önce

    Ayy çok iyi bir kitap yeni bölüm bekliyorum yazarım ??

  8. Sultan güleç 10 ay önce

    Çok merak ettiğim bir kurgu oldu yeni bölüm bekliyorum yazarım ellerinize emeğinize yüreğinize kaleminize sağlık

  9. Sultan güleç 11 ay önce

    Yeni bölümler için çok bekletmeyin lütfen merak ettim cidden yureginize hayal gücünüze sağlık

  10. Sultan güleç 11 ay önce

    Ayy çok sevdim kitabı konusu anlatımı çok iyi tebrikler

Bir Cevap Bırakın

© 2021 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account