20210722_150229

1.BÖLÜM: Söz

Bu kitap gerçek bir hayat hikayesinden oluşmaktadır, kitaptaki kişilerin ve yerlerin isimleri değiştirilmiştir.

Keyifli okumalar.

Zamanın birinde  Mezopotamya’daki inci şehirlerin biri olan Şanlıurfa’nın  bir köyünde  Hasan efendinin  büyük kızının nişan töreni gerçekleşiyordu. Hasan efendinin büyük kızı, gözünün nuru en sevdiği kızı Sevilay nişanlanıyordu. Bir kaç yıla evden gelin olarak ayrılacaktı. Hani kaderdi ya kaderinizde varsa diliniz söz edemezdi öyle olmuştu. Sevilay kendisini istemeye gelip tamam dediği Halil ile nişanlanacaktı yüzükler takılacaktı bugün.Misafirler neşe içinde nişan olan kız evinde  toplanmış bekliyordu. Hasan efendi bir köşede oturmuş misafirlerle sohbet halindeyken kız kardeşinin oğlu Şiyar vardı yanına.  Misafirleri umursamadan  dayısına yaklaştı duymayacakları bir ses tonuyla araladı dudaklarını.

“Dayı, kızını onlara verme bu nişanı şimdi boz yoksa olay çıkartırım ben talibim Sevilay’a. Ben varken yabancıya düşmez bırakmam izin vermem buna!”

Hasan efendi duyduğu şeyin şaşkınlığını üzerinden atıp kürtçe konuşarak misafirlerinden izin isteyip Şiyar ile evin üst tarafındaki  tarla kısmına çıkmaya başladı. Oraya vardıklarında Şiyar’ın  kolundan tutup  çatık kaşlarıyla sinirli olduğunu belli edip yeğenini sarstı. Adam akıllı konuşmalıydı ne demek izin vermem Sevilay’a talibim? Olmazdı ki bu iş, olamazdı çünkü Sevilay ve Şiyar aynı sütü emmiş süt kardeş olmuştu. Sevilay’ın annesi Zeynep hanım Şiyar bebekken ağzına onun annesinin zoruyla sütünü sıkmıştı ve bu şekilde süt kardeşlik gerçekleşmişti.

Hasan efendinin tüm çocuklarıyla süt kardeş oluyordu Şiyar, bu yaptığı saçmalıktan başka bir şey değildi. Köşeye çektiği yeğenine sert şekilde çatık kaşlarıyla baktı adam. Utanmadan süt kardeşine üstelik kendisinden yaşca biraz büyük olan kızı Sevilay’a nasıl göz dikerdi? Yeğenini tehdit etti, bu işin bozulmamasını kızının artık nişanlı olduğunu söyledi fakat Şiyar kafasına koymuştu bir kere, istiyordu onu başkasına yâr etmeyecekti. Hasan efendi düşündü olacak iş değildi bu, evet diyemez nişanlı kızını süt kardeşine mümkünü yok veremezdi. Aklına bir fikir geldi kızını kurtarmalıydı, Şiyar’a yalan söyleyip onu kandırmaktı çaresi.

“Bak Şiyar kızım nişanlı artık hem senden biraz büyük küçük kızımı veririm sana biraz büyüsün bekle sen. Şimdi git  olay da çıkartma rezil etme bizi millete.”

Şiyar düşündü bir süre, ona göre bir sorun yoktu büyük kızı olmadıysa haliyle küçük kızı da olurdu. Kuzeniydi iki kız da, dayısı kızı onun hakkıydı hangisinin olduğunun önemi yoktu. Onun gözünde Sevilay ve Asmin’den biri onun hakkıydı,  bu ailedeki kızları yabancıya gelin etmek istemiyordu. Akraba olduğu için kendinde bu hakkı görüyor ileride kızı beni sever mi diye bile düşünmüyordu. Kafasının dikine gitmeyi kendine prensip edinmişti. Şiyar dayısından söz vermesini istemişti ve istediği olmuştu. Hasan efendi söz vermişti başlarına gelecek şeyi düşünemeyip yanlış bir karar almıştı. Şiyar  tamam deyip uzaklaşırken Hasan efendi kandırdığı yeğeninin neler yapabileceğini bilmeden sarf ettiği cümlelerle ve onu  gidişiyle rahatlamıştı. Kızının nişanı bozulmamış kaderi gidişatında gidiyordu peki ya küçük kızı? O daha evlenilecek yaşta bile değildi. Şiyar daha genç büyüyünce unutur başkasıyla evlenir diye düşündü. Büyük kızı kurtulmuştu en azından, kızı evlenene kadar sorun ortadan kalkmıştı ona göre. Bunu kızını kurtarmak adına yapmıştı ve kurtarmıştı da ileride yaşanacak olaylardan haberi bile olmadan…

*************

Aradan yıllar geçmiş evin küçük kızı Asmin güzeller güzeli bir kız olmuştu. Gökyüzü yine parlaktı, güneş ışıl ışıl aydınlatıyordu her bir yeri. Yazın sıcağı yüreğine dokunmayan Asmin evdeki işlerini bitirmiş avluyu süpürüyordu. Hızlı davranıyor olmasında bir sebep vardı elbette. Annesine belli etmeden köydeki su almak için gittikleri ufak tepeye varıp seveceğini görmekti tek arzusu. Su taşıma, eve su getirme bahaneydi onun için. Süpürme işini de bitirdikten sonra annesine döndü genç kız.

“Ana ben gideyim mi su getirmeye evde su yok?”

Zeynep hanım anlam vermese de başını hafifçe salladı. “Ne çok su getiriyorsun bu aralar ne çabuk bitiyor bu su? He de neyse git getir ama eşeğe biraz yem ve su ver öyle git hemen de dön geç kalma.”

Kadın okumamıştı okuma yazması yoktu, kızının niye gittiğinin farkında bile değildi. Büyük kızı Sevilay da okumamıştı birkaç ay okula gidip hiçbir şey öğrenmeden alınmıştı okuldan. Neyse ki şimdi evliydi ve çocukları vardı. Eşi ise devlet işindeydi, belli bir maaşı vardı ve şehirde yaşıyordu kızı.

Asmin heyecanla büyük odaya girdi divanın altındaki çamaşır sepetine bakıp karıştırdı, içinden kendine yakışacağını düşündüğü yazmasını aldı. Güzelce katlamıştı yazmayı, beyaz üstüne sarı çiçekli yazmanın  işlemesini de kendi yapmıştı. Ortadan ikiye kırılmış olan aynaya döndü başındaki kirli örtüyü çıkartıp saçlarında bağlı tokayı çıkarttı. Tarağı alıp ince sarı saçlarını taradı. Ne de güzelim diye geçirdi içinden. Öyleydi çok güzeldi, ela gözlerin üzerinde ufak bir alın hafif uzun lâkin yüzüne çok yakışan şekilli burnu, ince dudakları yuvarlak yüz hatlarıyla fazlasıyla güzel bir kızdı. Alımlı, çalımlı süsü püsü seven yapısıyla annesinin tam aksinesiydi genç kız.

Yüreği pır pır ediyor bir an önce yârine gitmek için can atıyordu. Saçlarını taramayı bitirdikten sonra tarağı temizledi saçlarını bağlayıp yazmasını keçik şeklinde bağladı. Üstündeki şalvara ve bluda baktı, hayvanlarla uğraştığı için kirlenmişti ikisi de. Hemencecik şalvarını ve bluzunu değiştirip sözde su almaya gidecekti. Üstünü değiştirip aynaya son kez baktı, güzel olduğuna kanaat getirip gülümseyerek odadan çıktı. Su bidonunu eline alıp evin tahta merdivenlerinden aşağıya indi. Şimdi  ahırdaki eşeğe yem ve su  vermeliydi. Aşağı indiğinde kendinden küçük kardeşi Hüseyin ile karşılaştı. Hemen işi üstüne yüklemeliyim diye düşündü.

“Ben su getirmeye gidiyom eşeğe yem ve su ver gelince sana tatlı yaparım söz.” 

Küçük kardeşi şaşkın gözlerle ablasına bakarak gidişiyle öylece kalakaldı. “Tamam abla.” demekle yetinip ahıra girdi. Eşeğin yemini suyunu verecekti.

Asmin köyün kuytu köşe yerinde bulunan su çekilen yere geldi. Etrafta kimse yoktu, gelmemiş miydi sevdiği? Ela gözleri aşağı düştüğünde arkasından bir elin gözlerini kapattığını hissederek irkilip çığlık attı. Elindeki bidon yere düşüp toza toprağa karıştı.

“Bağırma kız benim ben.”diyen ses ona döndüğünde baş parmağıyla üst dişini tutup başını yukarı kaldırdı.

“Korkuttun beni deli misin sen?” Ses tonu bile naz yapar gibiydi genç kızın.

Hazar ela gözlü sevdiğinin karşısında duruyor ona hayranlıkla bakıyordu. Asmin de aynı şekildeydi,  özlemişti Hazar’ını utanmış olsa da kimsecikler yoktu burada. Kollarını açıp genç adamın göğsüne sindi, sarıldı ona sıkıca. Hazar da sarıldı sarı saçları yazmasından hafifçe dışarıya salınmıştı dayanamayıp başından öptü genç kızın. Genç kız sevdiğinin kollarında huzur buluyor ona kavuşacağı günü ümitle bekliyordu. Hazar ve Asmin el ele tutuşup ağaçlık alanın altına gitmeye başladılar. Onları gören olursa lâf söz olacağını ikisi de biliyordu. Kısa bir süre hasret giderip ayrılmaları gerekiyordu birbirlerinden, bir sonraki buluşmaya kadar. Asmin bidonu da yanına almıştı biri görürse burada biri olduğunu düşünebilirdi sonuçta. İkisi de kimsenin onları göremeyeceği yerde hatta uçurum sayılabilecek kayalık alanda oturdular. Asmin sevdiğine yaklaştığında Hazar kollarıyla sardı onu  yaklaşıp yanağına bir öpücük bıraktı usulca. Asmin utanmış olsa da hoşuna gidiyordu bu halleri sevilmek ne güzel şey diye geçirdi içinden genç kız.

“Hazar biz ne zaman evleneceğiz? Nerden baksan üç yıl oluyor gizli gizli buluşup hasret gidermekten bıktım artık, annen baban beni istemiyor mu yoksa?”

Genç kız endişe etse de biliyordu ki Hazar onu çok seviyordu. Tek isteği bir an önce sevdiğine kavuşmaktı. Hazar ise kısa bir süre sessizleşti düşünüp durdu. Ailesine ne zaman bu konudan bahsetse hep bir bahane bulmuşlardı. Kendisinden büyük kardeşlerinin hepsi evliydi nerdeyse, sadece bir abisi, kız kardeşi ve kendisi bekardı. Hazar’ın ablasıyla Asmin’in abisi de evliydi ve aralarında zaten bir akrabalık oluşmuştu ancak ailesinin Asmin’i istemediğini de biliyordu genç adam fakat bunu kıza söyleyip onu üzmekten çekiniyordu.

Asmin beklenti dolu bakışlarla ela gözlere haps olurken Hazar sevdiği kızdan ayrılıp önünde şırıl şırıl akan dereye dikti bakışlarını. Doğunun kuralı mıydı bu acaba? İnsanlar cahelet içinde yaşıyordu resmen günahı sevabı unutmuşlardı. Ailesinin tavrını biliyordu kızsa da atamıyordu onları. Ne yapabilirdi ki kaçacak mıydı sevdiği kızla? Yapamazdı ki kan davası çıkardı, belki de sonu ölüm olurdu kim bilir. Asmin’i üzmekten çekinen adam gözleri kendisiyke aynı renk olan genç kıza döndü gülümseyerek. Elini birlikte büyüdüğü, aynı sınıfta aynı sıralarda eğitim gördüğü kızın yanağına indirdi şefkatle.

“Asmin’im ela gözlü sevdiğim biliyorsun değil mi seni ne kadar çok sevdiğimi?” diye sorduğunda genç kız tebessüm edip hafifçe salladı başını.

“Biliyorum sevdiğim ama ne bileyim ben artık sana kavuşmak istiyorum. Evlenelim bir yuvamız olsun senden çocuklarım olsun istiyorum.” dedi genç kız ve yanağındaki eli tutup hasretle öptü. Öyle seviyordu ki kız, öl dese ölecek kadar hem de, öylesine büyüktü sevgisi Hazar’a karşı.

“Dağ çiçeğim biraz daha zaman lazım olur mu bekleriz biz birbirimizi. Beklersin değil mi beni?”

“Beklerim ama…” dedi genç kız durdu, kısa  bir süre sonra aklına gelen şeyi söyleyip kızdırmaktı diyeti sevdiğini.

“Ya evlenirsem, ya beni birine zorla verirlerse?”

Öylesine söylemişti aslında bunları fakat Hazar derin nefesler alıp hiddetlenmişti bile. Kaşlarını çattı genç adam, sarıya çalan kumral saçlarını tutup kopacakmış gibi çekti. Sonra ela harelere döndü bakışları ateş fışkıran bakışları genç kızı korkutmuştu.

“Sakın, bi daha deme bunu dayanamam ki ben buna izin vermem ki.” Durdu genç adam düşüncesi bile yıkmıştı onu yapamazdı ki sevdiği kızdan ayrılmak onu bitirirdi. İkisi de birbirlerini ölesiye seviyordu.

“Sana dokunan eli kırarım ben ölümü olurum her kimse o kişi. Asmin seni başkasına yâr  etmem ben senin saçının teline dokunan olursa acımadan öldürürüm onu bunu aklına sok. ” 

Hiddetle sarf ettiği sözlerle genç kızın gözleri doldu koluna sarıldı Hazar’ın ince dudaklarını araladı kendini affettirmek için.

“Kasten dedim öyle kızma bana, şaka olsun diyeydi seni üzmek istemedim affet beni…”

Ela gözlere yaşlar süzülüyor genç adamın kalbinde bombalar patlıyordu. Düşüncesi bile yıkmıştı onu gerçeğe dönüşse delirirdi her halde. Hasreti olan harelere sevgiyle bakıp kızı kendine çekip sarıldı. Asmin huzuru olan kollarda derince bir nefes verip  göğsüne sindi adamın kokladı sevdiğini kokusunu içine çekti aşkla. Ayrılık vakti gelmişti, Asmin bidonu doldurup gitmeliydi yoksa annesi merak ederdi onu. Ayağa kalktılar, Hazar sevdiği kızı uzaktan izleyip gidişiyle o da dönecekti evine.

Asmin bidonu doldurup giderken Hazar bir köşeye bıraktığı gülü hatıraladı. Asmin için yapmıştı gülü, gözüne çarpınca sevdiğim gibi güzel demişti kimse görmeden gülü koparıp Asmin’e verecekti fakat unutmuştu. Etrafa baktı kimse yoktu sevdiği kızın arkasından gidip gülü verdiğinde Asmin kocaman gülümsedi. Hazar gitmesi için göz kırparken Asmin kızaran yanaklarıyla evine doğru yol aldı.

Merdivenlerden çıkıp bidonu mutfağa  bıraktı odaya girdi aynaya baktı gülü koklayarak. Ne güzel sevdiğim beni ne kadar çok seviyor diye geçirdi içinden. Umutla dolu hayatına sevdiği adamı katıyordu devamlı.

Tags:

Paylaş
0 Yorum

Bir Cevap Bırakın

© 2021 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account