images

Selma Hanım’ın kumara olan düşkünlüğü onu iyice bataklığa sürüklemişti. Sürekli kaybediyordu, kaybettikçe de hırslanıyordu. Bu yüzden de Talip Bey’le sürekli kavga ediyorlardı. Kavgalarına, oğulları Talip ve bütün ev halkı şahit oluyorlardı. Bu gidiş nereye gidecekti onu bilemiyorlardı.

Onlar her kavga edişinde Tarık, içine kapanıyor, intihar etmeyi düşünüyordu. Onu tek durduran şey internetten tanıştığı kızın söyledikleriydi. Onun söyledikleri olmasa belki de çoktan hayatına son vermişti.

İnternetten tanışmıştı ama onun ne adını ne de kim olduğunu bilmiyordu. Gerçi birkaç sefer sormak istemişti ama o kız buna engel olmuştu. Hatta buna kızar gibi olmuştu. O yüzden de sormaya çekiniyordu. Ona gizemli kız diye hitap ediyordu. Onun ismini bilmiyordu ama o kendisinin ismini biliyordu. Hatta neler yaşadığını bile.

Kimdi o gizemli kız, onun hakkında bir şey bilmediği halde o nasıl biliyordu kendisi hakkında her şeyi.

*********

Salih, Türkan’dan gelecek haberleri bekliyordu. Beklerken yorulmuş holdingde masasının üzerinde uyuya kalmış, odasına gelen Türkan’ı görememişti.

Türkan, onun uyanmasını beklerken kendisine kahve söylemiş, höpürdete höpürdete içiyordu. Öyle iştahla içiyordu ki onu gören kahveyi hiç görmemiş zannederdi.

O iştahla kahvesini yudumlarken, kahvenin o güzel kokusu Salih’in burnuna dolmuştu. O oldum olası kahveyi severdi. Burnuna dolan kahve kokusu onu mest etmiş uyandırmıştı. Uyanır uyanmaz karşı koltukta oturan Türkan’ı görmüştü.

Türkan, onun uyandığını görünce ona:

‘Ooo, uykucu nihayet uyandın’ dedi gülümseyerek.

Salih, uyandığı halde tam olarak kendine gelemediği için onun ne dediğini anlamadı. Bu yüzden saf saf bakınıp durdu.

Türkan, onun saflaşmış bir şekilde kendisine bakındığını görünce elinde olmadan güldü. Onun gülmesi karşısında kendisine gelen Salih, ona:

‘Ne oldu? Niçin öyle gülüyorsun?’ dedi, onun gülmesine bozularak.

Türkan, öyle gülüyordu ki gözlerinden yaş geliyordu. Onun daha fazla gülmesine dayanamayan Salih sinirli bir ifadeyle:

‘Türkan, yeter artık, daha fazla gülme de neler olduğunu anlat’ dedi.

Türkan, gülmesi bitince ondan özür diledi. Ardından Büşra’yla aralarında geçen konuşmayı anlattı.

Salih, Türkan’ı dinledikten sonra içi rahatladı. Demek o kendisini savunmayı kabul etmişti.

Sevinçten ne yapacağını şaşıran Salih, yerinde duramıyor hoplayıp zıplıyordu. O yerinde hoplayıp zıplarken Türkan, onun hareketlerine kahkahalarla gülüyordu. Öyle ki onların sesleri dışarıdan bile duyuluyordu.

Halit, o sıralarda oradan geçmekteydi. Odasına geçmek üzereyken Türkan’ın sesli bir şekilde güldüğünü duydu. Üstelik bu ses Salih’in odasından geliyordu.

O sesleri duyunca odasına geçmeyi bırakıp Salih’in odasına yöneldi. Kapısını hafifçe tıklatıp içeriye girdi.

İçeri girmeden evvel aklına her türlü şey geliyordu. Sonuçta onlar sütkardeşti, ama yinede aklına kötü şeylerin gelmesine engel olamıyordu.

Kafasındaki düşüncelerle içeri girdiğinde gülsün mü, ağlasın mı bilemiyordu. Çünkü ne düşünüyordu ne karşısına çıkmıştı.

Şaşkınlığı bir müddet sonra geçince o da gülmeye başladı, Salih’in hal ve hareketlerine.

Üçü beraber o kadar güldüler ki, gülmekten karınları ağırdı. Gülmekten o kadar kendilerinden geçmişlerdi ki Çiğdem Hanım’ın geldiğini görememişlerdi.

Çiğdem Hanım, onların kendilerinden geçmiş bir şekilde koltukta oturduklarını görünce:

‘Hayrola çocuklar, ne bu haliniz’ dedikten sonra ‘Sizi gören de uçucu bir madde içmiş de kendilerinden geçmiş zannederler’ dedi kinayeli bir sözle.

Salih, annesinin sözlerinden sonra kendini toparladı ve yanına giderek elini öptü. Ardından annesine:

‘Anne, ne zaman geldin’ dedi mahcup bir ifadeyle. Onlar konuşurken Türkan ve Halit’te kendine gelmiş toparlanmaya çalışıyorlardı.

Tags:
Paylaş
0 Yorum

Bir Cevap Bırakın

© 2022 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account