1046034_620x360

Havada karabulutlar belirmişti. Belli ki yağmur yağacaktı. Bu yüzden insanlar bir telaş vardı. Yağmurdan etkilenmemek için koşuşturuyorlardı. Az sonra fırtına koptu. Bu fırtına öyle şiddetliydi ki insanlara bir yerlere tutunmaya çalışıyorlardı.

            Salih, yağmurlu havalarda hiç âdeti olmadığı halde dışarıya çıkmış dolaşıyordu. Belli ki onu dışarıya çıkaran bir sebep vardı. Onun için dışarıya çıkmış dolanıyordu.

            Büşra, evinde çalıştığı hanımının verdiği emri yerine getirmek için o havada dışarıya çıkmıştı. Aslında o kararan havaları hiç sevmezdi. Öyle havalarda korkudan titrer kaçacak delik arardı. Böyle davranmasının sebebi ise geçmişe dayanıyordu.

            O köyünde annesi ve babasıyla mutlu mesut yaşıyorlardı. Pek bir şeyleri yoktu ama güler yüzle, sabırla, birbirlerine karşı anlayışlı davranmayla mesut oluyorlar. Bu şekilde geçiniyorlardı, ta ki o kara güne kadar.

            O gün akşama kadar tarlalarda çalışmışlar, geri dönmek için hazırlık yapıyorlardı. Tam hazırlıklarını yapıp geri döneceklerdi ki aniden hava karardı ve ardından fırtına koptu. O fırtına öyle sert esiyordu ki adeta yer yerinden oynuyordu. O ve babası da fırtınaya yakalanmış tutunacak yer arıyorlardı.

            Babası, kızını korumak için onu iyice saklamış, kendisi açıkta kalmıştı. Bu yüzden de fırtınaya yakalanmış ortadan kaybolmuştu. Bunlar olurken o daha on yaşındaydı.

            Babasının, fırtınadan dolayı ortadan kaybolmasının ardından ağlaya ağlaya fırtınanın dinmesini bekledi. Fırtına dinince eve koşmuştu. Ama o da ne evleri şiddetli fırtınadan dolayı yerle bir olmuş, annesi de o evin altında kalarak can vermişti. O gün sadece onların evi değil, birçok ev yerle bir olmuş, birçok kişi ya ölmüş ya da yaralı kurtulmuşlardı.

            Onun bildiği kadar annesinden ve babasından başka akrabası yoktu. Annesi ve babası da ölünce kimsesiz kalmıştı. Bundan dolayı da köyün muhtarı ortada kalmasın diye hali vakti yerinde olan birine besleme olarak verilmişti.

            *******

            Selma Hanım, sinirliydi. Çünkü besleme olarak yanlarına gelen Büşra geç kalmıştı. Oysa kendisi geç kalınmasını hiç sevmez, hizmetçilerinin geç kalması durumda ise onlara çeşitli işkencelere maruz bırakırdı.

            Büşra gelene kadar kapının önünde dört dolanıp durdu. O kapıda görününce koşarak yanına gitti. Sinirle kulağından tutarak çekti. Ardından ona:

                 ‘Seni gidi besleme parçası, demek geç kalırsın ha’ dedi ve iterek yere düşürdü. Üstüne çıkıp tepindi. O kadar eziyete rağmen hırsını alamayıp bütün evi baştan aşağıya kadar sildirdi. Diğer çalışan hizmetçilerine ‘Ona kim yardım ederse aynı şeyleri yaptırırım’ deyip tehditler savurdu.

            ‘Onun eziyetleri bir gün bitecek, ama ne zaman. Bana yapılan eziyetler o kadar fazlalaştı ki ne yapacağımı şaşırmış durumdayım. Neredeyse bu eziyetlerden kurtulma ümidim kalmadı. Ah annem! Vah babam! Siz varken ne mutluyduk. O zaman hayata umutla bakardım. Ama şimdi…’ diyordu Büşra, müştemilatta beraber kaldıkları hizmetçi Selen’e.

            Selen, onun en yakını ve sırdaşı gibiydi. Sıkıntılarını dinleyen ve rahatlamasını sağlayan oydu. O olmazsa çoktan yok olur giderdi.

            Diğer hizmetçilerin anne ve babası olduğu için onlara fazla dokunmaz, Büşra’ya ise yapmadığı eziyetleri bırakmazdı. Yine öyle olmuştu. O, Selen’le konuşurken Selma Hanım onların konuşmasını duymuş ve paldır küldür onların odasına girmiş sinirle bakıyordu.

            Selen’de Büşra’da Selma Hanım’ın kendi odalarına sinirle girmesi karşısında korkudan ne yapacaklarını şaşırdılar. Ayakta dikilip onun ne diyeceğini beklediler.

            Selma Hanım, ikisine de sinirle baktıktan sonra Büşra’ya dönerek:

                ‘Seni nankör seni! Benim yanıma geldiğin zaman ağzın daha süt kokuyordu’ dedi ve üzerine yürüdü. Saçını tutup yere yatıracaktı ki Selen araya girdi ve engel oldu.

            Selen, araya girmese ona yapmadığını bırakmazdı. O engel olunca bu seferde ona döndü ve tokat attı. Ardından odadan çıkıp gitti. O gidince Büşra:

                 ‘Selen, benim yüzümden sende dayak yedin. Bunun için senden özür dilerim’ dedi üzgün bir vaziyette.

            Selen, yediği tokatın etkisi geçtikten sonra Büşra’ya:

                 ‘Boş ver be arkadaşım, biz nasıl olsa alıştık bu durumlara. O yüzden fazla kafana takma’ dedi Büşra’yı teselli etmek için.

                ‘Sen ne iyi arkadaş ve can yoldaşısın’ dedi ve Selen’e sarılıp ağladı. Rahatlayana kadar öylece kalakaldı.

Tags:
Paylaş
0 Yorum

Bir Cevap Bırakın

© 2021 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account