hakim kapak 2
  1. BÖLÜM 

BEN GELDİM CANLAR. ANLADIĞINIZ ÜZERE HAKİM YENİDEN YAZILIYOR. HER FIRSATTA BÖLÜM ATACAĞIM ÇÜNKÜ KISA KURGU KATEGORİSİNDE.

AYRICA BOLCA ŞİDDET KAN VE +18 İÇERMEKTE. +18 DEN KASTIM CİNSELLİK DEĞİL FİZİKİ VE PSİKOLOJİK ŞİDDET VE OLAYLARDIR.

KEYİFLİ OKUMALAR

Alınmaya çalışılan derin nefesler. Göz pınarlarının ürettiği tuzlu göz yaşının irislerdeki kayışı. Bir adamın her şeyi görmesi ve hissetmesine karşın tamamen hareketsiz kalışı. Belki de en zoru bu olmalı. Hisset ama tepki vereme. İçinden dünyayı sarsacak kadar çığlıklar atarken sadece izlemek ve adım adım yok oluşa doğru ilerlemek.

Adaleti kendi kurallarına göre sağladığında kurbanlarının son gördükleri şey onun gözleriydi. Derin, soğuk ve karanlık. Son hissettikleri onun ferah nefesiydi. Ferah ama Azrail’in nefesi kadar ürpertici. İşittikleri ve ölseler de unutmayacakları şey adım sesleriydi. Ölümü çağıran tak taklar. Sonunda kan kaybı ile başlayan kendinden geçişten hemen önce yüzünde gördükleri o tatminkâr bakış ve gülüş.

Ölüm hiç bu kadar korkunç olmadı.

***

Los Angeles polis departmanı günü yine koşuşturma içinde bitirirken, yaz ayının sıcağı şehri kavuruyordu. Geceleri bile bunaltıcı bir sıcak adım atılan kaldırımlardan insanın yüzüne çarpıyordu. Polisler ve dedektifler olaydan olaya geçiyor faili meçhul cesetler morglarda ya da otopsi masalarında sıranın kendilerine gelmelerini bekliyorlardı. Tacize uğramış küçük çocuklar, istediklerini vermediği için katledilen kadınlar, uyuşturucunun tatlı dünyasına girip cehennemi boylayan keşler ve daha neler neler.

Gecenin sabaha döndüğü saatlerde gelen bir ihbar üzerine olay yerine giden dedektifler karşılaştıkları vahşetin üç yıl sonra ilk olduğunu biliyorlardı. Yine bir dönem böyle bir vaka ile karşılaşan Dedektif Deborah Wilson ve ortağı Oscar Taylor seri cinayetleri bir erkekle başlatan, kusursuzca devam eden katil ile başa çıkmaya çalışıyordu. DNA sıralaması gibi uzayıp giden ölüm zinciri asla bozulmuyordu. Bir erkek. Bir kadın. Bir erkek. Bir kadın.

Ve tüm bunları yapan isimsiz bir manyak dedektiflerin değimi ile HAKİM’di.

Hâkim, üç yıl önce ortaya çıkmış yaklaşık altı kişiyi sıralamayı bozmadan öldürmüş ve karanlığa karışmıştı. Kimse ondan bir iz ya da ulaşabilecekleri ip ucu bulamıyordu. Temiz çalışıyor hep aynı ritüelleri tekrar ediyor ve kayboluyordu. Bu defa yine aynı dedektifler vakayı üstlenmişti. Ellerindeki dosyalardan eski cinayetlerin aynısı olup olmadığını inceleniyorlardı. Hâkim, seçtiği kurbanları ustalıkla öldürüp birer kukla gibi tavana asarken; dedektif Wilson ve Taylor ile değişik akıl almaz ve kan donduran bir oyunu yeniden başlatmıştı. Kan oyunu mezarındaki ölü gibi hortlamış tüm çıplaklığı ile ortaya serilmişti.

Los Angeles sokaklarında doğudan batıya kuzeyden güneye hiç kimse güvende değildi.

Onlara göre imkânsız olsa da hâkim her yerdeydi.

*********

OYUN YENİDEN BAŞLADI…

Los Angeles, diğer adıyla Melekler şehri. Amerika Birleşik Devletleri’nin Kaliforniya eyaletinde yer alan New York’tan sonraki en büyük şehri ünvanına sahipti. 1781 yılında keşfedildiğinden bu yana şimdilerle ABD’nin en hareketli metropolü haline geldi. Özellikle ev sahipliği yaptığı Hollywood, Disneyland, USC school of cinematic Arts gibi yapılar ve zengin kültürel aktiviteleri ile ziyaretçilerin büyük ilgisini çekiyordu. Bir de caddelerinde susmayan sirenleri ile polis departmanının yirmi dört saat mesai yapmasına neden olan suçluları vardı. Cinayetler, hırsızlar, dolandırıcılar, tecavüzcüler tacizciler ergen liseli gençlerin kurdukları saçma çeteler ve onlardan daha da tehlikeli suç örgütleri.

Los Angeles polis departmanı yani LAPD, polis şefleri dedektifler ve çömezlerle günü devirmiş gece mesaisi için gelen ihbarlar değerlendiriliyordu. En gözde dedektiflerden olan Deborah Wilson ve ortağı Oscar Taylor masalarındaki evrak yığını ile boğuşurken birim amiri Jacob Jones odasından çıkıp gelen ihbarı onlara bildirdi. Etrafta bu tuhaf ihbara yollayabileceği, en az olay kadar tuhaf ve iyi iki dedektife yani.

“Wilson, Taylor 25. Cadde den bir ihbar aldık. Biraz tuhaf bir ihbar. Hemen olay yerine gitmeniz gerekiyor.”

Wilson “Jones, şu evrak yığınını görüyorsun, bu defa diğerlerini yollasan. Hoyt bunun için hevesli görünüyor” değip gözleri ile arka masada onları ilgi ile izleyen yeni yetme dedektifi işaret etti.

Jones “Onun gitmesi gerekse onu gönderirdim Deborah. Oscar’la hemen yola çıksanız iyi olur” diyerek odasına geçti. Elinde kahve kupalarıyla masaya gelen Oscar “Tanrım yine olay yeri mi?” diye dert yandı. Kafasını sallayan genç kadın adamın elinden kahveyi aldı ve hızlıca birkaç yudum alıp masaya bıraktı. Sert ve sıcak kahve boğazından aşağı inerken tüm organları resmen isyan ediyordu. Bu sıcakta üstelik zift gibi hazırlanılmış berbat kahve gelmek için can atan uykuya indirilmiş kırbaç gibiydi.

Aynısını Oscar da yaparken lacivert spor ceketini üzerine geçiren kadın gözlerini Hoyt’a dikip “Evrak işleri senin Hoyt. Benim yaptığım gibi yapmaya özen göster yoksa bir dahakine nazik kıçını ben kurtarmam haberin olsun” diyerek işaret parmağını salladı. Hoyt ise ona bakıp “Lanet kaltak yine tüm evrak işini bana yıktın. Tanrım bende dedektifim ve neden sizinle olay yerine gelemiyorum anlamış değilim” diyerek dert yandı.

Genç kadın koyu mavi gözlerini devirip silahını koltuk altı aparatına yerleştirirken adamın yüzüne doğru eğilip “Bana küçük aletinle erkeklik taslayacağına bu konuyu neden Jacob ile konuşmuyorsun. Belki o sana gerekli cevabı verir” dedi ve onu bekleyen Oscar ile departmandan ayrılıp sivil polis araç ile yola koyuldular.

Kalabalık bir şehirde trafik sıkıntısının elbette olacağını bildiklerinden gece olmasına rağmen sıcak olan arabanın camlarını sonuna kadar açmışlardı. Klima soğuk hava üflese de fayda etmiyor kısa saçlarına rağmen Deborah her bir telinin terden ıslandığını hissediyordu. Üzerindeki ceket çoktan arka koltuğu boylamış beyaz askılı badisi ona serinliği sağlamaya çalışıyordu.

Oscar yanan kırmızı ışığa dişleri arasından küfrederken genç kadın karanlığın çöktüğü ama ışıklandırmalar ile süslenmiş kaldırımları, o kaldırımlarda hayatı geçiştiren insanları seyrediyordu. Her biri farklı hayatların içinde ama aynı kaldırımda adımlıyorlar bazen de deli gibi koşturuyorlardı. Bazıları gerçekten iyi insan tabirine uysa da çoğunluğu göt beyinli ve karakterli olmaktan ileri gidemiyordu.

Açılan trafik ile gaza yüklenen Oscar sayesinde sonunda 25. Caddeye ulaştıklarında polisler çoktan sarı olay yeri şeridini çekmiş etraftaki meraklı ama korkmuş kalabalığı uzaklaştırmaya çalışıyordu. Karmaşa daha şimdiden başlamıştı. Diğer polis araçlarının yanına park eden Oscar ile araçtan inen genç dedektif arka koltuktan ceketini alma gereksinimi duymamıştı. Adım adım dört katlı, beyaz boyalı, kapıları yıpranmış binanın önüne gelip sarı şeridi geçerken onları durduran polis memuruna rozetlerini ve kimliklerini gösterdiler.

“Deborah Wilson.”

“Oscar Taylor.”

Yolu gösteren memur ile apartmana girdiklerinde başka bir görevli memur önce galoşları uzattı. İkisi de el çabukluğu ile ayaklarına geçirdiklerinde latex pudralı beyaz eldivenleri de ellerine taktılar. Her olay yerinde aynı işlem. Buna içtikleri su gibi alışmışlardı. Girişteki rutin işlerini halledip ahşap görünümlü eskitilmiş merdivenleri çıkmaya başladılar.

İkinci kattaki daireye geldiklerinde buranın olay mahalli olduğu belliydi. Tek fark parlak beyaz floresanların ışığı değil de kırmızı loş bir ışığın hâkim olmasıydı. Sanki fotoğrafları banyo etmek isteyen bir fotoğrafçının stüdyosuna gelmişlerdi. İçeri girerlerken olay yeri inceleme gelmiş koridorda aletlerini hazırlıyordu. İki dedektifi gören inceleme görevlisi Robert Brown yüzündeki maskeye rağmen gülümseyip “Sizi görmek güzel” dedi.

Adamın gözlerine bakan Deborah “Tanrım, Robert bizi görmek istiyorsan departmana gel. Neden olay yerini seçiyorsun ki?” dediğinde genç adam tek kaşını kaldırdı. Oldukça eğlenir gibi “Fantezi meselesi bebek” diye cevapladı. Göz deviren kadın ile adam ilerleyip koridoru geçtiğinde olayın olduğu odaya girdiler.

Yanlarına gelen polis memuru anlatmaya başlarken dedektif Wilson koyu mavi gözlerini etrafta dolandırıyordu.

“35 yaşında erkek. Adı John Davis. Alt kat komşusunun tavanımdan kan sızıyor ihbarı ile geldik. Evin kapısı kilitli değildi. İçeri girdiğimizde ortalık karanlıktı ama ışıkların hepsi bu tonda. Koyu kırmızı. Apartmandaki kimse ne bir ses duymuşlar ne de kaçan kimseyi görmüşler. Cadde üzerindeki güvenlik kameraları incelemeye alındı bile ama az önce gelen bilgiye göre genel bir arızadan ötürü birkaç saattir kayıt yapılmıyormuş.”

Genç dedektifin kaşları çatıldı. Şimdiden tanıdık doneler kendini belli ediyordu.

Büyük bir oda. İçi kırmızının en loş halinde ışıklandırılmış. Eskiden salonmuş. Katil burayı bir tiyatro sahnesine çevirene kadar.

Dedektif Wilson’un gözleri yavaş yavaş kan gölüne ve gölün üzerinde sallanan cesede çıktı. Kollarından boynundan ve ayaklarından tavandan sarkan halatlara bağlı çıplak, aletsiz erkek cesedine.

Ağzı tıpkı filmlerde izlenilen joker karakteri gibi iki yandan kesiklerle genişletilmiş, kaslı göğsüne haç işareti derin kesiklerle çizilmiş ve aleti kökünden kesilmiş.

Genç kadın iç çekmek istedi. Midesinin bulanmasından çok adamın çektiği acıyı düşündü. Aleti kesilirken çok debelendi mi diye merak etti. Ya da bağırdı mı? Kaşları çatıldı. Bağırsa üst komşuları ya da alt kattaki kadın kesin duyardı. Üstelik ağzında kestikten başka hiçbir şey yoktu. Görünürde ne bir bant ne de bez parçası vardı. Birkaç adım daha yaklaştı. Etrafı kesif derimsi bir koku sarmıştı.

Kan ve araya sızan lanet bok kokusu. Bir kukla gibi asılmış cesedin hemen altında kan gölünün içinde gördüğü şey ile yüzü buruşmak istedi ama buna müsaade etmedi. Taylor “Aman tanrım, siktir” deyip iki üç yudum aldığı kahveyi boşaltmak için lavabo ararken, cesedin resimleri çeken ve onu asılı olduğu yerde incelemeye başlayan olay yeri uzmanı Robert Brown “Ah dostum, sen ne yaşadın böyle. Tanrım korkudan altına sıçmak demek bu olsa gerek” diye genç kadını es geçip cesetle konuşmaya başladı.

İlk izlenimler görünürde ateşli silah yaralanması olmamasıydı. Boynunda halatın biraz üzerine derin ve geniş bir iğne izi vardı. İri büyük bedeni kanı çekilince küçülmüş, gördüğü eziyetten dolayı gözleri açık kalmıştı. Kahve rengi ruhsuz cansız birer bilye.

Yarım saatin sonunda Wilson görevlilerin cesedi siyah torbaya koyma çabasını izliyordu. Değişik bir açı ile tavandaki halatlara tutturulan adamın bedeni boşalan kan ve ölüm sonrası katılaşma yüzünden torbaya giremeyecek kadar şekilsiz bir haldeydi. Ama uzun uğraşlar sonunda sedyeye uzatılan ceset kemerlerle sabit kalması için bağlandı ve üzeri siyah bir örtü ile örtülerek daireden çıkartıldı. Şimdi gideceği ilk durak adli tıp morguydu. Otopsi gerekecekti. Üstelik bedeninden kesilen parça ortalarda görünmüyordu. Büyük ihtimalle katil bir hatıra almak istemişti.

Wilson ve Taylor giden sağlık görevlilerinin ardından bakarken onun geri geldiğini biliyorlardı. İkisi de bu tür bir ölümü tam altı kez görmüştü. Altı kez halatlardan bedenler indirilmiş ve tek bir ize rastlanmamıştı. Şimdi ise Hâkim için av yeniden başlıyordu. Lakin üç yıl önce kurbanların arasında bir bağlantı kurulamazken şimdi bunu gerçekleştirebilecek olmayı umuyorlardı. Daha bitmemişti. Güneş doğmadan bir kurbanın daha ihbarı gelecekti.

*********

İkinci kurbanıma bakıyorum. Onun korkmuş gözlerini izlerken içimdeki yüklesen tatminlik duygusu kendini belli ediyor. Masanın üzerinde elleri ayakları bağlı. İstese de kıpırdayamaz ama bu onun üzerindeki kurduğum hakimlik.

Elimdeki neştere göz ucu ile bakarken yalvarıyor. Göz bebekleri onu bırakmam için acı acı haykırıyor. Tıpkı zamanında ona yalvarıldığı gibi ama acımak yok. Ben ava çıkmış bir avcıyım. Acıma duygusunu kaybetmiş cezalandırıcı. Neşterim karnında kesik atmaya başladığında gözleri yaşarıyor, alnından ter damlaları süzülüyor. Hissediyor. Karnına attığım her kesiği birbirinden ayrılan her katmanı iliklerine kadar hissediyor. Beyni acıdan patlamak üzere. Ya da az sonra dayanmayıp bayılacak ama hayır bu anı kaçırmaması gerekiyor.

Kesim işlemini bitirip istediğim yere ulaştığımda yanımdaki masada duran alete gözüm kayıyor. Derin bir nefes alıp kan kokusunu soluyorum. İliklerime kadar demirimsi konu işliyor. Bu, tanrım bu muhteşem. Kan herkes için belki bir sıvı ama benim için temizlik. Kan insan ruhunun arınma suyu. Ben bu bedenleri öldürmüyorum. Ruhlarını arındırıyorum. Günahlarla leşleşmiş içlerini temizliyorum. Belki de Tanrı’nın azap eliyim. Ruhları içi çürümüş bedenlerden ayırmak için görevlendirildim. Kim bilir?

Açtığım kesiği genişletip masada duran aleti elime alıyorum. Saatler önce ereksiyon halinde olan penis şimdi kendini salmış yumuşamış ve içindeki boşalan kan yüzünden rengi değişmeye başlamış. Ah onu kestiğim anı düşünüyorum. Sahibinin korkudan ve acıdan altına sıçışını. Bu anı yüzümü buruşturuyor. Lanet piç uyardığım halde kıçına sahip çıkamadı. Bu da benim şarap şişesinin mantarını o lanet kıça tıkmam için oldukça iyi bir sebep. Ritüelime bok bulaştırmak onun suçu ve cezası daha acılı oldu.

Gözlerim kanlı bedenden ve elimdeki penisten duvardaki saate dönerken çabuk olmam gerektiğini fark ediyorum. Güneş doğmadan ikinci hediyemi Los Angeles Polis Departmanının bulmasını istiyorum. Deborah Wilson ve Oscar Taylor. Onlara bu gece ikinci mesajımı bırakıyorum. Geri döndüm ve artık av yeniden başladı. Sülek avı şehrin her bir caddesinde ve sokağında acımasızca devam edecek. Ama bu defa onlara minik ip uçları bırakacağım. Benim neden Hâkim olduğumu anlayacaklar ve yine de yakalayamayacaklar. Yeniden derin bir soluğu içime çekiyorum. Boynumu sağa sola oynatırken hafif kıt sesi çıkması öyle hoş ki. İşim bittiğinde evime gidip önce küvetimde keyif yapıp sonra da rahatça bir uyku çekmek niyetindeyim. Kaslarım ağrıyor. O iri yarı gorili asmak galiba beni zorladı. O yüzden bu ufak tefek aşağılık kadını ikinci kurban olarak seçtim.

Genişlettiğim kesiğin içine aleti sokarken onun yarı baygın gözlerine bakıyorum. Tam rahmine yerleştirdim. Ardından dikişe başladım. En sevdiğim şeylerden biri bir terzi gibi kesip dikmek. Her bir kata özenle atıyorum düğümleri. Oysa bu kadın saatler sonra bir otopsi masasında yeninden parçalanacak. Bu uğraş niye diye sorsalar zevk meselesi derim. Belki de acı çektirme saplantısı. Son düğünü atarken bir şarkı mırıldanıyorum. Eski bir ninni. Şimdilerde çocuklar anne ya da babalarından ninni değil beşiklerinin üzerindeki aptal müzik kutusundan birkaç sabit melodi duyuyor. Ne yazık değil mi?

İşim bittiğinde eserime kusursuz bir şeymiş gibi bakıyorum. Kusursuz ve mükemmel. Halatlar hazır. Küçük kuklanın uzuvlarını bekliyor. Etrafımda bir tur dönüp dans ederken elimdeki dikiş iğnesini neşterin yanına alkol dolu kaba bırakıyorum. Ardından eğilip onu kucağıma alıyorum ve halatlara doğru yaklaşıyoruz. Gözleri kapalı ama biliyor ki bu onun sonunu değiştirmeyecek. Yere bırakıp el ve ayak bileklerine düğümlü hayatları geçiriyorum. En son boynuna geçirip ana mekanizmayı hareket ettiriyorum. Fizik kurallarını çok iyi bilmek benim için artılardan sadece biri. Onu yukarı kaldırıyorum. Ama unutmadığım bir şey var. Ağzı tırtıklı bıçağımı alıp o havada asılı kalırken hemen gırtlağının aşağısından başlayıp göğüs altına kadar derin bir kesik atıyorum ve daha kısa bir kesiği enine göğüslerinin üzerine bırakıyorum. Sonra da daha yukarı kaldırmadan bıçağı ağzına sokup sağdan ve soldan iki yana yarıyorum. Dişi joker gülüşü ona yakıştı. İşte şimdi oldu. Yüce İsa sen bizi koru.

Ne koruma ama…

Karşıya geçip halatları biraz daha geriyorum. Ah işte evet tam istediğim pozisyon. Şahane bir sanat eseri öylece duruyor. Şimdi aletlerimi toplayıp şehrin kalabalığına karışma zamanı. Dikkatle bir fotoğrafını çekiyorum. Hatıra kalsın değil mi? Hey ne var yani, ben diğer katiller gibi organ ya da saç saklayacak değilim. Onların saklanması muhafaza edilmesi bile başlı başına bir olay. Yapmayın ama. Dışarıdan pısırık belki de oldukça ve oldukça sıradan olan biri neden bir beyin ya da böbrek saklamayı istesin ki.

Bu daha kolay.

Şimdi güneşin doğmasına bir saatten fazla zaman var. Onu sorarsanız çoktan öldü. Kukla misali havada sallanırken rahmindeki alet ile tanrısına kavuştu. Bana cani demeyin. O bir pedofili hastasıydı. Tıpkı içine konan aletin sahibi gibi.

Size kendimi tanıtayım.

Ben Hâkim. Bu dünya da bazı insanların adaleti yerine getirmediği zamanlarda ortaya çıkan ve adalet dağıtanım. Kimine göre katil, kimine göre psikopat ama ben bana göre bir adalet sağlayıcıyım.

BÖLÜM NASILDI? 

Tags:

Paylaş
2 Yorum
  1. mirzam 8 ay önce

    Alanında kesinlikle çok başarı. Tebrik ediyorum.

Bir Cevap Bırakın

© 2021 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account