_tolstoyevski_269938076_664296294892164_3364011580978983171_n

GUSMENA S.N.

GENÇ WERTHER’İN ACILARI KİTAP YORUMU ( 1. BÖLÜM)

Panama Yayınları, Klasikler, Çeviri: Aylin Yıldız.

Kitabın kapağında bizi karşılayan mektuplara pek de şaşmamak gerekir. Rüzgârgülünden horozuna, balkon köşelerinden ay ve yıldızlara kadar her yeri sarıp sarmalayan mektuplar bize aslında romanın nasıl gideceği, işleyeceği, ‘Fırtına ve Coşku’yu nasıl vereceğine dair ipuçlarıdır. Elleri ceplerinde, üzerinde uzun paltosu ve fötr şapkası ile sol köşede bizi karşılayan yakışıklının baktığı elbette biz değiliz. Sağ tarafta binanın ikinci katında korku ve ümitle bekleyen Lotte’dir. Aslında Lotte’nin de Werther’i mi yoksa Albert’ı mı beklediği de muammadır ya, neyse.

Zamanın Almanya’sında birçok okur ve de özellikle genç kesim tarafından çok yanlış anlaşılmış ve değerlendirilmiş bir roman, Genç Werther’in Acıları, koca bir ‘Werther Salgınına’ sebep olmuştur maalesef. Burada biraz öncede bahsettiğimiz gibi asıl neden, ‘’yanlış anlaşılma ve değerlendirmedir.’’

Kitabın gidişatı her ne kadar klasik eser olarak bakılsa da, modernizmin etkilerini de göstermektedir. İç dünyadaki Fırına ve Coşku’nun 1771’deki harika dışavurumudur. Kitabın başında geçen 4 Mayıs tarihli mektubun ikinci paragrafı bize bütün romanı açıklarken aynı zamanda işlenilecek olan ana tema ve önermeye de ışık tutmaktadır.

‘’ Evet dostum, gerçekten haklısın. Eğer insanlar zihinlerinde hep geçmiş acıları canlandırmasalar-niye böyledirler, Tanrı bilir-ve hallerinden memnun olacaklarına, geçmişin hesabına dalarak sürekli sıkıntıları tazelemeseler, kuşkusuz şimdiki gibi acı duymazlar. ‘’ ( 4 Mayıs)

Bu paragraf bizi, aslında, başka bir soruya yönlendiriyor. ‘’Kolay mı?’’ Yani o kadar kolay mı acılara göğüs germek? Geçmişi akıldan çıkarıp, kalpten söküp atmak, hayallerine dahi getirmemek, getirmemeye çalışmak, o kadar kolay mı?

‘’ Biliyorum ki, biz insanlar, hepimiz aynı değiliz ve olamayacağız da.’’ ( 15 Mayıs)

Çünkü;

‘’Düşünüyorum: İnsanların gücü ve yaratıcılığı avuç içi kadar bir çerçeveye sıkışmış; ellerinden fazla bir şey gelmiyor. Dikkat ediniz, bizim tüm gücümüzle savaşımız geçinmemize ve barınmamıza yarıyor. Yani mahrumiyetlerle geçen şu uğursuz hayatı uzatmaktan başka bir şey değil yaşamak. İçimizin rahat olduğunu hissettiğimiz zamanlarda bile, bu rahatlık başımıza geleceklere karşı Tanrı’ya sığınmamızdan kaynaklanıyor. Zindanların duvarlarına hoş resimler, iç ferahlatıcı manzaralar çizen tutuklulara benziyoruz…’’ (22 Mayıs)

1771’de yazılan bir eserin hala canlılığını muhafaza edip 21. yüzyılın günümüz zamanlarında da daim etmesine nedense şaşmıyoruz, şaşamıyoruz. Zaman, farklı; insan, aynı. Gerek yaşam koşulları biraz daha iyi gibi gözükse de insanları bir uçurumun kenarında, ‘’ Buradan atlasam n’olur ki?’’ düşüncesiyle yaşanılan bir çağdır her iki dönem de. Elbette çağ(lar)ın kabahati yok. İnsanlar maalesef ‘aynı.’ Karamsar ve fazla melankolik giden romanın aslında tek bir amacı vardır. ‘’ Werther’den ders alın! Hayat her şeyi yaşayabileceğiniz kadar uzun değil. Tecrübe edinin başkalarının hayatından! Kendinize yol bulun ‘Hadi bir kere daha!’ diyebilmek için. ‘’ ama bu sefer yine bir soru gelir. Kolay mı? Elbette değil.

‘’Fakat tüm bu işlerin ucunun nereye dayanacağını sezip anlayan, sade, kibirsiz biri… …İşte o kişinin ruhu da huzura kavuşur ve o da kendince bir insan olduğu için şanslıdır; gücü ne denli ölçülü olsa da, içinde özgürlüğün tatlı duygusunu besler ve bilir ki, bu duyguyla istediği zaman, kendisini yaşam zindanından dışarı fırlatabilecektir.’’ (22 Mayıs)

Aynı zamanda yaşamın, hayata tutunmanın ‘Nasıl’ını ve ‘Neden’ini bize göstermektedir kitap. Küçük bir çocuğun sadece bir çocuk olarak kalmadığını 29 Haziran tarihli mektubunda anlarız. Dik başlılığın belki de güçlü bir kişiliğe; afacanlıkların ise bu uçurumdan atlatmayacak olan neşeli bir yaratılış olduğunu; çekirdek gibi, tohum gibi haznesinde neler neler sakladığını, ‘Geleceğin’ gerçekte, ‘Geçmiş ve Şimdi’den ibaret olduğunu anlarız.

1 Temmuz’da bize, gençlik günlerini nasıl değerlendirmemiz gerektiğinden dem vurur. Bir daha ele geçmeyecek o ‘deli kanlı’ çağların ne kendilerine ne de bütüne faydası olan şeylerle değil de, lüzumsuz şeylerle dertlenilip, yitirildiğinden yakınır Goethe. Bunun içinde çözüm yolları vardır elbette.  Ve bunu da farklı bir soruyla değerlendirir yazar;

‘’  ‘Burada sorun, içimize bir sıkıntı çöktüğünde ondan kurtulmak için bir yol aramanın olanaklı olup olmadığıdır,’ diye karşılık verdim. ‘Ancak hiç kimse gücünü bir kez sınamadan onun ölçüsünü tayin edemez. … … İşin esası aranırsa bu geçimsizlik biraz da kendi kendimize karşı memnuniyetsizliğimizden kaynaklanmıyor mu? Kendi önemsizliğimizi anlıyoruz; ancak içimizde delice bir ihtişam tutkusu var. Bunlar yan yana gelmiyor…’’ (29 Haziran)

İnsanların mutlulukları kurdukları hayalleri ile şu anki yaşadıkları hayat şartları arasındaki mesafeye bağlıdır. İçte yanıp tutuşan ihtişamı dıştaki çöplük desteklemiyorsa, maalesef bu da bizi daha başka konulara ve sorulara yönlendirir. Çözüm;

‘’…Tanrı’nın bize karşı davranışı nasılsa, biz de çocuklarımıza (kendimize*) karşı öyle davranmalıyız…’’ (6 Temmuz) (*yorumcunun sözü)

Mutluluk sadece yüreğimizde midir peki? Başkaları ile hiç mi ilgi, alakası yoktur? Bir iş yapıldığında diğer insanların ‘Hayır! Olamaz!’larının hiç mi önemi yoktur? Bir olayın neden, niçinini derinlemesine araştırıp, soruşturmadan hemen ‘Bu kötü/iyi!’ demek mümkün mü?

( Dikkat! Fazla gerçek ve acı içerir!)

Düşünün ki bir anne, evinde, çocuklarını ısıtacak kömürü, ısıtıcısı, parası olmadığı için, çocuklarına saç kurutma makinesini verip onları öyle ısıtmaya çalışırken, kendisi öbür odada boğazında bir iple ‘İntihar’ ediyorken gerçekten de ‘Kötü müdür?’ Sebep ne? Suçlu kim?

Ya da bir evin babasına, karısı ‘Evde yiyecek, içecek malzeme kalmadı. Para lazım.’ diye kocasının yanına gittiğinde, kocasının onu ‘Sen git, ben geliyorum.’ dedikten sonra, banyoda av tüfeği ile boğazına dayayıp intihar etmesinden sonra cebinde sadece 1 lira 50 kuruş Türk Lirası bulunun adama mı ‘Kötü!’ denir? Sebep ne? Suçlu kim?

Ve yahut yıllarca karınca gibi didinip, arı gibi çalışan bir eğitim fedaisini ele alalım. Ailesinin maddi durumu yetmediği gibi onlara da bakmak zorunda olmasını, yarı zamanlı işlerde gerek inşaat ameleliği gerek garsonluk, bulaşıkçılık, kargoculuk yaparken hem ekmek parasını kazanıp hem eğitim masraflarını zar zor elde ettikten sonra, bir o kadar da ümitle mezun olduğu üniversitesinin ardından, yıllarca KPSS altında ezilmeye de katlanamayıp kendini köprüden atıp yaşamına son vermek isteyen gençte mi ‘kabahat!’? Sebep ne? Suçlu kim?

Goethe aslında bize bunun cevabını vermek istiyor gibidir kitapta. Acı nedir? Nereye kadar dayanılır? Sebepleri nelerdir? Suçlu kimdir? Fail nerededir? Zaman ve mekân mevhumunu okurken yitirdiğimiz kitapta geçen cümle dikkate şayandır.

‘’ İnsanın sevdiğinde azaba ve işkenceye direnmesinin bir sınırı vardır; bu sınırı aşınca artık buna dayanamaz ve yay kırılır. Sorun bir insanın yiğitliğinde değil, belki maddi ve manevi acılara direnemeyeceğindedir. Kendini yaşamaktan yoksun bırakan bir zavallıyı diline dolamakla, ateşler içinde yanıp kavrulan bir hastayı nihayet öldüğü için kınamak arasında bir ayırım göremiyorum.’’ (12 Ağustos)

15 Ağustos tarihli mektubunda işlerin artık tersine dönmeye başladığını görüyoruz. 15 Ağustos’a kadar her şeye rağmen umudunu hiç kaybetmeyen Werther, kafanıza bir şey bir şekilde yerleşti mi, artık onu oradan çekip çıkarmaya güç yetmez, diyerek ölüme doğru gidecek olan mektuplar silsilesini haber vermektedir. Varlık mevhumunun sorgulanmaya başlandığı, insanı hem acı hem de neşe veren ‘hayatın’ yitip gitmesine şahitlik ederiz.  Eğer kendinizde küçücük bir eksiklik görürseniz bunun koca kâinata nasıl aksettiğine şaşıp kalırsınız, diyor ayrıca Werther. Ve ölüm düşüncesinin, sevdiğinden uzakta olmanın vereceği ıstırabın ilk sinyalleri ikinci bölüme geçmeden verilmiş oluyor.

‘’ … Aman Tanrım! İnsan, dünyada en çok sevdiği varlığın (*inancı, ümidi…) elinden alınmasına nasıl tahammül edebiliyor?’’ (10 Eylül) (*yorumcunun sözü)

 

Tags:
Paylaş
0 Yorum

Bir Cevap Bırakın

© 2022 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account