FERHAN

1.BÖLÜM

“Ah çocuk! Ne kadar da şımarıksın!” dedi, sözler derin bir nefes gibi dudaklarından dökülürken. Bıkkınlığı yalnız gözlerinden değil şapkasından süzülen tel tel saçlarından bile anlaşılabilirdi. On dakika boyunca sadece ağlamak için ağlayan, daha doğrusu bağıran çocuğu izlemiş, müdahale etmeyen annesine şaşkınlıkla bakmıştı. Oysa hasta olduğu her halinden belli olan en öndeki amcayı, çocuğu, sesten dolayı huysuzluk yapan genç kadını ve bıkkınlıkla bu tabloyu seyreden yolcuları hiç düşünmeden, kucağındaki çocuğun agresif ve şımarık hallerine göz yuman kadının yaptığı daha büyük ve affedilemez bir hataydı, onun gözünde.

“Ah çocuk! Ne kadar da şımarıksın!” Yedi sekiz  yaşlarındaki kısa siyah saçlı çocuk kendisine öfke ve bıkkınlıkla bakan kıza çevirdi başını. Genç kız rahatsızca çantasının fermuarı ile oynadıktan sonra, bir anlığına sustu. Dikkatlerin kendisine toplandığından emin olduktan sonra, içinde kalmaması adına sessizlikten faydalanarak tekrar konuştu;

“Bindiğimizden beri gereksiz yere sadece bağırıyorsun ve kimsenin senin bu şımarık hallerini kaldıramayacağını bilmen gerekir” Eliyle bakışları kızgınlaşan kadını gösterdi “annen sana öğretmemiş belli ki ama onun yanlış dememesi yaptığının doğru olduğu anlamına gelmiyor.”

“Sen ne biçim ko…!” neredeyse bağırarak konuşacak olan kadını, çocuğun elindeki oyuncağı aniden çekip alarak ve düğmesine basıp o iğrenç şarkıyı çalarak susturdu. Her ne kadar tahammül edilmez bir ses olsa da şaşkın bakışlar arasında oyuncağı incelemeye devam etti ve tekrar çocuğu hedef alarak konuştu;

“Bu araca bindiğimizden beri şu iğrenç oyuncağın rengi yüzünden bağırıyorsun ve bu rengi de yine sen yine bağırarak seçtin. Şimdi ben inene kadar bir kez daha sesini duyarsam onu yok ederim!”

Çocuk öfke ve korkuyla annesine bakarken beklediği tepkiyi alamayınca kollarını bağlayarak oturdu. Annesi ise yolcuların genç kıza minnettar bakışlarını görünce öfkesini ona kusmaktan vazgeçti. Otobüste tanıdık simalar vardı, şimdilik biriyle tartışmaya girmeye de niyeti yoktu. Yine de öfkeli gözlerini bu yabancı kızdan ayırmıyordu.

“Yenice köyü yolcusu kalmasın” şoförün gür sesi ile ayaklanan yolcular bir bir otobüsten indiler. Tek katlı, şirin ama büyük caminin önünde 5-6 kişilik bir grup oluşmuştu. Genç kız, önündeki yaşlı amca, çocuğu kucağında uyumuş kadın, oyuncağını hala elinde tuttuğu çocuk ve annesi. Temiz havayı içine çekerken keskin bakışlarını, ona beklenti ve kızgınlıkla bakan çocuğa dikti. Annesi de çocuk da en ufak bir zayıflık görseler Ferhan’ın üstüne geleceklerdi ama kız başını bir an olsun yere indirmiyordu. Bu yabancı kızı tanımadan karşı koymaya cesaret edemedi öfkeli kadın.

“Şimdi şu camiye girip, şımarıklığından kurtulman ve büyüyünce iyi ve sakin biri olman için dua edeceğim çocuk. Aksi takdirde asla tahammül edilir biri olmazsın.” Ardından umursamaz bir tavırla oyuncağı uzattı.

“Yanlış kayaya çarptın hanım!” diye kendisine ince bir sesle bağıran kadına baktı. Valizini eline alıp camiye yönelirken “itiraf etmek gerekirse sizin de çocuk eğitimi hakkında bilgiye ihtiyacınız var” dedi ve gitti. Kendisine bir iki cümle sarf edip arkasından bakan kadının hiç de korkutucu bir tarafının olmadığının oyuncağını sıkı sıkı tutan çocuğu bile farkına varmıştı. Ferhan, açık olan demir kapıdan geçip, beyaz mermerlerin döşenmiş olduğu avluda yürüdü. Bir yandan da çevresine bakınmayı ihmal etmiyordu. Caminin içine girmeden önce bir iki metre ötesindeki çardağa baktı. arkası dönük oturan birini gördü. Başında sarık, sırtında cübbe yoktu bu adamın, belki de köyden biriydi. Yine de içeriye girmeden onunla konuşsa iyi olacaktı.

“İsmail hocaya bakmıştım” Anlaşılması adına yüksek çıkardığı sesiyle arkası dönük adamın kendisine dönmesini bekledi. Duyduğu sesle ayağa kalkan temiz yüzlü beyaz sakallı bir ihtiyar, gözleri yerde nazikçe karşıladı kızı, benim dedi. “Ben Asiye hanımın misafiriyim” diye konuştu bu sefer İsmail hoca gibi gözleri yerde. Bir yandan da kimseyle muhatap olmadan aradığı kişiyi bulmuş olmasına seviniyordu.

“İstanbul’dan ulaşmıştın bana. Öyleydi değil mi?” Kısaca başıyla onayladıktan sonra İsmail hoca önde İstanbullu misafir arkada camiden çıktılar ve temiz havanın, güzel bir güneşin altında yürümeye başladılar. Ferhan etrafını dikkatlice inceliyor, heyecanını bir nebze olsun bastırmaya çalışıyordu. Uzun yılların ardından, uzak bir mesafeden çıkıp gelmişti. Hiç bilmediği köyü onu nasıl karşılayacaktı kim bilir. O, içindeki merakla yürürken taş yollar, bazen bir bazen iki katlı evler, uzaklarda belli belirsiz dağlarıyla Yenice köyü misafirini, kelebek ve arılarla hoşça ağırlamaya başlamıştı.

Köyün iç kısmını geçtikten sonra bir yokuş çıktılar ve büyükçe bir evin önünde durdular. Bütün yollar düz, bu eve çıkan ise yokuştu. İstanbullu misafir bunu fark etmiş olacak ki daha da dikleştirdi başını. Her yokuşa meydan okurcasına… Kendisine yol boyu eşlik eden, kısa bir kaç soru sorup sonra da susan, yolda gördüğü köylünün selamını alıp camide buluşmak üzere sözleşen İsmail hoca çıktığı yokuştan yorulmuş halde derin nefesler alıyordu. İstanbullu misafir adamı bu kadar yorduğu için mahcuptu ama tanımasa da bir tek ona güvenebileceği yer etmişti kafasında nedensiz…

“Kusura bakmayın İsmail hoca, yordum sizi. Çok teşekkürler… Bütün yardımlarınız için” Son cümlesini büyük bir minnetle söylemişti. Adam tatlı yüzüyle gülümsedi. Her ne kadar bu kadar teşekküre gerek olmadığını söylediyse de karşısındaki minnet dolu gözler teşekküre devam ediyordu. İsmail hocanın yerdeki bakışlarında da Ferhan’ın bilmediği bir minnet vardı. bu kızın bir şeyleri değiştireceğini biliyordu.

Ferhan, bundan sonrasını kendisinin halledebileceğini söylediğinde yollarını ayırdılar. Şimdi yalnızdı, yıllar yaşamış, yollar aşmış, yokuşlar çıkmış genç kız cesaret isteyen bir yüzleşmeye hazırlanıyordu. Derin bir nefes çekti ciğerlerine, temizdi buranın havası. Omuzlarını dikleştirdi ve tahta kapıya vurdu. Elinde sıkı sıkı tuttuğu valizinden destek aldığını bir tek kendisi bilse yeterdi. Bir süre bekledikten sonra kapıyı açan kendi yaşlarında bir kız gördü.

Kız daha önce görmediği bu yabancıyı bir süre süzdüyse de, tanıyamamıştı. Bir yerlerde karşılaştıklarını sanmıyordu. “Buyurun?” dedi merakla karışık. Elinde valiziyle bekleyen kız, Asiye hanıma misafir geldiğini söyleyince, bekletmeden içeriye aldı. Ferhan, tahta eşikten avluya bir adım attı, yeni hayatına ilk adımıydı bu. Sonra kendisini karşılayan kızın arkasından avlunun ortasına kadar yürüdü.

İçeri girdiğinden beri konuşmamıştı. Yorgundu, kelimeleri sınırlıydı, konuşması gereken kişiyle konuşacaktı. Eve baktı, tıpkı kendine anlatılan gibi büyük ve gösterişliydi. Avlusu yine kendine anlatılan gibi büyüktü ama ortadaki akıyor diye anlatılan çeşme akmıyordu, kan kırmızı denmiş güller solmuştu. İçi burkuldu hatıraların böylece solup gitmiş olma ihtimaline karşın. Yine de içindeki burukluğa ve bilinmezliğe karşın gizleyemediği bir heyecan da vardı. Bir parça, bir iz bulurdu belki geçmişten. Silinip atıldı denilen şeyler belki de saklanmıştı.
Kim bilir, belki de yerli yerindeydi her şey. Kendini inandırmak istediklerinden bir parça. Kızın kendisini izlediğini görünce artık karşılık vermesi gerektiğini düşündü. Yoksa akşama kadar böyle bekleyecek gibiydiler.

“Hoş bulduk, Asiye hanımı görecektim ben”

Kız misafirperverliğin gereği olarak yüzüne yerleştirdiği gülümsemeyle başını sallayıp Asiye hanıma haber vermek üzere hızlıca yukarı çıktı. O geri dönene kadar biraz oturmak istedi Ferhan. Biraz güç toplamak istedi titreyen bacaklarına. Küçük valizinde çok ağır şeyler vardı. Yirmi yıldan fazlasını sığdırmıştı oraya. Üstelik öyle bir yolculuğa çıkmıştı ki sonu belirsizdi. Bu hikayeye bir son yazılması gerekiyordu. Bir kaç dakika sonra yukarıdan gelen kişileri görünce ayağa kalktı, duruşunu dikleştirdi, derin bir nefes aldı ve akmayan çeşmenin yanına kadar yürüyüp yaşının duruşundan hiçbir şey eksiltmediği kadının kendisine doğru gelmesini bekledi.

Yaşlı kadın adımlarını avlunun ortasında duran, saçları şapkasından çıkmış, dik duruşlu keskin bakışlı kıza yaklaştırdıkça yavaşlatıyordu. Yorgunluktan değil de yılların ve hatıraların ayaklarına bir zincir gibi sarılıp onu engellemesindendi bu yavaşlık. Zira bu duruş, bu bakış, karşısında duran bu kızın tahmin ettiği kişi olma ihtimali her şeye rağmen o yaşlı kalbine çok ağır gelmişti.

Aralarında üç dört adımlık mesafe kala durdu. Ev sahibi de misafir de kalplerine dolan ama kesinlikle sakin olmayan duygularla boğuşuyor, karşı taraftan gelecek ilk kelimeyi bekliyorlardı. Genç kız şapkasını nazik bir hareketle eline aldı, kahverengiye yakın sarı saçları güneşin altında biraz daha parladı. Gözlerinde tıpkı güneşli bir havada, keskin bir soğuğun Yenice köyünü sarmalamış olduğu gibi bir soğukluk vardı, dudaklarında ise hafif bir tebessüm.
Güneş ve soğuk gibiydi yüzü.

Ve yaşlı kadın bu yüzü çok iyi tanıyordu. Artık kimse konuşmasa bir şey demese dahi karşısındaki kişinin kim olduğunu biliyordu.

“Merhaba, ben Ferhan. Torununuzum!”

Bazen insanlar bir şeyleri bilse dahi duyduklarında sanki ilk kez duymuş gibi hisseder, aynı yük omuzlarına tekrar yüklenmiş gibi olurdu. Bildiği ama duymaktan korktuğu gerçekler kanlı canlı karşısına dikilmişti yaşlı kadının.

Asiye hanım gözlerine dolan hüzün ve acı bakışlarla başını gül bahçesine çevirdi. Bir süre derin nefesler aldı.  Ona sarılmazdı, yüzüne gülüp kucak açmazdı, boynuna sarılıp öpüp koklamazdı, olması gereken çok başkaydı. Ve karşısında duran genç kız karşısına dikilmeye cesaret ettiyse alacağı tepkiyi de biliyor olmalıydı. O yüzden yaşlı kadın o an sadece solmuş güllere baktı, bastonunu sıktı sıkı sıkı, boğazını temizledi… Ferhan ise beklediği hatta beklediğinin de üstünde olan tepkiyle dudağındaki tebessümü silip tıpkı anneannesi gibi kaşlarını çattı

“Benim torunum falan yok! Çabuk defol git buradan!”

Anneanne torun, biri bastonunu biri ise şapkasını sıkarken, acılarını bir kenara bırakıp meydan okuyan bakışlarını birbirlerine kenetlemişlerdi.

Tags:
Paylaş
1 Yorum
  1. yormeci 2 ay önce

    Her bölümünü severek ve heyecanla okuduğum muhteiem bir romandı. Kitap, dizi ya da sinema filmi olmayı hak ediyor, emeğine sağlık.

Bir Cevap Bırakın

© 2022 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account