esrar kitabesi

Şehirler pas kokardı senden evvel. Saçlarına yağmur düşmezdi güneş kızlarının. Çocuklar ellerinde taşımazdı cennet türkülerini. Sen geldin ve şehrimin yıldızlarına emanet ettin güzelliğini. Aşkı bilmeyen yanına mihmandar oldun aşksız sokaklarımın.

Anneler hep kaybederdi kızlarını bir yokuşta. Bir yokuşun dibinde çalınırdı en ölümcül tamtamlar. Amcalar kahvelerde tebessüm saçmaz, nargilesinden hüzün çekerdi sinesine dudaklar. Kediler bir köşebaşında usulca durur, gözleri sefalet kokardı yorgun güvercinlerin.

Bir şehri gözlerindeki cennetle boyamak nedir bilmezdi kadınlar. Sen geldin ve bir şehri yüzünden akan yağmur zerreleriyle dirilttin.

Şimdi bir şehir var kalbimde, denizleri gözlerinde dalgalanan. Bir şehir, ismine adanmış, isminle kutsanmış. Şehirsizliğimin hüznüne şehriyârlığının mesruriyetiyle elveda demenin vaktidir şimdi…

Kıyına vuran her dalgada biraz daha durulur kuşların hüznü. Kızıl bir nehre atılan taşın meydana getirdiği halkalar gibidir gözlerine değen aşkın tercümesi. Uzun seferler yapar kaptanlar senin limanına, zordur sonsuz mutluluğa demir almak, bilirim.

Muhayyer şarkılar mırıldanırım ikindi yağmurlarıyla beraber. Gözlerine günahsız bir aşkı mühürlemenin verdiği sonsuz güvenle, hangi cümlenin yüklemini aşk ile bitirsem, sen olursun öznesi iştiyâkımın.

Kerpetenlerle sökülür ardından şehrin burçlarına kargışlanmış ne kadar kir varsa. Gözlerinden damıttığım ilahi efsunla, çocukların kalbinden cebrailce bir vakarla çekerim hüzünleri. Kız çocukları ağlamaz olur artık, bir köşe başında yorulmaz genç savaşçılar. Babalar eve ekmeğiyle döner, anneler sıcaklığını paylaşır bir lokmanın.

Şehre ucu yanık bir mektup gibi girer gölgen. Zemheri akşamlarında bir türkü bestelenir iman ve aşk ile. Bense bir hattattan aldığım metruk yüreğimle, zümrüt tepelerinde gezerim sen kokan diyarların. Sencil şehirlerin muhaciriyim artık, her ayak izimde kalbinin attığı…

Derin kuyulardan çıkan yusufça bir âh ile göç eder şehrine kırlangıçlar. Her kanat sessinde billur bir serenâdın mırıltısı duyulur. Kadınların ellerini kesen bıçaklar, endülüs ağıtlarıyla bileylenir ansızın. Ve sen kokar şehrin nurlu bahçeleri.

Züleyha’nın güzelliğinin altında yatan aşk nidasıdır, senin varlık prizmandan sâdır olan letafet. Esrarlı yazıtların arkasına saklanan bir vav ile süslenir saçların. Gözlerinden neşvünemâ eder çöl kuşları. Ve sen kokar şehrin nurlu bahçeleri.

Ellerimden doğan güneşe yemin ederim, seni yazacağım sırat köprüsünden geçerken gördüğüm rüyaya. Düşlerin içinden derlediğim şu müreffeh sevdayı, damla damla toprağa düşürüp, dirilteceğim ismine mimlenmiş şehirlerde.

Nihavend musikisini andıran gülüşünle açacağım baharın kapıma vuran iniltisini. Küskün bir elifbanın üzerine değdireceğim sana dokunmaktan haya eden ellerimi. Alnımı vurduğum her secdeden, binlerce kez seni isteyerek kalkacağım. Sen kokacak yüzümün ayetleri, sen kokacak suretim.

Soğuk gecelere emanet ettiğin türküleri söyler yorgun bir karınca kervanı. Bakışlarından arda kalan ne kadar düş varsa, hepsini gözlerime râm eylerim. Şehir susar ve sen olur lehçesi güvercinlerin.

Bir cami çıkışında duyarım kokunu, şadırvandan sıçrayan rahmet zerrelerine karışır hayalin. Çocukların ayak izinde bulurum güneşin saçlarından çaldığı o eşsiz parıltıyı. Bir şehir kalır senden bana, aşksız şehirlerin mihmandarı olurum. İki kişilik üşürüm yokluğunda, birliğe erişsin diye yalnızlığım…

Aynaların ardında bekleyen esrarı çözer şehlâ bakışların. Gecenin rahlesine kalbime musaddık kıldığın sözler dökülür. Kelebeklerin kanadından su içerim aklıma sen düğümlenince. Eski bir kitabenin yaldızlı sayfalarına kazınır elimde palazlanan hüzünler.

Şehre ihanet eden su kuşlarının gagasından ölüm şarkıları duyarım ansızın. Aşkın, ölümün kursağında bıraktığı çiçekler derlenir her lahza. Ve çiçeklerin dilinden konuşurum seninle. Bir güle şeddelerim adını, bir menekşeden cezm ederim esmânı.

Güller değil midir zaten mütercim akşamların yalnızlığında adını kalbime fısıldayan? Güller değil midir ezberimde biriken yağmurları asûde güzelliğinin vahasına düşüren? Güller değil midir şerhime düşen nurâni lafızların ardında kalan ürperti? Güller değil midir yüzünün kıblesinde ayet ayet ruhuma nüfuz eden?

Seni isteyeceğim karanlığın altında uyuyan hüzün kanatlı meleklerden. Aşkın uğramadığı şehirlere perçinleyeceğim Allah’ın kalbine vurduğu sedeften mührü. Seni doğacak güneş ne vakit düşende tan yerine zifir, seni parlayacak gökteki yıldızlar ayın on dördünde. Seni yağacak kalbinden ilham alıp göğün alnından öpen yağmurlar.

Seni bir çocuğun ellerine bulaşan çamurların temiz kokusuyla mimleyeceğim varlığıma. Ezan seslerinin buğusuna emanet edilmiş yetim yürküler ısmarlayacağım uzak şehirlerden. Adının geçtiği her yeri buram buram öperek geçeceğim hayatın ikindisinden. Ve ölüm diye seni kucaklayacağım meleklerin huzurunda…

Menekşe yanığı hayallerden derlediğim sevda türküleriyle adanacağım şehrine. Güvercinlerin kanadına düşen yağmur damlaların süzülüşüyle resmedeceğim visâlini gönlüme. Seni anacak düşen kar taneleri ve güzellik ikliminin mevsimi olacak adın.

Hüznün ve sevincin o sonsuz ârâfında, şiirimi öpen suskunluğunla bileyeceğim içimdeki ateşleri. Mürekkebi sen olacaksın, karanlığın rahlesine nakşettiğim asude harflerin. Zebercet taşlarıyla kazıyacağım kalbini, gönlümün kitabesine.

İstanbul ne vakit üşüse, seninle ısıtacağım Boğaz’ın gümüş rengi sularını. Çocuklar seni koşacak sokak aralarında. Seni ağlayacak ekmeğini denize düşen martılar. İstanbul koyacağım adını, minarelerle mavi göklere yaldızlarcasına..

Sükuta bezenmiş lahzalara değerken mekki gözlerindeki şehlâlık, denizler ıslanır kavi bir akşamın hüznüyle. Yüzüne benzeyen güller koparır kalbimin bahçelerinden rüzgâr. Lisânıma dokunan şu müreffeh huzur, senden nüzul olur bilesin. İkindi güneşlerinin aksime vuran visaliyle, ellerini çizer göğün rahlesine ellerim. Seni okurum yıldızlara şerholan kandil gecelerinde.

Adındır, gülüşünle getirir baharları. Bir güzel dua sobeler beni kimsesiz sokaklarda. Gök/yüzünden alırım Allah’ın ruhuma indirdiği nefesi. Naif cümleler bağdaş kurar içime, ne vakit düşse aklıma senden yana bir nur.

İnce bir yağmur sızısıdır varlığın, bir gelip bir gider.

Kıyameti kopar bu şehirde, sensiz açan her kızıl menekşenin. Adınla tutuşan meşaleler salınır minarelerin deldiği kurşuni gökte. Bir Buhara yangınıdır sensizlikten arda kalan. Gözlerin değse yanarım cehennemcesine ey yâr.

Gel bana bir sahra sessizliği sun ey kutsal yemin. Ey sümbülleri gecenin hüznüne nakşeden kanlı minber. Ey gözlerini ayet ayet kalbime perçinleyen asude şarkı. O kadar öldüm ki sensizlikte, dirilmeye yetecek cesedim kalmadı.

Tags:
Paylaş
0 Yorum

Bir Cevap Bırakın

© 2021 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account