Ekim (Kapak

“Ekim” Bölüm 1

“Bakın Hakim Bey müvekkilim diyor ki; ‘Ben tecavüzcü değilim. İstemeyen bir kadına dokunmam!’  Daha neyi uzatıyorsunuz? Bu iftirayı daha ne kadar ilerleteceksiniz? Çok merak ediyorum!” bu sözler içimdeki öfkeyi kat be kat arttırmıştı. Acaba daha ne kadar zorlayacaktı? 

Daha fazla dayanamayacaktım. Çünkü vücudumda fütursuzca yolunu ilerleten öfke beni deli edecekti. Oturduğum yerden hızla ayağa kalktım. Göz yumamazdım böyle bir duruma!

“Hakim Bey! Hukuk’u ele alarak konuştum. Hiçbir şekilde anlaşılamadım. Bir de şöyle dinleyin beni. Önünüzdeki fotoğrafta yanımdaki Gonca Beste’nin sırtındaki yara izleri var. Morluklar var. Biz sadece tecavüz için başvurmadık mahkemeye. Eğer ki tecavüze ceza vermeyecekseniz darpa vermek zorundasınız! Bu sadece hakimliğinizin verdiği borç değildir. Bu insanlığın da bir borcudur. Hangi insan tecavüze göz yumabilir ki? Kendi kızınıza, karınıza tecavüze teşebbüs yapılsa ve bunu kabul etmeyip direndiği için darp edils…”

“Susun!”

“Bakın dinlemeye bile dayanamadınız! Sözlerime devam edece…”

“Size susmanızı söyledim!” Bu söz beni iyice dellendirmişti. Susacak mıydım? ASLA!

Elimi önümdeki masaya sertçe vurarak ayağa kalktım.

“Bir kadını ezmek diye buna diyoruz biz beyefendi! Karşı tarafın müvekkili de avukatı da erkek! Bir de bize bakın! Ne eksiğimiz var. Onlara karşı koyacak, hayallerimizin peşinden gidecek, kendimizi ezdirmeyecek gücümüz var. Biz de insanız! Ha eğer şimdi karşı çıkmayacaksanız az önce karınıza ve kızınıza karşı yaptırdığım empatiyi hatırlayın. Sözümü yarısında kesmediniz mi? Şimdi bu kadını kendi kızınızın yerine koyar mısınız? Düşer misiniz peşinden o şerefsizi içeriye attırana  kadar?” deyip bekledim. Sözlerim yüksek sesle çıkıyordu dudaklarımdan. Hakimi izlemeye başladım. Başını önüne eğdi ve hafifçe olumsuz anlamda salladı. Düşmezdi işte! Eğer o düşmeyecekse ben de düşmezdim!

“Ben de öyle tahmin etmiştim! Şimdi verin cevabınızı. Bu namusunu ayaklar altına alan herife mi inanacaksınız? Yoksa kendi şerefini korumak için dayanmış, darp edilmiş güçlü kadına mı?” bunları deyip oturduktan sonra karşımı rakip davacılara çevirdim. Müvekkilin yüzü kıpkırmızı kesilmişti. Avukatın da başının dik olmasına tezat elleri titriyordu.

Ben ve müvekkilim ise dimdiktik. Boynumuz eğilmeyecekti asla! Başım hep dik olacaktı!

Uzun süreli ölüm sessizliğinden sonra hakim söze girdi…

“Yaz kızım.”

**

“Kazandın mı Masal duruşmayı?” dudağımın kenarı yavaşça yukarı kıvrıldı. Arabanın koltuğuna otururken söze girdim.

“Şimdiye kadar kaç duruşma kaybetmişim.”

“Hatırlamıyorum ki!” Atakan bunu söylediğinde ikimiz de güldük. Doğruydu! En son ne zaman duruşma kaybetmiştim ki?

Gerçi; haklıyı savunan her daim kazanırdı! Benim suçluyla işim olmazdı! Parası da hiçbir zaman umrumda değildi!

“Nereye gidiyoruz?”

“Senin eve sür.” dediğimde dikiz aynalarından bana garip bir bakış atıp yola koyuldu.

Onun evinin önüne geldiğimizde ikimiz de arabadan indik ve tokalaştıktan sonra onu evine yolladım. Çocuğunu özlemişti zaten. Saatlerdir duruşmanın bitmesini bekliyordu.

Arabanın şoför koltuğuna geçtim ve arabanın kontağındaki anahtarı çevirdim. Şimdi varacağım mevkii kitapçıydı. Çok önemli işlerim vardı. Mutlu edeceğim minikler vardı…

Kitapçıdan içeri girdiğimde gözüme durduğum yere çok uzak olmasına rağmen en karşımdaki rafta bulunan Küçük Prens takıldı. Oraya doğru hızlı adımlarla ilerledim. Rastgele bir sayfayı açtım. Gözüme çarpan cümle çok etkileyiciydi.

” ‘Eğer biri milyonlarca yıldızın birinde filizlenen bir çiçeği severse, bu onu yıldızlara baktıracak kadar sevindirir…”

Çok etkileyiciydi. Tüylerim ürpermişti bile. Gözlerimi sayfanın son paragrafında bulunan bir cümleye daha çevirdim.

“Artık çekicimin ve ölümümün ne önemi kalmıştı ki?” doğruydu. Gerçekten doğruydu. Ölümümün bile önemi yoktu!

Aldığım nefesin bir önemi yoktu!

Kabuslarımın bir önemi yoktu!

Sinirimin bir önemi yoktu!

Öfkemin bir önemi yoktu! 

Sevincimin bir önemi yoktu!

Benim önemim yoktu bir kere! Daha ne olacaktı ki?

Dolan gözümden damlayan yaşı sildim ve kafamı dikleştirdim. Kütüphanedeki çocuk kitaplarının her birinden 3-5 tane aldım ve parasını ödedikten sonra hepsini arabanın arka koltuğuna koyduktan sonra tekrardan şoför koltuğuna geçip arabayı dürmeye başladım.

Girdiğim köy yolunda gözlerim ağaçlardan dökülen sarı ve turuncu renklerinin karmaşasını belli eden yapraklara takıldı. Arabam ilerledikçe yerlere dökülenleri ise uçuşuyordu.

Artık donuk bir cam var mavi gökler yerinde. Güneşi benden çalan o sıcak bakışlardır, Ve yazı o götürdü mutlak beraberinde.”

Severdim Yaşar Nabi Nayır’ı. Şiirleri çok hoşuma giderdi.

Arabayı gelmek istediğim yerin kapısının önünde durdurdum ve arka kapıdan kitapları aldıktan sonra dışı kırmızı badanalı eski binaya baktım. Gözümü damarlı duvarlardan çektikten sonra önümdeki uzun merdivene ayağımı basıp kapıyı yavaşça açtım. Açar açmaz yüzüme vuran sıcaklık bir tebessüm belirtmişti. Kapıyı kapatıp içeriye tamamen girdiğimde üzerime doğru koşan miniklere bakıp güldüm. Hepsi sobanın başında toplanmıştı. Ellerini ısıtıyorlardı. Bacaklarıma sarılan Eda ile gülümsedim.

“Abla sen sobadan daha sıcaksın.” ince, çocuksu sesi beni daha da ısıtmıştı.Hepsinin teker teker alınlarından ve pembe yanaklarından öptükten sonra sıralarına yollayıp karşılarındaki kara tahtanın önüne geçtim. Yanımdaki poşeti açıp kitapları teker teker dağıttıktan sonra hepsine kafamı sallayıp iç odaya girmek için kapıyı tıklattım. İçeriden kulaklarıma ulaşan “Gel!” nidası ile gülümsedim. Kapıyı açıp içeriye yüzümdeki tebessümü genişleterek girdim. Beni gören Esma Hanım ayağa kalktı ve gülümseyerek bana sarıldı.

“Özlettiniz kendinizi.” dediğinde gülümsedim.

“Hepsini çok özlemişim valla.” dediğimde o da bana gülümsemeyle karşılık verdi.

“Duruşmanız iyi geçmiştir umarım.”

“Evet iyi geçti.” aklıma geleni söylemeliydim, unutmamalıydım.

“Ha bu arada! Bu hafta sonu kalorifer bağlamak için gelecekler. Lütfen ortamı düzenleyin.” dediğimde mahçup bir bakış attı bana.

“Çok zahmet ediyorsunuz Masal Hanım. Bunların hepsine gerek yok. Hem biz elimizden geleni yapıyoruz!”

“Anlıyorum size. Elinizden geleni yapıyorsunuz ama ben de yapmak istiyorum. Hepsinin gelecekleri çok açık. Pırıl pırıl hepsi! Şimdi bu soğuk Ekim ayında ellerini sobaya tutarak ders işlemelerini istemiyorum.” dediğimde gülümsedik ikimiz de birbirimize.

Davaların en güçlü avukatı; şimdi burada pamuk gibiydi!

Waaooww inanılmaz!

Bana gelen telefon ile bakışlarımı telefona çevirdim sessize aldım ve ayağa kalktım. Dışarı çıkmadan tüm çocukları tekrardan teker teker öpüp yoluma devam ettim.

Arabaya binince beni arayan numaraya baktım. Ezberlemiştim artık ve gerçekten sahibinden iğreniyordum. Mecburi olarak geri aradım. O sert sesi duyduğumda ise kaşlarımı çattım.

“Hayırdır avukat hanım. Telefonu açmamalar falan! Triplere de mi başladınız?”

**

Merhabalarrr…

İkinci kurgumun ilk bölümü ve heyecanla yazdığım bölüm ile karşınızdayım…

Ellerim titreye titreye yazdığıma emin olabilirsiniz.

Bu kitabın tamamını kendime ithaf ediyorum! Ama diğer kitaplarımın sevdiklerime ait olacağından emin olabilirsiniz…

Bunlarda ailem ve dost çevremden başlayacak!

Umarım beğenirsinizz…

Ön yargılarınızı bir kenara atarak okumanızı istiyorum…

Bir de lütfen olumsuz yorum dahi yapacağınız zaman yıkıcı olmayın.

Çünkü bu kitapta hayallerimle geleceğimi yazıyorum…

İlk bölümü şu kelimelerle bitiriyorum!

Kitap sayfalarında kurutulan karanfillerin hep yanınızda olması dileğimle… ??

Tags:
Paylaş
4 Yorum
  1. Mahlası_melnur 11 ay önce

    Merakla devamını bekliyorum. Kızın bir yarası var ama öğreneceğiz zamanla…

    • Yazar
      ssumeyywakkayaa 10 ay önce

      Kısa bir süre sonra geleceğim. Bu bölümler tanıtım maiyetindeydi. Devamı çok heyecanlı olacak emin olabilirsiniz. Ama şimdilik diğer kitabıma odaklanıyorum. Biraz bekletebilirimmmm… 🙂

  2. Nur. 11 ay önce

    Guzel

Bir Cevap Bırakın

© 2021 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account