Couple Silhouette RomanceChick Lit Book Cover (1)

  1. Giriş  

   Derin bir acı, kalbimden başlayıp tüm bedenime yayılıyordu . Yakıcı bir acı bu, bu gece benden geriye küllerim kalacak sanki. Nasıl tarif etsem bilemiyorum, anlatmayı denesem beni anlayan olur muydu? Ölüm kapımdaymış gibi, son nefesimi alıyormuş gibi hissediyordum. 

    Parmaklarımın arasında usul usul yanan sigarayı söndürdüm. Odamda sigara dumanından bulutlar oluşmuştu sanki. Sahi, kaç paket bitirmiştim bugün? Küllükte biriken izmaritlere ufak bir bakış attım. Emin değildim belki 3 ,belki 5 paket bitmişti, emin olduğum tek şey sigaralarla birlikte benim de bitmiş olduğumdu. Penceremi açtım, sokaklar bembeyazdı. Derin bir nefesle içime çektim kar kokusunu. Belki herkes hissetmiyordur ama benim için karların bir kokusu var. Ferah ve soğuk bir koku bu. Tekrar tekrar soludum. Bu kokuya aşığım.

   Parmak uçlarıma basarak odadan çıktım. Evdekiler uyanmasın diye çıt çıkarmamaya özen gösteriyordum. Doğruca banyoya girdim. Elimi yüzümü yıkayıp, dişlerimi fırçaladım. Sonra aynadaki görüntüye takıldı gözlerim. Beyaz tenli, kahverengi uzun saçlı, gözlerinin altı uykusuzluktan simsiyah olmuş bir kız, bu bendim. Bir süre inceledim kendimi, yansımamda ruhumu aradım. Tıpkı bir ölü gibiydim. Diğer ölülerden tek farkım, hâlâ nefes alıyor olmamdı. Daha fazla dayanamadım bu görüntüye, artık aynalardan da nefret ediyordum.

    Tekrar odama geri dönmek için çıktığım sırada annemle karşılaştım. Mutfakta öylece oturuyordu. Onu boşverip tam da yoluma devam ediyordum ki,

“Yine içtin mi o zehiri?” dedi. Bu konu hakkında konuşmak istemiyordum. Kısa cevaplar verip, bir an önce odama dönmeliydim.

“Evet.” Cevabımı duyduğu anda gözlerini tehditkar bir şekilde üstüme dikti. Bakışları buz gibiydi, sanki annemin bakışları değildi de bir yabancıya aitti bu bakışlar. Artık alışmıştım.

“Baban duyarsa seni öldürür, bunu biliyorsun öyle değil mi? En başa sarmıştık yine, aynı lafları tekrar tekrar duymaktan usanmıştım. Her defasında babam sigara içtiğimi duyduğunda bana yapabileceği şeyleri sıralardı, sonrasında ailelerine yakışmadığımı söyler; kendince nasihatler verirdi. Doğruydu, ben ailelerine yakışmıyordum, Karal ailesinin yüz karasıydım. Cevap bile vermeden odama yürüdüm. 

   Kendimle gurur duyuyordum çünkü zamanında bu aileye uygun bir evlat olmak için çok çaba sarfetmiştim. Çocukluğum hep ders çalışarak geçti, her sınıfı birincilikle bitirdim. Üstüm kirlenir diye parklarda oynamadım, hatta arkadaş edinmedim. Kıyafetlerim tertemiz olmalıydı, arkadaşlar beni kötü etkilerdi; annemin koyduğu kurallardı bunlar. Tüm kurallarına uymuştum. Sırf beni birazcık sevsin diye, başımı okşasın diye çocukluğumu çöpe atmıştım, 

   Küçük Dilhun, bu aciz insanların sevgisine muhtaçtı. Ama artık büyümüştüm. Biraz geç bile olsa beni asla sevmeyeceklerini anlamıştım. Çocukluğum ruhumda derin ve asla geçmeyecek bir yara olarak kalmıştı işte. Bu yara olmak istediğim insana olmama yardım etmişti hatta. Güçlü olmak zorunda bırakmıştı beni. Neticede hayallerime ulaşmıştım, Doktor Dilhun olmuştum. Çocuk doktoruydum ben. En önemlisi artık kimseye boyun eğmiyordum. 

   Odanın yeterince havalandığına kanaat edince pencereyi kapattım. Saat 04.18 di. Bir kaç saat sonra güneş doğacaktı. Yatağıma girdim. Göz kapaklarım ağırlaşmıştı. Kendimi uykunun rahatlatıcı kollarına bıraktım. 

   Etraf zifiri karanlık.  Gök yüzünden zayıf bir ay ışığı süzülüyordu . Ay gökyüzünün tam ortasında,  saat 12’yi geçmiş olmalı. Hafif bir rüzgar tenimi sıyırıp geçerken, vücudumu bir ürperiş sarıyor. Gözlerim nihayet karanlığa alışmaya başladı. İki yanımda yıkık dökük binalar sıra halinde dizilmişti, çoğunun penceresi yoktu. Garip bir şekilde tanıdık geliyordu bu sokak. Sanki daha önce gelmiş gibiydim buraya. 

   Ufak adımlarla temkinli bir şekilde yürümeye başladım. Evlerin pencerelerinden gölgeler geçtiğini farkettim, ensemde soğuk bir nefes hissediyorum. Arkama baktığımda uzun boylu bir adam gördüm. Göz göze geldik, ay ışığının vurduğu yüzünde baştan başa derin bir kesik var, hâlâ kanıyor. Adamın mavi gözlerinden geçen iğrenç parıltı, içime güçlü bir kaçma hissi dolduruyordu. Korkumun tetiklediği adrenalinin bacaklarıma verdiği güçle koşmaya başladım. 

   Ne kadar koşsamda bulunduğum yerden bir adım ileri gidemiyordum. Kan ter içinde kalmıştım, bir süre daha ileri gitmeye çabaladım. Gücümün tamamen bittiğini hissettiğimde olduğum yere diz çöktüm, pes etmiştim. Adama baktığımda pişkin bir sırıtışla beni izlediğini gördüm. Pes edişimden zevk almış gibiydi. Kocaman adımlarla yanıma gelmeye başladı. Çaresizlik içinde yardım istemek için çığlık atmayı denedim. Sesim ancak bir fısıltı kadar çıkabilmişti. Adam güçlü bir kahkahayla hâlime güldü. 

   Saçlarımdan tutup beni sürüklemeye başladı, saç diplerim alev alev yanıyordu. Saçlarım en hassas noktamdı, asla dayanamazdım acısına. Hıçkıra hıçkıra ağlayarak beni bırakmasını istedim. Daha sert bir şekilde tutarak, daha hızlı bir şekilde sürüklemeye başladı. Kafa derim sökülecek gibiydi. Aynı zamanda sert asfalt derimi yüzüyor, ufak taşlar ve cam kırıkları tenimi deliyor, parçalıyordu. Adam beni sokağın sonuna kadar sürükledi. Onu karşı koymamıştım bile, karşı koyarsam beni öldüreceğinden emindim. 

   Sonunda saçlarımı bıraktığında tarif edilemez bir baş ağrısı da başlamıştı. Kafamın içinde fısıltılar, kahkahalar, konuşmalar sel olup taşıyordu. Hepsi yabancı insanların sesleriydi. Ellerimi kulaklarıma bastırıyordum. Kafamda hissettiğim yoğun basınç, kulaklarım patlayacakmış gibi hissettiriyordu. Susmaları için seslere yalvarmaya başlamıştım. En sonunda beynimin derinliklerinden gelen bir ağlama sesi tüm sesleri susturmuştu. Küçük bir kıza aitti bu ses. İçimi yine o garip tanımışlık hissi doldurdu. Kendimi hatırlamaya zorladım. Bu ağlama sesi benimdi. Küçük Dilhun’un sesiydi bu. Aniden tüm acılarım kesildi. 

   Etrafıma kısa bir şekilde baktığımda, sokağı tanımıştım. Burası benim büyüdüğüm sokaktı. Çocukluğumun güzel sayılabilecek yerleri işte burada geçmişti. Tam önünde durduğumuz, 5 katlı bina benim evimdi. Burada babaannem, dedem, amcalarım hep beraber yaşıyorduk. Ta ki annem ve babaannem büyük bir kavga edene kadar. Zihnim o günü, 18 sene öncesini perde perde oynatıyordu.

   Annem yatağına oturmuş sessiz bir şekilde ağlıyordu. Gözleri ağlamaktan kıpkırmızı olmuştu. Babam tam karşısında odayı arşınlıyordu. Elleri yanağında sıkıntıyla geziniyor, yüzünden ne kadar öfkeli olduğu belli oluyordu. Babamın öfkesinin farkında olduğum için yanlarına gitmemiştim, onları kapı aralığından seyrediyordum. Annem nihayet ayağa kalktığında doğruca babamın üstüne yürümüştü. Babamı omuzlarından itekleyerek bir kaç adım geri gitmesini sağlamıştı. Göz yaşlarını sildi ve

“Bunlar hep senin yüzünden, beni bu eve sen hapsettin. Kaç yıldır çürüyorum 4 duvarın arasında. Görmüyor musun?” dedi. Babam artık daha da kızmış gözüküyordu. İşte yine kavga etmeye başlamışlardı.

 “Ben mecbur muyum senin ailenin ağız kokusunu çekmeye? Cevap versene, benim bu yaşananlarda ne suçum var? Söylesene. Bir adam olup bana sahip çıkamadın.” diye devam etti annem. Babam hışımla annemin üstüne yürüyüp, ona tokat attı. Annem acı bir çığlıkla beraber yere yıkıldı. Korkuyordum. Babamın anneme vurmasına daha fazla şahit olmak istememiştim. Odama gidip, kendimi yatağımın üstüne yüz üstü bırakmıştım. Kendi hıçkırıklarımda boğulmak istemiştim o an. Babalar, annelere vurur muydu hiç?  Sınıfta ki çocuklar anne ve babalarının birbirlerini ne kadar çok sevdiğini anlatıyordu. Hiç o çocukların arasına katılamamıştım. Babam anneme vurduğu zaman, eline bir buket çiçek alır sonra kendini affettirirdi. Annemin bağırışları kesilmiş geriye ağlama sesleri kalmıştı. Ayak sesleri duymaya başlamıştım, bunlar babamın ayak sesleriydi. Artık ayak sesinden kimin geldiğini tanıyabiliyordum. Babam benim odama geliyordu. 

   Korkuyla yorganımın altında büzüşmüştüm. Uyuma taklidi yapıyor ve babamın uyuduğuma inanmasını istiyordum. Ayak sesleri kesildiğinde, gözlerimi sımsıkı kapatmıştım. Babamın iç çektiğini duydum. Yatağımın köşesine oturdu,

 ” Yine mi aynı numarayı yapıyorsun ufaklık?” dedi. Cevap vermedim. Korkuyordum. Odada sadece nefes sesleri vardı. Babam cevap alamayacağını anladığında,

“Öyle olsun bakalım” dedi ve odadan çıktı. Sonunda rahatlamıştım. Yatağın verdiği sıcaklıkla uyuşmaya başlamıştım ki konuşma sesleri duydum.

  “Benim senin gibi oğlum yok. Var git yoluna, gözüm görmesin seni” dedi Babaannem. Nereye gidecektik ki biz?

 “Anne, karıma ettiğin yetti artık. O da bir insan, hatasını affedeceğine bizi kovuyor musun?  Sesi oldukça kırgın geliyordu babamın.

“Ben son sözümü dedim” deyip bastonunun sert zeminde çıkardığı tok ses eşliğinde evden çıkıp gitti 

   Zihnimi ne kadar zorlasamda annem ve babaannemin niye kavga ettiğini hatırlayamamıştım. Derin bir soluk alıp, silkelendim. Artık acı hissi yoktu. Etrafıma baktım, adam ortalarda gözükmüyordu. O tekrar gelmeden kaçma isteğiyle ayağa kalktım ve arkamı döndüm. Yüzünde yine o iğrenç gülümsemeyle gözlerimin içine bakıyordu.  Korkarak bakışlarımı aşağı indirdim. Elinde ucu sipsivri bir bıçak vardı.   

   Bir kaç saniye sonra metalin soğukluğunu tenimde hissetmiştim. Tam şah damarımın üstünde tutuyordu bıçağı. Ölümle aramda bir kaç milimetre vardı sadece. Sonrasında bıçağın derime batışını, damarımdan fışkıran kanları hissettim. Acı yoktu ama bilincimin yavaş-yavaş kapandığını biliyordum. Ölüm böyle bir duygu muydu? 

   Kan tere batmış bir halde uyandım. Bütün bu yaşadıklarım rüya mıydı diye sorguluyordum. Bedenim dinlenmiş olması gerekirken çok yorgundu. Rüyanın neden olduğu kötü hisle yataktan doğruldum. Banyoya gidip duş alsam çok iyi olacaktı. Hiç değilse biraz kendime gelirdim. Yoğun bir boşluk vardı içimde.  

  Duştan çıktığımda kendimi daha iyi hissediyordum. Sıcak su bedenimi rahatlatmış, kaslarımın gevşemesine yardımcı olmuştu. Zihnim hâlâ rüyanın etkisiyle doluydu. Kıyafetlerimi giyinip, saçlarımı kuruttum. Siyah kot ve siyah tişörtümle gayet iyi göründüğümü düşünüyordum. Çekmeceden bir paket sigara ve çakmağımı aldım. Balkonda içmek istiyordum. Doğruca oturma odasına girdim, oradan evin güney tarafında ki balkona girecektim. 

  Oturma odasına girdiğimde gördüğüm manzara beni şok etmişti. Babaannem 18 sene sonra karşımdaydı. Ve yanında O vardı.

Tags:
Paylaş
2 Yorum
  1. .... 1 sene önce

    Güzel başladı kitap devamını merakla bekliyor olacağım. Elinize sağlıkk

  2. Erguvan_ 1 sene önce

    Anlatım dili sürekleyici, devamını bekleyeceğim. Başarılar.

Bir Cevap Bırakın

© 2022 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account