WhatsApp Image 2021-05-08 at 12.21.07 (1)

Evet arkadaşlar bu hikayemi ikinci kez yeniden yayınlıyorum. Birincisi yayımdan kaldırıldı. Bu duruma güleyim mi üzüleyim mi bilmiyorum. Keşke biraz daha bekleseydiniz de hiçbir şeyin düşündüğünüz gibi olmadığını görseydiniz. Neyse yeni bir başlangıçlarda eski anılara yer yok 🙂

Hikayemi şikayet eden insanlar bana yeni bir hikayeye başlama heyecanını ikinci kez yaşattığınız için teşekkürler. 

                                                                     1. bölüm

İnsanın hayatında bir çok dönüş noktası olurdu. Eğer şanslıysanız bir dönüş noktanız olur sonra hayatınız düzene otururdu, bu düzenle hayatınızı yaşardınız. Ama bazıları vardır ki hayatının bir çok dönüm noktası vardır. Dönüm noktalarının deli rüzgarı sizi ordan ora sürüklerdi bulutdan düşen yağmur damlası gibi. Toprağa karışana kadar derbeder eder.

Rüzgarın beni bu sefer nereye savurduğunu bile bilmiyordum. Issız, karanlık sokakta elimde tuttuğum kağız parçasına bir daha bakmaya çalıştım. Sokak lambasının yanına geldiğimde daha aydın görüyordum. Gideceğim yer iki sokak ötedeydi.

Geçtiğim yerlerde hiç kimsenin olmaması işime geliyordu. En azından kazasız belasız  gittiğim yere varabilirdim.

Havanın soğuk olması umrumda olmasa da istemsizce üzerimdeki siyah montuma daha sıkı sarıldım. Ellerimi ceplerimi deşecek şekilde içe bastırdım. Bu hareketimle baş parmağımın acısı tüm vücuduma yayıldı. Hissetdiğim acı bu gece olan anıları gözlerimin önüne getirdi. Bu sefer bilerek parmağımı kıpırtatdım. En azından acı bazı şeyleri düşünmemi engelliyordu.

Ben ıssız sokakları  geçtikce gölgem de peşimden geliyordu. Işık ve karanlığın çocuğuydu gölgeler aslında bizim en iyi dostlarımız olarak adlandırabiliriz. Yalnız bırakmazlardı karanlıkta. Hayatta gölge gibi yanınızda olacak insanlar lazım. Karabasan olup hayatınızı mahvedecek insanlar değil.

Gri renk demir kapısı olan gece kondunun önünde durduğumda gölgem de bekledi.  Kapının üzerindeki sarı ışık gölgemi benden biraz daha uzağa konumlandırmıştı. Derin bir nefesin sonunda sol elim kalkmış ve iki kez kapıyı tıklatmışdı.

On saniye içerisnde içeride hareketlenme olmuş ve adım sesleri gelmeye başlamıştı. Saat neredeyse gecenin ikisiydi ve içerdeki her kimse uyumamış mıydı?

“Kimsin?”duyduğum sesle yerimde irkilsem de kendimi toparlayıp cevap verdim.

“Defne ben” daha sonra beni tanımayacağını düşünerek buraya gelmemi sağlayan  kişinin ismini söyleme gereksinimi duydum. “İskender’in…kızı.”

Tam da beklediğim gibi oldu. Babamın adını duyunca kapıyı hemen açdı.

Karşımda ellilerin ortasında olan, orta boylu, saçı ve hafif sakalı beyazlamış gözlerinin kenarında derin kırışlar olan adam yüzündeki hafif tebesümmle bana bakıyordu. Benimse yüzümde hangi ifadenin olduğunu kestiremiyordum. Korku? Endişe? İfadesizlik? Belki de çaresizlik? Bilmiyordum.

“Geç içeri kızım.” Ne halde olduğumu merak ediyordum açıkcası çünkü adamın gördüğü görüntü karşısında tebessümünün aksine sesi endişeli çıkmışdı.

Kenara  çekilmesiyle tereddüt etsem de sonradan buraya kadar gelip içeri girip girmemek arasında kalmağın mantıklı yanı olmadığını düşündüğüm için küçük adımlarla içeri girdim. Adamın ayağında ayakkabı olmadığını gördüğüm için ayakkabımı çıkartmak üzere eğildim.

Beyaz çizgileri çamur olmuş siyah spor ayakkabımın iplerini açtım. Çıkartması rahat olduğu için baş parmağı kırık olan  elimi cebimden çıkarmadım.

Adam hızla etrafı kolaçan etdikden sonra kapıyı kapattı ve önüme geçerek dar kolidorun sağ tarafındaki kapıyı açtı. Misafir odası olduğunu tahmin ettiğim odaya girdik.“Geç otur kızım.” Adamın gösterdiği eskimiş, kahve renk koltuğa geçip oturdum. “Bekle ben hemen sobayı yakıyorum.” Mart ayında olduğumuz için havalar soğuk geçiyordu.

Adam sobanın ağzını açarak içine bir kaç odun atarken ben etrafıma kısa bir bakış attım. Oturduğum koltuğun karşısında üzeri çiçekli parçayla örtülü olan masa ve diğer tarfda boyaları gitmiş, iki tahta sandalye vardı. Karşı tarafda pencere hemen yanında ise yaşlı adamın yakmakla meşgul olduğu  eski ama dayanıklı soba vardı.

Adam sobayı yaktıkdan sonra gözleri beni buldu. Yüzündeki samimi gülümseme benim de yüzüme bulaştığında zorda olsa hafif bir tebessümle gülüşüne karşılık verdim. Yaşlı olduğu için ağır adımlarla yanıma doğru gelmeye başladı. Masanın diğer tarafındaki sandalyeyi çekip otrudu.”Montunu çıkar istersen kızım… ya da üşüyorsan bekle ev ısınsın sonra çıkarırsın.”sesinde sezdiğim şefkat beni rahatlatsa da montumu çıkarmak istemiyordum. Hem kolumu kıpırtatdığım anda bile acıyan baş parmağım yüzünden hem de sol kolumda olan çizik yüzünden kolum neredeyse kanla kaplıydı.

Odadaki sessizliği adamın sözleri bozdu “Demek İskender’in kızısın.”sesninde uzun zamandır görmediği eski bir dosta duyulacak özlem barındırıyordu. “Çok iyi insadı İskender. ” Bana bakmıyor karşı duvarda asılı olan küçük tabiat manzaralı resime bakıyordu.

Gözlerim dolduğunda cebimden dışarda olan elime bakmaya başladım. Benim tanımdaığım insan belli ki beni ve babamı tanıyordu.

“Dünyada bazı insanlar vardır… onların kaybı insanlık için kayıpdır.” Ağır ağır başaladığı cümlesinin sonunu büyük bir içtenlikle tamamladı “İskender de o insanlardandı.” Derin bir sessizlik olduğunda adam yüzünü bana çevirdi “Büyümüşsün.” Büyümüştüm… hatta o kadar büyüdüm ki katil bile oldum. “Seni uzun zamandır görmüyordum.”

Ne diyeceğimi bilmediğim için suskunluğumu bozmadan öylece oturduğum yerde durdum.

Adamın gözleri sobanın üzerinde duran çaydanlığa kaydı. “Ben çay vereyim sana kızım.” Adını bile bilmediğim adam masadan kalktığında henüz farkettiğim eski siyah telefonu eline aldı. Çaydanlığı da alarak odadan çıktı.

Bu sefer sessizliği bozan tek şey yanan odunun sesiydi. Ne kadar zamandır kıpırdamadan sopaya baktığımı bilmiyordum ama yaşlı adam elinde tuttuğu tepsiyle odaya döndü.

“Özür dilerim. Rahatınızı bozdum. B-benim gidecek hiç bir yerim yokdu”sesim prüzlü çıkmasına mane olamamıştım.  Bunları söylemek  yeni aklıma gelmemişti ama söyleyecek  gücü yeni buluyordum kendimde.

“Bir şey olmuş sana belli ki.” Gözlerim yaşlı adamın yılların yaşanmışlıklarını barındırdığı ela gözlerini buldu “Bak kızım,”dedi “Burada olma sebebini bilmiyorum ama buraya başına bir şey gelmeseydi gelmeyeceğini çok iyi biliyorum.”

iki yıl önce…

“Baba şimdi doktor gelecek. Lütfen biraz daha dayan.”ağlamaktan sesim o kadar kısılmıştı ki babamın beni duydup duymadığını bile bilmiyordum.

“K-kızım ben ö-öleceğim. Her insan ölür.” İki kez öksürdü, boğazımdan bir hıçkırık koptu“Ş-şimdi beni dikkatlice dinlemeni istiyorum D-defne.”yaşlı gözlerim babamın koyu kahve gözlerini buldu. “Senden istediğim tek bir şey var.” tekrar derinden öskürdü ve bir kaç saniye soluklanmak için durdu “Eğer bir gün başına içinden çıkamayacağın, kontrol edemeyeceğin bir olay gelirse… çalışma  masamın  üzerinde olan  fotoğraf çerçevesinin arkasında bir adres var… senden oraya gitmeni istiyorum.”

İki yıl geçmişti bu olayın üzerinden ve şimdi ben kağıtta yazan adresdeyim. O zaman anlam verememiştim dediklerine düşündüğüm tek şey bababmın ölüyor oluşuydu. Beni her koşulda koruyan babam bu günlerin olacağını anlamış olmalı ki en zor günümde yanımda olmasa bile yine beni korumuştu.

Derin bir nefes aldım. “Birisini öldürdüm.” Büyük bir mahcubiyetle söylediğim sözler karşımdaki gözleri kısık bir şekilde beni izleyen adamda nasıl düşünceler uyandırmıştı bilmiyorumdum ama ben emindim ki yine olsa yine öldürürdüm. Şimdi ki mahcubiyetim de abimi öldürdüğüm için değil öldürme sebebim ve karşımda tüm içtenliğiyle bana bakan adamdan bunu saklıyor oluşumdu.

Kasvetli sessizliği hiç birimiz bozmadık. Ben nasıl bozacağımı bilmiyordum. Yaşlı adam da sanırsam benim üzerime daha fazla gitmek istemediği için susuyordu.

“Yorgunsun kızım. Uyumamışsın belli ki. Hadi kalk biraz dinlen.” Açıkcası uyumak istemiyordum. Uyumak şimdi düşüneceğim son şey bile değildi. Ama yorgun olduğum kesindi.  Bu daha çok ruhsal yorgunluktu.

“Hayır, teşekkür ederim ama istemiyorum.”

“Kalk kızım çayını bile içmedin. Biraz dinlen.” Güven vermek istercesine yüzüme baktı “Merak etme benden sana zarar gelmez. Benim evimde kimseden gelmez!”

Durup düşündüğümde biraz yalnız kalıp dinlenirsem daha iyi olabileceğini düşündüm. Kafamı olumlu anlamda salladım.

Yaşlı adam yerinden kalkarak küçük kolidora çıktığında ben de peşinden gidiyordum. Yan yana duran kapılardan birisini açıp eliyle geçmem için işaret yaptı. “Burada dinlen sen. Seni rahatsız edecek kimse yok zaten evde. Yalnız yaşıyorum.”dedi yine yüzünde o  sıcak tebessümüyle.

“Teşekkür ederim.”

Adam ışığı yakıp odadan çıktı. Oda da tek kişilik bir yatak, baş ucunda eski komodin ve  giysi dolabından başka hiçbir şey yoktu.

Yatağın karşısında olan pencerenin yanına giderek durdum. Beyaz tül perdeyi araladığımda her tarafın sisle kaplı olduğunu gördüm. Geldiyimde yoktu halbuki düşündüm kendi kendime.

Soğuk havayı  vücudumda hissetmek istediğimi anladığımda pencereyi açmak için hareketlendim. Ama beynim yanlış elime komut vermiş olacak ki baş  parmağımın acısı tekrardan kolumdan başlayarak vüzuduma yayıldı. Vücudum bu acıya alışıyordu sanırım çünkü artık eskisi kadar canımı yakmıyordu.

Parmağımın acı sebebi aklıma geldiğinde ise daha çok  ruhum acıyordu.

Burada ne işim vardı sahi? Daha bir kaç saat önce evimde huzurluca oturuyordum.

Buradan başka nereye gidebilirdim? Benim buradan başka gidecek hiç bir yerim, hiç kimsem yoktu. Birisini öldürmüştüm. Yine olsa yine yapardım ama  ondan sonra… ondan sonrası yoktu. Ne yapmalı olduğumu nereye gitmeli olduğumu bilmiyordum.

Her gün insan öldürmüyorum sonuçta diyerek kendimi avutmaya çalıştım.

Pencereyi açmak fikrinden vazgeçerek yavaş adımlarla yatağa geçip cenin pozisyonunda uzandım. Anılar  yağmur gibi aklıma yağmaya başladı. Elimle kulaklarımı kapatırsam keser miydi bu yağmur?

Duvardaki çatlağı ne kadar izledimi bilmiyordum ama kapı tıklatılma sesiyle yerimde irkildim. Tıklatılan odanın kapısı değil dış kapıydı.

“Hoş geldin kaptan.” Yaşlı adamın sesini duydum, evin çok büyük olmaması işime geliyordu.

“Hoş bulmayacağım kesin!” adamın sesinin aksine konuşan kimse sesinden memnuniyetsizlik akıyordu.

“Bulursun. Hoş da bulursun. Geç içeri.”

“Nerede?”sesi daha genç olan yaşlı adamın dediğini es geçmişdi.

“İçerde uyuyor.” Benden bahs etdiklerini anladığımda yerimden kalkarak kapının yanına geldim.

Genç adam alayla “Aynı gecede adam öldürüyor ve rahatca uyuyor? Dediğin kadar narin biri değil bence.”

“Seni buraya onu yargıla diye getirmedim. Yardım et diye getirdim!”

“Neyini koruyayım? Birisini öldürmüş! Gitsin paşa paşa cezasını çeksin işte!”

“Haketmeyen biri için yıllarımı hapisanede çürütmek istemiyorum!” duyduğum ses bana aitdi, bu sözler benim dudaklarımdan dökülmüştü. Ne ara kapıyı açıp, odadan çıktığımı bilmiyordum.

Tags:

Paylaş
2 Yorum
  1. Hatice 7 ay önce

    Yaa … Çok merak ettim şimdi,çok akıcı bir kitaba benziyor.Devamı ne zaman gelir?

Bir Cevap Bırakın

© 2021 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account