kapak1

                                                                              SAVAŞ HAZIRLIĞI

        George yeni işini arkadaşı Mark’a anlatıyordu. Ona bir tomar para gösterdi ve

“ Gördün mü dostum, bu para bize ömrümüzün sonuna kadar yeter” dedi.

Mark biraz kafası karışmış bir şekildeydi. Henüz on dokuz yaşında delikanlıydılar. Hayat onlar içinde de adil olmamıştı. Aileleri maddi zorluk yaşıyorlardı. Üstelik bu savaş sonunda kahraman olacaklardı. George az ilerideki kalabalığı Mark’a gösterdi. Kalabalık, bir billboard etrafında toplanmıştı. Bir Anzak    askeri bir elinde tüfek bir elinde İngiliz bayrağı “Barbar Türklere dersini vermeye gidiyoruz “ diyordu ve afişin altında da zenginlik İstanbul’dan geçer yazıyordu. Gençlerin bazıları bu savaşın kendileri için bir fırsat olacağını söylüyor, bazıları ise dedelerinden duydukları Türklerin savaş alanındaki kahramanlıklarından korkuyordu.  Adam adındaki bir genç

“ Saçmalama Bruce, Türklerin korkak olduğunu herkes bilir, istersen arkandaki billboarda bak” dedi. Gerçektende billboard da korkak Türkler yazıyordu, üstelik silahını bırakıp İngiliz askerinin postallarını öpen bir asker resmedilmiş ve bütün Wellington sokakları bu tarz resimlerle süslenmişti.

“ Anne İngiltere’nin sana ihtiyacı var”

“ Türk kızlarından haremler kuracaksınız”

“ Hristiyan düşmanlarına derslerini verelim”

“ İstanbul’da tatile gidiyoruz” gibi onlarca yazılar ve afişlerle gençleri ikna çabaları vardı. Üstelik orduya gönüllü kayıt olan bir genç en az sekiz, on arkadaşını da ikna ediyordu.

George de yakın arkadaşı Mark’ı ikna etmek üzereydi.

“ hadi ama Mark hem dayın da orduda albay ve orada olacak, bizden daha şanslısın. Kim bilir beklide yedek subay olursun ve bizden daha fazla para kazanırsın.”

Mark kafası karışmış bir şekildeydi. Arkadaşı George de ona emanet edilmişti. George’nin babası Tom  ölüm döşeğinde birbirinizi hayatınız boyunca kollayın demişti ona. Mark biraz düşündükten sonra bu teklifi kabul etmiş ve gönüllü askerlik kaydı için dayısı Albay Peter ile görüşmek onu ziyarete gitmeye karar verdi. Uzun bir yol yürüdükten sonra Mark dayısının konağına gelmişti. Dayısı Peter bahçede çayını yudumlamaktaydı. Dayısına arkadan yaklaşıp gözlerini elleri ile kapatıp

“ Bil bakalım ben kimim” dedi

Dayısı Peter ise gecikmeden

“Tabi ki en yakışıklı yeğenim Mark” deyip ayağa kalktı ve Mark’a sıkıca sarıldı. Mark gerçektende yakışıklı bir delikanlıydı. Uzun boylu beyaz tenli sarı saçlı ve deniz mavisi gözleri vardı. Bir çok kız Mark’ın dikkatini çekmeye çalışıyordu. Peter yeğeni için bir çay söyledi ve  biraz havadan sudan sohbet ettikten sonra Mark ağzındaki baklayı çıkarıp savaşa katılmak istediğini dayısına söyledi. Peter bu sözlerden sonra yüzü düştü ve

“savaş oyun değildir sevgili yeğenim, hele ki bu savaş dünyanın gördüğü en büyük savaş olacak. Türkler ve Almanlar ile savaş kolay olmayacaktır.”

Mark

“ Anne İngiltere’nin ve kraliçenin bize ihtiyacı var dayı. Bütün Yeni Zellanda gençleri bu savaşa giderken bir korkak gibi saklanmayacağım” dedi

Peter

“ bazen korkak olmak tabutun içinde olmaktan iyidir. Kraliçe için o kadar önemliyse bu savaş sevgili prenslerinden birini cephede ön saflarda görmek isteriz. Sana kimsenin ihtiyacı yok sana burada annenin ve babanın ihtiyacı var. Türkler seni orada ellerinde çiçekler ile karşılamayacaktır ya da Almanlar. Ülkelerini savunmak için hayatlarını hiçe sayacak on binlerce elleri silahlı askerle karşılaşacaksın. Seni bu tehlikenin içine sokamam.” Dedi.

Mark

“ hadi ama dayı Türklerin korkak olduğunu herkes bilir” diyip gülümsedi.

Peter

“Türkler korkak olsaydı binlerce yıl ataların onlardan korkmazdı, peki fikrini değiştiremeyeceğim bu savaşta yanımda yer alacaksın ve emrimde olacaksın. Yedek subay olarak emrinde askerlerin olacak ve senin hayatını korumak için seni orada cezalandırmaktan çekinmeyeceğimi bil sevgili yeğenim” dedi.

Mark bu haber üzerine sevinçten havalara uçtu ve haberi arkadaşları George ve Adam’a söylemek için sabırsızlanıyordu. 

Peter

“sekiz gün sonra yolculuk başlayacak. Mısır da savaş eğitimi alacağız ve dua edelim ki Fransızlar ve İngilizler boğazları kolayca geçsin ve bize ihtiyaç kalmasın” dedi.

Mark hazırlıklarını yapmak ve arkadaşlarına haber vermek için dayısının konağından ayrıldı. Akşam geç saatlerde her zaman gittikleri barda biralarını yudumluyorlardı. Orduda Fransızlarında olacağını duyduklarında sevinen kafadarlar ikinci dillerini pratik yapma imkanı bulacaklardı. Günler günleri kovaladı ve sefer günü gelmişti. Uzun bir gemi yolculuğu  üç kafadarı beklemekteydi.

Mark sinirle George’ye bu lanet olası Adam nerede kaldı. Gemi neredeyse kalkacak dedi.

George

“ elinde futbol topu olan bizim şapşal arkadaşımız sanırım “ dedi.

Mark

 “ seni ahmak bu top da nedir böyle oraya oyun oynamaya değil savaşmaya gidiyoruz” dedi.

Adam

“ İstanbul çayırlarında iz bırakmak istemiyorsunuz sanırım “ dedi ve gülümsedi.

George

“ Rahatla dostum, Adam haklı. Savaş bir iki günde bitecek ve eğlenmemiz için bu top şart” dedi. Kafadarlarımız gülüşüp gemideki yerlerini almak için güverteye doğru hareketlendiler. Gemi girişinde bir yetkili kimlik kontrolü yapıyordu. Bazı askerler yanlış gemiye gelmişlerdi ve onları doğru gemiye yönlendiriyordu. Albay Peter güvertede gençleri gördüğünde biraz hüzünlense de üç kafadara sarılıp

“bu saatten sonra bir askersiniz ve emirlerimden dışarı çıkmayacaksınız, bu sizlerin hayatta kalması için şart “ dedi. Geminin adı da manidardı Odysseus. Peter gençlere bu geminin adının anlamını bilip bilmediklerini gençlere sordu. Gençler hayır dercesine başlarını salladılar.

Peter

“ Agemennon, Truva savaşı için yunan krallarını savaşa katılmaları için elçiler yollar. Odysseus bu savaşa katılmamak için deli numarası yapmıştır. Elçiler geldiğinde tarlaya tuz ekip, hayvan yerine sabana kendini bağlar. Bu durumu gören elçiler Odysseus’un oğlunu sabanın önüne yatırırlar. Tabi ki oğlunu ezmek istemez ve her şeyi itiraf edip savaşa katılmak zorunda kalır. Truva atı fikrinin de mucididir. Bende sizleri götürmemek için çok çabaladım. Umarım bir oyun bulur ve sizlere zarar “gelmeden  o topraklardan geçeriz. Truva savaşının olduğu topraklardan geçeceğiz  “ der.

Uzun yolculuk böylece başlar. Mısır da İngiliz birlikleri bu acemi askerleri beklemektedir.

Tags:
Paylaş
1 Yorum
  1. mirzam 2 ay önce

    İlgi ve merakla takip edeceğim.

Bir Cevap Bırakın

© 2021 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account