1|Agir MİRŞAH

Diyarbakır’ın kavurucu sıcağına rağmen kadın tüm gücüyle koşuyordu. Solukları boğazını yakarken kalbi göğüs kafesinde deviniyordu. Derin nefesler almaya çalıştı. Genç kadın elindeki ufak bavulu daha sıkı tutup arkasına baktı. Gelenin, gidenin olmadığını bilse de korkusu genç kadını arkasına bakmaya itiyordu. Sabahın ilk saatleriydi. Diyarbakır derin bir uykudayken belkide sadece sevdiği adam ve o uyanıktı koca şehirde. Ara sokakta duyduğu tıkırtıyla hızla bir duvar kenarına sinip sırtını dayadı.

“Gule!” Kulaklarında yer edinen sevdiği adamın sesiyle yumduğunu bile fark etmediği gözlerini araladı. Sevdiği adam telaşla etrafa bakmasına rağmen o kadar kendinden emindi ki bir kez daha aşık oldu genç kadın.

“Hadi Gule.” Adamın uzattığı eli tereddüt dahi etmeden sıkıca tuttu. Adam hızla geldiği ara sokağa doğru sevdiği kızı sürüklerken yaklanmaları an meselesiydi. Hızlı olmalıydı adam, yoksa sevdiği kadın göz göre göre onun yüzünde ölecekti. Ferit yolun sonunun ölüm olacağını bilse de sevdiğini biraz daha yaşatmak için elinden geleni yapacaktı. Bunun için her şeyi göze alıyordu, ölümü bile. Arabasının yanına gelince çevik bir hareketle kadını arabaya bindirip kendi de hızla bindi. Aşklarını özgürce yaşamak için kaçıyorlardı.

İki aşık Diyarbakır sınırından çıkarken Mirşah konağında yer yerinden oynuyordu. Adam öfkesinden gözü dönmüş bir hâlde etrafa saldırıyor hıncını almaya çalışıyordu. Yediremiyordu kendine adam kız kardeşinin böyle bir aymazlık yapışını. Kardeşi kaçarak sadece ölüm fermanını imzalamamış ailesinin alnına da namus lekesini sürmüştü. Konağın kapısı hızla açılınca adam ellerini arkada birleştirip karşısında başı eğik duran kahyaya baktı.

“Ağam, ağam!” Adam başına geleceklerin korkusuyla kekeleyince Agir Mirşah artık taşan sabrıyla adamın iki yakasını tutup sarstı.

“Adam gibi konuş!” Adamın yakasını iterek bırakınca kahya elini önünde birleştirip hâlâ eğik olan başını daha da eğdi.

“Ağam Mardin de Azat ağaya sığınmışlar. Adamlar yola çıkmak için emrini bekliyor.” Ellerini yumruk yapıp sıktı. Azat ağayı tanırdı. Mertliğinden, yiğitliğinden burdaki ağalar bile bahsederdi. Ona sığınanı istemediği sürece kimse kolay kolay alamazdı. Bunu biliyordu adam, karşılıklı oturup konuşmasalarda aynı ortamda bulunmuş ve ağalara silah çekişine kendi şahit olmuştu. Ama Agir’in de gözü karaydı. Damarlarında gezen kan da Mirşah kanı vardı. Önünde dağ olsa duramazdı.

“Arabayı hazırlayın Mardin’e gidiyoruz.” Adamın sesinde barındırdığı ölüm kan kokusunu etrafa yayıyordu. Konaktaki herkes bu öfkenin getireceklerini korkuyla bekliyordu.

Saatler süren yolculuk gecenin onunda sonlandığında Agir arabadan inip karşısındaki iki kanatlı kapıya dikti nefret dolu bakışlarını. Bu kapının ardında namuslarını beş para eden iki kişi vardı. Deli öfkesi kanını kaynatırken arkasındaki adamlara baş hareketi yaparak kapıdaki adamları durdurmuştu. Elini beline atıp baba yadigar silahı gün yüzüne çıkardı. Elindeki silahla kapıyı kırarcasına açıp konağa adım attığında karşısında korkuyla bir anda kaskatı kesilen kadına baktı. Korkudan büyüyen mavi gözleri her an kapanacak gibiydi.

Azat’ın hızla kadının önüne geçmesiyle Mardin’in hanımağası olan kadın olduğunu anlamıştı Agir.

“Sen kimin konağında kimin kadınına silah çekiyorsun Agir!” Azat’ın kükreyişi adamı zerre etkilememişti. Madem o ailesini korumak için baltalarını çekiyordu. Agir da silahlarını kuşanırdı.

“Bacımı kaçıran iti saklayan adamın konağında ona silah çekiyorum. Şimdi sakladığın ciğeri beş para etmezleri getir Azat!” Avludaki herkes şaşkınlıkla bir anda aslan kesilen adamları izlerken düşüncelerinde zemin hazırlayan tek gerçek olacakların hayra alamet olmadığıydı.

“Oturup konuşacağız Agir.” Azat ağanın dediğiyle adam kaskatı kesildi. Öfkesi dinmek bilmezken birde namuslarını nasıl beş para ettiklerini mi tartışacaklardı?

“Bu mesele benim meselemdir. Oturup sizle bu namussuzluğu konuşacak değilim.” Namussuzluğu derken bakışları üst kata kaymıştı. Kız kardeşi Gule yaşlı gözlerle onu izlerken köpüren sinirlerini zapt etmek için bakışlarını karşısındaki adama dikti.

“Benim konağımda bana sığınan adamı silah zoruyla yollamam. Ağası değil feriştahı gelse bu değişmez.” Bu mesele uzadıkça Agir’in öfkesi damarlarındaki kanı kurutacağa benziyordu.

“Mevzu silahla çözülecek iş değil Agir. Geç otur.” Mehmet ağanın, Azat’ın babasının, konakta yankılanan sesiyle sakinleşmek adına gözlerini yumdu. Ardından silahını indirip sedirlere ilerleyip oturdu. Adamlar Agir’in indirmesiyle silahlarını indirmiş yerlerine geçmiştiler. Azat ağanın gelmesiyle iki adam arasındaki sessiz savaş tüm acımasızlığıyla devam etmeye başladı. Sessizlik diğer ağaların da gelişiyle sonlanırken iki tarafta galipti.

“Ağalar olan olmuş nikah kıyılmış. Hem bu ne kadar hatalı bir yoldan da olsa yıllardır süre gelen kan davası da aile bağıyla sonlanacaktır. Diyeceğim o ki bu mesele kanla değil sulh ile çözülsün.” Azat ağanın konuşmasıyla birçok ağa hoşnutlukla başını sallarken Agir damarlarında çağlayan kanın kaynayışını hissediyordu.

“Azat ağa sen dediğini dedin sıra bende.” Agir sesindeki sertliği önlemek için bir çaba sarf etmedi. Burdaki herkes bu siniri görüp ayağını denk alacaktı. “Babamın kanı o namussuzların elindeyken karşıma geçip barış istemeyin. Bu kaçışın hükmü bellidir. O ikisinin hakkı ölümdür. Benim içimde yanan ateş onların kanıyla sönmedikçe değil Amed’i (Diyarbakır) cihanı yakarım.” Adamın sözlerini savunan gözlerindeki kıvılcımlardı.

“Agir ağa! Haddini bilesin Allah’ın verdiği canı almak ne zamandan beri sana düştü?” Agir’in, konuşan yaşlı adamla beraber uçurumu andıran kaşlarının arasındaki derinlik biraz daha arttı. Agir hızla ayağa kalkıp sinirle adama baktı.

“Bunu siz mi söylüyorsunuz? Namus diye kızların katlini fetva veren ağalar? Bu dava benim davam. Hakim de benim, kanun da. Anlıyacağınız hüküm verildi. Kalem kırıldı.” Sonlara doğru bakışları sessizliğini korusada sinirden delirmek üzere olan adama kaydı. Ferit Mervan, bacısını kaçıran it!

“Otur Agir!” Agir aşinası olduğu sese döndüğünde karşısında amcasını beklemiyordu. Buna rağmen saygısını bozmadan kalktığı sedire oturdu. Yaşlı adam konağın kapısından sedirlere ilerlerken ağalarda gezdirdi bakışlarını. Ardından adam elindeki bastonun sapını daha da sıkarken yeğenine uzun uzun baktı. Az sonra olacaklar yeğenini fazlaca sarsacaktı. Kolay değildi bir emaneti için diğer emanetine kıyıyordu. Ancak ağabeyine sözü vardı evlatlarını koruyacaktı. Evliliğin çözümü olurdu fakat ya ölümün? Ölümün çözümü yoktu. Roni ağada sırf bu yüzden böyle bir karar veriyordu.

“Ağalar! Ben Roni MİRŞAH, hüküm verilmiştir. Berdel olacak yeğenim Agir, Mervanlardan kendine eş alarak bu husumete son verecektir.” Adamın sözleriyle yerinden hışımla kalkan Ferit tüm bakışları üstüne çekmişti.

“Roni ağa sen dediğini bilir misin? Bu yolun sonunun ölüm olacağını bilerek çıktık. Şimdi yolun sonundayız.” Agir gözlerini konuşan adama, Ferit’e,  dikip zihnine yatan düşünceyi değiştirmemek için hızla hareket etti. Madem ölüm istiyordu bu adam Agir’de ciğerlerini dağlaya dağlaya öldürecekti herbirini.

“Hüküm amcamın dediği gibidir ağalar.” Agir’in dediğinle işin tatlıya bağlanmasına sevinenler olacaklardan habersizdi. Ferit kanını zehirleyen sözlere inat Agir’e ölüm saçan gözlerle baktı. Agir’in topraklarında kol gezen sinsi düşünceler kan istiyordu. Agir içindeki ateşi söndürecek kanı bulmuştu.

Mardin topraklarından ayrılan arabalar Diyarbakır’a bomba gibi düşecekti.

Tags:

Paylaş
4 Yorum
  1. @hatice.sayim98 1 sene önce

    İlginç bir hikayeye benziyor

  2. Nazlı Mermer 1 sene önce

    Ben hep agir evini önceden görmüştür diye düşünüyordum..
    Evinin agir i ilk yüreğine düşürmesi çook güzeldi

  3. Nazlı Mermer 1 sene önce

    Bence agir sonradan çook pişman olacak yaptıklarına..

Bir Cevap Bırakın

© 2021 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account